Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
4+4+4 sistemi komisyondan geçti, AK partili ve CHP'li milletvekilleri birbirine girdi.
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'nda kavga çıktı. 4+4+4 sisteminin görüşüldüğü komisyona AK Partili yaklaşık 100 milletvekilinin gelmesiyle salonda hareketli dakikalar yaşandı.
AK Parti'li milletvekillerinin kürsünün önünde beklemesi üzerine, salona girmek isteyen CHP milletvekilleri arasında gerginlik yaşandı. Komisyonda bulunan CHP Grup Başkanvekilleri Muharrem İnce, Emine Ülker Tarhan ve Akif Hamza Çebi, olayların başladığı anda komisyon sıralarında oturduğu görülürken, bir araMuharrem İnce'nin komisyon başkanına doğru yürümesi üzerine kürsü önündeki AK Parti'li vekiller İnce'yi engellemeye çalıştı.
Tartışmaların sürdüğü anda ise komisyonda bulunan MHP'li 3 milletvekili Özcan Yeniçeri, Mehmet Şandır ve Zuhal Topçu'nun tartışmaların dışında kalarak, kavgaya karışmadıkları görüldü. Tartışmaların büyümesi üzerine komisyon salonuna girmek isteyen CHP'liler ile salonda bulunan 100'e yakın milletvekili arasında kavga çıktı. AK Parti'li vekiller kapıdan içeri girmek isteyen CHP'lileri salonun dışına ittirerek, CHP'li milletvekillerini komisyon salonuna sokmamaya çalıştı. Bu esnada da itişmeler kavgaya dönüşürken, komisyon salonunda bulunan CHP'li Nur Serter ve bazı milletvekillerinin de arada kaldıkları görüldü. Ayrıca kavga esnasında ise bazı milletvekilleri tarafından kırık sandalye fırlatıldı.
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'nda kavgaya sebep olan 4+4+4 sistemi komisyondan geçti.
Meclis'te büyük tartışmalara neden olan 4+4+4 sistemi komisyondan geçti. Komisyonda AK Parti'li milletvekilleriyle CHP milletvekilleri arasında kavganın sürdüğü dakikalarda, TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nda eğitimdeki 4+4+4 sistemi de kabul edildi. Komisyon salonunda ise gerginlik devam ediyor.
CHP toplanıyor
Kararın komisyondan geçmesinin ardından CHP olağanüstü toplantı yapacağını açıkladı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
4+4+4 sistemi komisyondan geçti, AK partili ve CHP'li milletvekilleri birbirine girdi.
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'nda kavga çıktı. 4+4+4 sisteminin görüşüldüğü komisyona AK Partili yaklaşık 100 milletvekilinin gelmesiyle salonda hareketli dakikalar yaşandı.
AK Parti'li milletvekillerinin kürsünün önünde beklemesi üzerine, salona girmek isteyen CHP milletvekilleri arasında gerginlik yaşandı. Komisyonda bulunan CHP Grup Başkanvekilleri Muharrem İnce, Emine Ülker Tarhan ve Akif Hamza Çebi, olayların başladığı anda komisyon sıralarında oturduğu görülürken, bir araMuharrem İnce'nin komisyon başkanına doğru yürümesi üzerine kürsü önündeki AK Parti'li vekiller İnce'yi engellemeye çalıştı.
Tartışmaların sürdüğü anda ise komisyonda bulunan MHP'li 3 milletvekili Özcan Yeniçeri, Mehmet Şandır ve Zuhal Topçu'nun tartışmaların dışında kalarak, kavgaya karışmadıkları görüldü. Tartışmaların büyümesi üzerine komisyon salonuna girmek isteyen CHP'liler ile salonda bulunan 100'e yakın milletvekili arasında kavga çıktı. AK Parti'li vekiller kapıdan içeri girmek isteyen CHP'lileri salonun dışına ittirerek, CHP'li milletvekillerini komisyon salonuna sokmamaya çalıştı. Bu esnada da itişmeler kavgaya dönüşürken, komisyon salonunda bulunan CHP'li Nur Serter ve bazı milletvekillerinin de arada kaldıkları görüldü. Ayrıca kavga esnasında ise bazı milletvekilleri tarafından kırık sandalye fırlatıldı.
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu'nda kavgaya sebep olan 4+4+4 sistemi komisyondan geçti.
Meclis'te büyük tartışmalara neden olan 4+4+4 sistemi komisyondan geçti. Komisyonda AK Parti'li milletvekilleriyle CHP milletvekilleri arasında kavganın sürdüğü dakikalarda, TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nda eğitimdeki 4+4+4 sistemi de kabul edildi. Komisyon salonunda ise gerginlik devam ediyor.
CHP toplanıyor
Kararın komisyondan geçmesinin ardından CHP olağanüstü toplantı yapacağını açıkladı.
