Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç, gündemdeki eğitim tartışmaları ile ilgili görüşlerini gazetedeki köşesinde değerlendirdi.
Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de okulda şiddet temel bir problem. Eskisi gibi disipline önem verilmediğinden öğrenciler çekinmeden okula bıçak, çakı, muşta getirebiliyorlar.
Öğrenciler hem birbirlerine hem öğretmenlere karşı şiddet kullanabiliyorlar. Babasının beylik tabancısını çantasına koyup gelenler de var. Hemen hemen her okulda "çeteler" etrafa terör estiriyor. Liselerde, hatta ortaöğrenimde öğretmene bıçak çekip notunu yükseltmesini isteyen öğrenciler var. Okul çıkışında öğrenciler dövülüyor, paralarına, değerli eşyalarına el konuluyor. Zaman zaman kız meselesi veya başka ihtilaflardan dolayı çıkan kavgalar ölümle veya yaralanmalarla sonuçlanıyor. Paylaşamadıkları erkek arkadaşı yüzünden birbirlerine meydan dayağı çeken kız öğrencilere bile rastlanıyor.
Öğrencilerin gündeminde genellikle cinsellik, futbol, gürültüyü bastıran müzik, korku filmleri, marka giyim-kuşam vb. konular var. Marka giyim herkesin tutkusu. Forma giyen ilköğretim öğrencilerinin ayaklarındaki ayakkabılar, üstlerindeki kabanlar marka. Ellerindeki telefonlar, bileklerindeki künyeler birbirlerine hava atmaya yarayan gösteriş ve kibir malzemeleri.
Öğrencilerin seçtiği rol modeller tabii ki yörelerinin erdem sahibi alim, iyilik sever, yol gösteren şahsiyetleri değil. TV dizileri aileyi kasıp kavuruyor. Sadece öğrenciler değil anne-babalar da dizilerin derin etkisinde. Diziler Bermuda şeytan üçgeni gibi bütün iyi değerleri yutup yok ediyor; aile içi çarpık ilişkileri, dinen günah ve suç olan cürümleri estetize edip normalleştiriyor. Televizyonlar, gazeteler, magazin kültürü, sinema, eğlence ve yarışma programları rol model olarak mankenleri, dizi sanatçılarını, futbolcuları, popçuları empoze ediyor. Aileler çocuklarını şarkıcı veya 'sanatçı' yetiştirmek için çırpınıyor, bir yarışmaya katılma hakkını kazanmaları bile onlar için büyük bir gurur kaynağı ve başarı sayılıyor. Dizilerin etkisiyle anne-babalar da çocuklarıyla aynı masada içki içiyor; kızlarının gayrı meşru ilişkilerini olağan şeylermiş gibi konuşabiliyor.
Genellikle öğrenciler ailelerini beğenmiyor. Ailede atmosfere sinmiş değerlerle okulda edindikleri değerler çatışma halinde. Artan bilgi formasyonları zaten nesiller arasındaki iletişimi koparmaya yetiyor. İletişim kopunca değerler ve duygu paylaşımı da kopuyor, çocuklar ebeveynlerine yabancılaşıyor, bir süre sonra yabancılaşma çatışmaya dönüşüyor. İnternet, facebook, twitter, sosyal medyadan anlamayan anneler-babalar, çocuklarının hangi bilinmez dünyada ve sanal galaksilerde neler yaşayıp paylaştıklarını bilmiyor. Çocuklar anne-babalarını cahil buluyor, kendilerini anlamadıklarını düşünüyorlar. Bazı aileler de ümitsiz vak'a gördükleri veya yetersizliklerine kanaat getirdikleri için çocuklarını kendi hallerine bırakmış bulunuyorlar; mali gücü olanlar güvendikleri okullara yatılı verip onları başlarından atma yolunu seçiyorlar.
