Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

TÜBİTAK'ın "1005–Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı" adıyla üniversite ve kamu Ar-Ge merkezlerindeki araştırmacılara yönelik yeni bir destek programı başlattı. Program kapsamında yeni fikir ve ürünlere 200 bin liraya kadar destek verilecek.

TÜBİTAK'tan yeni fikir ve ürünlere 200 bin liralık destekTürkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Necati Demir, dışa bağımlılığı azaltacak ve uluslararası alanda rekabet edebilecek ürünlerin geliştirilmesi amacıyla kurumun 200 bin liraya kadar Ar-Ge desteği vereceğini bildirdi.

Konuya ilişkin yapılan açıklamada, TÜBİTAK'ın "1005–Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı" adıyla üniversite ve kamu Ar-Ge merkezlerindeki araştırmacılara yönelik yeni bir destek programı başlattığı bildirildi.

Araştırma Destek Programları Başkanlığı (ARDEB) tarafından yürütülen program kapsamında, ülkede yaygın olarak kullanılan ithal cihaz ve malzemelerin geliştirilmesi ile dünyayla rekabet edebilecek yeni ürünlerin ortaya çıkarılacağı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: 

"Tarımı yapılan ithal bitki çeşitlerinin ülkemiz koşullarına uygun olarak ıslahı, verimli hayvan ırkı, hayvansal ürün ve teknolojilerinin geliştirilmesi, gıda ürünlerini işleme, paketleme ve depolamada kullanılan ürün ve teknolojilerin uluslararası örnekleri ile rekabet edebilecek düzeyde üretilmesi gibi akademik Ar-Ge projeleri destek kapsamında yer alacak. Bunun yanında tanı ve tedavi yöntemleri de uluslararası örnekleri ile rekabet edebilecek düzeyde olmak kaydıyla desteklenecek. Destek kapsamında yaygın olarak kullanılan teknolojik ürünlere ilave yaparak yeni özellikler ve yeni ürünler ortaya çıkaracak projeler de ele alınacak. Sosyal ve beşeri bilimler projeleri de bu program kapsamında desteklenecek." 

"Ürün ve teknolojiler, yerli olarak geliştirilecek"

Söz konusu program hakkında bilgi veren TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Necati Demir, ülkede yaygın olarak kullanılan ürün ve teknolojilerin yerli olarak geliştirilmesine destek vereceklerini açıkladı. 

Bu amaçla hazırlanan projelerin, patent hakkını ihlal etmeden gerçekleştirileceğini anlatan Demir, "Dışa bağımlılığı azaltacak ve uluslararası alanda rekabet edebilecek ürünlerin geliştirilmesi amacıyla 200 bin liraya kadar Ar-Ge desteği verilecek. Program ile birden fazla ürün, teknoloji ve fikrin bir araya getirilerek ulusal ve uluslararası boyutta yeni bir ürün ve teknoloji geliştirilmesini hedefleyen projeler de desteklenecek" ifadelerini kullandı. 

"Programa üniversite ve kamu Ar-Ge merkezi çalışanları başvurabilecek" 

Yeni başlatılan 1005 Programı'nın yeni fikir ve ürün geliştirilmesi amacına destek sağlayan diğer programlara geçiş için bir köprü niteliği taşıdığını ifade eden Demir, şunları kaydetti: 

"Prototip geliştiren araştırmacılara nihai ürünün ortaya çıkarılması için TEYDEB-1505, KOSGEB, San-Tez programlarına başvurmalarının önü açıldı. Ürünün doğrudan geliştirilmesi durumunda ise TEYDEB-1512 destek programına başvuru yapılarak proje sonuçlarının uygulamaya aktarılması da hedefleniyor. En fazla 18 ay süreyle 200 bin liraya kadar destek verilecek olan bu programa üniversite ve kamu Ar-Ge merkezi çalışanları başvurabilecek. Program kapsamında aylık 3 bin liraya kadar burs desteği verilecek, bilimsel toplantı ve çalışmalar için 10 bin liraya kadar seyahat desteği sağlanacak. Proje yürütücüsüne aylık bin lira, araştırmacıya da aylık 500 liraya kadar Proje Teşvik İkramiyesi verilecek."

> TÜBİTAK'tan yeni fikir ve ürünlere 200 bin liralık destek

TÜBİTAK'ın "1005–Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı" adıyla üniversite ve kamu Ar-Ge merkezlerindeki araştırmacılara yönelik yeni bir destek programı başlattı. Program kapsamında yeni fikir ve ürünlere 200 bin liraya kadar destek verilecek.

TÜBİTAK'tan yeni fikir ve ürünlere 200 bin liralık destekTürkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Necati Demir, dışa bağımlılığı azaltacak ve uluslararası alanda rekabet edebilecek ürünlerin geliştirilmesi amacıyla kurumun 200 bin liraya kadar Ar-Ge desteği vereceğini bildirdi.

Konuya ilişkin yapılan açıklamada, TÜBİTAK'ın "1005–Ulusal Yeni Fikirler ve Ürünler Araştırma Destek Programı" adıyla üniversite ve kamu Ar-Ge merkezlerindeki araştırmacılara yönelik yeni bir destek programı başlattığı bildirildi.

Araştırma Destek Programları Başkanlığı (ARDEB) tarafından yürütülen program kapsamında, ülkede yaygın olarak kullanılan ithal cihaz ve malzemelerin geliştirilmesi ile dünyayla rekabet edebilecek yeni ürünlerin ortaya çıkarılacağı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: 

"Tarımı yapılan ithal bitki çeşitlerinin ülkemiz koşullarına uygun olarak ıslahı, verimli hayvan ırkı, hayvansal ürün ve teknolojilerinin geliştirilmesi, gıda ürünlerini işleme, paketleme ve depolamada kullanılan ürün ve teknolojilerin uluslararası örnekleri ile rekabet edebilecek düzeyde üretilmesi gibi akademik Ar-Ge projeleri destek kapsamında yer alacak. Bunun yanında tanı ve tedavi yöntemleri de uluslararası örnekleri ile rekabet edebilecek düzeyde olmak kaydıyla desteklenecek. Destek kapsamında yaygın olarak kullanılan teknolojik ürünlere ilave yaparak yeni özellikler ve yeni ürünler ortaya çıkaracak projeler de ele alınacak. Sosyal ve beşeri bilimler projeleri de bu program kapsamında desteklenecek." 

