Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Eğitim kurumlarının hijyene ve öğrencilerin sağlığına verdiği değer, en az eğitim kalitesi, eğitimci kadrosu ve sunduğu fiziki şartlar kadar önemli… Öğrencilerin günün önemli bir kısmını geçirdikleri okulun hijyen standartlarına uymaması, çocuklar ve aileleri için tehlikeli sonuçlara yol açabiliyor. 

cocuk_saglikUzmanlar, ailelere her şeyden önce seçecekleri okulun, hijyenik olup olmadığını ve çocukları için sağlıklı bir ortam sunabilme yeteneğini sorgulamasını öneriyor. Okullar ise çocuklar için sağladıkları hijyenik ve sağlıklı ortamı, bağımsız ve uzman bir firma tarafından sağlanan denetim ve analiz programları ile belgeleyerek velilerin sorularına ve endişelerine cevap verebiliyor.
“Çocuğum salgın hastalığa yakalanıp, okulundan geri kalacak diye ödüm kopuyor!”
Bu söz son günlerde, okul ya da kreşe gidecek yaşta çocuğu olan anne-babaların dilinden düşmüyor. Gerçekten de ailelerin okulların açılmasıyla birlikte yaşadıkların en önemli sıkıntıların başında, çocuklarının sıkça hastalanması ve bulaşma kaynaklı hastalıklar nedeniyle devamsızlık yapmak zorunda kalmaları geliyor. Üstelik çocukların getirdikleri mikroplar nedeniyle ev halkı da bir türlü hastalıktan kurtulamıyor!
Çocukların, ailelerinin ve eğitimcilerin sağlığını korumak, aynı zamanda büyük rakamlara ulaşan ilaç ve tedavi giderlerini azaltarak, aile bütçesine ve ülke sağlık harcamalarını düşürmek yoluyla ekonomiye katkıda bulunmak anlamına geliyor.
Hijyenik bir okula gitmek her çocuğun hakkı!
Kişisel temizlik davranışlarının kazanılamaması ya da hijyenik olmayan çevre koşulları, çocukların hastalanmasına neden oluyor. Bulaşıcı hastalığı olan bir çocuk, hastalığını, okuldaki diğer öğrencilere, temas ettiği yüzeyler ve soluduğu hava ile kolayca bulaştırabiliyor. Bunu önlemek için okullarda lavabo ve tuvalet, sınıf, spor salonu ve diğer ortak kullanım alanlarının etkili ve modern yöntemlerle hijyenik hale getirilmesi gerekiyor.
Özel ve devlet okullarında catering hizmeti veren firmaların sayısı hızla artarken, öğrencilere dağıtılan yemekler beraberinde hijyen ve gıda güvenliği sorununu da gündeme getiriyor. Güvenli beslenmenin, çocukların zihin ve fiziksel gelişimi üzerinde son derece önemli olduğu düşünüldüğünde, yiyeceklerin bulaşmalardan korunarak hazırlanması büyük önem taşıyor. Acaba çocuklarımız okullarında güvenli gıdaya ulaşabiliyor mu? Sağlıklı olmak ve sağlıkla büyümek için tüketilen gıdalar acaba çocuklarımızın sağlığını tehdit mi ediyor?
Bununla birlikte okullardaki hijyen standartlarına uygun olmayan havuz, havuz denge tankları, duşlar, su depoları, yangın söndürme hatları, merkezi soğutma sistemleri, split klimalar ve su sebilleri çocuklar için en riskli noktalardır. Özellikle doğru hijyen şartlarının sağlanmadığı havuzlar çok fazla sayıda cilt rahatsızlıkları ve orta kulak iltihabı gibi problemleri beraberinde getiriyor. Havalandırma ve su sistemlerinden, ciddi bir akciğer enfeksiyonu olan lejyoner hastalığına neden olabilecek risklerin yayılma ihtimali söz konusudur.
Öte yandan servis araçlarının, çocuk temas alanları ve ortam havasının hijyeni de dikkat edilmesi gereken bir başka konu… Kullanılan araçların ve servis personellerinin çocukların güvenli transferi için belirlenen yasal şartlara uygunluğunun kontrol edilmesi gerekiyor. Ayrıca servis sisteminin sürekli kontrolünü sağlayan diğer güvenlik sistemlerinin de mevcut ve kullanımda olduğunun teyit edilmesi önem taşıyor.

“Objektif, bağımsız ve uzman bir gözle risk yönetimi sağlanmalı”
Diversey Consulting Portföy Geliştirme ve Saha Operasyonları Yöneticisi Ödül Özdamar, pek çok okulun kendi bünyesinde kurduğu departman ve kendi personeliyle sistemi yürütmeye ve kontrol etmeye çalıştığını ancak bu çalışmaların çoğu zaman yetersiz kaldığını ve objektif olamadığını belirterek, “Bu şekilde yapılan kontroller maalesef çoğu zaman kâğıt üzerinde kalabiliyor. Oysaki, objektif değerlendirme açısından denetimlerin ve eğitimlerin bağımsız, deneyimli ve uzman bir kuruluş tarafından yapılmasında büyük fayda olacaktır. Denetim Uzmanı arkada ne olup bittiğine bakmalı, mutfağa kantine girmeli, tarafsız bir gözle şartları incelemeli ve koşulların çocuklarımız için uygun olup olmadığını değerlendirmelidir. Bu konuda hizmeti alan taraf olan ebeveynlerin de denetleme ve eğitimin bağımsız bir şirket tarafından verilmesi yönünde ısrar etmesi, okullardaki hijyen uygulamalarının geliştirilmesi açısından son derece yararlı olacaktır” şeklinde konuştu.
Diversey Consulting olarak, Hijyenik Okul projesini yürüttüklerini ve hijyenik-güvenli gıdaya erişim, hijyenik bina koşullarına erişim, hijyenik ve güvenli servis araç hizmetine erişim ve lejyonella risklerinin yönetildiği hijyenik ortama erişim gibi farklı başlıklar altında denetim modülleri olduğunu vurgulayan Özdamar sözlerine şöyle devam etti: “Diversey Consulting, analiz edilebilir veri toplama, hızlı raporlama, kolay ulaşılabilirlik ve denetim alanında daha esnek ve daha hızlı çözümler sunmak amacıyla elektronik mobil raporlama programı I-MAP sistemini geliştirmiştir. Uluslararası inovasyon ödülüne sahip program ile, denetimler el bilgisayarları ile yapılıyor ve işletmeler tüm denetim sonuçlarına, raporları sisteme yüklendikten sonra kısa zaman içinde, kendilerine verilen özel kullanıcı bilgileri ile ulaşabiliyor. Bu şekilde, tüm lokasyonlarına ait tüm bulguları fotoğraflı ve detaylı açıklamaları ile görebiliyor ve aksiyonlarını bu çerçevede daha doğru şekilde alabiliyor, zaman içerisinde gelişimini izleyebiliyor...”

