Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Alpaslan Dartan / Terakki Vakfı Okulları/Yönetici., PDR Uzmanı., Eğitim Danışmanı / Eğitim Gazetecileri Derneği Kurucu YK üyesi, PDR İst. Şb. Bşk. (2012-2017)
Eğitim paradigmalarının bir günde değişime uğrayabildiği ülkemizde son 4 yılda ikinci kez şansa dönüşen fırsatlarla özel okul yöneticilerinin yüzü gülüyor. Özel okullar için ilk piyango dershanelerin kapatılmasını öngören yasanın kabulü ve uygulamanın gerçekleştiği ilk yıl (2014) pek çok yeni özel okulun açılması ve mevcutları dâhil yine pek çok okulun öğrenci sayılarının beklenmedik biçimde artışı idi. Özel okullar için ikinci piyango ise TEOG’un kaldırılarak ortaöğretime sınavsız yerleştirmenin getirilmesi oldu. Bu yıl 126 bin 510 öğrenci için yapılacak seçme işlemi nedeniyle geride kalacak olan yaklaşık Bir Milyon 100 bin öğrencinin nasıl ve hangi koşullarda ne tür bir liseye gidileceğinin belirsizliğinin özel okullara yönelimi artıracağını düşünüyorum.
2014 yılından 2018 yılına yapılan bu iki önemli ve radikal değişiklik özel okul sayısının ve öğrencisinin artmasına neden olurken bunu destekleyen üçüncü önemli adım da yine Millî Eğitim Bakanlığının, 4 yıl önce gündeme getirdiği özel okullarda okumak isteyen öğrencilere yönelik eğitim ve öğretim desteğidir. Bu sayede pek çok orta gelir düzeyindeki potansiyel veli kitlesi de özel okul tercihine yönelmiştir.
Özel okul ve özel okulda okuyan öğrenci sayısının artışı maalesef nitelik artışını beraberinde getirmiyor. Bilakis eğitimin kalitesini olumsuz etkileyen bir görünüm gittikçe artıyor. Asgari ücretlerle çalıştırılan genç ve tecrübesiz öğretmenler, alan dışı atamaların kabul görmesi, eğitim araç ve gereçlerinin olmaması, fiziksel olanakların yetersizliği ve güvenli okul kavramından gittikçe uzaklaşılması, eğitim ve öğretim programlarının geliştirilememesi, ölçme ve değerlendirme süreçlerinden yoksunluk ve öğretmenin hizmet içi eğitimlerine yeterince eğinilmemesi ve öğrenci ruh sağlığı hizmetlerinin geriliği kalitesiz bir büyümeyi beraberinde getiriyor.
Sınava Başvuru Kılavuzu Yayınlandı
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), sınavla öğrenci alacak liselerin listesini ve sınava başvuru kılavuzunu yayınladı. Merkezi sınavlara katılım isteğe bağlı oldu. Katılmak isteyenler, başvurularını 11-18 Nisan arasında elektronik ortam üzerinden öğrenim gördükleri okullarda yaptılar. Sınava başvuran yaklaşık Bir Milyona yakın öğrencinin sınava giriş belgeleri 22 Mayıs’ta yayınlanacak. Sınava başvurmayan öğrenciler, adrese dayalı kayıt sistemiyle Liselere yerleşecekler. Sınav 2 Haziran 2018 tarihinde saat 10.00’da gerçekleştirilecek, sonuçları ise 22 Haziran’da açıklanacak.
MEB’in Öngörüleri İlk Yıl Tutmadı / 996 Bin Öğrenci Sınava Başvurdu
MEB’in sınav kaygısı, tüm öğrencilerin sınava zorunlu giriyor olması, nitelikli okul sayısının azlığı ve okul türleri arasında bölgesel eşitsizlikler nedeniyle TEOG’un kaldırılması yönünde attığı adım (600 civarında bir okul için 50 ile 100 bin civarında öğrencinin sınava gireceği öngörülüyordu) sınavsız geçişin başladığı bu ilk yıl gerçekleşmedi. Sınavla öğrenci alınacağı açıklanan okul sayısı tüm Fen ve Sosyal Bilimler Liselerinin dâhil edilmesiyle 600’den 1366’ya çıkarıldı öğrenci sayısı da yaklaşık Bir Milyon (996 bin) öğrenciye ulaştı. Geçen yıl TEOG’a giren öğrenci sayısı Bir Milyon 200 bin öğrenciydi.
Öğrenci Kontenjanı: 1.367 Okula Toplam 126 Bin 510 Öğrenci
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 1 milyona yakın ortaokul 8’inci sınıf öğrencisinin merakla beklediği ‘Merkezi Sınavla Öğrenci Alan Ortaöğretim Kurumları’nın listesini de yayınladı. Buna göre, 1.367 okula toplam 126 bin 510 öğrenci bu okullara yerleştirilecek. Aralarında Ankara Fen, Atatürk Fen, Kabataş Erkek, Galatasaray liselerinin olduğu fen, sosyal bilimler liseleriyle, özel program ve proje uygulayan toplam 1.366 ortaöğretim kurumu merkezi sınavla öğrenci alacak. Bu kapsamda İstanbul’da 225, Ankara’da 82, İzmir’de ise 62 lise bulunuyor.
Türkiye genelindeki 2 bin 434 resmi Anadolu lisesinden ise 222’si sınavla alacak. Bu okullar belirlenirken, kriter olarak köklü lise veya proje okul olup olmaması ve geçen yılın taban puanları dikkate alındı. Sınavla alacak okul türlerinden diğer ikisi de mesleki ve teknik Anadolu liseleri ve Anadolu imam-hatip liseleri. Geriye kalan 64 bin lise ise adrese dayalı kayıt sistemiyle öğrenci alacak. Mega şehir İstanbul’da milyonun üzerinde öğrenci var iken 225 okulda 772 derslikte toplam 23.160 öğrenci için kontenjan ayrılması hiç yeterli değil.
Ayrıca listeler incelendiğinde adı daha önce hiç duyulmamış liselerin adlarının listede yer aldığı görülürken pek çok başarılı ve nitelikli okul listelerde yer almadı. 34 İlde ise sınavla alacak Anadolu Lisesi bulunmuyor.
Sınav Kaygısına Devam
OKS, SBS ve LGS gibi geçmişi hatırlatan Lise giriş sınavlarında sınav kaygısını tetikleyen başka okullarda sınava girme durumu yeniden gündeme geldi. Özellikle çocukların kendi okullarında sınava girmeleri kaygı sürecini epey azaltmış iken bu yıl bu konuda geri adım atılmış oldu.
Sınavdan Çok Yerleştirme Sisteminin Önem Kazandığı Bir Süreç
İlk yılı olması nedeniyle yaşanacak bazı aksaklıklarına rağmen sınavdan daha ziyade yerleştirme sisteminin önem kazandığı bir sürece gireceğiz. Doğru tasarlanmış iyi tanımlanmış bir sistem zamanla oluşursa sınava giren öğrenci sayısı azalacak, özel okulların eğitimdeki payının artması sonucunda da devletin eğitim sistemini daha sağlıklı yönetebilmesini mümkün olabilecektir.
Resmi Ortaöğretim Kurumlarının Kayıtları Sıkıntı Olur Mu?
Yıllar içerisinde özel okul yöneticilerinin çektikleri kayıt sıkıntılarını bu öğretim yılında Milli Eğitime bağlı resmi ortaöğretim kurum yöneticileri çekecek gibi görünüyor. Önceki yıllarda tercih ve kayıt takvimindeki çakışmalar nedeniyle yaşanan sıkıntılar son iki yılda özel okullarının kayıt takviminin öne çekmesi aşılmıştı. Ancak bu yıl yerleştirme işlemleri ile ilgili henüz herhangi bir açıklamanın yapılmamış olması İl ve İlçeler düzeyinde Bakanlığa bağlı resmi ortaöğretim kurumlarda kayıt karmaşasına yol açması oldukça yüksek ihtimal duruyor.
Adrese Dayalı Sistem İşleyecek Mi?
Sınava girmek istemeyen ya da sınavla öğrenci alan herhangi bir liseye yerleşemeyen öğrenciler direkt bölgelerindeki okullar arasından, adrese dayalı sistemle en az 2, en fazla 5 okul tercih edebilecek. Bakanlık yetkilileri, sistem açıklandığından bu yana hiçbir öğrencinin istemediği bir okul türüne yerleştirilmeyeceğini, eğitim bölgelerinin bu durum gözetilerek yapılacağını vurguluyor. Eğitim bölgelerinin içinde her türden okul olacağı belirtiliyor.
Sınavın İçeriği ve Puan Hesabı Değişti Mi?
MEB’in kılavuzuna göre sınavda öğrencilere çoktan seçmeli 90 soru yöneltilecek. Sınavın birinci bölümü 50 soruluk sözel alandan oluşacak ve 75 dakika sürecek. İkinci bölümü ise 40 soruluk sayısal alandan oluşacak ve öğrencilere 60 dakika süre tanınacak. Sorular 8’inci sınıf müfredatından sorulacak. Sözel bölümde öğrencilere, 8’inci sınıf Türkçe dersinden 20, din kültürü ve ahlak bilgisi, T.C inkılap tarihi ve Atatürkçülük, yabancı dil derslerinden 10’ar olmak üzere 50 soru; sayısalda ise matematik ve fen bilimleri derslerinden 20’şer olmak üzere toplam 40 soru yöneltilecek. Sınavın birinci bölümü 09.30’da başlayacak 10.45’te bitecek. 45 Dakikalık aranın ardından saat 11.30 da ikinci oturum başlayacak. Verilecek olan arada öğrenciler sınava girdikleri okullardan ayrılamayacaklar. Sınavda soruların puan hesaplamalarında Türkçe-Matematik ve Fen Bilimleri derslerinin katsayılarının diğer testlere göre neredeyse %75 oranında yüksek olması da bir yılda yapılan önemli bir değişiklik. Bu içeriğe yansır ise beklendiği gibi öğrencileri zor bir sınav bekliyor olacaktır.
Kaynaklar.
1. http://www.meb.gov.tr/sinavlar/dokumanlar/2018/MERKEZI_SINAV_BASVURU_VE_UYGULAMA_KILAVUZU.pdf
2. http://www.egitimreformugirisimi.org/egitime-5-dakika-lgs/
3. http://www.egitimreformugirisimi.org/yeni-liselere-gecis-sistemi-neler-getiriyor/
Üst Kategori: ROOT Kategori: Alparslan Dartan
Alpaslan Dartan / Terakki Vakfı Okulları/Yönetici., PDR Uzmanı., Eğitim Danışmanı / Eğitim Gazetecileri Derneği Kurucu YK üyesi, PDR İst. Şb. Bşk. (2012-2017)
Eğitim paradigmalarının bir günde değişime uğrayabildiği ülkemizde son 4 yılda ikinci kez şansa dönüşen fırsatlarla özel okul yöneticilerinin yüzü gülüyor. Özel okullar için ilk piyango dershanelerin kapatılmasını öngören yasanın kabulü ve uygulamanın gerçekleştiği ilk yıl (2014) pek çok yeni özel okulun açılması ve mevcutları dâhil yine pek çok okulun öğrenci sayılarının beklenmedik biçimde artışı idi. Özel okullar için ikinci piyango ise TEOG’un kaldırılarak ortaöğretime sınavsız yerleştirmenin getirilmesi oldu. Bu yıl 126 bin 510 öğrenci için yapılacak seçme işlemi nedeniyle geride kalacak olan yaklaşık Bir Milyon 100 bin öğrencinin nasıl ve hangi koşullarda ne tür bir liseye gidileceğinin belirsizliğinin özel okullara yönelimi artıracağını düşünüyorum.