"Ürün ve teknolojiler, yerli olarak geliştirilecek"

Söz konusu program hakkında bilgi veren TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Necati Demir, ülkede yaygın olarak kullanılan ürün ve teknolojilerin yerli olarak geliştirilmesine destek vereceklerini açıkladı. 

Bu amaçla hazırlanan projelerin, patent hakkını ihlal etmeden gerçekleştirileceğini anlatan Demir, "Dışa bağımlılığı azaltacak ve uluslararası alanda rekabet edebilecek ürünlerin geliştirilmesi amacıyla 200 bin liraya kadar Ar-Ge desteği verilecek. Program ile birden fazla ürün, teknoloji ve fikrin bir araya getirilerek ulusal ve uluslararası boyutta yeni bir ürün ve teknoloji geliştirilmesini hedefleyen projeler de desteklenecek" ifadelerini kullandı. 

"Programa üniversite ve kamu Ar-Ge merkezi çalışanları başvurabilecek" 

Yeni başlatılan 1005 Programı'nın yeni fikir ve ürün geliştirilmesi amacına destek sağlayan diğer programlara geçiş için bir köprü niteliği taşıdığını ifade eden Demir, şunları kaydetti: 

"Prototip geliştiren araştırmacılara nihai ürünün ortaya çıkarılması için TEYDEB-1505, KOSGEB, San-Tez programlarına başvurmalarının önü açıldı. Ürünün doğrudan geliştirilmesi durumunda ise TEYDEB-1512 destek programına başvuru yapılarak proje sonuçlarının uygulamaya aktarılması da hedefleniyor. En fazla 18 ay süreyle 200 bin liraya kadar destek verilecek olan bu programa üniversite ve kamu Ar-Ge merkezi çalışanları başvurabilecek. Program kapsamında aylık 3 bin liraya kadar burs desteği verilecek, bilimsel toplantı ve çalışmalar için 10 bin liraya kadar seyahat desteği sağlanacak. Proje yürütücüsüne aylık bin lira, araştırmacıya da aylık 500 liraya kadar Proje Teşvik İkramiyesi verilecek."

Son Güncelleme: Pazartesi, 09 Eylül 2013 08:13

Gösterim: 2298

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, "FATİH Projesi kamuoyunda maalesef sadece bir tablet dağıtım projesi gibi algılanıyor, oysa FATİH Projesi, 'Türk milli eğitim sisteminde yeni bir dönemin başlangıcı' anlamına geliyor” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Bakanlığın Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü stüdyosunda gerçekleştirilen lise öğretmenlerine yönelik FATİH Projesi Eğitimi açılış programına katıldı.

Eğitim Bilişim Ağı üzerinden yayınlanan canlı programda konuşan Bakan Avcı, "çalışma arkadaşlarım" dediği öğretmenlerin yeni eğitim öğretim yılını kutladı.

Yaşanılan yüzyılın bilgi çağı olduğuna dikkati çeken Bakan Avcı, "Bunun anlamı bilgi ve iletişim teknolojilerinin hayatın her alanında belirleyici olduğudur" dedi.

Bu değişimin en çok hissedildiği alanın ise eğitim olduğunu vurgulayan Bakan Avcı, öğrenme ve öğretme süreçlerinde sürekli olarak yeni eğilimlerin ortaya çıktığına dikkati çekti.

Öğretmenlerin bu durumun en yakın tanığı olduğunu belirten Bakan Avcı, şöyle konuştu:

"Dünyadaki gelişmelere baktığımızda eğitimde kalite arayışı, fırsat eşitliği, daha demokratik ve esnek bir eğitim sistemi gibi hedeflerin yanında bilgi teknolojilerinin eğitimde çok daha yaygın kullanıldığını görüyoruz. Bütün ülkeler eğitime daha fazla yatırım yapıyor, eğitim sistemlerini sürekli olarak geliştirmeye çalışıyor ve teknolojik gelişimlerden en etkili biçimde faydalanmanın yolunu arıyor. Fatih Projesi, Türkiye'nin dünyadaki bu gelişmelerin seyircisi değil, aktörü olmak arzusu ve iradesinin en somut ifadesidir.

Bu projeyle her şeyden önce eğitimde fırsat eşitliği yanında bölgeler arası teknolojik eşitsizliği de ortadan kaldırmayı düşünüyoruz. Toplumun eğitime ilişkin beklentilerini karşılamayı amaçlıyoruz. Çocuklarımızın ve gençlerimizin sosyo-ekonomik durumu veya şartları ne olursa bilişim teknolojilerinin imkanlarından yararlanarak kendilerini geliştirmelerini, bilgiye ve dünyaya açılmalarını sağlamak istiyoruz."

Bakan Avcı, önümüzdeki dönemde öğrencilerin uluslararası arenadaki akranlarıyla daha kolay rekabet edebilecekleri koşullara ulaşacaklarını da ifade etti.

"Öğretmenlerimizin daha yüksek motivasyonla çalışmasını istiyoruz"

Öğretmenlerin de nerede görev yaparlarsa yapsınlar, daha zengin bir içerikle ve daha yüksek motivasyonla çalışmasını istediklerini bildiren Bakan Avcı, bunun koşullarını hazırladıklarını söyledi.

Eğitimde teknolojinin giderek daha fazla kullanılmasının, öğretmenin rolünü azaltmak yerine aksine rolünü çok daha önemli hale getirdiğinin altını çizen Bakan Avcı, "FATİH Projesi öğretmenlerimize görevlerini daha etkili ve daha verimli bir şekilde sürdürmenin yanında, kendi mesleki ve kişisel gelişimleri için de sayısız fırsatlar sunuyor" değerlendirmesini yaptı.

Uzaktan eğitim programının 3 gün boyunca devam edeceğini dile getiren Avcı, program süresince de alanlarında uzman kişilerin FATİH Projesi'nin bileşenleri ve işleyişi konusunda ayrıntılı bilgi vereceklerini bildirdi.

