Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Sabah Gazetesi Yazarı Haşmet Babaoğlu’nun bugünkü yazısı.

Bilgi yarışmaları ve gençlerGerçekten öğrenip bilmek sıkıntılı ve zor bir süreçtir, pek gözümüz yemez!

Okulsa okul, diplomaysa diploma, hepsinden geçer, hayatın bir köşesine tutunur, önyargılarımız ve basmakalıp kanatlarımızla yaşayıp gideriz. Ama günümüz "iyi görüntü" verme çağıdır ya...

O yüzden cehaletimizden olmasa da, cahil görünmekten korkarız!

Televizyonlardaki bilgi yarışmaları bu korkuyu bastırma işlevini üstlenirler.

Bağlamından kopuk "malumat" yığınına "bilgi" diyen bu yarışmalar sayesinde ya bilgili olmanın çok basit bir şey olduğu hissine kapılırız ya da "cehaletini sergilemekten utanmayan" yarışmacılar sayesinde içimizi rahatlatırız.

Son günlerdeki sosyal eğlencemizi biliyorsunuz...

Bu yarışmalara giren üniversiteli gençlerin çok basit soruları bile bilemeyişlerini dert edinmiş gibi yapıp, aslında eğleniyoruz.

Kimse de çıkıp "bu bilgi yarışmaları altı üstü ucunda para havucu bulunan bir tv şovu" demiyor!

Kaldı ki, gençleri eleştirirken öne sürdüğümüz gerekçeler de "yarı cahil" dünyamızı ortaya seriyor.

Yıllarca bu toplumda "genel kültür" denilen şeyin nasıl siyasal, sosyal, kültürel bir ayrımcılık içerdiğini bu noktadan kalkıp anlayabilirsiniz.

Adım gibi eminim ki, geçen gün Çaykovski'nin "Kuğu Gölü"nü bilemeyen gence "aaoovvv, ne ayıp!" çekenler, o genç bir başka soruda Itri'yi bilemese veya Âşık Sümmani'yi hatırlayamasa anlayışla karşılayacaklardır.

O durumda, "zor soruydu ama" diyecekler veya "ben bile bilmiyorum" bahanesini öne süreceklerdir.

Esası şu ki...

Gençler yıllar boyu bir şey öğrenmiyor; gerçekten "bilgi" edinmiyorlar.

Belli bir okul çağından sonra bütün hazırlıkları üniversite sınavına odaklı ve test çözmekten ibaret kalıyor!

Tv'lerdeki bilgi yarışmaları bu çocuklar için dershanesine gidilmemiş bir sınavın test soruları gibi... Türkiye ÖSS 4'üncüsü Kim Milyoner Olmak İster'de başarısız olmuş! E şaşacak ne var?

ÖSS'de genel kültür, hızlı akıl yürütme, popüler ve medyatik malumat gerekiyor mu? Hayır! İki farklı sınav, iki farklı test içeriği bunlar.

Asıl üzerinde durmamız gereken şey başka...

Bu çocuklar neden yarışmak istiyorlar, nasıl bu "sahne"ye çıkma cesareti gösteriyorlar?

Bırakın cahil olmaktan çekinmeyi, artık cahil görünmekten bile çekinmiyorlarsa...

Ve bütün istedikleri ekranda görünmekse...

İşte o zaman, eyvah!

(Haşmet Babaoğlu-sabah)

> Bilgi yarışmaları ve gençler

Sabah Gazetesi Yazarı Haşmet Babaoğlu’nun bugünkü yazısı.

Bilgi yarışmaları ve gençlerGerçekten öğrenip bilmek sıkıntılı ve zor bir süreçtir, pek gözümüz yemez!

Okulsa okul, diplomaysa diploma, hepsinden geçer, hayatın bir köşesine tutunur, önyargılarımız ve basmakalıp kanatlarımızla yaşayıp gideriz. Ama günümüz "iyi görüntü" verme çağıdır ya...

O yüzden cehaletimizden olmasa da, cahil görünmekten korkarız!

Televizyonlardaki bilgi yarışmaları bu korkuyu bastırma işlevini üstlenirler.

Bağlamından kopuk "malumat" yığınına "bilgi" diyen bu yarışmalar sayesinde ya bilgili olmanın çok basit bir şey olduğu hissine kapılırız ya da "cehaletini sergilemekten utanmayan" yarışmacılar sayesinde içimizi rahatlatırız.

Son günlerdeki sosyal eğlencemizi biliyorsunuz...

Bu yarışmalara giren üniversiteli gençlerin çok basit soruları bile bilemeyişlerini dert edinmiş gibi yapıp, aslında eğleniyoruz.

Kimse de çıkıp "bu bilgi yarışmaları altı üstü ucunda para havucu bulunan bir tv şovu" demiyor!

Kaldı ki, gençleri eleştirirken öne sürdüğümüz gerekçeler de "yarı cahil" dünyamızı ortaya seriyor.

Yıllarca bu toplumda "genel kültür" denilen şeyin nasıl siyasal, sosyal, kültürel bir ayrımcılık içerdiğini bu noktadan kalkıp anlayabilirsiniz.

Adım gibi eminim ki, geçen gün Çaykovski'nin "Kuğu Gölü"nü bilemeyen gence "aaoovvv, ne ayıp!" çekenler, o genç bir başka soruda Itri'yi bilemese veya Âşık Sümmani'yi hatırlayamasa anlayışla karşılayacaklardır.

O durumda, "zor soruydu ama" diyecekler veya "ben bile bilmiyorum" bahanesini öne süreceklerdir.

Esası şu ki...

Gençler yıllar boyu bir şey öğrenmiyor; gerçekten "bilgi" edinmiyorlar.

