Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Sınıfı Yönetmek mi? Öğrenmeyi Yönetmek mi? Öğrenme Odaklı bir Sınıfın Karakteristik Özellikleri:
Geleneksel sınıf yönetimi anlayışında temel olan öğretmen odaklı ders anlatım sürecini gerçekleştirebilmek için asıl olan sessiz dinleyen, not alan ve verilen alıştırmaları yapan öğrenciler vardır. Öğretmenin odak noktası ise hazırladığı çalışmalarını bitirmektir. Çoğunlukla da sürecin kalitesi değil işin tamamlanmasıdır odak noktası. Öğrenme odaklı bir sınıfta ise süreç gözlemlemek için değerlidir. Öğrenciler kişisel öğrenme hedefleri olan, bilgi ve becerilerini geliştirmeye odaklanan ve özdeğerlendirme yapabilen öğrenenlerdir. Öğrenme odaklı sınıflarda şu beş karakteristik özellik gözlemlenebilir;
1. Sınıftaki öğrenme ortamı ve organizasyonu: Öğrenme odaklı bir sınıf yüksek düzeyde organize olmuştur. Öğrenenler sınıfta ihtiyaç duydukları her türlü kaynağa nasıl erişebileceklerini bilirler. Öğrenme sürecinin kesintiye uğramaması için ödev teslim, ödev alma, kontrol listeleri vb. pek çok araç yerleştirilmiştir. Öğrenci sınıfa girdiği andan itibaren ne yapacağını bilir ve sınıfın her yanında öğrenme çıktıları görülebilir.
2. Tutum ve davranışlar: Bir öğrenme lideri ve rol model olarak öğretmen tutum ve davranışlarıyla öğrencilerine öğrenmeyi ve özyönetimi modeller. Öğrencileri öğrenmeye motive edebilmek için her zaman sabır, anlayış, keşfetmeye açıklık, özgüven ve meraklılığı sergiler.
3. Karşılıklı etkileşimlilik: Öğrenme odaklı bir sınıfta öğretmen sadece öğrencilerine bilgi verip onu hazmedip iyi not almalarını beklemez. Öğrencilerle karşılıklı etkileşim içindedir ve bunun için sorular sorar, açık uçlu sorular sorarak zihinsel tartışmaya zemin oluşturur ve öğrencilerinin üst düzey zihinsel meşguliyet içinde olması için çaba gösterir.
4. Öğrenme için değerlendirme: Değerlendirme sadece öğrenme sürecinin sonunda belirli bir performansa erişip erişmediği için değil, süreç boyunca öğrenme gerçekleşiyor mu diye yapılmalı ve böylelikle öğrenme tasarımları öğrenenlerin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmelidir. Öğrenenler öğrenme süreçlerinin her anında besleyici ve tanılayıcı geri bildirim almalılar ki bu sayede süreç içinde öğrenmede ustalık sahibi olabilsinler. Öğrenme odaklı sınıfta değerlendirme öğrencinin yetenek ve hedefleriyle ilişkili olarak öğrenme süreci hakkında ileri besleyen geri bildirim vardır.
5. Öğrencinin sorumluluğu: Öğrenme odaklı sınıfta öğrenen kendi öğrenmesinin sorumluluğunu alır. Öğrenci öğretmenin kendisinden ne beklediğini ve kendi beklentilerini bilir ve karşılaştığı sorunları çözebileceği kendi becerilerinin farkında olduğu için yardım aramak yerine sorun çözer. Öğrenci teknolojinin etkin öğrenme yardımcısı, öğrenme stilini bilmenin de etkin öğrenmeyi sağladığını bilir ve öğretmen her zaman öğrencinin kişiliğine, bağımsızlığına ve özyönlendirme becerisine saygı gösterir.
Kayhan Karlı
Öğrenme Yoldaşı
Eğitimtercihi
Üst Kategori: ROOT Kategori: Kayhan Karlı - Yenilikçi Öğrenme ve Öğretme Merkezi Kurucusu
Sınıfı Yönetmek mi? Öğrenmeyi Yönetmek mi? Öğrenme Odaklı bir Sınıfın Karakteristik Özellikleri:
Geleneksel sınıf yönetimi anlayışında temel olan öğretmen odaklı ders anlatım sürecini gerçekleştirebilmek için asıl olan sessiz dinleyen, not alan ve verilen alıştırmaları yapan öğrenciler vardır. Öğretmenin odak noktası ise hazırladığı çalışmalarını bitirmektir. Çoğunlukla da sürecin kalitesi değil işin tamamlanmasıdır odak noktası. Öğrenme odaklı bir sınıfta ise süreç gözlemlemek için değerlidir. Öğrenciler kişisel öğrenme hedefleri olan, bilgi ve becerilerini geliştirmeye odaklanan ve özdeğerlendirme yapabilen öğrenenlerdir. Öğrenme odaklı sınıflarda şu beş karakteristik özellik gözlemlenebilir;
1. Sınıftaki öğrenme ortamı ve organizasyonu: Öğrenme odaklı bir sınıf yüksek düzeyde organize olmuştur. Öğrenenler sınıfta ihtiyaç duydukları her türlü kaynağa nasıl erişebileceklerini bilirler. Öğrenme sürecinin kesintiye uğramaması için ödev teslim, ödev alma, kontrol listeleri vb. pek çok araç yerleştirilmiştir. Öğrenci sınıfa girdiği andan itibaren ne yapacağını bilir ve sınıfın her yanında öğrenme çıktıları görülebilir.
2. Tutum ve davranışlar: Bir öğrenme lideri ve rol model olarak öğretmen tutum ve davranışlarıyla öğrencilerine öğrenmeyi ve özyönetimi modeller. Öğrencileri öğrenmeye motive edebilmek için her zaman sabır, anlayış, keşfetmeye açıklık, özgüven ve meraklılığı sergiler.
3. Karşılıklı etkileşimlilik: Öğrenme odaklı bir sınıfta öğretmen sadece öğrencilerine bilgi verip onu hazmedip iyi not almalarını beklemez. Öğrencilerle karşılıklı etkileşim içindedir ve bunun için sorular sorar, açık uçlu sorular sorarak zihinsel tartışmaya zemin oluşturur ve öğrencilerinin üst düzey zihinsel meşguliyet içinde olması için çaba gösterir.
4. Öğrenme için değerlendirme: Değerlendirme sadece öğrenme sürecinin sonunda belirli bir performansa erişip erişmediği için değil, süreç boyunca öğrenme gerçekleşiyor mu diye yapılmalı ve böylelikle öğrenme tasarımları öğrenenlerin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmelidir. Öğrenenler öğrenme süreçlerinin her anında besleyici ve tanılayıcı geri bildirim almalılar ki bu sayede süreç içinde öğrenmede ustalık sahibi olabilsinler. Öğrenme odaklı sınıfta değerlendirme öğrencinin yetenek ve hedefleriyle ilişkili olarak öğrenme süreci hakkında ileri besleyen geri bildirim vardır.
5. Öğrencinin sorumluluğu: Öğrenme odaklı sınıfta öğrenen kendi öğrenmesinin sorumluluğunu alır. Öğrenci öğretmenin kendisinden ne beklediğini ve kendi beklentilerini bilir ve karşılaştığı sorunları çözebileceği kendi becerilerinin farkında olduğu için yardım aramak yerine sorun çözer. Öğrenci teknolojinin etkin öğrenme yardımcısı, öğrenme stilini bilmenin de etkin öğrenmeyi sağladığını bilir ve öğretmen her zaman öğrencinin kişiliğine, bağımsızlığına ve özyönlendirme becerisine saygı gösterir.
Kayhan Karlı
Öğrenme Yoldaşı
Eğitimtercihi
Son Güncelleme: Pazartesi, 20 May 2013 12:29
Gösterim: 4446
Eğitimcilerin tatilde oldukları Ağustos ayında yine, yeni tartışmalar ülkemizde öğretmenlerin geleceği hakkında soru işaretleri oluşturdu. Özellikle de BONSERVİS FORMÜLÜ...
Bir il ve ilçede işe alınan bir öğretmen, başka bir ile gitmeyi düşündüğünde, gitme talebiyle bonservisi kendisine takdim edilerek, işine son verilecek. Gittiği yerde işe alınmasıyla ilgili hiçbir sorumluluk olmayacak. Yerel yönetimde reform yasa tasarısının içinde yer alan bu öneri, medyada yer alarak, yaz aylarının yoğun sınav gündemine rağmen büyük tartışma yarattı. Bir süredir MEB tarafından dile getirilen, öğretmenlerin belirli süreler sonunda sınava alınarak mesleğe devamlarına karar verilmesine paralel bir anlayışla gelen bu önerinin tüm detaylarıyla tartışılması gerekir.
Ülkemizde öğretmenliğin diğer devlet memurluklarına benzer şekilde yaş haddi dolana kadar yapılacak bir meslek gibi algılanması, öğretmenliğin gelişimi önündeki en büyük engellerden birisi. Bu yüzyılda özellikle bilginin yenilenme hızı ve her meslek erbabının bir yaşam boyu öğrenen olmasının gerekliliği göz önüne alındığında, emekliliği garanti bir mesleğin de olmayacağı oldukça açık. MIT inovasyon merkezi direktörü Bill Aulett, Özyeğin Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında şöyle diyordu: “No job is forever!” (Hiçbir iş/meslek sonsuz değildir!) Bildiğimiz sonsuz devam edecek gibi görünen mesleklerin (doktorluk, mimarlık, öğretmenlik vb.) son yirmi yılda geçirdikleri değişimi incelersek, kolaylıkla görebiliriz ki, yirmi yıl önceki mesleklerle aynı olan neredeyse sadece isimleri… Bu konuda belki de en az değişen veya en düşük hızla değişen yine öğretmenlik. Bu nedenle belki de öğretmenlik mesleğinin değişim ve gelişimini zorlayacak adımlar atmak gerekli. Acaba tartışma gündeminde olan konular bu anlamda işe yarar mı?
Özellikle teknolojide gerçekleşen hızlı değişim, beraberinde toplumların yaşam şeklini değiştirirken, okulun veya eğitimin halen buna direnebilmesi ne kadar mümkün olabilecek? Toplum hayatı bu yüzyılda yönetim biçimleri ve sınırlara kadar hızla değişirken ve belki de insanlık tarihi için çok önemli kırılmaların büyük bir hızla yaşandığı günlerde, mesleğimizin yapısının bundan etkilenmemesi mümkün değil bence. Daha demokratik bir toplum hayatını inşa etmeye çalışan insanlık, elbette bunu okullarında şekillendirmeli. Diğer yandan bir milyona yaklaşan personel yapısı ile MEB proaktif, sorun çözücü ve yenilikçi olmakta elbette zorlanacak.
Bir başka önemli nokta da MEB’in öğretmenlere belli aralıklarla sınav yapacağını söylemesi. Şöyle düşünelim; beş yıl boyunca okulda performans göstermeyen bir öğretmen, sınav yılında bir dershane yardımıyla sınavdan iyi not aldı ve yeni bir beş yıl daha düşük performansa hak kazandı. Oysa diğer tarafta günlük olarak hazırlanan ve öğrencilerinin öğrenmesi ve hayata hazırlanmalarında çok büyük katkısı olan bir öğretmen, sınavdan düşük puan alırsa ne olacak? Böyle bir sınavın amaçlanan etkiyi sağlaması bana göre mümkün değil. Bunun yerine her yetişkinin kendi gelişimi ve performansı için sorumluluk üstlenmesini sağlayacak çok değişkenli bir model kurgulanmalıdır. İhtiyaç duyduğumuz her yerde yeni bir sınav icat etmek yerine öğrenci kazanımlarını, okul genel sonuçlarını, paydaşların katılımını içeren ve sonuç değerlendirme değil, süreç değerlendirme ilkeleriyle yeni bir model kurgulamalı.
Bu konularda özellikle uluslararası değerlendirmelerde iyi sonuçlar alan ülkelerde gördüğümüz ortak paydalar arasında yer alan önemli noktalardan birisi, okulun otonomisi. Bu tartışmalar bizi o noktaya taşıyabilir. Öte yandan sistemin bütünü için daha önceki yazılarımda sözünü ettiğim YOOK -Yaşam için Olumlu Okul Kültürü- oluşturmak için okula otonomi sağlamalıyız. Okul müdürü, bağımsız okul yönetim kurulları tarafından pozisyona talip olanlar arasından seçilmeli. Bu okul için bir iddia ortaya koymalı ve ona sağlanan otonomi ile öğretmeni de seçmesinde fırsat sağlanmalı. Bir ile milli eğitim müdürü atanan kişilerin kaç tanesi bir iddia ve planla talip oldular? Aday olmalarını sağlayacak, gerçekten o pozisyonun gerektirdiği yeterlilikleri taşıdığını düşünerek talip olanlar arasından seçilecek bir sistem var mı? Öğretmenlerin ülkenin her tarafında çalışmaya kendi istekleriyle talip olabilmesi için otonomi zorunluluktur. Ülkemizde her üniversite öğrencisi mezun olmak için hazırlanırken özgeçmiş hazırlamayı, mülakatlara hazırlanmayı zorunluluk olarak görürken, öğretmen adayları KPSS sınavlarına hazırlanıp ömür boyu meslek arıyor. Çocuklarımızı hayata hazırlayan öğretmenlerin neredeyse tamamı, meslek yaşamında bir kez özgeçmişini hazırlamamış! Hiç bir zaman işe girmek için mülakata girmemiş!