Son Güncelleme: Pazar, 11 Mart 2012 17:21
Gösterim: 3025
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Tunus’ta ziyaret ettiği ve Sadıki Koleji’ni Galatasary Lisesi’ne benzetti.
Başkent Tunus’ta ziyaret ettiği Sadıki Koleji’ni Galatasaray Lisesi’ne benzeten Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, okulla ilgili bilgiler verdi. Gül okul için, " 875’te Hayrettin Paşa tarafından kurulmuş ve uzun süre Tunus’un aydın ve devlet adamlarını yetiştirmiş bir okul" diye yazdı. Okul ziyareti sırasında heyetinde yer alan milletvekilleriyle çektirdiği bir fotoğrafa dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, okulun kurucusu Hayrettin Paşa’dan şu şekilde söz etti:
"Heyetimdeki milletvekillerimiz ile beraber olduğum bu fotoğrafta duvarda asılı resimde gözüken Hayrettin Paşa, Kendisi reformist nitelikleriyle bilinen bir Osmanlı paşasıydı ve Sultan Abdülhamit’in sadrazamlığını yapmıştı."
Okul ziyaretinde öğrencilerle sohbet ettiğini ve bir öğrencinin kendisine Tunus’ta Türkçenin okullarda seçmeli dil olması isteğini aktardığını yazan Cumuhurbaşkanı Gül,Tunuslu Milli Eğitim Bakanının da buna müspet baktığını yazdı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Tunus’ta ziyaret ettiği ve Sadıki Koleji’ni Galatasary Lisesi’ne benzetti.
Başkent Tunus’ta ziyaret ettiği Sadıki Koleji’ni Galatasaray Lisesi’ne benzeten Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, okulla ilgili bilgiler verdi. Gül okul için, " 875’te Hayrettin Paşa tarafından kurulmuş ve uzun süre Tunus’un aydın ve devlet adamlarını yetiştirmiş bir okul" diye yazdı. Okul ziyareti sırasında heyetinde yer alan milletvekilleriyle çektirdiği bir fotoğrafa dikkat çeken Cumhurbaşkanı Gül, okulun kurucusu Hayrettin Paşa’dan şu şekilde söz etti:
"Heyetimdeki milletvekillerimiz ile beraber olduğum bu fotoğrafta duvarda asılı resimde gözüken Hayrettin Paşa, Kendisi reformist nitelikleriyle bilinen bir Osmanlı paşasıydı ve Sultan Abdülhamit’in sadrazamlığını yapmıştı."
Okul ziyaretinde öğrencilerle sohbet ettiğini ve bir öğrencinin kendisine Tunus’ta Türkçenin okullarda seçmeli dil olması isteğini aktardığını yazan Cumuhurbaşkanı Gül,Tunuslu Milli Eğitim Bakanının da buna müspet baktığını yazdı.
Son Güncelleme: Pazar, 11 Mart 2012 14:41
Gösterim: 2332
Milliyet Gazetesi Yazarı Mehmet Tezkan, eğitim reformu tasarısını 2023'le ilişkilendiren yazı kaleme aldı.
Bugün pazar ne yapacaksınız? Ne yapacağınızı bilemem ama çoğunuzun ne konuşacağınızı biliyorum..
4+4+4 meselesini konuşacaksınız.. Daha doğrusu anlamaya çalışacaksınız..
Birbirinize soracaksınız..
Okul yaşı beş mi altı mı?
Bi beş oluyor..
Bi altı oluyor..
Papatya falı gibi.. Beş, altı; beş, altı..
Papatyanın son yaprağı bakalım kaç diyecek?
Ortaokul dönemine geri mi dönülüyor?
Evet..
Hayır..
Ortaokul sistemine dönülmüyor, ilköğretime ikinci kademe getiriliyor..
Evet mi hayır mı?
Havet!
Peki, okul öncesi eğitim?
O gazoz oldu..
*
Avrupa’yı örnek gösteriyorlar; o çocuklar kaç aydan itibaren alıcı, okul öncesi eğitim ne zaman başlıyor bi inceleyin diyorlar..
Bunu diyorlar ama okul öncesi eğitime başlama yaşı ile okula başlama yaşını birbirine karıştırıyorlar..
Şu da çok daha önemli..
Çocukların alıcı olmaya başladığı yaş mevzu bahis ediliyor da alıcılara ne verdiğimiz mevzu bahis edilmiyor..
Aslında mesele bu..
Somut örnek mi?
İngilizce Yeterlilik Endeksi’nde 44 ülke arasında 43. olduk.. 15 yıl önce de aynıydı, 20 yıl önce de bugün de.. Okullarda İngilizce dersi vardır ama İngilizce öğrenen yoktur..
İngilizce eğitim alan ama İngilizce bilmeden liseyi bitiren milyonlarca genç yetiştirdik..
Aslında zor iş ha..
Çocuğa sekiz yıl İngilizce okut, tın tın mezun et!
Üniversitede tez konusudur..
*
İngilizcenin durumu böyle de Türkçe farklı mı?