Belli bir okul çağından sonra bütün hazırlıkları üniversite sınavına odaklı ve test çözmekten ibaret kalıyor!

Tv'lerdeki bilgi yarışmaları bu çocuklar için dershanesine gidilmemiş bir sınavın test soruları gibi... Türkiye ÖSS 4'üncüsü Kim Milyoner Olmak İster'de başarısız olmuş! E şaşacak ne var?

ÖSS'de genel kültür, hızlı akıl yürütme, popüler ve medyatik malumat gerekiyor mu? Hayır! İki farklı sınav, iki farklı test içeriği bunlar.

Asıl üzerinde durmamız gereken şey başka...

Bu çocuklar neden yarışmak istiyorlar, nasıl bu "sahne"ye çıkma cesareti gösteriyorlar?

Bırakın cahil olmaktan çekinmeyi, artık cahil görünmekten bile çekinmiyorlarsa...

Ve bütün istedikleri ekranda görünmekse...

İşte o zaman, eyvah!

(Haşmet Babaoğlu-sabah)

Son Güncelleme: Çarşamba, 28 Mart 2012 09:06

Gösterim: 3250

Başbakan Erdoğan'ın Güney Kore'ye giderken uçağındaki gazeteci kadrosunu gördüğümde tahmin etmiştim aslında çok bomba açıklamalar yapacağını.

Tahmin etmiştim ama neye yalan söyleyeyim bu kadarını beklemiyordum.

Ha... "Dershaneler kalkacak! Üniversiteye giriş sınavsız olacak!" açıklaması okul çağında çocuğu olmayanlar için çok da ilgi çekici, "bomba" diyerek altı çizilecek bir açıklama olarak görülmeyebilir.

Ama ben ve benim pozisyonumda olan milyonlarca anne ya da baba için açıklamanın, "Dershaneler kapatılacak!" kısmı değilse bile, "Üniversite sınavları kalkacak!" kısmı "hayati" denilecek kadar mühim bir açıklama!

Detayları bilmiyoruz henüz. Ama sınavlar kalkarsa, çocukların üniversitelere, lisedeki başarı durumları yani karne notları göz önüne alınarak kabul edileceğini de pekala tahmin edebiliyoruz.

Eğer böyle olursa, (ki başka da bir yol gelmiyor şu anda aklıma) acaba daha mı iyi olacak bizim çocukların geleceği açısından vallahi emin değilim.

Elbette ki... Gelişmiş tüm ülkelerde sistem bu şekilde çalışıyor. Çağdaş, bilimsel eğitim bunu öngörüyor çünkü. Eğitimde Türkiye'nin çok çok ilerisindeki bir ülkede bir çocuğun geleceği birkaç saatlik sınavla şekillendirilmiyor.

Değerlendirme, öğrencinin üniversite çağına gelene dek gösterdiği performans üzerinden yapılıyor. Mesela ABD'de bir öğrencinin iyi bir üniversiteye girmesinin yolu sadece lisedeki notlarından geçmiyor. Değerlemeye, sosyal yönü, dış dünyayla iletişimi, müzikle, sporla alakası da katılıyor.

Çocuk notlarında çok başarılıdır amma velakin sosyalleşmede sıkıntıları var ise gitmek istediği üniversiteye kabulde sorun yaşayabilir.

İletişim Fakültesi'ne gitmek isteyen bir öğrenciye üniversitedeki heyet dönüp, "Asosyalsin. Seçtiğin bölüm kişiliğine uygun değil" diyebilir.

İşte,aklı başında hiç kimsenin reddedemeyeceği bu sistemin Türkiye'de ne kadarının hayata geçirilebileceği muamma.

Eğitim sistemimizdeki çarpıklıkları gören, bire bir yaşayan bir anne olarak biliyorum ki, bu sistem uygulanamaz ülkemiz şartlarında! "Çünkü eğitimde eşitlik yok!"

Diyelim sınavsız üniversite sistemine geçtik. Ne olacak peki?

Maddi olanakları müsait vatandaşın normal zekâdaki evladının notları özel bir lisede, en kıdemli, en donanımlı öğretmenlerden ders aldığı için, devlet okulunda okuyan, devlet imkânlarının dışına çıkamayan garibanın normal zekâlı evladından hep yüksek olacak!

Ya da "lay lay lom" bir okula giden ve "lay lay lom" not alan bir öğrencinin başarısı, çok sıkı, disiplinli bir "ekol" okulunda "kıt" nota mahkûm olan öğrencinin başarısından hep üstte olacak!

Ha ayrıca sadece bu da değil kaygım...

Malumunuz... Seviyoruz biz millet olarak torpili, kayırmacılığı!

Nasıl emin olacağız bu çok sevdiğimiz uygulamanın tavan yapmayacağından? Kâh devlet okullarında, kâh özel okullarda... Fark etmez.

Amaç eğer üniversiteye kabulünü sağlamak ise... Pekala bir öğrencinin notlarına da müdahale edilebilir. Gerek ricayla... Gerekse parayla...

"Olmaz olmaz" demeyin sakın. Evet. Fransa'da olmaz ama bizim memlekette bal gibi olur!

Alışkınız biz çünkü rüşvet almaya, vermeye veya hocaların karşısına süklüm püklüm dikilip, "Şu bizim oğlana iki not fazla ver de başım ağrımasın!" filan edebiyatı yapmaya...

Sözün özü; yanlış anlaşılmasın sakın. Elbette ki ben de şiddetle karşıyım sınavlara ama mevcut sistemde başka çare yok! Bir "sigorta"dır bence sınavla üniversiteye giriş. Kabaca da olsa bir ayıklama yapıyor en azından. Bir nebze de olsa garibanın çocuğunun hakkını koruyor. Sınav kalkmalı tabii ki! Kalkmalı ama bunu alelacele yapamayız. Olabilmesi için önce eğitimde eşitlik sağlanmalı. Bunun için de şart özel eğitimin rafa kaldırılmasıdır. Eğitimin tek bir kanaldan, devlet eliyle yapılmasıdır.