2014 yılından 2018 yılına yapılan bu iki önemli ve radikal değişiklik özel okul sayısının ve öğrencisinin artmasına neden olurken bunu destekleyen üçüncü önemli adım da yine Millî Eğitim Bakanlığının, 4 yıl önce gündeme getirdiği özel okullarda okumak isteyen öğrencilere yönelik eğitim ve öğretim desteğidir. Bu sayede pek çok orta gelir düzeyindeki potansiyel veli kitlesi de özel okul tercihine yönelmiştir.
Özel okul ve özel okulda okuyan öğrenci sayısının artışı maalesef nitelik artışını beraberinde getirmiyor. Bilakis eğitimin kalitesini olumsuz etkileyen bir görünüm gittikçe artıyor. Asgari ücretlerle çalıştırılan genç ve tecrübesiz öğretmenler, alan dışı atamaların kabul görmesi, eğitim araç ve gereçlerinin olmaması, fiziksel olanakların yetersizliği ve güvenli okul kavramından gittikçe uzaklaşılması, eğitim ve öğretim programlarının geliştirilememesi, ölçme ve değerlendirme süreçlerinden yoksunluk ve öğretmenin hizmet içi eğitimlerine yeterince eğinilmemesi ve öğrenci ruh sağlığı hizmetlerinin geriliği kalitesiz bir büyümeyi beraberinde getiriyor.
Sınava Başvuru Kılavuzu Yayınlandı
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), sınavla öğrenci alacak liselerin listesini ve sınava başvuru kılavuzunu yayınladı. Merkezi sınavlara katılım isteğe bağlı oldu. Katılmak isteyenler, başvurularını 11-18 Nisan arasında elektronik ortam üzerinden öğrenim gördükleri okullarda yaptılar. Sınava başvuran yaklaşık Bir Milyona yakın öğrencinin sınava giriş belgeleri 22 Mayıs’ta yayınlanacak. Sınava başvurmayan öğrenciler, adrese dayalı kayıt sistemiyle Liselere yerleşecekler. Sınav 2 Haziran 2018 tarihinde saat 10.00’da gerçekleştirilecek, sonuçları ise 22 Haziran’da açıklanacak.
MEB’in Öngörüleri İlk Yıl Tutmadı / 996 Bin Öğrenci Sınava Başvurdu
MEB’in sınav kaygısı, tüm öğrencilerin sınava zorunlu giriyor olması, nitelikli okul sayısının azlığı ve okul türleri arasında bölgesel eşitsizlikler nedeniyle TEOG’un kaldırılması yönünde attığı adım (600 civarında bir okul için 50 ile 100 bin civarında öğrencinin sınava gireceği öngörülüyordu) sınavsız geçişin başladığı bu ilk yıl gerçekleşmedi. Sınavla öğrenci alınacağı açıklanan okul sayısı tüm Fen ve Sosyal Bilimler Liselerinin dâhil edilmesiyle 600’den 1366’ya çıkarıldı öğrenci sayısı da yaklaşık Bir Milyon (996 bin) öğrenciye ulaştı. Geçen yıl TEOG’a giren öğrenci sayısı Bir Milyon 200 bin öğrenciydi.
Öğrenci Kontenjanı: 1.367 Okula Toplam 126 Bin 510 Öğrenci
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 1 milyona yakın ortaokul 8’inci sınıf öğrencisinin merakla beklediği ‘Merkezi Sınavla Öğrenci Alan Ortaöğretim Kurumları’nın listesini de yayınladı. Buna göre, 1.367 okula toplam 126 bin 510 öğrenci bu okullara yerleştirilecek. Aralarında Ankara Fen, Atatürk Fen, Kabataş Erkek, Galatasaray liselerinin olduğu fen, sosyal bilimler liseleriyle, özel program ve proje uygulayan toplam 1.366 ortaöğretim kurumu merkezi sınavla öğrenci alacak. Bu kapsamda İstanbul’da 225, Ankara’da 82, İzmir’de ise 62 lise bulunuyor.
Türkiye genelindeki 2 bin 434 resmi Anadolu lisesinden ise 222’si sınavla alacak. Bu okullar belirlenirken, kriter olarak köklü lise veya proje okul olup olmaması ve geçen yılın taban puanları dikkate alındı. Sınavla alacak okul türlerinden diğer ikisi de mesleki ve teknik Anadolu liseleri ve Anadolu imam-hatip liseleri. Geriye kalan 64 bin lise ise adrese dayalı kayıt sistemiyle öğrenci alacak. Mega şehir İstanbul’da milyonun üzerinde öğrenci var iken 225 okulda 772 derslikte toplam 23.160 öğrenci için kontenjan ayrılması hiç yeterli değil.
Ayrıca listeler incelendiğinde adı daha önce hiç duyulmamış liselerin adlarının listede yer aldığı görülürken pek çok başarılı ve nitelikli okul listelerde yer almadı. 34 İlde ise sınavla alacak Anadolu Lisesi bulunmuyor.
Sınav Kaygısına Devam
OKS, SBS ve LGS gibi geçmişi hatırlatan Lise giriş sınavlarında sınav kaygısını tetikleyen başka okullarda sınava girme durumu yeniden gündeme geldi. Özellikle çocukların kendi okullarında sınava girmeleri kaygı sürecini epey azaltmış iken bu yıl bu konuda geri adım atılmış oldu.
Sınavdan Çok Yerleştirme Sisteminin Önem Kazandığı Bir Süreç
İlk yılı olması nedeniyle yaşanacak bazı aksaklıklarına rağmen sınavdan daha ziyade yerleştirme sisteminin önem kazandığı bir sürece gireceğiz. Doğru tasarlanmış iyi tanımlanmış bir sistem zamanla oluşursa sınava giren öğrenci sayısı azalacak, özel okulların eğitimdeki payının artması sonucunda da devletin eğitim sistemini daha sağlıklı yönetebilmesini mümkün olabilecektir.
Resmi Ortaöğretim Kurumlarının Kayıtları Sıkıntı Olur Mu?
Yıllar içerisinde özel okul yöneticilerinin çektikleri kayıt sıkıntılarını bu öğretim yılında Milli Eğitime bağlı resmi ortaöğretim kurum yöneticileri çekecek gibi görünüyor. Önceki yıllarda tercih ve kayıt takvimindeki çakışmalar nedeniyle yaşanan sıkıntılar son iki yılda özel okullarının kayıt takviminin öne çekmesi aşılmıştı. Ancak bu yıl yerleştirme işlemleri ile ilgili henüz herhangi bir açıklamanın yapılmamış olması İl ve İlçeler düzeyinde Bakanlığa bağlı resmi ortaöğretim kurumlarda kayıt karmaşasına yol açması oldukça yüksek ihtimal duruyor.
Adrese Dayalı Sistem İşleyecek Mi?
Sınava girmek istemeyen ya da sınavla öğrenci alan herhangi bir liseye yerleşemeyen öğrenciler direkt bölgelerindeki okullar arasından, adrese dayalı sistemle en az 2, en fazla 5 okul tercih edebilecek. Bakanlık yetkilileri, sistem açıklandığından bu yana hiçbir öğrencinin istemediği bir okul türüne yerleştirilmeyeceğini, eğitim bölgelerinin bu durum gözetilerek yapılacağını vurguluyor. Eğitim bölgelerinin içinde her türden okul olacağı belirtiliyor.
Sınavın İçeriği ve Puan Hesabı Değişti Mi?
MEB’in kılavuzuna göre sınavda öğrencilere çoktan seçmeli 90 soru yöneltilecek. Sınavın birinci bölümü 50 soruluk sözel alandan oluşacak ve 75 dakika sürecek. İkinci bölümü ise 40 soruluk sayısal alandan oluşacak ve öğrencilere 60 dakika süre tanınacak. Sorular 8’inci sınıf müfredatından sorulacak. Sözel bölümde öğrencilere, 8’inci sınıf Türkçe dersinden 20, din kültürü ve ahlak bilgisi, T.C inkılap tarihi ve Atatürkçülük, yabancı dil derslerinden 10’ar olmak üzere 50 soru; sayısalda ise matematik ve fen bilimleri derslerinden 20’şer olmak üzere toplam 40 soru yöneltilecek. Sınavın birinci bölümü 09.30’da başlayacak 10.45’te bitecek. 45 Dakikalık aranın ardından saat 11.30 da ikinci oturum başlayacak. Verilecek olan arada öğrenciler sınava girdikleri okullardan ayrılamayacaklar. Sınavda soruların puan hesaplamalarında Türkçe-Matematik ve Fen Bilimleri derslerinin katsayılarının diğer testlere göre neredeyse %75 oranında yüksek olması da bir yılda yapılan önemli bir değişiklik. Bu içeriğe yansır ise beklendiği gibi öğrencileri zor bir sınav bekliyor olacaktır.
Kaynaklar.
1. http://www.meb.gov.tr/sinavlar/dokumanlar/2018/MERKEZI_SINAV_BASVURU_VE_UYGULAMA_KILAVUZU.pdf
2. http://www.egitimreformugirisimi.org/egitime-5-dakika-lgs/
3. http://www.egitimreformugirisimi.org/yeni-liselere-gecis-sistemi-neler-getiriyor/
Son Güncelleme: Pazartesi, 28 May 2018 15:33
Gösterim: 1203
Alpaslan Dartan / Terakki Vakfı Okulları/Yönetici., PDR Uzmanı., Eğitim Danışmanı / Eğitim Gazetecileri Derneği Kurucu YK üyesi, PDR İst. Şb. Bşk. (2012-2017)
MEB Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürü Sayın Bayram Çetin, Liselere Giriş Sınavına ilişkin yaptığı açıklamada belirlenen yaklaşık 600 okul için yapılacak sınava ilişkin genel bilgiler ve sınavın zorluk derecesi hakkında bilgiler verdi.
Sayın Çetin, Özel Okullar Derneğinin “Türkiye’de ve Dünyada: Değerlendirme Sistemlerinin Eğitime Etkisi” temasıyla 30 Ocak – 2 Şubat 2018 tarihleri arasında Antalya’da düzenlediği XVII. Geleneksel Antalya Eğitim Sempozyumunun 2. Gününde bir sunum gerçekleştirdi.
Sayın Çetin, sınavın zorluk derecesini de içerisine alan genel bilgiler verirken açıklamalarında kamuoyunun sınava ve yerleştirmelere ilişkin merak ettiği bazı önemli konuların henüz netlik kazanmadığını da dolaylı olarak dile getirdi.
Geçen yıl Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) merkezi sınavların birincisinde yaklaşık bin, ikincisinde 17 bin öğrencinin tüm soruları doğru cevaplaması üzerine Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Sayın Yusuf Tekin, "Bu durum şaşırtıcı değil" açıklamasında bulunmuştu. Tekin ayrıca, "Normal sınavda nasıl 100 alan öğrencimiz varsa, burada da var. TEOG'da 665 birinci oldu, her iki dönemde bütün testleri doğru yaptılar." Diyerek sınav sonuçlarına farklı bir bakış açısı getirmişti.
