Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Türkiye’de eğitim kurumlarına küresel bir rota çizen Endless Abroad, EUPS akreditasyonu ve Uluslararası Ofis hizmetleriyle uluslararası standartları hayata geçiriyor. Eğitimde sınırların kalktığı bu yeni çağda, Endless Abroad’un yalnızca öğrencilerin değil, kurumların da dünya ile entegre olmasını sağlayan bir yapı inşa ettiğini belirten şirketin Kurucusu Gökmen Özdemir ile EUPS sisteminin sunduğu ayrıcalıkları ve Uluslararası Ofis modelinin kurumlara kattığı stratejik değeri konuştuk.

gokmen_ozdemirGökmen Bey, son yıllarda uluslararası eğitime olan ilginin Türkiye’de ciddi şekilde arttığını gözlemliyoruz. Siz bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, artık sadece öğrenciler değil; veliler ve eğitim kurumları da uluslararasılaşmanın ne kadar kritik bir değer olduğunu net biçimde görüyor. Sınırların dijital olarak geçirgenleşmesi, dünya üniversitelerine erişimin kolaylaşması ve gençlerin vizyonlarının çok daha erken yaşta şekillenmesi bu ilgiyi ciddi şekilde artırdı. Eskiden yurtdışı eğitimi yalnızca belli bir başarı grubunun gündemindeydi. Bugün ise ortaokul çağındaki öğrenciler bile bu hayali kuruyor. Eğitim artık evrensel bir süreç ve bu dönüşümü göz ardı etmek mümkün değil.
UNESCO'nun güncel verilerine göre, dünya genelinde 6 milyondan fazla öğrenci öğrenim görmek üzere kendi ülkesi dışında bir ülkeyi tercih ediyor. Eğitimde lider kabul edilen ülkelerin öğrencileri bile farklı sistemlerde deneyim ararken, Türkiye bu mobilitede hâlâ hak ettiği noktada değil. Ancak artan talep umut verici. Biz de Endless Abroad olarak bu vizyonu desteklemek için bireysel danışmanlıkla başladığımız yolculuğumuzu EUPS akreditasyonu ile kurumsal bir yapıya dönüştürdük. Yurtdışında bulunan 750’den fazla eğitim kurumu ile iş birliği yaparak Türkiye’deki eğitim kurumlarına bu dönüşümde güçlü bir yol arkadaşlığı sunuyoruz.

SINAVSIZ VE %100 KABUL GARANTİLİ YURTDIŞI ÜNİVERSİTE OLANAKLARI
EUPS sistemiyle eğitim kurumlarına uluslararası eğitim yolculuklarında güçlü bir yol arkadaşlığı sunduğunuzu söylediniz. Bu akreditasyonun okullar açısından en somut katkıları nelerdir?
Endless Abroad olarak oluşturduğumuz EUPS akreditasyonu, eğitim kurumlarının uluslararası vizyonlarını somut adımlara dönüştürmelerini sağlayan, kapsamlı ve stratejik bir model olarak kurgulanmıştır. Bu yapı, kurumların sadece yurtdışına öğrenci yönlendiren yapılar olmaktan çıkıp, kendi içinde sürdürülebilir bir globalleşme süreci inşa etmelerine olanak tanır.
EUPS ile birlikte kurumlar, öğrencilerine yalnızca yurtdışı alternatifleri sunmakla kalmaz; aynı zamanda bu süreci kendi sistemlerine entegre ederek yönetebilir hale gelir. Bu doğrultuda, öğrencilere sınavsız ve %100 kabul garantili yurtdışı üniversite olanakları sunulurken, okulun müfredatı da uluslararası standartlara uygun şekilde zenginleştirilir. Online çift diploma programları, İngiltere merkezli GCSE ve Foundation müfredatları, AP ve SAT sınavlarına yönelik hazırlık destekleri, portfolyo geliştirme çalışmaları, akademik temelli yaz ve kış kampları ile kültürel geziler ve uluslararası geçerliliği olan sertifika programları bu yapının önemli bileşenleridir.
Öte yandan, öğretmenlerin bu sürecin yalnızca destekçisi değil, aktif uygulayıcısı olmasını da önemsiyoruz. EUPS Teacher Sertifikasyon Programı ile öğretmenlerimiz, alanında uzman bir ekip tarafından, kurumların ihtiyaç ve hedeflerine özel olarak yapılandırılıyor. Böylece EUPS, sadece bir akreditasyon değil; kurumun uluslararası vizyonunu sistemli biçimde hayata geçirebileceği profesyonel bir yol haritası sunuyor. Bu hedef doğrultusunda her akredite kurumumuzda bir Uluslararası Ofis yapısı oluşturuyor ve tüm bu süreci doğrudan bu yapı üzerinden organize ediyoruz. Üniversite sistemleri, kariyer danışmanlığı ve uluslararası eğitim trendleri konularında kapsamlı bir yetkinlik kazandıyıyoruz. Kurumlara özel olarak düzenlediğimiz iç eğitim seminerleri ile de bu gelişim sürekli hale getiriliyor.
Tüm bu süreçler, alanında uzman bir ekip tarafından, kurumların ihtiyaç ve hedeflerine özel olarak yapılandırılıyor. Böylece EUPS, sadece bir akreditasyon değil; kurumun uluslararası vizyonunu sistemli biçimde hayata geçirebileceği profesyonel bir yol haritası sunuyor. Bu hedef doğrultusunda her akredite kurumumuzda bir Uluslararası Ofis yapısı oluşturuyor ve tüm bu süreci doğrudan bu yapı üzerinden organize ediyoruz.