Kısaca mevcut eğitim sistemi çocuğu hiçbir şekilde hayata doğru bir istikamette hazırlamıyor, çocuğa hayata ilişkin işe yarar doğru bir perspektif kazandıramıyor. Devletin nazarında okul, hâlâ klasik dönemdeki gibi "ideolojinin derin etkisinde". Çocuklar ise bu ideolojiden radikal bir biçimde kopuk yaşıyor. Çocuklar ideolojinin eğitiminden geçiyor, ama söz konusu ideoloji yetmiyor; bu yüzden popüler kültür (medya, TV dizileri, tüketim toplumunun piyasa değerleri) boşluğu dolduruyor. Sokak ve yakın sosyal çevreyi de aynı etmenler belirliyor. Bu eğitim sistemi nesilleri heder ediyor; anlamdan ve amaçtan yoksun, tüketici, duyarsız, sorumluluk bilinci zayıf, her türlü dış etkiye açık, hazcı, saygı noksanı, manevi değerleri zayıf, bencil/bireyci bir insan yetişiyor. Küresel piyasanın istediği gibi.
Sayın Başbakan "dindar nesiller" yetiştirmek istediklerini söylemişti; bu sistemde sadece yukarıda genel profili çizilen nesiller yetişir; darı ekilen toprakta buğday yetiştiği görülmemiştir. İlahi sünnet gereği, ne ekerseniz onu biçersiniz. Bu sorun ne kesintisiz 12 yıl zorunlu, ne kesintili eğitimle çözülecek gibi. Sorun nesillerimizi zehirleyen bu sistemin tarlasına hangi tohumların ekildiği sorunudur.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Zaman Gazetesi Yazarı Ali Bulaç, gündemdeki eğitim tartışmaları ile ilgili görüşlerini gazetedeki köşesinde değerlendirdi.
Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de okulda şiddet temel bir problem. Eskisi gibi disipline önem verilmediğinden öğrenciler çekinmeden okula bıçak, çakı, muşta getirebiliyorlar.
Öğrenciler hem birbirlerine hem öğretmenlere karşı şiddet kullanabiliyorlar. Babasının beylik tabancısını çantasına koyup gelenler de var. Hemen hemen her okulda "çeteler" etrafa terör estiriyor. Liselerde, hatta ortaöğrenimde öğretmene bıçak çekip notunu yükseltmesini isteyen öğrenciler var. Okul çıkışında öğrenciler dövülüyor, paralarına, değerli eşyalarına el konuluyor. Zaman zaman kız meselesi veya başka ihtilaflardan dolayı çıkan kavgalar ölümle veya yaralanmalarla sonuçlanıyor. Paylaşamadıkları erkek arkadaşı yüzünden birbirlerine meydan dayağı çeken kız öğrencilere bile rastlanıyor.
Öğrencilerin gündeminde genellikle cinsellik, futbol, gürültüyü bastıran müzik, korku filmleri, marka giyim-kuşam vb. konular var. Marka giyim herkesin tutkusu. Forma giyen ilköğretim öğrencilerinin ayaklarındaki ayakkabılar, üstlerindeki kabanlar marka. Ellerindeki telefonlar, bileklerindeki künyeler birbirlerine hava atmaya yarayan gösteriş ve kibir malzemeleri.
Öğrencilerin seçtiği rol modeller tabii ki yörelerinin erdem sahibi alim, iyilik sever, yol gösteren şahsiyetleri değil. TV dizileri aileyi kasıp kavuruyor. Sadece öğrenciler değil anne-babalar da dizilerin derin etkisinde. Diziler Bermuda şeytan üçgeni gibi bütün iyi değerleri yutup yok ediyor; aile içi çarpık ilişkileri, dinen günah ve suç olan cürümleri estetize edip normalleştiriyor. Televizyonlar, gazeteler, magazin kültürü, sinema, eğlence ve yarışma programları rol model olarak mankenleri, dizi sanatçılarını, futbolcuları, popçuları empoze ediyor. Aileler çocuklarını şarkıcı veya 'sanatçı' yetiştirmek için çırpınıyor, bir yarışmaya katılma hakkını kazanmaları bile onlar için büyük bir gurur kaynağı ve başarı sayılıyor. Dizilerin etkisiyle anne-babalar da çocuklarıyla aynı masada içki içiyor; kızlarının gayrı meşru ilişkilerini olağan şeylermiş gibi konuşabiliyor.