Değil.. Çocuk 12 yıl okuyor, üç cümleyle kendini ifade edemiyor..
Türkçe dersi görmüş, üstüne; dil bilgisi, edebiyat, kompozisyon..
Sonuç, elde var sıfır!..
Ver kâğıdı kalemi üç cümleyi peş peşe yazamıyor.. Başı sıkışsa dilekçe karalayamıyor!
Demek ki problem alıcının yaşında değil, problem vericide, nasıl verildiğinde..
Tarih de böyle, coğrafya da, matematik de.. Sosyolojiyi, felsefeyi hiç sormayın..
Hele felsefe!
Baş düşman..
*
Konuşmamız gereken bunlar.. 2023 hedefimiz var ya.. Dünyanın ekonomisi en iyi olan 10 ülkesi içine girmeyi umut ediyoruz ya..
Bizi o seviyeye taşıyacak veya Türkiye’nin o günkü konumuna uygun nesiller yetiştiriyor muyuz? Planımız, projemiz var mı? Teknoloji aldı başını gitti, yeni meslekler türedi, eğitimi adapte ettik mi?
Yooo..
Varsa yoksa imam hatipler..
İlla orta kısımları açılarak ‘rövanş’ alınacak.. Meclis’teki kavganın nedeni bu..
Bu sebeple bütün sistem allak bullak ediliyor, işin içinden çıkılmaz hale getiriliyor..
Yeter ki ‘intikam’ alınsın..
Kimileri çok önyargılısın diyecektir..
Değilim ve şunu soruyorum..
Diyorum ki; imam hatip liselerindeki eğitim yetersiz mi? O okullara giden çocuklar dinlerini öğrenemiyorlar mı?
Evet diyeni duymadım..
Peki o zaman neden imam hatip eğitimi 8 yıla çıkarılmak isteniyor.. Bunun bilimsel bir araştırması, bir açıklaması var mı?
O da yok!..
*
Meselenin özüne dönelim..
Başbakan ‘dindar nesiller yetiştireceğiz’ dedi ya..
Devlet de bunu görev edinmek istiyor.. Başbakan bu işin aşamalarını açıkladı.. Aynen şöyle dedi:
“Düz liselerden yavaş yavaş meslek liselerine geçiş sürecini kararlılıkla sürdüreceğiz..”
Tercümesi şu..
Düz liselerin yerini imam hatipler alacak.. Dokuz yaşına gelen her çocuk sekiz yıl boyunca dini eğitimini alacak..
Sonra..
Doktor mu olur, mimar mı olur, mühendis mi olur, hâkim mi olur.. Ne olursa olur..
Büyük plan bu..
*
Ne var bunda diyeceksiniz.. Fena mı çocuklar dinini öğrenecek?
Din eğitimine karşı değilim..
Ama..
BİR: Adının konulması lazım..
İKİ: Devletin vermemesi lazım..
*
Bir soru daha..
Önümüzdeki yıl düğmeye basılırsa ‘hayal edilen gençlik’ 2023’e yetişir mi?
Yetişir..
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milliyet Gazetesi Yazarı Mehmet Tezkan, eğitim reformu tasarısını 2023'le ilişkilendiren yazı kaleme aldı.
Bugün pazar ne yapacaksınız? Ne yapacağınızı bilemem ama çoğunuzun ne konuşacağınızı biliyorum..
4+4+4 meselesini konuşacaksınız.. Daha doğrusu anlamaya çalışacaksınız..
Birbirinize soracaksınız..
Okul yaşı beş mi altı mı?
Bi beş oluyor..
Bi altı oluyor..
Papatya falı gibi.. Beş, altı; beş, altı..
Papatyanın son yaprağı bakalım kaç diyecek?
Ortaokul dönemine geri mi dönülüyor?
Evet..
Hayır..
Ortaokul sistemine dönülmüyor, ilköğretime ikinci kademe getiriliyor..
Evet mi hayır mı?
Havet!
Peki, okul öncesi eğitim?
O gazoz oldu..
*
Avrupa’yı örnek gösteriyorlar; o çocuklar kaç aydan itibaren alıcı, okul öncesi eğitim ne zaman başlıyor bi inceleyin diyorlar..
Bunu diyorlar ama okul öncesi eğitime başlama yaşı ile okula başlama yaşını birbirine karıştırıyorlar..
Şu da çok daha önemli..
Çocukların alıcı olmaya başladığı yaş mevzu bahis ediliyor da alıcılara ne verdiğimiz mevzu bahis edilmiyor..
Aslında mesele bu..
Somut örnek mi?
İngilizce Yeterlilik Endeksi’nde 44 ülke arasında 43. olduk.. 15 yıl önce de aynıydı, 20 yıl önce de bugün de.. Okullarda İngilizce dersi vardır ama İngilizce öğrenen yoktur..
İngilizce eğitim alan ama İngilizce bilmeden liseyi bitiren milyonlarca genç yetiştirdik..
