Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, okullarda süt dağıtımı kampanyasının nasıl olacağına açıklık getirirken ana sınıfı ve ilköğretim ilk 5 sınıfına dikkat çekti.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, okullarda süt dağıtımı kampanyasıyla ana sınıfıyla ilköğretimin ilk 5 sınıfındaki çocuklara süt dağıtılacağını, ancak dağıtımın her gün değil, arzın yüksek olduğu dönemlerde yapılacağını açıkladı. Eker, Turgut Özal Üniversitesi'nde düzenlenen ''Türkiye'nin Tarım Politikası'' konulu konferansa gelişinde, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bozuk gıda üretenler markasıyla ve ismiyle teşhir edilecek
Eker, bir gazetecinin, bozuk gıda satanların internet sitesinden teşhir edileceğine ilişkin açıklamalarının anımsatılması üzerine, mevzuatın daha önce sağlıksız gıda üreten ve satanlarla ilgili sınırlı tedbirler almaya imkan verdiğini söyledi. Yeni düzenlemeyle bunları artık teşhir de edebildiklerine dikkati çeken Eker,''Balla ilgili, özellikle televizyonlarda reklamları da var, çalışma var. Çok kısa süre içerisinde artık hem piyasadan toplatma, para cezasının yanında bir de bunları markası, ismi, firmasıyla birlikte kamuoyuna da açıklayacağız'' dedi. Eker, bir başka gazetecinin çıkan sonuçların kötü olup olmadığını sorması üzerine, bazılarının içinde glikoz şurubu gibi maddelerin bulunduğunu, bunların tespit edildiğini, bazılarının firmalara tebligatının yapıldığını bildirdi. Eker, bazı ürünlerle ilgili olarak da sürecin birkaç gün içinde tamamlanacağını belirtti.Eker, bu balların reklamlarının yasaklanıp yasaklanmayacağının sorulması üzerine, reklamlarla ilgili olarak, RTÜK'e başvurduklarını ifade etti.
Süt dağıtımı ana sınıfı ve ilköğretimin ilk 5 sınıfındaki öğrencilere yapılacak
Mehdi Eker, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı süt kampanyasıyla ilgili çalışmaları olup olmadığı sorusu üzerine de, ''Var. Kararname imzalandı, yayınlanacak. Yayınlanır yayınlanmaz illerdeki okullarda öğrencilere dağıtılacak'' diye konuştu. Dağıtımın süreli olup olmayacağına ilişkin soruyu yanıtlarken Eker, ''Ana sınıfıyla ilköğretimin ilk 5 sınıfındaki çocuklara dağıtılacak ama tabii bu bütün yıl boyu her gün değil, süt arzının özellikle yüksek olduğu dönemlerde... '' dedi.
Amaçlarının hem çocuklara sağlıklı bir içecek sunmak hem de süt içme alışkanlığını kazandırmak ve süt tüketimini artırmak olduğunu belirten Eker, aynı zamanda hayvancılığa da destek sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
Eker, başka bir soru üzerine bozuk bal üreten ve satan şirket sayısını daha sonra açıklayacaklarını ifade etti. Bu konudaki denetimlerin değişik şekillerde yapıldığını anlatan Eker, şunları söyledi: ''Balla ilgili şöyle bir şey var; bir gidiyorsunuz marketten, raftan alıyorsunuz, bir de özellikle vatandaşlarımızın bunu bilmesinde fayda var, mesela raftan alınan ürün, aynı markanın aynı ürünü sağlam çıkıyor. İnternet üzerinden veya kargoyla gönderilenler bozuk çıkıyor. Çünkü rafta denetim yapılıyor veya imalathanenin bir yerinden alıyorsunuz sonuç iyi çıkıyor. Bazen ekranlarda görüyorsunuz, vatandaşa ikram ediyorlar, kameralar önünde, onlarda da bir sorun olmuyor. Sonra siz ayrıca kargo yoluyla alıyorsunuz, oradan gönderilen ürünlerde sorun çıkıyor. Biz de tabii her türlü tedbiri alıp biz de kargoyla ürün alıyoruz, inceliyoruz. Sonuçta ona göre hareket ediyoruz.'' Eker, ''Daha ziyade kargoyla olanlarda mı problem çıkıyor'' sorusuna, ''Orada ihtimal daha yüksek'' yanıtını verdi.