Genellikle öğrenciler ailelerini beğenmiyor. Ailede atmosfere sinmiş değerlerle okulda edindikleri değerler çatışma halinde. Artan bilgi formasyonları zaten nesiller arasındaki iletişimi koparmaya yetiyor. İletişim kopunca değerler ve duygu paylaşımı da kopuyor, çocuklar ebeveynlerine yabancılaşıyor, bir süre sonra yabancılaşma çatışmaya dönüşüyor. İnternet, facebook, twitter, sosyal medyadan anlamayan anneler-babalar, çocuklarının hangi bilinmez dünyada ve sanal galaksilerde neler yaşayıp paylaştıklarını bilmiyor. Çocuklar anne-babalarını cahil buluyor, kendilerini anlamadıklarını düşünüyorlar. Bazı aileler de ümitsiz vak'a gördükleri veya yetersizliklerine kanaat getirdikleri için çocuklarını kendi hallerine bırakmış bulunuyorlar; mali gücü olanlar güvendikleri okullara yatılı verip onları başlarından atma yolunu seçiyorlar.
Kısaca mevcut eğitim sistemi çocuğu hiçbir şekilde hayata doğru bir istikamette hazırlamıyor, çocuğa hayata ilişkin işe yarar doğru bir perspektif kazandıramıyor. Devletin nazarında okul, hâlâ klasik dönemdeki gibi "ideolojinin derin etkisinde". Çocuklar ise bu ideolojiden radikal bir biçimde kopuk yaşıyor. Çocuklar ideolojinin eğitiminden geçiyor, ama söz konusu ideoloji yetmiyor; bu yüzden popüler kültür (medya, TV dizileri, tüketim toplumunun piyasa değerleri) boşluğu dolduruyor. Sokak ve yakın sosyal çevreyi de aynı etmenler belirliyor. Bu eğitim sistemi nesilleri heder ediyor; anlamdan ve amaçtan yoksun, tüketici, duyarsız, sorumluluk bilinci zayıf, her türlü dış etkiye açık, hazcı, saygı noksanı, manevi değerleri zayıf, bencil/bireyci bir insan yetişiyor. Küresel piyasanın istediği gibi.
Sayın Başbakan "dindar nesiller" yetiştirmek istediklerini söylemişti; bu sistemde sadece yukarıda genel profili çizilen nesiller yetişir; darı ekilen toprakta buğday yetiştiği görülmemiştir. İlahi sünnet gereği, ne ekerseniz onu biçersiniz. Bu sorun ne kesintisiz 12 yıl zorunlu, ne kesintili eğitimle çözülecek gibi. Sorun nesillerimizi zehirleyen bu sistemin tarlasına hangi tohumların ekildiği sorunudur.
Son Güncelleme: Pazartesi, 12 Mart 2012 10:00
Gösterim: 2478
Milliyet Yazarı Mehmet Tezkan'ın zorunlu eğitimle ilgili bugünkü yazısı...
4 + 4 + 4 komisyondan geçti..
Kavga çıktı, gürültü çıktı, itiş kakış oldu, Komisyon Başkanı milletvekillerini konuşturmadan maddeleri oylattı, yarım saatte işi bitirdi, yangından malı kaçırdı..
Demokrasi adına iyi olmadı ama işin bu kısmına girmiyorum..
Böyle olacağı belliydi.. Vur vur sesleri geçen hafta yükselmişti!..
* * *
(Mesela BBC televizyonu.. Kavga görüntülerini kesintisiz verip altına; Türkler eğitim reformu yapıyor diye yazsa kızar mıyız?)
* * *
AKP’liler; CHP’liler çalışmaları engellemek için 12 saat kitap okursa biz de böyle yaparız diyecekler.. Haklı olduklarını söyleyecekler..
Neyse..
Ha üç gün önce ha üç gün sonra..
