Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
TRT, çocukların severek izlediği Pepee’yi yeni sezonda yayınlamama kararı aldı.
Düşyeri tarafından yaratılan çizgi karakter 'Pepee' kısa sürede TRT Çocuk'un en sevilen kahramanı haline gelmişti.
Ancak kanal yeni sezonda çizgi filmi yayınlamama kararı aldı.
Hurriyet.com.tr'nin ulaştığı Ayşe Şule Bilgiç konuyla ilgili olarak "TRT bir açıklama yapacaktır, daha sonra değerlendirme yaparız" dedi.
Ayrıca Pepee'nin Twitter sayfasından "Var olan bölümlerim TRT de yayınlanıyor ama yeni bölümlerim TRT'de olmayacak." açıklaması yapıldı.
Pocoyo’dan Pepee’ye dava
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
TRT, çocukların severek izlediği Pepee’yi yeni sezonda yayınlamama kararı aldı.
Düşyeri tarafından yaratılan çizgi karakter 'Pepee' kısa sürede TRT Çocuk'un en sevilen kahramanı haline gelmişti.
Ancak kanal yeni sezonda çizgi filmi yayınlamama kararı aldı.
Hurriyet.com.tr'nin ulaştığı Ayşe Şule Bilgiç konuyla ilgili olarak "TRT bir açıklama yapacaktır, daha sonra değerlendirme yaparız" dedi.
Ayrıca Pepee'nin Twitter sayfasından "Var olan bölümlerim TRT de yayınlanıyor ama yeni bölümlerim TRT'de olmayacak." açıklaması yapıldı.
Pocoyo’dan Pepee’ye dava
Son Güncelleme: Cuma, 18 Ekim 2013 11:09
Gösterim: 3225
Özgür Bolat’ın Hürriyet Gazetesi’ndeki “Çocuklar neden motivasyonlarını kaybeder?” başlıklı bugünkü yazısı…
Özgür Bolat, Hürriyet Gazetesi’ndeki bugünkü köşesinde çocukların neden motivasyonlarını kaybettiğini ve çocukların motivasyonunu yükseltmek için nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiğini yazdı. Bolat, “Hedefi olan ve hedefine ulaşabileceğini düşünen her çocuğun motivasyonunun yüksek olacağını bu durumda asıl işin çocuğun güçlü yanlarına ve heyecanına göre hedef oluşturmanın önemine dikkat çekti.
Özgür Bolat’ın Hürriyet Gazetesi’ndeki “Çocuklar neden motivasyonlarını kaybeder?” başlıklı bugünkü yazısı..
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Özgür Bolat’ın Hürriyet Gazetesi’ndeki “Çocuklar neden motivasyonlarını kaybeder?” başlıklı bugünkü yazısı…
Özgür Bolat, Hürriyet Gazetesi’ndeki bugünkü köşesinde çocukların neden motivasyonlarını kaybettiğini ve çocukların motivasyonunu yükseltmek için nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiğini yazdı. Bolat, “Hedefi olan ve hedefine ulaşabileceğini düşünen her çocuğun motivasyonunun yüksek olacağını bu durumda asıl işin çocuğun güçlü yanlarına ve heyecanına göre hedef oluşturmanın önemine dikkat çekti.
Özgür Bolat’ın Hürriyet Gazetesi’ndeki “Çocuklar neden motivasyonlarını kaybeder?” başlıklı bugünkü yazısı..
Son Güncelleme: Perşembe, 17 Ekim 2013 12:16
Gösterim: 2372
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın, ekmek israfını önlemek için okul kitaplarında yer vereceği afişlerle, bireylerin israf konusunda küçük yaştan itibaren bilinçlendirilmesi amaçlanıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı ile Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü ekmek israfını önlemek için çalışma başlattı.
TMO Genel Müdürlüğü Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası Koordinatörü ve Genel Müdürlük Müşaviri Hamit Dayanır, 2008 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından başlatılan Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası ile çalışmalara başladıklarını söyledi.
Kampanyayla amaçlarının; tüm hane bireylerini bilinçlendirerek israfı en aza indirmek olduğunu belirten Dayanır, bu konuda kamu kurum ve kuruluşlarıyla ortak projeler yaptıklarını belirtti.
Projeler içinde en önem verdiklerinin Milli Eğitim Bakanlığı’yla yapılan çalışma olduğuna değinen Dayanır, "Buna göre tüm ilk, orta ve lise kitaplarının arka sayfalarına ekmek israfını önlemeyle ilgili afişlerimiz konulacak. Afişler, 2014 yılının ocak ayından sonra basılan kitapların arka sayfalarında yer alacak. İlerleyen dönemlerde ise konu müfredata taşınarak, alışkanlığın pekiştirilmesi sağlanacak" dedi.