(haber7)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, okullarda süt dağıtımı kampanyasının nasıl olacağına açıklık getirirken ana sınıfı ve ilköğretim ilk 5 sınıfına dikkat çekti.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, okullarda süt dağıtımı kampanyasıyla ana sınıfıyla ilköğretimin ilk 5 sınıfındaki çocuklara süt dağıtılacağını, ancak dağıtımın her gün değil, arzın yüksek olduğu dönemlerde yapılacağını açıkladı. Eker, Turgut Özal Üniversitesi'nde düzenlenen ''Türkiye'nin Tarım Politikası'' konulu konferansa gelişinde, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Bozuk gıda üretenler markasıyla ve ismiyle teşhir edilecek
Eker, bir gazetecinin, bozuk gıda satanların internet sitesinden teşhir edileceğine ilişkin açıklamalarının anımsatılması üzerine, mevzuatın daha önce sağlıksız gıda üreten ve satanlarla ilgili sınırlı tedbirler almaya imkan verdiğini söyledi. Yeni düzenlemeyle bunları artık teşhir de edebildiklerine dikkati çeken Eker,''Balla ilgili, özellikle televizyonlarda reklamları da var, çalışma var. Çok kısa süre içerisinde artık hem piyasadan toplatma, para cezasının yanında bir de bunları markası, ismi, firmasıyla birlikte kamuoyuna da açıklayacağız'' dedi. Eker, bir başka gazetecinin çıkan sonuçların kötü olup olmadığını sorması üzerine, bazılarının içinde glikoz şurubu gibi maddelerin bulunduğunu, bunların tespit edildiğini, bazılarının firmalara tebligatının yapıldığını bildirdi. Eker, bazı ürünlerle ilgili olarak da sürecin birkaç gün içinde tamamlanacağını belirtti.Eker, bu balların reklamlarının yasaklanıp yasaklanmayacağının sorulması üzerine, reklamlarla ilgili olarak, RTÜK'e başvurduklarını ifade etti.
Süt dağıtımı ana sınıfı ve ilköğretimin ilk 5 sınıfındaki öğrencilere yapılacak
Mehdi Eker, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı süt kampanyasıyla ilgili çalışmaları olup olmadığı sorusu üzerine de, ''Var. Kararname imzalandı, yayınlanacak. Yayınlanır yayınlanmaz illerdeki okullarda öğrencilere dağıtılacak'' diye konuştu. Dağıtımın süreli olup olmayacağına ilişkin soruyu yanıtlarken Eker, ''Ana sınıfıyla ilköğretimin ilk 5 sınıfındaki çocuklara dağıtılacak ama tabii bu bütün yıl boyu her gün değil, süt arzının özellikle yüksek olduğu dönemlerde... '' dedi.
Amaçlarının hem çocuklara sağlıklı bir içecek sunmak hem de süt içme alışkanlığını kazandırmak ve süt tüketimini artırmak olduğunu belirten Eker, aynı zamanda hayvancılığa da destek sağlamayı hedeflediklerini söyledi.
Eker, başka bir soru üzerine bozuk bal üreten ve satan şirket sayısını daha sonra açıklayacaklarını ifade etti. Bu konudaki denetimlerin değişik şekillerde yapıldığını anlatan Eker, şunları söyledi: ''Balla ilgili şöyle bir şey var; bir gidiyorsunuz marketten, raftan alıyorsunuz, bir de özellikle vatandaşlarımızın bunu bilmesinde fayda var, mesela raftan alınan ürün, aynı markanın aynı ürünü sağlam çıkıyor. İnternet üzerinden veya kargoyla gönderilenler bozuk çıkıyor. Çünkü rafta denetim yapılıyor veya imalathanenin bir yerinden alıyorsunuz sonuç iyi çıkıyor. Bazen ekranlarda görüyorsunuz, vatandaşa ikram ediyorlar, kameralar önünde, onlarda da bir sorun olmuyor. Sonra siz ayrıca kargo yoluyla alıyorsunuz, oradan gönderilen ürünlerde sorun çıkıyor. Biz de tabii her türlü tedbiri alıp biz de kargoyla ürün alıyoruz, inceliyoruz. Sonuçta ona göre hareket ediyoruz.'' Eker, ''Daha ziyade kargoyla olanlarda mı problem çıkıyor'' sorusuna, ''Orada ihtimal daha yüksek'' yanıtını verdi.