EUPS STRATEJİK BİR ORTAKLIK YAPISI DUNUYOR
Uluslararası Ofis modeliniz, eğitim kurumlarının uluslararasılaşma süreçlerine nasıl entegre oluyor? Bu yapının okullara somut olarak ne gibi katkılar sağladığını anlatır mısınız?
Uluslararası Ofis modeli, yalnızca EUPS sürecinin koordinasyonunu sağlamakla kalmaz; kurumun uluslararası vizyonunu içselleştirmesini, yönetebilmesini ve gelecek yıllara taşıyabilmesini mümkün kılan stratejik bir yapı sunar. Tüm bu süreci uzman ekibimizle birlikte, her kurumun yapısına özel olarak planlayıp uyguluyoruz.
Uluslararası Ofis, EUPS’in sağladığı akademik programlardan kültürel etkinliklere, öğrenci danışmanlık süreçlerinden öğretmen gelişim modüllerine kadar tüm yapıların sahada karşılık bulmasını sağlayan temel koordinasyon noktasıdır. Aynı zamanda kurum içinde sadece dış ilişkilerle değil, velilerle iletişimden iç bilgilendirme sistemine kadar birçok süreci kapsayan profesyonel bir merkez olarak çalışır.
Bu yapıyı, dışarıdan alınan bir destek gibi değil; doğrudan okulun kendi bünyesinde, onun vizyonuna entegre edilmiş stratejik bir birim olarak kurguluyoruz. Öğrenciler ve veliler Uluslararası Ofis’i okulun doğal bir uzantısı olarak görüyor. Bu da özellikle kayıt dönemlerinde kuruma önemli bir prestij kazandırıyor.
Ayrıca bu ofis sadece organizasyonel değil, dijital altyapısıyla da süreçleri profesyonelleştiriyor. Geliştirdiğimiz dijital takip sistemi sayesinde, öğrencilerin başvuru ve gelişim süreçleri adım adım izlenebiliyor. Aynı sistemle kurum yöneticileri, farklı kampüslerdeki tüm öğrencilerin durumunu anlık olarak görebiliyor. Bu da sürecin hem şeffaf hem ölçülebilir hem de merkezi bir yapı içerisinde ilerlemesini sağlıyor.
Uluslararası Ofis modeli, yalnızca EUPS sürecini koordine eden bir yapı değil; aynı zamanda kurumun uluslararası vizyonunu güçlendiren, eğitimde fark yaratan bir stratejik ortaklık yapısıdır. Tüm bu süreci uzman ekibimizle birlikte yönetiyor, her kuruma özgü çözümler geliştiriyoruz.

GLOBAL FUTURE LEADERS PROGRAMI
EUPS kapsamında kurumların taleplerine özel olarak ne tür uluslararası eğitim etkinlikleri tasarlanıyor? Bu süreç nasıl ilerliyor?
EUPS sistemi çerçevesinde kurumlara sunduğumuz en büyük avantajlardan biri, uluslararası eğitimi yalnızca akademik bir müfredat olarak değil; aynı zamanda kültürel, sosyal ve liderlik gelişimiyle birlikte tasarlayabilmemiz. Bu anlayışla, kurumlarımızın ihtiyaç ve hedeflerine göre özel konsept programlar geliştiriyoruz.
Bu yıl ilk kez hayata geçirdiğimiz Global Future Leaders programı, bu vizyonun en iyi örneklerinden biri oldu. Queen Mary, Westminster, Middlesex ve Brunel Üniversitesi iş birliğiyle tasarladığımız bu programda öğrenciler, dört farklı üniversitede eğitim almanın yanı sıra uluslararası şirket ziyaretleri gerçekleştirdi, sektör profesyonelleriyle birebir bir araya geldi. Takım çalışması, proje üretimi, inovatif düşünme ve liderlik gibi alanlarda yoğunlaştırılmış eğitim alan öğrenciler, küresel iş dünyasına dair önemli kazanımlar elde etti. Bu programı artık her yıl düzenlemeyi planlıyoruz ve benzer içerikleri farklı okullarımız için özgün biçimlerde yeniden tasarlamaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Bununla birlikte Model United Nations (MUN) ve Junior MUN gibi organizasyonları da kurumlarımızın taleplerine göre özelleştiriyoruz. Türkiye’de ya da yurtdışında, kurumun tercih ettiği lokasyona ve akademik takvimine uygun şekilde planlanan bu etkinlikler, öğrencilerin global diplomasi, ifade becerisi ve çok kültürlü iletişim alanlarında gelişimlerini destekliyor. Örneğin 2026 yılı için Almanya ve İtalya’da düzenlenecek iki ayrı MUN etkinliğini, ilgili okullarımızla birlikte özel olarak tasarlayıp planlamaya başladık. Bizim için her etkinlik, yalnızca bir faaliyet değil; öğrencilerin vizyonunu büyüten, kurumun farklılaşmasını sağlayan ve uluslararasılaşma sürecini yaşayan bir yapı inşa etmek anlamına geliyor. Bu nedenle her projeyi özgün bir gelişim alanı olarak ele alıyor, uzman ekibimizle birlikte uçtan uca planlıyoruz.

EUPS kapsamında eğitim kurumlarıyla olan süreci nasıl planlıyor ve yönetiyorsunuz?
EUPS akreditasyonu alan kurumlarla yıl boyunca sürekli iletişim halindeyiz. Ancak her yıl haziran itibarıyla, bir sonraki akademik dönemin planlamasını okulun takvimine entegre şekilde başlatıyoruz. Yaz kampları, yurtdışı gezileri, gelişim programları ve sınıf seviyelerine özel etkinlikler bu süreçte kurumla birlikte yapılandırılıyor. Örneğin 12. sınıflar için üniversite başvurularına yönelik “Study Abroad Road Show” planlanırken, 9. ve 10. sınıflar için daha vizyon geliştirici programlar oluşturuyoruz. Tüm planlamalar, okul yöneticileri ve ilgili zümrelerle yapılan yıl öncesi toplantılarla netleştiriliyor. Farklı şehirlerde kampüsleri olan okullarla da güçlü iletişim ağımız ve geniş ekibimiz sayesinde koordineli çalışıyoruz. Süreci profesyonel, sürdürülebilir ve kurumun vizyonuna değer katan bir yaklaşımla yönetiyoruz. Bu projeyi kişisel olarak da büyük bir özveriyle takip ediyor, her kurum için uzun vadeli bir etki yaratmayı hedefliyoruz.

EUPS KAPSAMINDA KURUMLARA HANGİ ULUSLARARASI İŞ BİRLİKLERİ SUNULUYOR VE BU İŞ BİRLİKLERİ NASIL UYGULANIYOR?
EUPS’in en güçlü yönlerinden biri, kurumları doğrudan uluslararası paydaşlarla buluşturması. İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerdeki üniversite ve liselerle resmi ortaklık anlaşmaları yapılmasına aracılık ediyoruz. Bu sayede kurumlar, hem global ölçekte tanınırlık kazanıyor hem de yurtdışındaki eğitim modellerini yakından deneyimleme şansı elde ediyor.
Buna ek olarak, yıl içinde belirli dönemlerde yurtdışındaki üniversite temsilcileriyle okul ziyaretleri organize ediyoruz. Bu ziyaretler, öğrencilerin global bakış açısı geliştirmesi açısından çok kıymetli. Aynı zamanda kurumlara özel uluslararası kampüs lansmanları yapılmasına da destek veriyoruz. Her yıl gerçekleştirdiğimiz EUPS Teacher Camp ise bu sürecin en prestijli buluşma noktalarından biri. Akredite kurumlarımızın seçilen öğretmen ve yöneticileriyle bir araya geldiğimiz bu kampta, yurtdışından gelen üniversite temsilcileriyle güçlü bir networking ortamı oluşuyor. Bu sayede sadece bilgi paylaşımı değil, sürdürülebilir iş birlikleri için de zemin hazırlanmış oluyor.

