Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
'Roman açılımı'nda parasız eğitim parkartı açan öğrencilere 8 yıl 5 ay 20'şer gün hapis cezası verildi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın konuşması sırasında “Parasız eğitim istiyoruz, alacağız” yazan pankart açan Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer’e 8 yıl 5 ay 20’şer gün hapis cezası verildi. İki gencin arkadaşı Utku Aykar da ‘örgüt propagandası’ suçlamasıyla 2 yıl 2 ay 20 gün hapisle cezalandırıldı. 19 ay tutuklu kaldıktan sonra 6 Ekim 2001’de tahliye edilen iki genç, Yargıtay’ın kararı onaması halinde 56 ay daha cezaevinde kalabilir.
Gençlik Dernekleri Federasyonu üyesi Ferhat Tüzel, Berna Yılmaz ve Utku Aykar, 14 Mart 2010’da İstanbul’da yapılan Roman Kurultayı’nda pankart açınca tartaklanarak gözaltına alındı ve ‘yasadışı örgüt üyeliği’ savıyla tutuklandı.
Anayasal hak
10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın 25 Mayıs 2011’de görülen duruşmasında Savcı Kasım İlimoğlu, şu gerekçeyle beraat istedi:
“Anayasada düşünceyi açıklama özgürlüğü ile gösteri ve yürüyüş düzenleme hakkı ayrıntılı olarak anlatılıyor. Silahsız ve saldırısız toplantı ve yürüyüşler önceden izin almadan yapılabiliyor. Sivil toplum örgütlerinin ülkemizde sıkça görülen kötüye kullanılmaları ve yönlendirilmeleri konusunda bireyi koruyacak önlemlerin ve iyiyi kötüden ayıracak ölçütlerin devlet tarafından alınması gerekir. Kapatma ve yasaklama kararı bulunmayan dernek ve sivil toplum örgütlerinin eylemlerine katılan sanıklara sırf katılımlarından dolayı ceza sorumluluğu yüklenemez.”
Bu mütalaaya rağmen iki genç tahliye edilmediği gibi, Savcı İlimoğlu özel yetkisi kaldırılarak Büyükçekmece Adliyesi’nde görevlendirildi. Ve iki genç ancak, 19 ay tutuklu kaldıktan sonra 6 Ekim 2011’de serbest bırakıldı. İlimoğlu’nun yerine atanan Savcı Adem Özcan mütalaayı değiştirerek, “Bu sanıklar terör örgütü üyeleridir” dedi ve 15 yıl hapis cezası istedi.
‘Canavar’ tartışması
Davanın son duruşması ise dün görüldü. Duruşmada, avukat Taylan Tanay ile üye hâkim Aytekin Ozanlı tartıştı. Tanay’ın, “Başbakan, ‘Bu mahkemeler canavara dönüştü’ dedi. Gerçekten de canavara dönüştü” sözüne hâkim Ozanlı, “Biz canavar mıyız?” diye çıkıştı. Tanay da “Başbakan’ın bir tespitini aktardım” diye yanıt verdi. Tanay, karar sonrası yaptığı açıklamada ise “Bu kararı ileri demokrasinin yansıması olarak görüyoruz. Anayasal haklarını kullanmanın cezası, 8 yıl 5 ay hapis” dedi.
Giden savcı: Görevimiz ceza vermek değil
Radikal, Ferhat ve Berna için beraat istedikten sonra görev yeri değiştirilen savcı Kasım İlimoğlu’na kararla ilgili görüşünü sordu. İlimoğlu, mütalaasının arkasında durduğunu belirtti. Dosya kendisindeyken, soruşturmanın genişletilmesi ve bir gizli tanığın dinlenmesi yönündeki taleplerinin de, tahliye ve beraat talepleri gibi geri çevrildiğini anımsatan İlimoğlu, “İddia makamının amacı, gerçeğe ulaşmaktır, sanığı cezalandırmak değildir” dedi.
Mütalaasının ceza hukuku, AİHM içtihadı ve anayasa hukuku açısından doğru bir mütalaa olduğunu belirten İlimoğlu şöyle devam etti:
‘Hukukun özü yok olur’
“Mahkemenin bir konuyu tartışması ayrı, mahkûmiyet ayrıdır. İddianameyle düzenlenmesi gereken delillerin dışında, (karar için) çok daha ciddi delillerin olması gerekir. Hukukun burada yaratılması lazım. Hukuku yaratan mahkemelerdir. Türkiye’de terör var. Molotofkokteylleriyle yananlar var. Fakat bununla mücadelenin, insan haklarının, hukukun temel unsurlarının korunması, temel hakların etkin şekilde korunmasıyla yapılması gerekir. Bu, teröre karşı müsamahalı davranılması değildir. Terör ve terör odaklarıya mücadele edilmesi gerekir. Ama usul kurallarının etkin uygulanması gerekir. Bununla mücadele ayrı bir şey, demokratik hak ve özgürlüklerin ihlali ayrı şeydir. Son derece hassas, anayasal hakların özüne dokunulmayacak şekilde mücadele gerekir. Aksi takdirde hukukun özünü yok etme sonucu doğabilir.”
İlimoğlu, mahkeme kararına doğrudan girmezken, “Mütalaam, dosyanın incelenmesiyle verilmiştir. Bahsettiğim çerçevede terörle, odaklarıyla mücadelede doğru çözüm, verdiğim mütalaadır. Sivil toplumun kendi iradesi ve düşüncelerini yansıtabilmesi lazım” dedi.
İlk savcı beraat istemişti ama...
Savcı Kasım İlimoğlu, Mayıs 2011’deki mütalaasında, ‘sivil toplum örgütü eylemine katılmanın tek başına suç oluşturmayacağını’ savunarak, Berna ve Ferhat için beraat ve tahliye istemiş, ancak hemen ardından görev yeri değiştirilmişti.
(radikal)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
'Roman açılımı'nda parasız eğitim parkartı açan öğrencilere 8 yıl 5 ay 20'şer gün hapis cezası verildi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın konuşması sırasında “Parasız eğitim istiyoruz, alacağız” yazan pankart açan Berna Yılmaz ve Ferhat Tüzer’e 8 yıl 5 ay 20’şer gün hapis cezası verildi. İki gencin arkadaşı Utku Aykar da ‘örgüt propagandası’ suçlamasıyla 2 yıl 2 ay 20 gün hapisle cezalandırıldı. 19 ay tutuklu kaldıktan sonra 6 Ekim 2001’de tahliye edilen iki genç, Yargıtay’ın kararı onaması halinde 56 ay daha cezaevinde kalabilir.
Gençlik Dernekleri Federasyonu üyesi Ferhat Tüzel, Berna Yılmaz ve Utku Aykar, 14 Mart 2010’da İstanbul’da yapılan Roman Kurultayı’nda pankart açınca tartaklanarak gözaltına alındı ve ‘yasadışı örgüt üyeliği’ savıyla tutuklandı.
Anayasal hak
10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın 25 Mayıs 2011’de görülen duruşmasında Savcı Kasım İlimoğlu, şu gerekçeyle beraat istedi:
“Anayasada düşünceyi açıklama özgürlüğü ile gösteri ve yürüyüş düzenleme hakkı ayrıntılı olarak anlatılıyor. Silahsız ve saldırısız toplantı ve yürüyüşler önceden izin almadan yapılabiliyor. Sivil toplum örgütlerinin ülkemizde sıkça görülen kötüye kullanılmaları ve yönlendirilmeleri konusunda bireyi koruyacak önlemlerin ve iyiyi kötüden ayıracak ölçütlerin devlet tarafından alınması gerekir. Kapatma ve yasaklama kararı bulunmayan dernek ve sivil toplum örgütlerinin eylemlerine katılan sanıklara sırf katılımlarından dolayı ceza sorumluluğu yüklenemez.”