(haber7)
Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 23:05
Gösterim: 2122
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin kendisine yönelik 'akil değil aciz adam' şeklindeki sözlerine ilişkin, "Aciz ya da akil adam olup olmadığımı milletim takdir eder. Benim itibarımı ise o değil milletimiz vermiştir. Cesaretimi de takdir etmek onun haddine değildir" dedi.
TBMM Başkanı Çiçek, yaptığı yazılı açıklamada, gündemde olan eğitim konusuyla ilgili bugün bir basın toplantısı yapan CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin görüşlerini savunurken, kendisinin 'aciz adam' olduğunu, itibarını kaybettiğini ve cesaretinin olmadığı yönünde ifadeler kullandığını hatırlattı. Şimdiye kadar, hiçbir parti grup başkanvekilinin yaptığı açıklamalara, konumu itibariyle karşılık vermemeyi tercih ettiğini belirten Çiçek, şunları kaydetti: "Fakat, bu açıklamada şahsıma yönelik yapılan düzeysiz ve seviyesiz yakıştırmalar dolayısıyla cevap verme zarureti hasıl olmuştur. Aciz ya da akil adam olup olmadığımı milletim takdir eder. Benim itibarımı ise o değil milletimiz vermiştir. Cesaretimi de takdir etmek onun haddine değildir. Bunun takdir makamı da yüce milletimizdir."
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin kendisine yönelik 'akil değil aciz adam' şeklindeki sözlerine ilişkin, "Aciz ya da akil adam olup olmadığımı milletim takdir eder. Benim itibarımı ise o değil milletimiz vermiştir. Cesaretimi de takdir etmek onun haddine değildir" dedi.
TBMM Başkanı Çiçek, yaptığı yazılı açıklamada, gündemde olan eğitim konusuyla ilgili bugün bir basın toplantısı yapan CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi'nin görüşlerini savunurken, kendisinin 'aciz adam' olduğunu, itibarını kaybettiğini ve cesaretinin olmadığı yönünde ifadeler kullandığını hatırlattı. Şimdiye kadar, hiçbir parti grup başkanvekilinin yaptığı açıklamalara, konumu itibariyle karşılık vermemeyi tercih ettiğini belirten Çiçek, şunları kaydetti: "Fakat, bu açıklamada şahsıma yönelik yapılan düzeysiz ve seviyesiz yakıştırmalar dolayısıyla cevap verme zarureti hasıl olmuştur. Aciz ya da akil adam olup olmadığımı milletim takdir eder. Benim itibarımı ise o değil milletimiz vermiştir. Cesaretimi de takdir etmek onun haddine değildir. Bunun takdir makamı da yüce milletimizdir."
Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 17:24
Gösterim: 1928
9 yaşındaki Meriç, yazamadığı için 'geri zekalı' muamelesi gördü. 'Üstün zekalı' çıkan çocuk, Türkiye genelinde yapılan sınavda 19. oldu
Yazı yazamadığı için "geri zekalı" muamelesi gören küçük çocuk, "ileri zekasıyla" herkesi şaşırttı. Derslerinden sürekli düşük not aldığından çevresi tarafından dışlanan küçük çocuk, Türkiye genelinde yapılan sınavda 19. oldu.İstanbul Şişli'de özel bir okula giden Meriç Akbulut (9), anaokulunda sözlü derslerde gösterdiği başarıyı, yazılı derslerde gösteremiyordu.