> Okullar ne kadar hijyenik ve güvenli?

Eğitim kurumlarının hijyene ve öğrencilerin sağlığına verdiği değer, en az eğitim kalitesi, eğitimci kadrosu ve sunduğu fiziki şartlar kadar önemli… Öğrencilerin günün önemli bir kısmını geçirdikleri okulun hijyen standartlarına uymaması, çocuklar ve aileleri için tehlikeli sonuçlara yol açabiliyor. 

cocuk_saglikUzmanlar, ailelere her şeyden önce seçecekleri okulun, hijyenik olup olmadığını ve çocukları için sağlıklı bir ortam sunabilme yeteneğini sorgulamasını öneriyor. Okullar ise çocuklar için sağladıkları hijyenik ve sağlıklı ortamı, bağımsız ve uzman bir firma tarafından sağlanan denetim ve analiz programları ile belgeleyerek velilerin sorularına ve endişelerine cevap verebiliyor.
“Çocuğum salgın hastalığa yakalanıp, okulundan geri kalacak diye ödüm kopuyor!”
Bu söz son günlerde, okul ya da kreşe gidecek yaşta çocuğu olan anne-babaların dilinden düşmüyor. Gerçekten de ailelerin okulların açılmasıyla birlikte yaşadıkların en önemli sıkıntıların başında, çocuklarının sıkça hastalanması ve bulaşma kaynaklı hastalıklar nedeniyle devamsızlık yapmak zorunda kalmaları geliyor. Üstelik çocukların getirdikleri mikroplar nedeniyle ev halkı da bir türlü hastalıktan kurtulamıyor!
Çocukların, ailelerinin ve eğitimcilerin sağlığını korumak, aynı zamanda büyük rakamlara ulaşan ilaç ve tedavi giderlerini azaltarak, aile bütçesine ve ülke sağlık harcamalarını düşürmek yoluyla ekonomiye katkıda bulunmak anlamına geliyor.
Hijyenik bir okula gitmek her çocuğun hakkı!
Kişisel temizlik davranışlarının kazanılamaması ya da hijyenik olmayan çevre koşulları, çocukların hastalanmasına neden oluyor. Bulaşıcı hastalığı olan bir çocuk, hastalığını, okuldaki diğer öğrencilere, temas ettiği yüzeyler ve soluduğu hava ile kolayca bulaştırabiliyor. Bunu önlemek için okullarda lavabo ve tuvalet, sınıf, spor salonu ve diğer ortak kullanım alanlarının etkili ve modern yöntemlerle hijyenik hale getirilmesi gerekiyor.
Özel ve devlet okullarında catering hizmeti veren firmaların sayısı hızla artarken, öğrencilere dağıtılan yemekler beraberinde hijyen ve gıda güvenliği sorununu da gündeme getiriyor. Güvenli beslenmenin, çocukların zihin ve fiziksel gelişimi üzerinde son derece önemli olduğu düşünüldüğünde, yiyeceklerin bulaşmalardan korunarak hazırlanması büyük önem taşıyor. Acaba çocuklarımız okullarında güvenli gıdaya ulaşabiliyor mu? Sağlıklı olmak ve sağlıkla büyümek için tüketilen gıdalar acaba çocuklarımızın sağlığını tehdit mi ediyor?
Bununla birlikte okullardaki hijyen standartlarına uygun olmayan havuz, havuz denge tankları, duşlar, su depoları, yangın söndürme hatları, merkezi soğutma sistemleri, split klimalar ve su sebilleri çocuklar için en riskli noktalardır. Özellikle doğru hijyen şartlarının sağlanmadığı havuzlar çok fazla sayıda cilt rahatsızlıkları ve orta kulak iltihabı gibi problemleri beraberinde getiriyor. Havalandırma ve su sistemlerinden, ciddi bir akciğer enfeksiyonu olan lejyoner hastalığına neden olabilecek risklerin yayılma ihtimali söz konusudur.
Öte yandan servis araçlarının, çocuk temas alanları ve ortam havasının hijyeni de dikkat edilmesi gereken bir başka konu… Kullanılan araçların ve servis personellerinin çocukların güvenli transferi için belirlenen yasal şartlara uygunluğunun kontrol edilmesi gerekiyor. Ayrıca servis sisteminin sürekli kontrolünü sağlayan diğer güvenlik sistemlerinin de mevcut ve kullanımda olduğunun teyit edilmesi önem taşıyor.