Yeni eğitim kurumları EUPS sistemine nasıl dahil olabilir?
Yeni kurumlarımızla gerekli ön görüşmeleri yaptıktan sonra, uluslararası eğitim akreditasyon sürecini oldukça hızlı ve planlı bir şekilde başlatabiliyoruz. EUPS’e katılmak isteyen okullar bize Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. adresinden ya da 444 3 660 numaralı danışma hattımızdan kolaylıkla ulaşabilirler.

 

 

> Endless Abroad’un EUPS Akreditasyonu ile eğitim kurumları uluslararası vizyon kazanıyor!

Türkiye’de eğitim kurumlarına küresel bir rota çizen Endless Abroad, EUPS akreditasyonu ve Uluslararası Ofis hizmetleriyle uluslararası standartları hayata geçiriyor. Eğitimde sınırların kalktığı bu yeni çağda, Endless Abroad’un yalnızca öğrencilerin değil, kurumların da dünya ile entegre olmasını sağlayan bir yapı inşa ettiğini belirten şirketin Kurucusu Gökmen Özdemir ile EUPS sisteminin sunduğu ayrıcalıkları ve Uluslararası Ofis modelinin kurumlara kattığı stratejik değeri konuştuk.

gokmen_ozdemirGökmen Bey, son yıllarda uluslararası eğitime olan ilginin Türkiye’de ciddi şekilde arttığını gözlemliyoruz. Siz bu dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, artık sadece öğrenciler değil; veliler ve eğitim kurumları da uluslararasılaşmanın ne kadar kritik bir değer olduğunu net biçimde görüyor. Sınırların dijital olarak geçirgenleşmesi, dünya üniversitelerine erişimin kolaylaşması ve gençlerin vizyonlarının çok daha erken yaşta şekillenmesi bu ilgiyi ciddi şekilde artırdı. Eskiden yurtdışı eğitimi yalnızca belli bir başarı grubunun gündemindeydi. Bugün ise ortaokul çağındaki öğrenciler bile bu hayali kuruyor. Eğitim artık evrensel bir süreç ve bu dönüşümü göz ardı etmek mümkün değil.
UNESCO'nun güncel verilerine göre, dünya genelinde 6 milyondan fazla öğrenci öğrenim görmek üzere kendi ülkesi dışında bir ülkeyi tercih ediyor. Eğitimde lider kabul edilen ülkelerin öğrencileri bile farklı sistemlerde deneyim ararken, Türkiye bu mobilitede hâlâ hak ettiği noktada değil. Ancak artan talep umut verici. Biz de Endless Abroad olarak bu vizyonu desteklemek için bireysel danışmanlıkla başladığımız yolculuğumuzu EUPS akreditasyonu ile kurumsal bir yapıya dönüştürdük. Yurtdışında bulunan 750’den fazla eğitim kurumu ile iş birliği yaparak Türkiye’deki eğitim kurumlarına bu dönüşümde güçlü bir yol arkadaşlığı sunuyoruz.

SINAVSIZ VE %100 KABUL GARANTİLİ YURTDIŞI ÜNİVERSİTE OLANAKLARI
EUPS sistemiyle eğitim kurumlarına uluslararası eğitim yolculuklarında güçlü bir yol arkadaşlığı sunduğunuzu söylediniz. Bu akreditasyonun okullar açısından en somut katkıları nelerdir?
Endless Abroad olarak oluşturduğumuz EUPS akreditasyonu, eğitim kurumlarının uluslararası vizyonlarını somut adımlara dönüştürmelerini sağlayan, kapsamlı ve stratejik bir model olarak kurgulanmıştır. Bu yapı, kurumların sadece yurtdışına öğrenci yönlendiren yapılar olmaktan çıkıp, kendi içinde sürdürülebilir bir globalleşme süreci inşa etmelerine olanak tanır.
EUPS ile birlikte kurumlar, öğrencilerine yalnızca yurtdışı alternatifleri sunmakla kalmaz; aynı zamanda bu süreci kendi sistemlerine entegre ederek yönetebilir hale gelir. Bu doğrultuda, öğrencilere sınavsız ve %100 kabul garantili yurtdışı üniversite olanakları sunulurken, okulun müfredatı da uluslararası standartlara uygun şekilde zenginleştirilir. Online çift diploma programları, İngiltere merkezli GCSE ve Foundation müfredatları, AP ve SAT sınavlarına yönelik hazırlık destekleri, portfolyo geliştirme çalışmaları, akademik temelli yaz ve kış kampları ile kültürel geziler ve uluslararası geçerliliği olan sertifika programları bu yapının önemli bileşenleridir.
Öte yandan, öğretmenlerin bu sürecin yalnızca destekçisi değil, aktif uygulayıcısı olmasını da önemsiyoruz. EUPS Teacher Sertifikasyon Programı ile öğretmenlerimiz, alanında uzman bir ekip tarafından, kurumların ihtiyaç ve hedeflerine özel olarak yapılandırılıyor. Böylece EUPS, sadece bir akreditasyon değil; kurumun uluslararası vizyonunu sistemli biçimde hayata geçirebileceği profesyonel bir yol haritası sunuyor. Bu hedef doğrultusunda her akredite kurumumuzda bir Uluslararası Ofis yapısı oluşturuyor ve tüm bu süreci doğrudan bu yapı üzerinden organize ediyoruz. Üniversite sistemleri, kariyer danışmanlığı ve uluslararası eğitim trendleri konularında kapsamlı bir yetkinlik kazandıyıyoruz. Kurumlara özel olarak düzenlediğimiz iç eğitim seminerleri ile de bu gelişim sürekli hale getiriliyor.
Tüm bu süreçler, alanında uzman bir ekip tarafından, kurumların ihtiyaç ve hedeflerine özel olarak yapılandırılıyor. Böylece EUPS, sadece bir akreditasyon değil; kurumun uluslararası vizyonunu sistemli biçimde hayata geçirebileceği profesyonel bir yol haritası sunuyor. Bu hedef doğrultusunda her akredite kurumumuzda bir Uluslararası Ofis yapısı oluşturuyor ve tüm bu süreci doğrudan bu yapı üzerinden organize ediyoruz.