Sözlü anlatımdaki başarısıyla dikkat çeken Meriç, ne zaman sınıfında yazı dersleri olsa okula gitmek istemiyordu. Çünkü arkadaşları kolay bir şekilde yazı yazarken, kendisi bunu başaramıyordu. Çevresi tarafından, "geri zekalı" olarak anılan Meriç, kendisine yazı yazmayı öğretmek isteyenlere sinirlenip, her şeyi yırtıp atıyordu.
Meriç'in ödevlerini ise arkadaşları yapıyordu. Öğretmenler, Meriç'in ailesine, "Bu çocuğu okuldan alın" tavsiyesinde bulundu. Anne Nazlı Akbulut ise oğlu Meriç'in zekasının yaşıtlarına göre üst düzeyde olduğunu fark etti.Anne Akbulut, Şişli Kaymakamlığı'ndaki Rehberlik Araştırma Merkezi'ne başvurdu. Buradan Özel Asya Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'ne eğitime giden Meriç'te, üstün zekalı çocuklarda rastalan "öğrenme bozukluğu" tespit edildi.
Kasım ayında başlayan eğitimlere katılan Meriç, kısa sürede önemli başarılar elde etti. Üçüncü sınıfa kadar çevresindekilerin desteğiyle gelen Meriç, ilk dönemdeki seviye izleme sınavında başarısız oldu.Ekim ayındaki sınavda 100 üzerinden 36 alarak son sıralarda kalan Meriç, yazı eğitimleriyle birlikte Mart ayında yapılan sınavda ise 99,7 alarak dereceye girdi. Meriç, okulunda 2., İstanbul'da 11., Türkiye genelinde ise 19. oldu.
BASKETBOLCU OLMAK İSTİYOR
Zeka testi sınavlarında ortalama "120-130" alan Meriç Akbulut, basketbolu çok seviyor. İyi bir basketbolcu olmayı hayal eden Meriç, koyu bir Fenerbahçe taraftarı olduğu için maçları hiç kaçırmıyor.
EINSTEIN GiBi
TIP dilinde, "Disleksi" olarak adlandırılan öğrenme bozukluğunda, okuma ve yazma eksikliği görülüyor. Üstün zekaya sahip çocuklarda da rastlanan bu durumu bazı ünlüler de yaşadı. Einstein, Prens Charles, Madonna, Tom Cruise gibi isimler, Meriç gibi öğrenme bozukluğunu yaşadığı için "geri zekalı" zannedilmiş.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
9 yaşındaki Meriç, yazamadığı için 'geri zekalı' muamelesi gördü. 'Üstün zekalı' çıkan çocuk, Türkiye genelinde yapılan sınavda 19. oldu
Yazı yazamadığı için "geri zekalı" muamelesi gören küçük çocuk, "ileri zekasıyla" herkesi şaşırttı. Derslerinden sürekli düşük not aldığından çevresi tarafından dışlanan küçük çocuk, Türkiye genelinde yapılan sınavda 19. oldu.İstanbul Şişli'de özel bir okula giden Meriç Akbulut (9), anaokulunda sözlü derslerde gösterdiği başarıyı, yazılı derslerde gösteremiyordu.
Sözlü anlatımdaki başarısıyla dikkat çeken Meriç, ne zaman sınıfında yazı dersleri olsa okula gitmek istemiyordu. Çünkü arkadaşları kolay bir şekilde yazı yazarken, kendisi bunu başaramıyordu. Çevresi tarafından, "geri zekalı" olarak anılan Meriç, kendisine yazı yazmayı öğretmek isteyenlere sinirlenip, her şeyi yırtıp atıyordu.
Meriç'in ödevlerini ise arkadaşları yapıyordu. Öğretmenler, Meriç'in ailesine, "Bu çocuğu okuldan alın" tavsiyesinde bulundu. Anne Nazlı Akbulut ise oğlu Meriç'in zekasının yaşıtlarına göre üst düzeyde olduğunu fark etti.Anne Akbulut, Şişli Kaymakamlığı'ndaki Rehberlik Araştırma Merkezi'ne başvurdu. Buradan Özel Asya Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'ne eğitime giden Meriç'te, üstün zekalı çocuklarda rastalan "öğrenme bozukluğu" tespit edildi.
