Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Antalya’nın Muratpaşa İlçesi’nde Başöğretmen Atatürk Ortaokulu’nda iki sınıfın sadece erkek öğrencilerden oluşturulduğu ortaya çıktı. Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı, cinsiyet ayrımcılığı içerdiği gerekçesiyle Antalya Valiliği’ne şikayette bulunuldu.
Antalya’da 1006’sı erkek, 722’si kız olmak üzere 1728 öğrencinin bulunduğu Muratpaşa Başöğretmen Atatürk Ortaokulu’nda, 12 şubeden oluşan 6’ncı sınıflarda iki şubenin tamamıyla erkek öğrencilerden oluşturulduğu belirlendi. 6’ncı sınıf düzeyinde 275 erkek, 154 kız öğrenci bulunmasına rağmen 10 şubede kız-erkek öğrenciler karma eğitim ve öğretim görürken (M) ve (N) şubelerinin sadece erkek öğrencilerden oluşması şikayete konu oldu.
Eğitim İş Antalya Şubesi’nce, Antalya Valiliği’ne yapılan şikayette, Muratpaşa Başöğretmen Atatürk Ortaokulu’nda 6’ncı sınıf (M) şubesinin tamamı erkek toplam 38, (N) şubesinin de tamamı erkek toplam 36 öğrenciden oluştuğuna dikkat çekilerek, bu durumun Milli Eğitim Temel Kanunu ve temel eğitim yönetmeliklerine aykırı olduğu belirtildi.
Eğitim İş Antalya Şube Başkanı Mehmet Balık, okulun 5, 7 ve 8’inci sınıflarıyla toplam 12 şubeden oluşan 6’ncı sınıfların 10 şubesinde karma eğitim- öğretim verilirken, iki şubenin sadece erkek öğrencilerden oluşturulmasına anlam veremediklerini söyledi.
Bu durumu karma eğitime son verilerek kız-erkek ayrımının yapıldığı cinsiyet ayrımcılığı olarak değerlendiren Mehmet Balık, "1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ve yönetmeliklerinde böyle bir ayrım yapılmasına yer yok. Bu iki şubenin sadece erkek öğrencilerden oluşturulması yasa ve yönetmeliklere aykırıdır ve okul idaresi suç işlemektedir. Okullarda zengin-fakir, kız-erkek, Fenerbahçeli- Galatasaraylı gibi ayrımlarla sınıflar oluşturulamaz. Bu yanlışın bir an önce düzeltilmesi gerekiyor" diye konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Antalya’nın Muratpaşa İlçesi’nde Başöğretmen Atatürk Ortaokulu’nda iki sınıfın sadece erkek öğrencilerden oluşturulduğu ortaya çıktı. Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı, cinsiyet ayrımcılığı içerdiği gerekçesiyle Antalya Valiliği’ne şikayette bulunuldu.
Antalya’da 1006’sı erkek, 722’si kız olmak üzere 1728 öğrencinin bulunduğu Muratpaşa Başöğretmen Atatürk Ortaokulu’nda, 12 şubeden oluşan 6’ncı sınıflarda iki şubenin tamamıyla erkek öğrencilerden oluşturulduğu belirlendi. 6’ncı sınıf düzeyinde 275 erkek, 154 kız öğrenci bulunmasına rağmen 10 şubede kız-erkek öğrenciler karma eğitim ve öğretim görürken (M) ve (N) şubelerinin sadece erkek öğrencilerden oluşması şikayete konu oldu.
Eğitim İş Antalya Şubesi’nce, Antalya Valiliği’ne yapılan şikayette, Muratpaşa Başöğretmen Atatürk Ortaokulu’nda 6’ncı sınıf (M) şubesinin tamamı erkek toplam 38, (N) şubesinin de tamamı erkek toplam 36 öğrenciden oluştuğuna dikkat çekilerek, bu durumun Milli Eğitim Temel Kanunu ve temel eğitim yönetmeliklerine aykırı olduğu belirtildi.
Eğitim İş Antalya Şube Başkanı Mehmet Balık, okulun 5, 7 ve 8’inci sınıflarıyla toplam 12 şubeden oluşan 6’ncı sınıfların 10 şubesinde karma eğitim- öğretim verilirken, iki şubenin sadece erkek öğrencilerden oluşturulmasına anlam veremediklerini söyledi.
Bu durumu karma eğitime son verilerek kız-erkek ayrımının yapıldığı cinsiyet ayrımcılığı olarak değerlendiren Mehmet Balık, "1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ve yönetmeliklerinde böyle bir ayrım yapılmasına yer yok. Bu iki şubenin sadece erkek öğrencilerden oluşturulması yasa ve yönetmeliklere aykırıdır ve okul idaresi suç işlemektedir. Okullarda zengin-fakir, kız-erkek, Fenerbahçeli- Galatasaraylı gibi ayrımlarla sınıflar oluşturulamaz. Bu yanlışın bir an önce düzeltilmesi gerekiyor" diye konuştu.
Son Güncelleme: Çarşamba, 28 May 2014 10:02
Gösterim: 1353
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, "üstün yetenekli" yerine, "özel yetenekli" tabirinin pedagojik açıdan daha doğru olduğunu belirterek, "Önemli olan her çocuğun özel yeteneğini tanılamak ve kendisine benzeyen çocuklarla birlikte yeteneğini geliştirebileceği ortamda eğitmektir" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Üstün Yetenekli Çocuklar Araştırma Komisyonu Raporu üzerinde konuşan Avcı, bakanlık olarak öneriler çerçevesinde 2013-2017 yıllarını kapsayacak şekilde "Özel Yetenekli Bireyler Strateji ve Uygulama Planı"nı hazırladıklarını ve uygulama belgesi haline getirdiklerini anlattı. İşbirliği yapılacak kuruluşların detaylı olarak belirlendiğine işaret eden Avcı, en başta eğitim modelleri hazırlandığını, erken tanımlanması için tanı testleri hazırlandığını ve test uygulayıcılarının yetiştirilmeye başlandığını, Bilim ve Sanat Merkezlerinde (BİLSEM) proje bazlı destekler uygulandığını söyledi.