Peki böyle bir şey mümkün mü? Mümkün tabii ama bu nasıl olacak?

Türkiye'nin ekonomisine epeyce katkısı olduğu bilinen özel eğitim sektörü nasıl kaldırılıp çöpe atılacak?
Sevilay  Yükselir (sabah)

> Sınavları kaldırırız da eğitimde eşitsizliği ne yapacağız peki?

Başbakan Erdoğan'ın Güney Kore'ye giderken uçağındaki gazeteci kadrosunu gördüğümde tahmin etmiştim aslında çok bomba açıklamalar yapacağını.

Tahmin etmiştim ama neye yalan söyleyeyim bu kadarını beklemiyordum.

Ha... "Dershaneler kalkacak! Üniversiteye giriş sınavsız olacak!" açıklaması okul çağında çocuğu olmayanlar için çok da ilgi çekici, "bomba" diyerek altı çizilecek bir açıklama olarak görülmeyebilir.

Ama ben ve benim pozisyonumda olan milyonlarca anne ya da baba için açıklamanın, "Dershaneler kapatılacak!" kısmı değilse bile, "Üniversite sınavları kalkacak!" kısmı "hayati" denilecek kadar mühim bir açıklama!

Detayları bilmiyoruz henüz. Ama sınavlar kalkarsa, çocukların üniversitelere, lisedeki başarı durumları yani karne notları göz önüne alınarak kabul edileceğini de pekala tahmin edebiliyoruz.

Eğer böyle olursa, (ki başka da bir yol gelmiyor şu anda aklıma) acaba daha mı iyi olacak bizim çocukların geleceği açısından vallahi emin değilim.

Elbette ki... Gelişmiş tüm ülkelerde sistem bu şekilde çalışıyor. Çağdaş, bilimsel eğitim bunu öngörüyor çünkü. Eğitimde Türkiye'nin çok çok ilerisindeki bir ülkede bir çocuğun geleceği birkaç saatlik sınavla şekillendirilmiyor.

Değerlendirme, öğrencinin üniversite çağına gelene dek gösterdiği performans üzerinden yapılıyor. Mesela ABD'de bir öğrencinin iyi bir üniversiteye girmesinin yolu sadece lisedeki notlarından geçmiyor. Değerlemeye, sosyal yönü, dış dünyayla iletişimi, müzikle, sporla alakası da katılıyor.

Çocuk notlarında çok başarılıdır amma velakin sosyalleşmede sıkıntıları var ise gitmek istediği üniversiteye kabulde sorun yaşayabilir.

İletişim Fakültesi'ne gitmek isteyen bir öğrenciye üniversitedeki heyet dönüp, "Asosyalsin. Seçtiğin bölüm kişiliğine uygun değil" diyebilir.

İşte,aklı başında hiç kimsenin reddedemeyeceği bu sistemin Türkiye'de ne kadarının hayata geçirilebileceği muamma.

Eğitim sistemimizdeki çarpıklıkları gören, bire bir yaşayan bir anne olarak biliyorum ki, bu sistem uygulanamaz ülkemiz şartlarında! "Çünkü eğitimde eşitlik yok!"

Diyelim sınavsız üniversite sistemine geçtik. Ne olacak peki?

Maddi olanakları müsait vatandaşın normal zekâdaki evladının notları özel bir lisede, en kıdemli, en donanımlı öğretmenlerden ders aldığı için, devlet okulunda okuyan, devlet imkânlarının dışına çıkamayan garibanın normal zekâlı evladından hep yüksek olacak!

Ya da "lay lay lom" bir okula giden ve "lay lay lom" not alan bir öğrencinin başarısı, çok sıkı, disiplinli bir "ekol" okulunda "kıt" nota mahkûm olan öğrencinin başarısından hep üstte olacak!

Ha ayrıca sadece bu da değil kaygım...

Malumunuz... Seviyoruz biz millet olarak torpili, kayırmacılığı!

Nasıl emin olacağız bu çok sevdiğimiz uygulamanın tavan yapmayacağından? Kâh devlet okullarında, kâh özel okullarda... Fark etmez.

Amaç eğer üniversiteye kabulünü sağlamak ise... Pekala bir öğrencinin notlarına da müdahale edilebilir. Gerek ricayla... Gerekse parayla...

"Olmaz olmaz" demeyin sakın. Evet. Fransa'da olmaz ama bizim memlekette bal gibi olur!

Alışkınız biz çünkü rüşvet almaya, vermeye veya hocaların karşısına süklüm püklüm dikilip, "Şu bizim oğlana iki not fazla ver de başım ağrımasın!" filan edebiyatı yapmaya...

Sözün özü; yanlış anlaşılmasın sakın. Elbette ki ben de şiddetle karşıyım sınavlara ama mevcut sistemde başka çare yok! Bir "sigorta"dır bence sınavla üniversiteye giriş. Kabaca da olsa bir ayıklama yapıyor en azından. Bir nebze de olsa garibanın çocuğunun hakkını koruyor. Sınav kalkmalı tabii ki! Kalkmalı ama bunu alelacele yapamayız. Olabilmesi için önce eğitimde eşitlik sağlanmalı. Bunun için de şart özel eğitimin rafa kaldırılmasıdır. Eğitimin tek bir kanaldan, devlet eliyle yapılmasıdır.

Peki böyle bir şey mümkün mü? Mümkün tabii ama bu nasıl olacak?

