Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Sabah Gazetesi Yazarı Nazlı Ilıcak’ın bugünkü yazısı.

nazlı ılıcak19 Mayıs tartışmasını yapay bulduğumu söylemeliyim. Aslında, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir genelge yayınlayarak, 19 Mayıs'ı kutlama biçimini değiştirmesinin bir gereği yoktu. Madem, 29 Ekim, 23 Nisan, 30 Ağustos gibi diğer bayramları da kapsayacak şekilde yeni bir yönetmelik hazırlanıyordu, neden birdenbire 19 Mayıs'a ilişkin bir genelge çıkarıldı? Bu işin bir yönü... Diğer cephesi ise, Danıştay'ın siyasi iradeye müdahale gayretkeşliği. Hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilen genelge şöyleydi: "Başkent dışındaki il ve ilçelerimizde, yönetmelikte bulunmayan senaryo, değişik renk ve nitelik arz eden gösteri ve fon çalışmaları gibi etkinliklere yer verilmeyecek. Bu kapsamda, il ve ilçe kutlama komiteleri tarafından gerekli tedbirler alınarak çalışmalar yönetmelik hükümleri uyarınca yürütülecek. Bununla birlikte, günün anlam ve önemiyle uygun kutlamalar, okullarda ve öğrencilerin katılımıyla icra edilecek."

Bu genelgenin yürütmesi neden durduruldu? Anlayan varsa, beri gelsin! Üstelik 19 Mayıs olayı, "AK Parti'nin gizli niyeti" sorgulanarak gündeme getiriliyor. Erdoğan ve arkadaşları, Milli Mücadele'nin başladığı bu tarihe niçin karşı çıksınlar? Kurtarılan onların da vatanı değil mi?

(Nazlı Ilıcak-sabah)

> ‘19 Mayıs tartışmaları gereksiz’

Sabah Gazetesi Yazarı Nazlı Ilıcak’ın bugünkü yazısı.

nazlı ılıcak19 Mayıs tartışmasını yapay bulduğumu söylemeliyim. Aslında, Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir genelge yayınlayarak, 19 Mayıs'ı kutlama biçimini değiştirmesinin bir gereği yoktu. Madem, 29 Ekim, 23 Nisan, 30 Ağustos gibi diğer bayramları da kapsayacak şekilde yeni bir yönetmelik hazırlanıyordu, neden birdenbire 19 Mayıs'a ilişkin bir genelge çıkarıldı? Bu işin bir yönü... Diğer cephesi ise, Danıştay'ın siyasi iradeye müdahale gayretkeşliği. Hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilen genelge şöyleydi: "Başkent dışındaki il ve ilçelerimizde, yönetmelikte bulunmayan senaryo, değişik renk ve nitelik arz eden gösteri ve fon çalışmaları gibi etkinliklere yer verilmeyecek. Bu kapsamda, il ve ilçe kutlama komiteleri tarafından gerekli tedbirler alınarak çalışmalar yönetmelik hükümleri uyarınca yürütülecek. Bununla birlikte, günün anlam ve önemiyle uygun kutlamalar, okullarda ve öğrencilerin katılımıyla icra edilecek."

Bu genelgenin yürütmesi neden durduruldu? Anlayan varsa, beri gelsin! Üstelik 19 Mayıs olayı, "AK Parti'nin gizli niyeti" sorgulanarak gündeme getiriliyor. Erdoğan ve arkadaşları, Milli Mücadele'nin başladığı bu tarihe niçin karşı çıksınlar? Kurtarılan onların da vatanı değil mi?