Çocuklarda ‘israf’ bilinci oluşturulacak
Toplumun geleceğiyle ilgili bir durum söz konusu olduğunda işe mutlaka gençlerin, yani öğrencilerden başlamak gerektiğini belirten Dayanır, "Çalışmayla, gençlerde ve eğitim çağındaki çocuklarda israf etmeme bilinci oluşturulacak" dedi.
"Hem toplumumuzun örf ve adetlerinde hem de dinimizin emri gereği ekmeği nimet kabul ederiz, kutsal değerlerimizden sayarız" diyen Dayanır, şöyle devam etti:
"Belki birçok yiyeceği kolayca atabiliriz. Ama ekmeği gördüğümüzde hemen yerden kaldırır, uygun yere bırakırız. Bu nedenle ekmek bizim için kutsal değerdir. Ekmek unsurunu, göz önüne alarak aslında tüm israfa da bir şekilde dikkat çekiyoruz. İsrafın önlenmesi için ekmek burada kutsal bir aracı oluyor. Çocuklar, okulda öğrendiklerini anne ve babasıyla paylaşır. Biz de çocuklara okulda bu konuyu özümseterek, anne ve babalarına tekrar hatırlatmasını, bu sayede nesilden nesile aktarılacak bir bilinç oluşmasını hedefliyoruz. Bu şekilde bizim esas paydaşımız, en çok önemsediğimiz ve geleceğimiz olan çocuklarımıza ekmek adı altında israf etmeme alışkanlığını kazandırıp, geleceğimizi teminat altına almak istiyoruz. Kampanyanın ekmek israfı adı altında birçok israfa da engel olacağına inanıyorum."
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın, ekmek israfını önlemek için okul kitaplarında yer vereceği afişlerle, bireylerin israf konusunda küçük yaştan itibaren bilinçlendirilmesi amaçlanıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı ile Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü ekmek israfını önlemek için çalışma başlattı.
TMO Genel Müdürlüğü Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası Koordinatörü ve Genel Müdürlük Müşaviri Hamit Dayanır, 2008 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından başlatılan Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası ile çalışmalara başladıklarını söyledi.
Kampanyayla amaçlarının; tüm hane bireylerini bilinçlendirerek israfı en aza indirmek olduğunu belirten Dayanır, bu konuda kamu kurum ve kuruluşlarıyla ortak projeler yaptıklarını belirtti.
Projeler içinde en önem verdiklerinin Milli Eğitim Bakanlığı’yla yapılan çalışma olduğuna değinen Dayanır, "Buna göre tüm ilk, orta ve lise kitaplarının arka sayfalarına ekmek israfını önlemeyle ilgili afişlerimiz konulacak. Afişler, 2014 yılının ocak ayından sonra basılan kitapların arka sayfalarında yer alacak. İlerleyen dönemlerde ise konu müfredata taşınarak, alışkanlığın pekiştirilmesi sağlanacak" dedi.
Çocuklarda ‘israf’ bilinci oluşturulacak
Toplumun geleceğiyle ilgili bir durum söz konusu olduğunda işe mutlaka gençlerin, yani öğrencilerden başlamak gerektiğini belirten Dayanır, "Çalışmayla, gençlerde ve eğitim çağındaki çocuklarda israf etmeme bilinci oluşturulacak" dedi.
"Hem toplumumuzun örf ve adetlerinde hem de dinimizin emri gereği ekmeği nimet kabul ederiz, kutsal değerlerimizden sayarız" diyen Dayanır, şöyle devam etti:
"Belki birçok yiyeceği kolayca atabiliriz. Ama ekmeği gördüğümüzde hemen yerden kaldırır, uygun yere bırakırız. Bu nedenle ekmek bizim için kutsal değerdir. Ekmek unsurunu, göz önüne alarak aslında tüm israfa da bir şekilde dikkat çekiyoruz. İsrafın önlenmesi için ekmek burada kutsal bir aracı oluyor. Çocuklar, okulda öğrendiklerini anne ve babasıyla paylaşır. Biz de çocuklara okulda bu konuyu özümseterek, anne ve babalarına tekrar hatırlatmasını, bu sayede nesilden nesile aktarılacak bir bilinç oluşmasını hedefliyoruz. Bu şekilde bizim esas paydaşımız, en çok önemsediğimiz ve geleceğimiz olan çocuklarımıza ekmek adı altında israf etmeme alışkanlığını kazandırıp, geleceğimizi teminat altına almak istiyoruz. Kampanyanın ekmek israfı adı altında birçok israfa da engel olacağına inanıyorum."