EUPS STRATEJİK BİR ORTAKLIK YAPISI DUNUYOR
Uluslararası Ofis modeliniz, eğitim kurumlarının uluslararasılaşma süreçlerine nasıl entegre oluyor? Bu yapının okullara somut olarak ne gibi katkılar sağladığını anlatır mısınız?
Uluslararası Ofis modeli, yalnızca EUPS sürecinin koordinasyonunu sağlamakla kalmaz; kurumun uluslararası vizyonunu içselleştirmesini, yönetebilmesini ve gelecek yıllara taşıyabilmesini mümkün kılan stratejik bir yapı sunar. Tüm bu süreci uzman ekibimizle birlikte, her kurumun yapısına özel olarak planlayıp uyguluyoruz.
Uluslararası Ofis, EUPS’in sağladığı akademik programlardan kültürel etkinliklere, öğrenci danışmanlık süreçlerinden öğretmen gelişim modüllerine kadar tüm yapıların sahada karşılık bulmasını sağlayan temel koordinasyon noktasıdır. Aynı zamanda kurum içinde sadece dış ilişkilerle değil, velilerle iletişimden iç bilgilendirme sistemine kadar birçok süreci kapsayan profesyonel bir merkez olarak çalışır.
Bu yapıyı, dışarıdan alınan bir destek gibi değil; doğrudan okulun kendi bünyesinde, onun vizyonuna entegre edilmiş stratejik bir birim olarak kurguluyoruz. Öğrenciler ve veliler Uluslararası Ofis’i okulun doğal bir uzantısı olarak görüyor. Bu da özellikle kayıt dönemlerinde kuruma önemli bir prestij kazandırıyor.
Ayrıca bu ofis sadece organizasyonel değil, dijital altyapısıyla da süreçleri profesyonelleştiriyor. Geliştirdiğimiz dijital takip sistemi sayesinde, öğrencilerin başvuru ve gelişim süreçleri adım adım izlenebiliyor. Aynı sistemle kurum yöneticileri, farklı kampüslerdeki tüm öğrencilerin durumunu anlık olarak görebiliyor. Bu da sürecin hem şeffaf hem ölçülebilir hem de merkezi bir yapı içerisinde ilerlemesini sağlıyor.
Uluslararası Ofis modeli, yalnızca EUPS sürecini koordine eden bir yapı değil; aynı zamanda kurumun uluslararası vizyonunu güçlendiren, eğitimde fark yaratan bir stratejik ortaklık yapısıdır. Tüm bu süreci uzman ekibimizle birlikte yönetiyor, her kuruma özgü çözümler geliştiriyoruz.

GLOBAL FUTURE LEADERS PROGRAMI
EUPS kapsamında kurumların taleplerine özel olarak ne tür uluslararası eğitim etkinlikleri tasarlanıyor? Bu süreç nasıl ilerliyor?
EUPS sistemi çerçevesinde kurumlara sunduğumuz en büyük avantajlardan biri, uluslararası eğitimi yalnızca akademik bir müfredat olarak değil; aynı zamanda kültürel, sosyal ve liderlik gelişimiyle birlikte tasarlayabilmemiz. Bu anlayışla, kurumlarımızın ihtiyaç ve hedeflerine göre özel konsept programlar geliştiriyoruz.
Bu yıl ilk kez hayata geçirdiğimiz Global Future Leaders programı, bu vizyonun en iyi örneklerinden biri oldu. Queen Mary, Westminster, Middlesex ve Brunel Üniversitesi iş birliğiyle tasarladığımız bu programda öğrenciler, dört farklı üniversitede eğitim almanın yanı sıra uluslararası şirket ziyaretleri gerçekleştirdi, sektör profesyonelleriyle birebir bir araya geldi. Takım çalışması, proje üretimi, inovatif düşünme ve liderlik gibi alanlarda yoğunlaştırılmış eğitim alan öğrenciler, küresel iş dünyasına dair önemli kazanımlar elde etti. Bu programı artık her yıl düzenlemeyi planlıyoruz ve benzer içerikleri farklı okullarımız için özgün biçimlerde yeniden tasarlamaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Bununla birlikte Model United Nations (MUN) ve Junior MUN gibi organizasyonları da kurumlarımızın taleplerine göre özelleştiriyoruz. Türkiye’de ya da yurtdışında, kurumun tercih ettiği lokasyona ve akademik takvimine uygun şekilde planlanan bu etkinlikler, öğrencilerin global diplomasi, ifade becerisi ve çok kültürlü iletişim alanlarında gelişimlerini destekliyor. Örneğin 2026 yılı için Almanya ve İtalya’da düzenlenecek iki ayrı MUN etkinliğini, ilgili okullarımızla birlikte özel olarak tasarlayıp planlamaya başladık. Bizim için her etkinlik, yalnızca bir faaliyet değil; öğrencilerin vizyonunu büyüten, kurumun farklılaşmasını sağlayan ve uluslararasılaşma sürecini yaşayan bir yapı inşa etmek anlamına geliyor. Bu nedenle her projeyi özgün bir gelişim alanı olarak ele alıyor, uzman ekibimizle birlikte uçtan uca planlıyoruz.

EUPS kapsamında eğitim kurumlarıyla olan süreci nasıl planlıyor ve yönetiyorsunuz?
EUPS akreditasyonu alan kurumlarla yıl boyunca sürekli iletişim halindeyiz. Ancak her yıl haziran itibarıyla, bir sonraki akademik dönemin planlamasını okulun takvimine entegre şekilde başlatıyoruz. Yaz kampları, yurtdışı gezileri, gelişim programları ve sınıf seviyelerine özel etkinlikler bu süreçte kurumla birlikte yapılandırılıyor. Örneğin 12. sınıflar için üniversite başvurularına yönelik “Study Abroad Road Show” planlanırken, 9. ve 10. sınıflar için daha vizyon geliştirici programlar oluşturuyoruz. Tüm planlamalar, okul yöneticileri ve ilgili zümrelerle yapılan yıl öncesi toplantılarla netleştiriliyor. Farklı şehirlerde kampüsleri olan okullarla da güçlü iletişim ağımız ve geniş ekibimiz sayesinde koordineli çalışıyoruz. Süreci profesyonel, sürdürülebilir ve kurumun vizyonuna değer katan bir yaklaşımla yönetiyoruz. Bu projeyi kişisel olarak da büyük bir özveriyle takip ediyor, her kurum için uzun vadeli bir etki yaratmayı hedefliyoruz.