(Nazlı Ilıcak-sabah)

Son Güncelleme: Cuma, 04 May 2012 09:27

Gösterim: 2267

Kahramanmaraşlı 36 yaşındaki ilkokul mezunu Filiz Arslan'a, "Konya'da üniversitede okurken" kredi aldığı için 1600 TL borcu olduğunu bildiren bir ihbarname gönderildi.

filiz arslanKahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde yaşayan Filiz Arslan, yıllar önce Kuşkayası Köyü İlköğretim Okulu'ndan mezun oldu ve eğitim hayatını bir daha sürdürmedi. 3 çocuk annesi ev hanımı Filiz Arslan, geçen hafta postacının getirdiği ihbarnameyi aldığında şoke oldu. 36 yaşındaki kadına, Konya'da üniversitede okuduğu sırada Yükseköğrenim Kredi Yurtlar Kurumu'ndan öğrenim kredisi aldığından dolayı bin 600 TL borcu olduğu ve bu borcu bir hafta içinde ödemesi gerektiği bildiriliyordu. Bir anda icra şokuyla karşı karşıya kalan Filiz Arslan, "Ben değil üniversite okumak, Konya'ya bile hiç gitmedim. Yetkililerden bu yanlışlığı düzeltmelerini istiyorum. İlkokul mezunuyum" diye konuştu. Eşinin TIR şoförü olduğunu, geçimlerini asgari ücretle sağladıklarını ve bu parayla 3 çocuk okuttuklarını belirten Arslan, "Bizim bunu ödeme imkanımız yok. Devlet bu parayı istiyorsa ben de diplomamı istiyorum. Hangi bölümü okuduysam onu bile bilmiyorum" dedi. Vergi dairesine gittiğinde kimlik numarasının bile doğru olmadığını gören Filiz Arslan, ilgili makamlara konuyu anlatan bir dilekçe yolladığını ve yanıt beklediğini söyledi.

(sabah)

> İlkokul mezunu üniversite borcu ödeyecek

Kahramanmaraşlı 36 yaşındaki ilkokul mezunu Filiz Arslan'a, "Konya'da üniversitede okurken" kredi aldığı için 1600 TL borcu olduğunu bildiren bir ihbarname gönderildi.

filiz arslanKahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde yaşayan Filiz Arslan, yıllar önce Kuşkayası Köyü İlköğretim Okulu'ndan mezun oldu ve eğitim hayatını bir daha sürdürmedi. 3 çocuk annesi ev hanımı Filiz Arslan, geçen hafta postacının getirdiği ihbarnameyi aldığında şoke oldu. 36 yaşındaki kadına, Konya'da üniversitede okuduğu sırada Yükseköğrenim Kredi Yurtlar Kurumu'ndan öğrenim kredisi aldığından dolayı bin 600 TL borcu olduğu ve bu borcu bir hafta içinde ödemesi gerektiği bildiriliyordu. Bir anda icra şokuyla karşı karşıya kalan Filiz Arslan, "Ben değil üniversite okumak, Konya'ya bile hiç gitmedim. Yetkililerden bu yanlışlığı düzeltmelerini istiyorum. İlkokul mezunuyum" diye konuştu. Eşinin TIR şoförü olduğunu, geçimlerini asgari ücretle sağladıklarını ve bu parayla 3 çocuk okuttuklarını belirten Arslan, "Bizim bunu ödeme imkanımız yok. Devlet bu parayı istiyorsa ben de diplomamı istiyorum. Hangi bölümü okuduysam onu bile bilmiyorum" dedi. Vergi dairesine gittiğinde kimlik numarasının bile doğru olmadığını gören Filiz Arslan, ilgili makamlara konuyu anlatan bir dilekçe yolladığını ve yanıt beklediğini söyledi.

(sabah)

Son Güncelleme: Cuma, 04 May 2012 09:12

Gösterim: 2044

"Çığlık" 119 milyon 922 bin 500 dolara (yaklaşık 212 milyon TL) alıcı buldu.

çığlık tablosuSotheby's Müzayede Evi'nde yapılan satışta, insanın duyduğu kaygının modern sembolü olarak nitelendirilen 1895 tarihli eseri kimin aldığı açıklanmadı.

Açık artırma 40 milyon dolarla başladı

Bir önceki rekor Picasso'nun 106,5 milyon dolara (yaklaşık 188 milyon TL) satılan "Çıplak, Yeşil Yapraklar ve Büst" adlı eseri olmuştu.

Aynı müzayedede Picasso'nun 1941 yılında yaptığı "Sandalyede Oturan Kadın" tablosu ise 26 milyon dolara (yaklaşık 46 milyon TL) alıcı buldu.

