Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
İTÜ ETA Vakfı bünyesinde yer alan Doğa Koleji, İTÜ Magnet FAB | TRİDİ iş birliği ile tıbbi filtreleri maskeye bağlayacak bileşenleri üretti. Söz konusu bileşenler ile sağlık çalışanlarının virüsten korunmasına katkı sunulacak.
İTÜ ETA Vakfı bünyesinde yer alan Doğa Koleji, İstanbul Teknik Üniversitesi ARI Teknokent’in dijital üretim merkezi İTÜ Magnet FAB | TRİDİ iş birliği ile yeni tip koronavirüs salgınına karşı sağlık malzemeleri üretimini sürdürüyor.
Türkiye genelindeki tüm kampüslerinde yer alan 3D yazıcılar aracılığıyla İTÜ Magnet’in başlattığı sağlık seferberliğine destek olan Doğa Koleji, sağlık personelinin virüsten korunması için yeni bir çalışmayı hayata geçirdi. İTÜ Magnet’in yönlendirmeleriyle tıbbi filtreleri maskeye bağlayacak olan bileşenler Doğa Koleji tarafından üretildi. Söz konusu bileşenler, enfekte olan hastalara müdahaleleri sırasında sağlık çalışanlarının kullanması için tasarlandı.
TIBBİ FİLTRELERİ MASKEYE ENTEGRE EDİYOR
Doğa Koleji Bilişim ve Eğitim Teknolojileri Direktörü Hakan İnanır, sağlık çalışanlarının koronavirüs salgını kapsamında üretilen ekipmanlara ihtiyaç duyduklarını belirterek, Doğa Koleji’nin daha önce yüz siperliği üreterek tıbbı malzeme üretimine destek olduğunu kaydetti. İnanır, İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından yönetilen projeye, Doğa Koleji kampüslerinde bulunan 100 adet 3D yazıcıyla entegre olduklarını ifade ederek şöyle konuştu: “Ürettiğimiz bu aparatın en önemli özelliği, hastaya ilk müdahalede kullanılan yüz siperliklerinden farklı olarak tedavi sürecinde de kullanılabiliyor olması. Bu sebeple siperlikle aynı anda kullanılamıyor. Maskenin üst kısmına takılan aparat, tıbbi filtrelerin maskelere entegre olmasını sağlayarak, sağlık personelinin korunmasına katkı sağlayacak.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Özel Okullar
İTÜ ETA Vakfı bünyesinde yer alan Doğa Koleji, İTÜ Magnet FAB | TRİDİ iş birliği ile tıbbi filtreleri maskeye bağlayacak bileşenleri üretti. Söz konusu bileşenler ile sağlık çalışanlarının virüsten korunmasına katkı sunulacak.
İTÜ ETA Vakfı bünyesinde yer alan Doğa Koleji, İstanbul Teknik Üniversitesi ARI Teknokent’in dijital üretim merkezi İTÜ Magnet FAB | TRİDİ iş birliği ile yeni tip koronavirüs salgınına karşı sağlık malzemeleri üretimini sürdürüyor.
Türkiye genelindeki tüm kampüslerinde yer alan 3D yazıcılar aracılığıyla İTÜ Magnet’in başlattığı sağlık seferberliğine destek olan Doğa Koleji, sağlık personelinin virüsten korunması için yeni bir çalışmayı hayata geçirdi. İTÜ Magnet’in yönlendirmeleriyle tıbbi filtreleri maskeye bağlayacak olan bileşenler Doğa Koleji tarafından üretildi. Söz konusu bileşenler, enfekte olan hastalara müdahaleleri sırasında sağlık çalışanlarının kullanması için tasarlandı.
TIBBİ FİLTRELERİ MASKEYE ENTEGRE EDİYOR
Doğa Koleji Bilişim ve Eğitim Teknolojileri Direktörü Hakan İnanır, sağlık çalışanlarının koronavirüs salgını kapsamında üretilen ekipmanlara ihtiyaç duyduklarını belirterek, Doğa Koleji’nin daha önce yüz siperliği üreterek tıbbı malzeme üretimine destek olduğunu kaydetti. İnanır, İstanbul Teknik Üniversitesi tarafından yönetilen projeye, Doğa Koleji kampüslerinde bulunan 100 adet 3D yazıcıyla entegre olduklarını ifade ederek şöyle konuştu: “Ürettiğimiz bu aparatın en önemli özelliği, hastaya ilk müdahalede kullanılan yüz siperliklerinden farklı olarak tedavi sürecinde de kullanılabiliyor olması. Bu sebeple siperlikle aynı anda kullanılamıyor. Maskenin üst kısmına takılan aparat, tıbbi filtrelerin maskelere entegre olmasını sağlayarak, sağlık personelinin korunmasına katkı sağlayacak.”
Son Güncelleme: Cumartesi, 25 Nisan 2020 14:02
Gösterim: 4470
Okul ve kurs merkezlerinde Dijital Okul konseptine uygun yatırımları 2019 Eylül’ünden bu yana yaptıklarını ve bu nedenle sürece hazırlıklı yakalandıklarını belirten Kavram Okulları CEO’su Ümit Kalko ile pandemi sürecinde yaşananları ve sonrasında eğitimde hangi değişimlerin ortaya çıkacağını konuştuk.
“Bu süreç aslında hepimize şunu öğretti. Öğrenme sorumluluğunun tek başına okulda ya da öğretmende olmadığını gördük. Ailenin, öğrencinin öğrenme sorumluluğunu bireysel olarak sahiplenmesinin önemi arttı. Kişisel gelişim, kendini geliştirmeye yönelik rehberlik faaliyetlerinin ne kadar gerekli olduğunu görmüş olduk.”
Koronavirüs salgınının eğitim sektörüne etkileri hakkında değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyiz?
Eğitim ve sağlık yaşamımızı etkili kılan en temel yapıtaşlarımız. Birbiriyle olan ilişkisini tüm dünyadaki eş zamanlılığıyla ilk defa bu kadar derinden deneyimliyoruz. Değişen ve dönüşen dünyada yaşamın çok boyutluluğuna dair böylesi bir deneyim kısa vadede deneme yanılmanın fazlasıyla yaşanacağı ama uzun vadede bu tecrübenin yeni dünya düzeninde eğitime dair de fırsatlar oluşturacağını düşünüyorum.
Koronavirüs eğitim sektörünü iki yönde etkiledi; eğitimin sürdürülebilirliği için hepimiz gece gündüz ekranların başında içerik ve metodoloji geliştirmeye çalışırken, diğer yandan ekonomik olarak ayakta kalmaya çalışan bir sektörün çıkmazlarına çözüm bulmaya çalışıyoruz. Ama inanıyorum ki bu sürecin bize öğrettikleri çocuklarımız ve geleceğimiz için yeni dünyada yeni bir yapıtaşı ile gelişmemizi sağlayacak. Uzaktan eğitim çok yakın bir zaman diliminde yatırım yaptığımız ve eğitim kalitesine destek sağlayan ana başlıklar arasında yerini alacak.
Uzaktan eğitim ile ilgili kurumunuzdaki uygulamalar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Kavram hem kurs merkezlerinde hem de okullarında geçen seneden bu yana Okul İçinde Okul diyerek Akademik Okul ve Yaşayan Okul konseptlerine yaptığı yatırımı eş oranda Dijital Okul konseptine de yaptı. O yüzden Dijital Okula bakış açımız aksiyon almamızı hızlandırdı.
“Dijital okul” çağın ihtiyacını karşılamak, teknolojiyi doğru kullanmak ve ders çıkış zili ile eğitimin bitmediğini kabul eden bir anlayışın sonucudur. Dijital olmayı, veriye dayalı planlama yapmayı ve anlık geri bildirimlerde bulunmayı odağımıza alarak öğrencilerimize her yeri sınıf kabul eden bir bakış açısı kazandırmak temel hedeflerimiz arasında idi.
Eğitim sistemimizi A’dan Z’ye geçen yıl yeniden planlayarak 2019 Eylül ayından itibaren uygulamaya koyduk. Bu nedenle Kavram öğrencileri ve öğretmenleri uzaktan eğitime bu anlamda birçok eğitim kurumundan daha çok hazır idi. Çünkü her sınıf düzeyinde eğitim sistemimizin içinde entegre ettiğimiz dijital içeriklerle öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin dijital okuryazarlığını geliştirdik. Dijital platformun eğitim – öğretim amaçlarına uygun olarak kullanımı konusunda duyarlılık çalışmalarımız uzun zamandan beri devam ediyor. Okul öncesinden liseye kadar tüm öğrencilerimiz hem akademik alanlarda hem sınav hazırlığında hem de yabancı dil gelişimlerinde dijital platformlarını sene başından bu yana aktif bir şekilde kullanmakta idi.
Öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz ve yöneticilerimiz dijital platformların doğru ve etkili kullanımı ile ilgili ağustos ayında hizmet içi eğitim aldılar. Okullar açıldığında da velilerimize bu platformların kullanımı ile ilgili farkındalık ve bilinçlendirme çalışmaları yaptık.
Dijital alt yapısı oldukça güçlü olan Kavram, uzaktan eğitime MEB’in ilan ettiği ara tatilin hemen ardından başladı. Ara tatilde uzaktan eğitimle yöneticilere ve öğretmenlere online eğitimler verilerek bu sürece hazırladık.
Uzaktan eğitimlere sınav grupları dediğimiz 8 ve 12. sınıflarına ağırlık vererek diğer sınıf düzeylerinde de ihtiyacı karşılayacak düzeyde başladık. Okullarımızın tamamı 23 Martta uzaktan eğitime başladı ve o tarihten itibarinde her sınıf düzeyinde uzaktan eğitimimiz hem canlı derslerle hem de her sınıf düzeyindeki online içeriklerle devam ediyor. Deneme sınavlarımızı online platforma taşıdık. Öğrencilerimizin öğrenme performanslarını online ölçme değerlendirme araçlarıyla ölçümlemeye ağırlık verdik.
Ayrıca Kavramda her öğrencinin bir danışman öğretmeni var. Danışman öğretmen mentörlük yaptığı öğrencinin akademik gelişimini takip eder ve ailelerine bu konuda rehberlik eder. Danışman öğretmenlerimiz öğrencilerinin akademik performanslarını online olarak takip etmeye devam ediyor. Ayrıca online uyguladığımız Danışmanlık saati ile öğrencilerime rehberlik etmeye devam ettiler.
EĞİTİM ONLINE PLATFORMDA KESİNTİSİZ SÜRÜYOR
Koronavirüs nedeniyle evde eğitim süreci başladı. Bu süreçte kurum olarak nasıl konum aldınız? Kurum olarak bu dönemi hangi önlemlerle geçiriyorsunuz? Bu süreç kurumun geleceğe yönelik planlarını nasıl etkileyecek?
Öncelikle koranovirüsün bulaşma yolları ve alınacak önlemlerle ilgili hem öğretmenlerimize hem öğrencilerimize hem de velilerimize yönelik farkındalık çalışmaları yaptık. Önceliğimiz burada birincil derecede sağlık ve hijyen kuralları, sonrasında da eğitim-öğretim faaliyetlerimiz oldu. Bu kapsamda Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümümüz ile eğitim yöneticilerimiz lokal hijyen ve global sorumluluğu gündem yaparak süreç bilinci oluşturduk. Bu bilinçlendirme çalışmaları MEB’in tatil ilan etmeden çok önce başlamıştı.