Bu mütalaaya rağmen iki genç tahliye edilmediği gibi, Savcı İlimoğlu özel yetkisi kaldırılarak Büyükçekmece Adliyesi’nde görevlendirildi. Ve iki genç ancak, 19 ay tutuklu kaldıktan sonra 6 Ekim 2011’de serbest bırakıldı. İlimoğlu’nun yerine atanan Savcı Adem Özcan mütalaayı değiştirerek, “Bu sanıklar terör örgütü üyeleridir” dedi ve 15 yıl hapis cezası istedi.
‘Canavar’ tartışması
Davanın son duruşması ise dün görüldü. Duruşmada, avukat Taylan Tanay ile üye hâkim Aytekin Ozanlı tartıştı. Tanay’ın, “Başbakan, ‘Bu mahkemeler canavara dönüştü’ dedi. Gerçekten de canavara dönüştü” sözüne hâkim Ozanlı, “Biz canavar mıyız?” diye çıkıştı. Tanay da “Başbakan’ın bir tespitini aktardım” diye yanıt verdi. Tanay, karar sonrası yaptığı açıklamada ise “Bu kararı ileri demokrasinin yansıması olarak görüyoruz. Anayasal haklarını kullanmanın cezası, 8 yıl 5 ay hapis” dedi.
Giden savcı: Görevimiz ceza vermek değil
Radikal, Ferhat ve Berna için beraat istedikten sonra görev yeri değiştirilen savcı Kasım İlimoğlu’na kararla ilgili görüşünü sordu. İlimoğlu, mütalaasının arkasında durduğunu belirtti. Dosya kendisindeyken, soruşturmanın genişletilmesi ve bir gizli tanığın dinlenmesi yönündeki taleplerinin de, tahliye ve beraat talepleri gibi geri çevrildiğini anımsatan İlimoğlu, “İddia makamının amacı, gerçeğe ulaşmaktır, sanığı cezalandırmak değildir” dedi.
Mütalaasının ceza hukuku, AİHM içtihadı ve anayasa hukuku açısından doğru bir mütalaa olduğunu belirten İlimoğlu şöyle devam etti:
‘Hukukun özü yok olur’
“Mahkemenin bir konuyu tartışması ayrı, mahkûmiyet ayrıdır. İddianameyle düzenlenmesi gereken delillerin dışında, (karar için) çok daha ciddi delillerin olması gerekir. Hukukun burada yaratılması lazım. Hukuku yaratan mahkemelerdir. Türkiye’de terör var. Molotofkokteylleriyle yananlar var. Fakat bununla mücadelenin, insan haklarının, hukukun temel unsurlarının korunması, temel hakların etkin şekilde korunmasıyla yapılması gerekir. Bu, teröre karşı müsamahalı davranılması değildir. Terör ve terör odaklarıya mücadele edilmesi gerekir. Ama usul kurallarının etkin uygulanması gerekir. Bununla mücadele ayrı bir şey, demokratik hak ve özgürlüklerin ihlali ayrı şeydir. Son derece hassas, anayasal hakların özüne dokunulmayacak şekilde mücadele gerekir. Aksi takdirde hukukun özünü yok etme sonucu doğabilir.”
İlimoğlu, mahkeme kararına doğrudan girmezken, “Mütalaam, dosyanın incelenmesiyle verilmiştir. Bahsettiğim çerçevede terörle, odaklarıyla mücadelede doğru çözüm, verdiğim mütalaadır. Sivil toplumun kendi iradesi ve düşüncelerini yansıtabilmesi lazım” dedi.
İlk savcı beraat istemişti ama...
Savcı Kasım İlimoğlu, Mayıs 2011’deki mütalaasında, ‘sivil toplum örgütü eylemine katılmanın tek başına suç oluşturmayacağını’ savunarak, Berna ve Ferhat için beraat ve tahliye istemiş, ancak hemen ardından görev yeri değiştirilmişti.
(radikal)
Son Güncelleme: Cuma, 08 Haziran 2012 10:03
Gösterim: 2046
Eğitim-bir-sen öğretmenlere saygı yürüyüşü düzenledi.
Medeniyetimizi inşa ve yeniden ihya etmenin öncüsü olan öğretmenlere yapılan haksızlığın ifşası için, öğretmene saygının deforme edilmesine karşı çıkmak için binlerce öğretmenimizle sessizce yürüdük. Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, öğretmene saygı yürüyüşünde yaptığı konuşmada, “Bu yürüyüş, çocuğuyla, genciyle yirmi milyonu aşan bir kitleye doğrudan olmak üzere her vatandaşa hizmet sunan; mezrasından köyüne, kasabasından şehrine ülkenin farklı yerlerinde sayısı 60 bine ulaşan okulların kapısını her sabah daha iyi bir gelecek için özveriyle açan öğretmenlerimizin bütün Türkiye’ye yönelttikleri ‘saygı görmek hakkım’ haykırışıdır” dedi.
Üyelerimiz, İstanbul İstiklal Caddesi’nde Tünel’den başlayarak Taksim Meydanı’na kadar ‘Susarak anlattım sana her şeyi’ afişi eşliğinde sessizce yürüdü. Yürüyüş boyunca karanfil dağıtan öğretmenlere halk alkışlarıyla destek verdi. Taksim Meydanı’nda binlerce öğretmene seslenen Ahmet Gündoğdu, dünyanın diğer ülkelerinde daha az çalışıp daha fazla ücret alan öğretmenlerin aksine ülkemizde öğretmenlerin daha çok çalışıp daha az ücret aldıklarının bilinmesini istedi. Öğretmenler, ‘Öğretmenlik aşkımız, saygı görmek hakkımız’, ‘Bütçe diye yakınma, onuruma dokunma’, ‘Hak, Hukuk, Adalet KHK Rezalet’ sloganlarıyla Gündoğdu’ya eşlik etti.
İlme, irfana, âlime ve arife hürmeti esas alan bir medeniyetin bakiyesi olan Türkiye’de; öğretmenlere, yürüttükleri kutsal mesleğin maddi karşılığının hakkıyla ödenmemesi yanında manevi karşılığı olan “saygının” bile çok görüldüğü günleri yaşadıklarını belirten Ahmet Gündoğdu, “Eğitim konusu açıldığında “eğitim en önemli meselemiz” diyerek mangalda kül bırakmayanlar, yaptıklarıyla, söyledikleriyle, öğretmene ve öğretim elemanlarına emeğinin karşılığını vermemekle öğretmeni ve emeğini değersizleştirdiklerinin, öğretmenlik mesleğinin itibarına irtifa kaybettirdiklerinin artık farkına varmalıdır” ifadelerini kullandı.