Son Güncelleme: Pazartesi, 14 Ekim 2013 16:31
Gösterim: 1899
Özel yetenekli öğrencilerin lise düzeyinde ülke genelinde açılabilecek yatılı/gündüzlü okullarda eğitim almaları sağlanacak. Bu öğrenciler için ilkokul, ortaokul ve lise dönemlerinde birer kez sınıf yükseltme mümkün olabilecek.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından özel yetenekli bireylerin eğitimine ilişkin strateji ve uygulama kılavuzu hazırlandı.
Kılavuzda, özel yetenekli öğrencilere neden özel eğitimin gerekli olduğuna ilişkin bilgiler yer alırken, Türkiye'de ''üstün yetenek'' ifadesi yerine ''özel yetenek'' kavramının kullanılmaya başlandığı hatırlatıldı.
Strateji ve uygulama planıyla Türkiye'deki genel eğitim sistemi içindeki bu öğrencilere ulaşabilmenin, yetenekleri doğrultusunda eğitim vermenin amaçlandığı kaydedildi.
Kılavuzda, Türkiye'de 375 bin-562 bin (yüzde 2-3) arasında çocuğun özel yetenekli olduğunun tahmin edildiği belirtilerek, özel yetenekli bireylere yönelik örgün ve yaygın eğitimde tek tip uygulamalar yerine bilgi ve deneyim paylaşımını esas alan, bireyin ilgi, yetenek ve potansiyeline göre farklılaştırılmış, bireyselleştirilmiş, zenginleştirilmiş, hızlandırılmış çoklu modellerin önerildiği ifade edildi.
Okulöncesinde zeka testi yerine gelişim testi
Kılavuzda yer alan bilgilere göre, okulöncesi, ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki öğrenciler, Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde (RAM) özel yetenekli olarak tanılanmaları halinde mevcut kurumlarında kaynaştırma eğitimine yönlendirilebiliyor ve Bilim ve Sanat Merkezlerinden (BİLSEM) her türlü teknik desteği alabiliyor.
Okulöncesi dönemde farklı gelişim gösteren çocuklar, yetenek alanını belirlemek üzere RAM'larda değerlendirilirken zeka testlerinden ziyade gelişim testleri uygulanacak.
Ortaokulda özel yetenekli öğrencilere yönelik okulun ve bölgenin fırsatları göz önünde tutularak zorunlu derslerin yanında seçmeli derslerin de öğrenci ilgi ve yetenek alanlarına uygunluğuna azami özen gösterilecek. Bu öğrencilere 6 saat ders seçimi yapılarak yetenekleri doğrultusunda, BİLSEM uygulamaları şeklinde destek eğitimler verilecek. Seçimlik dersler, ''dil ve anlatım, yabancı dil, fen bilimleri ve matematik, sanat ve spor, sosyal bilimler, din, ahlak ve değerler'' başlıklarından oluşuyor.
İlkokulda ise öğrencilerin akranlarından ayrıştırılmadan eğitim almaları sağlanacak. Yetenekli olduğu belirlenen öğrenciler bulundukları okulda akranlarıyla birlikte okulun ve bölgenin koşullarına bağlı olarak, hafta içi veya hafta sonu, yetenekleri doğrultusunda destek eğitimi alacak.
Öğrenciler takip edilecek
Özel yeteneklilerin eğitiminde hızlandırma süreci, yönetmelikler çerçevesinde, velinin de görüşü alınarak, öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimleri göz önünde bulundurularak, mevcut durumda erken okula başlatma ve çeşitli eğitim kademelerinde sınıf yükseltme şeklinde uygulanacak.
İlkokul, ortaokul ve lise dönemlerinde birer kez sınıf yükseltme mümkün olabilecek.
Lise düzeyinde özel yetenekli öğrencilere yönelik ülke genelinde açılabilecek yatılı/gündüzlü okullarda özel yetenekli öğrencilerin eğitim almaları sağlanacak. Açılacak bu okullar ileri düzeyde yetenekli öğrencilere yönelik olacak.
Bu öğrencilerin ayrıca öğrenim hayatları boyunca e-okul modülü başta olmak üzere uygun otomasyon ve veri tabanı altyapısı hazırlanarak bilişsel, duyuşsal ve psiko-motor gelişimleri takip edilecek ve öğrencilerin yetenek alanları doğrultusunda sağlıklı yönlendirilmeleri sağlanacak.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Özel yetenekli öğrencilerin lise düzeyinde ülke genelinde açılabilecek yatılı/gündüzlü okullarda eğitim almaları sağlanacak. Bu öğrenciler için ilkokul, ortaokul ve lise dönemlerinde birer kez sınıf yükseltme mümkün olabilecek.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından özel yetenekli bireylerin eğitimine ilişkin strateji ve uygulama kılavuzu hazırlandı.