“Objektif, bağımsız ve uzman bir gözle risk yönetimi sağlanmalı”
Diversey Consulting Portföy Geliştirme ve Saha Operasyonları Yöneticisi Ödül Özdamar, pek çok okulun kendi bünyesinde kurduğu departman ve kendi personeliyle sistemi yürütmeye ve kontrol etmeye çalıştığını ancak bu çalışmaların çoğu zaman yetersiz kaldığını ve objektif olamadığını belirterek, “Bu şekilde yapılan kontroller maalesef çoğu zaman kâğıt üzerinde kalabiliyor. Oysaki, objektif değerlendirme açısından denetimlerin ve eğitimlerin bağımsız, deneyimli ve uzman bir kuruluş tarafından yapılmasında büyük fayda olacaktır. Denetim Uzmanı arkada ne olup bittiğine bakmalı, mutfağa kantine girmeli, tarafsız bir gözle şartları incelemeli ve koşulların çocuklarımız için uygun olup olmadığını değerlendirmelidir. Bu konuda hizmeti alan taraf olan ebeveynlerin de denetleme ve eğitimin bağımsız bir şirket tarafından verilmesi yönünde ısrar etmesi, okullardaki hijyen uygulamalarının geliştirilmesi açısından son derece yararlı olacaktır” şeklinde konuştu.
Diversey Consulting olarak, Hijyenik Okul projesini yürüttüklerini ve hijyenik-güvenli gıdaya erişim, hijyenik bina koşullarına erişim, hijyenik ve güvenli servis araç hizmetine erişim ve lejyonella risklerinin yönetildiği hijyenik ortama erişim gibi farklı başlıklar altında denetim modülleri olduğunu vurgulayan Özdamar sözlerine şöyle devam etti: “Diversey Consulting, analiz edilebilir veri toplama, hızlı raporlama, kolay ulaşılabilirlik ve denetim alanında daha esnek ve daha hızlı çözümler sunmak amacıyla elektronik mobil raporlama programı I-MAP sistemini geliştirmiştir. Uluslararası inovasyon ödülüne sahip program ile, denetimler el bilgisayarları ile yapılıyor ve işletmeler tüm denetim sonuçlarına, raporları sisteme yüklendikten sonra kısa zaman içinde, kendilerine verilen özel kullanıcı bilgileri ile ulaşabiliyor. Bu şekilde, tüm lokasyonlarına ait tüm bulguları fotoğraflı ve detaylı açıklamaları ile görebiliyor ve aksiyonlarını bu çerçevede daha doğru şekilde alabiliyor, zaman içerisinde gelişimini izleyebiliyor...”

Son Güncelleme: Çarşamba, 05 Şubat 2020 13:26

Gösterim: 1525

LGS sınavına geri sayım başladı. BAMDER (Başarıyı Artırma Merkezi Derneği) Kişilik ve Şahsiyet Eğitimcisi Zehra Meral Dinçşahin, sınava sadece çocukların değil ailelerin de hazırlanması gerektiğini ve ailelerin çocuklarıyla işbirliği içerisinde olması gerektiğini söylüyor.

zehra_meral_dincsahinEn önemli uyarısı ise; sınava kadar TV’den ve sosyal medyadan ailece uzak durulması gerektiği. Sosyal medya diyeti yapılmalı, birlikte vakit geçirmeli, hedefe yönelik sohbetler edilmeli, olumlu telkinler tekrarlanmalı. Sevgi ve ilgi, stres gidermek için tek ilaç.
Bu hafta sonu yüz binlerce ortaokul öğrencisi LGS sınavına girecek. Zaman yaklaştıkça öğrencilerin üzerindeki endişe, kaygı, stres ve baskı da artıyor. Ancak bu zorlu süreçte öğrenciye düşen pay kadar, ailelerin de büyük sorumlulukları var. BAMDER Kişilik ve Şahsiyet Eğitimcisi Zehra Meral Dinçşahin, sınav döneminde ailelerin çocukları ile iş birliği içinde olması gerektiğine dikkat çekiyor. İşte sınava sayılı günler kala aileler ve çocuklar için, başarı reçetesi…

Sınav başarısı değil hayat başarısı önemlidir
“Sınav stresini yenmede çocuk için en büyük destekçi önce ailesidir” diyen Dinçşahin; “Çocukların yaşam boyu onlara yol gösteren en önemli rehberleri anne ve babalarıdır. Anne ve babanın çocukları ile iletişimde olmaları, özellikle bu kısa dönem içinde sadece sınav hakkında değil, ileriye dönük hedefler ve olumlu örnekler üzerine konuşmaları gerekiyor. Çocuklarımızı sınav için morallendirirken, hayatlarını tek bir sınava endekslemelerine neden olacak, sınavı sonraki hayatlarının tek belirleyicisi olarak gösterecek konuşmalardan da uzak durulmalı. Bu duygunun aksini düşünen çocuk, üzerinde büyük bir baskı ve sorumluluk hissediyor. Bu yük ve sorumlulukla sınava girdiğindeyse yapamazsam endişesine kapılıp başarısız oluyor” diyor.