Gündoğdu, saygının bile çok görüldüğü öğretmen; öğrencilerinden “daha iyi bir gelecek”, “daha güçlü Türkiye”, “daha adil bir ülke” hedeflerinde sorumluluk almalarını istenemeyeceğini, kendisi saygıya muhtaç hale getirilen öğretmenler, öğrencilerine “insana ve haklarına saygı duymayı” ve “insan onurunu esas almayı” öğretemeyeceğini kaydetti. Öğretmenin saygıyı fazlasıyla hak ettiğini belirten Gündoğdu, “Ancak saygının kendisine çok görüldüğünü; yediden yetmişe her biri öğrencisi olan topluma, “Annenize, babanıza ve büyüklerinize saygıda kusur etmeyin” diye nasıl seslenecek” dedi.
‘Öğretmenlerin Gönlünü Fetih Projesi’ Neden Akıllara Gelmiyor
Ahmet Gündoğdu bugün gelinen noktada ülkemizin artık temel sorunlarından birisi öğretmenlere, öğretim elamanlarına ve emeklerine saygı sorunu olduğunu kaydederek, “Sınıfları akıllı tahtayla, öğrencileri tablet bilgisayarla donatmayı hedefleyen Fatih Projesinin hayata geçirildiği ülkemizde, sınıf ve öğrenci kavramlarına varlık ve anlam kazandıran öğretmenler için “öğretmenlerin gönlünü fetih projesi” neden akıllara gelmiyor. Bu tablonun sorumlusu, eğitim sistemine ve eğitim hizmetine öğretmenlerle birlikte el ele kalite kazandırması gereken Milli Eğitim Bakanı’dır. Görevi devraldığı günden bu yana beyan ve açıklamalarıyla “bilgisi yetersiz”, “çalışması isteksiz”, “hizmeti verimsiz” öğretmen kitlesi algısı üretmiştir. Yetinmemiş, yanlış bilgilendirmeyle öğretmenlerin “haftada 15 saat çalışıp yılda iki ay tatil yapan gereksiz kamu görevlileri” konumunda gösterilmesine de kapı aralamıştır. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, bu tavırlarıyla bir anlamda “hak isteyen ve saygı bekleyen öğretmenler ve sendikaları olmasa Milli Eğitim Bakanlığını ne güzel yönetirim” demektedir” diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı’nın icraatlarını eleştiren Gündoğdu, Milli Eğitim Bakanı’nın söylemlerinde, genelgelerinde, kısaca bütün iş ve işlemlerinde, okul yöneticilerini, öğretmenleri ve eğitim çalışanlarını hedef göstermek için harcadığı zamanı, öğretmenler ve diğer eğitim çalışanlarının mesleki saygınlığını korumak ve mali haklarını artırmak, eğitim çalışanlarının yetkili sendikası Eğitim-Bir-Sen’in bu yöndeki taleplerini karşılamak için harcasaydı bugün eylem değil şölen yapıyor olacaklarını söyledi. Bakan Dinçer’in okul yöneticilerini öğrenci velilerine, öğretmenleri öğrencilere ve tüm topluma hedef gösterme anlayışını terk etmesini isteyen Gündoğdu, “Kuruluşundan bu yana iş bırakma eylemi yapmayan Eğitim-Bir-Sen, Milli Eğitim Bakanın kabul edilemez üslubu, Maliye Bakanının ek ödeme adaletsizliğini gidermeme inadı nedeniyle başlayan sürecin sonunda iş bırakma eylemi yapmak zorunda kalmıştır. Sayın Başbakanın eksik bilgilere dayanan öğretmenlerin çalışma ve izin sürelerine yönelik beyanları, öğretmenleri derinden üzmüştür. Milli Eğitim Bakanı Dinçer’den ümidini zaten kesen öğretmenler, Sayın Başbakanımızdan incinen yüreklerini, kırılan kalplerini onore edecek ve azalan motivasyonlarını yeniden artıracak yeni bir açıklama bekliyorlar. Eğitim çalışanlarının yetkili sendikası olarak, biz de Sayın Başbakanın bu yönde bir açıklamayı en kısa sürede yapması gerektiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.
Emeğimizin Karşılığını İstemekten ve Mesleğimizin Saygınlığını Korumaktan Yılmayacağız
Ahmet Gündoğdu, bu yürüyüşün, medeniyetimizi inşa ve yeniden ihya etmenin öncüsü olan öğretmenlere yapılan haksızlığın ifşası ve öğretmene saygının deforme edilmesine karşı çıkışı olduğunu kaydetti. Gündoğdu, “Bu yürüyüş, çocuğuyla, genciyle yirmi milyonu aşan bir kitleye doğrudan olmak üzere her vatandaşa hizmet sunan; mezrasından-köyüne, kasabasından-şehrine ülkenin farklı yerlerinde sayısı 60 bine ulaşan okulların kapısını her sabah daha iyi bir gelecek için özveriyle açan öğretmenlerimizin bütün Türkiye’ye yönelttikleri “saygı görmek hakkım” haykırışıdır” ifadelerini kullandı.
Öğretmene karşı haksızlıklara bordro yakmadan iş bırakmaya kadar uzanan bir eylem süreciyle tepki gösterdiklerini söyleyen Gündoğdu, “Toplu sözleşme sürecini takip eden taraflı-tarafsız herkes, öğretmenlere yapılan haksızlığı sona erdirecek tekliflerle masaya oturduğumuzu kabul ediyor. Kamu İşveren Heyetinin ve Kamu İşveren Heyeti temsilcileri aracılığıyla da Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun, tekliflerimize evet demeyerek bu haksızlığın devam etmesine göz yumduğu herkesin malumudur. Kamuoyunun yakından bildiği gibi eşit işe eşit ücret kapsamında hazırlandığı iddia edilen 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, öğretmenleri ve akademisyenleri yok saymıştır. Öğretmene ve öğretim görevlilerine benzerin yok, bütçeye maliyeti yüksek olur diyerek ek ödeme verilmemiştir. Öğretmenlerin ve öğretim elemanlarının emeğinin karşılığı olan ekmeği talep ettikleri için mesleğinin karşılığı olan saygıdan mahrum edilmek istenmesine direneceğiz ve izin vermeyeceğiz. Emeğimizin karşılığını istemekten yorulmayacağız, mesleğimizin saygınlığını korumaktan yılmayacağız. Bütçe disiplinini bozar bahanesiyle ek ödeme artışı verilmemesine olan tepkimizi de, bütçeye maliyeti sıfır olan, öğretmene saygı talebimizi de aynı anda, her yerde ve büyük bir kararlılıkla seslendirmeye devam edeceğiz. Çünkü, öğreticisine saygı duymayan bir toplumun, öğrendikleriyle iyiye, doğruya ve güzele yol almasının imkansız olduğunu biliyoruz. Çünkü, öğretmenliğin peygamberlik mesleği olduğunu salık veren bir medeniyetin mensuplarıyız. Çünkü, kendisine bir harf öğretene kırk yıl köle olmayı taahhüt eden ilim kapısı Hz. Ali’nin idrakinin örnek alınması gerektiğine inanıyoruz” dedi.