Özel yetenekli bireyler veri tabanı oluşturulmakta olduğunu ifade eden Avcı, konuyla ilgili en fazla ailelerin bilgilendirilmeye ihtiyacı olduğunu, bu amaçla "aile kılavuzu", "eğitim zenginleştirme el kitabı" hazırlandığını, ayrıca çeşitli projeler kapsamında eğitim uygulamalarının devam ettiğini kaydetti. Avcı, 1995 yılından bu yana özel yetenekli bireylerin eğitiminde yer alan BİLSEM'lerin ortaokul ve lise düzeyinde 81 ile yaygınlaştırılmakta olduğunu, halen 64 ilde 72'sinin faaliyet gösterdiğini, öğretmen adaylarına konulara ilişkin farkındalık kazandırıldığını vurguladı.
Avcı, anadili Türkçe olmayan çocukların yaşadığı travmaların MEB tarafından çok önemsendiğini ifade ederek, "Konuyla ilgili uluslararası sözleşmelere konulan çekincelerin kaldırılması gerektiği konusunda hemfikiriz. Bu konuda atılmış olumlu adım; biz bu tanı testlerini dil bağımlı olmaktan kurtardık. Anadili ne olursa olsun bu testler çocuklarımızın özel yeteneklerini ölçmeye, önceden tanımlamaya elverişli hale getiriliyor" dedi.
BİLSEM'lere seçilen öğretmenlerle ilgili eleştirilerin doğru olmadığını, 2008 yılından beri bu öğretmenlerin üç seçme aşamasından geçirilerek seçildiğini anlatan Avcı, öğretmenlerle ilgili sıkıntı olmadığını söyledi.
Avcı, "Ama öğrenci seçiminde, yerelde, o ilin önde gelen yöneticilerinin veya etkili kişilerin çocuklarının bu kriterlere bağımlı olmaksızın buralara kaydedildiklerine dair bizim de tespitlerimiz var. Bunu önlemek için de tanı testlerinin sonuçlarına bağlı olarak öğrencileri yönlendirecek tedbirleri alıyoruz. Ayrıca, tek alternatiflerin BİLSEM'ler olmaktan çıkarıldı, yetenek atölyeleri ve destek eğitim odalarıyla bunu yaygınlaştırmaya çalışıyoruz" diye konuştu.
Bu yıl kabul edilen yasada yanlış anlamaya müsait "proje okullar" ile hüküm olduğunu ifade eden Avcı, seçilmiş bazı okulların gerek yönetimi, gerek finansmanı ve gerekse de öğretmen seçimi konusunda Milli Eğitim Bakanı'na diğer okullarda olmayan bazı yetkiler verdiğini, Meclis'te de subjektif ölçülerle kullanılabileceği ve kadrolaşma amacına yönelik olduğu eleştirisi yapıldığını hatırlattı. Bunun amacının bazı okulları proje okullar kapsamına alarak hem bazı pilot uygulamaları gerçekleştirmek hem de mevzuatla yapılamayan bir takım işleri yapmak olduğunu anlatan Avcı, Ankara Fen Lisesi'ni bugünkü görünümden kurtarmak için mezunlar derneğiyle birlikte bir girişim başlattıklarını kaydetti.
"Aileler, çocuklarına sıra dışı yaratık muamelesi yapmaya başlıyor"
Nabi Avcı, terminolojiye dikkati çekerek, "Üstün zekalı" tabirinin pedagojik olarak kendilerine doğru gelmediğini, "özel yetenekli" demek gerektiğini söyledi. "Üstün zekalı" veya "üstün yetenekli" tabirinin en başta hiyerarşi ima ettiğini belirten Avcı, şöyle konuştu:
"Bu, çocukların ve ailelerin aleyhine işliyor. En başta aileler, çocuklarına sıra dışı yaratık muamelesi yapmaya başlıyor. Çocukların çocukluklarını yaşamalarını engelleyen tutum içine giriyorlar. 'Sen üstün zekalısın, bunu nasıl yaparsın, sana yakışır mı?' diyorlar. Çocuğun her yaptığı kabahat haline geliyor. Bunu okullarda ve velilerden gelen şikayetlerden de sık yaşıyoruz, Geçen yıl İstanbul'da bu çocuklara yönelik projenin yürütüldüğü okul, proje süre bittiği için normal eğitime geçti. 19 çocuk ve velileri, medyayla da ilişki kurarak gösteriler yaptı. O gösteride iki pankart taşındı; biri 'Einstein'ler burada, Milli Eğitim Bakanlığı nerede?'. Ailelerin ve 10-12 yaşındaki çocukları kendilerini Einstein olarak görmeye başlamaları, başlı başına sorundur. Diğer pankart; 'dehalara kıymayın'. Deha ayrı bir şey. Dehanın eğitimi yok zaten. Çok özel. Keşke böyle yeteneği olan her bir çocuk için ayrı eğitim programı tasarlayabilsek. Çünkü hem özel yetenekli olduğunu varsayıyoruz hem de bunları biraraya toplayıp, standart bir eğitimin onlara uygulanabileceğini düşünüyoruz. Bu paradoksal bir şey. Gerçekten özel yetenekler var. Nitekim Suna Kan ile ilgili yasa, adeta adrese teslim. Her özel çocuk için mümkün olabilse de ayrı bir eğitim programı tasarlanabilse. Bunu yapamıyoruz, o zaman bunları biraraya toplayıp ayrı bir fabrika modeli geliştirelim demek yanlış. Bu nimet bazen çok büyük külfete dönüşüyor. Stratejik plan içinde bu çocuklarımızı olabildiğince standardize etmeden, onları seri üretim nesnesi muamelesi görmeden bir takım kurumlarda, kendi özel yeteneklerine uygun eğitim almaları için çabalarımızı sürdürüyoruz.
