Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
İki öğrenci Ağrı’da öğretmenlerinin şiddetine maruz kaldı.
Ağrı’da iki öğrenci öğretmen dayağı yüzünd
en hastanelik oldu. Öğrencilerden biri arkadaşıyla şakalaştı diye öğretmeni tarafından tekme tokat dövüldü. Bir kız öğrenci de bahçede oynarken öğretmeninin yumruğuyla bayıldı.
Ağrı’da biri kız diğeri erkek iki ilköğretim okulu öğrencisinin öğretmenleri tarafından dövülerek hastanelik edildiği iddiası üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından iki öğretmen hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi.
İki olay, iki ayrı okulda 15 Mart günü meydana geldi. Kuva-i Milliye İlköğretim Okulu 7’nci sınıf öğrencisi M. Nuri Kaya, bir arkadaşı ile şakalaşırken iddiaya göre öğretmeni Cemil İmalı tarafından tekme-tokat dövüldü.
Sağ gözü morardı
Dayak sonrası M. Nuri Kaya, arkadaşları tarafından Ağrı Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne götürüldü. Hastanede serum takılan ve sağ gözü moraran Kaya, öğretmeninden şikâyetçi olduğunu söyledi.
Kar topu oynuyordu
Diğer olay ise Ağrı merkeze bağlı Yakınca Köyü İlköğretim Okulu’nda meydana geldi. 8’inci sınıf öğrencisi Fatma Alptekin, okulun bahçesinde arkadaşları ile kar topu oynarken, yanına gelen öğretmeni Mustafa Ercan’ın ;iddiaya göre kafasına yumrukla vurması sonucu bayıldı. Alptekin ailesine haber verilmesi üzerine kaldırıldığı Ağrı Devlet Hastanesi’nde ayakta tedavi edildi.
Polis her iki öğrencinin ifadesini alırken, öğrenci velilerinin şikâyeti üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü de olayla ilgili soruşturma başlattı.
(Milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
İki öğrenci Ağrı’da öğretmenlerinin şiddetine maruz kaldı.
Ağrı’da iki öğrenci öğretmen dayağı yüzünd
en hastanelik oldu. Öğrencilerden biri arkadaşıyla şakalaştı diye öğretmeni tarafından tekme tokat dövüldü. Bir kız öğrenci de bahçede oynarken öğretmeninin yumruğuyla bayıldı.
Ağrı’da biri kız diğeri erkek iki ilköğretim okulu öğrencisinin öğretmenleri tarafından dövülerek hastanelik edildiği iddiası üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından iki öğretmen hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi.
İki olay, iki ayrı okulda 15 Mart günü meydana geldi. Kuva-i Milliye İlköğretim Okulu 7’nci sınıf öğrencisi M. Nuri Kaya, bir arkadaşı ile şakalaşırken iddiaya göre öğretmeni Cemil İmalı tarafından tekme-tokat dövüldü.
Sağ gözü morardı
Dayak sonrası M. Nuri Kaya, arkadaşları tarafından Ağrı Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne götürüldü. Hastanede serum takılan ve sağ gözü moraran Kaya, öğretmeninden şikâyetçi olduğunu söyledi.
Kar topu oynuyordu
Diğer olay ise Ağrı merkeze bağlı Yakınca Köyü İlköğretim Okulu’nda meydana geldi. 8’inci sınıf öğrencisi Fatma Alptekin, okulun bahçesinde arkadaşları ile kar topu oynarken, yanına gelen öğretmeni Mustafa Ercan’ın ;iddiaya göre kafasına yumrukla vurması sonucu bayıldı. Alptekin ailesine haber verilmesi üzerine kaldırıldığı Ağrı Devlet Hastanesi’nde ayakta tedavi edildi.
Polis her iki öğrencinin ifadesini alırken, öğrenci velilerinin şikâyeti üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü de olayla ilgili soruşturma başlattı.
(Milliyet)
Son Güncelleme: Pazar, 18 Mart 2012 10:06
Gösterim: 2855
Eşi Mustafa Erdoğan ile boşanma davası devam ederken sevgilisi olduğu iddia edilen kişiye cep telefonuyla gönderdiği mesajlar nedeniyle sıkıntılı günler geçiren Gülben Ergen, kurucusu ve başkanı olduğu Çocuklar Gülsün Diye Derneği'nin Zonguldak'ta açtığı 9'uncu okulun açılışında moral buldu.