“Üzülmeyiniz, Alimlerin Atının Ayağından Sıçrayan Çamur Bizim İçin Süstür, Şereftir’’
Öğretmene ve âlime saygı konusunda Yavuz Sultan Selim ve Fatih Sultan Mehmet’ten örnekler veren Ahmet Gündoğdu,” Zamanın âlimlerinden İbn-i Kemalin atının ayağından kaftanına çamur sıçrayan Yavuz Sultan Selim Han’ın “Üzülmeyiniz, âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için süstür, şereftir. Vasiyet ediyorum, bu çamurlu kaftan, ben vefat ettikten sonra kabrimin üzerine örtülsün” sözleriyle âlime, arife, öğretene ve öğretmene saygı konusunda bize yol gösteriyor. İstanbul’un fethinden sonra padişah olduğunu sanıp kendisine çiçek vermek isteyen ahaliyi “padişah ben değilim odur” diyerek kendisine yönelten Akşemsettin’i işaret eden Fatih Sultan Mehmet’in “padişah benim ama o da benim hocamdır” sözleri âlime hürmet, arife ihtiram, öğreticisine saygı konusunda bugünün yöneticilerine ne yapmaları gerektiğini işaret ediyor” diye konuştu.
Genel Başkan Ahmet Gündoğdu, sözlerini şöyle tamamladı: “Emeğimizin karşılığı olan haklarımızı istiyoruz. Mesleğimizin gereği olan saygıyı talep ediyoruz. Okuldan daha fazlası evde olmak üzere mesai mefhumu gözetmeden çalıştığımızın bilinmesini istiyoruz. Bu milletin çocuklarını geleceğe hazırlamak adına kendi çocuklarımızı ihmal ettiğimizin unutulmamasını bekliyoruz. Dünyanın diğer ülkelerinde daha az çalışıp daha fazla ücret alan öğretmenlerin aksine daha çok çalışıp daha az ücret aldığımızın bilinmesini istiyoruz. Öğretmenlere yönelik şiddete, öğretmene sahip çıkılmasını istiyoruz. Öğretmene yönelik başörtüsü yasağı başta olmak üzere eğitim sisteminin yasaklardan temizlenmesini istiyoruz. Eşinden ve çocuğundan ayrı kalması önemsenmeyen binlerce öğretmenin, her sabah ülkemin çocuklarına yeni ufuklar için günaydın dediğinin farkında olunmasını istiyoruz. Öğrencilerin yaz tatili süresi ile öğretmenlerin izin süresinin aynı olmadığının bilinmesini istiyoruz. Aynı anda kimi yerde 30 kimi yerde 60 kişiye kamu hizmeti sunan ikinci bir kamu görevlisi olmadığının görülmesini istiyoruz. Haklarımızın verilmemesine ve hak ettiğimiz saygının yanlış bilgilerle örselenmesine sessiz kalmamayı öğrencilerimize olan sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Hakkımız olan ek ödemenin verilmemesini gündemden düşürmek için ortaya konan beyanların, yapılan açıklamaların kastı aşan ifadeler olduğunun kabul edilmesini istiyoruz. Sözlerime son verirken, Türkiye’nin 2012-2013 eğitim-öğretim yılı vizyonunun, öğretmenin emeğinin karşılığının ve öğretmenlik mesleğine saygının her geçen gün daha arttırılması olması gerektiğini ifade ediyor, yürüyüşümüze destek veren bütün öğretmenlerimize Eğitim-Bir-Sen adına teşekkür ediyorum”
(eğitim-bir-sen)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Eğitim-bir-sen öğretmenlere saygı yürüyüşü düzenledi.
Medeniyetimizi inşa ve yeniden ihya etmenin öncüsü olan öğretmenlere yapılan haksızlığın ifşası için, öğretmene saygının deforme edilmesine karşı çıkmak için binlerce öğretmenimizle sessizce yürüdük. Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, öğretmene saygı yürüyüşünde yaptığı konuşmada, “Bu yürüyüş, çocuğuyla, genciyle yirmi milyonu aşan bir kitleye doğrudan olmak üzere her vatandaşa hizmet sunan; mezrasından köyüne, kasabasından şehrine ülkenin farklı yerlerinde sayısı 60 bine ulaşan okulların kapısını her sabah daha iyi bir gelecek için özveriyle açan öğretmenlerimizin bütün Türkiye’ye yönelttikleri ‘saygı görmek hakkım’ haykırışıdır” dedi.
Üyelerimiz, İstanbul İstiklal Caddesi’nde Tünel’den başlayarak Taksim Meydanı’na kadar ‘Susarak anlattım sana her şeyi’ afişi eşliğinde sessizce yürüdü. Yürüyüş boyunca karanfil dağıtan öğretmenlere halk alkışlarıyla destek verdi. Taksim Meydanı’nda binlerce öğretmene seslenen Ahmet Gündoğdu, dünyanın diğer ülkelerinde daha az çalışıp daha fazla ücret alan öğretmenlerin aksine ülkemizde öğretmenlerin daha çok çalışıp daha az ücret aldıklarının bilinmesini istedi. Öğretmenler, ‘Öğretmenlik aşkımız, saygı görmek hakkımız’, ‘Bütçe diye yakınma, onuruma dokunma’, ‘Hak, Hukuk, Adalet KHK Rezalet’ sloganlarıyla Gündoğdu’ya eşlik etti.
İlme, irfana, âlime ve arife hürmeti esas alan bir medeniyetin bakiyesi olan Türkiye’de; öğretmenlere, yürüttükleri kutsal mesleğin maddi karşılığının hakkıyla ödenmemesi yanında manevi karşılığı olan “saygının” bile çok görüldüğü günleri yaşadıklarını belirten Ahmet Gündoğdu, “Eğitim konusu açıldığında “eğitim en önemli meselemiz” diyerek mangalda kül bırakmayanlar, yaptıklarıyla, söyledikleriyle, öğretmene ve öğretim elemanlarına emeğinin karşılığını vermemekle öğretmeni ve emeğini değersizleştirdiklerinin, öğretmenlik mesleğinin itibarına irtifa kaybettirdiklerinin artık farkına varmalıdır” ifadelerini kullandı.
Gündoğdu, saygının bile çok görüldüğü öğretmen; öğrencilerinden “daha iyi bir gelecek”, “daha güçlü Türkiye”, “daha adil bir ülke” hedeflerinde sorumluluk almalarını istenemeyeceğini, kendisi saygıya muhtaç hale getirilen öğretmenler, öğrencilerine “insana ve haklarına saygı duymayı” ve “insan onurunu esas almayı” öğretemeyeceğini kaydetti. Öğretmenin saygıyı fazlasıyla hak ettiğini belirten Gündoğdu, “Ancak saygının kendisine çok görüldüğünü; yediden yetmişe her biri öğrencisi olan topluma, “Annenize, babanıza ve büyüklerinize saygıda kusur etmeyin” diye nasıl seslenecek” dedi.
