banner

Özel okulların 13. Geleneksel Eğitim Sempozyumu sonuç bildirgesi yayınlandı




Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği 13. Geleneksel Eğitim Sempozyumu sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildirgeye göre, öğretmenler geniş bir repertuara sahip olmalı, yeri ve zamanı geldikçe bu model/yöntem ve yaklaşımlardan herhangi biri ya da bir kaçından uygun olanı ya da olanları seçip, yerine ve gereğine göre uyarlayarak sınıfında kullanabilmelidir görüşü öne çıktı.

Türkiye Özel Okullar Birliği tarafından 30 Ocak ve 1 Şubat 2014 tarihleri arasında düzenlenen 13. Geleneksel Eğitim Sempozyumu sonuç bildirgesi yayınlandı. 7 konferans,  16 çalıştay ve 4 panel sonucunda ortaya çıkan eğitim öğretim model/yöntem ve yaklaşımları şu şekilde sıralandı;

-Kubaşık (İşbirlikçi) Öğrenme Modeli,

-21. Yüzyıl Beceri ve Yeterlilikleri ve Bilgi ve İletişim Teknolojilerinden Örnekler, Uluslararası Bakalorya Programları (IB PYP, MYP, DP),

-3-D Eğitim,

-Montessorie Eğitimi,

-Harmanlanmış/Hibrit Öğrenme Modeli,

-Eğitimde Drama Yöntemi,

-Tam Öğrenme Yöntemi,

-İçerici Eğitim Yaklaşımı,

-Eleştirel Düşünce Becerilerinin Geliştirilmesine Yönelik bir Yaklaşım,

-İçerik ve Dil Eğitiminin Birleştirildiği Eğitim Yöntemi(CLIL),

-High Scope Modeli,

-Proje Tabanlı Öğrenme,

-Reggio Emilia Yaklaşımı,

-Waldorf Okulu Yöntemi,

-Farklılaştırılmış Eğitim Modeli,

-ORFF Yaklaşımı,

-Anlamaya Dayalı Tasarım Yöntemi (UbD).

Bildirgede, teknoloji kullanımının artmasıyla her şey gibi eğitim yöntemlerinin de etkilendiği, geleneksel sınıf kavramının değiştiği, bu hızlı değişim ve giderek artan global rekabet karşısında özel okullarda eğitim gören her gencin farklı özelliklerine göre yüzde yüz öğrenmeyi sağlayabilmeleri için yeni yöntemlerin arayışı içine girildiği belirtildi. Bildirgede, bu arayışların, bir taraftan gelişmeye zemin hazırlarken bir yandan da kaosa, israfa ve yüzeyselleşmeye neden olabileceği ifade edildi.

Öğretmenler geniş bir repertuara sahip olmalı

Sempozyumdaki çalışmalarda özel okulların ortak amacının, okullara ve öğrencilere uyabilecek yeni uygulamaları hayata geçirerek 21. yüzyılın hızlı değişen ortamına daha iyi uyum sağlayacak beceri ve yeterliklerle donatılmış, kendi çağlarının problemlerini çözebilecek bilişimsel düşünceye sahip öğrenciler yetiştirme vurgulanırken, bunun için gerekli öğretim sürecinde hiçbir strateji, yöntem ve tekniğe en iyi denilemeyeceği ve öğretmenlerin geniş bir repertuara sahip olması, yeri ve zamanı geldikçe bu model/yöntem ve yaklaşımlardan herhangi biri ya da bir kaçından uygun olanı ya da olanları seçip, yerine ve gereğine göre uyarlayarak sınıfda kullanabilmelirinin önemine dikkat çekildi.

Bildirgede şu görüşler öne çıktı;

Her bireyin öğrenmesini kendi düzeyine uygun bir şekilde daha iyiye götürebileceği yaklaşımlar giderek geliştirilmektedir. Eğitim Sistemi sürekli değişen, öngörülemez bir dünyada yetişen öğrencilerin ileride karşılaşabilecekleri çeşitli sorunlara karşı onları donanımlı bir şekilde yetiştirme, yeni bilgilere erişebilmeleri, beklenmedik zorluklarla baş edebilmeleri, geniş bir perspektifle düşünebilmeleri, eleştirel düşünebilme, karar verebilme, problem çözebilme ve hayat boyu öğrenmeyi sürdürebilmeleri için gerekli becerileri edinmelerini sağlamalıdır.

Öğrencilerimizin rekabetçi dünya ile baş edebilmeleri için, işbirlikçi yöntemler kullanarak öğrenciler için bir arada uyum içinde çalışabilecekleri, ekip çalışması yapabilecekleri, yaratıcılıklarını ve güçlü yanlarını keşfedip geliştirebilecekleri, aktif bir şekilde öğrenme dürtülerini kullanarak anlamaya ve öğrenmeye çalışabilecekleri daha ilgi çekici sınıf ortamları hazırlamamız gerekir.