TEOG’un kaldırılması ile ilk amaçlananın sınava giren öğrenci sayısının %10-20’lere çekilmesi iken hem Milli Eğitim Bakanı Sayın İsmet Sezgin’in hem de bakanlık bürokratlarının dile getirdiği gibi bu yıl 8. Sınıf düzeyinde sınava katılımın neredeyse %90’ları aşacağı öngörülmektedir. Bu nedenle neredeyse tüm öğrencilerin gireceği bir sınavda seçili 600 okula girebilmenin sınavını da zorlaştırma ihtiyacı duyulduğu anlaşılıyor.
Bir yıl ara ile sistemin temelden değiştirilmesi, sınav zorluğunun bir yıl ara ile birbirine taban tabana zıt özelliklere sahip olacağının belirtilmesi, özellikle de sınavsız ve adrese dayalı okul tercihi gibi pek çok konuya, eğitimciler tarafından olumlu yaklaşılsa da tercih ve yerleştirme döneminin nasıl olacağı sorusunun yarattığı endişeler az değil.
Özellikle sınava ilişkin henüz kılavuzun yayınlanamamış olması, 400’ e yakın Fen ve Sosyal Bilimler Lisesi varken bu 600 okul içerisine diğer hangi okulların gireceğinin kamuoyunca henüz bilinmemesi, sınava girecek öğrencilerin, velilerin sözel ve sayısal soruların ağırlıklarının ne olacağını bilmemeleri, 3 yanlışın 1 doğruyu götürüp götürmeyeceği gibi belirsizlikler ortada iken bakanlığın bir an önce bilgilendirmelerde bulunması gerekir diye düşünüyorum.
MEB Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürü Sayın Bayram Çetin’e bu sorular da soruldu, ancak zaman içerisinde açıklanacağı söylenerek sorular tam yanıtlanmadı.
Sayın Çetin’in açıklamalarının en bilinenleri soruların kapsadığı sınıf düzeyi (8. Sınıf), soru sayıları (90 Soru-sözel ve sayısal olmak üzere), sınav süresi (135 dk), sınav aralarında zamanı belirsiz olsa da bir ara verileceği ve soruların zorluk dereceleri (sınav sınava girenlerin en üst düzeydekileri seçebilecek oranda %90 lık gibi bir zorluk derecesine sahip olacağı) ile ilgili bilgiler idi.
Açıklamanın en dikkat çekici bölümlerinden birisi de okuma ve okuduğunu anlama konusunun sorulacak olan 90 soru için de çok önemli olduğu idi. Her soru türünde de geçerli olacağı anlaşılan bu konuda kendini geliştirmeyen bir öğrencinin çok uzun cümle ve paragraflardan oluşan soruları çözmesinin zor olacağı açıklandı. Bu da ayrıca tartışılır bir konudur, okuma becerisi öyle kısa zamanda elde edilecek bir beceri değildir.
Geçen yıl ikinci dönem yapılan TEOG’da 17 bin öğrencinin tam yapmasının konuşulduğu bir ortamda bu yıl bizleri neredeyse %60-70 ‘i için çok zor olacak ve bu sınavda “0” alacak öğrencilerin sayılarının konuşulacağı öngörüsü ürkütücü değil mi?
Sınava girecek öğrencilerin sayısı yaklaşık bir milyon iki yüz bin öğrenci bu öğrencilerin yaklaşık %10’u 1200 öğrenci eder. 1200 öğrencinin yerleşiminde ismi henüz açıklanmamış 600 okuldan söz ediliyor. Bu okulların da yaklaşık 400’e yakınının Fen ve Sosyal Bilimler Liselerinden oluşacağı düşünülürse 600 okulun bu adaylara yetecek sayıda olmadığını düşünüyorum.
Tercih süreci ile ilgili Çember modelli üzerine herhangi bir açıklamada bulunmayan Sayın Çetin, Kılavuz çıktığında (bir ay içerisinde yayınlanacağı bilgisi verildi) pek çok konunun açıklığa kavuşacağını puanlamanın da önceki yıllarda olduğu gibi 500 üzerinden yapılmasının planlandığını söyledi.
Öğrencilerin kendi okullarından başka okullarda sınava gireceği de bu toplantıda açıklandı, bu nedenle bunun TEOG’da olduğu gibi sınav stresini azaltan değil artıran bir unsur olacaktır. Ayrıca adrese dayalı yerleştirmede öğrencinin oturduğu yer, tercihi, ortaokulu birer kriter ancak bunların yanına başka kriterler de eklenebilir (okul başarısı da gündeme gelebilir) denildi.
Tüm bu açıklamalardan, sınava ilişkin henüz her ayrıntının netleşmediğini zaman içerisinde bunların yerine oturacağını düşünebiliriz. Ancak sınav gerçeği her aday üzerinde az çok stres ve kaygı yaratır, bu kaygıyı azaltmanın en iyi yolu da daha çok bilgiyi netleştirmek ve paydaşlarla paylaşmaktan geçer. Ben de herkes gibi sınavın kendisi ve sınav sonrası okullara yerleştirme sürecinin sancısız ve sorunsuz geçmesini diliyorum.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Alparslan Dartan
Alpaslan Dartan / Terakki Vakfı Okulları/Yönetici., PDR Uzmanı., Eğitim Danışmanı / Eğitim Gazetecileri Derneği Kurucu YK üyesi, PDR İst. Şb. Bşk. (2012-2017)
MEB Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürü Sayın Bayram Çetin, Liselere Giriş Sınavına ilişkin yaptığı açıklamada belirlenen yaklaşık 600 okul için yapılacak sınava ilişkin genel bilgiler ve sınavın zorluk derecesi hakkında bilgiler verdi.
Sayın Çetin, Özel Okullar Derneğinin “Türkiye’de ve Dünyada: Değerlendirme Sistemlerinin Eğitime Etkisi” temasıyla 30 Ocak – 2 Şubat 2018 tarihleri arasında Antalya’da düzenlediği XVII. Geleneksel Antalya Eğitim Sempozyumunun 2. Gününde bir sunum gerçekleştirdi.
Sayın Çetin, sınavın zorluk derecesini de içerisine alan genel bilgiler verirken açıklamalarında kamuoyunun sınava ve yerleştirmelere ilişkin merak ettiği bazı önemli konuların henüz netlik kazanmadığını da dolaylı olarak dile getirdi.
Geçen yıl Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) merkezi sınavların birincisinde yaklaşık bin, ikincisinde 17 bin öğrencinin tüm soruları doğru cevaplaması üzerine Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Sayın Yusuf Tekin, "Bu durum şaşırtıcı değil" açıklamasında bulunmuştu. Tekin ayrıca, "Normal sınavda nasıl 100 alan öğrencimiz varsa, burada da var. TEOG'da 665 birinci oldu, her iki dönemde bütün testleri doğru yaptılar." Diyerek sınav sonuçlarına farklı bir bakış açısı getirmişti.
TEOG’un kaldırılması ile ilk amaçlananın sınava giren öğrenci sayısının %10-20’lere çekilmesi iken hem Milli Eğitim Bakanı Sayın İsmet Sezgin’in hem de bakanlık bürokratlarının dile getirdiği gibi bu yıl 8. Sınıf düzeyinde sınava katılımın neredeyse %90’ları aşacağı öngörülmektedir. Bu nedenle neredeyse tüm öğrencilerin gireceği bir sınavda seçili 600 okula girebilmenin sınavını da zorlaştırma ihtiyacı duyulduğu anlaşılıyor.
Bir yıl ara ile sistemin temelden değiştirilmesi, sınav zorluğunun bir yıl ara ile birbirine taban tabana zıt özelliklere sahip olacağının belirtilmesi, özellikle de sınavsız ve adrese dayalı okul tercihi gibi pek çok konuya, eğitimciler tarafından olumlu yaklaşılsa da tercih ve yerleştirme döneminin nasıl olacağı sorusunun yarattığı endişeler az değil.
Özellikle sınava ilişkin henüz kılavuzun yayınlanamamış olması, 400’ e yakın Fen ve Sosyal Bilimler Lisesi varken bu 600 okul içerisine diğer hangi okulların gireceğinin kamuoyunca henüz bilinmemesi, sınava girecek öğrencilerin, velilerin sözel ve sayısal soruların ağırlıklarının ne olacağını bilmemeleri, 3 yanlışın 1 doğruyu götürüp götürmeyeceği gibi belirsizlikler ortada iken bakanlığın bir an önce bilgilendirmelerde bulunması gerekir diye düşünüyorum.
MEB Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürü Sayın Bayram Çetin’e bu sorular da soruldu, ancak zaman içerisinde açıklanacağı söylenerek sorular tam yanıtlanmadı.
Sayın Çetin’in açıklamalarının en bilinenleri soruların kapsadığı sınıf düzeyi (8. Sınıf), soru sayıları (90 Soru-sözel ve sayısal olmak üzere), sınav süresi (135 dk), sınav aralarında zamanı belirsiz olsa da bir ara verileceği ve soruların zorluk dereceleri (sınav sınava girenlerin en üst düzeydekileri seçebilecek oranda %90 lık gibi bir zorluk derecesine sahip olacağı) ile ilgili bilgiler idi.
Açıklamanın en dikkat çekici bölümlerinden birisi de okuma ve okuduğunu anlama konusunun sorulacak olan 90 soru için de çok önemli olduğu idi. Her soru türünde de geçerli olacağı anlaşılan bu konuda kendini geliştirmeyen bir öğrencinin çok uzun cümle ve paragraflardan oluşan soruları çözmesinin zor olacağı açıklandı. Bu da ayrıca tartışılır bir konudur, okuma becerisi öyle kısa zamanda elde edilecek bir beceri değildir.
Geçen yıl ikinci dönem yapılan TEOG’da 17 bin öğrencinin tam yapmasının konuşulduğu bir ortamda bu yıl bizleri neredeyse %60-70 ‘i için çok zor olacak ve bu sınavda “0” alacak öğrencilerin sayılarının konuşulacağı öngörüsü ürkütücü değil mi?
Sınava girecek öğrencilerin sayısı yaklaşık bir milyon iki yüz bin öğrenci bu öğrencilerin yaklaşık %10’u 1200 öğrenci eder. 1200 öğrencinin yerleşiminde ismi henüz açıklanmamış 600 okuldan söz ediliyor. Bu okulların da yaklaşık 400’e yakınının Fen ve Sosyal Bilimler Liselerinden oluşacağı düşünülürse 600 okulun bu adaylara yetecek sayıda olmadığını düşünüyorum.
Tercih süreci ile ilgili Çember modelli üzerine herhangi bir açıklamada bulunmayan Sayın Çetin, Kılavuz çıktığında (bir ay içerisinde yayınlanacağı bilgisi verildi) pek çok konunun açıklığa kavuşacağını puanlamanın da önceki yıllarda olduğu gibi 500 üzerinden yapılmasının planlandığını söyledi.
Öğrencilerin kendi okullarından başka okullarda sınava gireceği de bu toplantıda açıklandı, bu nedenle bunun TEOG’da olduğu gibi sınav stresini azaltan değil artıran bir unsur olacaktır. Ayrıca adrese dayalı yerleştirmede öğrencinin oturduğu yer, tercihi, ortaokulu birer kriter ancak bunların yanına başka kriterler de eklenebilir (okul başarısı da gündeme gelebilir) denildi.