‘Öğretmenlerin Gönlünü Fetih Projesi’ Neden Akıllara Gelmiyor
Ahmet Gündoğdu bugün gelinen noktada ülkemizin artık temel sorunlarından birisi öğretmenlere, öğretim elamanlarına ve emeklerine saygı sorunu olduğunu kaydederek, “Sınıfları akıllı tahtayla, öğrencileri tablet bilgisayarla donatmayı hedefleyen Fatih Projesinin hayata geçirildiği ülkemizde, sınıf ve öğrenci kavramlarına varlık ve anlam kazandıran öğretmenler için “öğretmenlerin gönlünü fetih projesi” neden akıllara gelmiyor. Bu tablonun sorumlusu, eğitim sistemine ve eğitim hizmetine öğretmenlerle birlikte el ele kalite kazandırması gereken Milli Eğitim Bakanı’dır. Görevi devraldığı günden bu yana beyan ve açıklamalarıyla “bilgisi yetersiz”, “çalışması isteksiz”, “hizmeti verimsiz” öğretmen kitlesi algısı üretmiştir. Yetinmemiş, yanlış bilgilendirmeyle öğretmenlerin “haftada 15 saat çalışıp yılda iki ay tatil yapan gereksiz kamu görevlileri” konumunda gösterilmesine de kapı aralamıştır. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, bu tavırlarıyla bir anlamda “hak isteyen ve saygı bekleyen öğretmenler ve sendikaları olmasa Milli Eğitim Bakanlığını ne güzel yönetirim” demektedir” diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı’nın icraatlarını eleştiren Gündoğdu, Milli Eğitim Bakanı’nın söylemlerinde, genelgelerinde, kısaca bütün iş ve işlemlerinde, okul yöneticilerini, öğretmenleri ve eğitim çalışanlarını hedef göstermek için harcadığı zamanı, öğretmenler ve diğer eğitim çalışanlarının mesleki saygınlığını korumak ve mali haklarını artırmak, eğitim çalışanlarının yetkili sendikası Eğitim-Bir-Sen’in bu yöndeki taleplerini karşılamak için harcasaydı bugün eylem değil şölen yapıyor olacaklarını söyledi. Bakan Dinçer’in okul yöneticilerini öğrenci velilerine, öğretmenleri öğrencilere ve tüm topluma hedef gösterme anlayışını terk etmesini isteyen Gündoğdu, “Kuruluşundan bu yana iş bırakma eylemi yapmayan Eğitim-Bir-Sen, Milli Eğitim Bakanın kabul edilemez üslubu, Maliye Bakanının ek ödeme adaletsizliğini gidermeme inadı nedeniyle başlayan sürecin sonunda iş bırakma eylemi yapmak zorunda kalmıştır. Sayın Başbakanın eksik bilgilere dayanan öğretmenlerin çalışma ve izin sürelerine yönelik beyanları, öğretmenleri derinden üzmüştür. Milli Eğitim Bakanı Dinçer’den ümidini zaten kesen öğretmenler, Sayın Başbakanımızdan incinen yüreklerini, kırılan kalplerini onore edecek ve azalan motivasyonlarını yeniden artıracak yeni bir açıklama bekliyorlar. Eğitim çalışanlarının yetkili sendikası olarak, biz de Sayın Başbakanın bu yönde bir açıklamayı en kısa sürede yapması gerektiğine inanıyoruz” şeklinde konuştu.
Emeğimizin Karşılığını İstemekten ve Mesleğimizin Saygınlığını Korumaktan Yılmayacağız
Ahmet Gündoğdu, bu yürüyüşün, medeniyetimizi inşa ve yeniden ihya etmenin öncüsü olan öğretmenlere yapılan haksızlığın ifşası ve öğretmene saygının deforme edilmesine karşı çıkışı olduğunu kaydetti. Gündoğdu, “Bu yürüyüş, çocuğuyla, genciyle yirmi milyonu aşan bir kitleye doğrudan olmak üzere her vatandaşa hizmet sunan; mezrasından-köyüne, kasabasından-şehrine ülkenin farklı yerlerinde sayısı 60 bine ulaşan okulların kapısını her sabah daha iyi bir gelecek için özveriyle açan öğretmenlerimizin bütün Türkiye’ye yönelttikleri “saygı görmek hakkım” haykırışıdır” ifadelerini kullandı.
Öğretmene karşı haksızlıklara bordro yakmadan iş bırakmaya kadar uzanan bir eylem süreciyle tepki gösterdiklerini söyleyen Gündoğdu, “Toplu sözleşme sürecini takip eden taraflı-tarafsız herkes, öğretmenlere yapılan haksızlığı sona erdirecek tekliflerle masaya oturduğumuzu kabul ediyor. Kamu İşveren Heyetinin ve Kamu İşveren Heyeti temsilcileri aracılığıyla da Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun, tekliflerimize evet demeyerek bu haksızlığın devam etmesine göz yumduğu herkesin malumudur. Kamuoyunun yakından bildiği gibi eşit işe eşit ücret kapsamında hazırlandığı iddia edilen 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, öğretmenleri ve akademisyenleri yok saymıştır. Öğretmene ve öğretim görevlilerine benzerin yok, bütçeye maliyeti yüksek olur diyerek ek ödeme verilmemiştir. Öğretmenlerin ve öğretim elemanlarının emeğinin karşılığı olan ekmeği talep ettikleri için mesleğinin karşılığı olan saygıdan mahrum edilmek istenmesine direneceğiz ve izin vermeyeceğiz. Emeğimizin karşılığını istemekten yorulmayacağız, mesleğimizin saygınlığını korumaktan yılmayacağız. Bütçe disiplinini bozar bahanesiyle ek ödeme artışı verilmemesine olan tepkimizi de, bütçeye maliyeti sıfır olan, öğretmene saygı talebimizi de aynı anda, her yerde ve büyük bir kararlılıkla seslendirmeye devam edeceğiz. Çünkü, öğreticisine saygı duymayan bir toplumun, öğrendikleriyle iyiye, doğruya ve güzele yol almasının imkansız olduğunu biliyoruz. Çünkü, öğretmenliğin peygamberlik mesleği olduğunu salık veren bir medeniyetin mensuplarıyız. Çünkü, kendisine bir harf öğretene kırk yıl köle olmayı taahhüt eden ilim kapısı Hz. Ali’nin idrakinin örnek alınması gerektiğine inanıyoruz” dedi.
“Üzülmeyiniz, Alimlerin Atının Ayağından Sıçrayan Çamur Bizim İçin Süstür, Şereftir’’
Öğretmene ve âlime saygı konusunda Yavuz Sultan Selim ve Fatih Sultan Mehmet’ten örnekler veren Ahmet Gündoğdu,” Zamanın âlimlerinden İbn-i Kemalin atının ayağından kaftanına çamur sıçrayan Yavuz Sultan Selim Han’ın “Üzülmeyiniz, âlimlerin atının ayağından sıçrayan çamur bizim için süstür, şereftir. Vasiyet ediyorum, bu çamurlu kaftan, ben vefat ettikten sonra kabrimin üzerine örtülsün” sözleriyle âlime, arife, öğretene ve öğretmene saygı konusunda bize yol gösteriyor. İstanbul’un fethinden sonra padişah olduğunu sanıp kendisine çiçek vermek isteyen ahaliyi “padişah ben değilim odur” diyerek kendisine yönelten Akşemsettin’i işaret eden Fatih Sultan Mehmet’in “padişah benim ama o da benim hocamdır” sözleri âlime hürmet, arife ihtiram, öğreticisine saygı konusunda bugünün yöneticilerine ne yapmaları gerektiğini işaret ediyor” diye konuştu.