Kılavuzda, özel yetenekli öğrencilere neden özel eğitimin gerekli olduğuna ilişkin bilgiler yer alırken, Türkiye'de ''üstün yetenek'' ifadesi yerine ''özel yetenek'' kavramının kullanılmaya başlandığı hatırlatıldı.
Strateji ve uygulama planıyla Türkiye'deki genel eğitim sistemi içindeki bu öğrencilere ulaşabilmenin, yetenekleri doğrultusunda eğitim vermenin amaçlandığı kaydedildi.
Kılavuzda, Türkiye'de 375 bin-562 bin (yüzde 2-3) arasında çocuğun özel yetenekli olduğunun tahmin edildiği belirtilerek, özel yetenekli bireylere yönelik örgün ve yaygın eğitimde tek tip uygulamalar yerine bilgi ve deneyim paylaşımını esas alan, bireyin ilgi, yetenek ve potansiyeline göre farklılaştırılmış, bireyselleştirilmiş, zenginleştirilmiş, hızlandırılmış çoklu modellerin önerildiği ifade edildi.
Okulöncesinde zeka testi yerine gelişim testi
Kılavuzda yer alan bilgilere göre, okulöncesi, ilkokul, ortaokul ve lise düzeyindeki öğrenciler, Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde (RAM) özel yetenekli olarak tanılanmaları halinde mevcut kurumlarında kaynaştırma eğitimine yönlendirilebiliyor ve Bilim ve Sanat Merkezlerinden (BİLSEM) her türlü teknik desteği alabiliyor.
Okulöncesi dönemde farklı gelişim gösteren çocuklar, yetenek alanını belirlemek üzere RAM'larda değerlendirilirken zeka testlerinden ziyade gelişim testleri uygulanacak.
Ortaokulda özel yetenekli öğrencilere yönelik okulun ve bölgenin fırsatları göz önünde tutularak zorunlu derslerin yanında seçmeli derslerin de öğrenci ilgi ve yetenek alanlarına uygunluğuna azami özen gösterilecek. Bu öğrencilere 6 saat ders seçimi yapılarak yetenekleri doğrultusunda, BİLSEM uygulamaları şeklinde destek eğitimler verilecek. Seçimlik dersler, ''dil ve anlatım, yabancı dil, fen bilimleri ve matematik, sanat ve spor, sosyal bilimler, din, ahlak ve değerler'' başlıklarından oluşuyor.
İlkokulda ise öğrencilerin akranlarından ayrıştırılmadan eğitim almaları sağlanacak. Yetenekli olduğu belirlenen öğrenciler bulundukları okulda akranlarıyla birlikte okulun ve bölgenin koşullarına bağlı olarak, hafta içi veya hafta sonu, yetenekleri doğrultusunda destek eğitimi alacak.
Öğrenciler takip edilecek
Özel yeteneklilerin eğitiminde hızlandırma süreci, yönetmelikler çerçevesinde, velinin de görüşü alınarak, öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimleri göz önünde bulundurularak, mevcut durumda erken okula başlatma ve çeşitli eğitim kademelerinde sınıf yükseltme şeklinde uygulanacak.
İlkokul, ortaokul ve lise dönemlerinde birer kez sınıf yükseltme mümkün olabilecek.
Lise düzeyinde özel yetenekli öğrencilere yönelik ülke genelinde açılabilecek yatılı/gündüzlü okullarda özel yetenekli öğrencilerin eğitim almaları sağlanacak. Açılacak bu okullar ileri düzeyde yetenekli öğrencilere yönelik olacak.
Bu öğrencilerin ayrıca öğrenim hayatları boyunca e-okul modülü başta olmak üzere uygun otomasyon ve veri tabanı altyapısı hazırlanarak bilişsel, duyuşsal ve psiko-motor gelişimleri takip edilecek ve öğrencilerin yetenek alanları doğrultusunda sağlıklı yönlendirilmeleri sağlanacak.
Son Güncelleme: Çarşamba, 16 Ekim 2013 11:55
Gösterim: 2139
Başbakan Erdoğan neden oğlunu ve kızlarını yurt dışında okuttuğunu açıkladı.
Başbakan Erdoğan, bir dönem yükseköğretime geçişte uygulanan kat sayı uygulaması yüzünden oğlunun Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandığı halde bu üniversiteye devam edemediğini ve yurt dışında öğrenimini tamamladığını belirtti. Başbakan, "Ben bunun acısını çekmiş bir babayım. Benim oğlum, katsayısına takıldı, Boğaziçi'ni kazandığı halde gidemedi ve yurt dışına göndermek zorunda kaldım. Yurt dışında okudu, gitti mastırını Harward'da yaptı ama burada katsayıya takıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Kız Çocukları Günü dolayısıyla Rixos Otel'de düzenlenen "Kız Çocuklarının Eğitim ve Öğretiminde Yeni Politika ve Uygulamalar" Çalıştayına katıldı.