> Bu 'Çığlık'a kulak verin

"Çığlık" 119 milyon 922 bin 500 dolara (yaklaşık 212 milyon TL) alıcı buldu.

çığlık tablosuSotheby's Müzayede Evi'nde yapılan satışta, insanın duyduğu kaygının modern sembolü olarak nitelendirilen 1895 tarihli eseri kimin aldığı açıklanmadı.

Açık artırma 40 milyon dolarla başladı

Bir önceki rekor Picasso'nun 106,5 milyon dolara (yaklaşık 188 milyon TL) satılan "Çıplak, Yeşil Yapraklar ve Büst" adlı eseri olmuştu.

Aynı müzayedede Picasso'nun 1941 yılında yaptığı "Sandalyede Oturan Kadın" tablosu ise 26 milyon dolara (yaklaşık 46 milyon TL) alıcı buldu.

Son Güncelleme: Cuma, 04 May 2012 09:18

Gösterim: 4176

Mehmet Ali Birand'ın bugünkü yazısı.

Son yılların en önemli projelerinden biriydi ve başarıyla da uygulamaya sokulmuştu. 7 milyon çocuğa süt içirmeye başlandı. Ancak ne olduysa oldu ve 2 bine yakını hastalandı. Olur ya... Kiminin alerjisi tuttu, kimi bozuk sütten zehirlendi. Şimdi ayaklanıp, bu harika projeyi askıya almayalım.

Yıllar boyunca çocuklarımızı buğdayla, unlu yiyeceklerle büyüttük. Süt içiremedik.

Kavruk bir nesil yarattık. Zengin ülkelerin gençlerinin yüzüne bakın farkı görürsünüz. Nedenlerinin en başında da süt gelir.

Okullardaki süt içirme kampanyasını, bu nedenle alkışlarla karşılayanlar arasındayım.

Son derece doğru, son derece yerinde bir hareketti.

Bir yol kazasına uğradık.

7 milyon çocuk süt içti ve aralarından 2 bine yakını hastalandı. Kimi alerjiden, kimi bozuk sütten, kimi alışmamış vücutların tepkisinden rahatsızlandı.

Olabilir. Bunda telaşa düşülecek bir durum da yok. Siz medyadaki yayına bakmayın. Bizler de şok yaşadığımız için, gerekenden geniş yer verdik.

Şimdi Tarım ve Milli Eğitim Bakanlığı’ na son derece önemli bir görev düşüyor.

Olumsuz yayından korkmamalılar. Tam aksine, denetimi arttırıp, bu projeyi ayakta tutmaları gerekiyor. Kim ne dersin desin, cesaretle devam etmeli ve çocukların sütünü kesmemeliler...

BAŞBAKAN, HERŞEYİN EN DOĞRUSUNU BİLMEYEBİLİR...

Devlet Tiyatroları' nın özelliştirilmesi tartışması yavaş yavaş çığrından çıkıyor.

Başbakan' ın kızgın bir anına rastladı ve "Sizi bir özelleştiririm, görürsünüz..." deyiverince kıyametler koptu.

Erdoğan' ın bu tepkisi hemen alkışlandı.

Ne kadar doğru yaptığını, nasıl isabetli bir karar verdiğini söyleyenler ardı ardına açıklamalar yapar oldular. Oysa bu aşamada Başbakan’ı kışkırtmak değil, tam aksine yatıştırmak gerekiyor.

Kabinede bir tek, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay mesafeli duruyor.

Doğrusunu yapıyor.

Başbakanlar herşeyin en doğrusunu bilen insanlar değillerdir.

Onlar da yanılabilir ...

Onlar da abartılı ve gereksiz adımlar atabilirler...

Önemli olan, başbakanların etrafında olan kişilerin sıkı durmalarıdır. Her söyleneni alkışlamak yerine, doğrusunu göstermeleridir.

Bizde ne yazık ki, böyle olmuyor.

"Bana mı düştü? Başkası söylesin. Şimdi başıma iş açmayayım..." deyip alkış tutuluyor.