Genel Başkan Ahmet Gündoğdu, sözlerini şöyle tamamladı: “Emeğimizin karşılığı olan haklarımızı istiyoruz. Mesleğimizin gereği olan saygıyı talep ediyoruz. Okuldan daha fazlası evde olmak üzere mesai mefhumu gözetmeden çalıştığımızın bilinmesini istiyoruz. Bu milletin çocuklarını geleceğe hazırlamak adına kendi çocuklarımızı ihmal ettiğimizin unutulmamasını bekliyoruz. Dünyanın diğer ülkelerinde daha az çalışıp daha fazla ücret alan öğretmenlerin aksine daha çok çalışıp daha az ücret aldığımızın bilinmesini istiyoruz. Öğretmenlere yönelik şiddete, öğretmene sahip çıkılmasını istiyoruz. Öğretmene yönelik başörtüsü yasağı başta olmak üzere eğitim sisteminin yasaklardan temizlenmesini istiyoruz. Eşinden ve çocuğundan ayrı kalması önemsenmeyen binlerce öğretmenin, her sabah ülkemin çocuklarına yeni ufuklar için günaydın dediğinin farkında olunmasını istiyoruz. Öğrencilerin yaz tatili süresi ile öğretmenlerin izin süresinin aynı olmadığının bilinmesini istiyoruz. Aynı anda kimi yerde 30 kimi yerde 60 kişiye kamu hizmeti sunan ikinci bir kamu görevlisi olmadığının görülmesini istiyoruz. Haklarımızın verilmemesine ve hak ettiğimiz saygının yanlış bilgilerle örselenmesine sessiz kalmamayı öğrencilerimize olan sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Hakkımız olan ek ödemenin verilmemesini gündemden düşürmek için ortaya konan beyanların, yapılan açıklamaların kastı aşan ifadeler olduğunun kabul edilmesini istiyoruz. Sözlerime son verirken, Türkiye’nin 2012-2013 eğitim-öğretim yılı vizyonunun, öğretmenin emeğinin karşılığının ve öğretmenlik mesleğine saygının her geçen gün daha arttırılması olması gerektiğini ifade ediyor, yürüyüşümüze destek veren bütün öğretmenlerimize Eğitim-Bir-Sen adına teşekkür ediyorum”
(eğitim-bir-sen)
Son Güncelleme: Cuma, 08 Haziran 2012 09:22
Gösterim: 2429
Türkiye genelinde Diyarbakır’da da hafta sonucu yapılacak Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ile Parasız Yatılı ve Bursluluk (PYB) Sınavı’nda görev alacak öğretmenlerin istenilen başvuruyu yapmaması kriz yarattı.
Yaklaşık 60 bin öğrencinin katılacağı sınavlar için Valilik res’en görevlendirme yaptı. Eğitim- Sen Diyarbakır Şube Başkanı Kasım Birtek, 5 bin öğretmene ihtiyaç varken, 400 öğretmenin başvurduğu ve Valiliğin re’sen görevlendirme yaptığını ve bunun Danıştay kararlarına aykırı olduğunu söyledi.
Cumartesi günü yapılacak SBS için Diyarbakır’da yaklaşık 25 bin, pazarg ünü yapılacak PYB sınavı için de 35 bin öğrenci katılacak. Sınavlarda görevlendirmek için 5 bin öğretmene ihtiyaç duyulurken, öğretmen sendikalarının karar alması sonucu başvuru sayısı düşük kalınca, valilik tarafından re’sen görevlendirme yapıldığı iddia edildi. Milli Eğitim Müdürlüğü’nden okullara valilik oluru ile gönderilen yazıda, 9-10 Haziran 2012 SBS ve PYB sınavı için görevlendirmelerin sisteme aktarıldığı ve okulların 8 Haziran 2012 Cuma saat 11.00’e kadar çıktılarını almaları gerektiği belirtilerek, "Görevler otomasyon tarafından alfabetik sırayla verilmektedir. Görev iptali ya da değişikliği asla yapılmamaktadır. 9 Haziran 2012 Seviye Belirleme Sınavı ve 10 Haziran 2012 PYB Sınavı saat 10.00’da başlayacak olup, en geç saat 09.00’da görevlendirildiğiniz okulda hazır bulununuz" denildi.
’GÖREVLENDİRME KARARI KANUN DIŞI’
Valiliğin res’en görevlendirme kararına tepki gösteren Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Kasım Birtek, Valiliğin bu kararı kanun dışı olduğunu ileri sürdü. Birtek, "Danıştay kararları vardır. Görevlendirmenin 1 hafta önce yapılması gerekiyor. Sınavlara girmeyecek olan arkadaşlarımız sıkıntı yaşamayacaklar" dedi.
Birtek, öğretmenlerin itibarsızlaştırılmaya çalışılması, memurlara hakları olan zamların verilmemesi, sınav ücretleri ve öğretmenlere sahip çıkılmaması nedeniyle bütün eğitim sendikalarının Diyarbakır’da böyle bir karar aldıklarını söyledi. Birtek, "Başbakan ve Milli Eğitim Bakanının öğretmenrlerle ilgili açıklamaları var. Hani İlçesi’nde sınava müdahale eden öğretmenler tutanak tuttu diye açığa alınırken, bunu yapan polis hakkında işlem yapılmıyor. Bu şartların düzeltilmesi için böyle bir karar aldı. Diyarbakır’da 5 bin öğretmene ihtiyaç varken, şuana kadar 400 kişinin gönüllü başvurduğunu söyleyebilirim" dedi.
’ÖĞRETMENLER SEVK VE RAPOR ALIP SINAVA GİRMEYECEKLER’
Eğitim Bir-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Yunus Memiş, öğretmenlerin itibarsızlaştırma ve saygınlığının yok edilmesi için yapılan açıklamalara tepki gösterdikleri için sınavlarda üyelerinin görev almayacağını isöyledi. Memiş, "Başbakan bize 15 saat çalışıp 2 ay yatmakla suçluyor. Bu açıklamasını düzeltmesini bekliyoruz. Amacımız öğrencileri mağdur etmek değil, itibarsızlaştırmanın önüne geçmek için demokratik tavrımızı ortaya koyuyoruz. Öğretmenler saldırıya uğrarken kimse kılını kıpardatmıyor. Çözümsüzlük değil çözümün parçası olmak istiyoruz. Resen görevlendimelerden sonra öğretmenlerimiz isterse sevk ve rapor alarak sınavlarda görev almayacaklardır. Öğretmlenlerimiz talepleri sınava girmeme doğrultusundadır" dedi.
Diyarbakır Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri ise hafta sonu yapılacak olan sınav için görevlendirmelerin yapıldığını ve bir sıkıntı yaşanmayacağını söyledi.
TOKAT’TA ÖĞRETMENLER SINAVLARA KATILMAMA KARARI ALDI
Tokat’ta Memur- Sen, Türkiye Kamu- Sen ve KESK’e bağlı eğitim sendikaları merkezi sınavlara katılmama kararı aldı.
Tokat’ta eğitim sendikaları ortak karar alarak yapılacak merkezi bütün sınavları boykot etme kararı aldı. Öğretmenler boykot kararını gerekçe olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in eğitim camiasına yönelik çalışma saatleri, ücret ve izin konusundaki sözlerini gerekçe gösterdi. Sendika binasında açıklamalarda bulunan Memur Sen’e bağlı Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Cemil Çağlar, genel merkezlerinin kararı olmamasına rağmen yerelde bu kararı aldıklarını söyledi. Çağlar, şöyle dedi:
"Merkezi bütün sınavları boykot etme kararı aldık. Merkezi ÖSS, LYS, SBS, açık lise, açık öğretim gibi bütün sınavlara öğretmenlerin itibarları iade edilinceye, ’Ya öğreten ol ya öğrenen ol’ anlayışı hakim oluncaya ve sayın Başbakanın ve bakanın eğitim çalışanlarına yönelik söylemlerini düzeltene kadar Tokat’ta merkezi sınavlarda görev almama kararı aldık. Şu ana kadar da uyguluyoruz. Eğitim çalışanlarının gönlü kırıktır. Yetkililerden bu kırıklığı tamir edecek açıklama bekliyoruz."