Konuşmasına Hz. Muhammed'den bir alıntı yaparak başlayan Erdoğan, bir kişinin peygambere, kendilerinin çocukları öpmediğini belirterek, "siz çocukları öper misiniz? sorusunu yönelttiğini, bunu üzerine Hz. Muhammed'in "Allah senin kalbinden merhamet duygusunu almışsa ben ne yapabilirim" şeklindeki manidar cevabı verdiğini dile getirdi.
İslam dininin peygamberi Hazreti Muhammed'in kız çocuklarına daha fazla şefkat gösterilmesini emrettiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, "Bizim yapmamız gereken çocuklarımıza şefkat, kız çocuklarımıza daha fazla şefkat göstermektir. Kız çocuklarıyla erkek çocukları arasında tek bir ayrımcılığa müsaade edebiliriz, oda pozitif ayrımcılıktır. Çok şükür biz de bunu yapıyoruz" dedi.
Hz. Muhammed'in 14 asır önce gelen bir ayetle yasaklamadan önce kız çocukları doğduktan sonra diri diri toprağa gömülerek katledildiğini anımsatan Erdoğan, kız çocuklarının dışlanmasının, istenmemesinin ve toprağa gömülmesinin sadece o dönemde ve o toplumda yaşanmadığını, bin 400 yıl boyunca bu uygulamaların farklı renklerde, farklı tonlarda, çok farklı usullerde yaşadığını ve yaşatıldığını kaydetti.
"Bizim medeniyetimizde, kadın ile erkek arasında ayrımcılık yoktur"
Söz konusu sorunun sadece Doğu'da ya da İslam coğrafyasında yaşanan bir sorun olmadığını, Batı'da da hatta en gelişmiş, en demokratik ve en özgür ülkelerde de kızların ve kadınların o eski geleneklerden etkilendiklerini ve dışlandıklarının görüldüğünü belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Şu net ilkeyi tekraren ve altını kalın çizgilerle çizerek hatırlatmak isterim. Kız çocuklarına ve kadınlara yönelik her türlü ayrımcılık, kesin bir dille cahiliye adetidir. Kız çocuklarına ve kadınlara yönelik her türlü ayrımcı yaklaşım özellikle de şiddet cahiliye dönemi alışkanlığı olduğu kadar, insanlık dışıdır, vicdan dışıdır. Bizim tarihimizde, bizim medeniyetimizde, bizim köklü aile yapımızda çocuklar arasında, kadın ile erkek arasında ayrımcılık yoktur. Kim ki kadına yönelik ayrımcılığı, kadına yönelik şiddeti bir adet bir gelenek olarak lanse ediyorsa, kim ki kızlara ve kadına yönelik insanlık dışı muameleyi yapıyorsa o cahiliye döneminin temsilcisidir, cahildir, çok açık söylüyorum, insanlıktan nasibini almamıştır.
Kız çocuklarının eğitimlerinin neden aksadığını şöyle yorumladı;
Devlet ile vatandaş arasında 10 yıllar devam eden güven sorununun vatandaşın devlete ve devletin kurumlarına soğuk bakmasına neden olduğunu, bu nedenle de kız çocuklarının okullardan uzak tutulduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Vatandaşını kucaklamayan, vatandaşına şefkat gösteremeyen, asık suratlı, sert devlet imajı vatandaşı devletten soğuttuğu kadar kız çocuklarımızı da ciddi manada okullardan uzaklaştırdı. Okullarımız, müfredatımız, bazı öğretmenlerimiz, yerel değerlerle milletin ve toplumun değerleriyle barışamadığı, toplumla empati kurmaya çalışmadığı için okul ayrı yerde durdu, vatandaş ayrı bir yerde durdu. 10 yıllar boyunca devlet ile vatandaş arasında nasıl soğukluk oluştuysa, anne-baba ile okul arasında, öğrenci ile okul arasında da maalesef bir soğukluk oluştu. Bu uzaklığı, uçurumu körükleyen başka bazı uygumalar da oldu. Devlet ve devletin okulları, çocuklarımıza özellikle de kız çocuklarımıza kendi değerlerini unutma, inançlarının gereğini çiğneme yönünde maalesef baskı yaptı, dayatmalarda bulundu.