Annenin düşüncesini çocuk hisseder!
“Anne ve çocuk arasındaki duygusal bağ daha anne karnındayken başlıyor. Çocuğunuzun yapamayacağını düşünmeniz bile bu duygunun çocuğunuza geçmesine yetiyor. “Yaptın mı?” veya “Yapabildin mi?” şeklindeki sorular, ya da başkalarıyla karşılaştırmalar, kafanızdaki düşünceleri ortaya koyuyor ve bu olumsuz düşünceler çocuğunuzu başarısızlığa itiyor” diyen Zehra Meral Dinçşahin, aileleri uyarıyor; “Çocuklara bu dönemde asla sen yapamazsın dememeli. Onlara yapabileceklerini ifade etmek çok önemli. Çocukların zihin hücrelerinden “ben yaparsam olur” düşünceleri geçmesi gerekiyor. Sınav öncesi sakinleşmek için sürekli ben yaparsam olur cümlesini tekrar etmek , öğrencileri olumsuz düşüncelerden kurtararak sınava odaklanmalarını kolaylaştırır. Aile içerisindeki huzursuzluk, kopukluk çocuğu etkileyeceği için anne ve babalar bu süreç içerisinde tavır ve davranışlarına özellikle dikkat etmeli. Anne babaların çocuklarına olan ilgilerini sadece ders üzerinde değil, farklı konular üzerine de yoğunlaştırmaları gerekiyor. Sınav döneminde çocukların ilgi alaka ve aslında sevgi ihtiyacı artıyor. Sınav sonucu ne olursa olsun manevi destek alacağını bilmek, kendine sevgi ve saygı duyulduğunu hissetmek çocukları daha başarılı kılacaktır.”

Olumsuz düşüncelerden uzak tutan en iyi ilaç, nefes antrenmanı
BAMDER Kişilik ve Şahsiyet Eğitimcisi Zehra Meral Dinçşahin, “Dikkatini vererek anı yaşayan çocuk, geçmiş ve gelecek kaygılarından uzaklaştığı için stres ve endişeden de uzaklaşıyor” diyor ve ekliyor: “Anı yaşamak için tavsiyemiz gün içerisinde dikkatlerinin dağıldığını fark ettikleri anda çocuğun derin bir nefes alarak, bulunduğu An’a ya da ne iş yapıyorsa ona yönelmesini öneriyoruz. Bunun için sık sık nefes antrenmanı yapmaları gerekiyor. Sınav anında derin bir nefes alıp soruları okumaya başlaması çocuğun odağını ve dikkatini toplamasını kolaylaştıracaktır.”

Ailece, TV ve sosyal medyadan uzaklaşmalı
Öğrencilerin özellikle sınav anında en zorlandıkları şey, dikkat dağınıklığı. Dikkat dağınıklığı ile beraberinde gelen soruyu okuyup anlayamama, şıkları okuyup doğru karar verememe gibi birçok sorun da peşi sıra geliyor. Yaşanan dikkat dağınıklığının en büyük sebeplerinden biri de zihnin dolu olması ve An’a odaklanma problemi. Bu sorunun ilacı ise, çocukların uyumadan en az 2 saat önce televizyondan, bilgisayardan ve sosyal medyadan uzak kalması. Çünkü zihin uyumadan önce neyle meşgul ise gün içerisinde o şekilde ilerliyor. Zihni boşaltmak, dikkat ve odaklanmanın en temel kuralı. Zihin ne kadar boş ve sade olursa An’a odaklanması o derece kolaylaşır. Fakat bu süreçte çocuğu yalnız bırakmamak gerekir. Bu nedenle, ailelerin de televizyon, cep telefonu gibi bağlarından kurtulmaları ve çocukları ile gözden iletişim kurarak, dikkatini toplamasına yardımcı olmaları gerekiyor. Özetle, daha yakın bir iletişimde olunması önemli. Aileler, çocuklarına olan sevgilerinin bu sınava bağlı olmadığını onlara hissettirmeli ve sonuç ne olursa olsun onun yanında olduklarını belirtmeli. Bu koşulsuz sevgi duygusu, onun kendisine olan güven duygusunu besleyecektir.

Son hafta ders yok, hedefler ve iddialar var!
“Ebeveynler çocuklarına ders çalışmaları için sürekli baskı yaptıklarında bunun onlar üzerinde olumlu bir etkisi görülmediği, çoğu ailenin deneyimlediği bir durum. Sınavın yaklaştığı şu son günlerde derslere sistem ve düzen dahilinde aralar vermekte fayda var. Bu aralarda da sevdiği bir işle meşgul olması sağlanabilir. Çünkü çocuğa sürekli ders konusunda hatırlatma yapılması onlarda “zorunlu olan şeye karşı durma” halini ortaya çıkarabilir. Bu da daha ileriki zamanlar için de derse karşı isteksizlik duyma hissini tetikleyebilir. Bu sebeple, son günlerde çocuğa ders çalışmayı değil hedeflerini, iddialarını ve yapabileceklerini, sınavın başkaları ile değil kendileri ile olduğunu hatırlatmak gerekiyor.”

> Sınav öncesi son uyarı: Sosyal Medya Diyeti

LGS sınavına geri sayım başladı. BAMDER (Başarıyı Artırma Merkezi Derneği) Kişilik ve Şahsiyet Eğitimcisi Zehra Meral Dinçşahin, sınava sadece çocukların değil ailelerin de hazırlanması gerektiğini ve ailelerin çocuklarıyla işbirliği içerisinde olması gerektiğini söylüyor.

zehra_meral_dincsahinEn önemli uyarısı ise; sınava kadar TV’den ve sosyal medyadan ailece uzak durulması gerektiği. Sosyal medya diyeti yapılmalı, birlikte vakit geçirmeli, hedefe yönelik sohbetler edilmeli, olumlu telkinler tekrarlanmalı. Sevgi ve ilgi, stres gidermek için tek ilaç.
Bu hafta sonu yüz binlerce ortaokul öğrencisi LGS sınavına girecek. Zaman yaklaştıkça öğrencilerin üzerindeki endişe, kaygı, stres ve baskı da artıyor. Ancak bu zorlu süreçte öğrenciye düşen pay kadar, ailelerin de büyük sorumlulukları var. BAMDER Kişilik ve Şahsiyet Eğitimcisi Zehra Meral Dinçşahin, sınav döneminde ailelerin çocukları ile iş birliği içinde olması gerektiğine dikkat çekiyor. İşte sınava sayılı günler kala aileler ve çocuklar için, başarı reçetesi…