AKP’nin ezici çoğunluğu olduğuna göre bu yasa öyle veya böyle geçecek..
Başbakan geçen hafta; ‘Milli iradeyi biz temsil ediyoruz, 4 + 4 + 4 olacak’ dedi..
Olacak da..
Nasıl olacak?
Bilen yok.. Yasa muallak!.
Zaten eğitim reformu dedikleri torba yasa.. İşin sakatlığı buradan başlıyor..
Bütün eğitim sistemini alt üst eden yasal değişiklik yapıyorsun ama adı konulan yasayla değil..
Torbayla!..
* * *
Peki, neden böyle yapıyorlar, neden tartıştırmıyorlar?
İki nedenden..
Getirdikleri eğitim sistemine ‘çok iyi olmuş, süper olmuş’ diyen doğru dürüst bir eğitimci bulamazlar da ondan..
Bu sistemle eğitim kalitesi artacak.. Matematiği, edebiyatı, sosyolojiyi, fen bilimlerini daha iyi öğreteceğiz, 4 + 4 + 4 sayesinde İngilizceyi öğretmekle kalmayıp yanına bir dil daha koyacağız diyen çıkar mı?
Çıkmaz..
* * *
Bırakın bunu, okula beş yaşında başlamayı kimseye anlatamazlar..
Haa..
Geçen gün biri bana anlattı.. Valla hiç aklıma gelmemişti..
Dedi ki; okula başlama yaşını beşe çekmelerinin, temel eğitimi (zorunlu ayrı şey) dört yıla çekmelerinin nedeni belli..
Nedir dedim..
İslamiyet’e göre kız çocuklarının tesettüre girme yaşı dokuz değil mi?
Eee dedim..
5 + 4 = 9.. Beş yaş ısrarının sebebi bu..
Sonrası, ikinci dört yıl?
Ortaokul sayıldığı için serbestmiş!..
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milliyet Yazarı Mehmet Tezkan'ın zorunlu eğitimle ilgili bugünkü yazısı...
4 + 4 + 4 komisyondan geçti..
Kavga çıktı, gürültü çıktı, itiş kakış oldu, Komisyon Başkanı milletvekillerini konuşturmadan maddeleri oylattı, yarım saatte işi bitirdi, yangından malı kaçırdı..
Demokrasi adına iyi olmadı ama işin bu kısmına girmiyorum..
Böyle olacağı belliydi.. Vur vur sesleri geçen hafta yükselmişti!..
* * *
(Mesela BBC televizyonu.. Kavga görüntülerini kesintisiz verip altına; Türkler eğitim reformu yapıyor diye yazsa kızar mıyız?)
* * *
AKP’liler; CHP’liler çalışmaları engellemek için 12 saat kitap okursa biz de böyle yaparız diyecekler.. Haklı olduklarını söyleyecekler..
Neyse..
Ha üç gün önce ha üç gün sonra..
AKP’nin ezici çoğunluğu olduğuna göre bu yasa öyle veya böyle geçecek..
Başbakan geçen hafta; ‘Milli iradeyi biz temsil ediyoruz, 4 + 4 + 4 olacak’ dedi..
Olacak da..
Nasıl olacak?
Bilen yok.. Yasa muallak!.
Zaten eğitim reformu dedikleri torba yasa.. İşin sakatlığı buradan başlıyor..
Bütün eğitim sistemini alt üst eden yasal değişiklik yapıyorsun ama adı konulan yasayla değil..
Torbayla!..
* * *
Peki, neden böyle yapıyorlar, neden tartıştırmıyorlar?
İki nedenden..
Getirdikleri eğitim sistemine ‘çok iyi olmuş, süper olmuş’ diyen doğru dürüst bir eğitimci bulamazlar da ondan..
Bu sistemle eğitim kalitesi artacak.. Matematiği, edebiyatı, sosyolojiyi, fen bilimlerini daha iyi öğreteceğiz, 4 + 4 + 4 sayesinde İngilizceyi öğretmekle kalmayıp yanına bir dil daha koyacağız diyen çıkar mı?