Bakın, bu ülkede kız çocuğunu okula göndermeyen anne-babalar yıllarca eleştirildi, erkek çocuğunu okutan, kız çocuğuna ayrımcılık yapan, kız çocuğunu ilk okuldan sonra hemen, anadolu tabiriyle kocaya veren anne-babalar hep eleştirildi, ama kız çocuklarını okul kapılarından çevirenler görülmedi. Kız çocuklarını ikna odalarında işkenceye tabi tutanlar görülmedi. Üniversite kapılarında kız çocuklarının onurlarını zedeleyen uygulamalar görülmedi. Kız çocuklarını okutmuyor diye anne-babaları eleştirenler, üniversite kapılarından kız çocuklarını geri çevirdiler, onları evlere kapatmak istediler ve kendi öz eleştirilerini de yapmadılar. Bugün artık bu çarpık zihniyet hamdolsun tedavülden kalkmıştır. 14 asır önce kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi nasıl bir cahiliye dönemi alışkanlığıysa, 10 yıllar boyunca kız çocuklarını kılık-kıyafetlerinden dolayı dışlamak, üniversite kapılarından geri çevirmek de öyle bir cahiliye alışkanlığıydı ve bu alışkanlık artık son bulmuştur."
Bu ülke ne kadar erkeklerinse o kadar da kadınların ülkesidir
Başbakan Erdoğan, dün bir grubun üniversitelerde başörtüsü serbestisine yönelik eleştirilerde bulunduğunu ve "bu iş olamaz" dediğini anımsatarak, "Siz kimsiniz? Millet bu işin kararını vermiş, bu iş bitmiş. Artık bu ülkede ulusalcı, mulusalcı diye birşey yok, bu ülkede artık millet gerçeği var, bunu göreceksiniz. Bu ülke hepimizin ülkesi bunu göreceksiniz. Bu ülke ne kadar erkeklerin ülkesiyle o kadar da kadınların ülkesidir. Bu ülkede başı açık kardeşlerimle başı örtülü kardeşlerimin özgürlüklerini, haklarını birbirinden ayıramayacaksınız, el ele beraber yürüyecekler" ifadelerini kullandı.
Bunun acısını çekmiş bir babayım
Türkiye'de artık hiç kimsenin kız çocuklarının kıyafetlerine bakıp, "Sen okuyamazsın" diyemeyeceğini ifade eden Erdoğan, artık meslek liselerinde okuyanların istediği okula aynı yarış içerisinde gireceğini ve kazandığı yerde de okuyacağını dile getirdi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ben, bunun acısını çekmiş bir babayım. Benim oğlum, katsayısına takıldı, Boğaziçi'ni kazandığı halde gidemedi ve yurt dışına göndermek zorunda kaldım. Yurt dışında okudu, gitti mastırını Harward'da yaptı ama burada katsayıya takıldı. Aynı şekilde, kızlarım, başörtülü olduğu için kendi ülkemde okuyamadı. Yurt dışına göndermek zorunda kaldım. Onlar da gittiler, yurt dışında okudular. Birisi doktorasını Berkley'de yaptı, bir diğeri mastırını London School Of Economics'te yaptı ama bu ülkede okuyamadı. Niye? Başörtüsü var diye. Bunlar, başındaki bir örtü ile uğraşacak kadar cahil ve zavallı. Şair diyor ya, 'Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya.' Biz, bu ülkede ne garip olacağız ne parya olacağız. El ele, kardeşçe, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız ve Türkiye olacağız. 76 milyon, kadın, erkek, Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Gürcü'süyle, Abhaza'sıyla..."
Sevgili kızlarım...
Erdoğan, "Sevgili kızlarım, sevgili gençler, başınızı öne eğmeyecek, asla vazgeçmeyeceksiniz. Eğer siz vazgeçerseniz, eğer siz umudunuzu kaybederseniz, bilin ki toplum kaybeder, bilin ki gelecek kaybeder. Hiçbir olumsuzluk, umudunuzu, aşkınızı, şevkinizi kırmasın. Siz mücadele ettikçe bu ülkede eğitimsizlik azalacak, siz mücadele ettikçe bu ülkede şiddet azalacak, kadına kalkan eller karşısında bizi bulacaktır. Siz samimiyetle mücadele ettikçe, kararlı davrandıkça bu ülkede her türlü ayrımcılık inşallah tarihe karışacaktır" dedi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Başbakan Erdoğan neden oğlunu ve kızlarını yurt dışında okuttuğunu açıkladı.