Kasım ayında başlayan eğitimlere katılan Meriç, kısa sürede önemli başarılar elde etti. Üçüncü sınıfa kadar çevresindekilerin desteğiyle gelen Meriç, ilk dönemdeki seviye izleme sınavında başarısız oldu.Ekim ayındaki sınavda 100 üzerinden 36 alarak son sıralarda kalan Meriç, yazı eğitimleriyle birlikte Mart ayında yapılan sınavda ise 99,7 alarak dereceye girdi. Meriç, okulunda 2., İstanbul'da 11., Türkiye genelinde ise 19. oldu.
BASKETBOLCU OLMAK İSTİYOR
Zeka testi sınavlarında ortalama "120-130" alan Meriç Akbulut, basketbolu çok seviyor. İyi bir basketbolcu olmayı hayal eden Meriç, koyu bir Fenerbahçe taraftarı olduğu için maçları hiç kaçırmıyor.
EINSTEIN GiBi
TIP dilinde, "Disleksi" olarak adlandırılan öğrenme bozukluğunda, okuma ve yazma eksikliği görülüyor. Üstün zekaya sahip çocuklarda da rastlanan bu durumu bazı ünlüler de yaşadı. Einstein, Prens Charles, Madonna, Tom Cruise gibi isimler, Meriç gibi öğrenme bozukluğunu yaşadığı için "geri zekalı" zannedilmiş.
Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 16:55
Gösterim: 2236
ABD’de bir okuldaki uygulama görenleri şaşırttı. Okulda "bazı uygunsuz olaylar ve karşılıklı fiziksel ilişkilerin" ardından öğrencilerin sarılması yasaklandı.
ABD’de 900 öğrencili bir ortaokulda öğrencilerin sarılması yasaklandı. ABD’nin New Jersey eyaletine bağlı Aberdeen şehrindeki Matawan-Aberdeen Ortaokulu Müdürü Tyler Blackmore "bazı uygunsuz olaylar ve karşılıklı fiziki ilişkilerin" ardından okulda sarılmanın yasak olduğunu öğrencilere duyurdu.
Okul Müfettişi David Heal, Okul Bölgesi Yönetiminin öğrencilere uygun tarzdaki karşılıklı ilişkileri öğretme sorumluluğunun bulunduğunu belirterek, Okul Müdürü’nün sorumlu bir şekilde hareket ettiği kanaatinde olduğunu söyledi.
Heal, yasağa rağmen kucaklaşan öğrencilere okuldan uzaklaştırma cezası verilmeyeceğini de sözlerine ekledi sildentadal.com. Sarılmanın yasaklandığı orta okulda yaşları 11 ile 14 olan çocuklar eğitim görüyor
(milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
ABD’de bir okuldaki uygulama görenleri şaşırttı. Okulda "bazı uygunsuz olaylar ve karşılıklı fiziksel ilişkilerin" ardından öğrencilerin sarılması yasaklandı.
ABD’de 900 öğrencili bir ortaokulda öğrencilerin sarılması yasaklandı. ABD’nin New Jersey eyaletine bağlı Aberdeen şehrindeki Matawan-Aberdeen Ortaokulu Müdürü Tyler Blackmore "bazı uygunsuz olaylar ve karşılıklı fiziki ilişkilerin" ardından okulda sarılmanın yasak olduğunu öğrencilere duyurdu.
Okul Müfettişi David Heal, Okul Bölgesi Yönetiminin öğrencilere uygun tarzdaki karşılıklı ilişkileri öğretme sorumluluğunun bulunduğunu belirterek, Okul Müdürü’nün sorumlu bir şekilde hareket ettiği kanaatinde olduğunu söyledi.