Türkiye'de daha çok çocuğun okul öncesi eğitim alması hedefiyle yola çıkan Çocuklar Gülsün Diye Derneği; Tokat, Mardin, Trabzon, Erzurum, Sinop, Hatay, İstanbul ve Aydın illerinden sonra 9'uncu anaokulunu Zonguldak'ta açtı. Çaycuma ilçesine bağlı Saltukova beldesindeki Saltukova Gazi İlköğretim Okulu bünyesinde yaptırılan Çocuklar Gülsün Diye Derneği Anaokulu'nun açılış törenine; dernek başkanı Gülben Ergen ve başkan yardımcısı Elvan Oktar ile birlikte Vali Erol Ayyıldız, Çaycuma Kaymakamı Hasan Yaman,
Çaycuma Belediye Başkanı Mithat Gülşen, Saltukova Beldesi Belediye Başkanı Adil Düzlü, öğretmenler, öğrenciler ve velileri katıldı.
Tüm kırtasiye malzemeleri dernek tarafından karşılanan yaklaşık 100 çocuğun okul öncesi eğitim alacağı okul, tören öncesi imzalanan protokol ile Milli Eğitim Bakanlığına bağışlandı.
Törende, anaokulunda eğitim görecek öğrenciler dans gösterisi sundu. Gülben Ergen, kendi şarkıları eşliğinde dans eden minikleri izlerken büyük keyif yaşadı. Ergen, dans grubunun gösterisini de cep telefonuyla görüntüledi. Çocukların ve kadınların yoğun ilgi gösterdiği Gülben Ergen, hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenlere ise sık sık poz verdi. Görevliler ve alanda güvenlik tedbiri alan jandarma ekipleri de fotoğraf çektirmek isteyen aileler nedeniyle zor anlar yaşadı.
Törende konuşan Gülben Ergen, Türkiye'nin geleceğe gülümseyen çocukları için bir eğitim yuvası daha açmanın heyecanını yaşadığını söyledi. Ergen, "İnanıyorum ki bu kapıdan giren yüzlerce çocuk ülkemizin aydınlık geleceğinin inşasına katkıda bulunacak" dedi. Hayatında yaptığı en güzel, en anlamlı şeyin Çocuklar Gülsün Diye Derneği'ni kurmak olduğunu vurgulayan Ergen, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün 9'uncu okulumuzu açıyoruz ve bu okulu size emanet ediyoruz. Biz bu okulu minicik minicik paralar biriktirerek, hesaplar, pazarlıklar yaparak yaptık. İmece usulü yapıldı bu okul. Destek veren herkese teşekkür ediyorum. Ama en çok annelere teşekkür ediyorum. Çünkü anneler çocuklarını okul öncesi eğitimle tanıştırdığında kendilerini daha iyi hissedecek. Amacımız, ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacak geleceğimizi, Mustafa Kemal Atatürk'e layık yetiştirebilmek."
Vali Erol Ayyıldız'ın konuşmasının ardından Ergen ve Oktar'a çeşitli teşekkür plaketleri verildi. Ergen, kurdele kesilerek yapılan açılışın ardından, Vali Ayyıldız ile birlikte okulu gezdi. Sınıfları ziyaret eden Ergen, çocuklarla sohbet etti.
Gazetecilere açıklama yapan Ergen, "Yardımseverlerimiz ve dernek çalışanlarımızın çalışmalarıyla okullarımız günden güne çoğalacak. Okul öncesi eğitimin önemini vurgulamak için bu yola çıktık. Ben yaşadığım ve nefes aldığım sürece derneğin çalışmaları devam edecek. Çocuklarıma kalsın istiyorum. Benim çocuklarım da gelip takip edecek inşallah. Milli Eğitim Bakanı ile 30 okul için imza attık. 30 okul bile bizim için çok önemli ama bizim hayalimiz 81 ilde 81 anaokulu" diye konuştu.
Ergen, 12 yıllık kesintili eğitim sistemiyle ilgili ise, "Yeni düzenlemeyi inceliyorum. Çünkü okul öncesi eğitim dünyada da ülkemizde de çok önemli. Henüz yasalaşmadığı için yorumda bulunmayacağım. Ama okul öncesi eğitim çok erken yaşlarda başlamalı" açıklamasını yaptı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Eşi Mustafa Erdoğan ile boşanma davası devam ederken sevgilisi olduğu iddia edilen kişiye cep telefonuyla gönderdiği mesajlar nedeniyle sıkıntılı günler geçiren Gülben Ergen, kurucusu ve başkanı olduğu Çocuklar Gülsün Diye Derneği'nin Zonguldak'ta açtığı 9'uncu okulun açılışında moral buldu.
Türkiye'de daha çok çocuğun okul öncesi eğitim alması hedefiyle yola çıkan Çocuklar Gülsün Diye Derneği; Tokat, Mardin, Trabzon, Erzurum, Sinop, Hatay, İstanbul ve Aydın illerinden sonra 9'uncu anaokulunu Zonguldak'ta açtı. Çaycuma ilçesine bağlı Saltukova beldesindeki Saltukova Gazi İlköğretim Okulu bünyesinde yaptırılan Çocuklar Gülsün Diye Derneği Anaokulu'nun açılış törenine; dernek başkanı Gülben Ergen ve başkan yardımcısı Elvan Oktar ile birlikte Vali Erol Ayyıldız, Çaycuma Kaymakamı Hasan Yaman,
Çaycuma Belediye Başkanı Mithat Gülşen, Saltukova Beldesi Belediye Başkanı Adil Düzlü, öğretmenler, öğrenciler ve velileri katıldı.