Başbakan Erdoğan, bir dönem yükseköğretime geçişte uygulanan kat sayı uygulaması yüzünden oğlunun Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandığı halde bu üniversiteye devam edemediğini ve yurt dışında öğrenimini tamamladığını belirtti. Başbakan, "Ben bunun acısını çekmiş bir babayım. Benim oğlum, katsayısına takıldı, Boğaziçi'ni kazandığı halde gidemedi ve yurt dışına göndermek zorunda kaldım. Yurt dışında okudu, gitti mastırını Harward'da yaptı ama burada katsayıya takıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Kız Çocukları Günü dolayısıyla Rixos Otel'de düzenlenen "Kız Çocuklarının Eğitim ve Öğretiminde Yeni Politika ve Uygulamalar" Çalıştayına katıldı.
Konuşmasına Hz. Muhammed'den bir alıntı yaparak başlayan Erdoğan, bir kişinin peygambere, kendilerinin çocukları öpmediğini belirterek, "siz çocukları öper misiniz? sorusunu yönelttiğini, bunu üzerine Hz. Muhammed'in "Allah senin kalbinden merhamet duygusunu almışsa ben ne yapabilirim" şeklindeki manidar cevabı verdiğini dile getirdi.
İslam dininin peygamberi Hazreti Muhammed'in kız çocuklarına daha fazla şefkat gösterilmesini emrettiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, "Bizim yapmamız gereken çocuklarımıza şefkat, kız çocuklarımıza daha fazla şefkat göstermektir. Kız çocuklarıyla erkek çocukları arasında tek bir ayrımcılığa müsaade edebiliriz, oda pozitif ayrımcılıktır. Çok şükür biz de bunu yapıyoruz" dedi.
Hz. Muhammed'in 14 asır önce gelen bir ayetle yasaklamadan önce kız çocukları doğduktan sonra diri diri toprağa gömülerek katledildiğini anımsatan Erdoğan, kız çocuklarının dışlanmasının, istenmemesinin ve toprağa gömülmesinin sadece o dönemde ve o toplumda yaşanmadığını, bin 400 yıl boyunca bu uygulamaların farklı renklerde, farklı tonlarda, çok farklı usullerde yaşadığını ve yaşatıldığını kaydetti.
"Bizim medeniyetimizde, kadın ile erkek arasında ayrımcılık yoktur"
Söz konusu sorunun sadece Doğu'da ya da İslam coğrafyasında yaşanan bir sorun olmadığını, Batı'da da hatta en gelişmiş, en demokratik ve en özgür ülkelerde de kızların ve kadınların o eski geleneklerden etkilendiklerini ve dışlandıklarının görüldüğünü belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Şu net ilkeyi tekraren ve altını kalın çizgilerle çizerek hatırlatmak isterim. Kız çocuklarına ve kadınlara yönelik her türlü ayrımcılık, kesin bir dille cahiliye adetidir. Kız çocuklarına ve kadınlara yönelik her türlü ayrımcı yaklaşım özellikle de şiddet cahiliye dönemi alışkanlığı olduğu kadar, insanlık dışıdır, vicdan dışıdır. Bizim tarihimizde, bizim medeniyetimizde, bizim köklü aile yapımızda çocuklar arasında, kadın ile erkek arasında ayrımcılık yoktur. Kim ki kadına yönelik ayrımcılığı, kadına yönelik şiddeti bir adet bir gelenek olarak lanse ediyorsa, kim ki kızlara ve kadına yönelik insanlık dışı muameleyi yapıyorsa o cahiliye döneminin temsilcisidir, cahildir, çok açık söylüyorum, insanlıktan nasibini almamıştır.
Kız çocuklarının eğitimlerinin neden aksadığını şöyle yorumladı;
Devlet ile vatandaş arasında 10 yıllar devam eden güven sorununun vatandaşın devlete ve devletin kurumlarına soğuk bakmasına neden olduğunu, bu nedenle de kız çocuklarının okullardan uzak tutulduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Vatandaşını kucaklamayan, vatandaşına şefkat gösteremeyen, asık suratlı, sert devlet imajı vatandaşı devletten soğuttuğu kadar kız çocuklarımızı da ciddi manada okullardan uzaklaştırdı. Okullarımız, müfredatımız, bazı öğretmenlerimiz, yerel değerlerle milletin ve toplumun değerleriyle barışamadığı, toplumla empati kurmaya çalışmadığı için okul ayrı yerde durdu, vatandaş ayrı bir yerde durdu. 10 yıllar boyunca devlet ile vatandaş arasında nasıl soğukluk oluştuysa, anne-baba ile okul arasında, öğrenci ile okul arasında da maalesef bir soğukluk oluştu. Bu uzaklığı, uçurumu körükleyen başka bazı uygumalar da oldu. Devlet ve devletin okulları, çocuklarımıza özellikle de kız çocuklarımıza kendi değerlerini unutma, inançlarının gereğini çiğneme yönünde maalesef baskı yaptı, dayatmalarda bulundu.