Aslında zor iş ha..
Çocuğa sekiz yıl İngilizce okut, tın tın mezun et!
Üniversitede tez konusudur..
*
İngilizcenin durumu böyle de Türkçe farklı mı?
Değil.. Çocuk 12 yıl okuyor, üç cümleyle kendini ifade edemiyor..
Türkçe dersi görmüş, üstüne; dil bilgisi, edebiyat, kompozisyon..
Sonuç, elde var sıfır!..
Ver kâğıdı kalemi üç cümleyi peş peşe yazamıyor.. Başı sıkışsa dilekçe karalayamıyor!
Demek ki problem alıcının yaşında değil, problem vericide, nasıl verildiğinde..
Tarih de böyle, coğrafya da, matematik de.. Sosyolojiyi, felsefeyi hiç sormayın..
Hele felsefe!
Baş düşman..
*
Konuşmamız gereken bunlar.. 2023 hedefimiz var ya.. Dünyanın ekonomisi en iyi olan 10 ülkesi içine girmeyi umut ediyoruz ya..
Bizi o seviyeye taşıyacak veya Türkiye’nin o günkü konumuna uygun nesiller yetiştiriyor muyuz? Planımız, projemiz var mı? Teknoloji aldı başını gitti, yeni meslekler türedi, eğitimi adapte ettik mi?
Yooo..
Varsa yoksa imam hatipler..
İlla orta kısımları açılarak ‘rövanş’ alınacak.. Meclis’teki kavganın nedeni bu..
Bu sebeple bütün sistem allak bullak ediliyor, işin içinden çıkılmaz hale getiriliyor..
Yeter ki ‘intikam’ alınsın..
Kimileri çok önyargılısın diyecektir..
Değilim ve şunu soruyorum..
Diyorum ki; imam hatip liselerindeki eğitim yetersiz mi? O okullara giden çocuklar dinlerini öğrenemiyorlar mı?
Evet diyeni duymadım..
Peki o zaman neden imam hatip eğitimi 8 yıla çıkarılmak isteniyor.. Bunun bilimsel bir araştırması, bir açıklaması var mı?
O da yok!..
*
Meselenin özüne dönelim..
Başbakan ‘dindar nesiller yetiştireceğiz’ dedi ya..
Devlet de bunu görev edinmek istiyor.. Başbakan bu işin aşamalarını açıkladı.. Aynen şöyle dedi:
“Düz liselerden yavaş yavaş meslek liselerine geçiş sürecini kararlılıkla sürdüreceğiz..”
Tercümesi şu..
Düz liselerin yerini imam hatipler alacak.. Dokuz yaşına gelen her çocuk sekiz yıl boyunca dini eğitimini alacak..
Sonra..
Doktor mu olur, mimar mı olur, mühendis mi olur, hâkim mi olur.. Ne olursa olur..
Büyük plan bu..
*
Ne var bunda diyeceksiniz.. Fena mı çocuklar dinini öğrenecek?
Din eğitimine karşı değilim..
Ama..
BİR: Adının konulması lazım..
İKİ: Devletin vermemesi lazım..
*
Bir soru daha..
Önümüzdeki yıl düğmeye basılırsa ‘hayal edilen gençlik’ 2023’e yetişir mi?
Yetişir..
Son Güncelleme: Pazar, 11 Mart 2012 12:45
Gösterim: 2068
Sahab Gazetesi yazarı ve eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel, gündemdeki eğitim tartışmalarını CHP üzerinden kaleme aldı.
Sevgili okuyucular, bu pazar sohbetinde, artık bıktığınızı bilmeme rağmen gene millî eğitimdeki son gelişmeleri sizinle tartışmak istiyorum. Şu bir hakikattir ki, 21. yüzyılın ve yeniçağın en önemli konusu, eğitimde değişim ve reformdur. Bu konu her türlü politik istismarın dışında, mümkün olduğu kadar bilimsel değerlendirmeler yapılarak ele alınmalı ve gerekli düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.
CHP'nin zorbalığı
Efendim, düşünebiliyor musunuz? Bir yandan CHP lideri Kılıçdaroğlu, güya iktidara çağrı yapıp 'Gelin eğitim konusunda uzlaşma sağlayalım' diyor; bir yandan da CHP'nin en militan milletvekilleri TBMM Millî Eğitim Komisyonu'nu basarak eğitimdeki yeni yapısal reformun çıkmaması için ellerinden gelen zorbalığı yapıyorlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!... Sorarlar adama, 'Arkadaş, sen ne üzerinde uzlaşılmasını istiyorsun? Senin eğitimde yapı görüşün nedir?' Muhataplarınız birkaç 'hık mık'tan sonra ya size cevap veremeyecekler, ya da 28 Şubat Darbesi'nde eğitimde yapılan dayatmanın aynen devamını isteyeceklerdir. Yani, birer papağan gibi 'sekiz yıllık kesintisiz eğitim' diyeceklerdir.