Özel yetenek veya üstün zekalı denirken kastedilen, büyük ölçüde bir takım zihinsel becerilerdir. Matematiksel zeka ve yeti öne çıkıyor. Ama biz biliyoruz ki artık her çocuğun kendine özgü becerisi var. Bunun illa matematiksel zekada tezahür etmesi gerekmiyor. Kimisi sporda, kimisi sanatta, kimisi dilde çok başarılı oluyor. Önemli olan her çocuğun daha özel yeteneği olduğunu tanılamak ve sonra onu kendisine benzeyen çocuklarla birlikte o yeteneğini olabildiğince geliştirebileceği eğitim ortamında eğitmektir. Amacımız budur. 4+4+4 sistemi içinde seçmeli derslerde yetersiz kalıyoruz. Her seçmeli ders için bazen bir sınıf oluşturamıyoruz. en az 10 koşulunu onun için getirdik. Keşke imkanımız elverse de 10 öğrenci kısıtlamasını da kaldırsak ve her seçmeli ders için bihakkın verebilecek öğretmenleri istihdam edebilecek durumda olsak. Henüz o durumda değiliz ama oraya doğru gidiyoruz. En azından doğrultumuz bence doğru. Bu arada henüz ideal koşullar oluşturabilmiş değiliz. Uygulama planı doğru, paydaşlar doğru belirlenmiş, bakanlık olarak koordinasyon görevini yapıyoruz."
Avcı, Komisyon raporunun kendileri için yol gösterici olduğunu, neyi ne kadar yaptıklarını ve neyi öncelikli olarak yapmaları gerektiğini gösteren bir çalışmanın ellerinde olduğunu belirterek, "Biz bu çalışma doğrultusunda yaptıklarımızı gözden geçiriyoruz. Bundan sonra hızlanarak çalışmalarımız sürecek" dedi.
Rapor üzerinde konuşmaların bitmesinin ardından MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın, raporun görüşmelerine devam edilmesi için verdiği önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamadı. İki kez ara veren Başkanvekili Güldal Mumcu, karar yeter sayısının bulunmaması üzerine birleşimi yarın saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, "üstün yetenekli" yerine, "özel yetenekli" tabirinin pedagojik açıdan daha doğru olduğunu belirterek, "Önemli olan her çocuğun özel yeteneğini tanılamak ve kendisine benzeyen çocuklarla birlikte yeteneğini geliştirebileceği ortamda eğitmektir" dedi.
TBMM Genel Kurulu'nda, Üstün Yetenekli Çocuklar Araştırma Komisyonu Raporu üzerinde konuşan Avcı, bakanlık olarak öneriler çerçevesinde 2013-2017 yıllarını kapsayacak şekilde "Özel Yetenekli Bireyler Strateji ve Uygulama Planı"nı hazırladıklarını ve uygulama belgesi haline getirdiklerini anlattı. İşbirliği yapılacak kuruluşların detaylı olarak belirlendiğine işaret eden Avcı, en başta eğitim modelleri hazırlandığını, erken tanımlanması için tanı testleri hazırlandığını ve test uygulayıcılarının yetiştirilmeye başlandığını, Bilim ve Sanat Merkezlerinde (BİLSEM) proje bazlı destekler uygulandığını söyledi.
Özel yetenekli bireyler veri tabanı oluşturulmakta olduğunu ifade eden Avcı, konuyla ilgili en fazla ailelerin bilgilendirilmeye ihtiyacı olduğunu, bu amaçla "aile kılavuzu", "eğitim zenginleştirme el kitabı" hazırlandığını, ayrıca çeşitli projeler kapsamında eğitim uygulamalarının devam ettiğini kaydetti. Avcı, 1995 yılından bu yana özel yetenekli bireylerin eğitiminde yer alan BİLSEM'lerin ortaokul ve lise düzeyinde 81 ile yaygınlaştırılmakta olduğunu, halen 64 ilde 72'sinin faaliyet gösterdiğini, öğretmen adaylarına konulara ilişkin farkındalık kazandırıldığını vurguladı.
Avcı, anadili Türkçe olmayan çocukların yaşadığı travmaların MEB tarafından çok önemsendiğini ifade ederek, "Konuyla ilgili uluslararası sözleşmelere konulan çekincelerin kaldırılması gerektiği konusunda hemfikiriz. Bu konuda atılmış olumlu adım; biz bu tanı testlerini dil bağımlı olmaktan kurtardık. Anadili ne olursa olsun bu testler çocuklarımızın özel yeteneklerini ölçmeye, önceden tanımlamaya elverişli hale getiriliyor" dedi.
BİLSEM'lere seçilen öğretmenlerle ilgili eleştirilerin doğru olmadığını, 2008 yılından beri bu öğretmenlerin üç seçme aşamasından geçirilerek seçildiğini anlatan Avcı, öğretmenlerle ilgili sıkıntı olmadığını söyledi.