Sınav başarısı değil hayat başarısı önemlidir
“Sınav stresini yenmede çocuk için en büyük destekçi önce ailesidir” diyen Dinçşahin; “Çocukların yaşam boyu onlara yol gösteren en önemli rehberleri anne ve babalarıdır. Anne ve babanın çocukları ile iletişimde olmaları, özellikle bu kısa dönem içinde sadece sınav hakkında değil, ileriye dönük hedefler ve olumlu örnekler üzerine konuşmaları gerekiyor. Çocuklarımızı sınav için morallendirirken, hayatlarını tek bir sınava endekslemelerine neden olacak, sınavı sonraki hayatlarının tek belirleyicisi olarak gösterecek konuşmalardan da uzak durulmalı. Bu duygunun aksini düşünen çocuk, üzerinde büyük bir baskı ve sorumluluk hissediyor. Bu yük ve sorumlulukla sınava girdiğindeyse yapamazsam endişesine kapılıp başarısız oluyor” diyor.

Annenin düşüncesini çocuk hisseder!
“Anne ve çocuk arasındaki duygusal bağ daha anne karnındayken başlıyor. Çocuğunuzun yapamayacağını düşünmeniz bile bu duygunun çocuğunuza geçmesine yetiyor. “Yaptın mı?” veya “Yapabildin mi?” şeklindeki sorular, ya da başkalarıyla karşılaştırmalar, kafanızdaki düşünceleri ortaya koyuyor ve bu olumsuz düşünceler çocuğunuzu başarısızlığa itiyor” diyen Zehra Meral Dinçşahin, aileleri uyarıyor; “Çocuklara bu dönemde asla sen yapamazsın dememeli. Onlara yapabileceklerini ifade etmek çok önemli. Çocukların zihin hücrelerinden “ben yaparsam olur” düşünceleri geçmesi gerekiyor. Sınav öncesi sakinleşmek için sürekli ben yaparsam olur cümlesini tekrar etmek , öğrencileri olumsuz düşüncelerden kurtararak sınava odaklanmalarını kolaylaştırır. Aile içerisindeki huzursuzluk, kopukluk çocuğu etkileyeceği için anne ve babalar bu süreç içerisinde tavır ve davranışlarına özellikle dikkat etmeli. Anne babaların çocuklarına olan ilgilerini sadece ders üzerinde değil, farklı konular üzerine de yoğunlaştırmaları gerekiyor. Sınav döneminde çocukların ilgi alaka ve aslında sevgi ihtiyacı artıyor. Sınav sonucu ne olursa olsun manevi destek alacağını bilmek, kendine sevgi ve saygı duyulduğunu hissetmek çocukları daha başarılı kılacaktır.”

Olumsuz düşüncelerden uzak tutan en iyi ilaç, nefes antrenmanı
BAMDER Kişilik ve Şahsiyet Eğitimcisi Zehra Meral Dinçşahin, “Dikkatini vererek anı yaşayan çocuk, geçmiş ve gelecek kaygılarından uzaklaştığı için stres ve endişeden de uzaklaşıyor” diyor ve ekliyor: “Anı yaşamak için tavsiyemiz gün içerisinde dikkatlerinin dağıldığını fark ettikleri anda çocuğun derin bir nefes alarak, bulunduğu An’a ya da ne iş yapıyorsa ona yönelmesini öneriyoruz. Bunun için sık sık nefes antrenmanı yapmaları gerekiyor. Sınav anında derin bir nefes alıp soruları okumaya başlaması çocuğun odağını ve dikkatini toplamasını kolaylaştıracaktır.”

Ailece, TV ve sosyal medyadan uzaklaşmalı
Öğrencilerin özellikle sınav anında en zorlandıkları şey, dikkat dağınıklığı. Dikkat dağınıklığı ile beraberinde gelen soruyu okuyup anlayamama, şıkları okuyup doğru karar verememe gibi birçok sorun da peşi sıra geliyor. Yaşanan dikkat dağınıklığının en büyük sebeplerinden biri de zihnin dolu olması ve An’a odaklanma problemi. Bu sorunun ilacı ise, çocukların uyumadan en az 2 saat önce televizyondan, bilgisayardan ve sosyal medyadan uzak kalması. Çünkü zihin uyumadan önce neyle meşgul ise gün içerisinde o şekilde ilerliyor. Zihni boşaltmak, dikkat ve odaklanmanın en temel kuralı. Zihin ne kadar boş ve sade olursa An’a odaklanması o derece kolaylaşır. Fakat bu süreçte çocuğu yalnız bırakmamak gerekir. Bu nedenle, ailelerin de televizyon, cep telefonu gibi bağlarından kurtulmaları ve çocukları ile gözden iletişim kurarak, dikkatini toplamasına yardımcı olmaları gerekiyor. Özetle, daha yakın bir iletişimde olunması önemli. Aileler, çocuklarına olan sevgilerinin bu sınava bağlı olmadığını onlara hissettirmeli ve sonuç ne olursa olsun onun yanında olduklarını belirtmeli. Bu koşulsuz sevgi duygusu, onun kendisine olan güven duygusunu besleyecektir.

Son hafta ders yok, hedefler ve iddialar var!
“Ebeveynler çocuklarına ders çalışmaları için sürekli baskı yaptıklarında bunun onlar üzerinde olumlu bir etkisi görülmediği, çoğu ailenin deneyimlediği bir durum. Sınavın yaklaştığı şu son günlerde derslere sistem ve düzen dahilinde aralar vermekte fayda var. Bu aralarda da sevdiği bir işle meşgul olması sağlanabilir. Çünkü çocuğa sürekli ders konusunda hatırlatma yapılması onlarda “zorunlu olan şeye karşı durma” halini ortaya çıkarabilir. Bu da daha ileriki zamanlar için de derse karşı isteksizlik duyma hissini tetikleyebilir. Bu sebeple, son günlerde çocuğa ders çalışmayı değil hedeflerini, iddialarını ve yapabileceklerini, sınavın başkaları ile değil kendileri ile olduğunu hatırlatmak gerekiyor.”