Türkiye'nin ekonomisine epeyce katkısı olduğu bilinen özel eğitim sektörü nasıl kaldırılıp çöpe atılacak?
Sevilay  Yükselir (sabah)

Son Güncelleme: Çarşamba, 28 Mart 2012 09:36

Gösterim: 1564

CHP Genel Başkanı Kemal Klıçdaroğlu Tandoğan meydanındaki grup toplantısında  AK Parti hükümetine yönelik “Obama talimat verirse dershaneler kapatılır” dedi.

''Medyası özgür olmayan, yasama organı baskı altında olan, milletvekilleri özgürce değil de bir kişinin iki dudağı arasındaki söze göre şekillenen, üniversiteleri baskı altında olan, meydanları abluka altına alınan bir zihniyetin demokratik zihniyet olamayacağını'' ileri süren Kılıçdaroğlu, ''Bütün baskılara karşı direneceğiz. Sözüm söz, baskılara direnmek bizim onurumuz olacaktır'' diye konuştu.

 Konuşmasının sonunda annelere ''çocuklarınıza sahip çıkın'' diye seslenen Kılıçdaroğlu, çocukların bu ülkenin geleceği, onuru olduğunu belirtti.

 ''Grup Toplantısını'' Tandoğan'da yaptıklarını belirten Kılıçdaroğlu, alanda milletvekillerinin de olduğunu, onların da her türlü baskıya karşı mücadele verdiklerini kaydetti.

 Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle bitirdi: ''Recep Tayyip Erdoğan'ı Avrupa'ya bile göndermeyeceğim, gittiği her yerde protesto edilecek. Bakın görüyorsunuz değil mi? Ödül almaya gidemedi, gidemez zaten, gidemez. Bütün dünyada onun maskesini indireceğim. 'Dershaneleri kaldıracağız' dedi değil mi? Hemen arkasından hani bir vatandaş vardı ya, hukuk fakültesinin arka kapısından mezun olan, o bir açıklama yaptı' hayır efendim dershaneleri kaldırmayacağız' diye ama ben söyleyeyim: Obama talimat verirse kesinlikle dershaneler kapatılır. Ülkenin dış politikasını taşeronlaştırdılar, izin vermeyeceğiz. Her yerde mücadele edeceğiz. Yeter ki beraber olalım...''

> 'Obama talimat verirse dershaneler kapatılır'

CHP Genel Başkanı Kemal Klıçdaroğlu Tandoğan meydanındaki grup toplantısında  AK Parti hükümetine yönelik “Obama talimat verirse dershaneler kapatılır” dedi.

''Medyası özgür olmayan, yasama organı baskı altında olan, milletvekilleri özgürce değil de bir kişinin iki dudağı arasındaki söze göre şekillenen, üniversiteleri baskı altında olan, meydanları abluka altına alınan bir zihniyetin demokratik zihniyet olamayacağını'' ileri süren Kılıçdaroğlu, ''Bütün baskılara karşı direneceğiz. Sözüm söz, baskılara direnmek bizim onurumuz olacaktır'' diye konuştu.

 Konuşmasının sonunda annelere ''çocuklarınıza sahip çıkın'' diye seslenen Kılıçdaroğlu, çocukların bu ülkenin geleceği, onuru olduğunu belirtti.

 ''Grup Toplantısını'' Tandoğan'da yaptıklarını belirten Kılıçdaroğlu, alanda milletvekillerinin de olduğunu, onların da her türlü baskıya karşı mücadele verdiklerini kaydetti.

 Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle bitirdi: ''Recep Tayyip Erdoğan'ı Avrupa'ya bile göndermeyeceğim, gittiği her yerde protesto edilecek. Bakın görüyorsunuz değil mi? Ödül almaya gidemedi, gidemez zaten, gidemez. Bütün dünyada onun maskesini indireceğim. 'Dershaneleri kaldıracağız' dedi değil mi? Hemen arkasından hani bir vatandaş vardı ya, hukuk fakültesinin arka kapısından mezun olan, o bir açıklama yaptı' hayır efendim dershaneleri kaldırmayacağız' diye ama ben söyleyeyim: Obama talimat verirse kesinlikle dershaneler kapatılır. Ülkenin dış politikasını taşeronlaştırdılar, izin vermeyeceğiz. Her yerde mücadele edeceğiz. Yeter ki beraber olalım...''

Son Güncelleme: Perşembe, 13 Şubat 2025 11:17

Gösterim: 4148

4+4+4 eğitim yasa tasarısının TBMM Genel Kurul’unda görüşülmesine bugün başlandı. Genel Kurul’da Muhalefet üyeleri ile AKP’li Milletvekilleri arasında ilginç diyaloglar yaşandı.

TBMM’de  4+4+4’te öne çıkanlar

4+4+4 eğitim yasa tasarısının TBMM Genel Kurul’unda görüşülmesine bugün başlandı. CHP’nin Tandoğan meydanında düzenlediği mitingle karşı çıktığı yasaya bugün Meclis Genel Kurulu’nda da Muhalefet’ten bazı milletvekilleri tepkilerini dile getirdi. Bugün düzenlenen Genel Kurulda 4+4+4 eğitim yasa tasarısı görüşmelerinde öne çıkan gelişmeler şunlar:

TBMM AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, zorunlu eğitimi kademelendirerek 12 yıla çıkaran kanun teklifinin ''yok hükmünde olduğu, görüşülemeyeceği'' iddialarının hukuki hiçbir geçerliliği bulunmadığını söyledi.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran teklifin öneriden çıkarılması gerektiğini savundu. Vural, ''Önergelerin verilemediği, şerhlerin yer almadığı bir rapor görüşülemez. Milletvekillerinin iradesi Komisyon'da fiile engellenmiştir. Bu raporu müzakere etmek mümkün değildir'' dedi.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, teklifin üzerinde TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyelerinin görüşleri alınmadığı için teklifin geri çekilmesini istedi ve usul tartışması açılmasını talep etti. Açılan usul tartışması üzerine söz alan Kaplan, 10 gün 24 saat esasına göre çalışmak için robot olmak gerektiğini belirterek, ''Bu tasarı ve teklifler, milyonlarca insanı ilgilendiriyor. Bu çok ciddi konuları sağlıklı tartışmak zorundayız'' diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, ''Üzerinde hukuki tartışma olan Komisyon raporunu gündeme alamazsınız'' görüşünü öne sürerek, teklifin komisyona çekilip yeniden görüşülmesini istedi.