"Fatih Projesi maalesef sadece bir tablet dağıtım projesi gibi algılanıyor"

"FATİH Projesi kamuoyunda maalesef sadece bir tablet dağıtım projesi gibi algılanıyor" diyen Bakan Avcı, oysa eğitimde FATİH Projesi'nin, 'Türk milli eğitim sisteminde yeni bir dönemin başlangıcı' anlamına geldiğini bildirdi.

Bakan Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin eğitimdeki bu büyük ve ileri hamlesi bütün dünyaya model olabilecek nitelikte çok büyük bir hamledir. Şu anda dünyanın pek çok ülkesi eğitimde FATİH Projesi uygulamalarını çok yakından ve büyük bir ilgiyle takip ediyor. Projeyle her sınıf çok yüksek internetle tanışıyor. Öğrenme kaynaklarımız çeşitleniyor, ezberci öğrenme şekli ortadan kalkıyor, araştıran, üreten, düşünen bireyler yetişiyor. Öğretmen ve öğrenciye eğitim öğretimde büyük kolaylıklar sağlanıyor."

FATİH Projesi'ne 2010 yılı Kasım ayında başladıklarını hatırlatan Bakan Avcı, projenin boyutlarının gözönüne alındığında üç yıl gibi kısa bir sürede çok önemli mesafe katettiklerini söyledi.

84 bin 921 adet etkileşimli tahta, 62 bin 800 adet tablet...

Bu süre içinde meslek liseleri hariç tüm liselerdeki sınıfların tamamına 84 bin 921 adet etkileşimli tahta yerleştirdiklerini ifade eden Bakan Avcı, "Bu okullarımız için alt yapı ihalelerini tamamladık, öğrencilerimize ve öğretmelerimize 62 bin 800 adet tablet dağıttık. İllerin tamamında 110 adet uzaktan eğitim merkezi kurduk. Bu merkezlerde bugüne kadar 120 binin üzerinde öğretmenimiz hizmet içi eğitim aldı" dedi.

FATİH Projesi'nin başarılı bir şekilde sürdürülmesinde en büyük rolün öğretmenlere düştüğünü dile getiren Bakan Avcı, bu kapsamda verilen uzaktan eğitimin de önemine değindi.

Bakan Avcı, "Ülkemizi daha güzel bir geleceği taşıyacak nitelikli gençleri siz yetiştireceksiniz. Bugün dünden daha iyi ama yarınlarımız, bugünden de iyi olacak. Bunun yollarından biri de yaratıcı, yenilikçi, eleştirel düşünen, problem çözebilen, iletişim ve işbirliğine yatkın, demokratik kültürü özümsemiş yeni bir neslin yetiştirilmesine eğitim yoluyla katkı sağlamaktır" diye konuştu.

> ‘Fatih Projesi tablet dağıtım projesi gibi algılanıyor’

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, "FATİH Projesi kamuoyunda maalesef sadece bir tablet dağıtım projesi gibi algılanıyor, oysa FATİH Projesi, 'Türk milli eğitim sisteminde yeni bir dönemin başlangıcı' anlamına geliyor” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Bakanlığın Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü stüdyosunda gerçekleştirilen lise öğretmenlerine yönelik FATİH Projesi Eğitimi açılış programına katıldı.

Eğitim Bilişim Ağı üzerinden yayınlanan canlı programda konuşan Bakan Avcı, "çalışma arkadaşlarım" dediği öğretmenlerin yeni eğitim öğretim yılını kutladı.

Yaşanılan yüzyılın bilgi çağı olduğuna dikkati çeken Bakan Avcı, "Bunun anlamı bilgi ve iletişim teknolojilerinin hayatın her alanında belirleyici olduğudur" dedi.

Bu değişimin en çok hissedildiği alanın ise eğitim olduğunu vurgulayan Bakan Avcı, öğrenme ve öğretme süreçlerinde sürekli olarak yeni eğilimlerin ortaya çıktığına dikkati çekti.

Öğretmenlerin bu durumun en yakın tanığı olduğunu belirten Bakan Avcı, şöyle konuştu:

"Dünyadaki gelişmelere baktığımızda eğitimde kalite arayışı, fırsat eşitliği, daha demokratik ve esnek bir eğitim sistemi gibi hedeflerin yanında bilgi teknolojilerinin eğitimde çok daha yaygın kullanıldığını görüyoruz. Bütün ülkeler eğitime daha fazla yatırım yapıyor, eğitim sistemlerini sürekli olarak geliştirmeye çalışıyor ve teknolojik gelişimlerden en etkili biçimde faydalanmanın yolunu arıyor. Fatih Projesi, Türkiye'nin dünyadaki bu gelişmelerin seyircisi değil, aktörü olmak arzusu ve iradesinin en somut ifadesidir.

Bu projeyle her şeyden önce eğitimde fırsat eşitliği yanında bölgeler arası teknolojik eşitsizliği de ortadan kaldırmayı düşünüyoruz. Toplumun eğitime ilişkin beklentilerini karşılamayı amaçlıyoruz. Çocuklarımızın ve gençlerimizin sosyo-ekonomik durumu veya şartları ne olursa bilişim teknolojilerinin imkanlarından yararlanarak kendilerini geliştirmelerini, bilgiye ve dünyaya açılmalarını sağlamak istiyoruz."

Bakan Avcı, önümüzdeki dönemde öğrencilerin uluslararası arenadaki akranlarıyla daha kolay rekabet edebilecekleri koşullara ulaşacaklarını da ifade etti.

"Öğretmenlerimizin daha yüksek motivasyonla çalışmasını istiyoruz"

Öğretmenlerin de nerede görev yaparlarsa yapsınlar, daha zengin bir içerikle ve daha yüksek motivasyonla çalışmasını istediklerini bildiren Bakan Avcı, bunun koşullarını hazırladıklarını söyledi.