Son Güncelleme: Cuma, 01 Haziran 2018 10:39

Gösterim: 1779

Şehit Astsubay Üstçavuş Mustafa Ayna'nın ilkokul 5. sınıftaki yıllığında "Nasıl bir dünyada yaşamak istersiniz?" sorusuna "Temiz, kavgasız, teröristsiz bir dünya" cevabını verdiği ortaya çıktı.

 

mustafa_aynaDerik'teki çatışmada şehit olan ve cenazesi iki gün önce memleketi Çorum'un Osmancık ilçesinde toprağa verilen Astsubay Üstçavuş Mustafa Ayna'nın (29) ilkokul öğretmeni emekli Haydar Kurşun, 1998 yılında ilkokuldan mezun olan öğrencileri için okul yıllığı hazırladıklarını belirterek, öğrencisi şehit Ayna’nın da bu yıllık da yer aldığını söyledi.
Okul yıllığında her öğrenciye nasıl bir dünyada yaşamak istediklerinin sorulduğunu anlatan Kurşun "Mustafa, bu soruya 'Temiz, kavgasız, teröristsiz bir dünya' diye cevap vermiş. Yavrum, evladım, sempatik, çok şakacı, samimi ruhlu, sınıfta sürekli öğretmenine söz yetiştirmeye çalışan, hareketli, enerjik bir çocuktu. Ne yazık ki teröristlerce şehit edildi. Yavrucuğum 10 yaşında iken içine doğmuş. Çok duygulandım. Allah mekanını cennet eylesin. İnşallah Peygamber Efendimize komşu olsun" ifadelerini kullandı.

 

"Vatanına ve görevine olan aşkı hiçbir zaman aklından çıkmadı"
Şehit Mustafa Ayna'nın çocukluk arkadaşı Mehmet Kalınel de Ayna ile ilkokulda aynı sırayı paylaştığını söyledi. Mustafa'nın şehadet haberini aldığında çok üzüldüğünü dile getiren Kalınel, "Yaklaşık 25 yıldır birbirimizi tanıyoruz. Şehadet haberini aldığımda çok üzüldüm. Daha önceki görüşmelerimizde Mardin’den döndüğünde Bolu’ya yerleşeceğini, orada çocuklarının yanında daha rahat bir yaşam sürmeyi düşündüğünü anlatmıştı. Vatanına ve görevine olan aşkı hiçbir zaman aklından çıkmadı ve bunu düşünerek şehadet şerbetini içtiğine inanıyorum. Duygularıyla, düşünceleriyle, fikriyle ve vatanına olan aşkıyla dört dörtlük bir yaşam sürdüğüne inanıyorum" diye konuştu.
Mesleğine 2007 yılında başlayan, evli ve bir çocuk babası Ayna, 24 Haziran Cuma günü Mardin'in Derik ilçesinde, terör örgütü PKK mensuplarının yakalanması için yapılan aramada bir evden teröristlerce güvenlik güçlerine silahlı saldırıda bulunulması sonucu çıkan çatışmada şehit olmuştu.


> Şehidin ilkokul yıllığında 'teröristsiz bir dünya' talebi

Şehit Astsubay Üstçavuş Mustafa Ayna'nın ilkokul 5. sınıftaki yıllığında "Nasıl bir dünyada yaşamak istersiniz?" sorusuna "Temiz, kavgasız, teröristsiz bir dünya" cevabını verdiği ortaya çıktı.

 

mustafa_aynaDerik'teki çatışmada şehit olan ve cenazesi iki gün önce memleketi Çorum'un Osmancık ilçesinde toprağa verilen Astsubay Üstçavuş Mustafa Ayna'nın (29) ilkokul öğretmeni emekli Haydar Kurşun, 1998 yılında ilkokuldan mezun olan öğrencileri için okul yıllığı hazırladıklarını belirterek, öğrencisi şehit Ayna’nın da bu yıllık da yer aldığını söyledi.
Okul yıllığında her öğrenciye nasıl bir dünyada yaşamak istediklerinin sorulduğunu anlatan Kurşun "Mustafa, bu soruya 'Temiz, kavgasız, teröristsiz bir dünya' diye cevap vermiş. Yavrum, evladım, sempatik, çok şakacı, samimi ruhlu, sınıfta sürekli öğretmenine söz yetiştirmeye çalışan, hareketli, enerjik bir çocuktu. Ne yazık ki teröristlerce şehit edildi. Yavrucuğum 10 yaşında iken içine doğmuş. Çok duygulandım. Allah mekanını cennet eylesin. İnşallah Peygamber Efendimize komşu olsun" ifadelerini kullandı.