Avcı, "Ama öğrenci seçiminde, yerelde, o ilin önde gelen yöneticilerinin veya etkili kişilerin çocuklarının bu kriterlere bağımlı olmaksızın buralara kaydedildiklerine dair bizim de tespitlerimiz var. Bunu önlemek için de tanı testlerinin sonuçlarına bağlı olarak öğrencileri yönlendirecek tedbirleri alıyoruz. Ayrıca, tek alternatiflerin BİLSEM'ler olmaktan çıkarıldı, yetenek atölyeleri ve destek eğitim odalarıyla bunu yaygınlaştırmaya çalışıyoruz" diye konuştu.
Bu yıl kabul edilen yasada yanlış anlamaya müsait "proje okullar" ile hüküm olduğunu ifade eden Avcı, seçilmiş bazı okulların gerek yönetimi, gerek finansmanı ve gerekse de öğretmen seçimi konusunda Milli Eğitim Bakanı'na diğer okullarda olmayan bazı yetkiler verdiğini, Meclis'te de subjektif ölçülerle kullanılabileceği ve kadrolaşma amacına yönelik olduğu eleştirisi yapıldığını hatırlattı. Bunun amacının bazı okulları proje okullar kapsamına alarak hem bazı pilot uygulamaları gerçekleştirmek hem de mevzuatla yapılamayan bir takım işleri yapmak olduğunu anlatan Avcı, Ankara Fen Lisesi'ni bugünkü görünümden kurtarmak için mezunlar derneğiyle birlikte bir girişim başlattıklarını kaydetti.
"Aileler, çocuklarına sıra dışı yaratık muamelesi yapmaya başlıyor"
Nabi Avcı, terminolojiye dikkati çekerek, "Üstün zekalı" tabirinin pedagojik olarak kendilerine doğru gelmediğini, "özel yetenekli" demek gerektiğini söyledi. "Üstün zekalı" veya "üstün yetenekli" tabirinin en başta hiyerarşi ima ettiğini belirten Avcı, şöyle konuştu:
"Bu, çocukların ve ailelerin aleyhine işliyor. En başta aileler, çocuklarına sıra dışı yaratık muamelesi yapmaya başlıyor. Çocukların çocukluklarını yaşamalarını engelleyen tutum içine giriyorlar. 'Sen üstün zekalısın, bunu nasıl yaparsın, sana yakışır mı?' diyorlar. Çocuğun her yaptığı kabahat haline geliyor. Bunu okullarda ve velilerden gelen şikayetlerden de sık yaşıyoruz, Geçen yıl İstanbul'da bu çocuklara yönelik projenin yürütüldüğü okul, proje süre bittiği için normal eğitime geçti. 19 çocuk ve velileri, medyayla da ilişki kurarak gösteriler yaptı. O gösteride iki pankart taşındı; biri 'Einstein'ler burada, Milli Eğitim Bakanlığı nerede?'. Ailelerin ve 10-12 yaşındaki çocukları kendilerini Einstein olarak görmeye başlamaları, başlı başına sorundur. Diğer pankart; 'dehalara kıymayın'. Deha ayrı bir şey. Dehanın eğitimi yok zaten. Çok özel. Keşke böyle yeteneği olan her bir çocuk için ayrı eğitim programı tasarlayabilsek. Çünkü hem özel yetenekli olduğunu varsayıyoruz hem de bunları biraraya toplayıp, standart bir eğitimin onlara uygulanabileceğini düşünüyoruz. Bu paradoksal bir şey. Gerçekten özel yetenekler var. Nitekim Suna Kan ile ilgili yasa, adeta adrese teslim. Her özel çocuk için mümkün olabilse de ayrı bir eğitim programı tasarlanabilse. Bunu yapamıyoruz, o zaman bunları biraraya toplayıp ayrı bir fabrika modeli geliştirelim demek yanlış. Bu nimet bazen çok büyük külfete dönüşüyor. Stratejik plan içinde bu çocuklarımızı olabildiğince standardize etmeden, onları seri üretim nesnesi muamelesi görmeden bir takım kurumlarda, kendi özel yeteneklerine uygun eğitim almaları için çabalarımızı sürdürüyoruz.
Özel yetenek veya üstün zekalı denirken kastedilen, büyük ölçüde bir takım zihinsel becerilerdir. Matematiksel zeka ve yeti öne çıkıyor. Ama biz biliyoruz ki artık her çocuğun kendine özgü becerisi var. Bunun illa matematiksel zekada tezahür etmesi gerekmiyor. Kimisi sporda, kimisi sanatta, kimisi dilde çok başarılı oluyor. Önemli olan her çocuğun daha özel yeteneği olduğunu tanılamak ve sonra onu kendisine benzeyen çocuklarla birlikte o yeteneğini olabildiğince geliştirebileceği eğitim ortamında eğitmektir. Amacımız budur. 4+4+4 sistemi içinde seçmeli derslerde yetersiz kalıyoruz. Her seçmeli ders için bazen bir sınıf oluşturamıyoruz. en az 10 koşulunu onun için getirdik. Keşke imkanımız elverse de 10 öğrenci kısıtlamasını da kaldırsak ve her seçmeli ders için bihakkın verebilecek öğretmenleri istihdam edebilecek durumda olsak. Henüz o durumda değiliz ama oraya doğru gidiyoruz. En azından doğrultumuz bence doğru. Bu arada henüz ideal koşullar oluşturabilmiş değiliz. Uygulama planı doğru, paydaşlar doğru belirlenmiş, bakanlık olarak koordinasyon görevini yapıyoruz."