Eğitimde teknolojinin giderek daha fazla kullanılmasının, öğretmenin rolünü azaltmak yerine aksine rolünü çok daha önemli hale getirdiğinin altını çizen Bakan Avcı, "FATİH Projesi öğretmenlerimize görevlerini daha etkili ve daha verimli bir şekilde sürdürmenin yanında, kendi mesleki ve kişisel gelişimleri için de sayısız fırsatlar sunuyor" değerlendirmesini yaptı.

Uzaktan eğitim programının 3 gün boyunca devam edeceğini dile getiren Avcı, program süresince de alanlarında uzman kişilerin FATİH Projesi'nin bileşenleri ve işleyişi konusunda ayrıntılı bilgi vereceklerini bildirdi.

"Fatih Projesi maalesef sadece bir tablet dağıtım projesi gibi algılanıyor"

"FATİH Projesi kamuoyunda maalesef sadece bir tablet dağıtım projesi gibi algılanıyor" diyen Bakan Avcı, oysa eğitimde FATİH Projesi'nin, 'Türk milli eğitim sisteminde yeni bir dönemin başlangıcı' anlamına geldiğini bildirdi.

Bakan Avcı, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin eğitimdeki bu büyük ve ileri hamlesi bütün dünyaya model olabilecek nitelikte çok büyük bir hamledir. Şu anda dünyanın pek çok ülkesi eğitimde FATİH Projesi uygulamalarını çok yakından ve büyük bir ilgiyle takip ediyor. Projeyle her sınıf çok yüksek internetle tanışıyor. Öğrenme kaynaklarımız çeşitleniyor, ezberci öğrenme şekli ortadan kalkıyor, araştıran, üreten, düşünen bireyler yetişiyor. Öğretmen ve öğrenciye eğitim öğretimde büyük kolaylıklar sağlanıyor."

FATİH Projesi'ne 2010 yılı Kasım ayında başladıklarını hatırlatan Bakan Avcı, projenin boyutlarının gözönüne alındığında üç yıl gibi kısa bir sürede çok önemli mesafe katettiklerini söyledi.

84 bin 921 adet etkileşimli tahta, 62 bin 800 adet tablet...

Bu süre içinde meslek liseleri hariç tüm liselerdeki sınıfların tamamına 84 bin 921 adet etkileşimli tahta yerleştirdiklerini ifade eden Bakan Avcı, "Bu okullarımız için alt yapı ihalelerini tamamladık, öğrencilerimize ve öğretmelerimize 62 bin 800 adet tablet dağıttık. İllerin tamamında 110 adet uzaktan eğitim merkezi kurduk. Bu merkezlerde bugüne kadar 120 binin üzerinde öğretmenimiz hizmet içi eğitim aldı" dedi.

FATİH Projesi'nin başarılı bir şekilde sürdürülmesinde en büyük rolün öğretmenlere düştüğünü dile getiren Bakan Avcı, bu kapsamda verilen uzaktan eğitimin de önemine değindi.

Bakan Avcı, "Ülkemizi daha güzel bir geleceği taşıyacak nitelikli gençleri siz yetiştireceksiniz. Bugün dünden daha iyi ama yarınlarımız, bugünden de iyi olacak. Bunun yollarından biri de yaratıcı, yenilikçi, eleştirel düşünen, problem çözebilen, iletişim ve işbirliğine yatkın, demokratik kültürü özümsemiş yeni bir neslin yetiştirilmesine eğitim yoluyla katkı sağlamaktır" diye konuştu.

Son Güncelleme: Çarşamba, 04 Eylül 2013 16:50

Gösterim: 1738

Bin kişi üzerinde yapılan bir ankete göre, sosyal paylaşım sitelerinden başkalarının hayatlarını takip edenlerin bunalıma girdikleri belirlendi.

Kafkas Üniversitesi (KAÜ) Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Osman Engin, "Göteborg Üniversite'nden bir grubun bin kişi üzerinde sosyal paylaşım siteleri konusunda yaptığı ankete göre başkalarının hayatlarını Facebook üzerinden takip eden internet kullanıcıları, bunları kendi hayatlarıyla kıyasladıktan sonra bunalıma giriyor" dedi.

Engin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sosyal paylaşım sitelerinin bireysel düzeyde psikolojik travmalara neden olduğunu belirterek, bunun örneklerinin medyada görüldüğü söyledi.

İnsanların kendi ölçülerinde sosyal paylaşım sitelerine sınır koyamadığını ancak sosyal paylaşım sitelerinin insanların sınırlarını zorladığına dikkati çeken Engin, "Toplumsal ve bireysel açılardan genel kabul ve red alanları birbirine karışmıştır. Bozulan sosyal yapıyla ilgili sınırsızlıkları sosyal paylaşım siteleri teşvik etmektedir" diye konuştu.

Engin, Göteborg Üniversite'nden bir grubun bin kişi üzerinde sosyal paylaşım siteleri konusunda anket yaptığını anlatarak, şunları kaydetti:

"Ankete göre, başkalarının hayatlarını Facebook üzerinden takip eden internet kullanıcıları, bunları kendi hayatlarıyla kıyasladıktan sonra bunalıma giriyor. Araştırmayı yapan gruptan Leif Dent, bu durumu sahte bir hayata benzeterek, "Facebook'ta insanlar, hayatlarının en güzel anlarını ve en güzel resimlerini paylaşır. Bu paylaşımlar diğer insanların yanılmasına sebep olur çünkü paylaşımı yapan insanın gerçek hayatını veya mutsuz anlarını Facebook'ta göremezsin. Başkalarının sanal hayatını kıskanmak, sosyal paylaşım siteleriyle beraber insanları etkileyen problemler arasına girdi" diyor. Ergenlik öncesi ve ergenlikte sosyal ağların ve teknolojinin sürekli ve uzun saatler kullanılması kaygıya, depresyona ve daha başka psiko-patolojilere neden olabildiği düşünülüyor."

Facebook ve Twitter kimlik krizine sokuyor

Engin, Oxford Üniversitesi'nde yapılan araştırmada da Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin gençleri kimlik krizine soktuğunun belirlendiğini kaydetti https://apotheke-zag.de/kaufen-kamagra/.