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, teklifin 6. maddeden sonra Komisyon'da görüşülmediği için Genel Kurul'un gündemine gelemeyeceğini öne sürdü.

AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, ''AK Parti milletvekillerinin tamamı bu teklifi gururla, onurla destekliyorlar ve onun için buradalar. AK Parti grubu milletvekilleri, milletten aldıkları talimatı yerine getirmek üzere buradalar. (Yok hükmündedir, görüşülemez) gibi iddiaların hukuki hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır'' diye konuştu.

TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, teklifin Komisyon'daki görüşmeleri ve sonuçlandırılmasıyla ilgili MHP ve CHP'nin Meclis Başkanlığı'na yazılı itirazları olduğunu anımsatarak, bu itirazlarda bugün belirtilen pek çok hususun dile getirildiğini kaydetti.

TBMM Başkanlığı tarafından söz konusu yazıların ilgili Komisyon'a gönderildiğini, Komisyon Başkanlığı'nın ''görüşmelerin Anayasa ve İçtüzük çerçevesinde gerçekleştirildiği'' bildirdiğini anımsatan Yakut, ''TBMM Başkanı'nın bu raporu yok sayacak bir işlem tesis etme yetkisi bulunmamaktadır'' dedi. Yakut, AK Parti grup önerisinin görüşülmesinde İçtüzük'e aykırı bir durum bulunmadığını, tutumunun aynı olduğunu ifade etti. Muhalefet sıralarından ''yazıklar olsun'' sözlerine Yakut, ''Kem söz kime aitse iade ediyorum'' karşılığını verdi.

 CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi de Komisyon görüşmelerinde açık bir İçtüzük ihlali olduğunu savundu.

AK Parti Grup Başkanvekili Canikli, ''Esas tartışılan, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran teklifin yanında mısınız, değil misiniz- Etraftan dolaşmaya gerek yok. İstediğiniz önergeleri şimdi verebilirsiniz. Verin önergelerinizi, tartışalım'' diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ''Bizim Kuran-ı Kerim'in ders olarak okutulması önergemizin verilmesini zorla engellediniz ama şimdi topunuz gelse engelleyemeyecekseniz. Yüreğiniz, ciğeriniz varsa engelleyin, engelleyemeyeceksiniz'' dedi.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, ana dili yasaklayan eğitime karşı olduklarını söyledi.

> TBMM’de 4+4+4’te öne çıkanlar

4+4+4 eğitim yasa tasarısının TBMM Genel Kurul’unda görüşülmesine bugün başlandı. Genel Kurul’da Muhalefet üyeleri ile AKP’li Milletvekilleri arasında ilginç diyaloglar yaşandı.

TBMM’de  4+4+4’te öne çıkanlar

4+4+4 eğitim yasa tasarısının TBMM Genel Kurul’unda görüşülmesine bugün başlandı. CHP’nin Tandoğan meydanında düzenlediği mitingle karşı çıktığı yasaya bugün Meclis Genel Kurulu’nda da Muhalefet’ten bazı milletvekilleri tepkilerini dile getirdi. Bugün düzenlenen Genel Kurulda 4+4+4 eğitim yasa tasarısı görüşmelerinde öne çıkan gelişmeler şunlar:

TBMM AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, zorunlu eğitimi kademelendirerek 12 yıla çıkaran kanun teklifinin ''yok hükmünde olduğu, görüşülemeyeceği'' iddialarının hukuki hiçbir geçerliliği bulunmadığını söyledi.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran teklifin öneriden çıkarılması gerektiğini savundu. Vural, ''Önergelerin verilemediği, şerhlerin yer almadığı bir rapor görüşülemez. Milletvekillerinin iradesi Komisyon'da fiile engellenmiştir. Bu raporu müzakere etmek mümkün değildir'' dedi.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, teklifin üzerinde TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyelerinin görüşleri alınmadığı için teklifin geri çekilmesini istedi ve usul tartışması açılmasını talep etti. Açılan usul tartışması üzerine söz alan Kaplan, 10 gün 24 saat esasına göre çalışmak için robot olmak gerektiğini belirterek, ''Bu tasarı ve teklifler, milyonlarca insanı ilgilendiriyor. Bu çok ciddi konuları sağlıklı tartışmak zorundayız'' diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır, ''Üzerinde hukuki tartışma olan Komisyon raporunu gündeme alamazsınız'' görüşünü öne sürerek, teklifin komisyona çekilip yeniden görüşülmesini istedi.

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, teklifin 6. maddeden sonra Komisyon'da görüşülmediği için Genel Kurul'un gündemine gelemeyeceğini öne sürdü.

AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, ''AK Parti milletvekillerinin tamamı bu teklifi gururla, onurla destekliyorlar ve onun için buradalar. AK Parti grubu milletvekilleri, milletten aldıkları talimatı yerine getirmek üzere buradalar. (Yok hükmündedir, görüşülemez) gibi iddiaların hukuki hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır'' diye konuştu.

TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, teklifin Komisyon'daki görüşmeleri ve sonuçlandırılmasıyla ilgili MHP ve CHP'nin Meclis Başkanlığı'na yazılı itirazları olduğunu anımsatarak, bu itirazlarda bugün belirtilen pek çok hususun dile getirildiğini kaydetti.