Kısacası meslektaşlarımızın bu konuları özgür ve tarafsız bir şekilde, tüm taraflarıyla tartışması gerekir. MEB ise hızla her şeyi yöneten, atayan, değiştiren olmaktan çıkarak; kuralları, standartları belirleyen, bunların gerçekleşmesi için denetim ve akreditasyon yapan bir kurum haline gelmesi gerekli. Yerel eğitim konseylerinin bağlı olduğu bir ulusal eğitim konseyi aracılığıyla eğitimin tüm paydaşları katılımcı bir demokrasiyi hissetmeli, yaşamalı.
Kayhan Karlı
ÖğrenmeYoldaşı
Eğitimtercihi
Üst Kategori: ROOT Kategori: Kayhan Karlı - Yenilikçi Öğrenme ve Öğretme Merkezi Kurucusu
Eğitimcilerin tatilde oldukları Ağustos ayında yine, yeni tartışmalar ülkemizde öğretmenlerin geleceği hakkında soru işaretleri oluşturdu. Özellikle de BONSERVİS FORMÜLÜ...
Bir il ve ilçede işe alınan bir öğretmen, başka bir ile gitmeyi düşündüğünde, gitme talebiyle bonservisi kendisine takdim edilerek, işine son verilecek. Gittiği yerde işe alınmasıyla ilgili hiçbir sorumluluk olmayacak. Yerel yönetimde reform yasa tasarısının içinde yer alan bu öneri, medyada yer alarak, yaz aylarının yoğun sınav gündemine rağmen büyük tartışma yarattı. Bir süredir MEB tarafından dile getirilen, öğretmenlerin belirli süreler sonunda sınava alınarak mesleğe devamlarına karar verilmesine paralel bir anlayışla gelen bu önerinin tüm detaylarıyla tartışılması gerekir.
Ülkemizde öğretmenliğin diğer devlet memurluklarına benzer şekilde yaş haddi dolana kadar yapılacak bir meslek gibi algılanması, öğretmenliğin gelişimi önündeki en büyük engellerden birisi. Bu yüzyılda özellikle bilginin yenilenme hızı ve her meslek erbabının bir yaşam boyu öğrenen olmasının gerekliliği göz önüne alındığında, emekliliği garanti bir mesleğin de olmayacağı oldukça açık. MIT inovasyon merkezi direktörü Bill Aulett, Özyeğin Üniversitesi’nde yaptığı konuşmasında şöyle diyordu: “No job is forever!” (Hiçbir iş/meslek sonsuz değildir!) Bildiğimiz sonsuz devam edecek gibi görünen mesleklerin (doktorluk, mimarlık, öğretmenlik vb.) son yirmi yılda geçirdikleri değişimi incelersek, kolaylıkla görebiliriz ki, yirmi yıl önceki mesleklerle aynı olan neredeyse sadece isimleri… Bu konuda belki de en az değişen veya en düşük hızla değişen yine öğretmenlik. Bu nedenle belki de öğretmenlik mesleğinin değişim ve gelişimini zorlayacak adımlar atmak gerekli. Acaba tartışma gündeminde olan konular bu anlamda işe yarar mı?
Özellikle teknolojide gerçekleşen hızlı değişim, beraberinde toplumların yaşam şeklini değiştirirken, okulun veya eğitimin halen buna direnebilmesi ne kadar mümkün olabilecek? Toplum hayatı bu yüzyılda yönetim biçimleri ve sınırlara kadar hızla değişirken ve belki de insanlık tarihi için çok önemli kırılmaların büyük bir hızla yaşandığı günlerde, mesleğimizin yapısının bundan etkilenmemesi mümkün değil bence. Daha demokratik bir toplum hayatını inşa etmeye çalışan insanlık, elbette bunu okullarında şekillendirmeli. Diğer yandan bir milyona yaklaşan personel yapısı ile MEB proaktif, sorun çözücü ve yenilikçi olmakta elbette zorlanacak.
Bir başka önemli nokta da MEB’in öğretmenlere belli aralıklarla sınav yapacağını söylemesi. Şöyle düşünelim; beş yıl boyunca okulda performans göstermeyen bir öğretmen, sınav yılında bir dershane yardımıyla sınavdan iyi not aldı ve yeni bir beş yıl daha düşük performansa hak kazandı. Oysa diğer tarafta günlük olarak hazırlanan ve öğrencilerinin öğrenmesi ve hayata hazırlanmalarında çok büyük katkısı olan bir öğretmen, sınavdan düşük puan alırsa ne olacak? Böyle bir sınavın amaçlanan etkiyi sağlaması bana göre mümkün değil. Bunun yerine her yetişkinin kendi gelişimi ve performansı için sorumluluk üstlenmesini sağlayacak çok değişkenli bir model kurgulanmalıdır. İhtiyaç duyduğumuz her yerde yeni bir sınav icat etmek yerine öğrenci kazanımlarını, okul genel sonuçlarını, paydaşların katılımını içeren ve sonuç değerlendirme değil, süreç değerlendirme ilkeleriyle yeni bir model kurgulamalı.
Bu konularda özellikle uluslararası değerlendirmelerde iyi sonuçlar alan ülkelerde gördüğümüz ortak paydalar arasında yer alan önemli noktalardan birisi, okulun otonomisi. Bu tartışmalar bizi o noktaya taşıyabilir. Öte yandan sistemin bütünü için daha önceki yazılarımda sözünü ettiğim YOOK -Yaşam için Olumlu Okul Kültürü- oluşturmak için okula otonomi sağlamalıyız. Okul müdürü, bağımsız okul yönetim kurulları tarafından pozisyona talip olanlar arasından seçilmeli. Bu okul için bir iddia ortaya koymalı ve ona sağlanan otonomi ile öğretmeni de seçmesinde fırsat sağlanmalı. Bir ile milli eğitim müdürü atanan kişilerin kaç tanesi bir iddia ve planla talip oldular? Aday olmalarını sağlayacak, gerçekten o pozisyonun gerektirdiği yeterlilikleri taşıdığını düşünerek talip olanlar arasından seçilecek bir sistem var mı? Öğretmenlerin ülkenin her tarafında çalışmaya kendi istekleriyle talip olabilmesi için otonomi zorunluluktur. Ülkemizde her üniversite öğrencisi mezun olmak için hazırlanırken özgeçmiş hazırlamayı, mülakatlara hazırlanmayı zorunluluk olarak görürken, öğretmen adayları KPSS sınavlarına hazırlanıp ömür boyu meslek arıyor. Çocuklarımızı hayata hazırlayan öğretmenlerin neredeyse tamamı, meslek yaşamında bir kez özgeçmişini hazırlamamış! Hiç bir zaman işe girmek için mülakata girmemiş!
Kısacası meslektaşlarımızın bu konuları özgür ve tarafsız bir şekilde, tüm taraflarıyla tartışması gerekir. MEB ise hızla her şeyi yöneten, atayan, değiştiren olmaktan çıkarak; kuralları, standartları belirleyen, bunların gerçekleşmesi için denetim ve akreditasyon yapan bir kurum haline gelmesi gerekli. Yerel eğitim konseylerinin bağlı olduğu bir ulusal eğitim konseyi aracılığıyla eğitimin tüm paydaşları katılımcı bir demokrasiyi hissetmeli, yaşamalı.
Kayhan Karlı
ÖğrenmeYoldaşı
Eğitimtercihi
Son Güncelleme: Cuma, 17 Ağustos 2012 11:00
Gösterim: 4483
Ümit Kalko
Eğitim Girişimcisi – TÖDER Yönetim Kurulu Başkan yardımcısı
Özel okullar olarak 2024 dönemi bizim için oldukça başarılı geçti, öğrencilerimize kazandırmayı amaçladığımız becerileri ve akademik hedefleri en üst seviyede tutarak planladığımız müfredatımızla, eğitim kurumlarımızın ve öğretmenlerimizin, öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ve onları destekleyebilecekleri bir ortam sağlamak üzerine çalıştık.
Dönemin nasıl geçtiği, yıl içerisinde kurumlarda bulunan öğrenci popülasyonu, öğretmen yetkinlikleri, öğrenme ortamları ve kaynaklar gibi unsurlara da bağlıdır. Bu dönem kurumlarımız, hem akademik programlar hem de kurguladığımız beceri programlarıyla, ulusal ve uluslararası birçok projeye imza attı, birçok yarışmada ise derece elde etti. LGS ve YKS gibi öğrenci seçme ve yerleştirme sınavlarında çok sayıda öğrencimiz Türkiye birinciliği de dahil olmak üzere, yüksek başarılar elde etti. Buna bağlı olarak uyguladığımız bilimsel ölçme modelleriyle, iyi bir değerlendirme yapabildik ve veli memnuniyetini her sene olduğu gibi bu sene de bir üst seviyeye çıkardık, bu da daha fazla öğrencinin kurumlarımızda yürüttüğümüz sistematik akademik süreçleri tanımalarına ve faydalanmak için bizi talep etmelerine katkı sağladı. Kurumlarımızda sürdürülebilir eğitim çalışmaları kapsamında öğrencilerimizin akademik becerilerini üst seviyeye çıkaracak eğitim programlarımızla beraber kültürel, sanatsal, sportif, girişimcilik becerilerini geliştirecek ve sosyal farkındalığı üst düzeye çıkaracak ulusal çapta ses getirecek projelere imza attık.
Yeni dönemde de bu dönemdeki gibi büyüme ve gelişmeye devam edeceğiz. Fark yaratacak çalışmalar her sektörde olduğu gibi eğitim sektöründe de ancak ‘Girişimcilik’ ile mümkün, mesleki deneyimimiz, saha araştırmalarımız ile oluşturduğumuz risk analizleri, akademik kadrolarımız, bilim kurullarımız ile yürüttüğümüz ar-ge çalışmalarımız, entelektüel bakış açısıyla oluşturduğumuz vizyon projelerimiz ve elde ettiğimiz ulusal – uluslararası başarılarımız ile Türkiye’de “Sürdürülebilir Eğitim Girişimciliği”nin tanımını oluşturuyoruz. Bölgelere göre eğitim ihtiyaçlarını, rekabet durumu ve potansiyel öğrenci kitlesini analiz ederek belirliyoruz. Uzun yıllardır elde ettiğimiz tecrübelerle eğitime yapılan yatırımların geleceğimiz için çok kıymetli olduğuna inanıyoruz.
Ulusal yatırımlarımızla birlikte, kurumlarımızda öğrenim faaliyetlerine devam eden öğrencilerimizin yurt dışı deneyimleri için fırsat oluşturmak üzere 2024 yılında odaklandığımız en önemli konulardan biri de uluslararasılaşmaydı. Yeni dönemde her öğrencimize yurt dışı eğitim deneyimi yaşatmak ve yurt dışındaki okullarımızın sayısını artırarak projemizi sürdürmeyi amaçlıyor, inovatif eğitim yaklaşımlarımızı uluslararası perspektifte uygulamayı hedefliyoruz.
Bunları yaparken ajandamızda, Türkiye’de var olan kolejlerimizin mevcut durumlarını geliştirmek, öğrenci sayılarımızı arttırmak, yeni programlar ekleyerek eğitim sektöründe öncü olma geleneğimizi devam ettirmek de bulunuyor.
