Küresel Bir Kriz Olarak; "Arafta Kalma" Hali!




Servet Gülsün Şirin - Psikolog / Eğitim Yöneticisi

servet_gulsun_sirinYirmi birinci yüzyılın ilk çeyreği sona ererken, küresel işgücü piyasaları ve gençlik sosyolojisi, sanayi devriminden bu yana görülen en köklü dönüşümlerden birine tanıklık etmektedir. Geleneksel yaşam döngüsü olarak kabul edilen "eğitim-iş-evlilik-emeklilik" sıralaması, dünyanın pek çok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkesinde geçerliliğini yitirmiştir. Bu doğrusal hattın kırılması, genç bireyleri ne tam anlamıyla öğrenci ne de tam anlamıyla çalışan olarak tanımlayabileceğimiz, sosyolojik bir "araf" bölgesine hapsetmiştir. Türkiye'de "Ev Genci" kavramıyla, uluslararası literatürde ise NEET (Not in Education, Employment, or Training) veya "Disconnected Youth" (Kopuk Gençlik) terimleriyle ifade edilen bu durum, yalnızca ekonomik bir verimsizlik göstergesi değil, aynı zamanda derin bir sosyal krizin habercisidir.

Türkiye'de üniversite gençliğinin "Mezun olduktan sonra iş hayatında olabilecek miyim?" sorusuyla başlayan kaygısı, artık yerini "Ev genci olmayacağım bir gelecek mümkün mü?" endişesine bırakmıştır. Gençler, kendilerini gerçekleştirme veya mesleki tatmin arayışından ziyade, sistemin tamamen dışına itilmemek için varoluşsal bir mücadele vermektedirler.

PARADİGMANIN ÇÖKÜŞÜ
Öte yandan, Atlantik'in diğer yakasında, Amerika Birleşik Devletleri'nde de benzer bir kopuş yaşanmakla birlikte, bu krizin tezahürleri ve gençliğin buna verdiği tepkiler farklılaşmaktadır. ABD'de "herkes için üniversite" paradigmasının çöküşü, 1,7 trilyon doları aşan öğrenci kredisi borçları ve yapay zeka (AI) teknolojilerinin beyaz yakalı meslekleri tehdit etmesi, Z Kuşağı üzerinde radikal bir bakış açısında değişime yol açtı. "Toolbelt Generation" (Alet Çantası Kuşağı) olarak adlandırılan yeni bir dalga, akademik diplomaların vadettiği ancak sunamadığı statü yerine, mesleki becerilerin (skilled trades) sunduğu ekonomik güvenceye ve somut üretime yönelmektedir.
Türkiye, demografik fırsat penceresi olarak adlandırılan ve çalışma çağındaki nüfusun bağımlı nüfusa oranla yüksek olduğu bir dönemden geçmektedir. Ancak veriler, bu "genç nüfus avantajını" etkili bir şekilde kullanamadığımızı; aksine büyük bir kitlenin atıl durumda kaldığını gösteriyor. "Ev Genci" kavramı, sadece bir istatistik olmanın ötesinde, sosyal hayattan izole olmuş, ekonomik özgürlüğü bulunmayan ve gelecek umudunu yitirmiş milyonları ifade etmektedir.

TÜRKİYE OECD’DE YİNE BİRİNCİ
TÜİK 2023 verilerine göre, Türkiye'de 15-29 yaş grubundaki gençlerin %22,5'i ne eğitimde ne de istihdamda yer almıyor. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en yüksek NEET oranına sahip ülkelerden biridir. OECD ortalamasının %12 civarında olduğu düşünüldüğünde, Türkiye'deki gençlerin akranlarına göre iki kat daha fazla sistem dışı kalma riskiyle karşı karşıya olduğu görülmektedir.
Bu durumun ekonomik maliyeti ağırdır. Üretim sürecine katılamayan her genç, potansiyel GSYH büyümesinden bir kayıp anlamına gelmektedir. Ancak daha da önemlisi, bu gençlerin "sosyal sermayeleri" erimektedir. İşyeri veya okul ortamında kurulan sosyal ağlardan mahrum kalan ev gençleri, zamanla iş bulma kanallarından tamamen kopmakta ve kronik işsizlik girdabına düşmektedirler.
Türkiye'deki ev genci sorunu, cinsiyetler arasında derin bir asimetriye sahiptir. Veriler incelendiğinde, sorunun büyük ölçüde genç kadınların istihdama katılamamasıyla ilişkili olduğu görülmektedir. Genç kadınlardaki NEET oranı, erkeklerin neredeyse iki katıdır. 18-29 yaş aralığına odaklanıldığında, her iki genç kadından birinin evde olduğu (%50'ye yaklaşan oranlar) görülmektedir. Bu, yaklaşık 3,5–4 milyon genç kadının eğitim ve iş hayatının dışında kalması anlamına gelmektedir.
Türkiye'deki ev genci sorununun temelinde, eğitim sistemi ile işgücü piyasasının ihtiyaçları arasındaki "yapısal kopukluk" olduğu açıktır.
Son yıllarda üniversite sayısındaki hızlı artış, yükseköğretim mezunu sayısını artırmıştır; ancak bu mezunlara uygun istihdam alanları yaratılmadığı için mezun sayısı kadar iş imkânı doğmamaktadır. Gençler, "üniversite okursam iş bulurum" beklentisiyle girdikleri bölümlerden mezun olduklarında, piyasanın talep ettiği becerilere sahip olmadıklarını fark etmekte ve gerçekle yüzleşmektedirler.
Türkiye'de meslek liseleri, çok uzun zamandır akademik başarı gösteremeyen öğrencilerin gittiği "başarısızlık adaları" haline dönüşmüştür. Oysa sanayi ve hizmet sektörleri, nitelikli tekniker ve teknisyen bulamadıklarını söylemektedir. Üniversite mezunları iş ararken, sanayideki işverenler eleman bulamamaktadır. Bu durum paradoksal bir işsizlik yaratmaktadır.