Tüm kırtasiye malzemeleri dernek tarafından karşılanan yaklaşık 100 çocuğun okul öncesi eğitim alacağı okul, tören öncesi imzalanan protokol ile Milli Eğitim Bakanlığına bağışlandı.
Törende, anaokulunda eğitim görecek öğrenciler dans gösterisi sundu. Gülben Ergen, kendi şarkıları eşliğinde dans eden minikleri izlerken büyük keyif yaşadı. Ergen, dans grubunun gösterisini de cep telefonuyla görüntüledi. Çocukların ve kadınların yoğun ilgi gösterdiği Gülben Ergen, hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenlere ise sık sık poz verdi. Görevliler ve alanda güvenlik tedbiri alan jandarma ekipleri de fotoğraf çektirmek isteyen aileler nedeniyle zor anlar yaşadı.
Törende konuşan Gülben Ergen, Türkiye'nin geleceğe gülümseyen çocukları için bir eğitim yuvası daha açmanın heyecanını yaşadığını söyledi. Ergen, "İnanıyorum ki bu kapıdan giren yüzlerce çocuk ülkemizin aydınlık geleceğinin inşasına katkıda bulunacak" dedi. Hayatında yaptığı en güzel, en anlamlı şeyin Çocuklar Gülsün Diye Derneği'ni kurmak olduğunu vurgulayan Ergen, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün 9'uncu okulumuzu açıyoruz ve bu okulu size emanet ediyoruz. Biz bu okulu minicik minicik paralar biriktirerek, hesaplar, pazarlıklar yaparak yaptık. İmece usulü yapıldı bu okul. Destek veren herkese teşekkür ediyorum. Ama en çok annelere teşekkür ediyorum. Çünkü anneler çocuklarını okul öncesi eğitimle tanıştırdığında kendilerini daha iyi hissedecek. Amacımız, ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacak geleceğimizi, Mustafa Kemal Atatürk'e layık yetiştirebilmek."
Vali Erol Ayyıldız'ın konuşmasının ardından Ergen ve Oktar'a çeşitli teşekkür plaketleri verildi. Ergen, kurdele kesilerek yapılan açılışın ardından, Vali Ayyıldız ile birlikte okulu gezdi. Sınıfları ziyaret eden Ergen, çocuklarla sohbet etti.
Gazetecilere açıklama yapan Ergen, "Yardımseverlerimiz ve dernek çalışanlarımızın çalışmalarıyla okullarımız günden güne çoğalacak. Okul öncesi eğitimin önemini vurgulamak için bu yola çıktık. Ben yaşadığım ve nefes aldığım sürece derneğin çalışmaları devam edecek. Çocuklarıma kalsın istiyorum. Benim çocuklarım da gelip takip edecek inşallah. Milli Eğitim Bakanı ile 30 okul için imza attık. 30 okul bile bizim için çok önemli ama bizim hayalimiz 81 ilde 81 anaokulu" diye konuştu.
Ergen, 12 yıllık kesintili eğitim sistemiyle ilgili ise, "Yeni düzenlemeyi inceliyorum. Çünkü okul öncesi eğitim dünyada da ülkemizde de çok önemli. Henüz yasalaşmadığı için yorumda bulunmayacağım. Ama okul öncesi eğitim çok erken yaşlarda başlamalı" açıklamasını yaptı.
Son Güncelleme: Cumartesi, 17 Mart 2012 18:19
Gösterim: 2619
Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç'ın bugünkü yazısı.
"Modern eğitim" hiyerarşik, "geleneksel öğretim" dairevidir. Modern eğitimin mekânı (okul) resmi, geleneksel öğretimin kurumları (medrese, tekke, zaviye, mahalle hocaları, mescitlerde sütun dipleri vs.) sivildir.
Okulun devlete ait veya özel olması onun mahiyetteki resmi karakterini değiştirmez. Okul dikey yol takip ederek eğitir, bilgiyi üstten empoze eder, geleneksel öğretim ise bilgiyi dairevi tarzda sohbet halkasında müzakereyle aktarır.
Okul, cumhuriyetin (modernitenin) öngördüğü yeni insan tipini "eğiterek yaratma"yı hedefler, geleneksel öğretim, insandaki manevi-entelektüel potansiyelleri ve ahlaki normları aktif hale getirmeyi amaçlar. Kutsal kitaplar bile insanı elinden tutup hidayete götürmez, hidayet üzerinden Hakikat'e işaret eder, Hakikat Bilgisi ve Sevgisi'ni kazandırır, Doğru Yol'u gösterir. "Kendisinde şüphe olmayan Kitap takva sahiplerini doğru yola iletir" (2/Bakara, 2). Okul temeli pozitivizm olan bilimsel bilgileri birer inanç umdesi olarak çocukların zihnine zerkeder.