2025 yılına büyük bir heyecan ve enerjiyle hazırız. Eğitim sektöründe sürdürülebilir bir başarı yakalamanın, her zaman yenilikçi olmak ve ileriye dönük projeler geliştirmekle mümkün olduğuna inanıyoruz. 2024 yılı, ulusal ve uluslararası akademik, sosyal ve kültürel alandaki başarılarımız anlamında bizim için önemli bir kilometre taşıydı. Başarılarımızı daha da ileri taşımak istiyoruz. Öncelikli hedeflerimizden biri, öğrencilerimize çok yönlü bir eğitim deneyimi sunmaya devam etmek. Akademik başarı elbette önemli, ancak bizim için öğrencilerimizin girişimcilik, yaratıcılık, kültürel farkındalık ve sosyal beceriler gibi alanlarda da gelişim göstermesi büyük bir öncelik. Bu doğrultuda, müfredatımızı sürekli olarak yenileyip geliştireceğiz. Öğrencilerimizi sadece sınavlara değil, hayatın kendisine hazırlayan bir anlayışla hareket ediyoruz. 2025’te bir diğer önceliğimiz, uluslararası arenadaki varlığımızı güçlendirmek. Globalleşen dünyada, gençlerin farklı kültürleri tanıması, uluslararası platformlarda kendilerini ifade edebilmesi ve dünya vatandaşı olabilmesi büyük önem taşıyor. Tüm bunları yaparken, mevcut okullarımızın kalitesini artırmayı, franchise yapımızı güçlendirmeyi ve daha fazla öğrenciye ulaşmayı da çok önemsiyoruz. Eğitim sektöründe hem Türkiye’de hem de uluslararası arenada liderlik etmeyi hedefliyoruz. Yeni yılda franchise yapılanmasını azaltıp, genel merkez okullarının sayısının artması konusunda yatırımlarımız devam edecek. Eğitim girişimcisi olarak; açılan her yeni okulla sadece bireylerin kariyerine değil, aynı zamanda Türkiye’nin eğitim geleceğine de yatırım yaptığımızın bilincindeyim. Daha müreffeh bir Türkiye için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Manşet
Ümit Kalko
Eğitim Girişimcisi – TÖDER Yönetim Kurulu Başkan yardımcısı
Özel okullar olarak 2024 dönemi bizim için oldukça başarılı geçti, öğrencilerimize kazandırmayı amaçladığımız becerileri ve akademik hedefleri en üst seviyede tutarak planladığımız müfredatımızla, eğitim kurumlarımızın ve öğretmenlerimizin, öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri ve onları destekleyebilecekleri bir ortam sağlamak üzerine çalıştık.
Dönemin nasıl geçtiği, yıl içerisinde kurumlarda bulunan öğrenci popülasyonu, öğretmen yetkinlikleri, öğrenme ortamları ve kaynaklar gibi unsurlara da bağlıdır. Bu dönem kurumlarımız, hem akademik programlar hem de kurguladığımız beceri programlarıyla, ulusal ve uluslararası birçok projeye imza attı, birçok yarışmada ise derece elde etti. LGS ve YKS gibi öğrenci seçme ve yerleştirme sınavlarında çok sayıda öğrencimiz Türkiye birinciliği de dahil olmak üzere, yüksek başarılar elde etti. Buna bağlı olarak uyguladığımız bilimsel ölçme modelleriyle, iyi bir değerlendirme yapabildik ve veli memnuniyetini her sene olduğu gibi bu sene de bir üst seviyeye çıkardık, bu da daha fazla öğrencinin kurumlarımızda yürüttüğümüz sistematik akademik süreçleri tanımalarına ve faydalanmak için bizi talep etmelerine katkı sağladı. Kurumlarımızda sürdürülebilir eğitim çalışmaları kapsamında öğrencilerimizin akademik becerilerini üst seviyeye çıkaracak eğitim programlarımızla beraber kültürel, sanatsal, sportif, girişimcilik becerilerini geliştirecek ve sosyal farkındalığı üst düzeye çıkaracak ulusal çapta ses getirecek projelere imza attık.
Yeni dönemde de bu dönemdeki gibi büyüme ve gelişmeye devam edeceğiz. Fark yaratacak çalışmalar her sektörde olduğu gibi eğitim sektöründe de ancak ‘Girişimcilik’ ile mümkün, mesleki deneyimimiz, saha araştırmalarımız ile oluşturduğumuz risk analizleri, akademik kadrolarımız, bilim kurullarımız ile yürüttüğümüz ar-ge çalışmalarımız, entelektüel bakış açısıyla oluşturduğumuz vizyon projelerimiz ve elde ettiğimiz ulusal – uluslararası başarılarımız ile Türkiye’de “Sürdürülebilir Eğitim Girişimciliği”nin tanımını oluşturuyoruz. Bölgelere göre eğitim ihtiyaçlarını, rekabet durumu ve potansiyel öğrenci kitlesini analiz ederek belirliyoruz. Uzun yıllardır elde ettiğimiz tecrübelerle eğitime yapılan yatırımların geleceğimiz için çok kıymetli olduğuna inanıyoruz.
Ulusal yatırımlarımızla birlikte, kurumlarımızda öğrenim faaliyetlerine devam eden öğrencilerimizin yurt dışı deneyimleri için fırsat oluşturmak üzere 2024 yılında odaklandığımız en önemli konulardan biri de uluslararasılaşmaydı. Yeni dönemde her öğrencimize yurt dışı eğitim deneyimi yaşatmak ve yurt dışındaki okullarımızın sayısını artırarak projemizi sürdürmeyi amaçlıyor, inovatif eğitim yaklaşımlarımızı uluslararası perspektifte uygulamayı hedefliyoruz.
Bunları yaparken ajandamızda, Türkiye’de var olan kolejlerimizin mevcut durumlarını geliştirmek, öğrenci sayılarımızı arttırmak, yeni programlar ekleyerek eğitim sektöründe öncü olma geleneğimizi devam ettirmek de bulunuyor.
2025 yılına büyük bir heyecan ve enerjiyle hazırız. Eğitim sektöründe sürdürülebilir bir başarı yakalamanın, her zaman yenilikçi olmak ve ileriye dönük projeler geliştirmekle mümkün olduğuna inanıyoruz. 2024 yılı, ulusal ve uluslararası akademik, sosyal ve kültürel alandaki başarılarımız anlamında bizim için önemli bir kilometre taşıydı. Başarılarımızı daha da ileri taşımak istiyoruz. Öncelikli hedeflerimizden biri, öğrencilerimize çok yönlü bir eğitim deneyimi sunmaya devam etmek. Akademik başarı elbette önemli, ancak bizim için öğrencilerimizin girişimcilik, yaratıcılık, kültürel farkındalık ve sosyal beceriler gibi alanlarda da gelişim göstermesi büyük bir öncelik. Bu doğrultuda, müfredatımızı sürekli olarak yenileyip geliştireceğiz. Öğrencilerimizi sadece sınavlara değil, hayatın kendisine hazırlayan bir anlayışla hareket ediyoruz. 2025’te bir diğer önceliğimiz, uluslararası arenadaki varlığımızı güçlendirmek. Globalleşen dünyada, gençlerin farklı kültürleri tanıması, uluslararası platformlarda kendilerini ifade edebilmesi ve dünya vatandaşı olabilmesi büyük önem taşıyor. Tüm bunları yaparken, mevcut okullarımızın kalitesini artırmayı, franchise yapımızı güçlendirmeyi ve daha fazla öğrenciye ulaşmayı da çok önemsiyoruz. Eğitim sektöründe hem Türkiye’de hem de uluslararası arenada liderlik etmeyi hedefliyoruz. Yeni yılda franchise yapılanmasını azaltıp, genel merkez okullarının sayısının artması konusunda yatırımlarımız devam edecek. Eğitim girişimcisi olarak; açılan her yeni okulla sadece bireylerin kariyerine değil, aynı zamanda Türkiye’nin eğitim geleceğine de yatırım yaptığımızın bilincindeyim. Daha müreffeh bir Türkiye için tüm gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.
Son Güncelleme: Çarşamba, 19 Şubat 2025 15:22
Gösterim: 2155
Yapay zekânın eğitime entegrasyonuyla birlikte “öğretmenlik kimliği” tartışılmaya başlandı. Marka ve Eğitim Yönetimi Danışmanı Elif Özerten, geleceğin dünyasında bilgiden çok “becerilerin” öne çıktığını vurguladı ve önemli bir çağrı yaptı: “Dijital çağda gelişen ve geliştiren öğretmenlerin rehberliğine daha çok ihtiyacımız var. Bu nedenle öğretmen eğitimleri desteklenmeli, geçmişte olduğu gibi bilgiden üretime geçiren toplum lideri öğretmenlerimize yeniden alan açılmalıdır.”
ÖĞRETMENLİK KİMLİĞİ GÜÇLENMELİ
Yapay zekâ destekli eğitim ortamında öğretmenin geleneksel rolü değişti mi? Öğretmenler, teknolojik dönüşümde nasıl konumlanmalı?
Hızla gelişen yapay zekâ teknolojileri, eğitimi ve öğrenme yollarını dönüştürdü ve dönüştürmeye devam ediyor. “Kişiselleştirilmiş eğitim tasarımları, öğrenme metotları ve ölçme-değerlendirme analizleri gibi yenilikçi yaklaşımlar, eğitim ekosisteminde önemli farklar yarattı.
Eğitimde büyük bir değişim yaşanırken öğretmenin rolü değişti mi? Teknoloji özelinde baktığımızda yapay zekâ bir öğretmen için ancak “iyi ve hızlı bir yardımcı” olabilir. Ancak rehber elbette öğretmen olmalıdır. Öğretmenliğin altın çağı olarak kabul edilen köy enstitüsü ruhu, aslında en önemli temeldir. Bu bir öğretmenlik kimliği meselesidir. Bugün aranan şey ise bilgi değil, bilgiyi nerede kullanacağını bilme becerisidir. İşte burada beceriyi gören, keşfeden ve geliştiren öğretmen kilit role sahiptir.
Öğretmenlik yolculuğu; güçlü iletişim, empati, sanat, bilim, değer, sevgi ve emekle ilerler. İlham kaynağı olup öğrencisini geleceğe taşıyan öğretmen, aynı zamanda değer inşa eder. Bu değerin temelinde öğrencinin hayata katılımı yani “üretim” vardır. Bilgiyi nerede kullanacağını öğrenen bir nesil, tüketimden üretime geçer. Yetenekli olduğu konuya teşvik edilen öğrenci geleceği bugünden kurgular. Bu da “gelişen ve geliştiren” öğretmenin eseridir. Başarının üretim ve yetenek üzerinden inşası, eğitimi dört duvar arasından çıkararak iktisadi ve sosyal hayata katkı sağlar. İşte bu nedenle ilham olan, motive eden, cesaret veren ve gelecek yolunda harekete geçiren öğretmenlerimize daha çok ihtiyacımız var. Toplum lideri öğretmenlerin yetiştirilmesi ve sürekli öğrenme organizasyonun bir parçası olarak desteklenmesi bir gerekliliktir.
Bilgi konusunda sonsuz seçenekler sunan teknoloji, kuşkusuz gerçek bir öğretmenin yerine geçemez. Çünkü hoşgörü, iş birliği, problem çözme, empati, iletişim ve sezme gücü gibi kavramlar sadece insana aittir.
Güçlü eğitim güçlü öğretmen, güçlü öğrenci, güçlü veli ve güçlü toplum demektir. Bazen bir problemin cevabı, kendine gururla bakan bir çift gözdedir. Güven veren minik bir gülümsemedir belki ilk adımı attıran… Öğretmen bir kâşif, öğrenciler ise keşfedilmeyi bekleyen cevherlerimiz… Hangi teknoloji konuşmadan keşfedebilir aydınlık geleceği?
Elif Özerten Marka ve Eğitim Yönetimi Danışmanlığı olarak temel çıkış noktamız, “gelişen ve geliştiren” toplum lideri öğretmenlerimize alan açma hedefidir. Öğretmeni sadece müfredat uygulayan kişi olarak görmek, bilgi çağından bizi uzaklaştırır. Öğretmene toplumsal sorumluluk merkeziyle yaklaşırsak öğrencilere dokunan yeni kapılar açılır ve gelişim orada başlar.
SÜREKLİ EĞİTİM PRENSİBİ
Öğretmenlerin mesleki gelişimlerini desteklemek için hangi uygulamalar hayata geçirilmeli?
Bilginin zaman ve mekândan bağımsız olarak kazanıldığı günümüzde, yapay zekânın da eğitime entegre edilmesiyle “sürekli öğrenme organizasyonu” sisteme dahil edilmelidir. Öğretmenlerimiz her alanda desteklenmeli ve güçlendirilmelidir. İhtiyaçların daha net bir şekilde ortaya çıkması için öğretmenlerimiz eğitim yönetiminde söz sahibi olmalıdır. Okullarda öğretmenlerin sosyal projeler üretebilmesi için gerekli adımlar atılmalıdır. Unutulmamalıdır ki; öğretmeni mesleğiyle baş başa bırakmayan ve değişen koşullara uygun eğitimlerle öğretmeni dünyayla buluşturan bir kurumda motivasyon, aidiyet, verimlilik ve güven ortamı artar.
Danışmanlık verdiğimiz kurumlarda hizmet içi eğitim çalışmalarını yani “öğrenen öğretmen” organizasyonunu hayata geçiriyoruz. Öğretmenlerin çağın gereksinimlerine uygun olarak mesleki bilgi ve becerilerini güncellemeleri, öğrencilerin potansiyellerini gerçekleştirmelerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu nedenle yeni eğitim paradigmalarıyla hareket ediyor, hizmet içi eğitim organizasyonlarıyla öğretmenlerimizin gelişimine yatırım yapıyoruz.