 

"Vatanına ve görevine olan aşkı hiçbir zaman aklından çıkmadı"
Şehit Mustafa Ayna'nın çocukluk arkadaşı Mehmet Kalınel de Ayna ile ilkokulda aynı sırayı paylaştığını söyledi. Mustafa'nın şehadet haberini aldığında çok üzüldüğünü dile getiren Kalınel, "Yaklaşık 25 yıldır birbirimizi tanıyoruz. Şehadet haberini aldığımda çok üzüldüm. Daha önceki görüşmelerimizde Mardin’den döndüğünde Bolu’ya yerleşeceğini, orada çocuklarının yanında daha rahat bir yaşam sürmeyi düşündüğünü anlatmıştı. Vatanına ve görevine olan aşkı hiçbir zaman aklından çıkmadı ve bunu düşünerek şehadet şerbetini içtiğine inanıyorum. Duygularıyla, düşünceleriyle, fikriyle ve vatanına olan aşkıyla dört dörtlük bir yaşam sürdüğüne inanıyorum" diye konuştu.
Mesleğine 2007 yılında başlayan, evli ve bir çocuk babası Ayna, 24 Haziran Cuma günü Mardin'in Derik ilçesinde, terör örgütü PKK mensuplarının yakalanması için yapılan aramada bir evden teröristlerce güvenlik güçlerine silahlı saldırıda bulunulması sonucu çıkan çatışmada şehit olmuştu.


Son Güncelleme: Pazartesi, 27 Haziran 2016 16:41

Gösterim: 2597

"Sinemaya Gitmeyen Öğrenci Kalmasın" projesi kapsamında gelecek yıl Türkiye genelinde bir milyon öğrenci, beyaz perdenin "büyülü" dünyasıyla buluşturulacak.

 

sinema_ogrenciler_mebKültür ve Turizm Bakanlığınca başlatılan "Sinemaya Gitmeyen Öğrenci Kalmasın" projesi kapsamında gelecek yıl Türkiye genelinde bir milyon öğrenci, beyaz perdenin "büyülü" dünyasıyla tanışacak.
Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre, bu yıl başlayan proje kapsamında, pilot bölge olarak belirlenen Ankara ve 25 ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 45 okulda öğrenim gören ve çoğunluğunu hiç sinemaya gitmemiş çocukların oluşturduğu 8 bin öğrenci, Sinema Genel Müdürlüğü salonunda gösterilen filmleri izleme fırsatı buldu.
Düzenlenen etkinlikle Ankara'nın ilçelerinde öğrenim gören okul öncesi, ilk ve ortaokul öğrencileri beyaz perdenin "büyülü" dünyası ile tanışıp, keyifli zaman geçirdi.
Bu kapsamda, Türk sinema tarihinin ilk ve tek Türk-Japon ortak yapımı "Ertuğrul 1890" filmi, öğrencilerin en çok beğendiği film oldu.

 

Mutluluğu mektuplara yansıttılar
Film gösterimlerinde çocukların sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlanması da amaçlanıyor. İlk kez sinemaya giden öğrenciler, yaşadıkları mutluluk ve heyecanı, Bakanlığa gönderdikleri mektuplara yansıttı.
Büyük ilgiyle karşılanan ve geleceğin sinema severlerini oluşturma noktasında önemli bir görevi yerine getiren projenin, Kültür ve Turizm Bakanlığınca 2017'de Milli Eğitim Bakanlığı ve Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği iş birliğiyle tüm Türkiye'ye yayılması ve bu kapsamda bir milyon çocuğun sinema ile buluşturulması hedefleniyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı ile Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz'ın dün imzaladıkları iş birliği protokolüyle iki Bakanlık tarafından öğrencilere yönelik yeni faaliyetler de gerçekleştirilecek.


> Sinema salonları bir milyon öğrenciyi ağırlayacak

"Sinemaya Gitmeyen Öğrenci Kalmasın" projesi kapsamında gelecek yıl Türkiye genelinde bir milyon öğrenci, beyaz perdenin "büyülü" dünyasıyla buluşturulacak.

 

sinema_ogrenciler_mebKültür ve Turizm Bakanlığınca başlatılan "Sinemaya Gitmeyen Öğrenci Kalmasın" projesi kapsamında gelecek yıl Türkiye genelinde bir milyon öğrenci, beyaz perdenin "büyülü" dünyasıyla tanışacak.
Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre, bu yıl başlayan proje kapsamında, pilot bölge olarak belirlenen Ankara ve 25 ilçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 45 okulda öğrenim gören ve çoğunluğunu hiç sinemaya gitmemiş çocukların oluşturduğu 8 bin öğrenci, Sinema Genel Müdürlüğü salonunda gösterilen filmleri izleme fırsatı buldu.
Düzenlenen etkinlikle Ankara'nın ilçelerinde öğrenim gören okul öncesi, ilk ve ortaokul öğrencileri beyaz perdenin "büyülü" dünyası ile tanışıp, keyifli zaman geçirdi.
Bu kapsamda, Türk sinema tarihinin ilk ve tek Türk-Japon ortak yapımı "Ertuğrul 1890" filmi, öğrencilerin en çok beğendiği film oldu.

 

Mutluluğu mektuplara yansıttılar
Film gösterimlerinde çocukların sosyal ve kültürel gelişimine katkı sağlanması da amaçlanıyor. İlk kez sinemaya giden öğrenciler, yaşadıkları mutluluk ve heyecanı, Bakanlığa gönderdikleri mektuplara yansıttı.
Büyük ilgiyle karşılanan ve geleceğin sinema severlerini oluşturma noktasında önemli bir görevi yerine getiren projenin, Kültür ve Turizm Bakanlığınca 2017'de Milli Eğitim Bakanlığı ve Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği iş birliğiyle tüm Türkiye'ye yayılması ve bu kapsamda bir milyon çocuğun sinema ile buluşturulması hedefleniyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Nabi Avcı ile Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz'ın dün imzaladıkları iş birliği protokolüyle iki Bakanlık tarafından öğrencilere yönelik yeni faaliyetler de gerçekleştirilecek.


Son Güncelleme: Perşembe, 24 Kasım 2016 13:52

Gösterim: 2900

Muğla'nın Bodrum ilçesinde 19 yaşındaki görme engelli Utku Dağdeviren, öğretmenlerinin ve ailesinin desteğiyle lise öğrenimini birincilikle tamamladı.