Geleneksel öğretimin modeli Hz. Peygamber (s.a.v)'in sohbet meclisidir. Meclis halka şeklinde kurulur, en büyük öğretici (muallim) sıfatıyla Hz. Peygamber'in oturduğu noktayı esas alırsak, öğrenciler -sahabeler, ilim talep eden talipler (talebeler)- sağında ve solunda sıralanır. Herkes hem muallimin hem öğrencilerin yüzünü görür. Yeni bir bilgi hasıl olduğunda bunun ruhlardaki etkisini halkada yer alanların yüzüne bakarak hemen anlayabilirsiniz. Sadece kelimeler değil, sohbete katılanların yüz ifadeleri, reflekssiz tepkileri öğrenme sürecine katılır, hatta Abdullah ibn Mübarek'in dediği gibi "bazen susmak müzakereye katılmak"tır. Bu sadece halka şeklindeki sohbet meclislerinde olur. Bu yönüyle geleneksel sohbet yöntemi müzakereci, modern okul sistemi otoriter ve emredicidir.
Tarih boyunca mahalle mektepleri, hocaların dersleri ve ana çerçeveleri itibariyle medreseler bu yöntemi takip ettiler. Sistemde öğrenci hocasını, hoca öğrencisini seçme özgürlüğüne sahiptir. Bilgi sivil olduğu gibi, kurum da sivildir, devletlerin ve siyasi iktidarların müdahalelerinden azami ölçülerde uzak ve özerk olarak gerçekleşir. Devletin müfredat programını belirleme yetkisi yoktur, müfredatı sivil vakıflar tayin ve tespit eder; devlet kurumsal olarak müessesenin fiziki standartlara uygun olup olmadığını denetler sadece. Bu elbette siyasilerin sürece karışmadıkları anlamına gelmiyor, karıştıkları oranda öğretim yozlaşmış, sonunda sistem de kuruyup çölleşmiştir.
Okul düzeni kışla düzenidir. Sabahleyin erkenden gencecik çocuklar sırtlarında yaklaşık 7 kilo ağırlığında çantalarıyla okula seferber olurlar. Sabah 6'da askerler de "ictima" yapar, toplanır. Okul bahçesinde çocuklara düzgün saflar halinde "andımız" okutulup yüksek sesle devlete bağlılık yemini yaptırılır. Nizami olarak sınıflara girerler. Öğretmen gelir, komutan girmiş gibi herkes ayağa kalkar, "Günaydın çocuklar" komutuna "Günaydın öğretmenim" cevabı verilir. Öğretmenin masası birkaç santim sınıfın zemininden yüksektir. Öğrencileri süzer, amirane bakar. Öğrenciler birbirlerinin yüzlerini görmez, çünkü öğretmene bakacak şekilde dizilmişlerdir.
Geleneksel öğretimde resmi kıyafet (üniforma, önlük) yoktur. Okulun resmi kıyafeti var, bu dolaylı bir eğitim işlemidir. Üç temel ders var ki, balmumu halindeki öğrenciyi özel işlemden geçirmeye matuf olarak geçen yüzyılda düşünülmüştür: "İnkılap tarihi", resmi ideolojiyi aktarır; "Beden Eğitimi" "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" ilkesinden hareketle öğrenciyi izci -büyüyünce ideolojik asker- yetiştirir; "Müzik", ulus devletin ulusal marşını ve diğer marşları düzgün okumalarını sağlar. Bizim zamanımızda hafta boyunca okul dışında da şapka giyme mecburiyeti vardı.
Kastım "geleneksel eğitime dönelim" fikrini ima etmek değildir; ama nasıl sıkı markaj ve insana karşı bir okul sisteminde "eğitim" adı verilen özel bir işlemden geçirildiğimizi anlamak için bu mukayese gereklidir. Belki gelecek için bir perspektif verir. Ivan Illich, "Okulsuz Toplum" kitabında insanın özgürleşmesi için "toplumun okulsuzlaştırılması" gerektiğini söyler.
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç'ın bugünkü yazısı.
"Modern eğitim" hiyerarşik, "geleneksel öğretim" dairevidir. Modern eğitimin mekânı (okul) resmi, geleneksel öğretimin kurumları (medrese, tekke, zaviye, mahalle hocaları, mescitlerde sütun dipleri vs.) sivildir.
Okulun devlete ait veya özel olması onun mahiyetteki resmi karakterini değiştirmez. Okul dikey yol takip ederek eğitir, bilgiyi üstten empoze eder, geleneksel öğretim ise bilgiyi dairevi tarzda sohbet halkasında müzakereyle aktarır.