Millî Eğitim Bakanlığı'nın uzmanları hiç üşenmeden tek tek incelemişler; bütün dünyada İrlanda'dan başka hiçbir ülkede sekiz yıllık kesintisiz eğitimin olmadığını görmüşler. Esasen, bu, 28 Şubat Darbecileri tarafından da çok iyi biliniyordu. Lâkin maksat reform yapmak değil, din eğitimine, imam hatiplere ve Kur'an kurslarına darbe vurmaktı. Bu arada bütün meslekî-teknik orta öğretim güme gitmiş, bu gerici jakobenlerin umurunda mı? Her zaman darbecilerin ve militarist vesayetin yanında yer alan CHP, bugün de eğitim sistemindeki bu modern değişikliğe kaba kuvvetle karşı çıkmaya çalışıyor.
Çırakları hatırladılar
Efendim, bizim sahte sosyal demokratlar onlarca yıl sonra 'çıraklar'ı yeni hatırlıyor. Bizim Gaziantep'te 100 binden fazla çocuk işçi çalıştığını bilir miydiniz? Siz 'kesintisiz eğitim' diye din eğitimi düşmanlığı peşinde koşarken, asıl uğraşmanız gereken çırakların sosyal durumu ve eğitimiyle hiç meşgul oldunuz mu? Kesintisiz eğitim saplantınız yüzünden bu çocuklarımızın büyük kısmının temel eğitimden mahrum kaldığını biliyor muydunuz?
28 Şubat'ta tank yürütenlerle el ele eğitimi iğfal ederken meslekî-teknik orta öğretimde okullaşma oranını kısa sürede yüzde 60'lardan yüzde 40'lara indirdiğinizin farkında mıydınız?
Bu uygulamada, iddia edilenin aksine meslekî-teknik eğitim ve öğretime teşvikin artacağı, buna mukabil '12 yıllık eğitim' çerçevesinde çırakların meslekî-teknik eğitimden mahrum kalmayacağı görülüyor.
Palavralara ne demeli?!
Efendim, diğer bir iftira da kızların eğitimi konusunda atılıyor. Hiç sıkılmadan melodram havasında senaryolar yazılarak, güya 4+4+4 sistemi uygulanınca, kız çocuklarının okutulmayacağı ve erken evlendirileceği söyleniyor. Millî Eğitim Bakanı defaatle açıkladı: 'AK Parti iktidarında kız çocuklarının okullaşması her dönemden daha hızlı artmıştır. 2002 yılında ilköğretimde kız çocuklarımızda okullaşma oranı 100 erkek öğrenciye karşılık 88 civarında iken, bugün 100'e gelmiş; orta öğretimde ise bu oran 50 kız öğrenciden 88 kız öğrenciye çıkmıştır.' Şimdi ise eğitim süresi 8 yıldan 12 yıla çıkarılınca, bundan elbette erkek öğrenciler kadar kız öğrenciler de faydalanacaklar.
Kalın kafalı Jakobenler
Efendim, yıllardır bakan, milletvekili, eğitim uzmanı olarak söylüyoruz; 'Artık Türkiye dışında ilkokula başlama yaşını azaltmayan ülke pek kalmadı' diyoruz. Sorarım size, çocuklarını üç yaşında okula gönderen Japonlar geri zekâlı mıdır? Üstelik bu konudaki yılların Millî Eğitim Temel Kanunu da yanlış anlaşılıp yanlış uygulanmıştır. Çocuklar, en geç 5, bilemediniz 6 yaşında mutlaka ilkokula başlamalıdır. Ayrıca, okul öncesi eğitim de çağ nüfusunun yüzde yüzüne ulaşabilmelidir.
Lâkin, siz bunları kime söylüyorsunuz?... Komisyonda adam dövüp kürsü işgal eden ve eğitime dair hiçbir şey bilmeyen zorbalara mı?!...
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Sahab Gazetesi yazarı ve eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Celal Güzel, gündemdeki eğitim tartışmalarını CHP üzerinden kaleme aldı.
Sevgili okuyucular, bu pazar sohbetinde, artık bıktığınızı bilmeme rağmen gene millî eğitimdeki son gelişmeleri sizinle tartışmak istiyorum. Şu bir hakikattir ki, 21. yüzyılın ve yeniçağın en önemli konusu, eğitimde değişim ve reformdur. Bu konu her türlü politik istismarın dışında, mümkün olduğu kadar bilimsel değerlendirmeler yapılarak ele alınmalı ve gerekli düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.