Tüm bu açıklamalardan, sınava ilişkin henüz her ayrıntının netleşmediğini zaman içerisinde bunların yerine oturacağını düşünebiliriz. Ancak sınav gerçeği her aday üzerinde az çok stres ve kaygı yaratır, bu kaygıyı azaltmanın en iyi yolu da daha çok bilgiyi netleştirmek ve paydaşlarla paylaşmaktan geçer. Ben de herkes gibi sınavın kendisi ve sınav sonrası okullara yerleştirme sürecinin sancısız ve sorunsuz geçmesini diliyorum.
Son Güncelleme: Salı, 13 Mart 2018 16:45
Gösterim: 2695
Alpaslan Dartan / Türk PDR Derneği İstanbul Şube Başkanı
Sınav, yapmaktan bir türlü vazgeçemediğimiz bir olgu. Sınavların kaldırılmasına kimsenin hayır diyemeyeceği bir dönemde, bir gecede aniden gelişiveren TEOG’un kaldırılması ve bundan sonra ne olacağının bilinmemesi ile oluşan belirsizlik veli ve öğrencilerde kaygıya neden olmuştur.
Bitirme ya da yerleştirme sınavları yıllar içerisinde yediden yetmişe hepimizin alışkanlığı, bu alışkanlıktan kurtulmayı istemekle bu alışkanlığın yerine ne koyacağımızı bilememek de en büyük çelişkimiz. Ergenlik döneminde onca kişisel ve ilişkisel sorunlarla baş etmeye çalışan 12-14 yaş arasındaki genç beyinler için de sınavlar çevre, aile ve akran baskısıyla birleşerek bir kabusa dönüşüveriyor yıllardır.
Eğitim sistemimiz ile ilgili önemli konularda alınan hızlı ve çabuk kararlar (TEOG’un kaldırılması gibi) bugünden yarına ne bir ilktir ne de bir sondur. Hangi gerekçe ile karar verilirse verilsin bundan sonraki adımların net, aydınlatıcı, eşitlikçi ve adil olacağına ilişkin beklentilerin giderilmesi hemen ve ilk iş olarak gerekmektedir. Bunu sağlamak da Millî Eğitim Bakanlığına ve Hükümete düşüyor. Öncelikle süreci yönetirken tüm paydaşlardan görüş alması ve kamuoyu ile de paylaşması oldukça önemli hale geldi. Kaldırılmasının ani olması gibi yerine getirilecek olan sistemin de ani, çabuk ve hızlı ilanı doğru olmayacaktır. Mevcut sistemin eksikliklerini gidebilmek için zamana ve doğru zeminde tartışmaya ihtiyaç vardır.
Eğitimin temel meselelerinde önce kararlar alıyoruz sonra bu kararı nasıl yerine getireceğimizi düşünüp tartışıyoruz. Aslında tartışmıyoruz da çünkü merkeziyetçi bir yapıyla bürokratlarımız eldeki verilere dayanarak kendi düşünceleri ve bilgileri doğrultusunda kararlar alıyorlar. Ama eğitim bilimiyle uğraşan akademisyenlerin, ömürlerini eğitim üzerine yazıp çizen eğitim yazar-çizerlerinin ve en önemlisi veliler ve öğrencilerin görüşleri alınmıyor ya da bizler bilmiyoruz.
Milli Eğitim olarak eğitimin kalitesini hep ulusal ve uluslararası sınavlarda elde edilen başarılarla ölçüyoruz. Oysaki dünyanın birçok ülkesinde öğrenciler okul öncesinde aldıkları temel eğitim ile evrensel ölçülerde belli başlı küresel etkileşim dinamiklerini öğreniyorlar. Bunların kendilerine kazandırdıkları değerleri ve edindikleri sorumlulukları yerine getirebilecek temel bilgi ve becerilerle donanıyorlar.
Uluslararası sınavlarda, okulda uygulanan müfredat kapsamında ele alınan konuların ne dereceye kadar öğrenildiği değil, gerçek hayatta karşılaşılan durumlarda sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneği, akıl yürütme ve fen ve matematik kavramlarını kullanarak etkin bir iletişim kurma becerisine sahip olup olmadıkları önem kazanıyor.
Biz ise yaklaşık 20-25 yıldır sınavlar üzerinde oynamalar yaparak eğitim sistemimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Ulusal ve uluslararası sınavlarda öğrencilerimizin gösterdiği performans ortada iken TEOG’un kaldırılması sonrasında yaşanan tartışmalar bize eğitim sisteminin sınavlarla iyileştirilmesinin gerçekçi olmadığını göstermektedir. Okullar arasındaki nicelik ve nitelik farklılıkları ortadan kaldırılmadıkça, öğretmen yetiştirme politikaları değiştirilmedikçe ve ezbere dayalı eğitim modelinden uzaklaşmadıkça lise ve üniversite önünde bekleyen yığınları azaltmak mümkün olmayacaktır.
Prof. Dr. Ziya Selçuk hocamızın belirttiği gibi özellikle sosyal medyada milyonlarca insanın TEOG kalkmalı mı?; yerine ne gelmeli?; reform öneri listeleri vb. konularda zaman harcıyor olması kelimelerin ziyanından başka ne işe yarayabilir ki?
Orta Eğitim Tuzağı isimli yazısında hocamız, eğitimin güncel siyasetin nesnesi olmadığını ve her bir çocuğun hepimize emanet edilen gelecek tasavvuru olduğunu ifade ederek, gereken maddi kudrete ve iradeye sahip olmanın, insan odaklı sahici bir eğitim sistemini ve gelecek tasavvurunu gerçekleştirmeye yetmeyeceğini ve bilimin yol göstericiliğine ihtiyaç olduğunu dile getirmiştir.
Bu çerçeveden bakılınca da bütünü kapsayan düzenlemelerin geçici çözüm arayışlarıyla mümkün olmadığını söylemek gerekiyor. Eğitime yatırım yapan ve varlığını bir ölçüde bu sınavlarda elde ettikleri başarılarla var eden eğitim kurumlarının bir gecede alınan kararların yeni savunucuları olmaları da anlaşılmaz bir durumdur. İlkeli duruş sınavlar üzerinden eğitimi konuşmak ve tartışmak değil evrensel ölçülerde eğitim standartlarını kurumlarımızda nasıl var edebilir çabasını gösterebilmektir.
Eğitim sistemimiz, gelmiş geçmiş tüm iktidarların yap-boz tahtası olmuştur. Bunun değişmesi gerekir, eğitimin genel sorunları giderilmeden getirilecek olan tüm sınav sistemleri bir yönüyle eksik kalacaktır. Sınavları konuşmaya değil okul öncesinden üniversiteye doğru bir eğitim ve insangücü planlamasına ihtiyaç olduğu bunun da siyaset kurumundan bağımsız toplumun tüm katmanlarının katkı sunmasıyla gerçekleşeceği bir gerçektir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Alparslan Dartan
Alpaslan Dartan / Türk PDR Derneği İstanbul Şube Başkanı
Sınav, yapmaktan bir türlü vazgeçemediğimiz bir olgu. Sınavların kaldırılmasına kimsenin hayır diyemeyeceği bir dönemde, bir gecede aniden gelişiveren TEOG’un kaldırılması ve bundan sonra ne olacağının bilinmemesi ile oluşan belirsizlik veli ve öğrencilerde kaygıya neden olmuştur.
Bitirme ya da yerleştirme sınavları yıllar içerisinde yediden yetmişe hepimizin alışkanlığı, bu alışkanlıktan kurtulmayı istemekle bu alışkanlığın yerine ne koyacağımızı bilememek de en büyük çelişkimiz. Ergenlik döneminde onca kişisel ve ilişkisel sorunlarla baş etmeye çalışan 12-14 yaş arasındaki genç beyinler için de sınavlar çevre, aile ve akran baskısıyla birleşerek bir kabusa dönüşüveriyor yıllardır.
Eğitim sistemimiz ile ilgili önemli konularda alınan hızlı ve çabuk kararlar (TEOG’un kaldırılması gibi) bugünden yarına ne bir ilktir ne de bir sondur. Hangi gerekçe ile karar verilirse verilsin bundan sonraki adımların net, aydınlatıcı, eşitlikçi ve adil olacağına ilişkin beklentilerin giderilmesi hemen ve ilk iş olarak gerekmektedir. Bunu sağlamak da Millî Eğitim Bakanlığına ve Hükümete düşüyor. Öncelikle süreci yönetirken tüm paydaşlardan görüş alması ve kamuoyu ile de paylaşması oldukça önemli hale geldi. Kaldırılmasının ani olması gibi yerine getirilecek olan sistemin de ani, çabuk ve hızlı ilanı doğru olmayacaktır. Mevcut sistemin eksikliklerini gidebilmek için zamana ve doğru zeminde tartışmaya ihtiyaç vardır.
Eğitimin temel meselelerinde önce kararlar alıyoruz sonra bu kararı nasıl yerine getireceğimizi düşünüp tartışıyoruz. Aslında tartışmıyoruz da çünkü merkeziyetçi bir yapıyla bürokratlarımız eldeki verilere dayanarak kendi düşünceleri ve bilgileri doğrultusunda kararlar alıyorlar. Ama eğitim bilimiyle uğraşan akademisyenlerin, ömürlerini eğitim üzerine yazıp çizen eğitim yazar-çizerlerinin ve en önemlisi veliler ve öğrencilerin görüşleri alınmıyor ya da bizler bilmiyoruz.
Milli Eğitim olarak eğitimin kalitesini hep ulusal ve uluslararası sınavlarda elde edilen başarılarla ölçüyoruz. Oysaki dünyanın birçok ülkesinde öğrenciler okul öncesinde aldıkları temel eğitim ile evrensel ölçülerde belli başlı küresel etkileşim dinamiklerini öğreniyorlar. Bunların kendilerine kazandırdıkları değerleri ve edindikleri sorumlulukları yerine getirebilecek temel bilgi ve becerilerle donanıyorlar.
Uluslararası sınavlarda, okulda uygulanan müfredat kapsamında ele alınan konuların ne dereceye kadar öğrenildiği değil, gerçek hayatta karşılaşılan durumlarda sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneği, akıl yürütme ve fen ve matematik kavramlarını kullanarak etkin bir iletişim kurma becerisine sahip olup olmadıkları önem kazanıyor.
Biz ise yaklaşık 20-25 yıldır sınavlar üzerinde oynamalar yaparak eğitim sistemimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Ulusal ve uluslararası sınavlarda öğrencilerimizin gösterdiği performans ortada iken TEOG’un kaldırılması sonrasında yaşanan tartışmalar bize eğitim sisteminin sınavlarla iyileştirilmesinin gerçekçi olmadığını göstermektedir. Okullar arasındaki nicelik ve nitelik farklılıkları ortadan kaldırılmadıkça, öğretmen yetiştirme politikaları değiştirilmedikçe ve ezbere dayalı eğitim modelinden uzaklaşmadıkça lise ve üniversite önünde bekleyen yığınları azaltmak mümkün olmayacaktır.
Prof. Dr. Ziya Selçuk hocamızın belirttiği gibi özellikle sosyal medyada milyonlarca insanın TEOG kalkmalı mı?; yerine ne gelmeli?; reform öneri listeleri vb. konularda zaman harcıyor olması kelimelerin ziyanından başka ne işe yarayabilir ki?