Okul, cumhuriyetin (modernitenin) öngördüğü yeni insan tipini "eğiterek yaratma"yı hedefler, geleneksel öğretim, insandaki manevi-entelektüel potansiyelleri ve ahlaki normları aktif hale getirmeyi amaçlar. Kutsal kitaplar bile insanı elinden tutup hidayete götürmez, hidayet üzerinden Hakikat'e işaret eder, Hakikat Bilgisi ve Sevgisi'ni kazandırır, Doğru Yol'u gösterir. "Kendisinde şüphe olmayan Kitap takva sahiplerini doğru yola iletir" (2/Bakara, 2). Okul temeli pozitivizm olan bilimsel bilgileri birer inanç umdesi olarak çocukların zihnine zerkeder.
Geleneksel öğretimin modeli Hz. Peygamber (s.a.v)'in sohbet meclisidir. Meclis halka şeklinde kurulur, en büyük öğretici (muallim) sıfatıyla Hz. Peygamber'in oturduğu noktayı esas alırsak, öğrenciler -sahabeler, ilim talep eden talipler (talebeler)- sağında ve solunda sıralanır. Herkes hem muallimin hem öğrencilerin yüzünü görür. Yeni bir bilgi hasıl olduğunda bunun ruhlardaki etkisini halkada yer alanların yüzüne bakarak hemen anlayabilirsiniz. Sadece kelimeler değil, sohbete katılanların yüz ifadeleri, reflekssiz tepkileri öğrenme sürecine katılır, hatta Abdullah ibn Mübarek'in dediği gibi "bazen susmak müzakereye katılmak"tır. Bu sadece halka şeklindeki sohbet meclislerinde olur. Bu yönüyle geleneksel sohbet yöntemi müzakereci, modern okul sistemi otoriter ve emredicidir.
Tarih boyunca mahalle mektepleri, hocaların dersleri ve ana çerçeveleri itibariyle medreseler bu yöntemi takip ettiler. Sistemde öğrenci hocasını, hoca öğrencisini seçme özgürlüğüne sahiptir. Bilgi sivil olduğu gibi, kurum da sivildir, devletlerin ve siyasi iktidarların müdahalelerinden azami ölçülerde uzak ve özerk olarak gerçekleşir. Devletin müfredat programını belirleme yetkisi yoktur, müfredatı sivil vakıflar tayin ve tespit eder; devlet kurumsal olarak müessesenin fiziki standartlara uygun olup olmadığını denetler sadece. Bu elbette siyasilerin sürece karışmadıkları anlamına gelmiyor, karıştıkları oranda öğretim yozlaşmış, sonunda sistem de kuruyup çölleşmiştir.
Okul düzeni kışla düzenidir. Sabahleyin erkenden gencecik çocuklar sırtlarında yaklaşık 7 kilo ağırlığında çantalarıyla okula seferber olurlar. Sabah 6'da askerler de "ictima" yapar, toplanır. Okul bahçesinde çocuklara düzgün saflar halinde "andımız" okutulup yüksek sesle devlete bağlılık yemini yaptırılır. Nizami olarak sınıflara girerler. Öğretmen gelir, komutan girmiş gibi herkes ayağa kalkar, "Günaydın çocuklar" komutuna "Günaydın öğretmenim" cevabı verilir. Öğretmenin masası birkaç santim sınıfın zemininden yüksektir. Öğrencileri süzer, amirane bakar. Öğrenciler birbirlerinin yüzlerini görmez, çünkü öğretmene bakacak şekilde dizilmişlerdir.
Geleneksel öğretimde resmi kıyafet (üniforma, önlük) yoktur. Okulun resmi kıyafeti var, bu dolaylı bir eğitim işlemidir. Üç temel ders var ki, balmumu halindeki öğrenciyi özel işlemden geçirmeye matuf olarak geçen yüzyılda düşünülmüştür: "İnkılap tarihi", resmi ideolojiyi aktarır; "Beden Eğitimi" "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur" ilkesinden hareketle öğrenciyi izci -büyüyünce ideolojik asker- yetiştirir; "Müzik", ulus devletin ulusal marşını ve diğer marşları düzgün okumalarını sağlar. Bizim zamanımızda hafta boyunca okul dışında da şapka giyme mecburiyeti vardı.
Kastım "geleneksel eğitime dönelim" fikrini ima etmek değildir; ama nasıl sıkı markaj ve insana karşı bir okul sisteminde "eğitim" adı verilen özel bir işlemden geçirildiğimizi anlamak için bu mukayese gereklidir. Belki gelecek için bir perspektif verir. Ivan Illich, "Okulsuz Toplum" kitabında insanın özgürleşmesi için "toplumun okulsuzlaştırılması" gerektiğini söyler.
Son Güncelleme: Cumartesi, 17 Mart 2012 12:55
Gösterim: 11951
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Emre Kongar, bugünkü yazısında 4+4+4 modeline farklı bir açıdan bakıyor.