Ara tatilde canlı derslerle eğitim yöneticilerimiz ve öğretmenlerimiz online eğitimlere katılım gösterdiler. Okullarımızda ve kurslarımızda sadece idari olarak bulunması gereken görevliler dışında tüm akademik kadromuz dersleri müfredat paralelinde online ders platformlarında kendi evlerinden vermeye devam etmekteler. Koranavirüs eğitimin gündeminde uzaktan eğitimi, dijital içeriklerin aktif kullanımını gündeme getirdi. Önümüzdeki eğitim – öğretim dönemi için dijital içerikleri zenginleştirmek, dijital yapıların doğru kullanımını sağlamaya yönelik farkındalık çalışmaları artarak devam edecektir.
Eğitimde yeni bir dönemin başladığı değerlendirmeleri yapılıyor. Bu kapsamda uzaktan eğitim süreçleriyle ilgili planlarınız nelerdir?
Kavram kurumsal yapısı itibariyle gücünü yenilenmeden alan bir kurum. Dinamik ve modern yapısı köklü deneyim alanlarıyla koordineli olduğu sürece de yeni dönem gereklilikleri dair hızlı aksiyon alacak.
Dijital Okul konseptine yapılan yatırımımız devam edecek; bundan sonraki süreçte dijital platformu olmayan bir kaynak ile ilerlememiz mümkün olmayacaktır. Öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin dijital okuryazarlığını geliştiren eğitim içerikleri tasarlıyor olacağız. Uzaktan eğitim bizim için Dijital Okul, Online Danışmanlık olarak ilerleyecek. Öğrencilerimizle olan etkileşimde bundan sonraki süreçte dijital dünyanın kaynaklarından daha fazla yararlanıyor olacağız.
Eğitim dünyası bu tür kriz dönemlerine hazırlıklı mı? Bu alanda gördüğünüz eksiklikler ve önerileriniz nelerdir?
Eğitim dünyasındaki hazırlık kurumların vizyonuna ve kurumsal kimliğine göre değişiyor. Eğer eğitim binalarında teknoloji yatırımı varsa ve kurumlar dijital kaynakları verimli kullanıyorsa zaten süreci doğru adaptasyonla yönetiyorlar. Eğer teknoloji yatırımı yapılmayan bir eğitim binası varsa ve materyal seçimleri ve eğitim gündemlerinde bu yüzyılın çocuklarının teknoloji ile ilişkisi doğru yorumlanmadıysa o kurum maalesef ki eğitim sektöründe yer almaya devam edemeyecektir. En büyük önerim eğitimcilerin çağı doğru okuyarak yatırımlarını verimliliği artıracak alanlara kanalize etmesi.
Eğitimde teknoloji kullanımı çok tartışılan bir konu olarak gündemdeydi. Yaşanılan son durum bu tartışmalarının yönünü nasıl etkiler, hangi sonuçları doğurur?
Eğitimde teknoloji kullanımını hep destekledim. Metodoloji ve içerik kalitesi tabi ki bu anlamda çok önemli. Teknoloji platformunda dil eğitiminden sınav hazırlığına dijital platformların enleriyle iş birliği yapmak her zaman öğrenme sürecini doğru yönde etkileyecektir.
Şu an hepimiz eğitimsel anlamda çok özel bir deneyim elde ettik; pandemi bittiğinde tüm eğitimciler olarak önce öğrencilerimizle konuşacağız, öğretmenlerimizden yöneticilerimizden anne-babalardan bu deneyimsel süreci dinleyeceğiz. Ben her zaman böyle süreçlerde deneyimin enine boyuna tartışıldıktan sonra çıkarımlar yapmaktan yanayım. Süreç ve sonuç nasıl olursa olsun hem sağlık hem de eğitim sektörü bu dönemde hep yanımızdaydı. Özveri, emek ve özen kesinlikle takdirin ötesinde bir his oluşturdu hepimize. Aileler de hep yanımızda oldular. Öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve sağlık çalışanlarına ne kadar teşekkür etsek az.
YENİ BİR İVMENİN BAŞLANGICI OLACAK
Koronavirüs salgınının eğitimde köklü bir değişim yaratacağı yönünde analizler yapılıyor. Bu yorum kapsamında değişimin eğitimde yaratacağı avantaj ve dezavantajlar neler olacak?
Her kriz her zaman beraberinde fırsatlar bütünü oluşturuyor. Kısa vadede eğitimin organizasyonel yapısında köklü bir değişim olacağını düşünmüyorum. Öğretmenin yeni dünya düzenindeki rolü de aynı kalacaktır. Bence değişim bakış açımızda ve yapmak istediklerimizin ufkunu genişletecek bir ivmenin başlangıcı olacak. Öğretmenlerimiz bundan sonraki süreçte dijital dünyayı deneyimlemede motivasyonel olarak pozitif etkilenecekler. Öğrenciler zorunlu bir ihtiyaçtan doğan mevcut koşulları öğrenme süreçlerinde daha fazla sorumluluk almaya dönüştüreceklerdir. Anne-babalar da yeni neslin öğrenme süreçlerindeki dijital etkiyi daha olumlu bir bakış açısıyla yorumlayacaklardır.
Dezavantaj ise biz hem kültürel hem de insani olarak mesafeleri sevmeyen kişileriz. Bu anlamda olur da bir gün eğitim sadece uzaktan eğitime dönerse sosyal etkileşimiz fiziksel mesafelerle duygusal olarak bir dezavantaj oluşturacağını düşünüyorum. Sonuçta öğretimde değil belki ama eğitim ve gelişim kolektif bir deneyim ve bu birlikteliğin eminim ki insanın bilişsel ve ruhsal dünyasındaki etkisi hep pozitif.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Özel Okullar
Okul ve kurs merkezlerinde Dijital Okul konseptine uygun yatırımları 2019 Eylül’ünden bu yana yaptıklarını ve bu nedenle sürece hazırlıklı yakalandıklarını belirten Kavram Okulları CEO’su Ümit Kalko ile pandemi sürecinde yaşananları ve sonrasında eğitimde hangi değişimlerin ortaya çıkacağını konuştuk.
“Bu süreç aslında hepimize şunu öğretti. Öğrenme sorumluluğunun tek başına okulda ya da öğretmende olmadığını gördük. Ailenin, öğrencinin öğrenme sorumluluğunu bireysel olarak sahiplenmesinin önemi arttı. Kişisel gelişim, kendini geliştirmeye yönelik rehberlik faaliyetlerinin ne kadar gerekli olduğunu görmüş olduk.”
Koronavirüs salgınının eğitim sektörüne etkileri hakkında değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyiz?
Eğitim ve sağlık yaşamımızı etkili kılan en temel yapıtaşlarımız. Birbiriyle olan ilişkisini tüm dünyadaki eş zamanlılığıyla ilk defa bu kadar derinden deneyimliyoruz. Değişen ve dönüşen dünyada yaşamın çok boyutluluğuna dair böylesi bir deneyim kısa vadede deneme yanılmanın fazlasıyla yaşanacağı ama uzun vadede bu tecrübenin yeni dünya düzeninde eğitime dair de fırsatlar oluşturacağını düşünüyorum.
Koronavirüs eğitim sektörünü iki yönde etkiledi; eğitimin sürdürülebilirliği için hepimiz gece gündüz ekranların başında içerik ve metodoloji geliştirmeye çalışırken, diğer yandan ekonomik olarak ayakta kalmaya çalışan bir sektörün çıkmazlarına çözüm bulmaya çalışıyoruz. Ama inanıyorum ki bu sürecin bize öğrettikleri çocuklarımız ve geleceğimiz için yeni dünyada yeni bir yapıtaşı ile gelişmemizi sağlayacak. Uzaktan eğitim çok yakın bir zaman diliminde yatırım yaptığımız ve eğitim kalitesine destek sağlayan ana başlıklar arasında yerini alacak.
Uzaktan eğitim ile ilgili kurumunuzdaki uygulamalar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Kavram hem kurs merkezlerinde hem de okullarında geçen seneden bu yana Okul İçinde Okul diyerek Akademik Okul ve Yaşayan Okul konseptlerine yaptığı yatırımı eş oranda Dijital Okul konseptine de yaptı. O yüzden Dijital Okula bakış açımız aksiyon almamızı hızlandırdı.
“Dijital okul” çağın ihtiyacını karşılamak, teknolojiyi doğru kullanmak ve ders çıkış zili ile eğitimin bitmediğini kabul eden bir anlayışın sonucudur. Dijital olmayı, veriye dayalı planlama yapmayı ve anlık geri bildirimlerde bulunmayı odağımıza alarak öğrencilerimize her yeri sınıf kabul eden bir bakış açısı kazandırmak temel hedeflerimiz arasında idi.
Eğitim sistemimizi A’dan Z’ye geçen yıl yeniden planlayarak 2019 Eylül ayından itibaren uygulamaya koyduk. Bu nedenle Kavram öğrencileri ve öğretmenleri uzaktan eğitime bu anlamda birçok eğitim kurumundan daha çok hazır idi. Çünkü her sınıf düzeyinde eğitim sistemimizin içinde entegre ettiğimiz dijital içeriklerle öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin dijital okuryazarlığını geliştirdik. Dijital platformun eğitim – öğretim amaçlarına uygun olarak kullanımı konusunda duyarlılık çalışmalarımız uzun zamandan beri devam ediyor. Okul öncesinden liseye kadar tüm öğrencilerimiz hem akademik alanlarda hem sınav hazırlığında hem de yabancı dil gelişimlerinde dijital platformlarını sene başından bu yana aktif bir şekilde kullanmakta idi.
Öğretmenlerimiz, öğrencilerimiz ve yöneticilerimiz dijital platformların doğru ve etkili kullanımı ile ilgili ağustos ayında hizmet içi eğitim aldılar. Okullar açıldığında da velilerimize bu platformların kullanımı ile ilgili farkındalık ve bilinçlendirme çalışmaları yaptık.
Dijital alt yapısı oldukça güçlü olan Kavram, uzaktan eğitime MEB’in ilan ettiği ara tatilin hemen ardından başladı. Ara tatilde uzaktan eğitimle yöneticilere ve öğretmenlere online eğitimler verilerek bu sürece hazırladık.
Uzaktan eğitimlere sınav grupları dediğimiz 8 ve 12. sınıflarına ağırlık vererek diğer sınıf düzeylerinde de ihtiyacı karşılayacak düzeyde başladık. Okullarımızın tamamı 23 Martta uzaktan eğitime başladı ve o tarihten itibarinde her sınıf düzeyinde uzaktan eğitimimiz hem canlı derslerle hem de her sınıf düzeyindeki online içeriklerle devam ediyor. Deneme sınavlarımızı online platforma taşıdık. Öğrencilerimizin öğrenme performanslarını online ölçme değerlendirme araçlarıyla ölçümlemeye ağırlık verdik.
Ayrıca Kavramda her öğrencinin bir danışman öğretmeni var. Danışman öğretmen mentörlük yaptığı öğrencinin akademik gelişimini takip eder ve ailelerine bu konuda rehberlik eder. Danışman öğretmenlerimiz öğrencilerinin akademik performanslarını online olarak takip etmeye devam ediyor. Ayrıca online uyguladığımız Danışmanlık saati ile öğrencilerime rehberlik etmeye devam ettiler.