DİJİTAL DÜNYA BİR KAÇIŞ ALANI
Gençler, yeteneklerine ve piyasa trendlerine göre değil, puana dayalı merkezi yerleştirme sistemiyle meslek seçmektedir. Yetersiz ve iş dünyasından kopuk üniversite eğitimi sonrasında iş hayatıyla ilk kez karşılaşan gençler için tam bir hayal kırıklığı yaşanmaktadır. Bu durum zaman zaman çok iyi üniversitelerin çok iyi bölümlerinden mezun olan gençlerin yüksek beklentilerinden de açığa çıkmaktadır. Beklentileri karşılanmayan gençler geri çekilmekte ve evde kalış başlamaktadır.
Araştırmalar, evde uzun süre atıl kalan gençlerde özgüven kaybı, depresyon ve umutsuzluğun yaygınlaştığını göstermektedir. "Hayallerin ve umutların uçuşması gereken gözlerinde, bilgisayar oyunlarının kahramanları dolaşmakta; Instagram’ın sonsuz kaydırmasında hayatlar kayıp yitip gitmektedir". Dijital dünya, ev gençleri için hem bir kaçış alanı hem de bir uyuşturucu işlevi görmektedir. Gerçek dünyadaki başarısızlık hissi, sanal dünyadaki başarılarla (oyun seviyeleri, sosyal medya beğenileri) doldurulmaktadır. Bu durum, gençlerin sosyal hayata dönüşünü daha da zorlaştırmaktadır.

KOPUK GENÇLİK!
Türkiye'deki durumun korkutuculuğu ortadayken, dünyanın en gelişmiş ekonomisi olan ABD'de de gençlerin işgücü piyasasından kopuşu önemli bir gündem maddesidir. Ancak ABD'deki dinamikler, Türkiye'den farklı sosyo-ekonomik ve kültürel kodlarla şekillenmektedir. ABD literatüründe "Disconnected Youth" (Kopuk Gençlik) veya daha kapsayıcı bir ifadeyle "Opportunity Youth" (Fırsat Gençliği) olarak adlandırılan bu kitle, 16–24 yaş aralığında olup ne okula giden ne de çalışan gençleri kapsamaktadır.
2022–2023 verilerine göre, ABD'de bu grubun oranı %11–12 bandında seyretmektedir. Bu, yaklaşık 4,3 milyon gence karşılık gelmektedir. Pandemi döneminde (2020) %13,8 ile rekor kıran bu oran, sonrasında bir miktar toparlanma göstermiş olsa da hâlâ 2019 seviyelerinin üzerindedir. Türkiye'nin aksine, ABD'de genç erkeklerin kopuş oranı (%14), genç kadınlardan (%12) daha yüksektir. Bu durum, ABD'de sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişte erkeklerin geleneksel rollerini kaybetmesi, eğitimde kadınların daha başarılı olması ve "erkeklik krizi" tartışmalarıyla paralel ilerlemektedir.
Türkiye'de "ev genci" olmak genellikle işsizlikle ilişkilendirilirken; ABD'de "ebeveynle yaşamak" (living with parents), çalışan gençleri de içine alan daha geniş bir ekonomik zorunluluk halini almış durumdadır.
Pew Research Center'ın 2024 verilerine göre, 18–24 yaş arası Amerikalıların %57'si ebeveynleriyle birlikte yaşamaktadır. Bu oran, 1960'larda %26 seviyesindeydi. Üniversite için evden ayrılan gençler, mezuniyet sonrası yüksek kiralar, düşük başlangıç maaşları ve öğrenci kredisi borçları nedeniyle "bumerang" gibi aile evine dönmektedirler.
Türkiye'de evlenene kadar aile ile yaşamak kültürel bir normdur ve genellikle yadırganan bir durum değildir. Ancak ABD kültüründe "bağımsızlık" ve evden ayrılmak temel bir yetişkinlik göstergesidir. Bu normun ekonomik baskılarla yıkılması, Amerikan toplumu için büyük bir sosyolojik kırılma olarak tanımlanabilir.
Eskiden ABD'de "ailesiyle yaşayan yetişkin" olmak bir başarısızlık göstergesiyken ("failure to launch"), bugün bu durum artık normal karşılanmaktadır. Gençlerin %64'ü, aileleriyle yaşamanın finansal durumlarına olumlu katkı sağladığını belirtmektedir. Aile yanı, artık bir "sığınak" değil, bir "sermaye biriktirme üssü" olarak görülmektedir.
ABD'de Z Kuşağı, yükseköğretim ve kariyer planlaması konusunda önceki kuşaklardan (Millennials) radikal bir kopuş sergilemektedir. Bu kopuş, ilk olarak "üniversite diploması eşittir başarı" denkleminin sorgulanmasıyla başlamıştır. ABD'de on yıllar boyunca, dört yıllık bir üniversite derecesi, orta sınıfa girişin bileti olarak görülmekteydi.
Artık gençler alternatif yollar aramakta ve farklı başarı tanımları yapmaktadır. Meslek eğitimleri ilgilerini çekiyor. Medya ve sosyologlar, bu yeni kuşağı "Toolbelt Generation" olarak adlandırmaktadır. National Student Clearinghouse verilerine göre, 2023–2024 döneminde mesleki odaklı topluluk kolejlerine (community colleges) kayıtlar %16 artmıştır. İnşaat teknolojileri programlarına kayıtlarda %23'lük bir patlama yaşanmıştır. HVAC (Isıtma, Havalandırma ve Klima) ve araç bakım-onarım programlarında da %7'lik artışlar görülmektedir.