Sosyal paylaşım sitelerinde vakit geçirmenin dikkat eksikliğine ve sözsüz iletişime neden olabileceğine dikkat çeken Engin, şöyle devam etti:

"Günümüzün en temel sosyal sorunlarının başında gelen sosyal paylaşım sitelerinin özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki olumsuz etkilerini belirlemek amacıyla oldukça yoğun çalışmalar yapılıyor. Şüphesiz gençlerin toplumsal varlığımızın devamı ve milli, manevi, sosyal ve kültürel değer ve normlarımızı edinip benimsemeleri ve insanlık adına yeni medeniyet değerlerini üretebilecek düzeyde katkı sağlamaları bekleniyor. Toplumsal birlik ve beraberlik adına bunun gerçekleşmesi oldukça önemlidir."

Engin, öte yandan sosyal paylaşım siteleri kullanımının 5 yaşın altına düştüğünü sözlerine ekledi.

> Sosyal medyada bunu yapıyorsanız depresyondasınız!

Bin kişi üzerinde yapılan bir ankete göre, sosyal paylaşım sitelerinden başkalarının hayatlarını takip edenlerin bunalıma girdikleri belirlendi.

Kafkas Üniversitesi (KAÜ) Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Osman Engin, "Göteborg Üniversite'nden bir grubun bin kişi üzerinde sosyal paylaşım siteleri konusunda yaptığı ankete göre başkalarının hayatlarını Facebook üzerinden takip eden internet kullanıcıları, bunları kendi hayatlarıyla kıyasladıktan sonra bunalıma giriyor" dedi.

Engin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sosyal paylaşım sitelerinin bireysel düzeyde psikolojik travmalara neden olduğunu belirterek, bunun örneklerinin medyada görüldüğü söyledi.

İnsanların kendi ölçülerinde sosyal paylaşım sitelerine sınır koyamadığını ancak sosyal paylaşım sitelerinin insanların sınırlarını zorladığına dikkati çeken Engin, "Toplumsal ve bireysel açılardan genel kabul ve red alanları birbirine karışmıştır. Bozulan sosyal yapıyla ilgili sınırsızlıkları sosyal paylaşım siteleri teşvik etmektedir" diye konuştu.

Engin, Göteborg Üniversite'nden bir grubun bin kişi üzerinde sosyal paylaşım siteleri konusunda anket yaptığını anlatarak, şunları kaydetti:

"Ankete göre, başkalarının hayatlarını Facebook üzerinden takip eden internet kullanıcıları, bunları kendi hayatlarıyla kıyasladıktan sonra bunalıma giriyor. Araştırmayı yapan gruptan Leif Dent, bu durumu sahte bir hayata benzeterek, "Facebook'ta insanlar, hayatlarının en güzel anlarını ve en güzel resimlerini paylaşır. Bu paylaşımlar diğer insanların yanılmasına sebep olur çünkü paylaşımı yapan insanın gerçek hayatını veya mutsuz anlarını Facebook'ta göremezsin. Başkalarının sanal hayatını kıskanmak, sosyal paylaşım siteleriyle beraber insanları etkileyen problemler arasına girdi" diyor. Ergenlik öncesi ve ergenlikte sosyal ağların ve teknolojinin sürekli ve uzun saatler kullanılması kaygıya, depresyona ve daha başka psiko-patolojilere neden olabildiği düşünülüyor."

Facebook ve Twitter kimlik krizine sokuyor

Engin, Oxford Üniversitesi'nde yapılan araştırmada da Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinin gençleri kimlik krizine soktuğunun belirlendiğini kaydetti https://apotheke-zag.de/kaufen-kamagra/.

Sosyal paylaşım sitelerinde vakit geçirmenin dikkat eksikliğine ve sözsüz iletişime neden olabileceğine dikkat çeken Engin, şöyle devam etti:

"Günümüzün en temel sosyal sorunlarının başında gelen sosyal paylaşım sitelerinin özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki olumsuz etkilerini belirlemek amacıyla oldukça yoğun çalışmalar yapılıyor. Şüphesiz gençlerin toplumsal varlığımızın devamı ve milli, manevi, sosyal ve kültürel değer ve normlarımızı edinip benimsemeleri ve insanlık adına yeni medeniyet değerlerini üretebilecek düzeyde katkı sağlamaları bekleniyor. Toplumsal birlik ve beraberlik adına bunun gerçekleşmesi oldukça önemlidir."

Engin, öte yandan sosyal paylaşım siteleri kullanımının 5 yaşın altına düştüğünü sözlerine ekledi.

Son Güncelleme: Cumartesi, 10 Ağustos 2013 13:00

Gösterim: 1349

TÜİK araştırmasına göre, Türkiye'de bilgisayar kullanımı ortalama 8, internet kullanımı ise 9 yaşında başlıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK),  2013 yılı nisan ayında gerçekleştirilen Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırmasının kapsamı, ilk defa 6-15 yaş grubu çocukları da içerecek şekilde genişletildi. Bu araştırmada 6-15 yaş grubu genel olmak üzere, farklılıkları daha iyi gözlemleyebilmek için 6-10 ve 11-15 yaş grubu ayrımında bilgisayar, internet ve cep telefonu kullanımı, kullanım sıklığı ve kullanım amaçları yanında medya ile ilişkileri de irdelendi.

Araştırmaya göre, Türkiye'de bilgisayar kullanımına ortalama 8 yaşında başlanıyor. 6-15 yaş grubundaki bilgisayar kullanan çocukların bilgisayar kullanmaya başlama yaşı ortalama 8 olarak tespit edilirken, 6-10 yaş grubunda ortalama başlama yaşı 6, 11-15 yaş grubunda ise 10 olarak belirlendi.

İnternet kullanımına ise ortalama 9 yaşında başlanıyor. 6-15 yaş grubundaki internet kullanan çocukların internet kullanmaya başlama yaşı ortalama 9, 6-10 yaş grubunda 6, 11-15 yaş grubunda ise 10 oldu.

Çocukların 4'te 1'inin kendi bilgisayarı var

TÜİK'in araştırması, 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 24,4'ünün kendi kullanımına ait bilgisayara sahip olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, çocukların yüzde 13,1'inin kendine ait cep telefonu, yüzde 2,9'unun oyun konsolu var.