Ertuğrul Günay, cesur ve farklı bir Bakan. Merakla bekliyorum. Bu defa da Başbakan'ı ikna edecek veya olayın daha da kontrolden çıkmasını engelleyebilecek mi?

MEB'deki İLETİŞİM SORUNU ÇÖZÜLEMİYOR...

Milli Eğitim Bakanlığı’ nda bir süredir önemli bir iletişim sorunu yaşanıyor. Bir türlü de çözümlenemiyor.

3 X 4 ile başladı.

Başbakan'ın konuşmasıyla gündeme geldi. Kimse neyin ne olduğunu bir türlü anlayamadı. Neden sonra Dinçer duruma el koydu ve hazırlıkları açıklamaya başladı. Sanki kesinleşmiş gibi konuşulan birçok maddenin henüz netleşmediği de böylece ortaya çıktı. Bakan'ın 32. Gün'deki söyleşisi, birçok yanlış anlamayı da ortadan kaldırdı. Aslında yapılması gereken, çok daha önceden kamuoyunun hazırlanmasıydı. Böyle olsa, tartışmalar büyük oranda azalırdı.

Şimdi aynı durum okullardaki yeni düzenlemede ortaya çıktı.

Neden dersler kısalıyor?

Sınıf geçme neden kolaylaştırılıyor?

Lisede evliliğin serbest bırakılması ne anlama geliyor?

Koskoca Milli Eğitim Bakanlığı aklına göre değişiklik yapmaz. Mutlaka hepsinin yanıtı vardır, ancak bizler bilmiyoruz. Kamuoyunu yeterince aydınlatmadığınız zaman da gereksiz tartışmalar oluyor. Nitekim, ortada dolaşan metinlerin birer taslak olduğu ve görüş alınması için ilgili kurum ve sivil toplum örgütlerine dağıtıldığı ortaya çıktı.

İletişim sorunu çözülmedikçe, aynı karmaşayı yaşayacağız demektir.

(Mehmet Ali Birand-hürriyet)

> Birand: Süt projesini, bu olaya kurban etmeyin

Mehmet Ali Birand'ın bugünkü yazısı.

Son yılların en önemli projelerinden biriydi ve başarıyla da uygulamaya sokulmuştu. 7 milyon çocuğa süt içirmeye başlandı. Ancak ne olduysa oldu ve 2 bine yakını hastalandı. Olur ya... Kiminin alerjisi tuttu, kimi bozuk sütten zehirlendi. Şimdi ayaklanıp, bu harika projeyi askıya almayalım.

Yıllar boyunca çocuklarımızı buğdayla, unlu yiyeceklerle büyüttük. Süt içiremedik.

Kavruk bir nesil yarattık. Zengin ülkelerin gençlerinin yüzüne bakın farkı görürsünüz. Nedenlerinin en başında da süt gelir.

Okullardaki süt içirme kampanyasını, bu nedenle alkışlarla karşılayanlar arasındayım.

Son derece doğru, son derece yerinde bir hareketti.

Bir yol kazasına uğradık.

7 milyon çocuk süt içti ve aralarından 2 bine yakını hastalandı. Kimi alerjiden, kimi bozuk sütten, kimi alışmamış vücutların tepkisinden rahatsızlandı.

Olabilir. Bunda telaşa düşülecek bir durum da yok. Siz medyadaki yayına bakmayın. Bizler de şok yaşadığımız için, gerekenden geniş yer verdik.

Şimdi Tarım ve Milli Eğitim Bakanlığı’ na son derece önemli bir görev düşüyor.

Olumsuz yayından korkmamalılar. Tam aksine, denetimi arttırıp, bu projeyi ayakta tutmaları gerekiyor. Kim ne dersin desin, cesaretle devam etmeli ve çocukların sütünü kesmemeliler...

BAŞBAKAN, HERŞEYİN EN DOĞRUSUNU BİLMEYEBİLİR...

Devlet Tiyatroları' nın özelliştirilmesi tartışması yavaş yavaş çığrından çıkıyor.

Başbakan' ın kızgın bir anına rastladı ve "Sizi bir özelleştiririm, görürsünüz..." deyiverince kıyametler koptu.