EĞİTİM ONLINE PLATFORMDA KESİNTİSİZ SÜRÜYOR
Koronavirüs nedeniyle evde eğitim süreci başladı. Bu süreçte kurum olarak nasıl konum aldınız? Kurum olarak bu dönemi hangi önlemlerle geçiriyorsunuz? Bu süreç kurumun geleceğe yönelik planlarını nasıl etkileyecek?
Öncelikle koranovirüsün bulaşma yolları ve alınacak önlemlerle ilgili hem öğretmenlerimize hem öğrencilerimize hem de velilerimize yönelik farkındalık çalışmaları yaptık. Önceliğimiz burada birincil derecede sağlık ve hijyen kuralları, sonrasında da eğitim-öğretim faaliyetlerimiz oldu. Bu kapsamda Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümümüz ile eğitim yöneticilerimiz lokal hijyen ve global sorumluluğu gündem yaparak süreç bilinci oluşturduk. Bu bilinçlendirme çalışmaları MEB’in tatil ilan etmeden çok önce başlamıştı.
Ara tatilde canlı derslerle eğitim yöneticilerimiz ve öğretmenlerimiz online eğitimlere katılım gösterdiler. Okullarımızda ve kurslarımızda sadece idari olarak bulunması gereken görevliler dışında tüm akademik kadromuz dersleri müfredat paralelinde online ders platformlarında kendi evlerinden vermeye devam etmekteler. Koranavirüs eğitimin gündeminde uzaktan eğitimi, dijital içeriklerin aktif kullanımını gündeme getirdi. Önümüzdeki eğitim – öğretim dönemi için dijital içerikleri zenginleştirmek, dijital yapıların doğru kullanımını sağlamaya yönelik farkındalık çalışmaları artarak devam edecektir.
Eğitimde yeni bir dönemin başladığı değerlendirmeleri yapılıyor. Bu kapsamda uzaktan eğitim süreçleriyle ilgili planlarınız nelerdir?
Kavram kurumsal yapısı itibariyle gücünü yenilenmeden alan bir kurum. Dinamik ve modern yapısı köklü deneyim alanlarıyla koordineli olduğu sürece de yeni dönem gereklilikleri dair hızlı aksiyon alacak.
Dijital Okul konseptine yapılan yatırımımız devam edecek; bundan sonraki süreçte dijital platformu olmayan bir kaynak ile ilerlememiz mümkün olmayacaktır. Öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin dijital okuryazarlığını geliştiren eğitim içerikleri tasarlıyor olacağız. Uzaktan eğitim bizim için Dijital Okul, Online Danışmanlık olarak ilerleyecek. Öğrencilerimizle olan etkileşimde bundan sonraki süreçte dijital dünyanın kaynaklarından daha fazla yararlanıyor olacağız.
Eğitim dünyası bu tür kriz dönemlerine hazırlıklı mı? Bu alanda gördüğünüz eksiklikler ve önerileriniz nelerdir?
Eğitim dünyasındaki hazırlık kurumların vizyonuna ve kurumsal kimliğine göre değişiyor. Eğer eğitim binalarında teknoloji yatırımı varsa ve kurumlar dijital kaynakları verimli kullanıyorsa zaten süreci doğru adaptasyonla yönetiyorlar. Eğer teknoloji yatırımı yapılmayan bir eğitim binası varsa ve materyal seçimleri ve eğitim gündemlerinde bu yüzyılın çocuklarının teknoloji ile ilişkisi doğru yorumlanmadıysa o kurum maalesef ki eğitim sektöründe yer almaya devam edemeyecektir. En büyük önerim eğitimcilerin çağı doğru okuyarak yatırımlarını verimliliği artıracak alanlara kanalize etmesi.
Eğitimde teknoloji kullanımı çok tartışılan bir konu olarak gündemdeydi. Yaşanılan son durum bu tartışmalarının yönünü nasıl etkiler, hangi sonuçları doğurur?
Eğitimde teknoloji kullanımını hep destekledim. Metodoloji ve içerik kalitesi tabi ki bu anlamda çok önemli. Teknoloji platformunda dil eğitiminden sınav hazırlığına dijital platformların enleriyle iş birliği yapmak her zaman öğrenme sürecini doğru yönde etkileyecektir.
Şu an hepimiz eğitimsel anlamda çok özel bir deneyim elde ettik; pandemi bittiğinde tüm eğitimciler olarak önce öğrencilerimizle konuşacağız, öğretmenlerimizden yöneticilerimizden anne-babalardan bu deneyimsel süreci dinleyeceğiz. Ben her zaman böyle süreçlerde deneyimin enine boyuna tartışıldıktan sonra çıkarımlar yapmaktan yanayım. Süreç ve sonuç nasıl olursa olsun hem sağlık hem de eğitim sektörü bu dönemde hep yanımızdaydı. Özveri, emek ve özen kesinlikle takdirin ötesinde bir his oluşturdu hepimize. Aileler de hep yanımızda oldular. Öğretmenlerimize, öğrencilerimize ve sağlık çalışanlarına ne kadar teşekkür etsek az.
YENİ BİR İVMENİN BAŞLANGICI OLACAK
Koronavirüs salgınının eğitimde köklü bir değişim yaratacağı yönünde analizler yapılıyor. Bu yorum kapsamında değişimin eğitimde yaratacağı avantaj ve dezavantajlar neler olacak?
Her kriz her zaman beraberinde fırsatlar bütünü oluşturuyor. Kısa vadede eğitimin organizasyonel yapısında köklü bir değişim olacağını düşünmüyorum. Öğretmenin yeni dünya düzenindeki rolü de aynı kalacaktır. Bence değişim bakış açımızda ve yapmak istediklerimizin ufkunu genişletecek bir ivmenin başlangıcı olacak. Öğretmenlerimiz bundan sonraki süreçte dijital dünyayı deneyimlemede motivasyonel olarak pozitif etkilenecekler. Öğrenciler zorunlu bir ihtiyaçtan doğan mevcut koşulları öğrenme süreçlerinde daha fazla sorumluluk almaya dönüştüreceklerdir. Anne-babalar da yeni neslin öğrenme süreçlerindeki dijital etkiyi daha olumlu bir bakış açısıyla yorumlayacaklardır.
Dezavantaj ise biz hem kültürel hem de insani olarak mesafeleri sevmeyen kişileriz. Bu anlamda olur da bir gün eğitim sadece uzaktan eğitime dönerse sosyal etkileşimiz fiziksel mesafelerle duygusal olarak bir dezavantaj oluşturacağını düşünüyorum. Sonuçta öğretimde değil belki ama eğitim ve gelişim kolektif bir deneyim ve bu birlikteliğin eminim ki insanın bilişsel ve ruhsal dünyasındaki etkisi hep pozitif.
Son Güncelleme: Cuma, 24 Nisan 2020 12:29
Gösterim: 5103
Eğitimci bir ailenin üçüncü kuşak temsilcisi olarak 60 yılı aşan bir geleneği sürdüren Adana Koleji Kurucu Temsilcisi ve Genel Müdürü Hande Melis Göksel, öğretmen olarak başladığı iş yaşamında ideallerinin ve heyecanın ilk gün gibi hiç değişmediğini söylüyor. Kadınların iş dünyasındaki konumunu değerlendiren Göksel, “Biz kadınlar her konuda güçlüyüzdür, bunu göstermek için kimsenin bize yol açmasını beklemeden, kendi yolculuğumuzun lideri olmalıyız.” diye konuştu.
Eğitim yaşamınız nasıl geçti? Hangi okullardan mezun oldunuz?
Anaokulundan lise mezuniyetime kadar Adana Koleji'nde okudum. Lisans eğitimimi Bilkent Üniversitesi İngilizce- Fransızca Mütercim Tercümanlık Bölümünde tamamladım. Başkent Üniversitesinden İngilizce öğretmenliği için formasyon eğitimi aldım ve Adana'ya döndüğümde de Çukurova Üniversitesi İşletme Fakültesinde Yönetim ve Organizasyon Yüksek Lisansımı yaptım. Hem lisede hem de üniversitede sevdiğim ve istediğim bölümlerde okudum. Biraz zorlayıcıydı ama öğrenim yaşamım keyifli geçti.
Eğitim dünyasına nasıl adım attınız? Eğitim sektörünü neden seçtiniz?
Eğitim, aile yaşamımın ta kendisiydi. Ailemde hemen hemen herkes eğitimcidir. Rahmetli dedem Ahmet Küstü'nün kurduğu Adana Koleji gerçek yuvamız. Eğitimlerimi aldıktan hemen sonra başladım öğretmenliğe. Bir süre sonra da Genel Müdür Yardımcılığı yaptım. Şimdi Kurucu Temsilcisi ve Genel Müdür olarak devam ediyorum.
Yaşamınızın dönüm noktalarında belirleyici rol modeliniz oldu mu, onlardan neler öğrendiniz?Dedem, babaannem, anneannem, annem eğitim ve yaşam konusunda her zaman benim ilk rol modellerimdi. Hepsi alanında uzman birer öğretmen ve pek çok yaşama dokunmuş çok sevilen eğitimcilerdi. Onlardan disiplinli, titiz çalışmayı ve yaptığın işi sevgiyle yapmanın önemini öğrendim öncelikle.
NİTELİKLİ EĞİTİMCİLERE İHTİYAÇ VAR
Mesleğe başlarken düşünceleriniz neydi? Bugün eğitimle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Mesleğe 1. ve 9. Sınıflar İngilizce öğretmeni olarak başlarken de Genel Müdür olarak sürdürürken de ideallerim, heyecanım hiç değişmedi ve eksilmedi. O zamanlar öğretmen olarak değerlendirdiklerimi şimdi Genel Müdür olarak uyguluyorum. Bana göre eğitim insanın ve toplumun yararını düşünmeli. Öğrencinin geleceği düşünülerek uyum ve üretkenliğin artırılmasında en önemli etken olarak görülmeli. Düşünce ve davranış değişikliği yaratma çabası olumlu sonuç verirse öğretim tamamlanır. Ancak eğitim yaşam boyu sürer. Bugün daha nitelikli eğitimcilere ihtiyaç var. Gençlerin sosyal medya bağımlılığı aşırı boyutlara ulaşmış durumda... Genel kültürü destekleyen, öğrencinin yaşam bireyi olmasını sağlayan öğretmenlere saygımız sonsuz. Özveri ve hoşgörüyü ön plana çıkaran bir ekip neler başarmaz ki? Ülke sağlıklı bir eğitimle kalkınabilir düşüncesindeyim. Umudumuz gençlerdir, onlara her türlü olanağı sağlayabilmeliyiz. Gençlerin geleceği için karamsar değilim. Eğitimle onları iyi yerlere getirmeliyiz.

Kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlarsınız? Yönetim anlayışınızı belirleyen ilkeler neler?
Hayatta sevdiğin mesleği yapmak büyük bir şanstır. Benim için her konuda geçerli olan felsefe "hayatta ne yapıyorsan, onun hakkını ver". Bu anlayış doğrultusunda hareket ederim. Yaptığın işin hakkını verip, kendini adayabiliyorsan, bu bir de sevgi ile birleşince ortaya çıkan sonuç tatmin edici oluyor.
ÖĞRETMENLİK DOĞASI GEREĞİ ANAÇLIK İSTER
Eğitim dünyasında kadın sayısının çok olmasına rağmen, yönetici kadın sayısının az olmasını nelere bağlıyorsunuz?