TBMM Başkanlığı tarafından söz konusu yazıların ilgili Komisyon'a gönderildiğini, Komisyon Başkanlığı'nın ''görüşmelerin Anayasa ve İçtüzük çerçevesinde gerçekleştirildiği'' bildirdiğini anımsatan Yakut, ''TBMM Başkanı'nın bu raporu yok sayacak bir işlem tesis etme yetkisi bulunmamaktadır'' dedi. Yakut, AK Parti grup önerisinin görüşülmesinde İçtüzük'e aykırı bir durum bulunmadığını, tutumunun aynı olduğunu ifade etti. Muhalefet sıralarından ''yazıklar olsun'' sözlerine Yakut, ''Kem söz kime aitse iade ediyorum'' karşılığını verdi.

 CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi de Komisyon görüşmelerinde açık bir İçtüzük ihlali olduğunu savundu.

AK Parti Grup Başkanvekili Canikli, ''Esas tartışılan, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran teklifin yanında mısınız, değil misiniz- Etraftan dolaşmaya gerek yok. İstediğiniz önergeleri şimdi verebilirsiniz. Verin önergelerinizi, tartışalım'' diye konuştu.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ''Bizim Kuran-ı Kerim'in ders olarak okutulması önergemizin verilmesini zorla engellediniz ama şimdi topunuz gelse engelleyemeyecekseniz. Yüreğiniz, ciğeriniz varsa engelleyin, engelleyemeyeceksiniz'' dedi.

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, ana dili yasaklayan eğitime karşı olduklarını söyledi.

Son Güncelleme: Salı, 27 Mart 2012 21:37

Gösterim: 1910

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını öngören kanun teklifini ''bölünme yasa teklifi'' şeklinde nitelendirerek, ''Bir binanın temelini ikiye bölersiniz, iki ayrı bina çıkmaz, o bina yıkılır. Eğer 8 yıllık zorunlu eğitimi de ikiye bölerseniz, aynı binanın temelinde olduğu gibi onun sonu da yıkımdır ama birisinde yıkılan bir binadır. Öbüründe yıkılan çocuklarımızın geleceği'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, zorunlu eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkarılmasını öngören teklifi protesto etmek için partisince Tandoğan Meydanı'nda düzenlenen mitingde vatandaşlara hitap etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, teklifle ilgili ''konuşalım, tartışalım'' diyerek elini uzattığını belirten Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'a ''Eğitim çok önemlidir, yoksullarımız için önemli bir konudur. Gelin konuşalım, tartışalım, eğitimcilerimizi çağıralım, doğrusu neyse onu kabul edelim'' dediğini anlattı. Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: ''Gelmedi. Gelemeyeceğini ben de biliyorum, konuşamayacağını ben de biliyorum. Benim önüme çıkması için önce adamda yürek gerekir, o yürek yok onda. 'Gel uzlaşalım, ülkemizin geleceği için, bir bayram havası içine kabul edelim kanun teklifini, o zaman doğruları yapmış oluruz' dedim ama maalesef gelmedi; neden, çünkü önümüzde farklı bir vaka var, bir vaka sorunu var önümüzde. Geçmişiyle kavgalı olan birisi var, geleceğiyle kavgalı olan birisi var. Bu ülkenin doktorlarıyla, işçisiyle, memurlarıyla kavgalı olan birisi var. Bu ülkenin mezhepleriyle, inançlarıyla kavgalı olan birisi var. Yani öz güveni olmayan, kendisiyle kavgalı olan bir vaka var karşımızda, sorun da budur. Kendinden nefret eden bir adam olabilir mi- Kendisiyle, ruhuyla barışık olması lazım, yüreğiyle barışık olması lazım ki insanıyla da barışık olabilsin. Eğer öyle bir tablo yoksa Türkiye'nin sorunu var demektir. İşte bu eğitim teklifi de bu sorunlar yumağının bir sonucu olarak Parlamentoya geldi. Şunu söyledim Sayın Başbakan'a 'Olabilir, bizi dinlemek istemeyebilirsin. Bu ülkenin üniversiteleri, fakülteleri, öğretmenleri var, onları çağır konuş, akılla barış Sayın Erdoğan, bilimle barış' dedim.''

Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nun, teklifin yanlış olduğuna ilişkin kararının açıklandığını, değişik üniversitelerin eğitim fakültelerinin de benzer bildiriler yayınladığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ''(Çocuklarımızın geleceğini yok edeceksiniz) diyorlar. Neden oturup konuşmuyorsunuz bunlarla. YÖK Başkanını sen atadın, çağır onu bir konuş. Bak bakalım sana ne anlatacak. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır Sayın Recep Tayyip Erdoğan'' diye konuştu.

'Yasa teklifi 4 artı 4 değil 8 bölü 2'dir'

''4+4+4'' olarak adlandırılan zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını öngören teklifi ''4+4 değildir, 8 bölü 2'dir'' şeklinde tanımlanması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, ''Toplumu bölüyor, bölen bir yasadır. Eğitimi parçalayan bir yasadır. Bir binanın temelini ikiye bölersiniz, iki ayrı bina çıkmaz, o bina yıkılır. Eğer 8 yıllık zorunlu eğitimi de ikiye bölerseniz, aynı binanın temelinde olduğu gibi onun sonu da yıkımdır ama birisinde yıkılan bir binadır. Öbüründe yıkılan çocuklarımızın geleceği'' diye konuştu.

Öğretmenlerle ilgili OECD ülkelerindeki oranlardan örnek veren Kılıçdaroğlu, Türkiye'deki öğretmenlerin çalışma saatlerinin, OECD ülkelerindeki öğretmenlerden daha fazla olduğunu söyledi.