Orta Eğitim Tuzağı isimli yazısında hocamız, eğitimin güncel siyasetin nesnesi olmadığını ve her bir çocuğun hepimize emanet edilen gelecek tasavvuru olduğunu ifade ederek, gereken maddi kudrete ve iradeye sahip olmanın, insan odaklı sahici bir eğitim sistemini ve gelecek tasavvurunu gerçekleştirmeye yetmeyeceğini ve bilimin yol göstericiliğine ihtiyaç olduğunu dile getirmiştir.
Bu çerçeveden bakılınca da bütünü kapsayan düzenlemelerin geçici çözüm arayışlarıyla mümkün olmadığını söylemek gerekiyor. Eğitime yatırım yapan ve varlığını bir ölçüde bu sınavlarda elde ettikleri başarılarla var eden eğitim kurumlarının bir gecede alınan kararların yeni savunucuları olmaları da anlaşılmaz bir durumdur. İlkeli duruş sınavlar üzerinden eğitimi konuşmak ve tartışmak değil evrensel ölçülerde eğitim standartlarını kurumlarımızda nasıl var edebilir çabasını gösterebilmektir.
Eğitim sistemimiz, gelmiş geçmiş tüm iktidarların yap-boz tahtası olmuştur. Bunun değişmesi gerekir, eğitimin genel sorunları giderilmeden getirilecek olan tüm sınav sistemleri bir yönüyle eksik kalacaktır. Sınavları konuşmaya değil okul öncesinden üniversiteye doğru bir eğitim ve insangücü planlamasına ihtiyaç olduğu bunun da siyaset kurumundan bağımsız toplumun tüm katmanlarının katkı sunmasıyla gerçekleşeceği bir gerçektir.
Son Güncelleme: Pazar, 05 Kasım 2017 16:40
Gösterim: 1817
Alpaslan Dartan / Türk PDR Derneği İstanbul Şube Başkanı
İçinde bulunduğumuz üçüncü milenyumun yıllarında, dünya her zamankinden daha hızlı bir değişim geçirmektedir. Bir yandan teknolojinin hayatımıza getirdiği kolaylıklar ve değişimin olumlu etkileri, diğer yandan toplumun hemen hemen her kesiminin ruhsal durumunu tehdit eden krizler adeta iç içe yaşanmaktadır. Çocuklar, ergenler ve yetişkinler kişisel, aile, eğitim, kariyer ve sosyal alanda başarılı olmak için bir birbirleriye yarışırken diğer yandan gelişimlerini olumsuz etkileyen durumlarla sürekli olarak karşı karşıya kalmaktadırlar. Çeşitli küresel, bölgesel ve kültürel konular her yaştan bireyin yaşamını önemli oranda etkilemektedir.
Küreselleşme, ekonominin yapısal değişimi, iklimin değişimi, değişen aile yapısı, çok kültürlülük gibi alanlarda meydana gelen çarpıcı değişimler, etkisini birey ve grupların sosyal ve psikolojik yaşamlarında da hissettirmektedir.
Psikolojik danışmanlar bu gibi zorluklarla yüz yüze gelen birey ya da gruplara yardım etmede önemli bir yere sahiptir. İçinde bulunduğumuz 21.Yüzyılda, toplumsal ihtiyaçlar ve bireysel gereksinimler psikolojik desteğe ve psikolojik danışmanlara belki de her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyma noktasındadırlar.
Bu nedenle ülkemizde okul psikolojik danışma hizmetlerinin geçmişini ve bugününü anlamaya çalışmak kadar geleceğini de okumaya çalışmak önemli görünmektedir.
Türk Eğitim Sisteminin genel amaçlan çerçevesinde eğitimde rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri temelde; öğrencilerin kendilerini gerçekleştirmelerine, eğitim sürecinden yetenek ve özelliklerine göre en üst düzeyde yararlanmalarına ve gizilgüçlerini en uygun şekilde kullanmalarına ve geliştirmelerine yönelik bir hizmet olarak kendine yer bulmuştur.
Okullarda öğrencilere yönelik olarak düzenlenen her türlü rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri de bu amaçlar doğrultusunda bütünleştirilerek verilmektedir. Bu bağlamda;
- Her öğrenciye, kendine özgü yetenek, ilgi, meslekî değer, başarı ve motivasyonu oranında eğitim-öğretim uygulamalarıyla uyum sağlaması, özelliklerine ve gelişimine uygun programlara yönelmesi için Eğitsel Rehberlik hizmeti;
- Eğitim sürecinde her öğrenciye; meslekî tercih yapması, kendine uygun mesleğe yönelmesi, iş yaşamına ve mesleğe hazırlanması için gerekli rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri kapsamında Meslekî Rehberlik hizmeti;
- Öğrencinin bireysel ve sosyal gelişimini desteklemek, duygusal sorunlarında yardımcı olmak üzere psikolojik danışmaya ağırlıklı rehberlik ve psikolojik danışma hizmeti;
- Eğitsel, meslekî ve bireysel rehberlik hizmetlerinin sistemli, sağlıklı ve öğrencinin özellik ve gereksinimlerine uygun şekilde verilebilmesi için bireyi tanımaya yönelik rehberlik ve psikolojik danışma hizmeti;
- Eğitsel ve mesleki rehberlik ile öğrencilerin bireysel ve sosyal gelişimlerine yönelik olarak da grupla rehberlik etkinlikleri düzenlenmektedir.
1960 lı yıllardan bu güne eğitimiz sistemimiz içerisinde kendisine yer bulan PDR hizmetleri ve psikolojik danışmanlar, okul yönetiminden, öğretmene, öğrencisinden velisine sistemin tüm paydaşlarına destek veren bir alan uzmanına dönüşmüştür.
Zaman zaman kimlik sorunu yaşamış, zaman zaman yöneticiler ve öğretmenler tarafından kabul edilmemiş hatta red edilmiş olmasına rağmen zamanın ve ihtiyaçların çeşitlenmesi ile uzmanlık alanına ilişkin duyulan ihtiyaçlar PDR mezunu Psikolojik Danışmanların mevcut ve olası sorunların çözümünde varlıklarını kabul ettirmesinde oldukça etkin olmuştur.
Bugün hızla değişen toplumsal dinamikler okul ortamlarında mevcut bireysel ya da kitlesel sorun çeşitliliğini artırmaktadır. Kriz yönetimleri, cinsel istismar, şiddet, öz kıyım ya da bağımlılık türü problemlerin hem toplumsal hayatta hem de okul ortamlarında giderek artması okullarda PDR hizmetlerinin önemini artırmakta ve psikolojik danışman olarak hizmet ağımızı genişletmektedir.
Bu çerçevede alan uzmanlarına ve uzmanların mesleki yetkinliklerinin kullanımına ihtiyaç artarken Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Genel Müdürlüğü’nün, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliğini yeniden yazdığı bilgisi kamuoyu ile paylaşılmıştır.
Okul Sistemini Ve Okul Psikolojik Destek Hizmetlerinin Temelden Sarsacak Olan Bu Yönetmelik Değişikliğinin Düşünülmesi Bile Milli Eğitim Sisteminin Temel Yapı Taşının Çökmesi Demektir.
Mesleğimizin ilerletilerek geleceğe taşınması için zaman zaman yönetmelik değişimleri gerekebilir, ancak bu değişikliklerin ilgili dernek ve üniversite birimlerinin uzmanlık görüşlerinin, alanda çalışan uygulamacıların deneyim birikiminin ve ilgili tüm toplum kesimlerinin geribildirimlerinin katkısıyla, yani katılımla yapılması esastır. Üzülerek görüyoruz ki Yönetmelik değişiminde böyle bir yol izlenmemiştir. Yeni yönetmelik çalışmasıyla ilgili herhangi gerek derneğimiz gerek sahada çalışan psikolojik danışmanlar ve gerekse alan akademisyenlerinin bir katkısı istenmemiştir.
Eğitim sistemimizin temel unsurlarından olan Okullarda Öğrenci Kişilik Hizmetleri kapsamındaki Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetlerinin bilimsel temelleri ve aşağıdaki ilkeleri korunmalıdır:
- Gizlilik
- Gönüllülük
- Güven ilişkisi
- Demokratik insancıl anlayış
- Bireysellik
- Hizmetteçin gerekli olan eşitlik anlayışı.
Rehberlik ve Psikolojik Danışma, Öğretmenlik, Özel Eğitim ve Sosyal Çalışma alanları ayrı bilim alanlarıdır ve ayrı eğitimleri vardır. Bu nedenle, yeni yönetmeliklerde bu alan uzmanlığını özellikle görevler açısından ayrıştıran değişimler yapılmalıdır. Eğitim ortamında çalışan öğretmen, yönetici ve psikolojik danışmanın eşit çalışma süresiyle yükümlü olması, ancak görevler arasında geçirimlilik olmaması gereklidir.
Örneğin, okul psikolojik danışmanın kimlik karmaşasına yol açan “rehber öğretmen” sıfatı bırakılmalıdır. Kendisi disiplinle ilgili süreçlerde sorumlu tutulmamalıdır. Aynı şekilde, öğretimle ilgili görevlerden uzak tutulmalı, yönetsel yapılanması da Özel Eğitim alanından ayrıştırılmalıdır. Okul psikolojik danışmanının kendi alanında öğrenciye hizmet sunabilmesi için elzem olan yansızlık ancak böyle korunabilir.
Ulusal Meslek Standardı (UMS) bir mesleğin başarı ile icra edilebilmesi için Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından kabul edilen gerekli bilgi, beceri, tavır ve tutumların neler olduğunu gösteren asgari normdur. Standardı yayımlanan mesleğe ilişkin yeterlilik seviyesi Avrupa Birliği tarafından benimsenen yeterlilik seviyelerine ve Avrupa Yeterlilik Çerçevesine (AYÇ) uygun olarak belirlenmektedir. Ülkemiz iş piyasasnda şu anda var olan ve gelecekte gereksinim duyulacak birçok meslekî yeterlilik Türkiye Yeterlilik Çalışması kapsamında yer alacaktır. Meslek Standartlarımız (Psikolojik Danışman, Okul Psikolojik Danışmanı ve Kariyer Psikolojik Danışmanı) 1.11.2017 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı. Mesleğimiz adına önemli bir kazanım elde edilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı kendi temsilcilerinin de bulunduğu bu komisyondan geçen yeterlilik tanımını dikkate alarak kadro ünvanı sorununu çözmesi ve yönetmeliğin sistemsel sorun yaratacak noktalarını yeniden değerlendirmesi önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede okul psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin, okul içindeki birimlerle işbirliği halinde ve okul dışındaki kaynaklara gönderme yaparak kriz durumlarında destekleyici rolü korunmalıdır. Ancak okul psikolojik danışmanlığı yalnızca sorunlu öğrencilere değil, tüm öğrencilere açık olmaya devam etmelidir. Bunun için de, öğrencilerin bütüncül olarak akademik, mesleki, sosyal ve psikolojik dâhil çok yönlü gelişimlerini desteklemeye yönelik hizmetler sürdürülmelidir.
Bu hizmetler, okulöncesinden başlayarak, üniversite dâhil tüm öğrencilik yaşamı boyunca sürekli olmasına yönelik gelişme sağlamayı amaçlamaktadır. Yeni Yönetmelikte bu gibi farklı gelişimsel dönemlere odaklanmayı sağlayabilecek eğitsel fırsatlara yer açılmasını dilemekteyiz. Okul psikolojik danışmanının görevleri hali hazırda oldukça zorlayıcıdır. Zira günümüzde eğitim kurumları her geçen gün yeni sorun alanlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar.