Öğretmenlik doğası gereği anaçlık ister. Öğrenciye ve yaşamına özgü konulara bizzat dokunmak, koşulsuz sevgi isteyen bir meslek kılar öğretmenliği. Bu anaçlık biz kadınların hamurunda olan bir özellik olduğu için bu meslek bizler tarafından daha çok tercih ediliyor. Yöneticilik ise doğası gereği çetrefilli yolları olan, uzun çalışma saatleri isteyen bir meslek. Hızlı ve keskin dönemeçlerden dolayı, ani kararlar olabiliyor. Aslında biz kadınlar bu konularda en yeteneklisiyiz. İşin mutfağında olmamız da ayrı bir önem taşıyor ve bu yüzden daha çok tercih ediliyoruz. Günümüzde kadınların iş dünyasında fazlaca söz sahibi olması gündemde. Bir şeyler yapmaya uğraş gösteren kadınlara güzel örnekler oluşturduğumuza inanıyorum.
Kadınların eğitim dünyasında ve toplumdaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda neler önerirsiniz?
Benim ailemdeki tüm kadınlar iş kadınıydı. Hemen hemen hepsi eğitim dünyasında öğretmen ya da yönetici idi. Ben üçüncü kuşağım. Yani az önceki argümantasyonun tersine ben şimdi artan örnekleri bizzat yaşamış şanslı bir bireyim. Kadınlar aslında iş dünyasının en iyi organizatörleri, en iyi zaman yöneticileri, çelik gibi duranlarıdır. Hayatta pek çok sıfata sahip olup (eş, anne, çalışan/ yönetici) hepsini layığı ile yapmak sizce de takdire şayan değil midir? Benim önerim, bu kadar güzel özelliklere sahip olanların, iş dünyasında daha da başarılı olabilecek güce sahip olduklarına inanmalarıdır. Biz kadınlar her konuda güçlüyüzdür, bunu göstermek için kimsenin bize yol açmasını beklemeden, kendi yolculuğumuzun lideri olmalıyız.
EĞİTİM EKİP İŞİDİR
“Erken yaşta yönetici olmak, önüme çıkan konularla baş ederken elbette ki beni zorladı. Ama çok güzel, paha biçilmez deneyimler edindim ve hala ediniyorum. Eğitim, bir tek yönetici elinden yapılan bir iş değil, ekip işidir. Sürecin tümünü beraber yönetebileceğim çok kıymetli çalışma arkadaşlarım ve büyüklerim var. Onların desteği yadsınamaz. Ekip olarak problem çözme yeteneğine sahip olmayı çok değerli buluyorum.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Özel Okullar
Eğitimci bir ailenin üçüncü kuşak temsilcisi olarak 60 yılı aşan bir geleneği sürdüren Adana Koleji Kurucu Temsilcisi ve Genel Müdürü Hande Melis Göksel, öğretmen olarak başladığı iş yaşamında ideallerinin ve heyecanın ilk gün gibi hiç değişmediğini söylüyor. Kadınların iş dünyasındaki konumunu değerlendiren Göksel, “Biz kadınlar her konuda güçlüyüzdür, bunu göstermek için kimsenin bize yol açmasını beklemeden, kendi yolculuğumuzun lideri olmalıyız.” diye konuştu.
Eğitim yaşamınız nasıl geçti? Hangi okullardan mezun oldunuz?
Anaokulundan lise mezuniyetime kadar Adana Koleji'nde okudum. Lisans eğitimimi Bilkent Üniversitesi İngilizce- Fransızca Mütercim Tercümanlık Bölümünde tamamladım. Başkent Üniversitesinden İngilizce öğretmenliği için formasyon eğitimi aldım ve Adana'ya döndüğümde de Çukurova Üniversitesi İşletme Fakültesinde Yönetim ve Organizasyon Yüksek Lisansımı yaptım. Hem lisede hem de üniversitede sevdiğim ve istediğim bölümlerde okudum. Biraz zorlayıcıydı ama öğrenim yaşamım keyifli geçti.
Eğitim dünyasına nasıl adım attınız? Eğitim sektörünü neden seçtiniz?
Eğitim, aile yaşamımın ta kendisiydi. Ailemde hemen hemen herkes eğitimcidir. Rahmetli dedem Ahmet Küstü'nün kurduğu Adana Koleji gerçek yuvamız. Eğitimlerimi aldıktan hemen sonra başladım öğretmenliğe. Bir süre sonra da Genel Müdür Yardımcılığı yaptım. Şimdi Kurucu Temsilcisi ve Genel Müdür olarak devam ediyorum.
Yaşamınızın dönüm noktalarında belirleyici rol modeliniz oldu mu, onlardan neler öğrendiniz?Dedem, babaannem, anneannem, annem eğitim ve yaşam konusunda her zaman benim ilk rol modellerimdi. Hepsi alanında uzman birer öğretmen ve pek çok yaşama dokunmuş çok sevilen eğitimcilerdi. Onlardan disiplinli, titiz çalışmayı ve yaptığın işi sevgiyle yapmanın önemini öğrendim öncelikle.
NİTELİKLİ EĞİTİMCİLERE İHTİYAÇ VAR
Mesleğe başlarken düşünceleriniz neydi? Bugün eğitimle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Mesleğe 1. ve 9. Sınıflar İngilizce öğretmeni olarak başlarken de Genel Müdür olarak sürdürürken de ideallerim, heyecanım hiç değişmedi ve eksilmedi. O zamanlar öğretmen olarak değerlendirdiklerimi şimdi Genel Müdür olarak uyguluyorum. Bana göre eğitim insanın ve toplumun yararını düşünmeli. Öğrencinin geleceği düşünülerek uyum ve üretkenliğin artırılmasında en önemli etken olarak görülmeli. Düşünce ve davranış değişikliği yaratma çabası olumlu sonuç verirse öğretim tamamlanır. Ancak eğitim yaşam boyu sürer. Bugün daha nitelikli eğitimcilere ihtiyaç var. Gençlerin sosyal medya bağımlılığı aşırı boyutlara ulaşmış durumda... Genel kültürü destekleyen, öğrencinin yaşam bireyi olmasını sağlayan öğretmenlere saygımız sonsuz. Özveri ve hoşgörüyü ön plana çıkaran bir ekip neler başarmaz ki? Ülke sağlıklı bir eğitimle kalkınabilir düşüncesindeyim. Umudumuz gençlerdir, onlara her türlü olanağı sağlayabilmeliyiz. Gençlerin geleceği için karamsar değilim. Eğitimle onları iyi yerlere getirmeliyiz.

Kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlarsınız? Yönetim anlayışınızı belirleyen ilkeler neler?
Hayatta sevdiğin mesleği yapmak büyük bir şanstır. Benim için her konuda geçerli olan felsefe "hayatta ne yapıyorsan, onun hakkını ver". Bu anlayış doğrultusunda hareket ederim. Yaptığın işin hakkını verip, kendini adayabiliyorsan, bu bir de sevgi ile birleşince ortaya çıkan sonuç tatmin edici oluyor.
ÖĞRETMENLİK DOĞASI GEREĞİ ANAÇLIK İSTER
Eğitim dünyasında kadın sayısının çok olmasına rağmen, yönetici kadın sayısının az olmasını nelere bağlıyorsunuz?
Öğretmenlik doğası gereği anaçlık ister. Öğrenciye ve yaşamına özgü konulara bizzat dokunmak, koşulsuz sevgi isteyen bir meslek kılar öğretmenliği. Bu anaçlık biz kadınların hamurunda olan bir özellik olduğu için bu meslek bizler tarafından daha çok tercih ediliyor. Yöneticilik ise doğası gereği çetrefilli yolları olan, uzun çalışma saatleri isteyen bir meslek. Hızlı ve keskin dönemeçlerden dolayı, ani kararlar olabiliyor. Aslında biz kadınlar bu konularda en yeteneklisiyiz. İşin mutfağında olmamız da ayrı bir önem taşıyor ve bu yüzden daha çok tercih ediliyoruz. Günümüzde kadınların iş dünyasında fazlaca söz sahibi olması gündemde. Bir şeyler yapmaya uğraş gösteren kadınlara güzel örnekler oluşturduğumuza inanıyorum.
Kadınların eğitim dünyasında ve toplumdaki konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda neler önerirsiniz?
Benim ailemdeki tüm kadınlar iş kadınıydı. Hemen hemen hepsi eğitim dünyasında öğretmen ya da yönetici idi. Ben üçüncü kuşağım. Yani az önceki argümantasyonun tersine ben şimdi artan örnekleri bizzat yaşamış şanslı bir bireyim. Kadınlar aslında iş dünyasının en iyi organizatörleri, en iyi zaman yöneticileri, çelik gibi duranlarıdır. Hayatta pek çok sıfata sahip olup (eş, anne, çalışan/ yönetici) hepsini layığı ile yapmak sizce de takdire şayan değil midir? Benim önerim, bu kadar güzel özelliklere sahip olanların, iş dünyasında daha da başarılı olabilecek güce sahip olduklarına inanmalarıdır. Biz kadınlar her konuda güçlüyüzdür, bunu göstermek için kimsenin bize yol açmasını beklemeden, kendi yolculuğumuzun lideri olmalıyız.
EĞİTİM EKİP İŞİDİR
“Erken yaşta yönetici olmak, önüme çıkan konularla baş ederken elbette ki beni zorladı. Ama çok güzel, paha biçilmez deneyimler edindim ve hala ediniyorum. Eğitim, bir tek yönetici elinden yapılan bir iş değil, ekip işidir. Sürecin tümünü beraber yönetebileceğim çok kıymetli çalışma arkadaşlarım ve büyüklerim var. Onların desteği yadsınamaz. Ekip olarak problem çözme yeteneğine sahip olmayı çok değerli buluyorum.”
Son Güncelleme: Perşembe, 19 Mart 2020 11:23
Gösterim: 1120
Çocukluktan bu yana hayali olan öğretmenlik mesleğini seçerek iş yaşamına atılan Dilek Cambazoğlu, bir kadın çalışan olarak karşısına çıkan engelleri hep avantaja dönüştürerek mesleğinde ilerlemiş. Eğitim kurumlarında öğretmenlikten yöneticiliğe birçok alanda bulunan Cambazoğlu, Girne Amerikan Üniversitesi işbirliğiyle kurulan Girne Koleji’nin CEO’luğu görevine ise kısa bir süre önce getirildi. Girne Koleji CEO’su Dilek Cambazoğlu ile iş yaşamının dönüm noktalarını, Girne Koleji’nin kuruluşunu ve hedeflerini konuştuk.
Ülkemizde eğitim alanında birçok yönetim kademesinde yer almış kadın yöneticiler arasındasınız. Öncelikle eğitim hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Hangi okullarda okudunuz? Nasıl bir öğrenciydiniz?
İlköğretim ve ortaöğretim eğitimimi Silivri’de tamamladım. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliğinden mezun olduktan sonra da yüksek lisansımı İstanbul Üniversitesinden aldım. Aslında öğrencilik dönemimden bahsetmeden önce öğrenen kimliğimden bahsetmek isterim. Merak ve hayal gücü tüm öğrenciler gibi benim de öğrenme yolculuğumu etkileyen önemli unsurlar arasında. Bu nedenle de her zaman araştırmak, keşfetmek, kendi çıkarımlarımı yapmak ve özenli çalışmak öğrencilik sürecimi tanımlıyor. İyi bir dinleyiciydim, öğretmenlerimin, sınıf arkadaşlarımın ve ailemin önerilerini ve anlattıklarını hep dikkate alırdım. Bir de gerçekten eğitim hayatımda da hep titiz ve disiplinliydim. Sorumlu olduğum çalışmalarda her zaman zamandan ziyade özenli bir ürün oluşturmayı, iyi bir çalışma sunmak için çaba göstermeyi, kendi emeğimle başarmayı önemserdim.