Çocukların yüzde 60,5'i bilgisayar, yüzde 50,8'i internet, yüzde 24,3'ü cep telefonu kullanıyor. Bu oranlar 6-10 yaş grubundaki çocuklarda sırasıyla yüzde 48,2, yüzde 36,9 ve yüzde 11, 11-15 yaş grubundaki çocuklarda ise sırasıyla yüzde 73,1, yüzde 65,1 ve yüzde 37,9 olarak belirlendi.

Çocukların yüzde 45,6'sı her gün internet kullandı

Haftalık ortalama internet kullanım süreleri dikkate alındığında, çocukların yüzde 45,6'sı hemen her gün internet kullandığı belirlendi. 6-15 yaş grubundaki internet kullanan çocukların yüzde 38,2'si interneti iki saate kadar, yüzde 47,4’ü 3 ile 10 saat arasında, yüzde 11,8'i 11 ile 24 saat arasında, yüzde 2,6'sı ise 24 saatin üzerinde kullandı.

6-15 yaş grubu çocuklar interneti yüzde 84,8 oranıyla en çok  ödev veya öğrenme amacıyla kullanırken, bunu yüzde 79,5 ile oyun oynama, yüzde 56,7 ile bilgi arama, yüzde 53,5 ile sosyal medya ağlarına katılma takip etti.

İnternet kullanım yerlerine göre ev ilk sırada

İnternet kullanım yerlerine göre yüzde 65,6 ile ev ilk sırada yer alırken, 6-15 yaş grubu internet kullanan çocukların yüzde 21,4’ü,  6-10 yaş grubunun yüzde 8,7'si, 11-15 yaş grubunun ise yüzde 28,8'i  internet kafeyi tercih etti.

Cep telefonunu konuşma, oyun ve mesaj için kullandılar

Cep telefonu kullanan 6-15 yaş grubundaki çocukların ortalama cep telefonu kullanmaya başlama yaşı 10 olarak belirlenirken, 6-10 yaş grubundaki çocuklar ortalama 7, 11-15 yaş grubunda ise 11 yaşında cep telefonu kullanmaya başlıyor. Cep telefonu kullanım amaçları arasında ilk sırayı yüzde 92,8 ile konuşma yer aldı. Konuşmayı yüzde 66,8 ile oyun oynama, yüzde 65,4 ile mesajlaşma ve yüzde 30,7 ile internete girmek izledi. Cep telefonu kullanan 6-10 yaş grubundaki çocukların yüzde 80'i, 11-15 yaş grubu çocukların ise yüzde 62,9'u cep telefonu üzerinden oyun oynarken, 6-10 yaş grubu çocukların yüzde 29,4'ü, 11-15 yaş grubu çocukların ise yüzde 76,2'si mesajlaştı.

Her 10 çocuktan 9'u hemen her gün televizyon izledi

Çocukların yüzde 92,5'i hemen her gün televizyon izledi. Bu oran 6-10 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 94,8 ve 11-15 yaş grubu çocuklarda ise yüzde 90,2 oldu. Günde ortalama 4 saatin üzerinde televizyon izleyen çocukların oranı 6-15 yaş grubunda yüzde 12 iken, 6-10 yaş grubunda yüzde 12,5, 11-15 yaş grubu çocuklarda ise yüzde 11,6 olarak tespit edildi.

6-10 yaş grubu çocuklarda en çok izlenen program türü yüzde 93,8 ile çizgi film olurken, 11-15 yaş grubu çocuklar yüzde 76,8 ile en çok film ve dizi izledi.

Basılı ortamda gazete okuma oranı yüzde 16,6

Çocukların yüzde 16,6'sı basılı ortamda gazete, yüzde 15,8'i dergi okudu. Aynı yaş grubundaki çocukların yüzde 19,1'i gazeteyi, yüzde 14,3'ü dergiyi hemen her gün okurken, yüzde 10,3'ü 2-3 ayda bir gazete, yüzde 16,3'ü dergi okudu. Basılı ortamda gazete ve dergi okuma oranı 6-10 yaş grubu çocuklarda yüzde 9,7 ve yüzde 10,1, 11-15 yaş grubu çocuklarda  ise yüzde 23,6 ve yüzde 21,6 oldu.

Gazetede yüzde 40,9 ile en çok televizyon, magazin, eğlence yazıları okundu. Dergi okumada ise yüzde 42,2 ile çocuk dergileri ilk sırada yer aldı. 6-10 yaş grubu çocuklarda yüzde 34,2 ile komedi ve mizah yazıları en çok okunurken, dergi türüne göre yüzde 72 ile çocuk dergisi okundu. 11-15 yaş grubu çocuklarda ise bu oranlar yüzde 45,7 ile en çok televizyon, magazin, eğlence haberleri, yüzde 31,7 ile bilim ve teknik konulu dergiler oldu.

Her 100 evden 49'unda internet var

İnternete erişim imkanı olmayan hanelerin yüzde 35,7'sinin internet kullanımına gerek duymadıklarının belirlendiği araştırmada, bu yılın nisan ayında hanelerin yüzde 46,5'inde genişbant erişim imkanı bulunduğu tespit edildi.

İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması'na göre, en fazla İstanbulluların internete erişim imkanı bulunuyor. İstanbul'da hanelerin yüzde 63,3'ü internete erişebiliyor. İnternete erişim imkanı olan hane oranında yüzde 58,8'le Batı Marmara, yüzde 56,8'le Doğu Marmara, yüzde 52,4'le Batı Anadolu bölgesi de Türkiye ortalamasının üzerinde yer alıyor.

 

 

> Türkiye’de çocuklar internetle 9 yaşında tanışıyor

TÜİK araştırmasına göre, Türkiye'de bilgisayar kullanımı ortalama 8, internet kullanımı ise 9 yaşında başlıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK),  2013 yılı nisan ayında gerçekleştirilen Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırmasının kapsamı, ilk defa 6-15 yaş grubu çocukları da içerecek şekilde genişletildi. Bu araştırmada 6-15 yaş grubu genel olmak üzere, farklılıkları daha iyi gözlemleyebilmek için 6-10 ve 11-15 yaş grubu ayrımında bilgisayar, internet ve cep telefonu kullanımı, kullanım sıklığı ve kullanım amaçları yanında medya ile ilişkileri de irdelendi.