Eğitim kurumlarında yaygın ve ciddi sorunlar arasında yer almaya başlayan uyuşturucu kullanımı ve bağımlılık, şiddet, akran baskısı ve zorbalık, çocukluk ve ergenlik sorunları, cinsel istismar gibi psiko-sosyal müdahale gerektiren durumlar vardır. Okul psikolojik danışmanlarının bu konularda etkin çalışabilmeleri için meslek içi eğitim ve süpervizyon (gözetim) olanaklarına gereksinimleri vardır. Yeni Yönetmelikte bu gibi gereksinimlerini karşılama konusunun ele alınmış olmasını diliyoruz.
Yürürlükte olan Millî Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği 2001 yılında hazırlanmıştır. Eksiklerine karşın rehberlik ilke ve yöntemleri açısından işlevseldir. Örneğin, Madde 55’e göre, eğitim-öğretim kurumlarındaki rehberlik ve psikolojik danışma servislerinde görevli psikolojik danışmanlara yönetim ve büro işleri, ders, nöbet ve sınav gibi öğretmenlik işleri; yani rehberlik ve psikolojik danışmanın hizmet alanlarıyla ilişkisiz konularda görev verilemez.
Okul psikolojik danışmanının hem rehber hem de psikolojik danışman görevlerini sürdürmeleri esastır. Hali hazırda, örneğin, civardaki okullara yapılan ek görevlendirmelerle, zaten ağır olan sorumluluklarını etkili olarak yerine getirmeleri oldukça güç durumdadır. Yeni Yönetmelikte, bu gibi unsurları ortadan kaldıracak koruyucu çerçevenin düşünülmüş olmasını dilemekteyiz.
Yönetmelik değişimleri, onlardan etkilenecek öğrenciler, veliler, öğretmenler, yöneticiler, akademisyenler dâhil toplumun her kesimini ilgilendirmektedir. Çocuk ve gençlerimizin sağlıklı gelişimleri için, okul rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini yukarıda özetlenen mesleki çerçevede ele alan Yönetmelik değişimlerine destek vermeyi görevimiz bilmekteyiz.
Kaynakça
- http://www.pdr.org.tr/upload/pdralaninintarihcesi.pdf
- http://www.turkpdristanbul.com/psikolojik-danisma-ve-rehberlik-hizmetleri-yonetmeligi-ile-ilgili-aciklama/
- http://mevzuat.meb.gov.tr/html/68.html
Üst Kategori: ROOT Kategori: Alparslan Dartan
Alpaslan Dartan / Türk PDR Derneği İstanbul Şube Başkanı
İçinde bulunduğumuz üçüncü milenyumun yıllarında, dünya her zamankinden daha hızlı bir değişim geçirmektedir. Bir yandan teknolojinin hayatımıza getirdiği kolaylıklar ve değişimin olumlu etkileri, diğer yandan toplumun hemen hemen her kesiminin ruhsal durumunu tehdit eden krizler adeta iç içe yaşanmaktadır. Çocuklar, ergenler ve yetişkinler kişisel, aile, eğitim, kariyer ve sosyal alanda başarılı olmak için bir birbirleriye yarışırken diğer yandan gelişimlerini olumsuz etkileyen durumlarla sürekli olarak karşı karşıya kalmaktadırlar. Çeşitli küresel, bölgesel ve kültürel konular her yaştan bireyin yaşamını önemli oranda etkilemektedir.
Küreselleşme, ekonominin yapısal değişimi, iklimin değişimi, değişen aile yapısı, çok kültürlülük gibi alanlarda meydana gelen çarpıcı değişimler, etkisini birey ve grupların sosyal ve psikolojik yaşamlarında da hissettirmektedir.
Psikolojik danışmanlar bu gibi zorluklarla yüz yüze gelen birey ya da gruplara yardım etmede önemli bir yere sahiptir. İçinde bulunduğumuz 21.Yüzyılda, toplumsal ihtiyaçlar ve bireysel gereksinimler psikolojik desteğe ve psikolojik danışmanlara belki de her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyma noktasındadırlar.
Bu nedenle ülkemizde okul psikolojik danışma hizmetlerinin geçmişini ve bugününü anlamaya çalışmak kadar geleceğini de okumaya çalışmak önemli görünmektedir.
Türk Eğitim Sisteminin genel amaçlan çerçevesinde eğitimde rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri temelde; öğrencilerin kendilerini gerçekleştirmelerine, eğitim sürecinden yetenek ve özelliklerine göre en üst düzeyde yararlanmalarına ve gizilgüçlerini en uygun şekilde kullanmalarına ve geliştirmelerine yönelik bir hizmet olarak kendine yer bulmuştur.
Okullarda öğrencilere yönelik olarak düzenlenen her türlü rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri de bu amaçlar doğrultusunda bütünleştirilerek verilmektedir. Bu bağlamda;
- Her öğrenciye, kendine özgü yetenek, ilgi, meslekî değer, başarı ve motivasyonu oranında eğitim-öğretim uygulamalarıyla uyum sağlaması, özelliklerine ve gelişimine uygun programlara yönelmesi için Eğitsel Rehberlik hizmeti;
- Eğitim sürecinde her öğrenciye; meslekî tercih yapması, kendine uygun mesleğe yönelmesi, iş yaşamına ve mesleğe hazırlanması için gerekli rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri kapsamında Meslekî Rehberlik hizmeti;
- Öğrencinin bireysel ve sosyal gelişimini desteklemek, duygusal sorunlarında yardımcı olmak üzere psikolojik danışmaya ağırlıklı rehberlik ve psikolojik danışma hizmeti;
- Eğitsel, meslekî ve bireysel rehberlik hizmetlerinin sistemli, sağlıklı ve öğrencinin özellik ve gereksinimlerine uygun şekilde verilebilmesi için bireyi tanımaya yönelik rehberlik ve psikolojik danışma hizmeti;
- Eğitsel ve mesleki rehberlik ile öğrencilerin bireysel ve sosyal gelişimlerine yönelik olarak da grupla rehberlik etkinlikleri düzenlenmektedir.
1960 lı yıllardan bu güne eğitimiz sistemimiz içerisinde kendisine yer bulan PDR hizmetleri ve psikolojik danışmanlar, okul yönetiminden, öğretmene, öğrencisinden velisine sistemin tüm paydaşlarına destek veren bir alan uzmanına dönüşmüştür.
Zaman zaman kimlik sorunu yaşamış, zaman zaman yöneticiler ve öğretmenler tarafından kabul edilmemiş hatta red edilmiş olmasına rağmen zamanın ve ihtiyaçların çeşitlenmesi ile uzmanlık alanına ilişkin duyulan ihtiyaçlar PDR mezunu Psikolojik Danışmanların mevcut ve olası sorunların çözümünde varlıklarını kabul ettirmesinde oldukça etkin olmuştur.
Bugün hızla değişen toplumsal dinamikler okul ortamlarında mevcut bireysel ya da kitlesel sorun çeşitliliğini artırmaktadır. Kriz yönetimleri, cinsel istismar, şiddet, öz kıyım ya da bağımlılık türü problemlerin hem toplumsal hayatta hem de okul ortamlarında giderek artması okullarda PDR hizmetlerinin önemini artırmakta ve psikolojik danışman olarak hizmet ağımızı genişletmektedir.
Bu çerçevede alan uzmanlarına ve uzmanların mesleki yetkinliklerinin kullanımına ihtiyaç artarken Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim ve Rehberlik Genel Müdürlüğü’nün, Psikolojik Danışma ve Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliğini yeniden yazdığı bilgisi kamuoyu ile paylaşılmıştır.
Okul Sistemini Ve Okul Psikolojik Destek Hizmetlerinin Temelden Sarsacak Olan Bu Yönetmelik Değişikliğinin Düşünülmesi Bile Milli Eğitim Sisteminin Temel Yapı Taşının Çökmesi Demektir.
Mesleğimizin ilerletilerek geleceğe taşınması için zaman zaman yönetmelik değişimleri gerekebilir, ancak bu değişikliklerin ilgili dernek ve üniversite birimlerinin uzmanlık görüşlerinin, alanda çalışan uygulamacıların deneyim birikiminin ve ilgili tüm toplum kesimlerinin geribildirimlerinin katkısıyla, yani katılımla yapılması esastır. Üzülerek görüyoruz ki Yönetmelik değişiminde böyle bir yol izlenmemiştir. Yeni yönetmelik çalışmasıyla ilgili herhangi gerek derneğimiz gerek sahada çalışan psikolojik danışmanlar ve gerekse alan akademisyenlerinin bir katkısı istenmemiştir.
Eğitim sistemimizin temel unsurlarından olan Okullarda Öğrenci Kişilik Hizmetleri kapsamındaki Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetlerinin bilimsel temelleri ve aşağıdaki ilkeleri korunmalıdır:
- Gizlilik
- Gönüllülük
- Güven ilişkisi
- Demokratik insancıl anlayış
- Bireysellik
- Hizmetteçin gerekli olan eşitlik anlayışı.
Rehberlik ve Psikolojik Danışma, Öğretmenlik, Özel Eğitim ve Sosyal Çalışma alanları ayrı bilim alanlarıdır ve ayrı eğitimleri vardır. Bu nedenle, yeni yönetmeliklerde bu alan uzmanlığını özellikle görevler açısından ayrıştıran değişimler yapılmalıdır. Eğitim ortamında çalışan öğretmen, yönetici ve psikolojik danışmanın eşit çalışma süresiyle yükümlü olması, ancak görevler arasında geçirimlilik olmaması gereklidir.
Örneğin, okul psikolojik danışmanın kimlik karmaşasına yol açan “rehber öğretmen” sıfatı bırakılmalıdır. Kendisi disiplinle ilgili süreçlerde sorumlu tutulmamalıdır. Aynı şekilde, öğretimle ilgili görevlerden uzak tutulmalı, yönetsel yapılanması da Özel Eğitim alanından ayrıştırılmalıdır. Okul psikolojik danışmanının kendi alanında öğrenciye hizmet sunabilmesi için elzem olan yansızlık ancak böyle korunabilir.
Ulusal Meslek Standardı (UMS) bir mesleğin başarı ile icra edilebilmesi için Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından kabul edilen gerekli bilgi, beceri, tavır ve tutumların neler olduğunu gösteren asgari normdur. Standardı yayımlanan mesleğe ilişkin yeterlilik seviyesi Avrupa Birliği tarafından benimsenen yeterlilik seviyelerine ve Avrupa Yeterlilik Çerçevesine (AYÇ) uygun olarak belirlenmektedir. Ülkemiz iş piyasasnda şu anda var olan ve gelecekte gereksinim duyulacak birçok meslekî yeterlilik Türkiye Yeterlilik Çalışması kapsamında yer alacaktır. Meslek Standartlarımız (Psikolojik Danışman, Okul Psikolojik Danışmanı ve Kariyer Psikolojik Danışmanı) 1.11.2017 tarihinde Resmi Gazetede yayınlandı. Mesleğimiz adına önemli bir kazanım elde edilmiştir.