Üniversiteden mezun olduğunuz bölüm, isteyerek tercih ettiğiniz bir bölüm müydü? Neden bu alanda eğitim almak istediniz? Çocukken kariyer planlarınız nasıldı?
Eğitime dair bir işte yer almak benim için bilinçli bir tercihti. Çocuklarla ve öğrencilerle zaman geçirmek, okul ortamında çalışmak, her yaş grubunun merak duyduğu bir alanda ilerlemek hep istediğim bir şeydi. Bunun yanı sıra öğretmen olma yolunda ilerlerken kendi iç sesimi dinlediğimde, öğretmenliği deneyimlediğim yıllarda da kariyerime yönetici olarak devam etmeyi istedim. Çocukluğuma dair ailemle sohbet ettiğimde annem babam öğretmen kelimesinin dışında bir meslek ismi duymamışlar benden. İstikrarlı ve bilinçli bir tercihin sonucu bugünkü meslek alanım.
Bir kadın olarak kariyer basamaklarını tırmanırken ne gibi engellerle karşılaştınız? Bulunduğunuz noktaya gelmek isteyen kadınlara tavsiyeleriniz neler olur?
Aslında kariyer basamaklarına dair karşılaştığım her şeyi fırsat olarak değerlendirdim. Bir kadın ya da bir erkek, kendisini tanıdığında, keyif alacağı çalışma ortamını hayal ettiğinde ve irade ortaya koyduğunda mutlaka hedeflediği kariyere ulaşıyor. Profesyonel yaşam gerçekten de kendinizi sürekli yenilemeniz gereken bir alan ve kim olduğunuza saygı gösteren bir ortamda bulunmayı tercih ettiğinizde zorluk, engel hep önemli bir sıçrama fırsatına dönüşüyor. İş hayatında ve öğrenim hayatında bulunan kişilere en önemli tavsiyem kendilerini tanımaları ve kendilerini tanıyarak yenilenme alanlarını güçlendirmeleri.
YÖNETMEK BAĞ KURMAKTIR
Birçok kurumda yönetici olarak yer aldınız. Görevinizi yerine getirirken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir yönetim modelini benimsiyorsunuz? Ayrıca size göre kadın yönetici ile erkek yönetici arasındaki farklar nelerdir?
Yönetici olmanın birincil önceliğinin iletişim olduğuna inanıyorum. O yüzden de karşılaştığım herkes için özenli bir dikkatle yönettiğim şey kurduğum cümlenin karşımdaki kişiyi iyi hissettirmesi. Yönetmek demek bağ kurmak demek; yönetici olmak tamamen samimiyetle güçlendirilen bir süreç. Bu nedenle iletişim temelli ve şeffaflık yönetim modelimi en doğru tanımlayan kelimeler. Kadın yönetici ve erkek yöneticiden ziyade zihnimde patron olmak ve lider olmak arasında fark var. Hiyerarşiyi değil benlik saygısını, yalnızca sonucu değil süreci ve iletişimi, sorumlulukları doğru kişilerle paylaşmayı, bireysel başarıdan ziyade takım çalışmasını önemsiyorum.
Ülkemizde birçok kadın, eğitim-öğretim imkânlarından ve çalışma hakkından yoksun bırakılıyor. İş hayatına girdiğinde ise ayrımcılık ve gelir adaletsizliği gibi birçok sorunla karşılaşabiliyor. Türkiye’de kadının toplumdaki ve iş dünyasındaki bu konumunun değişmesi sizce neye bağlı? Bu değişimin gerçekleşmesinde kadınların eğitimi ne derece önemli?
Eğitim başlı başına hepimizin birinci sorumluluğu ve eğitim en pozitif değişim gücü. Bu nedenle de eğitim, yenilenmeye açıklık ve çağın gerekliliklerine uyum iş dünyasının öncelikleri. Türkiye’de kadının iş dünyasındaki yerine dair pozitif bir ivme olduğunu düşünüyorum. Erkekler de kadınlar da cinsiyetçi dilden uzak olacak şekilde profesyonel iş insanı olarak mesleklerine devam ettikleri sürece ve herkes birbirini tamamlamak ve geliştirmek üzere pozitif iletişimle ilerlerse eminim her kurum başarısına süreklilik kazandıracaktır. Kadın erkek fark etmeksizin değişim eğitime verdiğiniz öneme bağlı.
GİRNE KOLEJİ GÜÇLÜ BİR İŞ BİRLİĞİ VE DENEYİMLE BAŞLADI
Kısa süre önce Girne Koleji CEO’luğuna atandınız. Girne Koleji’nin kuruluş sürecinden bahsedebilir misiniz?
Türkiye’de özel okul sektöründe bir nitelik sorunu yaşanmakta. Mevcut okul markalarının vaatlerinin artık birbirlerini tekrar ettiğini görüyoruz. 2020 Türkiye’sinde özel okulculukta yeni şeyler söylemenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Bu bağlamda bizler özel okul ekosisteminin tüm bireylerini kapsayan geniş çaplı araştırmalar yaptık. Yaptığımız araştırmalarda uluslararası bir üniversitenin vizyonunu arkasına alan, yabancı dil eğitiminde pratik konuşmaya önem veren, öğretmenlerinin bağlı olunan üniversitenin eğitim fakültesinin uzman kadrosuyla yoğun eğitici eğitimleri ile desteklendiği, eğitim kurumunda çalışan diğer tüm kadronun üniversitenin sürekli eğitim merkezi tarafından verilen yoğun hizmet içi eğitimlere ve sertifikasyon ön koşuluna tabii olduğu, öğrencilerinin öncelikle milli, manevi değerleri aldığı ve akabinde global değerlerle desteklendiği, okulun fiziki yapısının sınav başarısının yanında özellikle yaşam başarısı noktasında gerekli sosyal ortamlara sahip olduğu ve eğitimin bilimsel yönünü benimseyen bir okula ihtiyaç duyulduğunu gördük. Tüm bu süreçlerde Türkiye’nin en genç ve başarılı eğitim girişimcisi Ümit Kalko ile KKTC’nin ilk üniversitesini kazandıran ve alanında büyük başarılar elde etmiş Girne Amerikan Üniversitesi Kurucu Rektörü Sayın Serhat Akpınar’ın, böyle bir oluşum için harekete geçilmesinde büyük katkılar sunması işlerimizi oldukça kolaylaştırdı. Bu vesileyle Girne Koleji, Girne Amerikan Üniversitesinin kuruluşu olarak Türkiye’deki eğitim öğretim faaliyetlerine başladı. Kuruluş aşaması çok güçlü bir iş birliği ve deneyimle başladı. Üniversitenin desteği, yönetim ekibinin eğitim dünyasındaki itibarlı başarıları ve Türkiye’de özel okul yatırımlarının önemiyle dünya kimliğinde bir okul kurduğumuz için çok gururluyuz.
Girne Kolejinin eğitim anlayışı nasıl oluşturuldu? Nasıl bir eğitim sistemi uyguluyorsunuz? Kurumlarınızı diğer eğitim kurumlarından farklı kılan özellikler nelerdir?
Girne Kolejinin gücünü organik bir üniversite işbirliğinden alması ve köklü deneyimi önemli bir avantaj. Girne Amerikan Üniversitesinin 1985 yılından bu yana, üç kıtaya yayılmış kampüslerinin olması, 135 farklı ülkeden gelen 200’e yakın programda yaklaşık 22.000 öğrencisine yüksek standartta eğitim olanakları sunması ve akademik programlarına dünyadaki tanınmış akreditasyon kurumlarından onay alan dünyadaki sayılı üniversiteler arasında yer alması şüphesiz ki Girne Kolejine olan güvene katma değer sağlıyor. Girne Amerikan Üniversitesinin Eğitim Fakültesinin olması da eğitimin kalitesinden ödün vermeden gelişmeye ve büyümeye devam etmemizin teminatı niteliğinde. Anaokulundan lise mezuniyetine kadar her sınıf seviyesinin eğitim yaklaşımını ve yaşam önceliklerini şeffaf bir yol haritasıyla tanımlı. Bu nedenle de 2 yıl boyunca Girne Kolejinin AR-Ge çalışmaları bizim için en değerli süreçler arasındaydı. Öğretmen eğitimi ve yabancı dil eğitimi ise en fazla yatırım yaptığımız alan. Yabancı dil eğitiminde önceliğimiz öğrencilerimizin üretken dil becerileri üzerine; yani hitabet, ifade, konuşma, yazılı, sözlü, görsel anlatım yeterliliği programımızın odak noktası. Bu anlamda yabancı dil eğitiminde iletişim ve konuşma becerisi üzerine en takip edilen ilk ve tek okuluyuz. Girne Kolejinin en dikkat çeken yönlerinden birisi de dinamik, modern ve evrensel olması. Bizler dünya kimliğinde mezuniyetin gereklilikleri üzerinden eğitim anlayışımızı tanımladık. Bu nedenle de dünya kimliği, etkili iletişim, bütünsel tasarım ve yaratıcı bakış açısı eğitim çerçevemizin anahtar kelimeleri.
Biraz da özel yaşamınıza değinelim. Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız? Hobileriniz nelerdir?
Seyahat etmek, ailemle zaman geçirmek, ülkemizi ve dünyamızı yakından tanımak adına hem okul ziyaretleri hem de kültürel gezilere katılmayı seviyorum. Spora; özellikle yüzmeye ve tenise zaman ayırmaya dikkat ediyorum. Eğitim dünyasında olmak gerçekten yenileyici ve keyifli olduğundan en şanslı yöneticilerden birisi olduğuma inanıyorum.
GİRNE KOLEJİ ÖNCE TÜRKİYE’DE, ARDINDAN TÜRK CUMHURİYETLER ve ORTADOĞU’DA, SONRA DA DÜNYADA BÜYÜYECEK
Girne Kolejinin kısa, orta ve uzun vadede hedefleri ve büyüme stratejisi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Girne Koleji ve Girne Amerikan Üniversitesinin ortak vizyonu tamamen nitelik ve iletişim odaklı. Bu nedenle de eğitimin global sorumluluğuna dair tüm unsurların kalitesini ve uygulama örneklerini büyük bir özenle deneyimli bir ekiple hayata geçiriyoruz. Böyle bir yatırımın olması da eğitim yatırımı yapmak isteyenler için büyük bir fırsat oluşturdu. İlk yılımızda maksimum 10 okul ile başlangıç yapacağız çünkü Girne Koleji olarak eğitim faaliyetlerini yürütecek okullarda temel kriterimiz donanımlı kampüs ortamı ve fiziksel standartlar. Bu nedenle de eğitim binaları, yatırımcı profili ve okulun konumu bizim için ayrıştırıcı bir büyüme hızı stratejisi. Hedefimiz her zaman bu isme ve yatırıma yakışan örnek çalışmalarla öğrencilerimize öğrenme keyfini deneyimletmek, öğretmenlerimizin gelişimine odak oluşturmak ve anne babaların güveniyle büyümek. Orta vadede ayrıca yalnızca Girne Anaokulları ismiyle yatırım yapmak ve anaokulu özelinde çalışmalara devam etmek, birkaç yıl içinde Girne Amerikan Dil Okullarına yönelik yatırımlar yapmak hedeflerimiz arasında.