EUPS KAPSAMINDA KURUMLARA HANGİ ULUSLARARASI İŞ BİRLİKLERİ SUNULUYOR VE BU İŞ BİRLİKLERİ NASIL UYGULANIYOR?
EUPS’in en güçlü yönlerinden biri, kurumları doğrudan uluslararası paydaşlarla buluşturması. İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerdeki üniversite ve liselerle resmi ortaklık anlaşmaları yapılmasına aracılık ediyoruz. Bu sayede kurumlar, hem global ölçekte tanınırlık kazanıyor hem de yurtdışındaki eğitim modellerini yakından deneyimleme şansı elde ediyor.
Buna ek olarak, yıl içinde belirli dönemlerde yurtdışındaki üniversite temsilcileriyle okul ziyaretleri organize ediyoruz. Bu ziyaretler, öğrencilerin global bakış açısı geliştirmesi açısından çok kıymetli. Aynı zamanda kurumlara özel uluslararası kampüs lansmanları yapılmasına da destek veriyoruz. Her yıl gerçekleştirdiğimiz EUPS Teacher Camp ise bu sürecin en prestijli buluşma noktalarından biri. Akredite kurumlarımızın seçilen öğretmen ve yöneticileriyle bir araya geldiğimiz bu kampta, yurtdışından gelen üniversite temsilcileriyle güçlü bir networking ortamı oluşuyor. Bu sayede sadece bilgi paylaşımı değil, sürdürülebilir iş birlikleri için de zemin hazırlanmış oluyor.

Yeni eğitim kurumları EUPS sistemine nasıl dahil olabilir?
Yeni kurumlarımızla gerekli ön görüşmeleri yaptıktan sonra, uluslararası eğitim akreditasyon sürecini oldukça hızlı ve planlı bir şekilde başlatabiliyoruz. EUPS’e katılmak isteyen okullar bize Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. adresinden ya da 444 3 660 numaralı danışma hattımızdan kolaylıkla ulaşabilirler.

 

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 28 Nisan 2025 11:35

Gösterim: 3667

1996 yılında eğitimde farklı bir bakış açısı ortaya koymayı hedefiyle bir grup gönüllü girişimcinin bir araya gelerek temellerini attığı Birikim Okulları, bugün 17 Kampüs, 24 Kurs Merkezi ve 8 müstakil anaokuluyla hizmet vermeye devam ediyor. Eğitimin bireyin kendi varlığının bilincine varmasından hayatını noktalayana kadar devam eden uzun bir süreci kapsadığını dile getiren Birikim Eğitim Grubu Genel Müdürü Salih Eren, “Birikim’i diğer eğitim kurumlarından ayıran en önemli özellik, tüm kademelerimizde uygulamış olduğumuz insanın fıtratını esas alan ve bu doğrultuda eğitim alma imkânı sunan milli ve özgün modelimiz; Hayat Denge Modeli’dir.” diye konuştu. Eren, Birikim Okulları’nın dünden bugüne gelişimi ve eğitim modeli hakkında sorularımızı cevapladı.

salih_eren_subat_2025Salih Bey, öncelikle bize kendinizden bahsedebilir misiniz? Eğitim ve profesyonel hayatınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Kariyer yolculuğum, genç yaşlarda aldığım kararlarla şekillendi. Lisans eğitimimi tamamladıktan sonra eğitim alanında uzmanlaşmaya çalıştım. Aslında öğrencilik sürecim hala bitmiş değil, doktora öğrencisi olarak eğitim yolculuğuma devam ediyorum. 20 yılı aşkın süredir eğitim sektöründe aktif olarak bulunuyorum. Yönetim kademelerinde liderlik ettiğim her ekipte, insan odaklı bir yönetim anlayışını benimsedim. Birikim Okulları’nda stajyer öğretmen olarak başladığım yolculuğumda her kademede görev yapmış bir eğitim gönüllüsü olarak, gelecek nesillerin eğitimine katkı sunmak için çalışıyorum. 

17 KAMPÜS, 24 KURS MERKEZİ, 8 ANAOKULU
Birikim Eğitim Grubu’nun kuruluş ve gelişim sürecinden bahsedebilir misiniz? Sizi diğer eğitim kurumlarından farklı kılan özellikler nelerdir?
Birikim Eğitim Grubu’nun hikâyesi gerçekten çok anlamlı ve özel. 1996 yılında bir grup gönüllü girişimci bir araya gelerek, eğitimde farklı bir bakış açısı ortaya koymayı hedeflediler. O dönem bir ilköğretim okulu ve dershane olarak başlandı, ancak güçlü bir vizyonumuz vardı. Zamanla hem büyüdük hem de eğitim alanında önemli bir yer edindik. Şu an 17 kampüs, 23 kurs merkezi ve 8 müstakil anaokulumuz var ve her seviyede eğitim veriyoruz. Önemli olan sadece büyümek değil, öğrencilere değer katabilmek, kişisel gelişimlerine katkıda bulanabilmek… Bunlar beraberinde sağlam bir karakteri ve akademik başarıyı getiriyor.

HAYAT DENGE MODELİ
Birikim’i diğer eğitim kurumlarından ayıran en önemli özellik, tüm kademelerimizde uygulamış olduğumuz insanın fıtratını esas alan ve bu doğrultuda eğitim alma imkânı sunan milli ve özgün modelimiz; Hayat Denge Modeli’dir. Biz, öğrencilerimize sadece bilgiyi aktarmakla kalmıyor, aynı zamanda onların karakterlerini, sosyal becerilerini ve duygusal zekâlarını da geliştirmelerine yardımcı oluyoruz. Her öğrencinin özel ve biricik olduğuna inanıyoruz. İnsanın varlığa, bilgiye ve ahlaki değerlere dair bakış açısı oluşturmasını sağlayan Düşünce Okulu ve Felsefe Okulu programlarını uyguluyoruz.