21.Yüzyıl’da tek bir öğrenme modelinin kullanılması yerine çoklu öğrenme modelleri harmanlanmış olarak uygulanabilmekte, öğretmen ve öğrenenlerin doğrudan etkileşimde bulunabildiği yüz yüze öğrenme ortamının güçlü tarafları ile birlikte ilerleyen teknolojinin sunduğu olanaklarla öğrencinin internetten, eğitim portallarından ve sosyal medyadan etkin bir şekilde yararlanarak dilediği yerden, dilediği zamanda çalışabilme gibi birçok avantajı bulunmaktadır. İçerisinde birçok özelliği barındıran sosyal medya da öğrenen merkezli, aktif, yaratıcı ve işbirlikçi öğrenme modellerinin kullanılmasına imkân sağlamaktadır.

Ortak özelliklerimiz, insan olmamızı; farklılıklarımız da birey olmamızı sağlar. Amaç farklılıkların göz önünde bulundurularak, her öğrencinin kendi performansının üstüne çıkarılabilmesidir. Öğrencilerin, hazır bulunuşluk düzeyleri ve öğrenme stilleri farklı olduğu gibi, konuları, bilgileri; kavrama, yorumlama, çözümleme biçimleri de ayrıdır. Ancak zaman ve olanak verildiğinde en etkin öğrencilerden beklenen öğrenme düzeyine her öğrenci erişilebilir. Bunun için öğrenme sürecinde bütün öğrencilerin hesaba katılarak öğretimin yürütüldüğü içerici yaklaşımla sınıfta bireyselliğin de dikkate alınması ve hiçbir bireyin ötekileştirilmeden bütünün bir parçası olarak kabul edilmesi ve öğrenme ortamında var edilmesi önemlidir.

Okullarımız öğrencilerin mezuniyet sonrası hem sosyal hem de iş yaşamında başarılı olmaları için proje-tabanlı çalışmalara yer vermelidir. Bunun için gerekli fiziksel ve sosyal ortam ve imkân sağlanmalı, çocukların ilgi ve istekleri doğrultusunda derinlemesine araştırmaların yapıldığı projelerle bütünsel, bağımsız ve uluslararası bilince sahip 21. yüzyıl öğrenenlerinin yetiştirilmesi teşvik edilmelidir.

Sempozyumdaki çalışmalarda hepimizin ortak amacı,kendi okullarımıza ve öğrencilerimize uyabilecek yeni uygulamaları hayata geçirerek 21. yüzyılın hızlı değişen ortamına daha iyi uyum sağlayacak beceri ve yeterliklerle donatılmış, kendi çağlarının problemlerini çözebilecek bilişimsel düşünceye sahip öğrenciler yetiştirmektir. Bunun için gerekli öğretim sürecinde hiçbir strateji, yöntem ve tekniğe en iyi diyemeyeceğimize göre öğretmenler geniş bir repertuara sahip olmalı, yeri ve zamanı geldikçe bu model/yöntem ve yaklaşımlardan herhangi biri ya da bir kaçından uygun olanı ya da olanları seçip, yerine ve gereğine göre uyarlayarak sınıfında kullanabilmelidir.

Öte yandan, eğitimin “özel” oluşu hem bireysel olarak biricik, hem de toplumsal olarak ortak olmasından kaynaklanır. Bir yandan yurttaş yetiştirmek için ortak müfredatlar kullanılırken, diğer yandan her bireyin farklılığı eğitimin halletmesi gereken ana paradokslardan biridir.  Bu paradoksu ortadan kaldırmanın yolu, her toplumun bireyi ve doğayı esas alan kendine özgü  bir felsefi zemin oluşturmasıdır. Hiçbir şey kendine özgü olmadan özgünleşemez. Bu bağlamda tüm teori, ekol, model ve yöntemler“şekil”dir. Ancak zemin olmadan şekil olmaz. Yani felsefe olmadan yöntem ve uygulama referanssız kalır. Bir taraftan dünyadan güzel örnekleri paylaşırken, diğer taraftan kendi insan anlayışımızı ve felsefemizi ortaya koyarak dünyaya bir katkı sağlamak zorundayız. Toplumsal mutabakatı esas alan bir anayasayla beslenen yeni bir insan tasavvuru oluşturmak durumundayız. Soğuk savaş döneminden kalma ilke ve değerleri gözden geçirip yeni bir paradigmanın kapılarını açmak durumundayız. İşte bu bağlamda gerek insan kaynakları, gerekse entelektüel sermayesi son derece güçlü olan özel okullara ciddi bir sorumluluk düşmektedir. Türkiye’de bulunan özel okullar dünyayla rekabet edebilecek düzeydedir. Bu birikimin ülke sathına yayılabilmesi için bir sinerji yaratmak ve eğitimin çağdaşlaşmasına hizmet etmek konusunda derneğimiz her türlü işbirliğine açıktır.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.