CHP'nin zorbalığı
Efendim, düşünebiliyor musunuz? Bir yandan CHP lideri Kılıçdaroğlu, güya iktidara çağrı yapıp 'Gelin eğitim konusunda uzlaşma sağlayalım' diyor; bir yandan da CHP'nin en militan milletvekilleri TBMM Millî Eğitim Komisyonu'nu basarak eğitimdeki yeni yapısal reformun çıkmaması için ellerinden gelen zorbalığı yapıyorlar. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!... Sorarlar adama, 'Arkadaş, sen ne üzerinde uzlaşılmasını istiyorsun? Senin eğitimde yapı görüşün nedir?' Muhataplarınız birkaç 'hık mık'tan sonra ya size cevap veremeyecekler, ya da 28 Şubat Darbesi'nde eğitimde yapılan dayatmanın aynen devamını isteyeceklerdir. Yani, birer papağan gibi 'sekiz yıllık kesintisiz eğitim' diyeceklerdir.
Millî Eğitim Bakanlığı'nın uzmanları hiç üşenmeden tek tek incelemişler; bütün dünyada İrlanda'dan başka hiçbir ülkede sekiz yıllık kesintisiz eğitimin olmadığını görmüşler. Esasen, bu, 28 Şubat Darbecileri tarafından da çok iyi biliniyordu. Lâkin maksat reform yapmak değil, din eğitimine, imam hatiplere ve Kur'an kurslarına darbe vurmaktı. Bu arada bütün meslekî-teknik orta öğretim güme gitmiş, bu gerici jakobenlerin umurunda mı? Her zaman darbecilerin ve militarist vesayetin yanında yer alan CHP, bugün de eğitim sistemindeki bu modern değişikliğe kaba kuvvetle karşı çıkmaya çalışıyor.
Çırakları hatırladılar
Efendim, bizim sahte sosyal demokratlar onlarca yıl sonra 'çıraklar'ı yeni hatırlıyor. Bizim Gaziantep'te 100 binden fazla çocuk işçi çalıştığını bilir miydiniz? Siz 'kesintisiz eğitim' diye din eğitimi düşmanlığı peşinde koşarken, asıl uğraşmanız gereken çırakların sosyal durumu ve eğitimiyle hiç meşgul oldunuz mu? Kesintisiz eğitim saplantınız yüzünden bu çocuklarımızın büyük kısmının temel eğitimden mahrum kaldığını biliyor muydunuz?
28 Şubat'ta tank yürütenlerle el ele eğitimi iğfal ederken meslekî-teknik orta öğretimde okullaşma oranını kısa sürede yüzde 60'lardan yüzde 40'lara indirdiğinizin farkında mıydınız?
Bu uygulamada, iddia edilenin aksine meslekî-teknik eğitim ve öğretime teşvikin artacağı, buna mukabil '12 yıllık eğitim' çerçevesinde çırakların meslekî-teknik eğitimden mahrum kalmayacağı görülüyor.
Palavralara ne demeli?!
Efendim, diğer bir iftira da kızların eğitimi konusunda atılıyor. Hiç sıkılmadan melodram havasında senaryolar yazılarak, güya 4+4+4 sistemi uygulanınca, kız çocuklarının okutulmayacağı ve erken evlendirileceği söyleniyor. Millî Eğitim Bakanı defaatle açıkladı: 'AK Parti iktidarında kız çocuklarının okullaşması her dönemden daha hızlı artmıştır. 2002 yılında ilköğretimde kız çocuklarımızda okullaşma oranı 100 erkek öğrenciye karşılık 88 civarında iken, bugün 100'e gelmiş; orta öğretimde ise bu oran 50 kız öğrenciden 88 kız öğrenciye çıkmıştır.' Şimdi ise eğitim süresi 8 yıldan 12 yıla çıkarılınca, bundan elbette erkek öğrenciler kadar kız öğrenciler de faydalanacaklar.
Kalın kafalı Jakobenler
Efendim, yıllardır bakan, milletvekili, eğitim uzmanı olarak söylüyoruz; 'Artık Türkiye dışında ilkokula başlama yaşını azaltmayan ülke pek kalmadı' diyoruz. Sorarım size, çocuklarını üç yaşında okula gönderen Japonlar geri zekâlı mıdır? Üstelik bu konudaki yılların Millî Eğitim Temel Kanunu da yanlış anlaşılıp yanlış uygulanmıştır. Çocuklar, en geç 5, bilemediniz 6 yaşında mutlaka ilkokula başlamalıdır. Ayrıca, okul öncesi eğitim de çağ nüfusunun yüzde yüzüne ulaşabilmelidir.
Lâkin, siz bunları kime söylüyorsunuz?... Komisyonda adam dövüp kürsü işgal eden ve eğitime dair hiçbir şey bilmeyen zorbalara mı?!...
Son Güncelleme: Pazar, 11 Mart 2012 13:45
Gösterim: 1732
Milliyet Yazarı Çetin Altan'ın 4+4+4 ile ilgili yazısı...
Perşembe akşamı, kızım Zeynep ile birlikte Beşiktaş-Atletico Madrid maçını izliyorduk. İlk yarıda Atletico Madrid, tek kale oynuyor gibiydi ve birçok gol pozisyonunu da kaçırmış olduğu halde, Beşiktaş ağlarına 3 kez sokmuştu topu.