Heal, yasağa rağmen kucaklaşan öğrencilere okuldan uzaklaştırma cezası verilmeyeceğini de sözlerine ekledi sildentadal.com. Sarılmanın yasaklandığı orta okulda yaşları 11 ile 14 olan çocuklar eğitim görüyor
(milliyet)
Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 16:56
Gösterim: 3831
Mümtaz’er Türköne Zaman Gazetesi’ndeki bugünkü yazısında hükümetin eğitim politikası ve zorunlu eğitim yasa tasarısıyla ilgili çok çarpıcı bir iddia ortaya attı. Türköne, “Bu projenin eğitimle bir alâkası yok. Hükümet din eğitiminin önünü açıyor” dedi.
"Reel ihtiyaçlar üzerine oturmayan demokratikleşme talebinin karşılığı olmaz" diyen Osman Can tamamıyla haklı. İlerlemenin anası ihtiyaçlardır. O zaman siyaset piyasasına talep olarak yansıyan daha fazla demokrasi ihtiyacının olması gerekir. Markar Esayan'ın demokratikleşme için "bu değerler bütünüyle ancak buraya kadar" diye verdiği karamsar hükme Osman Can, "100 yıllık militarizasyon ve milliyetçilik kirlenmesi"ni mazeret olarak ileri sürüyor. Peki, bu karamsarlık ve toplumun demokratikleşme kapasitesinin aşıldığı tezi gerçeklere uyuyor mu?
AK Parti hükümeti askerî vesayet düzenini, AB standartlarını alıp uygulayarak tasfiye etti. Evrensel standartlar açık olunca, kat edilen mesafeyi anlamak kolay; ve neden yerimizde saymaya başladığımızı sormak mantıklı. Ancak bu siyasal sistemin demokratikleşmesi idi. Toplumun demokratikleşmesi ve demokrasiyi biçimlendirme talebi hakkında hüküm vermek için ihtiyaçlarına bakmamız lâzım. Teoriyle değil pratikle yüzleşmeliyiz. Halkın pratik ihtiyaçları ve sorunlara getirilen çözüm arayışları bize yol göstermeli.
Hükümetin birdenbire gündeme getirdiği "kesintili eğitim" projesi, özünde bir demokratikleşme sorunu. Altını çizelim: Bu projenin eğitimle bir alâkası yok. Hükümet din eğitiminin önünü açıyor. Peki demokrasi ile ilgisi? Toplumun din eğitimi ihtiyacı var. Bu ihtiyaç, arzu edildiği ölçüde karşılanamıyor. Çünkü devlet din eğitimini tekeline almış durumda. Bu yüzden bir demokratikleşme sorunu ortaya çıkıyor. Bu talep din eğitiminin özgürleşmesi talebi olarak siyaset piyasasına yansıyor. AK Parti bu talebin bir kısmını, aynı tekel mantığı içinde karşılamak için imam hatip ortaokullarını devreye sokacak bir proje geliştiriyor. Siyaset piyasası hemen gündeme gelen bu talep üzerinden rekabete girişiyor. MHP liderinin AK Parti'ye yaptığı "İmam-hatip ortaokullarını birlikte açalım" önerisi, aynı mantıkla bu talebe verilen bir cevap niteliği taşıyor. Bu sorunun eğitim üzerinde de, siyaset üzerinde de ağır bir yük oluşturmasını engellemenin ve sorunu kökünden çözmenin tek yolu var: Din eğitimi talebinin demokratik ölçülerde karşılanması. Alın size bir demokratikleşme sorunu. Herhangi demokratik bir ülkede bu işler nasıl düzenleniyorsa, neden aynısını talep eden aydınlarımız yok?
Bu somut sorun, yani din eğitimi talebi AK Parti arkasındaki halk desteğinin dinamiğini anlamak için canlı bir misal. MHP demokratik ölçülerde rekabet ediyor. Bu canlı tartışmada demokratikleşmenin sınırını, bu ihtiyaca gözlerini kapatan CHP tayin ediyor.