Bugünkü yazım, başlıktaki formülün açılımları hakkında.
Ama önce matematiksel formülleri okumaktaki basit bir ilkeyi anımsatalım:
Böyle “Yüksek Matematik” formüllerinde hem rakamlar, hem de işaretler anlam ve önem taşır.
Bu bağlamda, sadece artı, eksi, çarpı, bölü ve eşit işaretleri değil, parantezler, virgüller ve soru işaretleri de dikkate alınmalıdır.
Ayrıca Felsefe hocası rahmetli babam İhsan Kongar’ın bir sözünü de burada zikretmeliyim:
“Yüksek matematik bilmeyen iyi felsefe yapamaz!”
Buna ben de şöyle bir nazire yapayım:
“Felsefe bilmeyen iyi yüksek matematik yapamaz!”
Sevgili okurlarımı hemen uyarmalıyım ki, yukardaki başlık bir “Yüksek Matematik” formülüdür; ona göre!
Evet şimdi formülün çeşitli “a” değerlerine göre açılımlara bakabiliriz.
***
Birinci açılım:
Dört artı dört artı dört, bir robot eder mi?
İkinci açılım:
Dört artı dört artı dört eşittir, Will Smith’in başrolde oynadığı I, Robot (Ben, Robot) adlı film mi?
Üçüncü açılım:
Dört artı dört artı dört eğitim sistemiyle robot yetiştirebilir misiniz?
Dördüncü açılım:
Eğitimle oynayanlar, medyamızdaki nezaketten (korkudan?) “rövanşist” denilen ve aslında “intikamcı” anlamına gelen duygularla hareket ettiklerini açıkça belirttiklerine göre, bu formül, -yine kendi ifadelerine göre- “dindar ve kindar” bir kuşak yetiştirmek için midir?
Beşinci açılım:
Hangi abuk sabukluklar, bu yazarı da abuk sabuk yazılar yazmaya sevk ediyor?
Altıncı açılım:
Ben, Robot filminin taşıdığı mesajlar dört artı dört artı dört formülüyle varılmak istenen hedeflerin ütopik olarak bile olsa, asla gerçekleşemeyeceği mesajını vermiyor mu?
Yedinci açılım:
Dört artı dört artı dört formülü, Ben, Robot filminden daha başka neleri anımsatır?
Sekizinci açılım:
Dört artı dört artı dört formülü ile toplumu düzenlemek, bireyi kendi istedikleri biçimde “formatlamak” isteyenler Aldous Huxley’nin “Cesur Yeni Dünya” adlı kitabını okumamışlar mı; yoksa okudular da “vahşilerin” ortaya çıkmaması için önlem mi alıyorlar?
Dokuzuncu açılım:
Dört artı dört artı dört formülü George Orwell’in Celal Üster tarafından enfes bir Türkçeyle dilimize çevrilen 1984 adlı kitabından esinlenerek mi oluşturuldu?
Onuncu açılım:
Dört artı dört artı dört formülü sakın H.G. Wells’in Morlock’larını yetiştirmek için icat edilmiş olmasın?
On birinci açılım:
Dört artı dört artı dört formülü oluşturulurken, George Orwell, Aldous Huxley, Celal Üster, Will Smith, H.G. Wells gibi uzmanlardan kurulu bir komisyona danışıldı mı?
On ikinci açılım:
Dört artı dört artı dört, Meclis Komisyonu’nda muhalefeti kaba kuvvetle önleyenler tarafından kullanılan bir hücum stratejisi miydi yoksa?
Önemli not 1: Anlamış olduğunuz gibi formüldeki “a” absürtlüğü temsil ediyor.
Önemli not 2: Sakın başta sevgili sınıf arkadaşım Prof. Ömür Akyüz olmak kaydıyla Fizik, Kimya, Matematik profesörleri bu formüldeki hatalar konusunda beni uyarmaya kalkışmasınlar…
Çünkü hem formülün hem de bu yazının sırrı, değişkenlerdeki değil, abuk sabukluktaki eşitliktedir!
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Emre Kongar, bugünkü yazısında 4+4+4 modeline farklı bir açıdan bakıyor.
Bugünkü yazım, başlıktaki formülün açılımları hakkında.
Ama önce matematiksel formülleri okumaktaki basit bir ilkeyi anımsatalım:
Böyle “Yüksek Matematik” formüllerinde hem rakamlar, hem de işaretler anlam ve önem taşır.
Bu bağlamda, sadece artı, eksi, çarpı, bölü ve eşit işaretleri değil, parantezler, virgüller ve soru işaretleri de dikkate alınmalıdır.
Ayrıca Felsefe hocası rahmetli babam İhsan Kongar’ın bir sözünü de burada zikretmeliyim:
“Yüksek matematik bilmeyen iyi felsefe yapamaz!”
Buna ben de şöyle bir nazire yapayım:
“Felsefe bilmeyen iyi yüksek matematik yapamaz!”