* * *
İkinci yarıda ise, durum tamamen değişmiş gibiydi; Kartal şahlanmış, Atletico Madrid pısmıştı.
Maç yine de Beşiktaş’ın 3-1 yenilgisiyle bitti.
* * *
Beşiktaşlı taraftarlar kızgın mıydı, kırgın mıydı; ne kızgın, ne de kırgındılar, sadece üzüntülüydüler.
* * *
İnsanlar, sevdikleri birinin hastaneye kaldırıldığını duyunca; ne kızar, ne de kırılırlar; sadece üzülürler...
* * *
Solmaz, kardeşi sevgili Şafak Barış’ın, yediği tavuklu yemekten zehirlendiğini duyunca, hemen yanına koşmuş ve Zeynep de bendenizi yalnız bırakmamak için maçı birlikte izlemeye gelmişti.
* * *
Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı personeli dahi, kendilerine dağıtılan tavuklu yemekten zehirlenince, ambulanslarla hastanelere gönderilmişlerdi.
* * *
İlkokullardaki öğrencilere de, tavuklu yemekler dağıtıldığında, çocuklar çokçası zehirleniyorlardı.
Bir denetimsizlik vardı, tavuklu yemek dağıtan örgütlemelerde; söz aramızda, nerede yoktu ki denetimsizlik?
* * *
Meclis Milli Eğitim Komisyonu’nda ise, 4+4+4 yasası görüşülürken; ne kırgınlık, ne de üzüntü vardı; sadece kızgınlık vardı ve “yumruklar konuşuyordu.”
* * *
Yumrukların nerelerde konuştuğu üstüne de, bir yığın fıkra var.
Adamın biri, “Amerikan barda” oturmuş ve:
-Bir duble viski, demiş; yumruklar konuşmadan önce.
Barmen bir duble viskiyi verince de, adam bir nefeste içmiş viskiyi ve:
-Bir duble viski daha, demiş; yumruklar konuşmadan önce.
* * *
4 duble viskiyi arka arkaya içen adam:
-Hemen bana şişeyi verin, demiş; çünkü yumruklar konuşmaya başlayacak.
* * *
Barmen de:
-Neden, demiş; sürekli yumrukların konuşmayacağından söz ediyorsunuz?
-Bekle biraz da gör yumrukların neden konuşacağını, çünkü üstümde hiç para yok benim.
* * *
Yumrukların konuştuğu Meclis Komisyonu’nda ise, herkesin parası vardı; sadece “eğitimin nasıl olması gerektiği” konusunda, kimsenin bir fikri yoktu.
O nedenle yumruk yumruğa gelinen bu tür kavgalara, “Kör dövüşü” de, denebilirdi.
* * *
Kocasının eve bir gözü morarmış, bir kolu askıda, dudakları patlamış olarak geldiğini görünce, karısı:
-Ne oldu sana böyle, demiş?
-İşyerinden çıkınca, bana omuz atan herifi, mıymıntının biri sandım.
-Ee sonra?
-Meğer herif, mıymıntının biri değilmiş.
* * *
İsteyen, istediği siyasal partiyle, lidere de yakıştırabilir bu fıkrayı.
* * *
Tuluat tiyatrosunun, unutulmaz aktörlerinden Dümbüllü İsmail, sağ olsa da, ona sorsalardı:
-Sen ne diyorsun, “yumrukların konuşması” konusunda, diye.
* * *
Sanırız vereceği yanıt şöyle olurdu:
-Siz onu gidin, bir de ABD Başkanı Barack Obama’ya sorun...
* * *
Türkçede fiillerin, bir de “müşareket” hali vardır.
Baktım, baktın, bakıştık gibi...
* * *
Dövdüm, dövdün, dövüştük de, olabilir bu...
* * *
Biz ne diyelim, bilemiyorum:
-Aferin mi, diyelim; yoksa halt ediyorsunuz mu?..
* * *
Zeki Ömer Defne’den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Ziller Çalacak
Zil çalacak... siz derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak... ziller çalacak benim için,
Duyacağım evlerden, kırlardan, denizlerden;
Ta içimden birisi gidecek uça ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
Zil çalacak... siz geminize, treninize gireceksiniz.
Zil çalacak, ziller çalacak benim için bir bir,
Duyacağım, iskelelerden, istasyonlardan bütün,
Ta içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
Sonra bir gün zil çalacak yine,
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak;
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz...
Ta içimden birisi kalacak oralarda,
Ben gideceğim.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milliyet Yazarı Çetin Altan'ın 4+4+4 ile ilgili yazısı...
Perşembe akşamı, kızım Zeynep ile birlikte Beşiktaş-Atletico Madrid maçını izliyorduk. İlk yarıda Atletico Madrid, tek kale oynuyor gibiydi ve birçok gol pozisyonunu da kaçırmış olduğu halde, Beşiktaş ağlarına 3 kez sokmuştu topu.