Avcı, Komisyon raporunun kendileri için yol gösterici olduğunu, neyi ne kadar yaptıklarını ve neyi öncelikli olarak yapmaları gerektiğini gösteren bir çalışmanın ellerinde olduğunu belirterek, "Biz bu çalışma doğrultusunda yaptıklarımızı gözden geçiriyoruz. Bundan sonra hızlanarak çalışmalarımız sürecek" dedi.
Rapor üzerinde konuşmaların bitmesinin ardından MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural'ın, raporun görüşmelerine devam edilmesi için verdiği önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamadı. İki kez ara veren Başkanvekili Güldal Mumcu, karar yeter sayısının bulunmaması üzerine birleşimi yarın saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı.
Son Güncelleme: Çarşamba, 28 May 2014 09:33
Gösterim: 1930
176 ülkeden 82 bin öğrenci Türkiye’deki üniversitelerde okumak için başvuru yaptı. İlk sırayı Suriye ve Afganistanlılar aldı.
Türkiye, yüksek öğretimde merkez ülke olma yolunda ilerliyor. 176 ülkeden 82 bin öğrenci, yüksek öğrenim görmek için sıraya girdi. Türkiye Gazetesi’nden Oğuzhan Şahin’in haberine göre, lisans programlarına başvuranların sayısı 31 binden 45 bin 500'e çıkarken, bu rakam lisansüstü programlarında ise 24 binden 36 bin 164'e yükseldi.
Bu yıl lisans programlarına en fazla başvuruların yapıldığı ilk beş ülke Suriye, Afganistan, Mısır, Yemen ve Somali oldu. Lisansüstü programlarda öne çıkan ülkeler ise Pakistan, Afganistan, Filistin, Suriye ve Somali şeklinde sıralandı. Türkiye'de öğretim gören yabancı öğrencilere 550 ile 800 lira arasında devlet bursu veriliyor. Öğrenim harcı ödemeyen bu öğrenciler devlet yurtlarından ücretsiz istifade ediyor.
Türkçe bilmeyenlere 1 yıl dil eğitimi veriliyor. Öğrencilerin ulaşım masrafları da karşılanıyor. Uluslararası öğrenci havuzundan daha çok yararlanmak isteyen Türkiye, Yabancı Uyruklu Öğrenci Sınavı'nı kaldırmış, bu girişimin ardından ülkemize okumaya gelenlerin sayısı üç yılda 31 binden 54 bine çıkmıştı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
176 ülkeden 82 bin öğrenci Türkiye’deki üniversitelerde okumak için başvuru yaptı. İlk sırayı Suriye ve Afganistanlılar aldı.
Türkiye, yüksek öğretimde merkez ülke olma yolunda ilerliyor. 176 ülkeden 82 bin öğrenci, yüksek öğrenim görmek için sıraya girdi. Türkiye Gazetesi’nden Oğuzhan Şahin’in haberine göre, lisans programlarına başvuranların sayısı 31 binden 45 bin 500'e çıkarken, bu rakam lisansüstü programlarında ise 24 binden 36 bin 164'e yükseldi.
Bu yıl lisans programlarına en fazla başvuruların yapıldığı ilk beş ülke Suriye, Afganistan, Mısır, Yemen ve Somali oldu. Lisansüstü programlarda öne çıkan ülkeler ise Pakistan, Afganistan, Filistin, Suriye ve Somali şeklinde sıralandı. Türkiye'de öğretim gören yabancı öğrencilere 550 ile 800 lira arasında devlet bursu veriliyor. Öğrenim harcı ödemeyen bu öğrenciler devlet yurtlarından ücretsiz istifade ediyor.
Türkçe bilmeyenlere 1 yıl dil eğitimi veriliyor. Öğrencilerin ulaşım masrafları da karşılanıyor. Uluslararası öğrenci havuzundan daha çok yararlanmak isteyen Türkiye, Yabancı Uyruklu Öğrenci Sınavı'nı kaldırmış, bu girişimin ardından ülkemize okumaya gelenlerin sayısı üç yılda 31 binden 54 bine çıkmıştı.
Son Güncelleme: Salı, 27 May 2014 08:04
Gösterim: 1230
TBMM Genel Kurulu'nda Üstün Yetenekli Çocukların Keşfi, Eğitimleri ile İlgili Sorunların Tespiti ve Ülkenin Gelişimine Katkı Sağlayacak Etkin İstihdamlarının Sağlanması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlandı.

Genel Kurul'da, çalışmalarını tamamlayan Üstün Yetenekli Çocukların Keşfi, Eğitimleriyle İlgili Sorunların Tespiti ve Ülkemizin Gelişimine Katkı Sağlayacak Etkin İstihdamlarının Sağlanması Amacıyla kurulan Araştırma Komisyonu'nun raporu üzerinde ilk sözü MHP Adana Milletvekili Ali Halaman aldı. Halaman, Komisyon'un yurt içinde konuyla ilgili her kesimin görüşünü aldığını, ayrıca yurtdışında da bazı ülkelerin modellerini araştırdığını ve ortaya çok önemli bir rapor koyduğunu belirterek, "Üstün yeteneklilerin ortada kaldığı bir ortam yaşıyoruz. Hükümet'in, milli eğitimde ne kadar dibe vurduğunu görmeme rağmen bundan sonraki politikalarını oluştururken bu raporu esas almalı" dedi.
AK Parti Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu, Komisyon olarak yurt dışında Güney Kore, Almanya ve Yeni Zelanda'ya gittiklerini anlatarak Almanya'da eyaletler arasında üstün yetenekliler için farklı uygulamalar yapıldığını söyledi.