Biz Girne Kolejini kısa vadede Türkiye’de, orta vadede Türk Cumhuriyetleri ve Ortadoğu ülkelerinde, uzun vadede tüm dünya ülkelerinde büyütmek istiyoruz. Girne Amerikan Üniversitesi Uluslararası Kampüsleri (ABD, Hong Kong, Sri Lanka ve Moldova, Türkiye), tüm Girne Amerikan Üniversitesi öğrencilerine beş farklı ülkede eğitim vermektedir. Girne Amerikan Üniversitesi gibi dünyanın farklı ülkelerinde kampüsleri olan bir üniversitenin büyüme modelini Girne Koleji olarak da aynı konseptte sürdürülebilir bir eğitim politikasıyla ilerleyeceğiz.
GİRNE KOLEJİ’NİN ANAHTAR KELİMELERİ;
- DÜNYA KİMLİĞİ
- ETKİLİ İLETİŞİM
- BÜTÜNSEL TASARIM
- YARATICI BAKIŞ AÇISI
Üst Kategori: ROOT Kategori: Özel Okullar
Çocukluktan bu yana hayali olan öğretmenlik mesleğini seçerek iş yaşamına atılan Dilek Cambazoğlu, bir kadın çalışan olarak karşısına çıkan engelleri hep avantaja dönüştürerek mesleğinde ilerlemiş. Eğitim kurumlarında öğretmenlikten yöneticiliğe birçok alanda bulunan Cambazoğlu, Girne Amerikan Üniversitesi işbirliğiyle kurulan Girne Koleji’nin CEO’luğu görevine ise kısa bir süre önce getirildi. Girne Koleji CEO’su Dilek Cambazoğlu ile iş yaşamının dönüm noktalarını, Girne Koleji’nin kuruluşunu ve hedeflerini konuştuk.
Ülkemizde eğitim alanında birçok yönetim kademesinde yer almış kadın yöneticiler arasındasınız. Öncelikle eğitim hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Hangi okullarda okudunuz? Nasıl bir öğrenciydiniz?
İlköğretim ve ortaöğretim eğitimimi Silivri’de tamamladım. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliğinden mezun olduktan sonra da yüksek lisansımı İstanbul Üniversitesinden aldım. Aslında öğrencilik dönemimden bahsetmeden önce öğrenen kimliğimden bahsetmek isterim. Merak ve hayal gücü tüm öğrenciler gibi benim de öğrenme yolculuğumu etkileyen önemli unsurlar arasında. Bu nedenle de her zaman araştırmak, keşfetmek, kendi çıkarımlarımı yapmak ve özenli çalışmak öğrencilik sürecimi tanımlıyor. İyi bir dinleyiciydim, öğretmenlerimin, sınıf arkadaşlarımın ve ailemin önerilerini ve anlattıklarını hep dikkate alırdım. Bir de gerçekten eğitim hayatımda da hep titiz ve disiplinliydim. Sorumlu olduğum çalışmalarda her zaman zamandan ziyade özenli bir ürün oluşturmayı, iyi bir çalışma sunmak için çaba göstermeyi, kendi emeğimle başarmayı önemserdim.
Üniversiteden mezun olduğunuz bölüm, isteyerek tercih ettiğiniz bir bölüm müydü? Neden bu alanda eğitim almak istediniz? Çocukken kariyer planlarınız nasıldı?
Eğitime dair bir işte yer almak benim için bilinçli bir tercihti. Çocuklarla ve öğrencilerle zaman geçirmek, okul ortamında çalışmak, her yaş grubunun merak duyduğu bir alanda ilerlemek hep istediğim bir şeydi. Bunun yanı sıra öğretmen olma yolunda ilerlerken kendi iç sesimi dinlediğimde, öğretmenliği deneyimlediğim yıllarda da kariyerime yönetici olarak devam etmeyi istedim. Çocukluğuma dair ailemle sohbet ettiğimde annem babam öğretmen kelimesinin dışında bir meslek ismi duymamışlar benden. İstikrarlı ve bilinçli bir tercihin sonucu bugünkü meslek alanım.
Bir kadın olarak kariyer basamaklarını tırmanırken ne gibi engellerle karşılaştınız? Bulunduğunuz noktaya gelmek isteyen kadınlara tavsiyeleriniz neler olur?
Aslında kariyer basamaklarına dair karşılaştığım her şeyi fırsat olarak değerlendirdim. Bir kadın ya da bir erkek, kendisini tanıdığında, keyif alacağı çalışma ortamını hayal ettiğinde ve irade ortaya koyduğunda mutlaka hedeflediği kariyere ulaşıyor. Profesyonel yaşam gerçekten de kendinizi sürekli yenilemeniz gereken bir alan ve kim olduğunuza saygı gösteren bir ortamda bulunmayı tercih ettiğinizde zorluk, engel hep önemli bir sıçrama fırsatına dönüşüyor. İş hayatında ve öğrenim hayatında bulunan kişilere en önemli tavsiyem kendilerini tanımaları ve kendilerini tanıyarak yenilenme alanlarını güçlendirmeleri.
YÖNETMEK BAĞ KURMAKTIR
Birçok kurumda yönetici olarak yer aldınız. Görevinizi yerine getirirken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir yönetim modelini benimsiyorsunuz? Ayrıca size göre kadın yönetici ile erkek yönetici arasındaki farklar nelerdir?
Yönetici olmanın birincil önceliğinin iletişim olduğuna inanıyorum. O yüzden de karşılaştığım herkes için özenli bir dikkatle yönettiğim şey kurduğum cümlenin karşımdaki kişiyi iyi hissettirmesi. Yönetmek demek bağ kurmak demek; yönetici olmak tamamen samimiyetle güçlendirilen bir süreç. Bu nedenle iletişim temelli ve şeffaflık yönetim modelimi en doğru tanımlayan kelimeler. Kadın yönetici ve erkek yöneticiden ziyade zihnimde patron olmak ve lider olmak arasında fark var. Hiyerarşiyi değil benlik saygısını, yalnızca sonucu değil süreci ve iletişimi, sorumlulukları doğru kişilerle paylaşmayı, bireysel başarıdan ziyade takım çalışmasını önemsiyorum.
Ülkemizde birçok kadın, eğitim-öğretim imkânlarından ve çalışma hakkından yoksun bırakılıyor. İş hayatına girdiğinde ise ayrımcılık ve gelir adaletsizliği gibi birçok sorunla karşılaşabiliyor. Türkiye’de kadının toplumdaki ve iş dünyasındaki bu konumunun değişmesi sizce neye bağlı? Bu değişimin gerçekleşmesinde kadınların eğitimi ne derece önemli?
Eğitim başlı başına hepimizin birinci sorumluluğu ve eğitim en pozitif değişim gücü. Bu nedenle de eğitim, yenilenmeye açıklık ve çağın gerekliliklerine uyum iş dünyasının öncelikleri. Türkiye’de kadının iş dünyasındaki yerine dair pozitif bir ivme olduğunu düşünüyorum. Erkekler de kadınlar da cinsiyetçi dilden uzak olacak şekilde profesyonel iş insanı olarak mesleklerine devam ettikleri sürece ve herkes birbirini tamamlamak ve geliştirmek üzere pozitif iletişimle ilerlerse eminim her kurum başarısına süreklilik kazandıracaktır. Kadın erkek fark etmeksizin değişim eğitime verdiğiniz öneme bağlı.
GİRNE KOLEJİ GÜÇLÜ BİR İŞ BİRLİĞİ VE DENEYİMLE BAŞLADI
Kısa süre önce Girne Koleji CEO’luğuna atandınız. Girne Koleji’nin kuruluş sürecinden bahsedebilir misiniz?
Türkiye’de özel okul sektöründe bir nitelik sorunu yaşanmakta. Mevcut okul markalarının vaatlerinin artık birbirlerini tekrar ettiğini görüyoruz. 2020 Türkiye’sinde özel okulculukta yeni şeyler söylemenin zamanı geldiğini düşünüyoruz. Bu bağlamda bizler özel okul ekosisteminin tüm bireylerini kapsayan geniş çaplı araştırmalar yaptık. Yaptığımız araştırmalarda uluslararası bir üniversitenin vizyonunu arkasına alan, yabancı dil eğitiminde pratik konuşmaya önem veren, öğretmenlerinin bağlı olunan üniversitenin eğitim fakültesinin uzman kadrosuyla yoğun eğitici eğitimleri ile desteklendiği, eğitim kurumunda çalışan diğer tüm kadronun üniversitenin sürekli eğitim merkezi tarafından verilen yoğun hizmet içi eğitimlere ve sertifikasyon ön koşuluna tabii olduğu, öğrencilerinin öncelikle milli, manevi değerleri aldığı ve akabinde global değerlerle desteklendiği, okulun fiziki yapısının sınav başarısının yanında özellikle yaşam başarısı noktasında gerekli sosyal ortamlara sahip olduğu ve eğitimin bilimsel yönünü benimseyen bir okula ihtiyaç duyulduğunu gördük. Tüm bu süreçlerde Türkiye’nin en genç ve başarılı eğitim girişimcisi Ümit Kalko ile KKTC’nin ilk üniversitesini kazandıran ve alanında büyük başarılar elde etmiş Girne Amerikan Üniversitesi Kurucu Rektörü Sayın Serhat Akpınar’ın, böyle bir oluşum için harekete geçilmesinde büyük katkılar sunması işlerimizi oldukça kolaylaştırdı. Bu vesileyle Girne Koleji, Girne Amerikan Üniversitesinin kuruluşu olarak Türkiye’deki eğitim öğretim faaliyetlerine başladı. Kuruluş aşaması çok güçlü bir iş birliği ve deneyimle başladı. Üniversitenin desteği, yönetim ekibinin eğitim dünyasındaki itibarlı başarıları ve Türkiye’de özel okul yatırımlarının önemiyle dünya kimliğinde bir okul kurduğumuz için çok gururluyuz.
Girne Kolejinin eğitim anlayışı nasıl oluşturuldu? Nasıl bir eğitim sistemi uyguluyorsunuz? Kurumlarınızı diğer eğitim kurumlarından farklı kılan özellikler nelerdir?
Girne Kolejinin gücünü organik bir üniversite işbirliğinden alması ve köklü deneyimi önemli bir avantaj. Girne Amerikan Üniversitesinin 1985 yılından bu yana, üç kıtaya yayılmış kampüslerinin olması, 135 farklı ülkeden gelen 200’e yakın programda yaklaşık 22.000 öğrencisine yüksek standartta eğitim olanakları sunması ve akademik programlarına dünyadaki tanınmış akreditasyon kurumlarından onay alan dünyadaki sayılı üniversiteler arasında yer alması şüphesiz ki Girne Kolejine olan güvene katma değer sağlıyor. Girne Amerikan Üniversitesinin Eğitim Fakültesinin olması da eğitimin kalitesinden ödün vermeden gelişmeye ve büyümeye devam etmemizin teminatı niteliğinde. Anaokulundan lise mezuniyetine kadar her sınıf seviyesinin eğitim yaklaşımını ve yaşam önceliklerini şeffaf bir yol haritasıyla tanımlı. Bu nedenle de 2 yıl boyunca Girne Kolejinin AR-Ge çalışmaları bizim için en değerli süreçler arasındaydı. Öğretmen eğitimi ve yabancı dil eğitimi ise en fazla yatırım yaptığımız alan. Yabancı dil eğitiminde önceliğimiz öğrencilerimizin üretken dil becerileri üzerine; yani hitabet, ifade, konuşma, yazılı, sözlü, görsel anlatım yeterliliği programımızın odak noktası. Bu anlamda yabancı dil eğitiminde iletişim ve konuşma becerisi üzerine en takip edilen ilk ve tek okuluyuz. Girne Kolejinin en dikkat çeken yönlerinden birisi de dinamik, modern ve evrensel olması. Bizler dünya kimliğinde mezuniyetin gereklilikleri üzerinden eğitim anlayışımızı tanımladık. Bu nedenle de dünya kimliği, etkili iletişim, bütünsel tasarım ve yaratıcı bakış açısı eğitim çerçevemizin anahtar kelimeleri.