"Erdoğan diktatör mü?" sorusunun yanına hiç olmazsa, "arkasındaki halk desteğinin sırrı nedir?" sorusunu yerleştirmemiz lâzım. Tabii peşinden halktan aldığı desteğin ona verdiği gücün sınırlarını sorgulamanın da bir demokratikleşme sorunu olduğunu hatırlayarak.
"Güç, bulduğu boşluğu doldurur" demiştik. Demokrasiler gücü hukuk ile kontrol eder. Yine somut bir sorun: Yargı ile hükümet arasında çıkan MİT krizi, gücün sınırlarını gösteren bir tecrübe olarak okunmalı. "Hükümet tasarrufları" denilen politik kararların olduğu kategori dışında, devletin hiçbir eylem ve işlemi yargı denetimi dışında olamaz. Yasama, MİT soruşturmasını engellemek için kanun çıkartırken, bu soruşturmayı engellemenin mümkün olmadığını yazmıştım. Yargı sakin ve yavaş işler. Sıcak gündemler, soğuk yargı kararları olarak önümüze gelir. Birlikte takip edelim. Şayet bir hükümet tasarrufu değil de, işlenmiş suçlara dair somut deliller varsa yargı görevini mutlaka yapar. Hukuk devleti mantığı içinde bu soruşturmanın sonuçlanmaması mümkün değil. Cumhuriyet savcılarının, hâkimlerin odalarının kapısında isimleri yazmaz. Yargı kişilerle değil, kurallarla işler. Bu kurallar ise diktatörlüğe izin vermez.
Gücün zaafı gücüdür. "Erdoğan diktatör mü?" sorusuna cevap ararken, "demokratikleşmenin limitlerini" tayin ederken müracaat edeceğimiz tek ölçü halkın kendisi. Demokratik rekabet yolları açık olduğu sürece, ihtiyaçlarımız hem siyaseti hem de siyasî sistemi adam etmeye devam edecek. Öyleyse "halk hata yapmaz" düsturu, siyasetçinin ve aydının hatayı kendisinde aramasına yol açmalı. Hukuk devleti prensibinin koyduğu kayıtlar dışında demokrasinin sınırı yoktur.
(Mümtaz'er Türköne-zaman)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Mümtaz’er Türköne Zaman Gazetesi’ndeki bugünkü yazısında hükümetin eğitim politikası ve zorunlu eğitim yasa tasarısıyla ilgili çok çarpıcı bir iddia ortaya attı. Türköne, “Bu projenin eğitimle bir alâkası yok. Hükümet din eğitiminin önünü açıyor” dedi.
"Reel ihtiyaçlar üzerine oturmayan demokratikleşme talebinin karşılığı olmaz" diyen Osman Can tamamıyla haklı. İlerlemenin anası ihtiyaçlardır. O zaman siyaset piyasasına talep olarak yansıyan daha fazla demokrasi ihtiyacının olması gerekir. Markar Esayan'ın demokratikleşme için "bu değerler bütünüyle ancak buraya kadar" diye verdiği karamsar hükme Osman Can, "100 yıllık militarizasyon ve milliyetçilik kirlenmesi"ni mazeret olarak ileri sürüyor. Peki, bu karamsarlık ve toplumun demokratikleşme kapasitesinin aşıldığı tezi gerçeklere uyuyor mu?
AK Parti hükümeti askerî vesayet düzenini, AB standartlarını alıp uygulayarak tasfiye etti. Evrensel standartlar açık olunca, kat edilen mesafeyi anlamak kolay; ve neden yerimizde saymaya başladığımızı sormak mantıklı. Ancak bu siyasal sistemin demokratikleşmesi idi. Toplumun demokratikleşmesi ve demokrasiyi biçimlendirme talebi hakkında hüküm vermek için ihtiyaçlarına bakmamız lâzım. Teoriyle değil pratikle yüzleşmeliyiz. Halkın pratik ihtiyaçları ve sorunlara getirilen çözüm arayışları bize yol göstermeli.