Araştırmaya göre, Türkiye'de bilgisayar kullanımına ortalama 8 yaşında başlanıyor. 6-15 yaş grubundaki bilgisayar kullanan çocukların bilgisayar kullanmaya başlama yaşı ortalama 8 olarak tespit edilirken, 6-10 yaş grubunda ortalama başlama yaşı 6, 11-15 yaş grubunda ise 10 olarak belirlendi.

İnternet kullanımına ise ortalama 9 yaşında başlanıyor. 6-15 yaş grubundaki internet kullanan çocukların internet kullanmaya başlama yaşı ortalama 9, 6-10 yaş grubunda 6, 11-15 yaş grubunda ise 10 oldu.

Çocukların 4'te 1'inin kendi bilgisayarı var

TÜİK'in araştırması, 6-15 yaş grubundaki çocukların yüzde 24,4'ünün kendi kullanımına ait bilgisayara sahip olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre, çocukların yüzde 13,1'inin kendine ait cep telefonu, yüzde 2,9'unun oyun konsolu var.

Çocukların yüzde 60,5'i bilgisayar, yüzde 50,8'i internet, yüzde 24,3'ü cep telefonu kullanıyor. Bu oranlar 6-10 yaş grubundaki çocuklarda sırasıyla yüzde 48,2, yüzde 36,9 ve yüzde 11, 11-15 yaş grubundaki çocuklarda ise sırasıyla yüzde 73,1, yüzde 65,1 ve yüzde 37,9 olarak belirlendi.

Çocukların yüzde 45,6'sı her gün internet kullandı

Haftalık ortalama internet kullanım süreleri dikkate alındığında, çocukların yüzde 45,6'sı hemen her gün internet kullandığı belirlendi. 6-15 yaş grubundaki internet kullanan çocukların yüzde 38,2'si interneti iki saate kadar, yüzde 47,4’ü 3 ile 10 saat arasında, yüzde 11,8'i 11 ile 24 saat arasında, yüzde 2,6'sı ise 24 saatin üzerinde kullandı.

6-15 yaş grubu çocuklar interneti yüzde 84,8 oranıyla en çok  ödev veya öğrenme amacıyla kullanırken, bunu yüzde 79,5 ile oyun oynama, yüzde 56,7 ile bilgi arama, yüzde 53,5 ile sosyal medya ağlarına katılma takip etti.

İnternet kullanım yerlerine göre ev ilk sırada

İnternet kullanım yerlerine göre yüzde 65,6 ile ev ilk sırada yer alırken, 6-15 yaş grubu internet kullanan çocukların yüzde 21,4’ü,  6-10 yaş grubunun yüzde 8,7'si, 11-15 yaş grubunun ise yüzde 28,8'i  internet kafeyi tercih etti.

Cep telefonunu konuşma, oyun ve mesaj için kullandılar

Cep telefonu kullanan 6-15 yaş grubundaki çocukların ortalama cep telefonu kullanmaya başlama yaşı 10 olarak belirlenirken, 6-10 yaş grubundaki çocuklar ortalama 7, 11-15 yaş grubunda ise 11 yaşında cep telefonu kullanmaya başlıyor. Cep telefonu kullanım amaçları arasında ilk sırayı yüzde 92,8 ile konuşma yer aldı. Konuşmayı yüzde 66,8 ile oyun oynama, yüzde 65,4 ile mesajlaşma ve yüzde 30,7 ile internete girmek izledi. Cep telefonu kullanan 6-10 yaş grubundaki çocukların yüzde 80'i, 11-15 yaş grubu çocukların ise yüzde 62,9'u cep telefonu üzerinden oyun oynarken, 6-10 yaş grubu çocukların yüzde 29,4'ü, 11-15 yaş grubu çocukların ise yüzde 76,2'si mesajlaştı.

Her 10 çocuktan 9'u hemen her gün televizyon izledi

Çocukların yüzde 92,5'i hemen her gün televizyon izledi. Bu oran 6-10 yaş grubundaki çocuklarda yüzde 94,8 ve 11-15 yaş grubu çocuklarda ise yüzde 90,2 oldu. Günde ortalama 4 saatin üzerinde televizyon izleyen çocukların oranı 6-15 yaş grubunda yüzde 12 iken, 6-10 yaş grubunda yüzde 12,5, 11-15 yaş grubu çocuklarda ise yüzde 11,6 olarak tespit edildi.

6-10 yaş grubu çocuklarda en çok izlenen program türü yüzde 93,8 ile çizgi film olurken, 11-15 yaş grubu çocuklar yüzde 76,8 ile en çok film ve dizi izledi.

Basılı ortamda gazete okuma oranı yüzde 16,6

Çocukların yüzde 16,6'sı basılı ortamda gazete, yüzde 15,8'i dergi okudu. Aynı yaş grubundaki çocukların yüzde 19,1'i gazeteyi, yüzde 14,3'ü dergiyi hemen her gün okurken, yüzde 10,3'ü 2-3 ayda bir gazete, yüzde 16,3'ü dergi okudu. Basılı ortamda gazete ve dergi okuma oranı 6-10 yaş grubu çocuklarda yüzde 9,7 ve yüzde 10,1, 11-15 yaş grubu çocuklarda  ise yüzde 23,6 ve yüzde 21,6 oldu.

Gazetede yüzde 40,9 ile en çok televizyon, magazin, eğlence yazıları okundu. Dergi okumada ise yüzde 42,2 ile çocuk dergileri ilk sırada yer aldı. 6-10 yaş grubu çocuklarda yüzde 34,2 ile komedi ve mizah yazıları en çok okunurken, dergi türüne göre yüzde 72 ile çocuk dergisi okundu. 11-15 yaş grubu çocuklarda ise bu oranlar yüzde 45,7 ile en çok televizyon, magazin, eğlence haberleri, yüzde 31,7 ile bilim ve teknik konulu dergiler oldu.