Milli Eğitim Bakanlığı kendi temsilcilerinin de bulunduğu bu komisyondan geçen yeterlilik tanımını dikkate alarak kadro ünvanı sorununu çözmesi ve yönetmeliğin sistemsel sorun yaratacak noktalarını yeniden değerlendirmesi önemli bir adım olacaktır. Bu çerçevede okul psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin, okul içindeki birimlerle işbirliği halinde ve okul dışındaki kaynaklara gönderme yaparak kriz durumlarında destekleyici rolü korunmalıdır. Ancak okul psikolojik danışmanlığı yalnızca sorunlu öğrencilere değil, tüm öğrencilere açık olmaya devam etmelidir. Bunun için de, öğrencilerin bütüncül olarak akademik, mesleki, sosyal ve psikolojik dâhil çok yönlü gelişimlerini desteklemeye yönelik hizmetler sürdürülmelidir.
Bu hizmetler, okulöncesinden başlayarak, üniversite dâhil tüm öğrencilik yaşamı boyunca sürekli olmasına yönelik gelişme sağlamayı amaçlamaktadır. Yeni Yönetmelikte bu gibi farklı gelişimsel dönemlere odaklanmayı sağlayabilecek eğitsel fırsatlara yer açılmasını dilemekteyiz. Okul psikolojik danışmanının görevleri hali hazırda oldukça zorlayıcıdır. Zira günümüzde eğitim kurumları her geçen gün yeni sorun alanlarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar.
Eğitim kurumlarında yaygın ve ciddi sorunlar arasında yer almaya başlayan uyuşturucu kullanımı ve bağımlılık, şiddet, akran baskısı ve zorbalık, çocukluk ve ergenlik sorunları, cinsel istismar gibi psiko-sosyal müdahale gerektiren durumlar vardır. Okul psikolojik danışmanlarının bu konularda etkin çalışabilmeleri için meslek içi eğitim ve süpervizyon (gözetim) olanaklarına gereksinimleri vardır. Yeni Yönetmelikte bu gibi gereksinimlerini karşılama konusunun ele alınmış olmasını diliyoruz.
Yürürlükte olan Millî Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetleri Yönetmeliği 2001 yılında hazırlanmıştır. Eksiklerine karşın rehberlik ilke ve yöntemleri açısından işlevseldir. Örneğin, Madde 55’e göre, eğitim-öğretim kurumlarındaki rehberlik ve psikolojik danışma servislerinde görevli psikolojik danışmanlara yönetim ve büro işleri, ders, nöbet ve sınav gibi öğretmenlik işleri; yani rehberlik ve psikolojik danışmanın hizmet alanlarıyla ilişkisiz konularda görev verilemez.
Okul psikolojik danışmanının hem rehber hem de psikolojik danışman görevlerini sürdürmeleri esastır. Hali hazırda, örneğin, civardaki okullara yapılan ek görevlendirmelerle, zaten ağır olan sorumluluklarını etkili olarak yerine getirmeleri oldukça güç durumdadır. Yeni Yönetmelikte, bu gibi unsurları ortadan kaldıracak koruyucu çerçevenin düşünülmüş olmasını dilemekteyiz.
Yönetmelik değişimleri, onlardan etkilenecek öğrenciler, veliler, öğretmenler, yöneticiler, akademisyenler dâhil toplumun her kesimini ilgilendirmektedir. Çocuk ve gençlerimizin sağlıklı gelişimleri için, okul rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini yukarıda özetlenen mesleki çerçevede ele alan Yönetmelik değişimlerine destek vermeyi görevimiz bilmekteyiz.
Kaynakça
- http://www.pdr.org.tr/upload/pdralaninintarihcesi.pdf
- http://www.turkpdristanbul.com/psikolojik-danisma-ve-rehberlik-hizmetleri-yonetmeligi-ile-ilgili-aciklama/
- http://mevzuat.meb.gov.tr/html/68.html
Son Güncelleme: Cuma, 24 Kasım 2017 10:38
Gösterim: 3671
Alpaslan Dartan / Türk PDR Derneği İstanbul Şube Başkanı/ Terakki Vakfı Okulları
Ortaöğretime geçiş sistemi kapsamında 8. sınıf öğrencilerinin gireceği, merkezi ortak sınavların (TEOG) I. aşaması yarın ve perşembe günleri gerçekleştirilecek. Sınava değişik nedenlerle giremeyecek olanların mazeret sınavları ise 10-11 Aralık 2016 tarihinde yapılacak. İkinci dönemde ise ortak sınavlar 26-27 Nisan 2017'de, mazeret sınavları ise 20-21 Mayıs 2017'de gerçekleştirilecek.
TEOG ortak sınavların birinci gün oturumunda öğrenciler sırasıyla; Türkçe, Matematik, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi derslerinden sınava girecek. Her dersten toplam 20’şer soru sorulacak ve her ders için öğrencilere 40’ar dakika süre verilecek. Sınavlar saat 9.00’da başlayıp 12.00’de sona erecek.
TEOG ortak sınavların ikinci gününde ise Fen Bilimleri, T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ve Yabancı Dil sınavları yapılacak. Yine ilk gün oturumunda olduğu gibi her ders için öğrencilere 20’şer soruyu 40’ar dakikada cevaplamaları istenecek. Sınav yapılacak okullarda sınav günleri ders yapılmayacak.
Sınav Yaklaştıkça Kaygı Artıyor
TEOG kapsamında düzenlenecek birinci dönem merkezi ortak sınavlarına bir gün kala öğrencilerin sınav kaygısını giderebilmek için herkese çok iş düşüyor.
MEB'in tüm çabalarına rağmen TEOG sınavları öğrenciler ve veliler üzerindeki sınav baskısını maalesef azaltmıyor. Veliler haklı olarak sınava hazırlanan çocukları için heyecanlanırken, çocuklar da hem ergenlik döneminin getirdiği sorunlarla baş etmeye hem de akranlarıyla girecekleri zorlu bir sınav rekabetine hazırlanıyorlar.
Düzenli Çalışma ve Aile Desteği Sınavlarda Başarıyı getiriyor.
Çocukların bu süreçte ve daha öncesinde sürekliliği olan bir çalışma alışkanlığı olması önemlidir. Zamanı iyi planlayabilen, ne zaman hangi dersine çalışacağını önceden planlamış bir öğrenci ilk adımı doğru atmış demektir. Özellikle ders anlatırken ya da çalışırken düzenli not tutma ya da kendisine uygun alıştırma ve tekrarlar yapabilme becerisini geliştiren fazla değil ama düzenli çalışmayı ilke edinmiş bir öğrenci sınavlarda daha başarılı olabiliyor.
Sınavın kendisi az ya da çok kaygı yaratır.
Aileler sınava hazırlık döneminde çocuklarına karşı olumlu tutum ve davranış geliştirmeli ve onların kaygılarını giderecek sakinlikte davranabilmelidirler. Çünkü Sınavın kendisi az ya da çok kaygı yaratır. Sınav başarısı elbette ki planlanmış bir hedefe yönelmede önemli bir basamaktır; ancak hayattaki tek amaç değildir. Sınavlara saatler kala çocukların, zihinsel ve duygusal dengelerinin korunması çok önemlidir. Biraz kaygı, uyarıcı etki yapar ve sınava hazırlık sorumluluğunu artırır. Ancak aşırı kaygı, performansı olumsuz etkiler. Sizlerin yaşayacağı telaş, panik ve tedirginlik çocuğunuzun odaklanmasını ve duygusal dengesini bozabilir. Anne-baba olarak önce kendinizi kontrol edebilmeli ve rahatlatmalı sonra da çocuğunuzun, kaygılarını sizinle paylaşmasına fırsat vermelisiniz.
Sınava hazırlanmak zordur ve zaman alır. Sınavlar, ailelerin kendilerini de test etmeleri için önemli bir fırsattır. Bu dönemde sizlerin sınava yüklediğiniz anlam ve beklentileriniz çocuğunuzun kaygı düzeyini olumlu ya da olumsuz etkiler. Sınavlar geçicidir; ama süreçte yaşanacaklar çocuğunuz ile ilişkilerinizi kalıcı olarak etkileyebilir. Önemli olan aile içinde sağlıklı ilişkiler oluşturmak ve sürdürmektir. Bu gerçeği sınav öncesi ve sınav sonrası mutlaka önemseyin.
Sınav yaklaştıkça sınava odaklı konuşmalar isteksizlik ve tedirginlik yaratır. Bu nedenle olabildiğince çocuğunuz ile sohbetlerinizin konusunun sınav ağırlıklı olmamasına özen gösteriniz. Olumlu iletişim dili kullanmaya ve özellikle de eleştirel bir dil kullanmamak yerine onu anladığınızı hissettirmeye çaba gösterin.
Sınavı çok konuşmak kaygıyı artırır, motive olmayı engeller. Biz yetişkinler bazen çocuklarımızı motive etme yolunun net hedefler koymak ya da küçük cezalar vermek ve onlar adına kararlar almak olduğunu düşünürüz. “Şu kadar netin altına düşmemelisin” ya da “Sınavda başarı gösteremezsen bütün emeklerimiz boşa çıkar, geleceğin mahvolur.” gibi söylemler çocuğunuzun kendisini değersiz ve başarısız olarak algılamasına, sınava yüksek bir kaygı ve mutsuzlukla girmesine neden olabilir. Çocuğunuzun yapamadıklarına değil yapabildiklerine odaklanmak onu motive edecektir.
Rekabet iyidir ama başkalarıyla değil kendisiyle olan makbuldür.
Sınava hazırlanan çocuğun başkalarının yanında eleştirilmesi ya da performansının konuşulması doğru değildir. Arkadaşlarının, tanımadıkları yaşıtlarının veya kardeşlerinin performanslarıyla kıyaslamayınız ve onu yermeyiniz. Genelleme yapmadan hatalarını ve eksiklerini bulması için ona fırsat tanıyınız. Kıyaslamalar, ergenlik döneminde olan çocuğunuz için tahmin edemeyeceğiniz duygusal zedelenmelere, öfkeye ve güven kaybına neden olabilir.
Sıradan olmak bazen iyidir.
Çocuğunuz ile sınav öncesindeki bu son günü rutininizin dışına çıkmadan ve yeni alışkanlıklar geliştirmeye çalışmadan geçirmeniz önemlidir. Yeme, uyuma, dinlenme gibi etkinlikler için daha önce göstermediğiniz özeni göstermeye çalışmanız, alışılan sistemin bozulmasına, yeni sisteme adapte olmak konusunda belirsizlikler yaşanmasına ve kaygı duymaya neden olabilir.
Başarı İçin Sınav Öncesi ve Sınav Anında…
• Düzenli aralıklarla çalıştınız ve tekrarlarınızı yaptınız, başarınızın en önemli anahtarı buydu unutmayın,
• Sınava saatler kala hatırlatma notlarınız var ise onları gözden geçirebilirsiniz ama stresli ve yorucu uğraşılardan uzak durun ve olabildiğince dinlenmeye çalışın.
• TEOG sınav soruları şu ana kadar okulda görmüş olduğunuz konulardan oluşuyor. Üstelik bu ilk sınavda daha az konudan sorumlusunuz, şanslısınız.
• Sınav akşamı, iyi uyku stresi azalttığı gibi dinlenmenizi sağlar, öğrendiklerinizi kalıcı hale getirir.