Biraz da özel yaşamınıza değinelim. Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız? Hobileriniz nelerdir?
Seyahat etmek, ailemle zaman geçirmek, ülkemizi ve dünyamızı yakından tanımak adına hem okul ziyaretleri hem de kültürel gezilere katılmayı seviyorum. Spora; özellikle yüzmeye ve tenise zaman ayırmaya dikkat ediyorum. Eğitim dünyasında olmak gerçekten yenileyici ve keyifli olduğundan en şanslı yöneticilerden birisi olduğuma inanıyorum.
GİRNE KOLEJİ ÖNCE TÜRKİYE’DE, ARDINDAN TÜRK CUMHURİYETLER ve ORTADOĞU’DA, SONRA DA DÜNYADA BÜYÜYECEK
Girne Kolejinin kısa, orta ve uzun vadede hedefleri ve büyüme stratejisi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Girne Koleji ve Girne Amerikan Üniversitesinin ortak vizyonu tamamen nitelik ve iletişim odaklı. Bu nedenle de eğitimin global sorumluluğuna dair tüm unsurların kalitesini ve uygulama örneklerini büyük bir özenle deneyimli bir ekiple hayata geçiriyoruz. Böyle bir yatırımın olması da eğitim yatırımı yapmak isteyenler için büyük bir fırsat oluşturdu. İlk yılımızda maksimum 10 okul ile başlangıç yapacağız çünkü Girne Koleji olarak eğitim faaliyetlerini yürütecek okullarda temel kriterimiz donanımlı kampüs ortamı ve fiziksel standartlar. Bu nedenle de eğitim binaları, yatırımcı profili ve okulun konumu bizim için ayrıştırıcı bir büyüme hızı stratejisi. Hedefimiz her zaman bu isme ve yatırıma yakışan örnek çalışmalarla öğrencilerimize öğrenme keyfini deneyimletmek, öğretmenlerimizin gelişimine odak oluşturmak ve anne babaların güveniyle büyümek. Orta vadede ayrıca yalnızca Girne Anaokulları ismiyle yatırım yapmak ve anaokulu özelinde çalışmalara devam etmek, birkaç yıl içinde Girne Amerikan Dil Okullarına yönelik yatırımlar yapmak hedeflerimiz arasında.
Biz Girne Kolejini kısa vadede Türkiye’de, orta vadede Türk Cumhuriyetleri ve Ortadoğu ülkelerinde, uzun vadede tüm dünya ülkelerinde büyütmek istiyoruz. Girne Amerikan Üniversitesi Uluslararası Kampüsleri (ABD, Hong Kong, Sri Lanka ve Moldova, Türkiye), tüm Girne Amerikan Üniversitesi öğrencilerine beş farklı ülkede eğitim vermektedir. Girne Amerikan Üniversitesi gibi dünyanın farklı ülkelerinde kampüsleri olan bir üniversitenin büyüme modelini Girne Koleji olarak da aynı konseptte sürdürülebilir bir eğitim politikasıyla ilerleyeceğiz.
GİRNE KOLEJİ’NİN ANAHTAR KELİMELERİ;
- DÜNYA KİMLİĞİ
- ETKİLİ İLETİŞİM
- BÜTÜNSEL TASARIM
- YARATICI BAKIŞ AÇISI
Son Güncelleme: Cumartesi, 21 Mart 2020 13:37
Gösterim: 2094
20 yılı geçen meslek hayatı boyunca okul sektöründe okul geliştirmeden eğitim yönetimine birçok alanda yöneticilik yapan İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu, “Mesleğe başladığımdan bu yana ideallerimde en ufak bir sapma olmadı. Eğitim bilimlerini rehber alarak eğitimde ideal olana ulaşmayı hedeflediğim iş yaşamımda, hala aynı duygu ve hislerle ilerliyorum.” diye konuştu.
Eğitim yaşamınız nasıl geçti? Hangi okullardan mezun oldunuz?
Lise ve üniversiteyi Ankara’da okudum. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Eğitim Programları ve Öğretim Anabilim Dalında lisans, Beykent Üniversitesinde İşletme yüksek lisansı yaptım. Eğitim ve işletmeyi her zaman birbiriyle bütün olarak gördüm ama her zaman eğitimin yeri benim için ayrıydı. Ailemin de desteğiyle eğitimci olmaya karar verdim. Okul yıllarında hem derse hem de sosyal alanlara eşit zaman ayıran bir öğrenciydim.
GAZETE İLANIYLA İŞ YAŞAMINA BAŞLADIM
Eğitim dünyasına nasıl adım attınız? Eğitim sektörünü neden seçtiniz?
Hayatım boyunca, hep geleceğe dair hayalleri ve hedefleri olan biri oldum. Çocukluk yıllarında en büyük hayalim severek yapacağım bir işe sahip olmaktı. Burada en önemli nokta sanırım insanın kendisini çok iyi tanıması… Ailem de beni ilgi alanlarım, yeteneklerim ve hayallerime dair çok destekledi. Eğitimciliğe giden kariyer yolunda, bu kararlılık ve odaklanma beni bilinçli bir tercihle eğitim bilimleri alanında yükseköğrenim görmeye yöneltti. Öğrenimimi tamamladıktan sonra eğitim alanında iş arayışına girdim. Bir gazete ilanıyla, Hacettepe Üniversitesi içindeki ilköğretim okulunda “eğitim uzmanı” olarak işe başladım. 20 yılı geçen meslek hayatım boyunca okul sektöründe eğitim uzmanlığı, program geliştirme ve ar-ge uzmanlığı, okul geliştirme uzmanlığı, eğitim yönetimi danışmanlığı, lise ve fen lisesi direktörlüğü, eğitim yayıncılığı gibi alanlarda farklı deneyimlerim oldu. Vakıf okulları, özel okullar, sivil toplum kuruluşları derken farklı mecralar da olsa eğitimin ışığında meslek hayatımı sürdürdüm.
İDEALİZM SİHİRLİ KELİMEM OLDU
Mesleğe başlarken düşünceleriniz neydi? Bugün eğitimle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Her zaman planlı programlı hareket eder, muhtemel olumsuzluklara karşı hazırlıklı olmaya çalışırım. Bir eğitimci olarak da yola çıkışımda “idealizm” sihirli kelimem oldu. Mesleğe başladığımdan bu yana ideallerimde en ufak bir sapma olmadı. Eğitim bilimlerini rehber alarak eğitimde ideal olana ulaşmayı hedeflediğim iş yaşamımda, hala aynı duygu ve hislerle ilerliyorum. Hemen her iş alanında olduğu gibi, eğitim alanında da ideal uygulamaları hayata geçirmek çok kolay olmuyor. Yenilikçilik, gelişime açık olmak ve zaman zaman risk alabilmek ideallerin gerçekleşebilmesi için yapı taşları. İşin zor kısmı da, eğitim sistemi içindeki gelenekçi yapı. Yeniliğe ve değişime dirençli, yenilikçi çabaları yokuşa süren bir anlayışla mücadele ettiğim yıllar oldu. Yakın geleceğin eğitim gereklilikleri; yenilikçi, değişirken geliştiren bakış açısını zorunlu kılıyor. Bu noktada ideal olana ulaşmak sürekli gelişmekten geçiyor.
Bir kadın olarak kariyer yolculuğunda en çok zorlandığınız konular neler oldu ve bunları nasıl aştınız?
Eğitimle güçlendirilmiş kadınlar, güçlü toplumlar, mutlu yarınlar anlamına geliyor. Özellikle Türkiye’de eğitim sektöründe kadın çalışan oranı erkeklerin oranını aşmış durumda. Öğretmenlik kadınların daha çok tercih ettiği mesleklerin başında, belki de bu sebeple kariyer konusunda kadın ayrımcılığına yönelik bir engelle karşılaşmadım. Eğitimde yenilikçi çalışmaları yönetirken pek çok eleştiri, farklı görüş ve düşünce tabi ki karşıma çıktı. Bunları bir zenginlik olarak avantaja dönüştürmeye çalıştım. Bunun yanı sıra biz eğitim bilimleri mezunlarının konumlandırılamamasından kaynaklanan zorluklarla da karşılaştım. Ancak her zorluk bir öğrenme fırsatı da oldu benim için. Takım ruhunu korurken dinlemek, anlayışlı olmak, saygı duymak ve hoşgörü diliyle iletişimi güçlü tutmak zorluklarla baş etme yolumda kılavuzlarım oldu.
Eğitim dünyasında kadın öğretmenlerin sayısının çok olmasına rağmen, yönetici kadın sayısının az olmasını neye bağlıyorsunuz?
Kadınların çalışma hayatında daha az yer almasının kültürel, sosyolojik ve ekonomik birçok sebebi var. Aile yapısı, eğitim seviyesi, ücretsiz aile işçiliği, çocuk ve yaşlı bakımı, düşük ücret, kayıt dışı istihdam gibi sebepler kadınların iş gücüne katılımını olumsuz yönde etkiliyor. Kültürel ve sosyolojik açıdan, ülkemizdeki geleneksel aile yapısı kadınları çalışma hayatının dışında tutan başlıca etkenlerden biri. Burada cinsiyet eşitsizliği karşımıza çıkıyor ne yazık ki. Geçmişte erkek egemen anlayış, kadınların yöneticiliğe mesafeli bakmasına neden olmuş. Gelenekçi toplumsal yapının etkisi, artık cesur kadınların cesur adımlarıyla siliniyor. Kadınların değişen bakış açısı, toplumun bakış açısını da değiştirecek.
KADININ İŞGÜCÜNE KATILIM ORANI
DÜNYADA ARTIYOR TÜRKİYE’DE AZALIYOR
Kadınların iş dünyasında ve toplumdaki konumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nüfusun %49,8’ini kadınların oluşturduğu Türkiye’de kalkınmanın gerçekleştirilmesi için kadınların ekonomik hayata katılımlarının artırılması gerekmektedir. Kadının işgücüne katılım oranı dünya genelinde artarken ne yazık ki Türkiye’de azalmakta ve kadın işsizlik oranları özellikle 2003’ten sonra sürekli olarak %10’un üzerinde seyretmektedir. Türkiye’de kadın istihdamının yapısı incelendiğinde kadınların eğitim düzeyindeki artışların kadın istihdam oranlarını pozitif yönde etkilediği gözlenmektedir. İlkokul ve lise mezunu kadınların yaklaşık %20-30’u istihdam edilirken yüksekokul veya fakülte mezunu olan kadınların %60-%70’i, yani neredeyse iki kat fazlası istihdam edilmektedir. Dolayısıyla eğitim düzeyinin kadın istihdamını artırmada önemli bir etken olduğu söylenebilir. İstihdam edildikleri statülere göre kadınlar 1988-2004 yılları arasında çoğunlukla ücretsiz aile işçisi iken 2004 yılından sonra ücretli, maaşlı veya yevmiyeli statüde istihdam edilmektedirler. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise kırsal bölgede tarım sektöründe ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların tarımda istihdamın azalmasıyla kentlere göç etmeleridir. Dolayısıyla kente gelen kadınlar düşük eğitim seviyesinde olmaları nedeniyle katma değeri düşük vasıfsız işlerde düşük ücretlerle çalışmaktadırlar.