EĞİTİM 5.0 YAKLAŞIMI
Dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan “eğitim 5.0’ın” temel felsefesi nedir? Öğrencilerin gelişimine katkıları nelerdir?Günümüzde “eğitim 5.0” için önemli adımlar atılırken, bu yaklaşımın temelinde “bilgiyi doğru kullanma” bilinci vardır. Ezbere dayalı bilginin yeterli görüldüğü sistemler, günün ihtiyaçlarına cevap veremiyor. “Eğitim 5.0” diye adlandırılan yeni dönemde ise öğrencilerin bireysel özellikleri, öğrenme hızları ve tarzlarına göre kişiselleştirilmiş öğrenme yaklaşımları öne çıkıyor. Kişiselleştirilmiş eğitim tasarımları, bilgiden çok öğrenmeyi öğrenmek, üretim ve beceri konularına odaklanır. Öğrencinin elde ettiği bilgiyle ne yapacağını bilmesi ana unsurdur. Kısacası “beceriler” temeldir. Problem çözme, finansal okuryazarlık, iletişim, iş birliği, eleştirel düşünme, teknoloji, yaratıcılık, sosyal sorumluluk, sürdürülebilirlik, veri okuryazarlığı ve esneklik gibi 21. Yüzyıl becerileri, öğrencileri geleceğin bilinmeyen dünyasına hazırlar. Tüm bunlar geleceğin mesleklerinde fark yaratan unsurlardır.
KURUMSALLIK KIRMIZI ÇİZGİMİZ
Bir eğitim kurumu, neden kurumsallaşmalıdır? Bunun bir okula ve eğitim kalitesine etkileri nelerdir?
Kurumsallaşmasını tamamlamış bir kurum demek, o kurumda yerleşmiş bir kültürün olduğu, süreklilik olduğu, düzen ve plan dahilinde hareket edildiği, keyfi değil sistemli uygulamaların hayata geçirildiği anlamına gelir. Eğitim yönetimini planlı, tutarlı ve sistemli bir şekilde organize etmek isteyen kurumlar, ancak “kurumsallaşma” vizyonuyla iyi bir marka olabilirler. Tutarsız ve plansız uygulamalarla hareket eden kurumlar ise sektörde silinip gitmekle kalmaz, eğitim faaliyetleri içerisindeki paydaşlarına da zarar verirler.
Peki “kurumsallaşma” markaya ne kazandırır? Her şeyden önce öğretmen, veli ve öğrenci başta olmak üzere eğitim organizasyonundaki tüm paydaşlarına güven verir. Kurumsallaşmanın getirdiği süreklilik, kaliteyi standart haline getirir. Kurum çalışanları arasında kurallar ve görevler önceden belirlendiği için eğitim süreci, sürekli gelişerek planlı bir şekilde devam eder, kurum kültürü yerleşir. Kurumsal firmalar her yıl yeni hedefler belirler. Bu durum hem eğitim kalitesini artırır hem sektöre değer katar hem de başarıyı artırır. “Eğitim içeriklerini” ve “kurumsal operasyonları” aynı paralellikte yürütüyoruz. Bu iki önemli unsur, bütünün parçalarıdır. Hedeflerine emin adımlarla yürümek isteyen kurumlar, kurumsallaşma süreçlerini tamamlayarak eğitim iletişimi faaliyetlerini sürdürmelidir. Aksi halde bir eğitim markası olarak sektörde var olmaları mümkün değildir.
BİLİMSEL EĞİTİM YÖNETİMİ
Eğitim yönetimi nasıl yapılandırılmalıdır? Öğretmenler, öğrenciler, veliler eğitimle ilgili kararlarda nasıl konumlanmalı ve bu kararlar hangi bilimsel verilere dayandırılmalıdır?
Eğitim yönetimi, eğitim kurumlarının sürdürülebilir işleyişinin temelini oluşturmakla birlikte, kurumsal hedeflerin gerçekleştirilmesinde en önemli rehberdir. Kurumun eğitim sisteminin etkili biçimde planlanması, uygulanması ve değerlendirmesi eğitim yönetiminin temel prensibidir. Eğitim yönetimi işleyişimizde öğrenciyi merkeze alıyor, bireysel farklılıkları gözeterek öğrencileri akademik, sosyal ve kültürel alanlarda destekliyoruz. Aldığımız kararları etik değerleri gözeterek bilimsel veriler ışığında gerçekleştiriyoruz. Geri bildirimler ve ölçme değerlendirme sonuçlarına göre süreci yönetiyoruz. Açık iletişim ilkesiyle öğretmen, veli, öğrenci ve yöneticilerin de sürece katılımını sağlıyoruz. Sürekli yenilenen bir yapı kurmak, değişime dahil olmak ve uyum sağlamak olmazsa olmazımızdır. Değişen teknolojiyi ve yeni öğretim yöntemlerini öğrencilerimizin gelişimi için etkin kullanıyoruz.
DOĞRU VERİ-DOĞRU YAKLAŞIM
Ölçme, değerlendirme ve veri temelli karar alma süreçlerinde nasıl bir yol izliyorsunuz?
Keyfi ve tek kaynaktan elde edilen bir veri, şüphesiz hatalı ve eksiktir. Dolayısıyla doğru değerlendirilemeyen bir hedef, yönetilemez. Ölçme ve değerlendirme sisteminin sağlıklı işlemesi için çok sayıda parametrenin birlikte çalışması gerekmektedir.
Dijital çıktılar, genel ve kurum içi sınavlar, anketler, gözlem raporları, grup çalışmaları, projeler, analizler vs. gibi çok sayıda veri, bilimsel bir perspektifle en doğru sonuçlara ulaşmamızı sağlamaktadır. Değerlendirmeler yapılırken, öğrencilerin bireysel farklılıkları göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü her öğrencinin öğrenme hızı, becerileri ve ilgi alanları farklıdır.
Ölçme ve değerlendirme faaliyetleri, gelişimi temel alan bir yaklaşımla planlanmalıdır. Burada bazı test, gözlem ve sınavlarla öğrencinin ne durumda olduğunun tespiti esastır. Daha sonraki aşamalar tamamen gelişime yönelik bir süreçtir. Öğrenci başlangıçta neredeydi, sonrasında nasıl bir gelişim geçirerek nereye ulaştığı sorusu netlik kazanır.
Özetle; kanıta dayalı çıktılar, öğrencileri hedeflerine daha da yaklaştırır. Kurumlar özelinde yapılan veri tabanlı çalışmalar ise bir sonraki yıla ilişkin yeni politikaların belirlenmesinde yol gösterici bir etki yapar.
MARKA DEĞERİ ÜRETİYORUZ
Eğitim kurumlarına sunduğunuz çalışmalar, kuramsal temeller ve uygulama pratikleri açısından nasıl sınıflandırılabilir?
Ekibim ve çözüm ortaklarımızla birlikte, yıllık plan dahilinde hizmet veriyoruz. Sunduğumuz hizmetleri “marka yönetimi” ve “eğitim yönetimi” olarak 2 ayrı başlıkta ele alıyoruz. Eğitim modeli tasarımı, öğrenme ihtiyaç analizi, liderlik, e-öğrenme ve dijital eğitim çözümleri, mentorluk ve koçluk programları, öğretmen eğitimleri, marka stratejisi geliştirme, marka konumlandırma, kurumsal kimlik, medya iletişimi, seminerler, öğretmen eğitimleri gibi hem eğitimde sürdürülebilir kaliteyi artıran hem de marka değerini güçlendiren çalışmaları ve projeleri hayata geçiriyoruz.
GÜÇLÜ EĞİTİM - GÜÇLÜ MARKA
Marka ve Eğitim Yönetimi Danışmanı olarak kurumlara neler tavsiye edersiniz? Özel okullar hangi parametrelere dikkat etmeli?
Yenilikçi eğitim yaklaşımlarını benimseyen ve markalaşma sürecini tamamlamış kurumlar, eğitim ekosisteminde yerlerini sağlamlaştırırlar. Dünyadaki gelişmelere sırtını dönen, çağa ayak uyduramayan, kurumsallaşma adımlarını planlamayan bir kurum, rekabetçi sektörde ayakta duramaz. Bu nedenle çok sayıda özel okul kapanıyor. Eğitimde sürdürülebilirlik, kalite, dijital dönüşüm ve yenilikçi yaklaşımlar marka değerini artıran en önemli unsurlardır. Sürdürebilir başarıyı hedefleyen bir kurum, bu unsurları eğitim sürecine dahil ettiğinde güçlü bir marka olarak sektörde fark yaratarak faaliyetlerine devam eder.
OKUL SEÇME KLAVUZU
Bir eğitim lideri olarak okul seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar konusunda velilere neler tavsiye edersiniz?
Anne-babalar çocuklarına en iyi eğitimi sunmak için tüm imkanlarını seferber ediyor. Okul seçerken sadece tek bir kritere odaklanmak, yanlış seçimlere neden olabiliyor. Bu nedenle genel hatlarıyla şu tavsiyelerde bulanabilirim:
* Güvenlik konusu çok önemli. Gözümüzden bile sakındığımız çocuklarımızı bir kuruma emanet edeceğiz. Güvenli bir okul olmalı, öğrencileri güvende hissettiren bir ortam sağlamalı.
* Yabancı dil donanımıyla öğrencileri çok dilli ve çok kültürlü dünyaya hazırlamalı.
* Güçlü teknolojik imkanlar sunmalı. (Bilgisayar laboratuvarları, akıllı tahta, dijital öğrenme araçları vs.)
* Öğrencilerin yeteneklerinin keşfedilmesi amacıyla sanat, bilim, spor, girişimcilik gibi alanlarda atölyeleri bulunmalı.
* Kolay ulaşılabilir ve erişilebilir olmalı.
* Mesleki gelişime önem vermeli, akademik kadrosuna yatırım yapmalı.
* Sadece akademik değil hayat başarısı vizyonuyla 21. Yüzyıl becerileri kazandırmalı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Manşet
Yapay zekânın eğitime entegrasyonuyla birlikte “öğretmenlik kimliği” tartışılmaya başlandı. Marka ve Eğitim Yönetimi Danışmanı Elif Özerten, geleceğin dünyasında bilgiden çok “becerilerin” öne çıktığını vurguladı ve önemli bir çağrı yaptı: “Dijital çağda gelişen ve geliştiren öğretmenlerin rehberliğine daha çok ihtiyacımız var. Bu nedenle öğretmen eğitimleri desteklenmeli, geçmişte olduğu gibi bilgiden üretime geçiren toplum lideri öğretmenlerimize yeniden alan açılmalıdır.”
ÖĞRETMENLİK KİMLİĞİ GÜÇLENMELİ
Yapay zekâ destekli eğitim ortamında öğretmenin geleneksel rolü değişti mi? Öğretmenler, teknolojik dönüşümde nasıl konumlanmalı?
Hızla gelişen yapay zekâ teknolojileri, eğitimi ve öğrenme yollarını dönüştürdü ve dönüştürmeye devam ediyor. “Kişiselleştirilmiş eğitim tasarımları, öğrenme metotları ve ölçme-değerlendirme analizleri gibi yenilikçi yaklaşımlar, eğitim ekosisteminde önemli farklar yarattı.
Eğitimde büyük bir değişim yaşanırken öğretmenin rolü değişti mi? Teknoloji özelinde baktığımızda yapay zekâ bir öğretmen için ancak “iyi ve hızlı bir yardımcı” olabilir. Ancak rehber elbette öğretmen olmalıdır. Öğretmenliğin altın çağı olarak kabul edilen köy enstitüsü ruhu, aslında en önemli temeldir. Bu bir öğretmenlik kimliği meselesidir. Bugün aranan şey ise bilgi değil, bilgiyi nerede kullanacağını bilme becerisidir. İşte burada beceriyi gören, keşfeden ve geliştiren öğretmen kilit role sahiptir.
Öğretmenlik yolculuğu; güçlü iletişim, empati, sanat, bilim, değer, sevgi ve emekle ilerler. İlham kaynağı olup öğrencisini geleceğe taşıyan öğretmen, aynı zamanda değer inşa eder. Bu değerin temelinde öğrencinin hayata katılımı yani “üretim” vardır. Bilgiyi nerede kullanacağını öğrenen bir nesil, tüketimden üretime geçer. Yetenekli olduğu konuya teşvik edilen öğrenci geleceği bugünden kurgular. Bu da “gelişen ve geliştiren” öğretmenin eseridir. Başarının üretim ve yetenek üzerinden inşası, eğitimi dört duvar arasından çıkararak iktisadi ve sosyal hayata katkı sağlar. İşte bu nedenle ilham olan, motive eden, cesaret veren ve gelecek yolunda harekete geçiren öğretmenlerimize daha çok ihtiyacımız var. Toplum lideri öğretmenlerin yetiştirilmesi ve sürekli öğrenme organizasyonun bir parçası olarak desteklenmesi bir gerekliliktir.