Sevgili okurlarımı hemen uyarmalıyım ki, yukardaki başlık bir “Yüksek Matematik” formülüdür; ona göre!
Evet şimdi formülün çeşitli “a” değerlerine göre açılımlara bakabiliriz.
***
Birinci açılım:
Dört artı dört artı dört, bir robot eder mi?
İkinci açılım:
Dört artı dört artı dört eşittir, Will Smith’in başrolde oynadığı I, Robot (Ben, Robot) adlı film mi?
Üçüncü açılım:
Dört artı dört artı dört eğitim sistemiyle robot yetiştirebilir misiniz?
Dördüncü açılım:
Eğitimle oynayanlar, medyamızdaki nezaketten (korkudan?) “rövanşist” denilen ve aslında “intikamcı” anlamına gelen duygularla hareket ettiklerini açıkça belirttiklerine göre, bu formül, -yine kendi ifadelerine göre- “dindar ve kindar” bir kuşak yetiştirmek için midir?
Beşinci açılım:
Hangi abuk sabukluklar, bu yazarı da abuk sabuk yazılar yazmaya sevk ediyor?
Altıncı açılım:
Ben, Robot filminin taşıdığı mesajlar dört artı dört artı dört formülüyle varılmak istenen hedeflerin ütopik olarak bile olsa, asla gerçekleşemeyeceği mesajını vermiyor mu?
Yedinci açılım:
Dört artı dört artı dört formülü, Ben, Robot filminden daha başka neleri anımsatır?
Sekizinci açılım:
Dört artı dört artı dört formülü ile toplumu düzenlemek, bireyi kendi istedikleri biçimde “formatlamak” isteyenler Aldous Huxley’nin “Cesur Yeni Dünya” adlı kitabını okumamışlar mı; yoksa okudular da “vahşilerin” ortaya çıkmaması için önlem mi alıyorlar?
Dokuzuncu açılım:
Dört artı dört artı dört formülü George Orwell’in Celal Üster tarafından enfes bir Türkçeyle dilimize çevrilen 1984 adlı kitabından esinlenerek mi oluşturuldu?
Onuncu açılım:
Dört artı dört artı dört formülü sakın H.G. Wells’in Morlock’larını yetiştirmek için icat edilmiş olmasın?
On birinci açılım:
Dört artı dört artı dört formülü oluşturulurken, George Orwell, Aldous Huxley, Celal Üster, Will Smith, H.G. Wells gibi uzmanlardan kurulu bir komisyona danışıldı mı?
On ikinci açılım:
Dört artı dört artı dört, Meclis Komisyonu’nda muhalefeti kaba kuvvetle önleyenler tarafından kullanılan bir hücum stratejisi miydi yoksa?
Önemli not 1: Anlamış olduğunuz gibi formüldeki “a” absürtlüğü temsil ediyor.
Önemli not 2: Sakın başta sevgili sınıf arkadaşım Prof. Ömür Akyüz olmak kaydıyla Fizik, Kimya, Matematik profesörleri bu formüldeki hatalar konusunda beni uyarmaya kalkışmasınlar…
Çünkü hem formülün hem de bu yazının sırrı, değişkenlerdeki değil, abuk sabukluktaki eşitliktedir!
Son Güncelleme: Cumartesi, 17 Mart 2012 17:38
Gösterim: 2360
Diyarbakır'da bir okulda yaşanan tecavüz olayını öğretmen açığa çıkardı.
14 yaşındaki R.Ü., 4 kişinin tecavüzüne uğradı. R.Ü., arkadaşı şantaj yapınca olayı öğretmenine anlattı. Okul idaresinin olayı örtbas etmek istemesine rağmen öğretmen polise giderek tecavüzcüleri yakalattı.
Diyarbakır’da ilköğretim okulu öğrencisi 14 yaşındaki R.Ü.’nün, yolunu kesen yaşları 15 ile 20 arasında değişen 4 kişi, zorla götürdükleri bir çatı katında tecavüz etti. Okuldaki bir öğrencinin bunu öğrenip şantaj yapması üzerine R.Ü., rehber öğretmen E.Y.’olanları anlattı. Müdürlerin olayı kapatmak istediğini öne sürerek polise başvuran öğretmen E.Y., 4 tecavüzcüden 3’ünün yakalanıp tutuklanmasını sağladı.
Diyarbakır’da babası bir süre önce vefat eden, annesi ve 7 kardeşiyle birlikte yaşan ilköğretim okulunu 8. sınıf öğrencisi R.Ü., geçen aralık ayında yolda yürürken aynı mahallede oturan 4 kişi tarafından önü kesildi. Bu kişiler R.Ü.’yü zorla bir evin çatı katına götürüp ters ilişkiye girdi.