Selamoğlu, sistemin 4+ 4+ 4 üzerinden işlediğini, Türkiye'deki en büyük sorun tanılama ile başladığını ifade ederek, "Üstün zekalı, yetenekli çocuklarımız var ama bunu nasıl keşfedeceğimiz önemli. Türkiye'ye has mantık ve test sistemi yok, çeviriler uygulanıyor. Başka ülkelerin metotlarının çevirisinde yanlışlıklar da yapılabiliyor. Genel tavsiye, 3 yaşından başlayarak 4. sınıfın sonuna kadar yapılmasıdır. Bu çocuklar bizim için çok önemli. Sadece ailesinin değil, dünyanın ve insanlığın geleceğidir. Erken evlendirilen, dağda eline silah verilen çocukların i inde de üstün yeteneklilerin olduğuna inanıyorum" diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, raporun geç görüşülmesinin kayıp olduğunu ifade ederek, üstün yeteneklilerin tanılamasından başlayarak eğitim ve istihdamıyla ilgili düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Tanılamanın ancak elverişli okul ortamında yapılabileceğini kaydeden Serter, "Gerçekçi olalım, bu okul sisteminde nasıl tanılama yapılacak? Çocuklarımızın yeteneklerini göstereceği derslerimiz ya yok ya çok yetersiz. Engelli öğrencilere katkı verdiğimiz kadar üstün yetenekli çocuklarımıza niye katkı vermiyoruz? Türkiye'nin geleceği için üstün yetenekli çocuklar kazanılmalı" dedi.
MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, zekanın kader olmadığını ifade ederek, istenirse bilimsel yollarla çocukların zeka seviyesinin yükseltilebileceğini, parası olanların özel okullarda bunu yapabildiğini ifade etti. Devletin hantal yapısını içinde 330 bin üstün zekalı çocuğun farkedilemediğini savunan Bulut, dünyanın bütün ülkelerin dahilerine önem verdiğini kaydetti.
Milli eğitimde üstün zekalı ve yeteneklilerle ilgilenen birim olmadığını, özürlü çocuklarla birlikte değerlendirildiğini savunan Bulut, "Özürlülere ayrılan çocukların dörtte biri bu çocuklara ayrılıyor. Öncelikle bu çocukların tespiti gerekli. 2007 yılına kadar, bu çocuklara yönelik okullara sınavla öğretmen alınırdı. Sonra sınav kaldırıldı, okullarda verim düşmeye başladı. Seçkin okullarımız olmalı. Devletin denetim ve gözetiminde bu yeteneklerimizin heba edilmemesi gerekir" diye konuştu.
HDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan, görüşmeler sırasında grubu adına yaptığı konuşmada, iktidarın araştırma komisyonlarının kurulması ve raporlarının değerlendirmesi konusunda gerekli duyarlılığı göstermediğini, siyasal bir yaklaşım içinde olduğunu savundu.
Ayhan, "Üstün yetenekli çocuklara gelmeden önce bu ülkenin yakıcı bir gerçeği de çocuk yoksulluğudur. 46 milyon kişi açlık sınırında yaşamaktadır. Üstün yeteneğin ortaya çıkmasını, ülkeye katkı sağlamasını istiyorsak önce bu sorunla mücadele etmeliyiz" değerlendirmesinde bulundu.
CHP Grubu adına söz alan Ankara Milletvekili Emrehan Halıcı da kendisinin de üyesi olduğu komisyonun uyumlu bir çalışma yaptığını, çalışmanın sonucunda, Türkiye'de üstün yetenekli çocuklar konusuna önem verildiğini, ancak ne yapılması gerektiğinin bilinmediği sonucuna vardığını ifade etti. Halıcı, bu konuda iktidar başta olmak üzere tüm siyasilerin komisyon raporunda yer alan düzenlemelerin hayata geçirilmesi için gayret göstermelerini istedi.
AK Parti Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ise üstün yetenekli çocukların kapasitelerini kullanabilmeleri için uygun eğitim almalarının önemine işaret etti.
"Üstün zekalı çocuklardan serpiştiriversek kurumlara, siyasete emin olun çok sonuç değişecek"
Komisyon Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara da komisyon adına yaptığı konuşmada, üstün zekalı çocukların eğitiminin toplumun gelişimine olan katkısına dikkati çekti. İncekara, "Üstün zekalı çocuklardan serpiştiriversek kurumlara, siyasete emin olun çok sonuç değişecek" dedi. Üstün yetenekli çocukların şanslı oldukları kadar dertli olduğunu belirten İncekara, yaşıtlarından erken öğrenen ve ileri düzeyde olan bu çocukların pek çok sorun yaşadığını söyledi.
Komisyonun çalışmaları ve raporun hazırlanma süreci hakkında bilgi de veren İncekara, "Kendi grubumu da kınıyorum, muhalefetin bu konuya baskı yapmamasını da kınıyorum. Bu kadar güzel bir çalışma 17 aydır rafta bekliyor. Tabii ki o kadar konu varken bu komisyonlar görüşülür mü? Eğer bu komisyonları görüşmezsek, bu çocukların derdine deva olmazsak orta zekalılarla siyasette, bürokraside daha uzun yıllar sıkıntı çekeriz" diye konuştu. İncekara'nın bu sözleri CHP'li bazı milletvekillerinden alkış aldı.