Çıkmaz..
* * *
Bırakın bunu, okula beş yaşında başlamayı kimseye anlatamazlar..
Haa..
Geçen gün biri bana anlattı.. Valla hiç aklıma gelmemişti..
Dedi ki; okula başlama yaşını beşe çekmelerinin, temel eğitimi (zorunlu ayrı şey) dört yıla çekmelerinin nedeni belli..
Nedir dedim..
İslamiyet’e göre kız çocuklarının tesettüre girme yaşı dokuz değil mi?
Eee dedim..
5 + 4 = 9.. Beş yaş ısrarının sebebi bu..
Sonrası, ikinci dört yıl?
Ortaokul sayıldığı için serbestmiş!..
Son Güncelleme: Pazartesi, 12 Mart 2012 12:15
Gösterim: 2187
İznik'teki Roma Tiyatrosu'nda yapılan kazılarda bir adet şarap kupası bulundu.
Uludağ Üniversitesi Sanat Tarihi Arkeoloji Bölümü üyesi Doç Dr. Bedri Yalman başkanlığında 1980'lerde başlanan İznik antik Roma tiyatrosu kazıları 4 yıl önce sonlandırıldı. Yakın zamanda üzerine çıkmayan boyalarla yazılmış duvar yazıları, bali ve içki kutularıyla dolu olan Roma Tiyatrosu Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın talimatıyla Müzeler Genel Müdürlüğü'nce koruma altına alınmak üzere yaklaşık bir aydır çevre düzenlemesi yapılıyor. Tiyatro çevresinde ve içerisinde zamanla oluşan toprak moloz yığınlarının kaldırılmaya başlanmasıyla birlikte o döneme ait bulgularda ortaya çıkıyor. Zeminden 1.5 metre inilen tarihi tiyatro alanından Bizans ve Osmanlı dönemine ait çini seramik kalıntıları ortaya çıktı.
Yaklaşık bir aydır süren moloz temizleme çalışmaları sırasında önceki gün tiyatronun güney kısmında ortaya çıkan şarap kupası çalışanları hayretler içerisinde bıraktı. 9 ila 15. yüzyılla ait olduğu sanılan Bizans dönemi şarap kupasını sıcağı sıcağına eline ilk alanlar gazeteciler oldu. Tek parça halinde bulunan ve oldukça paha biçilmez olan şarap kupası, Tek renkli astar kazıma (Sgrafitto) teknikleri ile yapılmış. Kırmızı hamurlu ve sarı sırlı seramikten oluşuyor. Yüzyıllarca toprak altında kalarak gün yüzüne çıkan nadide parçayı ellerine alan gazeteciler, hayranlıklarını gizleyemedi.
İznik'in güneybatısında, Saraybahçe veya Eski Saray denilen yerde, antik roma tiyatrosu bulunmaktadır. İznik surlarının 90 m. kuzeyindeki bu tiyatro, Anadolu'da ayakta kalmış tiyatroların en önemlilerinden birisidir. Roma İmparatoru Traianus (97-117) zamanında eyalet valisi Pilinius Csecillius Secunds (62-113) tarafından yaptırılmıştır. Tiyatro düz bir alana kurulduğundan oturma kademelerini Roma tiyatro mimarisinde görüldüğü gibi 19 galeri taşımaktadır. Bu galerilerin 12'si beşik tonozludur.
Bu tonozlu galerilerin aralarında ölçü farklılıkları bulunmaktadır. Tonozların en yüksek noktası 6 metreyi bulmaktadır. Oturma kademelerinde kullanılan kesme taşların bazıları İznik surlarından getirtilmiştir. Tiyatronun iç ve dış yüzleri büyük bloklar halindedir. İçeride kalan bölümler moloz taş, kireç ve kum ile takviye edilmiştir. Tiyatro doğu-batı yönünde 84 metre, kuzey-güney yönünde de 63 metre genişliğindedir. Tiyatronun kuzeyinde bulunan skene (sahne binası) son kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Dünya'daki sayılı tiyatrolardan biridir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
İznik'teki Roma Tiyatrosu'nda yapılan kazılarda bir adet şarap kupası bulundu.