YAPAY ZEKA KORKUSU!
Gençleri bu alanlara yönlendiren nedir? Bu motivasyonun altında yapay zeka korkusu yatmaktadır. Z Kuşağı, ChatGPT ve benzeri yapay zeka araçlarının metin yazarlığı, kodlama, muhasebe gibi beyaz yakalı işleri tehdit ettiğinin farkındadır. Ancak bir tesisatçının patlayan bir boruyu tamir etmesi, bir elektrikçinin karmaşık bir şantiyede kablolama yapması veya bir marangozun özel bir mobilya üretmesi, robotlar ve AI tarafından kolayca taklit edilemeyecek "insan becerisi" gerektiren işlerdir. Gençler, "elleriyle yaptıkları işleri" geleceğin en güvenli limanı olarak görmektedir.
Bir meslek okulunu bitirmek ortalama iki yıl sürer ve maliyeti dört yıllık üniversitenin çok altındadır. Üstelik, kalifiye eleman açığı nedeniyle (skills gap), mezunlar hemen iş bulabilmekte ve yüksek başlangıç maaşları alabilmektedir. Yirmi yaşındaki bir kaynakçının, yirmi iki yaşındaki bir işletme mezunundan daha fazla kazandığı senaryolar artık istisna değildir.
Zanaat meslekleri, kurumsal hiyerarşiden bağımsız çalışma imkânı sunar. Yirmi üç yaşındaki Jacob Palmer örneğinde olduğu gibi gençler, çıraklıkla başladıkları yolda kısa sürede kendi şirketlerini kurup (Palmer Electrical) yıllık 150.000 dolar ciroya ulaşabilmektedir. Bu "kendi işinin patronu olma" fikri, özgürlüğüne düşkün Z Kuşağı için büyük bir motivasyon kaynağıdır.
Üniversiteyi atlamaktan söz etmiyoruz; ancak iş yaşamına hazırlamanın başka yolları olduğunun da farkına varmamız gereken bir çağa geldiğimizi görmek zorundayız.
İş dünyasının gerçek ihtiyaçlarına odaklanacak ve "yüksek destek - yüksek beklenti" modeliyle çalışan programlar oluşturmalıyız.
"Ev Genci" sorununu çözmek için sadece ekonomik değil, aynı zamanda zihinsel bir dönüşüme ihtiyacımız olduğu açık bir şekilde önümüzde duruyor.
Mesleki eğitimin itibar sorunu, müfredat değişikliğinden ziyade bir "algı yönetimi" ile çözülebilir. İsim ve imaj değişikliğine gitmek çok önemli bir adım olabilir.
"Okumadı sanayiye gitti" yerine, "kendi kariyerini planladı!" anlatısı verilerle desteklenmelidir. Meslek lisesi - Anadolu lisesi ayrımı yerine, akademik liselerin içine entegre edilmiş mesleki programlar yaygınlaştırılmalıdır. Lise öğrencilerine, üniversite sınavına hazırlık dışında beceriler elde etmelerini sağlayacak programlar sunulmalıdır.
"Ev Genci" olgusu, sürdürülebilir bir geleceğin önündeki en büyük engellerden biridir. Gençlerin "bilgisayar oyunlarının kahramanları" olarak sanal dünyalarda kaybolması, gerçek dünyanın onlara bir kahramanlık veya başarı hikâyesi sunamamasından kaynaklanmaktadır.
Üniversite diplomasının fetişleştirilmesinden vazgeçip, "beceri"nin (skill) kutsandığı, zanaatın onurlandırıldığı ve gençlerin üretim sürecine dahil olmasının önündeki bariyerlerin (özellikle kadınlar için) kaldırıldığı bir Türkiye, demografik avantajını gerçek bir kalkınma hikâyesine dönüştürebilir.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.