Her 100 evden 49'unda internet var

İnternete erişim imkanı olmayan hanelerin yüzde 35,7'sinin internet kullanımına gerek duymadıklarının belirlendiği araştırmada, bu yılın nisan ayında hanelerin yüzde 46,5'inde genişbant erişim imkanı bulunduğu tespit edildi.

İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflaması'na göre, en fazla İstanbulluların internete erişim imkanı bulunuyor. İstanbul'da hanelerin yüzde 63,3'ü internete erişebiliyor. İnternete erişim imkanı olan hane oranında yüzde 58,8'le Batı Marmara, yüzde 56,8'le Doğu Marmara, yüzde 52,4'le Batı Anadolu bölgesi de Türkiye ortalamasının üzerinde yer alıyor.

 

 

Son Güncelleme: Perşembe, 22 Ağustos 2013 11:36

Gösterim: 2188

Fatih Projesi kapsamında her öğrenciye tablet vermeye hazırlanan hükümet, “güvenlik ve mahremiyet” için de Ar-Ge teşviki uygulayacak. Özellikle internet korsanlarına (hacker) karşı tedbir amaçlı geliştirilen projelere 500 bin liradan 2.5 milyon liraya kadar parasal destekler verilecek.  

fatik_korsanHükümet her öğrenciye tablet ve her sınıfa akıllı tahta teknolojisi getirecek olan FATİH Projesi’ne “güvenlik ve mahremiyet” için Ar-Ge desteği vermeye hazırlanıyor. Buna göre “İntihal önleme, güvenlik açıklarının tespiti ve mahremiyeti koruyucu” projelere 500 bin liradan 2.5 milyon liraya kadar parasal destekler verilecek.

HACKER’A KARŞI TEDBİR

Sistem üzerinde yapılabilecek olası mahremiyet ihlallerine ve bilinçli saldırılara çözüm geliştirecek projelere destek sağlanacak. Projelerle verilerin silinmesi, çalınması ve izinsiz kişilerin erişimine engellenmesi amaçlanıyor. Ayrıca, geliştilecek projelerle sanal saldırılara karşı ağ altyapısının uzaktan güvenli bir şekilde yönetilmesi, veri içeriğinin değiştirilmesine dönük saldırıların önlenmesi, kişisel verilere yetkisiz kişilerin erişiminin engellenmesi de önlenecek. Çağrı kapsamında en dikkat çekici destek başlığını ise “mahremiyet” oluşturdu. Buna göre çalınan veya amaç dışı kullanılan tabletlerin takibine yönelik mahremiyet koruyucu uygulamalar, intihal önleme ve belirleme, mahremiyeti koruyan veri analitiği, güvenli ve mahremiyeti koruyucu uygulamalar, biyometrik ve çoklu kimlik doğrulayıcı tekniklerle entegrasyon gibi projelere 1003 programı kapsamında destek sağlanacak.

2.5 MİLYONLUK DESTEK

Projenin maliyeti Tübitak ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca ortak karşılanacak. Bu kapsamda küçük ölçekli projeler en fazla 2 sene, orta ve büyük ölçekli projeler ise 3 yıl desteklenecek. Küçük, orta ve büyük kapsamlı projeler için 500 bin liradan 2.5 milyon liraya kadar değişen para verilecek. Projeye yurtdışındaki araştırmacılar da başvurabilecek.

Kaynak: Hürriyet

> Fatih Projesi’ne ‘korsan’ teşviki

Fatih Projesi kapsamında her öğrenciye tablet vermeye hazırlanan hükümet, “güvenlik ve mahremiyet” için de Ar-Ge teşviki uygulayacak. Özellikle internet korsanlarına (hacker) karşı tedbir amaçlı geliştirilen projelere 500 bin liradan 2.5 milyon liraya kadar parasal destekler verilecek.  

fatik_korsanHükümet her öğrenciye tablet ve her sınıfa akıllı tahta teknolojisi getirecek olan FATİH Projesi’ne “güvenlik ve mahremiyet” için Ar-Ge desteği vermeye hazırlanıyor. Buna göre “İntihal önleme, güvenlik açıklarının tespiti ve mahremiyeti koruyucu” projelere 500 bin liradan 2.5 milyon liraya kadar parasal destekler verilecek.

HACKER’A KARŞI TEDBİR

Sistem üzerinde yapılabilecek olası mahremiyet ihlallerine ve bilinçli saldırılara çözüm geliştirecek projelere destek sağlanacak. Projelerle verilerin silinmesi, çalınması ve izinsiz kişilerin erişimine engellenmesi amaçlanıyor. Ayrıca, geliştilecek projelerle sanal saldırılara karşı ağ altyapısının uzaktan güvenli bir şekilde yönetilmesi, veri içeriğinin değiştirilmesine dönük saldırıların önlenmesi, kişisel verilere yetkisiz kişilerin erişiminin engellenmesi de önlenecek. Çağrı kapsamında en dikkat çekici destek başlığını ise “mahremiyet” oluşturdu. Buna göre çalınan veya amaç dışı kullanılan tabletlerin takibine yönelik mahremiyet koruyucu uygulamalar, intihal önleme ve belirleme, mahremiyeti koruyan veri analitiği, güvenli ve mahremiyeti koruyucu uygulamalar, biyometrik ve çoklu kimlik doğrulayıcı tekniklerle entegrasyon gibi projelere 1003 programı kapsamında destek sağlanacak.

2.5 MİLYONLUK DESTEK

Projenin maliyeti Tübitak ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca ortak karşılanacak. Bu kapsamda küçük ölçekli projeler en fazla 2 sene, orta ve büyük ölçekli projeler ise 3 yıl desteklenecek. Küçük, orta ve büyük kapsamlı projeler için 500 bin liradan 2.5 milyon liraya kadar değişen para verilecek. Projeye yurtdışındaki araştırmacılar da başvurabilecek.

Kaynak: Hürriyet

Son Güncelleme: Cumartesi, 27 Temmuz 2013 12:47

Gösterim: 1269


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.