Erdoğan' ın bu tepkisi hemen alkışlandı.

Ne kadar doğru yaptığını, nasıl isabetli bir karar verdiğini söyleyenler ardı ardına açıklamalar yapar oldular. Oysa bu aşamada Başbakan’ı kışkırtmak değil, tam aksine yatıştırmak gerekiyor.

Kabinede bir tek, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay mesafeli duruyor.

Doğrusunu yapıyor.

Başbakanlar herşeyin en doğrusunu bilen insanlar değillerdir.

Onlar da yanılabilir ...

Onlar da abartılı ve gereksiz adımlar atabilirler...

Önemli olan, başbakanların etrafında olan kişilerin sıkı durmalarıdır. Her söyleneni alkışlamak yerine, doğrusunu göstermeleridir.

Bizde ne yazık ki, böyle olmuyor.

"Bana mı düştü? Başkası söylesin. Şimdi başıma iş açmayayım..." deyip alkış tutuluyor.

Ertuğrul Günay, cesur ve farklı bir Bakan. Merakla bekliyorum. Bu defa da Başbakan'ı ikna edecek veya olayın daha da kontrolden çıkmasını engelleyebilecek mi?

MEB'deki İLETİŞİM SORUNU ÇÖZÜLEMİYOR...

Milli Eğitim Bakanlığı’ nda bir süredir önemli bir iletişim sorunu yaşanıyor. Bir türlü de çözümlenemiyor.

3 X 4 ile başladı.

Başbakan'ın konuşmasıyla gündeme geldi. Kimse neyin ne olduğunu bir türlü anlayamadı. Neden sonra Dinçer duruma el koydu ve hazırlıkları açıklamaya başladı. Sanki kesinleşmiş gibi konuşulan birçok maddenin henüz netleşmediği de böylece ortaya çıktı. Bakan'ın 32. Gün'deki söyleşisi, birçok yanlış anlamayı da ortadan kaldırdı. Aslında yapılması gereken, çok daha önceden kamuoyunun hazırlanmasıydı. Böyle olsa, tartışmalar büyük oranda azalırdı.

Şimdi aynı durum okullardaki yeni düzenlemede ortaya çıktı.

Neden dersler kısalıyor?

Sınıf geçme neden kolaylaştırılıyor?

Lisede evliliğin serbest bırakılması ne anlama geliyor?

Koskoca Milli Eğitim Bakanlığı aklına göre değişiklik yapmaz. Mutlaka hepsinin yanıtı vardır, ancak bizler bilmiyoruz. Kamuoyunu yeterince aydınlatmadığınız zaman da gereksiz tartışmalar oluyor. Nitekim, ortada dolaşan metinlerin birer taslak olduğu ve görüş alınması için ilgili kurum ve sivil toplum örgütlerine dağıtıldığı ortaya çıktı.

İletişim sorunu çözülmedikçe, aynı karmaşayı yaşayacağız demektir.

(Mehmet Ali Birand-hürriyet)

Son Güncelleme: Cuma, 04 May 2012 09:02

Gösterim: 2297

Hürriyet Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil’in bugünkü yazısı.

yılmaz özdil

Serumla ayılttılar.

Aşırı doz’dan diyen var.

Sanırsın damardan bastılar.

Halbuki...

İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2005’ten beri, yedi senedir aralıksız, her gün, 207 bin öğrenciye süt içiriyor. Henüz psikolojisi bozulan görülmedi. Doğuştan “psikopat” demek ki bizim oralı çocuklar!

Peki, orda nasıl öyle oluyor da, burda niye böyle oluyor derseniz?

Bu iş kömür dağıtmaya benzemez.

Hükümet, okullara beş günlük sütü toptan veriyor, depola, gün gün dağıt diyor. Süt bu, gazoz değil, bozulur. Sınıf kadar buzdolabı yapsan, gene yetmez. Nerede koruyacaksın?