Bilgi konusunda sonsuz seçenekler sunan teknoloji, kuşkusuz gerçek bir öğretmenin yerine geçemez. Çünkü hoşgörü, iş birliği, problem çözme, empati, iletişim ve sezme gücü gibi kavramlar sadece insana aittir.
Güçlü eğitim güçlü öğretmen, güçlü öğrenci, güçlü veli ve güçlü toplum demektir. Bazen bir problemin cevabı, kendine gururla bakan bir çift gözdedir. Güven veren minik bir gülümsemedir belki ilk adımı attıran… Öğretmen bir kâşif, öğrenciler ise keşfedilmeyi bekleyen cevherlerimiz… Hangi teknoloji konuşmadan keşfedebilir aydınlık geleceği?
Elif Özerten Marka ve Eğitim Yönetimi Danışmanlığı olarak temel çıkış noktamız, “gelişen ve geliştiren” toplum lideri öğretmenlerimize alan açma hedefidir. Öğretmeni sadece müfredat uygulayan kişi olarak görmek, bilgi çağından bizi uzaklaştırır. Öğretmene toplumsal sorumluluk merkeziyle yaklaşırsak öğrencilere dokunan yeni kapılar açılır ve gelişim orada başlar.
SÜREKLİ EĞİTİM PRENSİBİ
Öğretmenlerin mesleki gelişimlerini desteklemek için hangi uygulamalar hayata geçirilmeli?
Bilginin zaman ve mekândan bağımsız olarak kazanıldığı günümüzde, yapay zekânın da eğitime entegre edilmesiyle “sürekli öğrenme organizasyonu” sisteme dahil edilmelidir. Öğretmenlerimiz her alanda desteklenmeli ve güçlendirilmelidir. İhtiyaçların daha net bir şekilde ortaya çıkması için öğretmenlerimiz eğitim yönetiminde söz sahibi olmalıdır. Okullarda öğretmenlerin sosyal projeler üretebilmesi için gerekli adımlar atılmalıdır. Unutulmamalıdır ki; öğretmeni mesleğiyle baş başa bırakmayan ve değişen koşullara uygun eğitimlerle öğretmeni dünyayla buluşturan bir kurumda motivasyon, aidiyet, verimlilik ve güven ortamı artar.
Danışmanlık verdiğimiz kurumlarda hizmet içi eğitim çalışmalarını yani “öğrenen öğretmen” organizasyonunu hayata geçiriyoruz. Öğretmenlerin çağın gereksinimlerine uygun olarak mesleki bilgi ve becerilerini güncellemeleri, öğrencilerin potansiyellerini gerçekleştirmelerinde kritik bir rol oynamaktadır. Bu nedenle yeni eğitim paradigmalarıyla hareket ediyor, hizmet içi eğitim organizasyonlarıyla öğretmenlerimizin gelişimine yatırım yapıyoruz.
EĞİTİM 5.0 YAKLAŞIMI
Dijitalleşmeyle birlikte ortaya çıkan “eğitim 5.0’ın” temel felsefesi nedir? Öğrencilerin gelişimine katkıları nelerdir?Günümüzde “eğitim 5.0” için önemli adımlar atılırken, bu yaklaşımın temelinde “bilgiyi doğru kullanma” bilinci vardır. Ezbere dayalı bilginin yeterli görüldüğü sistemler, günün ihtiyaçlarına cevap veremiyor. “Eğitim 5.0” diye adlandırılan yeni dönemde ise öğrencilerin bireysel özellikleri, öğrenme hızları ve tarzlarına göre kişiselleştirilmiş öğrenme yaklaşımları öne çıkıyor. Kişiselleştirilmiş eğitim tasarımları, bilgiden çok öğrenmeyi öğrenmek, üretim ve beceri konularına odaklanır. Öğrencinin elde ettiği bilgiyle ne yapacağını bilmesi ana unsurdur. Kısacası “beceriler” temeldir. Problem çözme, finansal okuryazarlık, iletişim, iş birliği, eleştirel düşünme, teknoloji, yaratıcılık, sosyal sorumluluk, sürdürülebilirlik, veri okuryazarlığı ve esneklik gibi 21. Yüzyıl becerileri, öğrencileri geleceğin bilinmeyen dünyasına hazırlar. Tüm bunlar geleceğin mesleklerinde fark yaratan unsurlardır.
KURUMSALLIK KIRMIZI ÇİZGİMİZ
Bir eğitim kurumu, neden kurumsallaşmalıdır? Bunun bir okula ve eğitim kalitesine etkileri nelerdir?
Kurumsallaşmasını tamamlamış bir kurum demek, o kurumda yerleşmiş bir kültürün olduğu, süreklilik olduğu, düzen ve plan dahilinde hareket edildiği, keyfi değil sistemli uygulamaların hayata geçirildiği anlamına gelir. Eğitim yönetimini planlı, tutarlı ve sistemli bir şekilde organize etmek isteyen kurumlar, ancak “kurumsallaşma” vizyonuyla iyi bir marka olabilirler. Tutarsız ve plansız uygulamalarla hareket eden kurumlar ise sektörde silinip gitmekle kalmaz, eğitim faaliyetleri içerisindeki paydaşlarına da zarar verirler.
Peki “kurumsallaşma” markaya ne kazandırır? Her şeyden önce öğretmen, veli ve öğrenci başta olmak üzere eğitim organizasyonundaki tüm paydaşlarına güven verir. Kurumsallaşmanın getirdiği süreklilik, kaliteyi standart haline getirir. Kurum çalışanları arasında kurallar ve görevler önceden belirlendiği için eğitim süreci, sürekli gelişerek planlı bir şekilde devam eder, kurum kültürü yerleşir. Kurumsal firmalar her yıl yeni hedefler belirler. Bu durum hem eğitim kalitesini artırır hem sektöre değer katar hem de başarıyı artırır. “Eğitim içeriklerini” ve “kurumsal operasyonları” aynı paralellikte yürütüyoruz. Bu iki önemli unsur, bütünün parçalarıdır. Hedeflerine emin adımlarla yürümek isteyen kurumlar, kurumsallaşma süreçlerini tamamlayarak eğitim iletişimi faaliyetlerini sürdürmelidir. Aksi halde bir eğitim markası olarak sektörde var olmaları mümkün değildir.
BİLİMSEL EĞİTİM YÖNETİMİ
Eğitim yönetimi nasıl yapılandırılmalıdır? Öğretmenler, öğrenciler, veliler eğitimle ilgili kararlarda nasıl konumlanmalı ve bu kararlar hangi bilimsel verilere dayandırılmalıdır?
Eğitim yönetimi, eğitim kurumlarının sürdürülebilir işleyişinin temelini oluşturmakla birlikte, kurumsal hedeflerin gerçekleştirilmesinde en önemli rehberdir. Kurumun eğitim sisteminin etkili biçimde planlanması, uygulanması ve değerlendirmesi eğitim yönetiminin temel prensibidir. Eğitim yönetimi işleyişimizde öğrenciyi merkeze alıyor, bireysel farklılıkları gözeterek öğrencileri akademik, sosyal ve kültürel alanlarda destekliyoruz. Aldığımız kararları etik değerleri gözeterek bilimsel veriler ışığında gerçekleştiriyoruz. Geri bildirimler ve ölçme değerlendirme sonuçlarına göre süreci yönetiyoruz. Açık iletişim ilkesiyle öğretmen, veli, öğrenci ve yöneticilerin de sürece katılımını sağlıyoruz. Sürekli yenilenen bir yapı kurmak, değişime dahil olmak ve uyum sağlamak olmazsa olmazımızdır. Değişen teknolojiyi ve yeni öğretim yöntemlerini öğrencilerimizin gelişimi için etkin kullanıyoruz.
DOĞRU VERİ-DOĞRU YAKLAŞIM
Ölçme, değerlendirme ve veri temelli karar alma süreçlerinde nasıl bir yol izliyorsunuz?
Keyfi ve tek kaynaktan elde edilen bir veri, şüphesiz hatalı ve eksiktir. Dolayısıyla doğru değerlendirilemeyen bir hedef, yönetilemez. Ölçme ve değerlendirme sisteminin sağlıklı işlemesi için çok sayıda parametrenin birlikte çalışması gerekmektedir.
Dijital çıktılar, genel ve kurum içi sınavlar, anketler, gözlem raporları, grup çalışmaları, projeler, analizler vs. gibi çok sayıda veri, bilimsel bir perspektifle en doğru sonuçlara ulaşmamızı sağlamaktadır. Değerlendirmeler yapılırken, öğrencilerin bireysel farklılıkları göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü her öğrencinin öğrenme hızı, becerileri ve ilgi alanları farklıdır.
Ölçme ve değerlendirme faaliyetleri, gelişimi temel alan bir yaklaşımla planlanmalıdır. Burada bazı test, gözlem ve sınavlarla öğrencinin ne durumda olduğunun tespiti esastır. Daha sonraki aşamalar tamamen gelişime yönelik bir süreçtir. Öğrenci başlangıçta neredeydi, sonrasında nasıl bir gelişim geçirerek nereye ulaştığı sorusu netlik kazanır.
Özetle; kanıta dayalı çıktılar, öğrencileri hedeflerine daha da yaklaştırır. Kurumlar özelinde yapılan veri tabanlı çalışmalar ise bir sonraki yıla ilişkin yeni politikaların belirlenmesinde yol gösterici bir etki yapar.
MARKA DEĞERİ ÜRETİYORUZ
Eğitim kurumlarına sunduğunuz çalışmalar, kuramsal temeller ve uygulama pratikleri açısından nasıl sınıflandırılabilir?
Ekibim ve çözüm ortaklarımızla birlikte, yıllık plan dahilinde hizmet veriyoruz. Sunduğumuz hizmetleri “marka yönetimi” ve “eğitim yönetimi” olarak 2 ayrı başlıkta ele alıyoruz. Eğitim modeli tasarımı, öğrenme ihtiyaç analizi, liderlik, e-öğrenme ve dijital eğitim çözümleri, mentorluk ve koçluk programları, öğretmen eğitimleri, marka stratejisi geliştirme, marka konumlandırma, kurumsal kimlik, medya iletişimi, seminerler, öğretmen eğitimleri gibi hem eğitimde sürdürülebilir kaliteyi artıran hem de marka değerini güçlendiren çalışmaları ve projeleri hayata geçiriyoruz.
GÜÇLÜ EĞİTİM - GÜÇLÜ MARKA
Marka ve Eğitim Yönetimi Danışmanı olarak kurumlara neler tavsiye edersiniz? Özel okullar hangi parametrelere dikkat etmeli?
Yenilikçi eğitim yaklaşımlarını benimseyen ve markalaşma sürecini tamamlamış kurumlar, eğitim ekosisteminde yerlerini sağlamlaştırırlar. Dünyadaki gelişmelere sırtını dönen, çağa ayak uyduramayan, kurumsallaşma adımlarını planlamayan bir kurum, rekabetçi sektörde ayakta duramaz. Bu nedenle çok sayıda özel okul kapanıyor. Eğitimde sürdürülebilirlik, kalite, dijital dönüşüm ve yenilikçi yaklaşımlar marka değerini artıran en önemli unsurlardır. Sürdürebilir başarıyı hedefleyen bir kurum, bu unsurları eğitim sürecine dahil ettiğinde güçlü bir marka olarak sektörde fark yaratarak faaliyetlerine devam eder.
OKUL SEÇME KLAVUZU
Bir eğitim lideri olarak okul seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar konusunda velilere neler tavsiye edersiniz?
Anne-babalar çocuklarına en iyi eğitimi sunmak için tüm imkanlarını seferber ediyor. Okul seçerken sadece tek bir kritere odaklanmak, yanlış seçimlere neden olabiliyor. Bu nedenle genel hatlarıyla şu tavsiyelerde bulanabilirim:
* Güvenlik konusu çok önemli. Gözümüzden bile sakındığımız çocuklarımızı bir kuruma emanet edeceğiz. Güvenli bir okul olmalı, öğrencileri güvende hissettiren bir ortam sağlamalı.
* Yabancı dil donanımıyla öğrencileri çok dilli ve çok kültürlü dünyaya hazırlamalı.
* Güçlü teknolojik imkanlar sunmalı. (Bilgisayar laboratuvarları, akıllı tahta, dijital öğrenme araçları vs.)
* Öğrencilerin yeteneklerinin keşfedilmesi amacıyla sanat, bilim, spor, girişimcilik gibi alanlarda atölyeleri bulunmalı.
* Kolay ulaşılabilir ve erişilebilir olmalı.
* Mesleki gelişime önem vermeli, akademik kadrosuna yatırım yapmalı.
* Sadece akademik değil hayat başarısı vizyonuyla 21. Yüzyıl becerileri kazandırmalı.