Öğretmenlerin de çoğu zaman bu çocuklar için yetersiz kalabildiğine işaret eden İncekara, eğitim camiasında bu çocuklar için çalışacak gönüllü gruplara ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
TBMM Genel Kurulu'nda Üstün Yetenekli Çocukların Keşfi, Eğitimleri ile İlgili Sorunların Tespiti ve Ülkenin Gelişimine Katkı Sağlayacak Etkin İstihdamlarının Sağlanması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine başlandı.

Genel Kurul'da, çalışmalarını tamamlayan Üstün Yetenekli Çocukların Keşfi, Eğitimleriyle İlgili Sorunların Tespiti ve Ülkemizin Gelişimine Katkı Sağlayacak Etkin İstihdamlarının Sağlanması Amacıyla kurulan Araştırma Komisyonu'nun raporu üzerinde ilk sözü MHP Adana Milletvekili Ali Halaman aldı. Halaman, Komisyon'un yurt içinde konuyla ilgili her kesimin görüşünü aldığını, ayrıca yurtdışında da bazı ülkelerin modellerini araştırdığını ve ortaya çok önemli bir rapor koyduğunu belirterek, "Üstün yeteneklilerin ortada kaldığı bir ortam yaşıyoruz. Hükümet'in, milli eğitimde ne kadar dibe vurduğunu görmeme rağmen bundan sonraki politikalarını oluştururken bu raporu esas almalı" dedi.
AK Parti Ankara Milletvekili Tülay Selamoğlu, Komisyon olarak yurt dışında Güney Kore, Almanya ve Yeni Zelanda'ya gittiklerini anlatarak Almanya'da eyaletler arasında üstün yetenekliler için farklı uygulamalar yapıldığını söyledi.
Selamoğlu, sistemin 4+ 4+ 4 üzerinden işlediğini, Türkiye'deki en büyük sorun tanılama ile başladığını ifade ederek, "Üstün zekalı, yetenekli çocuklarımız var ama bunu nasıl keşfedeceğimiz önemli. Türkiye'ye has mantık ve test sistemi yok, çeviriler uygulanıyor. Başka ülkelerin metotlarının çevirisinde yanlışlıklar da yapılabiliyor. Genel tavsiye, 3 yaşından başlayarak 4. sınıfın sonuna kadar yapılmasıdır. Bu çocuklar bizim için çok önemli. Sadece ailesinin değil, dünyanın ve insanlığın geleceğidir. Erken evlendirilen, dağda eline silah verilen çocukların i inde de üstün yeteneklilerin olduğuna inanıyorum" diye konuştu.
CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, raporun geç görüşülmesinin kayıp olduğunu ifade ederek, üstün yeteneklilerin tanılamasından başlayarak eğitim ve istihdamıyla ilgili düzenlemelerin yapılması gerektiğini söyledi. Tanılamanın ancak elverişli okul ortamında yapılabileceğini kaydeden Serter, "Gerçekçi olalım, bu okul sisteminde nasıl tanılama yapılacak? Çocuklarımızın yeteneklerini göstereceği derslerimiz ya yok ya çok yetersiz. Engelli öğrencilere katkı verdiğimiz kadar üstün yetenekli çocuklarımıza niye katkı vermiyoruz? Türkiye'nin geleceği için üstün yetenekli çocuklar kazanılmalı" dedi.
MHP Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut, zekanın kader olmadığını ifade ederek, istenirse bilimsel yollarla çocukların zeka seviyesinin yükseltilebileceğini, parası olanların özel okullarda bunu yapabildiğini ifade etti. Devletin hantal yapısını içinde 330 bin üstün zekalı çocuğun farkedilemediğini savunan Bulut, dünyanın bütün ülkelerin dahilerine önem verdiğini kaydetti.
Milli eğitimde üstün zekalı ve yeteneklilerle ilgilenen birim olmadığını, özürlü çocuklarla birlikte değerlendirildiğini savunan Bulut, "Özürlülere ayrılan çocukların dörtte biri bu çocuklara ayrılıyor. Öncelikle bu çocukların tespiti gerekli. 2007 yılına kadar, bu çocuklara yönelik okullara sınavla öğretmen alınırdı. Sonra sınav kaldırıldı, okullarda verim düşmeye başladı. Seçkin okullarımız olmalı. Devletin denetim ve gözetiminde bu yeteneklerimizin heba edilmemesi gerekir" diye konuştu.
HDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan, görüşmeler sırasında grubu adına yaptığı konuşmada, iktidarın araştırma komisyonlarının kurulması ve raporlarının değerlendirmesi konusunda gerekli duyarlılığı göstermediğini, siyasal bir yaklaşım içinde olduğunu savundu.
Ayhan, "Üstün yetenekli çocuklara gelmeden önce bu ülkenin yakıcı bir gerçeği de çocuk yoksulluğudur. 46 milyon kişi açlık sınırında yaşamaktadır. Üstün yeteneğin ortaya çıkmasını, ülkeye katkı sağlamasını istiyorsak önce bu sorunla mücadele etmeliyiz" değerlendirmesinde bulundu.
CHP Grubu adına söz alan Ankara Milletvekili Emrehan Halıcı da kendisinin de üyesi olduğu komisyonun uyumlu bir çalışma yaptığını, çalışmanın sonucunda, Türkiye'de üstün yetenekli çocuklar konusuna önem verildiğini, ancak ne yapılması gerektiğinin bilinmediği sonucuna vardığını ifade etti. Halıcı, bu konuda iktidar başta olmak üzere tüm siyasilerin komisyon raporunda yer alan düzenlemelerin hayata geçirilmesi için gayret göstermelerini istedi.
AK Parti Grubu adına söz alan İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ise üstün yetenekli çocukların kapasitelerini kullanabilmeleri için uygun eğitim almalarının önemine işaret etti.