Uludağ Üniversitesi Sanat Tarihi Arkeoloji Bölümü üyesi Doç Dr. Bedri Yalman başkanlığında 1980'lerde başlanan İznik antik Roma tiyatrosu kazıları 4 yıl önce sonlandırıldı. Yakın zamanda üzerine çıkmayan boyalarla yazılmış duvar yazıları, bali ve içki kutularıyla dolu olan Roma Tiyatrosu Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın talimatıyla Müzeler Genel Müdürlüğü'nce koruma altına alınmak üzere yaklaşık bir aydır çevre düzenlemesi yapılıyor. Tiyatro çevresinde ve içerisinde zamanla oluşan toprak moloz yığınlarının kaldırılmaya başlanmasıyla birlikte o döneme ait bulgularda ortaya çıkıyor. Zeminden 1.5 metre inilen tarihi tiyatro alanından Bizans ve Osmanlı dönemine ait çini seramik kalıntıları ortaya çıktı.
Yaklaşık bir aydır süren moloz temizleme çalışmaları sırasında önceki gün tiyatronun güney kısmında ortaya çıkan şarap kupası çalışanları hayretler içerisinde bıraktı. 9 ila 15. yüzyılla ait olduğu sanılan Bizans dönemi şarap kupasını sıcağı sıcağına eline ilk alanlar gazeteciler oldu. Tek parça halinde bulunan ve oldukça paha biçilmez olan şarap kupası, Tek renkli astar kazıma (Sgrafitto) teknikleri ile yapılmış. Kırmızı hamurlu ve sarı sırlı seramikten oluşuyor. Yüzyıllarca toprak altında kalarak gün yüzüne çıkan nadide parçayı ellerine alan gazeteciler, hayranlıklarını gizleyemedi.
İznik'in güneybatısında, Saraybahçe veya Eski Saray denilen yerde, antik roma tiyatrosu bulunmaktadır. İznik surlarının 90 m. kuzeyindeki bu tiyatro, Anadolu'da ayakta kalmış tiyatroların en önemlilerinden birisidir. Roma İmparatoru Traianus (97-117) zamanında eyalet valisi Pilinius Csecillius Secunds (62-113) tarafından yaptırılmıştır. Tiyatro düz bir alana kurulduğundan oturma kademelerini Roma tiyatro mimarisinde görüldüğü gibi 19 galeri taşımaktadır. Bu galerilerin 12'si beşik tonozludur.
Bu tonozlu galerilerin aralarında ölçü farklılıkları bulunmaktadır. Tonozların en yüksek noktası 6 metreyi bulmaktadır. Oturma kademelerinde kullanılan kesme taşların bazıları İznik surlarından getirtilmiştir. Tiyatronun iç ve dış yüzleri büyük bloklar halindedir. İçeride kalan bölümler moloz taş, kireç ve kum ile takviye edilmiştir. Tiyatro doğu-batı yönünde 84 metre, kuzey-güney yönünde de 63 metre genişliğindedir. Tiyatronun kuzeyinde bulunan skene (sahne binası) son kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Dünya'daki sayılı tiyatrolardan biridir.
Son Güncelleme: Pazar, 11 Mart 2012 23:54
Gösterim: 2844
Meclis Eğitim Komisyonunda kabul edilen 26 maddelik yasa teklifinide yaşananların ardından mecliste görev yapan grup başkanvekilleri TBMM Başkanı Cemil Çiçek'i ziyaret ediyor. Şu sırada devam eden ziyaretin ardından açıklama yapılması bekleniyor.

Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Meclis Eğitim Komisyonunda kabul edilen 26 maddelik yasa teklifinide yaşananların ardından mecliste görev yapan grup başkanvekilleri TBMM Başkanı Cemil Çiçek'i ziyaret ediyor. Şu sırada devam eden ziyaretin ardından açıklama yapılması bekleniyor.