Son Güncelleme: Cuma, 06 Mart 2026 15:37
Gösterim: 2290
Ümit KALKO - Eğitim Girişimcisi / TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi

“Özel okullar, devletin eğitim ile ilgili hedeflediği plan ve programların niteliğinin artırılmasına yardımcı olmaktadır. Devlet desteğiyle oluşturulacak esnek finansal modeller ile fiyatlandırma politikalarını revize edip, daha geniş bir öğrenci kitlesine hitap etmek, maddi olarak daha az güçlü ailelere yönelik stratejiler oluşturmak gerekiyor. Öğrenci başına teşvik uygulamasının tekrardan geri getirilmesinin, boş olan 1 milyon 600 bin kontenjanımızın doldurulmasına büyük katkısı olacaktır. Ayrıca talebin artması için KDV oranının tekrar %1 olarak düzenlenmesi de kapasite fazlalığıyla baş etmedeki en önemli hususlardan biri olarak en üst sırada yerini alıyor. Bunları sağlayabilmek için özel öğretimin tüm ilgili taraflarını kolektif bir yapıya kavuşturarak iş ve güç birliği sağlamalı; sektöre itici ve geliştirici, denetleyici ve koruyucu bir yapı kazandıracak faaliyetlerde bulunmalıyız.”
Özel okul sektöründe bir arz - talep dengesizliği olduğu görülüyor. Bu durumu nelere bağlıyorsunuz? Özel okullarda var olan kapasite fazlalığı nasıl değerlendirilebilir? Bu konuda önereceğiniz modeller var mı?
Özel okullar; daha nitelikli eğitim, fiziki şart, teknolojik imkanlar, sanat ve spor gibi farklı beceri alanlarında yapılan aktiviteler, akademik başarı, öğretimde farklı yöntem ve tekniklerin kullanılması, yabancı dil eğitimi ve olumlu okul iklimi gibi avantajlar sağladığı için tercih edilmektedir.
Özel okulların 3 milyon öğrenci kontenjanı bulunmaktadır. Şu an Türkiye genelinde 1 milyon 578 bin 233 öğrenci özel okullarda okuyor. Boş kontenjanları olan okulların yeni öğrenci kayıt edebilmeleri için, sundukları eğitime veli tarafından güven duyulması çok önemlidir. Çünkü öğrenci başarısını, gelişimini ve mutluluğunu misyon edinmiş özel okullar talep görmeye devam etmektedir. Bu konuda da okulların öncelikle hedef kitleye özel eğitim programları, kültürel, sanat ve spor olanakları, dünya vatandaşı olma gibi diğer okullardan farklılaştıkları alanları daha iyi tanıtarak rekabet avantajları oluşturmaları gerekiyor. Farklı eğitim modellerine yer vermek önemli; hibrit eğitim platformları, inovatif çalışmalar, uzaktan öğrenme, esnek sınıf düzenleri okulların tercih edilebilirliğini artırıyor. Günümüzde okulların iş dünyası ile iş birlikleri kurarak özel okulların cazibesini artırmaları da önem arz ediyor. Örneğin; şirketlerle staj programları veya bölgesel olarak düzenlenecek etkinlikler eğitim kurumlarına değer katıyor.
Özel okullar, devletin eğitim ile ilgili hedeflediği plan ve programların niteliğinin artırılmasına yardımcı olmaktadır.Günümüzdeki ekonomik koşullar göz önünde bulundurulduğunda özel okulları tercih etmek isteyen ailelelerin finansal gerekçeler nedeniyle bunu yapamadıklarını söylemek mümkündür. Bu da özel okulların hedefledikleri kontenjanların dolmamasına, devlet okullarının ise kontenjan fazlalığından dolayı istenen niteliğe ulaşamamasını sağlamaktadır. Devlet desteğiyle oluşturulacak esnek finansal modeller ile fiyatlandırma politikalarını revize edip, daha geniş bir öğrenci kitlesine hitap etmek, maddi olarak daha az güçlü ailelere yönelik stratejiler oluşturmak gerekiyor. Öğrenci başına teşvik uygulamasının tekrardan geri getirilmesinin, boş olan 1 milyon 600 bin kontenjanımızın doldurulmasına büyük katkısı olacaktır. Ayrıca talebin artması için KDV oranının tekrar %1 olarak düzenlenmesi de kapasite fazlalığıyla baş etmedeki en önemli hususlardan biri olarak en üst sırada yerini alıyor.
Türkiye’de kısa, orta ve uzun vadede özel okulculuk nasıl bir yöne doğru yol alacak? Öngörü ve değerlendirmeleriniz nelerdir? Sektörün büyümesi için neler yapılmalı?
Türkiye’de özel okulculuk sektöründe, önümüzdeki 1-2 yıllık kısa vadede dijital dönüşüm ve teknolojiye entegrasyonun etkili olacağı görülüyor. Eğitimde dijitalleşme hızla artıyor. Kısa vadede bu becerilerle ilgili inovatif çalışmaların da eğitim sürecine daha etkin bir şekilde entegre olması gerekiyor. 2000’lerin başındaki gündemlerle yapılan eğitim öğretim çalışmalarından uzaklaşıp, teknoloji yerlisi olan çocuklarımıza hitap edecek eğitim modellerine yönelmeliyiz.
Önümüzdeki 3 -5 yıllık süreçte eğitim modellerinin ve içeriklerin esnek ve yenilikçi hale geleceğini öngörüyoruz. Yine bu süreçte globalleşen proje, girişimcilik, iş dünyası ile bağlantılar sağlanarak mesleki programların ve iş birliklerinin sağlanması konusunda yönelimlerin olacağını biliyoruz.
Uzun vadede baktığımızda ise; teknolojinin içine doğup büyüyen öğrencilerimizin ihtiyaçlarına daha iyi uyacak şekilde mikro sertifikaları kapsayan ve farklılaştırılmış eğitim modellerinin geliştirilmesi önemlidir. Özellikle sanal ve artırılmış gerçeklik, yapay zekâ gibi teknolojilerin eğitim süreçlerinde daha etkili bir şekilde yer alacağını, ayrıca özel okulların eğitim sistemi içindeki payının artarak eğitimde kalitenin lokomotifi haline geleceğini öngörüyoruz.
Özel öğretimin tüm ilgili taraflarını kolektif bir yapıya kavuşturarak iş ve güç birliği sağlamalı; sektöre itici ve geliştirici, denetleyici ve koruyucu bir yapı kazandıracak faaliyetlerde bulunmalıyız.
Özel okullardaki öğretmen maaşları ile devlet okullarında görev yapan öğretmen maaşlar arasında ciddi farklar oluşmaya başladı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Türkiye'de özel okullardaki öğretmen maaşları ile devlet okullarında görev yapan öğretmen maaşları arasındaki belirgin farklar, eğitim sektöründeki dinamikler ve finansman kaynaklarındaki çeşitlilikle ilişkilidir. Devlet okullarının, devlet bütçesinden finanse edildiği ve kamusal hizmet görevi üstlendiği düşünüldüğünde, devlet okullarındaki öğretmen maaşlarının daha yüksek olması anlaşılır bir durumdur.
Bu farklılıkların başlıca sebepleri arasında devlet okullarının geniş öğrenci kitlesine hizmet vermesi, devlet bütçesinden sağlanan kaynaklar, eğitim altyapısının genişletilmesi gibi kamu hizmeti odaklı hedefleri bulunmaktadır. Öte yandan, özel okullar genellikle öğrenci ücretleri, bağışlar ve sponsorluklar gibi özel kaynaklarla finanse edildiğinden, bu okulların öğretmen maaşları devlet okullarına kıyasla daha düşük olabilir.
Şu an Türkiye’deki özel okullarda 195 bin 63 öğretmen çalışmaktadır. Eğitim sektörü ile ilgili politikalarda, okul kurucularının mali yükünü azaltmak için öğretmen maaşlarından alınan SGK vergi yükünün azaltılması ya da kaldırılması öğretmen maaşlarındaki farklılıkları dengelemeye yönelik ciddi bir adım olacaktır. Özel okullardan her yıl alınan ruhsat harcının kaldırılması ve elektrik, su, doğal gaz maliyetinin tarifelerinde ayrıcalık yapılması da hayatta ve ayakta kalmak için önemli adımlar olacaktır. Eğitim sistemi içindeki bu tür dengeler, genel eğitim kalitesini, öğretmenlere ve öğrencilere eşit fırsatlar sunma amacını gözetmelidir.
KÖKLÜ BİR EĞİTİM REFORMU ŞART!
Yeni yıl ile birlikte özel okulların 2024-2025 eğitim ücretleri gündeme geldi. Şu an ülkenin gündeminde sıkılıkla bu haberleri görüyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Öncelikle Özel okulların devletimize katkılarından bahsetmemiz gerekiyor. Özel okullar öğrencilere farklı öğrenme ihtiyaçlarına uygun seçenekler sunarak genel eğitim kalitesini artırmaktadır. Özel okullar ve kamu okulları arasında rekabet yaratır. Rekabet, okulları daha iyi hale getirmek ve yenilikçi eğitim yöntemleri geliştirmek için bir teşviktir. Bu durum, eğitim sisteminin genel kalitesini yükseltmektedir. Özel okulların açılması, öğretmenlere ve eğitim personeline daha fazla istihdam olanağı sağlayarak eğitim sektöründe çalışanlara daha fazla iş imkânı yaratır. Özel okullar, ekonomik bir sektör olarak kabul edilir. Bu okulların faaliyetleri, yerel ekonomiye katkıda bulunur, yerel işletmelere müşteri sağlar ve istihdam yaratır. En önemlisi özel okulların varlığı, devletin eğitim bütçesinden bir kısmının özel sektör tarafından karşılanmasına olanak tanır. Bu, devletin diğer alanlarda kaynakları daha etkili kullanmasına yardımcı olmaktadır.
Özel okulların eğitim ücretlerinin gündemde olduğu bu dönemdeki tartışmalar genellikle ekonomik durum, aile bütçeleri, eğitim kalitesi, eşitsizlik ve erişilebilirlik gibi birçok faktöre dayanıyor. Aileler, çocuklarının kaliteli bir eğitim almasını sağlamak isterken, aynı zamanda bu eğitimin maliyetinin de düşük olmasını bekliyor. Fakat özel okul maliyetleri birçok faktöre bağlı olarak değişiyor. Öğretmen ve Personel Maaşları bizim gider kalemlerimizin %70’ini oluşturmaktadır. 2 yıl öncesinde asgari ücret 2.800 TL iken günümüzde 17.002 TL olmuştur. Fakat biz eğitim ücretlerine 2 sene önce %36 bu senede %65 zam yapabildik. Bu sektörümüz için sürdürülebilir bir durum değildir. Öğretmen ve Personel maaşlarının yanında modern ve güvenli bir öğrenme ortamı sağlamak için gerekli altyapı yatırımları ve düzenli bakım maliyetleri özel okul bütçesini büyük ölçüde etkilemektedir.
Durum değerlendirmesi yaptığımızda bizim eğitim ücretlerine yaptığımız zam bir gündem sebebi değildir, artan maliyetlerin bir sonucudur. Ülkemizde her şey zamlanırken özel okulların fiyatlarının acımasızca eleştirilmesini doğru bulmuyorum. Bu durumda özel okulların bir algı operasyonuna ihtiyacı var. Sosyal medya ve basında sadece özel okullar hakkında yapılan kötü yorumlar yayınlanıyor. Değerinin üzerinde ücret talep eden tüccarlarmışız gibi lanse ediliyoruz. Hâlbuki özel okul kurucuları şu an kar etmeyi bırakın sürdürülebilir bir zararı bile kabullenmiş durumdayız. Bizim fedakârlıklarımız haksızca itham edilmekte ve farklı bir algı operasyonu yürütülmektedir. Bu yanlış algı yönetimiyle topyekûn mücadele etmemiz gerekiyor. Tüm özel okul derneklerinin, sektör çalışanlarının, paydaşların özel okulların ücretleri ile ilgili cevap hakkını kullanarak her mecrada haklı sebeplerimizi ifade etmeye çağırıyorum.
Son yıllarda eğitim sektöründe de franchise sisteminin ağırlık kazandığını görüyoruz. Sizin de temsil ettiğiniz kurumlar bu modeli uyguluyor. Bu sistemi özel okulculuk açısından değerlendirebilir misiniz?
Özel okullar için franchise sistemi, yeni okul açmak isteyen girişimcilere tanınan bir fırsattır. Bu sistem sayesinde girişimciler, uzun yılların deneyimine sahip bir kurumun marka, eğitim modeli ve yönetim sisteminden yararlanır. Franchise veren kurumun deneyimi ve desteği, markayı tercih eden okul veya kursun kurumsallaşma sürecini hızlandırır. Bu, yeni bir okul veya kursun hızlı bir şekilde etkin ve organize bir yapıya kavuşmasını sağlar.