HAREZMİ ÖĞRETİM YÖNTEMİ
Birikim Okulları olarak Birikimli Öğrenci Profili adını verdiğimiz bir öğrenci tanımlamamız var. Bu tanımlama, bizim eğitim modelimiz sonucunda öğrenci profilimizde görmek istediğimiz çıktılardır. Burada birkaç örnek vermek isterim. Bunlardan biri, Birikimli öğrenci teknoloji üretir ve teknolojiyi yönetir. Bu kapsamda okullarımızda Harezmi Öğretim Yöntemi uygulanmaktadır. Öğrencilerimiz proje tabanlı eğitim modeli ile Teknofest ve TÜBİTAK gibi önemli yarışmalara hazırlanmaktadır. Bir diğer tanımımız, Birikimli öğrenci değerlerinin farkındadır ve değerlerine sahip çıkar. Bu konuda okullarımızda kişilik gelişimi programı, adabımuaşeret programı ve sosyal sorumluluk programı uygulanmaktadır.

DÜŞÜN-FARK ET-DEĞİŞTİR
Bu yıl Türkiye’de ilk kez uygulanan yeni bir ölçme ve değerlendirme uygulamasını hayata geçirdik. “Düşün-Fark Et-Değiştir”
adlı bu uygulama, öğrencilerin sadece doğru cevabı aramaları yerine, onların ne düşündüğünü ve bu düşüncelerini nasıl ifade ettiklerini keşfetmeyi hedefliyor. Bu uygulamada, gözetmen yok, puan yok, sıralama yok.Geleneksel öğretim yöntemlerinden farklı olarak, bu etkinlikte öğrenciler, şıklı sorulara verilen yanıtlardan ziyade, kendi fikirlerini özgürce ifade ediyorlar.

GELECEĞİN GİRİŞİMCİLERİNE ÖZEL PROGRAMLAR
Geleceğin mezunları hangi niteliklere sahip olmalı? Bu yönde okul müfredatında hangi uygulamalar hayata geçiriliyor? Geleceğin girişimci gençleri bugünden nasıl yetiştirilmeli? Girişimcilik kültürü okullarda nasıl veriliyor?

Geleceğin mezunları, öncelikle akademik gelişimlerini tamamlamış, kendilerini entelektüel anlamda geliştirmiş, aynı zamanda teknolojiye uyum sağlayabilen, yenilikçi ve topluma değer katan bireyler olmalı. Birikim Okulları’nda akademik gelişimle birlikte öğrencilerin bu nitelikleri kazanması için pek çok uygulama bulunuyor.
Yabancı dil bilmek geleceğin mezunlarının nitelikleri bakımından en başta gelen özelliklerden birisi. Çoklu yabancı dil programımızla öğrencilerimizin dünyada olup bitenleri kaynağından öğrenmenin gücüne sahip olmasını, düşünce, bilim ve kültür dünyasının çeşitliliğini doğrudan tanıyabilmesini sağlıyoruz. Okullarımızda verdiğimiz yabancı dil eğitimini günlük hayat pratikleri ile her yaz İngiltere’de düzenlediğimiz İngilizce Yaz Okulu ile taçlandırıyoruz.
Öğrencilerimizin gelecekte başarılı olabilmesi için onları yalnızca teorik bilgiyle donatmak değil, aynı zamanda pratik becerilerle de güçlendirmek önemli. Okullarımızda her yıl düzenlenen Harezmi Bilim Şenlikleri sayesinde öğrencilerimizin teorik bilgilerini pratiğe dökmelerine imkan sağlıyor, hayal güçlerini keşfetmeyi amaçlıyoruz.
Girişimcilik, bizim için çok önemli bir alan. Geleceğin girişimci gençlerini bugünden yetiştirmek için okullarımızda birçok farklı program uyguluyoruz. Bu dönem itibariyle 9. ve 10. sınıf müfredatımıza aldığımız “Amfi Dersler” böyle bir program. Amfi dersler kapsamında öğrencilerimizin akademik birikimlerini artırmak, kariyerlerine yön vermek amacıyla 4 farklı ders planladık. Yapay Zekâ ve Yazılım dersi ile teknolojiyi öğrenme ve kullanma, Ekonomi ve Finans dersi ile mikro ve makroekonomik kavramları anlama ve ekonomiyi yorumlama, Genetik dersi ile yaşamın temel yapı taşlarını keşfetme ve Mülkiye dersleri ile güncel meseleleri derinlemesine analiz etme becerisi kazandırmayı hedefliyoruz. Bu dersler alanında uzman akademisyenler tarafından veriliyor ve öğrencilerimize geniş bir bakış açısı kazandırıyor.

BAŞARI İÇİN ÇOK YÖNLÜ GELİŞİM
Günümüzde başarı kavramı farklı açılardan ele alınmaktadır. Bir eğitim kurumunun başarılı olarak değerlendirilebilmesi için hangi kıstaslara bakılmalıdır? Bu anlamda kurumunuzda neleri ön plana çıkarıyorsunuz?
Başarı günümüzde çok farklı açılardan değerlendiriliyor. Bir eğitim kurumunun başarılı olup olmadığını değerlendirirken, sadece öğrencilerin sınav sonuçlarına bakmak yeterli olmuyor. Başarı, öğrencilerin hayatlarına dokunmakla da ölçülmeli. Bir eğitim kurumu, öğrencilerine bilginin yanında, hayatı da öğretmeli.
Birikim’de başarıyı sadece akademik olarak değil, öğrencilerimizin duygusal, sosyal ve karakter gelişimleriyle birlikte değerlendirmeye çalışıyoruz. Sözlük Özgürlüktür Programı ile öğrencilerimize düşündüğünüz ölçüde özgürsünüz mesajı veriyoruz. Bu programda, öğrencilerimizin zengin kelime ve kavram bilgisine sahip olmasını, ana dil kullanım becerisini geliştirmesini ve kararlı bir şekilde kitap okuma gerçekleştirmesini sağlıyoruz. Bu yıl onuncusunu düzenleyeceğimiz Sosyal Bilimler Öğrenci Sempozyumu ve üçüncüsünü gerçekleştireceğimiz Fen Bilimleri Öğrenci Kongresi gibi programlarımızla öğrencilerimizin akademik araştırma yapma ve sunum becerilerini geliştiriyor, belirlediğimiz temalarla öğrencilerimizin kamuoyunda farkındalık oluşturmasını sağlıyoruz. İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) ile ortak olarak Birikim MOIC (Model İslam İşbirliği Teşkilatı) programı düzenliyoruz. Bu programda tüm kampüslerimizden öğrencilerimizin katılımı ile öğrencilerimizin İslam ülkelerini tanımasını, onların gündemlerini takip etmesini, topluluk önünde konuşma ve münazara yeteneklerini geliştiriyoruz. Birikim Okulları olarak sosyal yönü güçlü ve sağlıklı iletişim kurabilen bireyler yetişmesine katkı sağlıyor, bunu ön plana çıkarıyoruz.