Cemil Çağlar, sınavlarda Valilik ve Kaymakamlık tarafından görevlendirme olacağını belirterek, "Mesela ilçelerden Yeşilyurt’a, Artova’dan Sulusaray’dan öğretmen takviyesi gibi çalışmalar varmış, Yeşilyurt merkez olduğu için. Bir şekilde görevlendirme olur. Bizim Tokat’taki kararımız bu yönde. Biz hafta sonu Tokat’ta bile olmayacağız" dedi.
(milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Türkiye genelinde Diyarbakır’da da hafta sonucu yapılacak Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ile Parasız Yatılı ve Bursluluk (PYB) Sınavı’nda görev alacak öğretmenlerin istenilen başvuruyu yapmaması kriz yarattı.
Yaklaşık 60 bin öğrencinin katılacağı sınavlar için Valilik res’en görevlendirme yaptı. Eğitim- Sen Diyarbakır Şube Başkanı Kasım Birtek, 5 bin öğretmene ihtiyaç varken, 400 öğretmenin başvurduğu ve Valiliğin re’sen görevlendirme yaptığını ve bunun Danıştay kararlarına aykırı olduğunu söyledi.
Cumartesi günü yapılacak SBS için Diyarbakır’da yaklaşık 25 bin, pazarg ünü yapılacak PYB sınavı için de 35 bin öğrenci katılacak. Sınavlarda görevlendirmek için 5 bin öğretmene ihtiyaç duyulurken, öğretmen sendikalarının karar alması sonucu başvuru sayısı düşük kalınca, valilik tarafından re’sen görevlendirme yapıldığı iddia edildi. Milli Eğitim Müdürlüğü’nden okullara valilik oluru ile gönderilen yazıda, 9-10 Haziran 2012 SBS ve PYB sınavı için görevlendirmelerin sisteme aktarıldığı ve okulların 8 Haziran 2012 Cuma saat 11.00’e kadar çıktılarını almaları gerektiği belirtilerek, "Görevler otomasyon tarafından alfabetik sırayla verilmektedir. Görev iptali ya da değişikliği asla yapılmamaktadır. 9 Haziran 2012 Seviye Belirleme Sınavı ve 10 Haziran 2012 PYB Sınavı saat 10.00’da başlayacak olup, en geç saat 09.00’da görevlendirildiğiniz okulda hazır bulununuz" denildi.
’GÖREVLENDİRME KARARI KANUN DIŞI’
Valiliğin res’en görevlendirme kararına tepki gösteren Eğitim-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Kasım Birtek, Valiliğin bu kararı kanun dışı olduğunu ileri sürdü. Birtek, "Danıştay kararları vardır. Görevlendirmenin 1 hafta önce yapılması gerekiyor. Sınavlara girmeyecek olan arkadaşlarımız sıkıntı yaşamayacaklar" dedi.
Birtek, öğretmenlerin itibarsızlaştırılmaya çalışılması, memurlara hakları olan zamların verilmemesi, sınav ücretleri ve öğretmenlere sahip çıkılmaması nedeniyle bütün eğitim sendikalarının Diyarbakır’da böyle bir karar aldıklarını söyledi. Birtek, "Başbakan ve Milli Eğitim Bakanının öğretmenrlerle ilgili açıklamaları var. Hani İlçesi’nde sınava müdahale eden öğretmenler tutanak tuttu diye açığa alınırken, bunu yapan polis hakkında işlem yapılmıyor. Bu şartların düzeltilmesi için böyle bir karar aldı. Diyarbakır’da 5 bin öğretmene ihtiyaç varken, şuana kadar 400 kişinin gönüllü başvurduğunu söyleyebilirim" dedi.
’ÖĞRETMENLER SEVK VE RAPOR ALIP SINAVA GİRMEYECEKLER’
Eğitim Bir-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Yunus Memiş, öğretmenlerin itibarsızlaştırma ve saygınlığının yok edilmesi için yapılan açıklamalara tepki gösterdikleri için sınavlarda üyelerinin görev almayacağını isöyledi. Memiş, "Başbakan bize 15 saat çalışıp 2 ay yatmakla suçluyor. Bu açıklamasını düzeltmesini bekliyoruz. Amacımız öğrencileri mağdur etmek değil, itibarsızlaştırmanın önüne geçmek için demokratik tavrımızı ortaya koyuyoruz. Öğretmenler saldırıya uğrarken kimse kılını kıpardatmıyor. Çözümsüzlük değil çözümün parçası olmak istiyoruz. Resen görevlendimelerden sonra öğretmenlerimiz isterse sevk ve rapor alarak sınavlarda görev almayacaklardır. Öğretmlenlerimiz talepleri sınava girmeme doğrultusundadır" dedi.
Diyarbakır Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileri ise hafta sonu yapılacak olan sınav için görevlendirmelerin yapıldığını ve bir sıkıntı yaşanmayacağını söyledi.
TOKAT’TA ÖĞRETMENLER SINAVLARA KATILMAMA KARARI ALDI
Tokat’ta Memur- Sen, Türkiye Kamu- Sen ve KESK’e bağlı eğitim sendikaları merkezi sınavlara katılmama kararı aldı.
Tokat’ta eğitim sendikaları ortak karar alarak yapılacak merkezi bütün sınavları boykot etme kararı aldı. Öğretmenler boykot kararını gerekçe olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in eğitim camiasına yönelik çalışma saatleri, ücret ve izin konusundaki sözlerini gerekçe gösterdi. Sendika binasında açıklamalarda bulunan Memur Sen’e bağlı Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Cemil Çağlar, genel merkezlerinin kararı olmamasına rağmen yerelde bu kararı aldıklarını söyledi. Çağlar, şöyle dedi:
"Merkezi bütün sınavları boykot etme kararı aldık. Merkezi ÖSS, LYS, SBS, açık lise, açık öğretim gibi bütün sınavlara öğretmenlerin itibarları iade edilinceye, ’Ya öğreten ol ya öğrenen ol’ anlayışı hakim oluncaya ve sayın Başbakanın ve bakanın eğitim çalışanlarına yönelik söylemlerini düzeltene kadar Tokat’ta merkezi sınavlarda görev almama kararı aldık. Şu ana kadar da uyguluyoruz. Eğitim çalışanlarının gönlü kırıktır. Yetkililerden bu kırıklığı tamir edecek açıklama bekliyoruz."
Cemil Çağlar, sınavlarda Valilik ve Kaymakamlık tarafından görevlendirme olacağını belirterek, "Mesela ilçelerden Yeşilyurt’a, Artova’dan Sulusaray’dan öğretmen takviyesi gibi çalışmalar varmış, Yeşilyurt merkez olduğu için. Bir şekilde görevlendirme olur. Bizim Tokat’taki kararımız bu yönde. Biz hafta sonu Tokat’ta bile olmayacağız" dedi.
(milliyet)
Son Güncelleme: Perşembe, 07 Haziran 2012 16:43
Gösterim: 3175
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 2012/1 yerleştirmelerinde, kamu kurum ve kuruluşlarınca toplam 17 bin 387 kadro ve pozisyon için yerleştirme talebinde bulunulduğunu bildirdi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 2012/1 yerleştirmelerinde, kamu kurum ve kuruluşlarınca toplam 17 bin 387 kadro ve pozisyon için yerleştirme talebinde bulunulduğunu bildirdi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 2012/1 yerleştirmelerinde, kamu kurum ve kuruluşlarınca toplam 17 bin 387 kadro ve pozisyon için yerleştirme talebinde bulunulduğunu bildirdi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, 2012/1 yerleştirmelerinde, kamu kurum ve kuruluşlarınca toplam 17 bin 387 kadro ve pozisyon için yerleştirme talebinde bulunulduğunu bildirdi.