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Tire Süt Kooperatifi’yle çalışıyor. Kooperatif’in ortakları, o gün sağıyor, o gün dolduruyor, klimalı araçları var, her sabah saat 4’te yola çıkıyor, 246 okulu tek tek dolaşıyor, gazete dağıtır gibi, öğretmenlere teslim edilmesiyle, çocukların sütü içmesi bir oluyor. Taptaze.

Hükümet, uzun ömürlü süt dağıtıyor. İyi korunursa, altı ay bile dayanıyor ama, raf ömrünü uzatmak için kullanılan yöntemler tartışılıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, annelerin tercihi olan, günlük üretilen ve günlük tüketilen “pastörize” süt dağıtıyor. Daha az işlemden geçirildiği için, besleyici açıdan çok daha faydalı olduğu biliniyor.

Hükümet, güya uzun ömürlü süt dağıttı ama, belli ki soğuk zincir kopmuş, bismillah, daha ilk günden binlerce çocuk hastanelik oldu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin soğuk zincir’i yedi senedir buz gibi.

Bakanlar Kurulu kararında açıkça görüldüğü üzre, üretim fazlasının değerlendirilmesi amaçlanıyor. Oysa, fazlasını çocuğa verelim demek, yemek arttı, dökmeyelim de, köpeğe verelim demek gibi bi şeydir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Tire Süt Kooperatifi aracılığıyla “sözleşmeli üretim” yaptırıyor. Kim, ne kadar üretecek, parasını ne zaman alacak, hesabını kitabını taaa en başından biliyor, elde kalmıyor.

Hükümet, sanayiciden alıyor. Sanayici elbette canımız ciğerimiz ama, üretici üvey evlat mı? Sanayicinin cebine doldurulan paranın, anca “harçlık” kadar bölümü üreticinin cebine kalıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, kooperatif’ten, yani direkt üreticiden alıyor, aracı yok, komisyon yok. Ödenen paranın tamamı üreticinin cebine giriyor. Aportta bekleyen tüccarın kucağına oturmuyor.

Tarım Bakanı’nın mebus olduğu Diyarbakır’da bile çocuklar zehirlendi, dünyaya film olduk.

Tire Süt Kooperatifi’nin uygulamaları, Birleşmiş Milletler tarafından “dünyanın en iyi kalkınma modeli” seçildi.

(İneğin kaç memesi olduğunu bilmeyen yalaka tipler, tarım uzmanıyım diye ortalıkta gezinirken... Tekelleşme karşıtı, üretici odaklı projeleriyle “dünyanın en başarılısı” seçilen Tire Kooperatifi’nin Başkanı Mahmut Eskiyörük’e, merak edip, bu işi nasıl başardın diye soran bile olmadı.)

(Bakın iddia ediyorum, adam gibi adam Mahmut Eskiyörük’ü Tarım Bakanı yap, bu memleket en geç beş sene içinde, yeniden “kendi kendine yeten yedi ülkeden biri” olmazsa, Tire’ye gider anırırım.)

Ve, şimdi sıkı durun!

Hakkında 400 sene hapis cezası istenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir’in çocuklarına, her gün, 200 mililitre sütü kaç liraya satın alıp, içiriyor?

37 kuruş.

Hükümet, aynı İzmir’de, aynı çocuklara, aynı inekten, aynı miktarda sütü, kaç liraya içiriyor?

53 kuruş!

Kalkınma modeli, 37 kuruş.

Psikoloji modeli, 53 kuruş.

Çarp canım kardeşim aradaki “aşırı doz”u ülkenin geneliyle... Süt’ten çıkmış “ak” kaşığı bulursun.

(Yılmaz Özdil-hürriyet)

> Çocuklar süte 'bayıldı..'

Hürriyet Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil’in bugünkü yazısı.

yılmaz özdil

Serumla ayılttılar.

Aşırı doz’dan diyen var.

Sanırsın damardan bastılar.

Halbuki...

İzmir Büyükşehir Belediyesi, 2005’ten beri, yedi senedir aralıksız, her gün, 207 bin öğrenciye süt içiriyor. Henüz psikolojisi bozulan görülmedi. Doğuştan “psikopat” demek ki bizim oralı çocuklar!

Peki, orda nasıl öyle oluyor da, burda niye böyle oluyor derseniz?