HER ÖĞRETMEN MÜCERRET KILAVUZDUR
Öğretmenlerin okuldaki rolüyle ilgili olarak diğer kurumlardan bir farkınız var mıdır?
Birikim Okulları’nda her öğretmen Mücerret Kılavuzdur. Biz öğretmenlerimizi, öğrenciyi keşfederek kendisini inşa etmesine yardımcı olan, öğrencinin doğallığını gözeten ve yol gösteren, eşlik eden, destekleyen bir rolde konumlandırıyoruz. Bu sayede her öğretmenimiz öğrencisine rehber oluyor ve ona tecrübelerini aktarıyor.
Bu yıl 29. sunu düzenleyeceğimiz Öğretmen Yetiştirme Programı ile eğitim fakültelerinin 4. sınıflarında okuyan veya yeni mezun olmuş öğretmen adaylarının mesleğe adım atmasında onlara imkân sağlıyoruz. Belirlemiş olduğumuz program dahilinde teorik ve uygulamaya dönük eğitimler alan öğretmen adayları bu süreci başarılı bir şekilde tamamlamaları halinde kurumlarımızda öğretmen olma imkanına sahip oluyor.
Bu yıl ilk kez düzenleyeceğimiz Birikim Rehberlik Zirvesi, Akran Nezaketi konusuyla toplanacak. Bu program ile akran zorbalığına karşı akran nezaketi kavramını ön plana çıkarmak istiyoruz. İstanbul ve çevre illerden rehber öğretmenlerin katılabileceği bu programda, alanında uzman konuşmacılar ve eğitimciler konuğumuz olacak, atölye çalışmaları ile de bu konuyu derinlemesine tartışmış olacağız.

HER ÖĞRENCİNİN İÇİNDEKİ CEVHERİ KEŞFETMEYE ÇALIŞMALIYIZ
Eğitim dünyasında pek çok yenilik konuşuluyor. Size göre, değişmeyen ve her dönemde eğitimde temel alınması gereken en önemli değer nedir?
Eğitim, bireyin kendi varlığının bilincine varmasından hayatını noktalayana kadar devam eden uzun bir süreci kapsıyor. Bizler bu sürecin başlangıcından belli bir noktaya gelene kadarki aralıkta, kişinin karakterini oluşturmada önemli rol oynayacak temel unsurları oluşturmaya çalışıyoruz. Eğitim öğretim hizmetlerine dair birçok eğitim sistemleri, yaklaşımlar, programlar, yönergeler hazırlanıyor. Biz de bu süreçleri hazırlıyor, geliştiriyor ve uyguluyoruz. Tüm bu çalışmalar bireyin akademik anlamda nitelikli bir eğitim almasının yanında, sosyal ve duygusal gelişimini de sağlıklı bir şekilde oluşturabilmesi içindir. Her yıl sınav sistemleri değişebilir, müfredatlar yeniden yazılabilir ancak değişmeyen şey insanın fıtratıdır. Hayat Denge Modeli, işte tam bu noktayı hedef almakta ve her öğrencinin içindeki cevheri keşfetmeye çalışmaktadır.

> Birikim HAYAT DENGE MODELİ ile eğitimde ilham veriyor

1996 yılında eğitimde farklı bir bakış açısı ortaya koymayı hedefiyle bir grup gönüllü girişimcinin bir araya gelerek temellerini attığı Birikim Okulları, bugün 17 Kampüs, 24 Kurs Merkezi ve 8 müstakil anaokuluyla hizmet vermeye devam ediyor. Eğitimin bireyin kendi varlığının bilincine varmasından hayatını noktalayana kadar devam eden uzun bir süreci kapsadığını dile getiren Birikim Eğitim Grubu Genel Müdürü Salih Eren, “Birikim’i diğer eğitim kurumlarından ayıran en önemli özellik, tüm kademelerimizde uygulamış olduğumuz insanın fıtratını esas alan ve bu doğrultuda eğitim alma imkânı sunan milli ve özgün modelimiz; Hayat Denge Modeli’dir.” diye konuştu. Eren, Birikim Okulları’nın dünden bugüne gelişimi ve eğitim modeli hakkında sorularımızı cevapladı.

salih_eren_subat_2025Salih Bey, öncelikle bize kendinizden bahsedebilir misiniz? Eğitim ve profesyonel hayatınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Kariyer yolculuğum, genç yaşlarda aldığım kararlarla şekillendi. Lisans eğitimimi tamamladıktan sonra eğitim alanında uzmanlaşmaya çalıştım. Aslında öğrencilik sürecim hala bitmiş değil, doktora öğrencisi olarak eğitim yolculuğuma devam ediyorum. 20 yılı aşkın süredir eğitim sektöründe aktif olarak bulunuyorum. Yönetim kademelerinde liderlik ettiğim her ekipte, insan odaklı bir yönetim anlayışını benimsedim. Birikim Okulları’nda stajyer öğretmen olarak başladığım yolculuğumda her kademede görev yapmış bir eğitim gönüllüsü olarak, gelecek nesillerin eğitimine katkı sunmak için çalışıyorum. 

17 KAMPÜS, 24 KURS MERKEZİ, 8 ANAOKULU
Birikim Eğitim Grubu’nun kuruluş ve gelişim sürecinden bahsedebilir misiniz? Sizi diğer eğitim kurumlarından farklı kılan özellikler nelerdir?
Birikim Eğitim Grubu’nun hikâyesi gerçekten çok anlamlı ve özel. 1996 yılında bir grup gönüllü girişimci bir araya gelerek, eğitimde farklı bir bakış açısı ortaya koymayı hedeflediler. O dönem bir ilköğretim okulu ve dershane olarak başlandı, ancak güçlü bir vizyonumuz vardı. Zamanla hem büyüdük hem de eğitim alanında önemli bir yer edindik. Şu an 17 kampüs, 23 kurs merkezi ve 8 müstakil anaokulumuz var ve her seviyede eğitim veriyoruz. Önemli olan sadece büyümek değil, öğrencilere değer katabilmek, kişisel gelişimlerine katkıda bulanabilmek… Bunlar beraberinde sağlam bir karakteri ve akademik başarıyı getiriyor.