Arkadaşı şantaj yaptı
Yaşadığı travmaya rağmen korkudan olayı kimseye anlatamayan R.Ü., eğitimine devam ederken bu kez aynı sınıfta okuduğu erkek öğrenci E.K., R.Ü.’nün tecavüze uğradığını öğrendi. Tecavüzcülerin arkadaşı olan E.K., R.Ü.’ye, “Eğer benimle birlikte olmazsan, bildiğim herşeyi okulda ve mahallede anlatacağım” diyerek kendisiyle ilişki kurmak istedi. R.Ü. kendisini reddedince E.K. da tecavüz olayını bazı arkadaşlarına anlattı.
Bunun üzerine R.Ü., başından geçenleri rehber öğretmeni E.Y.’ye anlatıp, “Suçluların cezalandırılmasını istiyorum. Bu olayı ailemin kesinlikle duymasını istemiyorum. Öğrenirlerse beni öldürürler. Bana yardım edin” dedi.
R.Ü.’nün yazdığı dilekçe ile Okul Müdürü Ö.A.’ya çıkan öğretmen E.Y., durumu anlatarak, dilekçesini işleme koymasını istedi. Dilekçe işleme konulmayınca İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne durumu anlattı. Buradan da sonuç alamadığını söyleyen öğretmen E.Y., Kaymakamlık ile polise durumu iletti.
Kaymakamın da devreye girmesiyle hem idari hem adli soruşturma başlatıldı. Bir süre koruma altında tutulan R.Ü. daha sonra teslim edildiği ailesi ile birlikte bir yer yere nakledildi. Savcılık ve polisin yaptığı çalışmada kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan 4 kişiden 3’ü yakalanarak tutuklandı.
(Milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Diyarbakır'da bir okulda yaşanan tecavüz olayını öğretmen açığa çıkardı.
14 yaşındaki R.Ü., 4 kişinin tecavüzüne uğradı. R.Ü., arkadaşı şantaj yapınca olayı öğretmenine anlattı. Okul idaresinin olayı örtbas etmek istemesine rağmen öğretmen polise giderek tecavüzcüleri yakalattı.
Diyarbakır’da ilköğretim okulu öğrencisi 14 yaşındaki R.Ü.’nün, yolunu kesen yaşları 15 ile 20 arasında değişen 4 kişi, zorla götürdükleri bir çatı katında tecavüz etti. Okuldaki bir öğrencinin bunu öğrenip şantaj yapması üzerine R.Ü., rehber öğretmen E.Y.’olanları anlattı. Müdürlerin olayı kapatmak istediğini öne sürerek polise başvuran öğretmen E.Y., 4 tecavüzcüden 3’ünün yakalanıp tutuklanmasını sağladı.
Diyarbakır’da babası bir süre önce vefat eden, annesi ve 7 kardeşiyle birlikte yaşan ilköğretim okulunu 8. sınıf öğrencisi R.Ü., geçen aralık ayında yolda yürürken aynı mahallede oturan 4 kişi tarafından önü kesildi. Bu kişiler R.Ü.’yü zorla bir evin çatı katına götürüp ters ilişkiye girdi.
Arkadaşı şantaj yaptı
Yaşadığı travmaya rağmen korkudan olayı kimseye anlatamayan R.Ü., eğitimine devam ederken bu kez aynı sınıfta okuduğu erkek öğrenci E.K., R.Ü.’nün tecavüze uğradığını öğrendi. Tecavüzcülerin arkadaşı olan E.K., R.Ü.’ye, “Eğer benimle birlikte olmazsan, bildiğim herşeyi okulda ve mahallede anlatacağım” diyerek kendisiyle ilişki kurmak istedi. R.Ü. kendisini reddedince E.K. da tecavüz olayını bazı arkadaşlarına anlattı.
Bunun üzerine R.Ü., başından geçenleri rehber öğretmeni E.Y.’ye anlatıp, “Suçluların cezalandırılmasını istiyorum. Bu olayı ailemin kesinlikle duymasını istemiyorum. Öğrenirlerse beni öldürürler. Bana yardım edin” dedi.
R.Ü.’nün yazdığı dilekçe ile Okul Müdürü Ö.A.’ya çıkan öğretmen E.Y., durumu anlatarak, dilekçesini işleme koymasını istedi. Dilekçe işleme konulmayınca İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne durumu anlattı. Buradan da sonuç alamadığını söyleyen öğretmen E.Y., Kaymakamlık ile polise durumu iletti.
Kaymakamın da devreye girmesiyle hem idari hem adli soruşturma başlatıldı. Bir süre koruma altında tutulan R.Ü. daha sonra teslim edildiği ailesi ile birlikte bir yer yere nakledildi. Savcılık ve polisin yaptığı çalışmada kız öğrenciye cinsel istismarda bulunan 4 kişiden 3’ü yakalanarak tutuklandı.
(Milliyet)
Son Güncelleme: Cumartesi, 17 Mart 2012 12:21
Gösterim: 2448