Son Güncelleme: Pazartesi, 12 Mart 2012 09:29
Gösterim: 1510
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Alt Komisyon Başkanı Fikri Işık, "6 yaşına girmeyen, 72 ayını doldurmayan hiçbir yavrumuz okula başlamayacak" dedi.
TBMM'de basın mensuplarının sorularını cevaplandıran TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Alt Komisyon Başkanı Işık, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını içeren yasa teklifinde okula başlama yaşının ne olacağı yönündeki bir soru üzerine "Okula başlama yaşını 72 ay yazarak bu tartışmaları bertaraf edeceğiz. Okula başlama yaşını bir yaş erkene alma Komisyonda da alt komisyonda da yoktu. Karmaşadan kaynaklı bir sorun vardı. 6 yaşına girmeyen hiçbir yavrumuz, 72 ayı doldurmayan hiçbir yavrumuz okula başlamayacak" diye cevap verdi. Işık, Komisyonda konuşma, tartışma imkanı olsa bunları açıklayıp söz konusu maddedeki gerekçe metninin çıkartılmasını isteyeceklerini ifade ederek ancak böyle bir ortamın olmadığını kaydetti.
Türkiye'de okula başlama yaşının bitirilen yaş üzerinden konuşulduğuna dikkat çeken Işık, herkesin 6 yaşı bitirince okula başladığını söylediğini, ancak resmi verilerde bunun 6 yaşına girince okula başlama şeklinde yer aldığını ifade etti. Işık, şöyle devam etti: "Mevcut okula başlama yaşı aynen devam ediyor. Keşke bugün sizlerle içeriği konuşabilseydik. 8 gündür faşizme uğradığımızı herhalde en iyi bizimle beraber bu görüşmeleri izleyen basın mensupları görüyor. Her şeyin nihayetinin olduğunun bilinmesi gerek. İnşallah Genel Kurulda çok daha olgunlaşmış bir düzenlemeyle yavrularımızın geleceğini şekillendirmiş olacağız."
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Alt Komisyon Başkanı Fikri Işık, "6 yaşına girmeyen, 72 ayını doldurmayan hiçbir yavrumuz okula başlamayacak" dedi.
TBMM'de basın mensuplarının sorularını cevaplandıran TBMM Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Alt Komisyon Başkanı Işık, zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılmasını içeren yasa teklifinde okula başlama yaşının ne olacağı yönündeki bir soru üzerine "Okula başlama yaşını 72 ay yazarak bu tartışmaları bertaraf edeceğiz. Okula başlama yaşını bir yaş erkene alma Komisyonda da alt komisyonda da yoktu. Karmaşadan kaynaklı bir sorun vardı. 6 yaşına girmeyen hiçbir yavrumuz, 72 ayı doldurmayan hiçbir yavrumuz okula başlamayacak" diye cevap verdi. Işık, Komisyonda konuşma, tartışma imkanı olsa bunları açıklayıp söz konusu maddedeki gerekçe metninin çıkartılmasını isteyeceklerini ifade ederek ancak böyle bir ortamın olmadığını kaydetti.
Türkiye'de okula başlama yaşının bitirilen yaş üzerinden konuşulduğuna dikkat çeken Işık, herkesin 6 yaşı bitirince okula başladığını söylediğini, ancak resmi verilerde bunun 6 yaşına girince okula başlama şeklinde yer aldığını ifade etti. Işık, şöyle devam etti: "Mevcut okula başlama yaşı aynen devam ediyor. Keşke bugün sizlerle içeriği konuşabilseydik. 8 gündür faşizme uğradığımızı herhalde en iyi bizimle beraber bu görüşmeleri izleyen basın mensupları görüyor. Her şeyin nihayetinin olduğunun bilinmesi gerek. İnşallah Genel Kurulda çok daha olgunlaşmış bir düzenlemeyle yavrularımızın geleceğini şekillendirmiş olacağız."
Son Güncelleme: Pazar, 11 Mart 2012 21:04
Gösterim: 2879