Son Güncelleme: Cuma, 08 Haziran 2012 09:06
Gösterim: 1825
Ekonomik krizin pençesindeki Avrupa Birliği içişleri bakanları bugün Lüksemburg'da bir araya gelerek Türkiye'ye "vize kolaylığı sağlamayı" görüşecek. AB'yi bu adıma zorlayan ise, her yıl binlerce yasadışı mültecinin Türkiye üzerinden Avrupa'ya kaçması.
AB Sınır Koruma Ajansı Frontex'in verilerine göre, geçtiğimiz yıl ekim-aralık ayları arasında Avrupa Birliği ülkelerine 30 bin mülteci yasadışı yollardan giriş yaptı. Yasadışı yollardan Avrupa'ya giden mültecilerin yüzde 75'i ise, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınırı kullandı. Gürcistan'la bile vize müzakereleri yapan Avrupa Birliği, yıllardır Türkiye'nin "vizeyi kaldıralım" teklifini görmezden geliyor.
'VİZESİZ HAYAT' İÇİN YOL HARİTASI
Ekonomik krizin boynunu büktüğü Avrupa Birliği "vize kolaylığı" karşılığında Türkiye'den mültecileri geri kabul antlaşmasına imza atmasını bekliyor. Tarafların anlaşması halinde Ankara "geri kabul" antlaşmasına imza atacak ve karşılığında ilk aşamada vize kolaylığı ve yakın gelecekte de vizelerin tamamen kaldırılması için bir yol haritası belirlenmesi hakkını elde edecek.
SINIRA ÇİT SORUNU ÇÖZMEZ
Türkiye ile vize müzakerelerine yanaşmayan AB'nin bu konuda tavır değiştirmesinin altında ise AB Sınır Koruma Ajansı Frontex'in yayımladığı veriler yatıyor. AB'ye yasadışı yollardan giriş yapan mültecilerin yüzde 75'i Türkiye üzerinden giriş yapıyor. Bu sorunu çözmek için Yunanistan, Meriç kıyısına "çit" çekmeyi uzun süre tartıştı. Ancak Frontex'e göre, Türkiye ile Yunanistan sınırına çit çekilse bile, sorunu çözmek zor. Ankara geri kabul antlaşmasını imzalamadıkça, yasadışı yollardan AB'ye en fazla mülteci bu sınır üzerinden gelmeye devam edecek.
'1 TEMMUZ'A KADAR ÇÖZELİM'
AB dönem başkanlığını 1 Temmuz'da Kıbrıs Rum kesimine devredecek olan Danimarka, haziran ayı sonuna kadar bu konuda bir antlaşma sağlanmasını umuyor. Brüksel'deki diplomatik kaynaklar, Türkiye ile AB'nin ay sonuna kadar bu konuda anlaşabileceklerini belirtiyor.
'VİZE KOLAYLIĞI TÜRKİYE'Yİ ÖDÜLLENDİRMEK OLUR'
Türkiye'ye vize kolaylığı sağlanmasına karşı çıkanlar da mevcut. Almanya'da koalisyon hükümeti ortağı Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Partisi'nin AB milletvekili Manfred Weber, Alman Die Welt gazetesine yaptığı açıklamada, "Türkiye AB'yle müzakerelerde son dönemde ilerlemeden çok, geri adım attı. Vize kolaylığı sağlanırsa, Türkiye'nin mülteciler konusunda olumlu adım atacağına inanmıyorum. Türkiye'yi vize kolaylığıyla ödüllendirmek, gördüğümüz resime pek uygun değil" dedi.
(haber7)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Ekonomik krizin pençesindeki Avrupa Birliği içişleri bakanları bugün Lüksemburg'da bir araya gelerek Türkiye'ye "vize kolaylığı sağlamayı" görüşecek. AB'yi bu adıma zorlayan ise, her yıl binlerce yasadışı mültecinin Türkiye üzerinden Avrupa'ya kaçması.
AB Sınır Koruma Ajansı Frontex'in verilerine göre, geçtiğimiz yıl ekim-aralık ayları arasında Avrupa Birliği ülkelerine 30 bin mülteci yasadışı yollardan giriş yaptı. Yasadışı yollardan Avrupa'ya giden mültecilerin yüzde 75'i ise, Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınırı kullandı. Gürcistan'la bile vize müzakereleri yapan Avrupa Birliği, yıllardır Türkiye'nin "vizeyi kaldıralım" teklifini görmezden geliyor.
'VİZESİZ HAYAT' İÇİN YOL HARİTASI
Ekonomik krizin boynunu büktüğü Avrupa Birliği "vize kolaylığı" karşılığında Türkiye'den mültecileri geri kabul antlaşmasına imza atmasını bekliyor. Tarafların anlaşması halinde Ankara "geri kabul" antlaşmasına imza atacak ve karşılığında ilk aşamada vize kolaylığı ve yakın gelecekte de vizelerin tamamen kaldırılması için bir yol haritası belirlenmesi hakkını elde edecek.
SINIRA ÇİT SORUNU ÇÖZMEZ
Türkiye ile vize müzakerelerine yanaşmayan AB'nin bu konuda tavır değiştirmesinin altında ise AB Sınır Koruma Ajansı Frontex'in yayımladığı veriler yatıyor. AB'ye yasadışı yollardan giriş yapan mültecilerin yüzde 75'i Türkiye üzerinden giriş yapıyor. Bu sorunu çözmek için Yunanistan, Meriç kıyısına "çit" çekmeyi uzun süre tartıştı. Ancak Frontex'e göre, Türkiye ile Yunanistan sınırına çit çekilse bile, sorunu çözmek zor. Ankara geri kabul antlaşmasını imzalamadıkça, yasadışı yollardan AB'ye en fazla mülteci bu sınır üzerinden gelmeye devam edecek.
'1 TEMMUZ'A KADAR ÇÖZELİM'
AB dönem başkanlığını 1 Temmuz'da Kıbrıs Rum kesimine devredecek olan Danimarka, haziran ayı sonuna kadar bu konuda bir antlaşma sağlanmasını umuyor. Brüksel'deki diplomatik kaynaklar, Türkiye ile AB'nin ay sonuna kadar bu konuda anlaşabileceklerini belirtiyor.
'VİZE KOLAYLIĞI TÜRKİYE'Yİ ÖDÜLLENDİRMEK OLUR'
Türkiye'ye vize kolaylığı sağlanmasına karşı çıkanlar da mevcut. Almanya'da koalisyon hükümeti ortağı Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Partisi'nin AB milletvekili Manfred Weber, Alman Die Welt gazetesine yaptığı açıklamada, "Türkiye AB'yle müzakerelerde son dönemde ilerlemeden çok, geri adım attı. Vize kolaylığı sağlanırsa, Türkiye'nin mülteciler konusunda olumlu adım atacağına inanmıyorum. Türkiye'yi vize kolaylığıyla ödüllendirmek, gördüğümüz resime pek uygun değil" dedi.
(haber7)
Son Güncelleme: Perşembe, 07 Haziran 2012 15:54
Gösterim: 2221