* * *
İkinci yarıda ise, durum tamamen değişmiş gibiydi; Kartal şahlanmış, Atletico Madrid pısmıştı.
Maç yine de Beşiktaş’ın 3-1 yenilgisiyle bitti.
* * *
Beşiktaşlı taraftarlar kızgın mıydı, kırgın mıydı; ne kızgın, ne de kırgındılar, sadece üzüntülüydüler.
* * *
İnsanlar, sevdikleri birinin hastaneye kaldırıldığını duyunca; ne kızar, ne de kırılırlar; sadece üzülürler...
* * *
Solmaz, kardeşi sevgili Şafak Barış’ın, yediği tavuklu yemekten zehirlendiğini duyunca, hemen yanına koşmuş ve Zeynep de bendenizi yalnız bırakmamak için maçı birlikte izlemeye gelmişti.
* * *
Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı personeli dahi, kendilerine dağıtılan tavuklu yemekten zehirlenince, ambulanslarla hastanelere gönderilmişlerdi.
* * *
İlkokullardaki öğrencilere de, tavuklu yemekler dağıtıldığında, çocuklar çokçası zehirleniyorlardı.
Bir denetimsizlik vardı, tavuklu yemek dağıtan örgütlemelerde; söz aramızda, nerede yoktu ki denetimsizlik?
* * *
Meclis Milli Eğitim Komisyonu’nda ise, 4+4+4 yasası görüşülürken; ne kırgınlık, ne de üzüntü vardı; sadece kızgınlık vardı ve “yumruklar konuşuyordu.”
* * *
Yumrukların nerelerde konuştuğu üstüne de, bir yığın fıkra var.
Adamın biri, “Amerikan barda” oturmuş ve:
-Bir duble viski, demiş; yumruklar konuşmadan önce.
Barmen bir duble viskiyi verince de, adam bir nefeste içmiş viskiyi ve:
-Bir duble viski daha, demiş; yumruklar konuşmadan önce.
* * *
4 duble viskiyi arka arkaya içen adam:
-Hemen bana şişeyi verin, demiş; çünkü yumruklar konuşmaya başlayacak.
* * *
Barmen de:
-Neden, demiş; sürekli yumrukların konuşmayacağından söz ediyorsunuz?
-Bekle biraz da gör yumrukların neden konuşacağını, çünkü üstümde hiç para yok benim.
* * *
Yumrukların konuştuğu Meclis Komisyonu’nda ise, herkesin parası vardı; sadece “eğitimin nasıl olması gerektiği” konusunda, kimsenin bir fikri yoktu.
O nedenle yumruk yumruğa gelinen bu tür kavgalara, “Kör dövüşü” de, denebilirdi.
* * *
Kocasının eve bir gözü morarmış, bir kolu askıda, dudakları patlamış olarak geldiğini görünce, karısı:
-Ne oldu sana böyle, demiş?
-İşyerinden çıkınca, bana omuz atan herifi, mıymıntının biri sandım.
-Ee sonra?
-Meğer herif, mıymıntının biri değilmiş.
* * *
İsteyen, istediği siyasal partiyle, lidere de yakıştırabilir bu fıkrayı.
* * *
Tuluat tiyatrosunun, unutulmaz aktörlerinden Dümbüllü İsmail, sağ olsa da, ona sorsalardı:
-Sen ne diyorsun, “yumrukların konuşması” konusunda, diye.
* * *
Sanırız vereceği yanıt şöyle olurdu:
-Siz onu gidin, bir de ABD Başkanı Barack Obama’ya sorun...
* * *
Türkçede fiillerin, bir de “müşareket” hali vardır.
Baktım, baktın, bakıştık gibi...
* * *
Dövdüm, dövdün, dövüştük de, olabilir bu...
* * *
Biz ne diyelim, bilemiyorum:
-Aferin mi, diyelim; yoksa halt ediyorsunuz mu?..
* * *
Zeki Ömer Defne’den bir şiirle bitirelim yazıyı:
Ziller Çalacak
Zil çalacak... siz derslere gireceksiniz bir bir.
Zil çalacak... ziller çalacak benim için,
Duyacağım evlerden, kırlardan, denizlerden;
Ta içimden birisi gidecek uça ese...
Ama ben, ben artık gidemeyeceğim.
Zil çalacak... siz geminize, treninize gireceksiniz.
Zil çalacak, ziller çalacak benim için bir bir,
Duyacağım, iskelelerden, istasyonlardan bütün,
Ta içimden birisi koşacak ardınızdan...
Ama ben, ben artık gelemeyeceğim.
Sonra bir gün zil çalacak yine,
Hiç kimseler, kimsecikler duymayacak;
Ne sınıflar, ne iskeleler, ne istasyonlar, ne siz...
Ta içimden birisi kalacak oralarda,
Ben gideceğim.
Son Güncelleme: Pazar, 11 Mart 2012 12:31
Gösterim: 2451