Hazırlanan teklifin, eğitim sisteminin hiçbir sorununu çözmeyeceğini öne süren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''Öğretmenin, velilerin, okulların, binaların, ailelerin mi sorunun çözüyor- Hiçbir sorunu çözmüyor. Aklı mantığı olan, demokrasiye inanan, insan haklarına inanan, çocuklarını düşünen bir ülkede nasıl olur da bir kanun teklifi verirsiniz ama hiçbir sorunu çözmez, yeni sorun yaratır. O zaman bu kanun teklifi, çağdaş insanların kabul edeceği bir kanun teklifi değil. Bu yasa teklifinin asıl muhatabı bu ülkenin yoksul çocukları, o çocuklar hedef alındı. O çocuklar kandırılmak isteniyor, onların aileleri üzerinden siyaset yapılmak isteniyor. Yoksulun çocuğundan ne istiyorsun, 4 yıllık eğitim okuyacak, 4. yılın sonunda 10 yaşında ona soracaklar, hangi mesleği seçeceksin. 10 yaşındaki çocuk nasıl mesleğini seçecek, liseye giden çocuk, liseyi bitirdiği zaman gider bir bilene sorar. O bile tercihini yapamaz. Sen 10 yaşındaki çocuğa, yoksulun çocuğuna bak bakalım hangi mesleği seçiyorsun diyeceksin. 'Seçemiyor musun, sana şu mesleği buldum, git orada oku' diyecek. Cumhuriyetin bize getirdiği güzel bir şey var: Yoksul ve varlıklı çocuğun yarışabildiği tek alan ilköğretimdir. Sakın unutmayın bunu. özgürce yarışabildiği, hiçbir baskı altında kalmadan yarışabildiği tek yer ilköğretimdir. Şimdi siz yoksul çocuğun elinden özgürce yarışabileceği o alanı da alıyorsunuz. Yazık günah değil mi, bu ülkenin yoksul insanlarına yazık, günah değil mi- Ben o yoksulların çocuklarına sahip çıkıyorum, her anne baba sahip çıksın. O çocuklar bizim çocuklarımız.''

'Pedagojiyi bilmez'

Oyun oynamasını yeni öğrenen 5 yaşındaki çocuğun, ilköğretime nasıl başlayacağını soran Kılıçdaroğlu, ''Başbakan, 'Bizim yaptığımız düzenleme pedagojiktir' diyordu. Emin olun, Allah sizi inandırsın pedagojinin bile ne olduğunu bilmez bu. Eğer siz, tepeden inmeci bir anlayışla, zorbalıkla ve baskıyla, halkın iradesini görmezden gelerek, milletvekillerini konuşturmayarak bir yasa teklifini Parlamentodan geçirecekseniz, o yasa teklifini yapan zihniyet faşist bir zihniyettir. İnsanı ve demokrasiyi benimsemeyen bir zihniyettir'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın, ''Zorbalıkla gelen düzenlemeyi, demokrasiyle ortadan kaldıracağız'' dediğini de belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: “Tarih bilmez, eğitimin tarihini bilmez. Pedagojinin ne olduğunu bilmez, çocuğun ne olduğunu bilmez. Çocuğun nasıl eğitileceğini bilmez. Efendim, 'zorbalıkla geldi, demokrasiyle göndereceğiz' diyor. Sen 8 yıllık zorunlu eğitimin hangi yıldan beri bu ülkede tartışıldığını biliyor musun- 1950'lerde, 1960'larda, 1970'lerde, kalkınma programlarına, hükümet programlarına girdiğini biliyor musun- Samimi söylüyorum bilmiyor.''

> CHP: 4+4+4 bölünme yasa teklifidir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını öngören kanun teklifini ''bölünme yasa teklifi'' şeklinde nitelendirerek, ''Bir binanın temelini ikiye bölersiniz, iki ayrı bina çıkmaz, o bina yıkılır. Eğer 8 yıllık zorunlu eğitimi de ikiye bölerseniz, aynı binanın temelinde olduğu gibi onun sonu da yıkımdır ama birisinde yıkılan bir binadır. Öbüründe yıkılan çocuklarımızın geleceği'' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu, zorunlu eğitimi kademeli olarak 12 yıla çıkarılmasını öngören teklifi protesto etmek için partisince Tandoğan Meydanı'nda düzenlenen mitingde vatandaşlara hitap etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, teklifle ilgili ''konuşalım, tartışalım'' diyerek elini uzattığını belirten Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan'a ''Eğitim çok önemlidir, yoksullarımız için önemli bir konudur. Gelin konuşalım, tartışalım, eğitimcilerimizi çağıralım, doğrusu neyse onu kabul edelim'' dediğini anlattı. Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: ''Gelmedi. Gelemeyeceğini ben de biliyorum, konuşamayacağını ben de biliyorum. Benim önüme çıkması için önce adamda yürek gerekir, o yürek yok onda. 'Gel uzlaşalım, ülkemizin geleceği için, bir bayram havası içine kabul edelim kanun teklifini, o zaman doğruları yapmış oluruz' dedim ama maalesef gelmedi; neden, çünkü önümüzde farklı bir vaka var, bir vaka sorunu var önümüzde. Geçmişiyle kavgalı olan birisi var, geleceğiyle kavgalı olan birisi var. Bu ülkenin doktorlarıyla, işçisiyle, memurlarıyla kavgalı olan birisi var. Bu ülkenin mezhepleriyle, inançlarıyla kavgalı olan birisi var. Yani öz güveni olmayan, kendisiyle kavgalı olan bir vaka var karşımızda, sorun da budur. Kendinden nefret eden bir adam olabilir mi- Kendisiyle, ruhuyla barışık olması lazım, yüreğiyle barışık olması lazım ki insanıyla da barışık olabilsin. Eğer öyle bir tablo yoksa Türkiye'nin sorunu var demektir. İşte bu eğitim teklifi de bu sorunlar yumağının bir sonucu olarak Parlamentoya geldi. Şunu söyledim Sayın Başbakan'a 'Olabilir, bizi dinlemek istemeyebilirsin. Bu ülkenin üniversiteleri, fakülteleri, öğretmenleri var, onları çağır konuş, akılla barış Sayın Erdoğan, bilimle barış' dedim.''