Hükümetin birdenbire gündeme getirdiği "kesintili eğitim" projesi, özünde bir demokratikleşme sorunu. Altını çizelim: Bu projenin eğitimle bir alâkası yok. Hükümet din eğitiminin önünü açıyor. Peki demokrasi ile ilgisi? Toplumun din eğitimi ihtiyacı var. Bu ihtiyaç, arzu edildiği ölçüde karşılanamıyor. Çünkü devlet din eğitimini tekeline almış durumda. Bu yüzden bir demokratikleşme sorunu ortaya çıkıyor. Bu talep din eğitiminin özgürleşmesi talebi olarak siyaset piyasasına yansıyor. AK Parti bu talebin bir kısmını, aynı tekel mantığı içinde karşılamak için imam hatip ortaokullarını devreye sokacak bir proje geliştiriyor. Siyaset piyasası hemen gündeme gelen bu talep üzerinden rekabete girişiyor. MHP liderinin AK Parti'ye yaptığı "İmam-hatip ortaokullarını birlikte açalım" önerisi, aynı mantıkla bu talebe verilen bir cevap niteliği taşıyor. Bu sorunun eğitim üzerinde de, siyaset üzerinde de ağır bir yük oluşturmasını engellemenin ve sorunu kökünden çözmenin tek yolu var: Din eğitimi talebinin demokratik ölçülerde karşılanması. Alın size bir demokratikleşme sorunu. Herhangi demokratik bir ülkede bu işler nasıl düzenleniyorsa, neden aynısını talep eden aydınlarımız yok?
Bu somut sorun, yani din eğitimi talebi AK Parti arkasındaki halk desteğinin dinamiğini anlamak için canlı bir misal. MHP demokratik ölçülerde rekabet ediyor. Bu canlı tartışmada demokratikleşmenin sınırını, bu ihtiyaca gözlerini kapatan CHP tayin ediyor.
"Erdoğan diktatör mü?" sorusunun yanına hiç olmazsa, "arkasındaki halk desteğinin sırrı nedir?" sorusunu yerleştirmemiz lâzım. Tabii peşinden halktan aldığı desteğin ona verdiği gücün sınırlarını sorgulamanın da bir demokratikleşme sorunu olduğunu hatırlayarak.
"Güç, bulduğu boşluğu doldurur" demiştik. Demokrasiler gücü hukuk ile kontrol eder. Yine somut bir sorun: Yargı ile hükümet arasında çıkan MİT krizi, gücün sınırlarını gösteren bir tecrübe olarak okunmalı. "Hükümet tasarrufları" denilen politik kararların olduğu kategori dışında, devletin hiçbir eylem ve işlemi yargı denetimi dışında olamaz. Yasama, MİT soruşturmasını engellemek için kanun çıkartırken, bu soruşturmayı engellemenin mümkün olmadığını yazmıştım. Yargı sakin ve yavaş işler. Sıcak gündemler, soğuk yargı kararları olarak önümüze gelir. Birlikte takip edelim. Şayet bir hükümet tasarrufu değil de, işlenmiş suçlara dair somut deliller varsa yargı görevini mutlaka yapar. Hukuk devleti mantığı içinde bu soruşturmanın sonuçlanmaması mümkün değil. Cumhuriyet savcılarının, hâkimlerin odalarının kapısında isimleri yazmaz. Yargı kişilerle değil, kurallarla işler. Bu kurallar ise diktatörlüğe izin vermez.
Gücün zaafı gücüdür. "Erdoğan diktatör mü?" sorusuna cevap ararken, "demokratikleşmenin limitlerini" tayin ederken müracaat edeceğimiz tek ölçü halkın kendisi. Demokratik rekabet yolları açık olduğu sürece, ihtiyaçlarımız hem siyaseti hem de siyasî sistemi adam etmeye devam edecek. Öyleyse "halk hata yapmaz" düsturu, siyasetçinin ve aydının hatayı kendisinde aramasına yol açmalı. Hukuk devleti prensibinin koyduğu kayıtlar dışında demokrasinin sınırı yoktur.
(Mümtaz'er Türköne-zaman)
Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 16:11
Gösterim: 2199