• Sınav sabahı kahvaltıları sınavdaki performansı doğrudan etkilediğinden büyük önem taşır, dikkat dağınıklığı ve yoğunlaşma sorunu yaşamanıza da engel olur.
• Kendi okulunuzda sınava gireceksiniz rahat olun, sınava herhangi bir nedenle giremezseniz de merak etmeyin telafi hakkınız var.
• Ortak sınavlarda A, B, C ve D kitapçığı olmak üzere dört çeşit kitapçık verilecek. Kitapçık türünüzü doğru kodlayın. Yanıtladığınız soruları hemen optik forma işaretleyin, sakın sona bırakmayın.
• Yanıtında çelişkiye düştüğünüz soru varsa işaretle belirleyip mutlaka sona bırakın. Unutmadan tekrar çözmek için uğraşın ve bulduğunuz veya tahmin ettiğiniz yanıtı işaretleyin.
• Sınav sorularını doğru ve dikkatli okuyun, uzun paragraf sorularında önce soru kökünü okuyun varsa altı çizili ya da bold olan yazılara dikkat edin.
• İki şık arasında kaldığınızda soruyu dikkatle okuyun ve ilk olarak doğru olduğunu düşündüğünüz şık hangisiyse onu işaretleyin.
• Sorular çoktan seçmeli ve yanlışlarınız doğruyu götürmüyor. Bu nedenle asla boş soru bırakmayın
• Her bir sınav süresi 40 Dakika, bir soru için ortalama 2 dakika uzun bir süre. Her derste bir soru için ortalama 1,5 dakika ayırmak ve geri kalan süreyi de tereddüt edilen sorulara tekrar dönüp kontrol etmek için kullanılabilir, soruları dikkatle okuyun ve acele etmeyin.
• Her dersin sınavına ilk 15 dakikada geç gelenler sınava alınacaklar, bu süreyi geçirmemeye bakın çünkü geç de kalsanız ek süre verilmiyor
Üst Kategori: ROOT Kategori: Alparslan Dartan
Alpaslan Dartan / Türk PDR Derneği İstanbul Şube Başkanı/ Terakki Vakfı Okulları
Ortaöğretime geçiş sistemi kapsamında 8. sınıf öğrencilerinin gireceği, merkezi ortak sınavların (TEOG) I. aşaması yarın ve perşembe günleri gerçekleştirilecek. Sınava değişik nedenlerle giremeyecek olanların mazeret sınavları ise 10-11 Aralık 2016 tarihinde yapılacak. İkinci dönemde ise ortak sınavlar 26-27 Nisan 2017'de, mazeret sınavları ise 20-21 Mayıs 2017'de gerçekleştirilecek.
TEOG ortak sınavların birinci gün oturumunda öğrenciler sırasıyla; Türkçe, Matematik, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi derslerinden sınava girecek. Her dersten toplam 20’şer soru sorulacak ve her ders için öğrencilere 40’ar dakika süre verilecek. Sınavlar saat 9.00’da başlayıp 12.00’de sona erecek.
TEOG ortak sınavların ikinci gününde ise Fen Bilimleri, T.C. İnkılâp Tarihi ve Atatürkçülük ve Yabancı Dil sınavları yapılacak. Yine ilk gün oturumunda olduğu gibi her ders için öğrencilere 20’şer soruyu 40’ar dakikada cevaplamaları istenecek. Sınav yapılacak okullarda sınav günleri ders yapılmayacak.
Sınav Yaklaştıkça Kaygı Artıyor
TEOG kapsamında düzenlenecek birinci dönem merkezi ortak sınavlarına bir gün kala öğrencilerin sınav kaygısını giderebilmek için herkese çok iş düşüyor.
MEB'in tüm çabalarına rağmen TEOG sınavları öğrenciler ve veliler üzerindeki sınav baskısını maalesef azaltmıyor. Veliler haklı olarak sınava hazırlanan çocukları için heyecanlanırken, çocuklar da hem ergenlik döneminin getirdiği sorunlarla baş etmeye hem de akranlarıyla girecekleri zorlu bir sınav rekabetine hazırlanıyorlar.
Düzenli Çalışma ve Aile Desteği Sınavlarda Başarıyı getiriyor.
Çocukların bu süreçte ve daha öncesinde sürekliliği olan bir çalışma alışkanlığı olması önemlidir. Zamanı iyi planlayabilen, ne zaman hangi dersine çalışacağını önceden planlamış bir öğrenci ilk adımı doğru atmış demektir. Özellikle ders anlatırken ya da çalışırken düzenli not tutma ya da kendisine uygun alıştırma ve tekrarlar yapabilme becerisini geliştiren fazla değil ama düzenli çalışmayı ilke edinmiş bir öğrenci sınavlarda daha başarılı olabiliyor.
Sınavın kendisi az ya da çok kaygı yaratır.
Aileler sınava hazırlık döneminde çocuklarına karşı olumlu tutum ve davranış geliştirmeli ve onların kaygılarını giderecek sakinlikte davranabilmelidirler. Çünkü Sınavın kendisi az ya da çok kaygı yaratır. Sınav başarısı elbette ki planlanmış bir hedefe yönelmede önemli bir basamaktır; ancak hayattaki tek amaç değildir. Sınavlara saatler kala çocukların, zihinsel ve duygusal dengelerinin korunması çok önemlidir. Biraz kaygı, uyarıcı etki yapar ve sınava hazırlık sorumluluğunu artırır. Ancak aşırı kaygı, performansı olumsuz etkiler. Sizlerin yaşayacağı telaş, panik ve tedirginlik çocuğunuzun odaklanmasını ve duygusal dengesini bozabilir. Anne-baba olarak önce kendinizi kontrol edebilmeli ve rahatlatmalı sonra da çocuğunuzun, kaygılarını sizinle paylaşmasına fırsat vermelisiniz.
Sınava hazırlanmak zordur ve zaman alır. Sınavlar, ailelerin kendilerini de test etmeleri için önemli bir fırsattır. Bu dönemde sizlerin sınava yüklediğiniz anlam ve beklentileriniz çocuğunuzun kaygı düzeyini olumlu ya da olumsuz etkiler. Sınavlar geçicidir; ama süreçte yaşanacaklar çocuğunuz ile ilişkilerinizi kalıcı olarak etkileyebilir. Önemli olan aile içinde sağlıklı ilişkiler oluşturmak ve sürdürmektir. Bu gerçeği sınav öncesi ve sınav sonrası mutlaka önemseyin.
Sınav yaklaştıkça sınava odaklı konuşmalar isteksizlik ve tedirginlik yaratır. Bu nedenle olabildiğince çocuğunuz ile sohbetlerinizin konusunun sınav ağırlıklı olmamasına özen gösteriniz. Olumlu iletişim dili kullanmaya ve özellikle de eleştirel bir dil kullanmamak yerine onu anladığınızı hissettirmeye çaba gösterin.
Sınavı çok konuşmak kaygıyı artırır, motive olmayı engeller. Biz yetişkinler bazen çocuklarımızı motive etme yolunun net hedefler koymak ya da küçük cezalar vermek ve onlar adına kararlar almak olduğunu düşünürüz. “Şu kadar netin altına düşmemelisin” ya da “Sınavda başarı gösteremezsen bütün emeklerimiz boşa çıkar, geleceğin mahvolur.” gibi söylemler çocuğunuzun kendisini değersiz ve başarısız olarak algılamasına, sınava yüksek bir kaygı ve mutsuzlukla girmesine neden olabilir. Çocuğunuzun yapamadıklarına değil yapabildiklerine odaklanmak onu motive edecektir.
Rekabet iyidir ama başkalarıyla değil kendisiyle olan makbuldür.
Sınava hazırlanan çocuğun başkalarının yanında eleştirilmesi ya da performansının konuşulması doğru değildir. Arkadaşlarının, tanımadıkları yaşıtlarının veya kardeşlerinin performanslarıyla kıyaslamayınız ve onu yermeyiniz. Genelleme yapmadan hatalarını ve eksiklerini bulması için ona fırsat tanıyınız. Kıyaslamalar, ergenlik döneminde olan çocuğunuz için tahmin edemeyeceğiniz duygusal zedelenmelere, öfkeye ve güven kaybına neden olabilir.
Sıradan olmak bazen iyidir.
Çocuğunuz ile sınav öncesindeki bu son günü rutininizin dışına çıkmadan ve yeni alışkanlıklar geliştirmeye çalışmadan geçirmeniz önemlidir. Yeme, uyuma, dinlenme gibi etkinlikler için daha önce göstermediğiniz özeni göstermeye çalışmanız, alışılan sistemin bozulmasına, yeni sisteme adapte olmak konusunda belirsizlikler yaşanmasına ve kaygı duymaya neden olabilir.
Başarı İçin Sınav Öncesi ve Sınav Anında…
• Düzenli aralıklarla çalıştınız ve tekrarlarınızı yaptınız, başarınızın en önemli anahtarı buydu unutmayın,
• Sınava saatler kala hatırlatma notlarınız var ise onları gözden geçirebilirsiniz ama stresli ve yorucu uğraşılardan uzak durun ve olabildiğince dinlenmeye çalışın.
• TEOG sınav soruları şu ana kadar okulda görmüş olduğunuz konulardan oluşuyor. Üstelik bu ilk sınavda daha az konudan sorumlusunuz, şanslısınız.
• Sınav akşamı, iyi uyku stresi azalttığı gibi dinlenmenizi sağlar, öğrendiklerinizi kalıcı hale getirir.
• Sınav sabahı kahvaltıları sınavdaki performansı doğrudan etkilediğinden büyük önem taşır, dikkat dağınıklığı ve yoğunlaşma sorunu yaşamanıza da engel olur.
• Kendi okulunuzda sınava gireceksiniz rahat olun, sınava herhangi bir nedenle giremezseniz de merak etmeyin telafi hakkınız var.
• Ortak sınavlarda A, B, C ve D kitapçığı olmak üzere dört çeşit kitapçık verilecek. Kitapçık türünüzü doğru kodlayın. Yanıtladığınız soruları hemen optik forma işaretleyin, sakın sona bırakmayın.
• Yanıtında çelişkiye düştüğünüz soru varsa işaretle belirleyip mutlaka sona bırakın. Unutmadan tekrar çözmek için uğraşın ve bulduğunuz veya tahmin ettiğiniz yanıtı işaretleyin.
• Sınav sorularını doğru ve dikkatli okuyun, uzun paragraf sorularında önce soru kökünü okuyun varsa altı çizili ya da bold olan yazılara dikkat edin.
• İki şık arasında kaldığınızda soruyu dikkatle okuyun ve ilk olarak doğru olduğunu düşündüğünüz şık hangisiyse onu işaretleyin.
• Sorular çoktan seçmeli ve yanlışlarınız doğruyu götürmüyor. Bu nedenle asla boş soru bırakmayın
• Her bir sınav süresi 40 Dakika, bir soru için ortalama 2 dakika uzun bir süre. Her derste bir soru için ortalama 1,5 dakika ayırmak ve geri kalan süreyi de tereddüt edilen sorulara tekrar dönüp kontrol etmek için kullanılabilir, soruları dikkatle okuyun ve acele etmeyin.
• Her dersin sınavına ilk 15 dakikada geç gelenler sınava alınacaklar, bu süreyi geçirmemeye bakın çünkü geç de kalsanız ek süre verilmiyor
Son Güncelleme: Salı, 22 Kasım 2016 12:17
Gösterim: 1868