Marka sahibi kurum, franchise sistemi aracılığıyla pazar payını genişletir. Bu, daha fazla öğrenciye ulaşma ve daha geniş bir coğrafyada etkin olma imkanı sağlar. Sisteme yeni dahil olan kurumun başarılı olması için franchise veren kurumların çok güçlü genel merkezi olması gerekir. Bir sisteme dahil olmak belirli bir yatırım gerektirir. Tabii franchise sürecinde belirli bir ücret ödemek ve belirli standartları karşılamak da zorunluluktur. Bunun için franchise veren kurumun güçlü bir markaya ve etkili bir eğitim modeline sahip olması, başarı için temel bir faktördür. Eğitim programları, yönetim konularındaki danışmanlığı ve sürekli iletişimi ile etkin destek sağlaması gerekir.
Franchise alan kurumların eğitim kadrosu, deneyimli ve nitelikli kişilerden oluşmalıdır. Bu, öğrenci başarısını artırmak açısından kritik bir öneme sahiptir. Doğru stratejilerle ve dikkatli bir şekilde franchise modeli uygulandığında, sektörün gelişimi için büyük katkı sağlamaktadır.
ÖZEL OKULLARDA GELİR – GİDER DENGESİ SAĞLANMALI!
Türkiye’de oluşan şartları dikkate alarak, özel okul sektörünü önümüzdeki günlerde nelerin beklediği konusunda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Özellikle son 3 yıldır Türkiye’de yaşanan enflasyon tüm sektörlerde olduğu gibi özel okul sektörünü de olumsuz yönde etkilemiştir. Ayrıca, özel okul ücret artış oranları için MEB tarafından (2022-2023 Eğitim Öğretim Dönemi için %36, 2023-2024 Eğitim Öğretim Dönemi için %65 ) yasal sınır belirlenmesi bu sorunların artmasına neden olmuştur. Özel okullarda gelir gider dengesi bozulmuş olup, kurumların sürdürülebilirliği tehlikeye girmiştir.
Özel okulların kaliteli eğitim vermeye devam etmesi ve sürdürülebilirliği için, gelir gider dengesinin tekrardan sağlanması gerekmektedir. Özel okul gelirleri açısından, kayıt ücret artış oranlarının mevcut Özel Okul Yönetmeliği doğrultusunda yapılması, farklı bir yasal sınırlandırma getirilmemesi gerekmektedir. Özel okul giderleri açısından; özel okullardan alınan %10 KDV’nin alınmaması, Personel SGK giderlerinin devlet tarafından karşılanması gibi özel okulları destekleyici çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Özel okullar Ocak 2024 itibarıyla, Eylül 2024-Haziran 2025 tarihleri arasında verilecek eğitim hizmeti için kayıt almaya başlamıştır. Asgari ücretin bir önceki yıla göre %100 oranında arttığını düşünürsek, özel okullarında kayıt ücretlerini minimum %100 arttırması elzemdir.
Sonuç olarak; özel okullarda gelir gider dengesi sağlanmadığı takdirde, bu sorun eğitim kalitesini olumsuz yönde etkileyecektir ve kurum kapanmalarını beraberinde getirecektir. Özel okulların ayakta kalabilmesi ve özel okullarda kaliteli eğitim hizmeti verilebilmesi için devletimizin gerekli desteği sağlayacağını ümit ediyoruz.
İYİ YÖNETİLEN BİR FRANCHISE MODELİ
ULUSAL EKONOMİYE CİDDİ KATKI SAĞLAR
Franchise uygulamaları açısından dikkat edilmesi gereken noktalar neler? Bu model uzun vadede sektöre neler katacak?
Franchise uygulamasına başlamak isteyen işletme için dikkate alınması gereken belli kriterler vardır. Bu kriterler uzun vadeli başarı ve sürdürülebilirlik açısından kritik öneme sahiptir. Franchise sistemi, genellikle bir markanın başarı öyküsünü tekrarlamaya dayanır. Bu nedenle, franchise olarak verilecek işletmenin marka değeri ve tanınırlığı çok önemlidir. Güçlü bir markanın, potansiyel velinin dikkatini çekmede ve güven oluşturmada katkısı çok fazladır. Franchise veren işletmenin, işletmeler arasında tutarlılık sağlayacak sıkı operasyonel standartlara sahip olması önemlidir.
Franchise veren kurumlar, yeni girişimcilere mentorlük etmeli ve sürekli destek sağlamalıdır. Kurum sahiplerine, işletme modelini anlamaları ve etkin bir şekilde yönetmeleri konusunda yardımcı olacak eğitim programları sunmaları, başarıları konusunda teşvik etmeleri önemlidir. Girişimciler genellikle finansal açıdan istikrarlı bir iş ararlar. Bu nedenle, franchise sistemi sağlayan işletmenin finansal durumunun da güçlü olması ve kârlı bir işletme modeli sunması önemlidir. Franchise veren kurum, potansiyel pazarları ve uygun yerleri dikkatlice analiz etmelidir. Başarılı bir yer seçimi, işletmenin başarısını önemli ölçüde etkiler.
Uzun vadeli bir franchise modeli, kurumun hızla büyümesini destekler, franchise kurumlarına inovatif katkılar sağlayan yeni yaklaşımlar geliştirebilir, yeni kurumların açılmasıyla istihdama ve yerel ekonomiye katkıda bulunur. Marka yeterince yaygınlaştığında, markanın bilinirliğini artırır ve güçlenmesini sağlar. Dikkatlice planlanmış ve iyi yönetilen bir franchise modeli, ulusal ekonomiye de ciddi katkı sağlar.
ÜMİT KALKO’DAN EĞİTİMDE GELECEK ÖNGÖRÜLERİ;
2000’lerin başındaki gündemlerle yapılan eğitim öğretim çalışmalarından uzaklaşıp, teknoloji yerlisi olan çocuklarımıza hitap edecek eğitim modellerine yönelmeliyiz.
Sanal ve artırılmış gerçeklik, yapay zekâ gibi teknolojilerin eğitim süreçlerinde daha etkili bir şekilde yer alacağını, ayrıca özel okulların eğitim sistemi içindeki payının artarak eğitimde kalitenin lokomotifi haline geleceğini öngörüyoruz.
Önümüzdeki 3 -5 yıllık süreçte eğitim modellerinin ve içeriklerin esnek ve yenilikçi hale geleceğini öngörüyoruz. Yine bu süreçte globalleşen proje, girişimcilik ve iş dünyası ile bağlantılar sağlanarak mesleki programların ve iş birliklerinin sağlanması konusunda yönelimlerin olacağını biliyoruz.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Manşet
Ümit KALKO - Eğitim Girişimcisi / TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi

“Özel okullar, devletin eğitim ile ilgili hedeflediği plan ve programların niteliğinin artırılmasına yardımcı olmaktadır. Devlet desteğiyle oluşturulacak esnek finansal modeller ile fiyatlandırma politikalarını revize edip, daha geniş bir öğrenci kitlesine hitap etmek, maddi olarak daha az güçlü ailelere yönelik stratejiler oluşturmak gerekiyor. Öğrenci başına teşvik uygulamasının tekrardan geri getirilmesinin, boş olan 1 milyon 600 bin kontenjanımızın doldurulmasına büyük katkısı olacaktır. Ayrıca talebin artması için KDV oranının tekrar %1 olarak düzenlenmesi de kapasite fazlalığıyla baş etmedeki en önemli hususlardan biri olarak en üst sırada yerini alıyor. Bunları sağlayabilmek için özel öğretimin tüm ilgili taraflarını kolektif bir yapıya kavuşturarak iş ve güç birliği sağlamalı; sektöre itici ve geliştirici, denetleyici ve koruyucu bir yapı kazandıracak faaliyetlerde bulunmalıyız.”
Özel okul sektöründe bir arz - talep dengesizliği olduğu görülüyor. Bu durumu nelere bağlıyorsunuz? Özel okullarda var olan kapasite fazlalığı nasıl değerlendirilebilir? Bu konuda önereceğiniz modeller var mı?
Özel okullar; daha nitelikli eğitim, fiziki şart, teknolojik imkanlar, sanat ve spor gibi farklı beceri alanlarında yapılan aktiviteler, akademik başarı, öğretimde farklı yöntem ve tekniklerin kullanılması, yabancı dil eğitimi ve olumlu okul iklimi gibi avantajlar sağladığı için tercih edilmektedir.
Özel okulların 3 milyon öğrenci kontenjanı bulunmaktadır. Şu an Türkiye genelinde 1 milyon 578 bin 233 öğrenci özel okullarda okuyor. Boş kontenjanları olan okulların yeni öğrenci kayıt edebilmeleri için, sundukları eğitime veli tarafından güven duyulması çok önemlidir. Çünkü öğrenci başarısını, gelişimini ve mutluluğunu misyon edinmiş özel okullar talep görmeye devam etmektedir. Bu konuda da okulların öncelikle hedef kitleye özel eğitim programları, kültürel, sanat ve spor olanakları, dünya vatandaşı olma gibi diğer okullardan farklılaştıkları alanları daha iyi tanıtarak rekabet avantajları oluşturmaları gerekiyor. Farklı eğitim modellerine yer vermek önemli; hibrit eğitim platformları, inovatif çalışmalar, uzaktan öğrenme, esnek sınıf düzenleri okulların tercih edilebilirliğini artırıyor. Günümüzde okulların iş dünyası ile iş birlikleri kurarak özel okulların cazibesini artırmaları da önem arz ediyor. Örneğin; şirketlerle staj programları veya bölgesel olarak düzenlenecek etkinlikler eğitim kurumlarına değer katıyor.
Özel okullar, devletin eğitim ile ilgili hedeflediği plan ve programların niteliğinin artırılmasına yardımcı olmaktadır.Günümüzdeki ekonomik koşullar göz önünde bulundurulduğunda özel okulları tercih etmek isteyen ailelelerin finansal gerekçeler nedeniyle bunu yapamadıklarını söylemek mümkündür. Bu da özel okulların hedefledikleri kontenjanların dolmamasına, devlet okullarının ise kontenjan fazlalığından dolayı istenen niteliğe ulaşamamasını sağlamaktadır. Devlet desteğiyle oluşturulacak esnek finansal modeller ile fiyatlandırma politikalarını revize edip, daha geniş bir öğrenci kitlesine hitap etmek, maddi olarak daha az güçlü ailelere yönelik stratejiler oluşturmak gerekiyor. Öğrenci başına teşvik uygulamasının tekrardan geri getirilmesinin, boş olan 1 milyon 600 bin kontenjanımızın doldurulmasına büyük katkısı olacaktır. Ayrıca talebin artması için KDV oranının tekrar %1 olarak düzenlenmesi de kapasite fazlalığıyla baş etmedeki en önemli hususlardan biri olarak en üst sırada yerini alıyor.
Türkiye’de kısa, orta ve uzun vadede özel okulculuk nasıl bir yöne doğru yol alacak? Öngörü ve değerlendirmeleriniz nelerdir? Sektörün büyümesi için neler yapılmalı?
Türkiye’de özel okulculuk sektöründe, önümüzdeki 1-2 yıllık kısa vadede dijital dönüşüm ve teknolojiye entegrasyonun etkili olacağı görülüyor. Eğitimde dijitalleşme hızla artıyor. Kısa vadede bu becerilerle ilgili inovatif çalışmaların da eğitim sürecine daha etkin bir şekilde entegre olması gerekiyor. 2000’lerin başındaki gündemlerle yapılan eğitim öğretim çalışmalarından uzaklaşıp, teknoloji yerlisi olan çocuklarımıza hitap edecek eğitim modellerine yönelmeliyiz.
Önümüzdeki 3 -5 yıllık süreçte eğitim modellerinin ve içeriklerin esnek ve yenilikçi hale geleceğini öngörüyoruz. Yine bu süreçte globalleşen proje, girişimcilik, iş dünyası ile bağlantılar sağlanarak mesleki programların ve iş birliklerinin sağlanması konusunda yönelimlerin olacağını biliyoruz.
Uzun vadede baktığımızda ise; teknolojinin içine doğup büyüyen öğrencilerimizin ihtiyaçlarına daha iyi uyacak şekilde mikro sertifikaları kapsayan ve farklılaştırılmış eğitim modellerinin geliştirilmesi önemlidir. Özellikle sanal ve artırılmış gerçeklik, yapay zekâ gibi teknolojilerin eğitim süreçlerinde daha etkili bir şekilde yer alacağını, ayrıca özel okulların eğitim sistemi içindeki payının artarak eğitimde kalitenin lokomotifi haline geleceğini öngörüyoruz.
Özel öğretimin tüm ilgili taraflarını kolektif bir yapıya kavuşturarak iş ve güç birliği sağlamalı; sektöre itici ve geliştirici, denetleyici ve koruyucu bir yapı kazandıracak faaliyetlerde bulunmalıyız.