Bakın, bu ülkede kız çocuğunu okula göndermeyen anne-babalar yıllarca eleştirildi, erkek çocuğunu okutan, kız çocuğuna ayrımcılık yapan, kız çocuğunu ilk okuldan sonra hemen, anadolu tabiriyle kocaya veren anne-babalar hep eleştirildi, ama kız çocuklarını okul kapılarından çevirenler görülmedi. Kız çocuklarını ikna odalarında işkenceye tabi tutanlar görülmedi. Üniversite kapılarında kız çocuklarının onurlarını zedeleyen uygulamalar görülmedi. Kız çocuklarını okutmuyor diye anne-babaları eleştirenler, üniversite kapılarından kız çocuklarını geri çevirdiler, onları evlere kapatmak istediler ve kendi öz eleştirilerini de yapmadılar. Bugün artık bu çarpık zihniyet hamdolsun tedavülden kalkmıştır. 14 asır önce kız çocuklarının diri diri toprağa gömülmesi nasıl bir cahiliye dönemi alışkanlığıysa, 10 yıllar boyunca kız çocuklarını kılık-kıyafetlerinden dolayı dışlamak, üniversite kapılarından geri çevirmek de öyle bir cahiliye alışkanlığıydı ve bu alışkanlık artık son bulmuştur."
Bu ülke ne kadar erkeklerinse o kadar da kadınların ülkesidir
Başbakan Erdoğan, dün bir grubun üniversitelerde başörtüsü serbestisine yönelik eleştirilerde bulunduğunu ve "bu iş olamaz" dediğini anımsatarak, "Siz kimsiniz? Millet bu işin kararını vermiş, bu iş bitmiş. Artık bu ülkede ulusalcı, mulusalcı diye birşey yok, bu ülkede artık millet gerçeği var, bunu göreceksiniz. Bu ülke hepimizin ülkesi bunu göreceksiniz. Bu ülke ne kadar erkeklerin ülkesiyle o kadar da kadınların ülkesidir. Bu ülkede başı açık kardeşlerimle başı örtülü kardeşlerimin özgürlüklerini, haklarını birbirinden ayıramayacaksınız, el ele beraber yürüyecekler" ifadelerini kullandı.
Bunun acısını çekmiş bir babayım
Türkiye'de artık hiç kimsenin kız çocuklarının kıyafetlerine bakıp, "Sen okuyamazsın" diyemeyeceğini ifade eden Erdoğan, artık meslek liselerinde okuyanların istediği okula aynı yarış içerisinde gireceğini ve kazandığı yerde de okuyacağını dile getirdi.
Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ben, bunun acısını çekmiş bir babayım. Benim oğlum, katsayısına takıldı, Boğaziçi'ni kazandığı halde gidemedi ve yurt dışına göndermek zorunda kaldım. Yurt dışında okudu, gitti mastırını Harward'da yaptı ama burada katsayıya takıldı. Aynı şekilde, kızlarım, başörtülü olduğu için kendi ülkemde okuyamadı. Yurt dışına göndermek zorunda kaldım. Onlar da gittiler, yurt dışında okudular. Birisi doktorasını Berkley'de yaptı, bir diğeri mastırını London School Of Economics'te yaptı ama bu ülkede okuyamadı. Niye? Başörtüsü var diye. Bunlar, başındaki bir örtü ile uğraşacak kadar cahil ve zavallı. Şair diyor ya, 'Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya.' Biz, bu ülkede ne garip olacağız ne parya olacağız. El ele, kardeşçe, bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız ve Türkiye olacağız. 76 milyon, kadın, erkek, Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Çerkez'iyle, Gürcü'süyle, Abhaza'sıyla..."
Sevgili kızlarım...
Erdoğan, "Sevgili kızlarım, sevgili gençler, başınızı öne eğmeyecek, asla vazgeçmeyeceksiniz. Eğer siz vazgeçerseniz, eğer siz umudunuzu kaybederseniz, bilin ki toplum kaybeder, bilin ki gelecek kaybeder. Hiçbir olumsuzluk, umudunuzu, aşkınızı, şevkinizi kırmasın. Siz mücadele ettikçe bu ülkede eğitimsizlik azalacak, siz mücadele ettikçe bu ülkede şiddet azalacak, kadına kalkan eller karşısında bizi bulacaktır. Siz samimiyetle mücadele ettikçe, kararlı davrandıkça bu ülkede her türlü ayrımcılık inşallah tarihe karışacaktır" dedi.
Son Güncelleme: Cuma, 11 Ekim 2013 13:49
Gösterim: 4229