Kadın istihdamında etkili olan bir diğer husus da kadının medeni durumdur. Türkiye’de boşanan ve bekar olan kadınların istihdam oranı evli kadınlara nazaran daha yüksek düzeydedir. Bunun sebebi ise kanunlardaki eşitlikçi yapıya karşın, kadının niteliksel gelişimini ve işgücü piyasasında aktif rol almasını sağlayacak gerekli mekanizmaların oluşamamasıdır. Ataerkil düşünce yapısına sahip olan Türkiye’de ev işleri, yaşlı ve çocuk bakımı gibi işler kadının görevi olarak görülmektedir. Dolayısıyla kadınların evlendikten sonra bu yükümlülükleri artmakta ve iş gücü piyasasının dışında kalmaya zorlanmaktadırlar. Türkiye’de kadınların işgücüne dahil olmama sebepleri içinde ev işleri büyük bir ağırlığa sahiptir.
“İyi bir yöneticinin, doğru ve sağlıklı iletişim becerilerine sahip olması gerektiğine inanıyorum. Demokratik ve çoğulcu bir yönetimi her zaman benimsemişimdir. Bunun için adil olabilmek, olayları doğru analiz edebilmek çok önemli. Ben, takım ruhu oluştururken takım oyuncusu olabilen bir lider olmayı önemsiyorum. Yönetimde başarı; hedef belirleme, öngörü, çözüm odaklılık, iletişim, motivasyon ve mutlulukla ortaya çıkıyor diyebilirim.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Özel Okullar
20 yılı geçen meslek hayatı boyunca okul sektöründe okul geliştirmeden eğitim yönetimine birçok alanda yöneticilik yapan İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu, “Mesleğe başladığımdan bu yana ideallerimde en ufak bir sapma olmadı. Eğitim bilimlerini rehber alarak eğitimde ideal olana ulaşmayı hedeflediğim iş yaşamımda, hala aynı duygu ve hislerle ilerliyorum.” diye konuştu.
Eğitim yaşamınız nasıl geçti? Hangi okullardan mezun oldunuz?
Lise ve üniversiteyi Ankara’da okudum. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Eğitim Programları ve Öğretim Anabilim Dalında lisans, Beykent Üniversitesinde İşletme yüksek lisansı yaptım. Eğitim ve işletmeyi her zaman birbiriyle bütün olarak gördüm ama her zaman eğitimin yeri benim için ayrıydı. Ailemin de desteğiyle eğitimci olmaya karar verdim. Okul yıllarında hem derse hem de sosyal alanlara eşit zaman ayıran bir öğrenciydim.
GAZETE İLANIYLA İŞ YAŞAMINA BAŞLADIM
Eğitim dünyasına nasıl adım attınız? Eğitim sektörünü neden seçtiniz?
Hayatım boyunca, hep geleceğe dair hayalleri ve hedefleri olan biri oldum. Çocukluk yıllarında en büyük hayalim severek yapacağım bir işe sahip olmaktı. Burada en önemli nokta sanırım insanın kendisini çok iyi tanıması… Ailem de beni ilgi alanlarım, yeteneklerim ve hayallerime dair çok destekledi. Eğitimciliğe giden kariyer yolunda, bu kararlılık ve odaklanma beni bilinçli bir tercihle eğitim bilimleri alanında yükseköğrenim görmeye yöneltti. Öğrenimimi tamamladıktan sonra eğitim alanında iş arayışına girdim. Bir gazete ilanıyla, Hacettepe Üniversitesi içindeki ilköğretim okulunda “eğitim uzmanı” olarak işe başladım. 20 yılı geçen meslek hayatım boyunca okul sektöründe eğitim uzmanlığı, program geliştirme ve ar-ge uzmanlığı, okul geliştirme uzmanlığı, eğitim yönetimi danışmanlığı, lise ve fen lisesi direktörlüğü, eğitim yayıncılığı gibi alanlarda farklı deneyimlerim oldu. Vakıf okulları, özel okullar, sivil toplum kuruluşları derken farklı mecralar da olsa eğitimin ışığında meslek hayatımı sürdürdüm.
İDEALİZM SİHİRLİ KELİMEM OLDU
Mesleğe başlarken düşünceleriniz neydi? Bugün eğitimle ilgili neler düşünüyorsunuz?
Her zaman planlı programlı hareket eder, muhtemel olumsuzluklara karşı hazırlıklı olmaya çalışırım. Bir eğitimci olarak da yola çıkışımda “idealizm” sihirli kelimem oldu. Mesleğe başladığımdan bu yana ideallerimde en ufak bir sapma olmadı. Eğitim bilimlerini rehber alarak eğitimde ideal olana ulaşmayı hedeflediğim iş yaşamımda, hala aynı duygu ve hislerle ilerliyorum. Hemen her iş alanında olduğu gibi, eğitim alanında da ideal uygulamaları hayata geçirmek çok kolay olmuyor. Yenilikçilik, gelişime açık olmak ve zaman zaman risk alabilmek ideallerin gerçekleşebilmesi için yapı taşları. İşin zor kısmı da, eğitim sistemi içindeki gelenekçi yapı. Yeniliğe ve değişime dirençli, yenilikçi çabaları yokuşa süren bir anlayışla mücadele ettiğim yıllar oldu. Yakın geleceğin eğitim gereklilikleri; yenilikçi, değişirken geliştiren bakış açısını zorunlu kılıyor. Bu noktada ideal olana ulaşmak sürekli gelişmekten geçiyor.
Bir kadın olarak kariyer yolculuğunda en çok zorlandığınız konular neler oldu ve bunları nasıl aştınız?
Eğitimle güçlendirilmiş kadınlar, güçlü toplumlar, mutlu yarınlar anlamına geliyor. Özellikle Türkiye’de eğitim sektöründe kadın çalışan oranı erkeklerin oranını aşmış durumda. Öğretmenlik kadınların daha çok tercih ettiği mesleklerin başında, belki de bu sebeple kariyer konusunda kadın ayrımcılığına yönelik bir engelle karşılaşmadım. Eğitimde yenilikçi çalışmaları yönetirken pek çok eleştiri, farklı görüş ve düşünce tabi ki karşıma çıktı. Bunları bir zenginlik olarak avantaja dönüştürmeye çalıştım. Bunun yanı sıra biz eğitim bilimleri mezunlarının konumlandırılamamasından kaynaklanan zorluklarla da karşılaştım. Ancak her zorluk bir öğrenme fırsatı da oldu benim için. Takım ruhunu korurken dinlemek, anlayışlı olmak, saygı duymak ve hoşgörü diliyle iletişimi güçlü tutmak zorluklarla baş etme yolumda kılavuzlarım oldu.
Eğitim dünyasında kadın öğretmenlerin sayısının çok olmasına rağmen, yönetici kadın sayısının az olmasını neye bağlıyorsunuz?
Kadınların çalışma hayatında daha az yer almasının kültürel, sosyolojik ve ekonomik birçok sebebi var. Aile yapısı, eğitim seviyesi, ücretsiz aile işçiliği, çocuk ve yaşlı bakımı, düşük ücret, kayıt dışı istihdam gibi sebepler kadınların iş gücüne katılımını olumsuz yönde etkiliyor. Kültürel ve sosyolojik açıdan, ülkemizdeki geleneksel aile yapısı kadınları çalışma hayatının dışında tutan başlıca etkenlerden biri. Burada cinsiyet eşitsizliği karşımıza çıkıyor ne yazık ki. Geçmişte erkek egemen anlayış, kadınların yöneticiliğe mesafeli bakmasına neden olmuş. Gelenekçi toplumsal yapının etkisi, artık cesur kadınların cesur adımlarıyla siliniyor. Kadınların değişen bakış açısı, toplumun bakış açısını da değiştirecek.
KADININ İŞGÜCÜNE KATILIM ORANI
DÜNYADA ARTIYOR TÜRKİYE’DE AZALIYOR
Kadınların iş dünyasında ve toplumdaki konumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Nüfusun %49,8’ini kadınların oluşturduğu Türkiye’de kalkınmanın gerçekleştirilmesi için kadınların ekonomik hayata katılımlarının artırılması gerekmektedir. Kadının işgücüne katılım oranı dünya genelinde artarken ne yazık ki Türkiye’de azalmakta ve kadın işsizlik oranları özellikle 2003’ten sonra sürekli olarak %10’un üzerinde seyretmektedir. Türkiye’de kadın istihdamının yapısı incelendiğinde kadınların eğitim düzeyindeki artışların kadın istihdam oranlarını pozitif yönde etkilediği gözlenmektedir. İlkokul ve lise mezunu kadınların yaklaşık %20-30’u istihdam edilirken yüksekokul veya fakülte mezunu olan kadınların %60-%70’i, yani neredeyse iki kat fazlası istihdam edilmektedir. Dolayısıyla eğitim düzeyinin kadın istihdamını artırmada önemli bir etken olduğu söylenebilir. İstihdam edildikleri statülere göre kadınlar 1988-2004 yılları arasında çoğunlukla ücretsiz aile işçisi iken 2004 yılından sonra ücretli, maaşlı veya yevmiyeli statüde istihdam edilmektedirler. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise kırsal bölgede tarım sektöründe ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların tarımda istihdamın azalmasıyla kentlere göç etmeleridir. Dolayısıyla kente gelen kadınlar düşük eğitim seviyesinde olmaları nedeniyle katma değeri düşük vasıfsız işlerde düşük ücretlerle çalışmaktadırlar.
Kadın istihdamında etkili olan bir diğer husus da kadının medeni durumdur. Türkiye’de boşanan ve bekar olan kadınların istihdam oranı evli kadınlara nazaran daha yüksek düzeydedir. Bunun sebebi ise kanunlardaki eşitlikçi yapıya karşın, kadının niteliksel gelişimini ve işgücü piyasasında aktif rol almasını sağlayacak gerekli mekanizmaların oluşamamasıdır. Ataerkil düşünce yapısına sahip olan Türkiye’de ev işleri, yaşlı ve çocuk bakımı gibi işler kadının görevi olarak görülmektedir. Dolayısıyla kadınların evlendikten sonra bu yükümlülükleri artmakta ve iş gücü piyasasının dışında kalmaya zorlanmaktadırlar. Türkiye’de kadınların işgücüne dahil olmama sebepleri içinde ev işleri büyük bir ağırlığa sahiptir.
“İyi bir yöneticinin, doğru ve sağlıklı iletişim becerilerine sahip olması gerektiğine inanıyorum. Demokratik ve çoğulcu bir yönetimi her zaman benimsemişimdir. Bunun için adil olabilmek, olayları doğru analiz edebilmek çok önemli. Ben, takım ruhu oluştururken takım oyuncusu olabilen bir lider olmayı önemsiyorum. Yönetimde başarı; hedef belirleme, öngörü, çözüm odaklılık, iletişim, motivasyon ve mutlulukla ortaya çıkıyor diyebilirim.”
Son Güncelleme: Çarşamba, 18 Mart 2020 12:02
Gösterim: 1001