Bu iş kömür dağıtmaya benzemez.

Hükümet, okullara beş günlük sütü toptan veriyor, depola, gün gün dağıt diyor. Süt bu, gazoz değil, bozulur. Sınıf kadar buzdolabı yapsan, gene yetmez. Nerede koruyacaksın?

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Tire Süt Kooperatifi’yle çalışıyor. Kooperatif’in ortakları, o gün sağıyor, o gün dolduruyor, klimalı araçları var, her sabah saat 4’te yola çıkıyor, 246 okulu tek tek dolaşıyor, gazete dağıtır gibi, öğretmenlere teslim edilmesiyle, çocukların sütü içmesi bir oluyor. Taptaze.

Hükümet, uzun ömürlü süt dağıtıyor. İyi korunursa, altı ay bile dayanıyor ama, raf ömrünü uzatmak için kullanılan yöntemler tartışılıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, annelerin tercihi olan, günlük üretilen ve günlük tüketilen “pastörize” süt dağıtıyor. Daha az işlemden geçirildiği için, besleyici açıdan çok daha faydalı olduğu biliniyor.

Hükümet, güya uzun ömürlü süt dağıttı ama, belli ki soğuk zincir kopmuş, bismillah, daha ilk günden binlerce çocuk hastanelik oldu.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin soğuk zincir’i yedi senedir buz gibi.

Bakanlar Kurulu kararında açıkça görüldüğü üzre, üretim fazlasının değerlendirilmesi amaçlanıyor. Oysa, fazlasını çocuğa verelim demek, yemek arttı, dökmeyelim de, köpeğe verelim demek gibi bi şeydir.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Tire Süt Kooperatifi aracılığıyla “sözleşmeli üretim” yaptırıyor. Kim, ne kadar üretecek, parasını ne zaman alacak, hesabını kitabını taaa en başından biliyor, elde kalmıyor.

Hükümet, sanayiciden alıyor. Sanayici elbette canımız ciğerimiz ama, üretici üvey evlat mı? Sanayicinin cebine doldurulan paranın, anca “harçlık” kadar bölümü üreticinin cebine kalıyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, kooperatif’ten, yani direkt üreticiden alıyor, aracı yok, komisyon yok. Ödenen paranın tamamı üreticinin cebine giriyor. Aportta bekleyen tüccarın kucağına oturmuyor.

Tarım Bakanı’nın mebus olduğu Diyarbakır’da bile çocuklar zehirlendi, dünyaya film olduk.

Tire Süt Kooperatifi’nin uygulamaları, Birleşmiş Milletler tarafından “dünyanın en iyi kalkınma modeli” seçildi.

(İneğin kaç memesi olduğunu bilmeyen yalaka tipler, tarım uzmanıyım diye ortalıkta gezinirken... Tekelleşme karşıtı, üretici odaklı projeleriyle “dünyanın en başarılısı” seçilen Tire Kooperatifi’nin Başkanı Mahmut Eskiyörük’e, merak edip, bu işi nasıl başardın diye soran bile olmadı.)

(Bakın iddia ediyorum, adam gibi adam Mahmut Eskiyörük’ü Tarım Bakanı yap, bu memleket en geç beş sene içinde, yeniden “kendi kendine yeten yedi ülkeden biri” olmazsa, Tire’ye gider anırırım.)

Ve, şimdi sıkı durun!

Hakkında 400 sene hapis cezası istenen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir’in çocuklarına, her gün, 200 mililitre sütü kaç liraya satın alıp, içiriyor?

37 kuruş.

Hükümet, aynı İzmir’de, aynı çocuklara, aynı inekten, aynı miktarda sütü, kaç liraya içiriyor?

53 kuruş!

Kalkınma modeli, 37 kuruş.

Psikoloji modeli, 53 kuruş.

Çarp canım kardeşim aradaki “aşırı doz”u ülkenin geneliyle... Süt’ten çıkmış “ak” kaşığı bulursun.

(Yılmaz Özdil-hürriyet)

Son Güncelleme: Cuma, 04 May 2012 08:54

Gösterim: 2168


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.