Özel okullardaki öğretmen maaşları ile devlet okullarında görev yapan öğretmen maaşlar arasında ciddi farklar oluşmaya başladı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Türkiye'de özel okullardaki öğretmen maaşları ile devlet okullarında görev yapan öğretmen maaşları arasındaki belirgin farklar, eğitim sektöründeki dinamikler ve finansman kaynaklarındaki çeşitlilikle ilişkilidir. Devlet okullarının, devlet bütçesinden finanse edildiği ve kamusal hizmet görevi üstlendiği düşünüldüğünde, devlet okullarındaki öğretmen maaşlarının daha yüksek olması anlaşılır bir durumdur.
Bu farklılıkların başlıca sebepleri arasında devlet okullarının geniş öğrenci kitlesine hizmet vermesi, devlet bütçesinden sağlanan kaynaklar, eğitim altyapısının genişletilmesi gibi kamu hizmeti odaklı hedefleri bulunmaktadır. Öte yandan, özel okullar genellikle öğrenci ücretleri, bağışlar ve sponsorluklar gibi özel kaynaklarla finanse edildiğinden, bu okulların öğretmen maaşları devlet okullarına kıyasla daha düşük olabilir.
Şu an Türkiye’deki özel okullarda 195 bin 63 öğretmen çalışmaktadır. Eğitim sektörü ile ilgili politikalarda, okul kurucularının mali yükünü azaltmak için öğretmen maaşlarından alınan SGK vergi yükünün azaltılması ya da kaldırılması öğretmen maaşlarındaki farklılıkları dengelemeye yönelik ciddi bir adım olacaktır. Özel okullardan her yıl alınan ruhsat harcının kaldırılması ve elektrik, su, doğal gaz maliyetinin tarifelerinde ayrıcalık yapılması da hayatta ve ayakta kalmak için önemli adımlar olacaktır. Eğitim sistemi içindeki bu tür dengeler, genel eğitim kalitesini, öğretmenlere ve öğrencilere eşit fırsatlar sunma amacını gözetmelidir.
KÖKLÜ BİR EĞİTİM REFORMU ŞART!
Yeni yıl ile birlikte özel okulların 2024-2025 eğitim ücretleri gündeme geldi. Şu an ülkenin gündeminde sıkılıkla bu haberleri görüyoruz. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Öncelikle Özel okulların devletimize katkılarından bahsetmemiz gerekiyor. Özel okullar öğrencilere farklı öğrenme ihtiyaçlarına uygun seçenekler sunarak genel eğitim kalitesini artırmaktadır. Özel okullar ve kamu okulları arasında rekabet yaratır. Rekabet, okulları daha iyi hale getirmek ve yenilikçi eğitim yöntemleri geliştirmek için bir teşviktir. Bu durum, eğitim sisteminin genel kalitesini yükseltmektedir. Özel okulların açılması, öğretmenlere ve eğitim personeline daha fazla istihdam olanağı sağlayarak eğitim sektöründe çalışanlara daha fazla iş imkânı yaratır. Özel okullar, ekonomik bir sektör olarak kabul edilir. Bu okulların faaliyetleri, yerel ekonomiye katkıda bulunur, yerel işletmelere müşteri sağlar ve istihdam yaratır. En önemlisi özel okulların varlığı, devletin eğitim bütçesinden bir kısmının özel sektör tarafından karşılanmasına olanak tanır. Bu, devletin diğer alanlarda kaynakları daha etkili kullanmasına yardımcı olmaktadır.
Özel okulların eğitim ücretlerinin gündemde olduğu bu dönemdeki tartışmalar genellikle ekonomik durum, aile bütçeleri, eğitim kalitesi, eşitsizlik ve erişilebilirlik gibi birçok faktöre dayanıyor. Aileler, çocuklarının kaliteli bir eğitim almasını sağlamak isterken, aynı zamanda bu eğitimin maliyetinin de düşük olmasını bekliyor. Fakat özel okul maliyetleri birçok faktöre bağlı olarak değişiyor. Öğretmen ve Personel Maaşları bizim gider kalemlerimizin %70’ini oluşturmaktadır. 2 yıl öncesinde asgari ücret 2.800 TL iken günümüzde 17.002 TL olmuştur. Fakat biz eğitim ücretlerine 2 sene önce %36 bu senede %65 zam yapabildik. Bu sektörümüz için sürdürülebilir bir durum değildir. Öğretmen ve Personel maaşlarının yanında modern ve güvenli bir öğrenme ortamı sağlamak için gerekli altyapı yatırımları ve düzenli bakım maliyetleri özel okul bütçesini büyük ölçüde etkilemektedir.
Durum değerlendirmesi yaptığımızda bizim eğitim ücretlerine yaptığımız zam bir gündem sebebi değildir, artan maliyetlerin bir sonucudur. Ülkemizde her şey zamlanırken özel okulların fiyatlarının acımasızca eleştirilmesini doğru bulmuyorum. Bu durumda özel okulların bir algı operasyonuna ihtiyacı var. Sosyal medya ve basında sadece özel okullar hakkında yapılan kötü yorumlar yayınlanıyor. Değerinin üzerinde ücret talep eden tüccarlarmışız gibi lanse ediliyoruz. Hâlbuki özel okul kurucuları şu an kar etmeyi bırakın sürdürülebilir bir zararı bile kabullenmiş durumdayız. Bizim fedakârlıklarımız haksızca itham edilmekte ve farklı bir algı operasyonu yürütülmektedir. Bu yanlış algı yönetimiyle topyekûn mücadele etmemiz gerekiyor. Tüm özel okul derneklerinin, sektör çalışanlarının, paydaşların özel okulların ücretleri ile ilgili cevap hakkını kullanarak her mecrada haklı sebeplerimizi ifade etmeye çağırıyorum.
Son yıllarda eğitim sektöründe de franchise sisteminin ağırlık kazandığını görüyoruz. Sizin de temsil ettiğiniz kurumlar bu modeli uyguluyor. Bu sistemi özel okulculuk açısından değerlendirebilir misiniz?
Özel okullar için franchise sistemi, yeni okul açmak isteyen girişimcilere tanınan bir fırsattır. Bu sistem sayesinde girişimciler, uzun yılların deneyimine sahip bir kurumun marka, eğitim modeli ve yönetim sisteminden yararlanır. Franchise veren kurumun deneyimi ve desteği, markayı tercih eden okul veya kursun kurumsallaşma sürecini hızlandırır. Bu, yeni bir okul veya kursun hızlı bir şekilde etkin ve organize bir yapıya kavuşmasını sağlar.
Marka sahibi kurum, franchise sistemi aracılığıyla pazar payını genişletir. Bu, daha fazla öğrenciye ulaşma ve daha geniş bir coğrafyada etkin olma imkanı sağlar. Sisteme yeni dahil olan kurumun başarılı olması için franchise veren kurumların çok güçlü genel merkezi olması gerekir. Bir sisteme dahil olmak belirli bir yatırım gerektirir. Tabii franchise sürecinde belirli bir ücret ödemek ve belirli standartları karşılamak da zorunluluktur. Bunun için franchise veren kurumun güçlü bir markaya ve etkili bir eğitim modeline sahip olması, başarı için temel bir faktördür. Eğitim programları, yönetim konularındaki danışmanlığı ve sürekli iletişimi ile etkin destek sağlaması gerekir.
Franchise alan kurumların eğitim kadrosu, deneyimli ve nitelikli kişilerden oluşmalıdır. Bu, öğrenci başarısını artırmak açısından kritik bir öneme sahiptir. Doğru stratejilerle ve dikkatli bir şekilde franchise modeli uygulandığında, sektörün gelişimi için büyük katkı sağlamaktadır.
ÖZEL OKULLARDA GELİR – GİDER DENGESİ SAĞLANMALI!
Türkiye’de oluşan şartları dikkate alarak, özel okul sektörünü önümüzdeki günlerde nelerin beklediği konusunda düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Özellikle son 3 yıldır Türkiye’de yaşanan enflasyon tüm sektörlerde olduğu gibi özel okul sektörünü de olumsuz yönde etkilemiştir. Ayrıca, özel okul ücret artış oranları için MEB tarafından (2022-2023 Eğitim Öğretim Dönemi için %36, 2023-2024 Eğitim Öğretim Dönemi için %65 ) yasal sınır belirlenmesi bu sorunların artmasına neden olmuştur. Özel okullarda gelir gider dengesi bozulmuş olup, kurumların sürdürülebilirliği tehlikeye girmiştir.
Özel okulların kaliteli eğitim vermeye devam etmesi ve sürdürülebilirliği için, gelir gider dengesinin tekrardan sağlanması gerekmektedir. Özel okul gelirleri açısından, kayıt ücret artış oranlarının mevcut Özel Okul Yönetmeliği doğrultusunda yapılması, farklı bir yasal sınırlandırma getirilmemesi gerekmektedir. Özel okul giderleri açısından; özel okullardan alınan %10 KDV’nin alınmaması, Personel SGK giderlerinin devlet tarafından karşılanması gibi özel okulları destekleyici çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Özel okullar Ocak 2024 itibarıyla, Eylül 2024-Haziran 2025 tarihleri arasında verilecek eğitim hizmeti için kayıt almaya başlamıştır. Asgari ücretin bir önceki yıla göre %100 oranında arttığını düşünürsek, özel okullarında kayıt ücretlerini minimum %100 arttırması elzemdir.
Sonuç olarak; özel okullarda gelir gider dengesi sağlanmadığı takdirde, bu sorun eğitim kalitesini olumsuz yönde etkileyecektir ve kurum kapanmalarını beraberinde getirecektir. Özel okulların ayakta kalabilmesi ve özel okullarda kaliteli eğitim hizmeti verilebilmesi için devletimizin gerekli desteği sağlayacağını ümit ediyoruz.
İYİ YÖNETİLEN BİR FRANCHISE MODELİ
ULUSAL EKONOMİYE CİDDİ KATKI SAĞLAR
Franchise uygulamaları açısından dikkat edilmesi gereken noktalar neler? Bu model uzun vadede sektöre neler katacak?
Franchise uygulamasına başlamak isteyen işletme için dikkate alınması gereken belli kriterler vardır. Bu kriterler uzun vadeli başarı ve sürdürülebilirlik açısından kritik öneme sahiptir. Franchise sistemi, genellikle bir markanın başarı öyküsünü tekrarlamaya dayanır. Bu nedenle, franchise olarak verilecek işletmenin marka değeri ve tanınırlığı çok önemlidir. Güçlü bir markanın, potansiyel velinin dikkatini çekmede ve güven oluşturmada katkısı çok fazladır. Franchise veren işletmenin, işletmeler arasında tutarlılık sağlayacak sıkı operasyonel standartlara sahip olması önemlidir.
Franchise veren kurumlar, yeni girişimcilere mentorlük etmeli ve sürekli destek sağlamalıdır. Kurum sahiplerine, işletme modelini anlamaları ve etkin bir şekilde yönetmeleri konusunda yardımcı olacak eğitim programları sunmaları, başarıları konusunda teşvik etmeleri önemlidir. Girişimciler genellikle finansal açıdan istikrarlı bir iş ararlar. Bu nedenle, franchise sistemi sağlayan işletmenin finansal durumunun da güçlü olması ve kârlı bir işletme modeli sunması önemlidir. Franchise veren kurum, potansiyel pazarları ve uygun yerleri dikkatlice analiz etmelidir. Başarılı bir yer seçimi, işletmenin başarısını önemli ölçüde etkiler.
Uzun vadeli bir franchise modeli, kurumun hızla büyümesini destekler, franchise kurumlarına inovatif katkılar sağlayan yeni yaklaşımlar geliştirebilir, yeni kurumların açılmasıyla istihdama ve yerel ekonomiye katkıda bulunur. Marka yeterince yaygınlaştığında, markanın bilinirliğini artırır ve güçlenmesini sağlar. Dikkatlice planlanmış ve iyi yönetilen bir franchise modeli, ulusal ekonomiye de ciddi katkı sağlar.
ÜMİT KALKO’DAN EĞİTİMDE GELECEK ÖNGÖRÜLERİ;
2000’lerin başındaki gündemlerle yapılan eğitim öğretim çalışmalarından uzaklaşıp, teknoloji yerlisi olan çocuklarımıza hitap edecek eğitim modellerine yönelmeliyiz.
Sanal ve artırılmış gerçeklik, yapay zekâ gibi teknolojilerin eğitim süreçlerinde daha etkili bir şekilde yer alacağını, ayrıca özel okulların eğitim sistemi içindeki payının artarak eğitimde kalitenin lokomotifi haline geleceğini öngörüyoruz.
Önümüzdeki 3 -5 yıllık süreçte eğitim modellerinin ve içeriklerin esnek ve yenilikçi hale geleceğini öngörüyoruz. Yine bu süreçte globalleşen proje, girişimcilik ve iş dünyası ile bağlantılar sağlanarak mesleki programların ve iş birliklerinin sağlanması konusunda yönelimlerin olacağını biliyoruz.
Son Güncelleme: Çarşamba, 21 Şubat 2024 10:24
Gösterim: 4191