Hacettepe Üniversitesi Senatosu'nun, teklifin yanlış olduğuna ilişkin kararının açıklandığını, değişik üniversitelerin eğitim fakültelerinin de benzer bildiriler yayınladığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ''(Çocuklarımızın geleceğini yok edeceksiniz) diyorlar. Neden oturup konuşmuyorsunuz bunlarla. YÖK Başkanını sen atadın, çağır onu bir konuş. Bak bakalım sana ne anlatacak. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıptır Sayın Recep Tayyip Erdoğan'' diye konuştu.

'Yasa teklifi 4 artı 4 değil 8 bölü 2'dir'

''4+4+4'' olarak adlandırılan zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını öngören teklifi ''4+4 değildir, 8 bölü 2'dir'' şeklinde tanımlanması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, ''Toplumu bölüyor, bölen bir yasadır. Eğitimi parçalayan bir yasadır. Bir binanın temelini ikiye bölersiniz, iki ayrı bina çıkmaz, o bina yıkılır. Eğer 8 yıllık zorunlu eğitimi de ikiye bölerseniz, aynı binanın temelinde olduğu gibi onun sonu da yıkımdır ama birisinde yıkılan bir binadır. Öbüründe yıkılan çocuklarımızın geleceği'' diye konuştu.

Öğretmenlerle ilgili OECD ülkelerindeki oranlardan örnek veren Kılıçdaroğlu, Türkiye'deki öğretmenlerin çalışma saatlerinin, OECD ülkelerindeki öğretmenlerden daha fazla olduğunu söyledi.

Hazırlanan teklifin, eğitim sisteminin hiçbir sorununu çözmeyeceğini öne süren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''Öğretmenin, velilerin, okulların, binaların, ailelerin mi sorunun çözüyor- Hiçbir sorunu çözmüyor. Aklı mantığı olan, demokrasiye inanan, insan haklarına inanan, çocuklarını düşünen bir ülkede nasıl olur da bir kanun teklifi verirsiniz ama hiçbir sorunu çözmez, yeni sorun yaratır. O zaman bu kanun teklifi, çağdaş insanların kabul edeceği bir kanun teklifi değil. Bu yasa teklifinin asıl muhatabı bu ülkenin yoksul çocukları, o çocuklar hedef alındı. O çocuklar kandırılmak isteniyor, onların aileleri üzerinden siyaset yapılmak isteniyor. Yoksulun çocuğundan ne istiyorsun, 4 yıllık eğitim okuyacak, 4. yılın sonunda 10 yaşında ona soracaklar, hangi mesleği seçeceksin. 10 yaşındaki çocuk nasıl mesleğini seçecek, liseye giden çocuk, liseyi bitirdiği zaman gider bir bilene sorar. O bile tercihini yapamaz. Sen 10 yaşındaki çocuğa, yoksulun çocuğuna bak bakalım hangi mesleği seçiyorsun diyeceksin. 'Seçemiyor musun, sana şu mesleği buldum, git orada oku' diyecek. Cumhuriyetin bize getirdiği güzel bir şey var: Yoksul ve varlıklı çocuğun yarışabildiği tek alan ilköğretimdir. Sakın unutmayın bunu. özgürce yarışabildiği, hiçbir baskı altında kalmadan yarışabildiği tek yer ilköğretimdir. Şimdi siz yoksul çocuğun elinden özgürce yarışabileceği o alanı da alıyorsunuz. Yazık günah değil mi, bu ülkenin yoksul insanlarına yazık, günah değil mi- Ben o yoksulların çocuklarına sahip çıkıyorum, her anne baba sahip çıksın. O çocuklar bizim çocuklarımız.''

'Pedagojiyi bilmez'

Oyun oynamasını yeni öğrenen 5 yaşındaki çocuğun, ilköğretime nasıl başlayacağını soran Kılıçdaroğlu, ''Başbakan, 'Bizim yaptığımız düzenleme pedagojiktir' diyordu. Emin olun, Allah sizi inandırsın pedagojinin bile ne olduğunu bilmez bu. Eğer siz, tepeden inmeci bir anlayışla, zorbalıkla ve baskıyla, halkın iradesini görmezden gelerek, milletvekillerini konuşturmayarak bir yasa teklifini Parlamentodan geçirecekseniz, o yasa teklifini yapan zihniyet faşist bir zihniyettir. İnsanı ve demokrasiyi benimsemeyen bir zihniyettir'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın, ''Zorbalıkla gelen düzenlemeyi, demokrasiyle ortadan kaldıracağız'' dediğini de belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: “Tarih bilmez, eğitimin tarihini bilmez. Pedagojinin ne olduğunu bilmez, çocuğun ne olduğunu bilmez. Çocuğun nasıl eğitileceğini bilmez. Efendim, 'zorbalıkla geldi, demokrasiyle göndereceğiz' diyor. Sen 8 yıllık zorunlu eğitimin hangi yıldan beri bu ülkede tartışıldığını biliyor musun- 1950'lerde, 1960'larda, 1970'lerde, kalkınma programlarına, hükümet programlarına girdiğini biliyor musun- Samimi söylüyorum bilmiyor.''

Son Güncelleme: Salı, 27 Mart 2012 17:25

Gösterim: 1837


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.