"Üstün zekalı çocuklardan serpiştiriversek kurumlara, siyasete emin olun çok sonuç değişecek"
Komisyon Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara da komisyon adına yaptığı konuşmada, üstün zekalı çocukların eğitiminin toplumun gelişimine olan katkısına dikkati çekti. İncekara, "Üstün zekalı çocuklardan serpiştiriversek kurumlara, siyasete emin olun çok sonuç değişecek" dedi. Üstün yetenekli çocukların şanslı oldukları kadar dertli olduğunu belirten İncekara, yaşıtlarından erken öğrenen ve ileri düzeyde olan bu çocukların pek çok sorun yaşadığını söyledi.
Komisyonun çalışmaları ve raporun hazırlanma süreci hakkında bilgi de veren İncekara, "Kendi grubumu da kınıyorum, muhalefetin bu konuya baskı yapmamasını da kınıyorum. Bu kadar güzel bir çalışma 17 aydır rafta bekliyor. Tabii ki o kadar konu varken bu komisyonlar görüşülür mü? Eğer bu komisyonları görüşmezsek, bu çocukların derdine deva olmazsak orta zekalılarla siyasette, bürokraside daha uzun yıllar sıkıntı çekeriz" diye konuştu. İncekara'nın bu sözleri CHP'li bazı milletvekillerinden alkış aldı.
Öğretmenlerin de çoğu zaman bu çocuklar için yetersiz kalabildiğine işaret eden İncekara, eğitim camiasında bu çocuklar için çalışacak gönüllü gruplara ihtiyaç olduğunu sözlerine ekledi.
Son Güncelleme: Çarşamba, 28 May 2014 09:41
Gösterim: 1721
Manisa'nın Soma ilçesindeki maden faciasında hayatını kaybedenlerin bu yıl üniversite sınavına girecek birinci dereceden yakınları, vakıf üniversitelerini tercih etmeleri halinde yüzde 100 burslu okuyabilecek.
Vakıf Üniversiteleri Birliği'nden yapılan açıklamaya göre, 62 üniversitenin üye olduğu birlik, hayatını kaybeden maden işçilerinin yakınlarını yalnız bırakmayacak.
Birlik, faciada hayatını kaybeden 301 madencinin ailelerinin geleceğe yönelik kaygılarını giderebilmek için birinci dereceden yakınlarını vakıf üniversitelerinde burslu okutma kararı aldı.
Ailelerin, bu yıl üniversite sınavına girecek çocuklarına sağlanacak yüzde 100 burslar için koordinasyonu Vakıf Üniversiteleri Birliği yürütecek. Başvuruları değerlendirecek birlik yönetimi, burs sağlanacak öğrencileri daha sonra kayıt aşamasında üye üniversitelere yönlendirecek.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Vakıf Üniversiteleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, böyle büyük acıların yaşandığı dönemlerde üniversitelere daha büyük roller düştüğünü belirtti. Sarıcaoğlu, sadece yakınlarını maden kazasında kaybedenlere el uzatmakla kalmayacaklarını, aynı zamanda üye üniversiteler olarak maden güvenliği konularında araştırmalara daha geniş kaynaklar ayıracaklarını söyledi.
Özel okullar Soma’ya gidiyor
Öte yandan Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Yönetim Kurulu da, Soma’ya destek olmak amacıyla haziran ayında Soma Kaymakamlığı’nı ziyaret edeceğini açıkladı. Birlik üyelerinin, ihtiyaç tespiti yaptıktan sonra her türlü desteği vereceği belirtildi.
Kaynak Hürriyeteğitim
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Manisa'nın Soma ilçesindeki maden faciasında hayatını kaybedenlerin bu yıl üniversite sınavına girecek birinci dereceden yakınları, vakıf üniversitelerini tercih etmeleri halinde yüzde 100 burslu okuyabilecek.
Vakıf Üniversiteleri Birliği'nden yapılan açıklamaya göre, 62 üniversitenin üye olduğu birlik, hayatını kaybeden maden işçilerinin yakınlarını yalnız bırakmayacak.
Birlik, faciada hayatını kaybeden 301 madencinin ailelerinin geleceğe yönelik kaygılarını giderebilmek için birinci dereceden yakınlarını vakıf üniversitelerinde burslu okutma kararı aldı.
Ailelerin, bu yıl üniversite sınavına girecek çocuklarına sağlanacak yüzde 100 burslar için koordinasyonu Vakıf Üniversiteleri Birliği yürütecek. Başvuruları değerlendirecek birlik yönetimi, burs sağlanacak öğrencileri daha sonra kayıt aşamasında üye üniversitelere yönlendirecek.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Vakıf Üniversiteleri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Sarıcaoğlu, böyle büyük acıların yaşandığı dönemlerde üniversitelere daha büyük roller düştüğünü belirtti. Sarıcaoğlu, sadece yakınlarını maden kazasında kaybedenlere el uzatmakla kalmayacaklarını, aynı zamanda üye üniversiteler olarak maden güvenliği konularında araştırmalara daha geniş kaynaklar ayıracaklarını söyledi.
Özel okullar Soma’ya gidiyor
Öte yandan Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği Yönetim Kurulu da, Soma’ya destek olmak amacıyla haziran ayında Soma Kaymakamlığı’nı ziyaret edeceğini açıkladı. Birlik üyelerinin, ihtiyaç tespiti yaptıktan sonra her türlü desteği vereceği belirtildi.
Kaynak Hürriyeteğitim
Son Güncelleme: Pazartesi, 26 May 2014 15:56
Gösterim: 1246