 

utku_dagdevirenTurgutreis Mahallesi'ndeki Turgutreis Lisesinde eğitim gören doğuştan görme engelli Dağdeviren, bugüne kadar iki kez kornea nakli, 20'den fazla da ameliyat geçirdi. Bir türlü sağlığına kavuşamayan Dağdeviren, olumsuzluklara rağmen yaşama azmini yitirmedi. Genç öğrenci, başta ailesi olmak üzere öğretmenlerinin de desteğiyle liseden birincilikle mezun oldu.
Bodrum Milli Eğitim Müdürü Emin Geçin, öğrencinin ailesi ve öğretmenlerine teşekkür etti. Dağdeviren'e başarılı çalışmasından dolayı plaket veren Geçin, genci ve ailesini tebrik etti.
Geçin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, engelin bedende değil, yüreklerde olduğunu dile getirerek, "Bedende engel var ama yürekte, beyinde engel yok. Azim ve gayret var. Bunun neticesini de böyle bir dereceyle taçlandırmış durumda. Bu bizim için mutluluk kaynağı oldu. Hayat yolculuğunda ona başarılar diliyoruz." dedi.

 

"Benim en büyük şansım ailem ve öğretmenlerim"
Başarısını, düzenli ve planlı çalışmaya bağlayan Utku Dağdeviren, "Kendimi çok fazla yormadan çalışıyorum. Annem ve anneannem bana çok yardımcı oluyor. Onların hakkını ödeyemem. Beni birçok insan şanssız görebilir ama benim en büyük şansım ailem ve öğretmenlerim." dedi.

 

Öğrencisi için ses kaydı yaptı
Bodrum Turgutreis Lisesi matematik öğretmeni Sevgi Şeremet, Utku Dağdeviren ile 4 yıl önce tanıştıklarını anlattı. Utku'nun daha iyi çalışabilmesi için bir proje geliştirdiğini, bu kapsamda matematik konularını evinde sesli şekilde anlatıp bilgisayarda kaydettiğini belirten Şeremet, şöyle konuştu: "Evde bilgisayarda bir gün önce konuları seslendirip kaydediyor, Utku'ya veriyordum. Utku da o konuları evde kendisi çalışma imkanına sahip oluyordu. Utku'nun yaşadıklarını bir parça olsun anlamak adına empati yaptım. Ders boyunca gözlerimi kapadım. Bunu öğrencilerimle de yaptım. 'Empati Yapıyorum ve Arkadaşımı Çok Daha İyi Anlıyorum Projesi'ni gerçekleştirdim. Bu proje Tokat'ta düzenlenen yarışmada Türkiye üçüncüsü oldu."


> Görme engelli Utku, okul birincisi oldu

Muğla'nın Bodrum ilçesinde 19 yaşındaki görme engelli Utku Dağdeviren, öğretmenlerinin ve ailesinin desteğiyle lise öğrenimini birincilikle tamamladı.

 

utku_dagdevirenTurgutreis Mahallesi'ndeki Turgutreis Lisesinde eğitim gören doğuştan görme engelli Dağdeviren, bugüne kadar iki kez kornea nakli, 20'den fazla da ameliyat geçirdi. Bir türlü sağlığına kavuşamayan Dağdeviren, olumsuzluklara rağmen yaşama azmini yitirmedi. Genç öğrenci, başta ailesi olmak üzere öğretmenlerinin de desteğiyle liseden birincilikle mezun oldu.
Bodrum Milli Eğitim Müdürü Emin Geçin, öğrencinin ailesi ve öğretmenlerine teşekkür etti. Dağdeviren'e başarılı çalışmasından dolayı plaket veren Geçin, genci ve ailesini tebrik etti.
Geçin, AA muhabirine yaptığı açıklamada, engelin bedende değil, yüreklerde olduğunu dile getirerek, "Bedende engel var ama yürekte, beyinde engel yok. Azim ve gayret var. Bunun neticesini de böyle bir dereceyle taçlandırmış durumda. Bu bizim için mutluluk kaynağı oldu. Hayat yolculuğunda ona başarılar diliyoruz." dedi.

 

"Benim en büyük şansım ailem ve öğretmenlerim"
Başarısını, düzenli ve planlı çalışmaya bağlayan Utku Dağdeviren, "Kendimi çok fazla yormadan çalışıyorum. Annem ve anneannem bana çok yardımcı oluyor. Onların hakkını ödeyemem. Beni birçok insan şanssız görebilir ama benim en büyük şansım ailem ve öğretmenlerim." dedi.

 

Öğrencisi için ses kaydı yaptı
Bodrum Turgutreis Lisesi matematik öğretmeni Sevgi Şeremet, Utku Dağdeviren ile 4 yıl önce tanıştıklarını anlattı. Utku'nun daha iyi çalışabilmesi için bir proje geliştirdiğini, bu kapsamda matematik konularını evinde sesli şekilde anlatıp bilgisayarda kaydettiğini belirten Şeremet, şöyle konuştu: "Evde bilgisayarda bir gün önce konuları seslendirip kaydediyor, Utku'ya veriyordum. Utku da o konuları evde kendisi çalışma imkanına sahip oluyordu. Utku'nun yaşadıklarını bir parça olsun anlamak adına empati yaptım. Ders boyunca gözlerimi kapadım. Bunu öğrencilerimle de yaptım. 'Empati Yapıyorum ve Arkadaşımı Çok Daha İyi Anlıyorum Projesi'ni gerçekleştirdim. Bu proje Tokat'ta düzenlenen yarışmada Türkiye üçüncüsü oldu."


Son Güncelleme: Çarşamba, 22 Haziran 2016 17:41

Gösterim: 2865


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.