HAYAT DENGE MODELİ
Birikim’i diğer eğitim kurumlarından ayıran en önemli özellik, tüm kademelerimizde uygulamış olduğumuz insanın fıtratını esas alan ve bu doğrultuda eğitim alma imkânı sunan milli ve özgün modelimiz; Hayat Denge Modeli’dir. Biz, öğrencilerimize sadece bilgiyi aktarmakla kalmıyor, aynı zamanda onların karakterlerini, sosyal becerilerini ve duygusal zekâlarını da geliştirmelerine yardımcı oluyoruz. Her öğrencinin özel ve biricik olduğuna inanıyoruz. İnsanın varlığa, bilgiye ve ahlaki değerlere dair bakış açısı oluşturmasını sağlayan Düşünce Okulu ve Felsefe Okulu programlarını uyguluyoruz.

HAREZMİ ÖĞRETİM YÖNTEMİ
Birikim Okulları olarak Birikimli Öğrenci Profili adını verdiğimiz bir öğrenci tanımlamamız var. Bu tanımlama, bizim eğitim modelimiz sonucunda öğrenci profilimizde görmek istediğimiz çıktılardır. Burada birkaç örnek vermek isterim. Bunlardan biri, Birikimli öğrenci teknoloji üretir ve teknolojiyi yönetir. Bu kapsamda okullarımızda Harezmi Öğretim Yöntemi uygulanmaktadır. Öğrencilerimiz proje tabanlı eğitim modeli ile Teknofest ve TÜBİTAK gibi önemli yarışmalara hazırlanmaktadır. Bir diğer tanımımız, Birikimli öğrenci değerlerinin farkındadır ve değerlerine sahip çıkar. Bu konuda okullarımızda kişilik gelişimi programı, adabımuaşeret programı ve sosyal sorumluluk programı uygulanmaktadır.

DÜŞÜN-FARK ET-DEĞİŞTİR
Bu yıl Türkiye’de ilk kez uygulanan yeni bir ölçme ve değerlendirme uygulamasını hayata geçirdik. “Düşün-Fark Et-Değiştir”
adlı bu uygulama, öğrencilerin sadece doğru cevabı aramaları yerine, onların ne düşündüğünü ve bu düşüncelerini nasıl ifade ettiklerini keşfetmeyi hedefliyor. Bu uygulamada, gözetmen yok, puan yok, sıralama yok.Geleneksel öğretim yöntemlerinden farklı olarak, bu etkinlikte öğrenciler, şıklı sorulara verilen yanıtlardan ziyade, kendi fikirlerini özgürce ifade ediyorlar.

GELECEĞİN GİRİŞİMCİLERİNE ÖZEL PROGRAMLAR
Geleceğin mezunları hangi niteliklere sahip olmalı? Bu yönde okul müfredatında hangi uygulamalar hayata geçiriliyor? Geleceğin girişimci gençleri bugünden nasıl yetiştirilmeli? Girişimcilik kültürü okullarda nasıl veriliyor?

Geleceğin mezunları, öncelikle akademik gelişimlerini tamamlamış, kendilerini entelektüel anlamda geliştirmiş, aynı zamanda teknolojiye uyum sağlayabilen, yenilikçi ve topluma değer katan bireyler olmalı. Birikim Okulları’nda akademik gelişimle birlikte öğrencilerin bu nitelikleri kazanması için pek çok uygulama bulunuyor.
Yabancı dil bilmek geleceğin mezunlarının nitelikleri bakımından en başta gelen özelliklerden birisi. Çoklu yabancı dil programımızla öğrencilerimizin dünyada olup bitenleri kaynağından öğrenmenin gücüne sahip olmasını, düşünce, bilim ve kültür dünyasının çeşitliliğini doğrudan tanıyabilmesini sağlıyoruz. Okullarımızda verdiğimiz yabancı dil eğitimini günlük hayat pratikleri ile her yaz İngiltere’de düzenlediğimiz İngilizce Yaz Okulu ile taçlandırıyoruz.
Öğrencilerimizin gelecekte başarılı olabilmesi için onları yalnızca teorik bilgiyle donatmak değil, aynı zamanda pratik becerilerle de güçlendirmek önemli. Okullarımızda her yıl düzenlenen Harezmi Bilim Şenlikleri sayesinde öğrencilerimizin teorik bilgilerini pratiğe dökmelerine imkan sağlıyor, hayal güçlerini keşfetmeyi amaçlıyoruz.
Girişimcilik, bizim için çok önemli bir alan. Geleceğin girişimci gençlerini bugünden yetiştirmek için okullarımızda birçok farklı program uyguluyoruz. Bu dönem itibariyle 9. ve 10. sınıf müfredatımıza aldığımız “Amfi Dersler” böyle bir program. Amfi dersler kapsamında öğrencilerimizin akademik birikimlerini artırmak, kariyerlerine yön vermek amacıyla 4 farklı ders planladık. Yapay Zekâ ve Yazılım dersi ile teknolojiyi öğrenme ve kullanma, Ekonomi ve Finans dersi ile mikro ve makroekonomik kavramları anlama ve ekonomiyi yorumlama, Genetik dersi ile yaşamın temel yapı taşlarını keşfetme ve Mülkiye dersleri ile güncel meseleleri derinlemesine analiz etme becerisi kazandırmayı hedefliyoruz. Bu dersler alanında uzman akademisyenler tarafından veriliyor ve öğrencilerimize geniş bir bakış açısı kazandırıyor.

BAŞARI İÇİN ÇOK YÖNLÜ GELİŞİM
Günümüzde başarı kavramı farklı açılardan ele alınmaktadır. Bir eğitim kurumunun başarılı olarak değerlendirilebilmesi için hangi kıstaslara bakılmalıdır? Bu anlamda kurumunuzda neleri ön plana çıkarıyorsunuz?
Başarı günümüzde çok farklı açılardan değerlendiriliyor. Bir eğitim kurumunun başarılı olup olmadığını değerlendirirken, sadece öğrencilerin sınav sonuçlarına bakmak yeterli olmuyor. Başarı, öğrencilerin hayatlarına dokunmakla da ölçülmeli. Bir eğitim kurumu, öğrencilerine bilginin yanında, hayatı da öğretmeli.
Birikim’de başarıyı sadece akademik olarak değil, öğrencilerimizin duygusal, sosyal ve karakter gelişimleriyle birlikte değerlendirmeye çalışıyoruz. Sözlük Özgürlüktür Programı ile öğrencilerimize düşündüğünüz ölçüde özgürsünüz mesajı veriyoruz. Bu programda, öğrencilerimizin zengin kelime ve kavram bilgisine sahip olmasını, ana dil kullanım becerisini geliştirmesini ve kararlı bir şekilde kitap okuma gerçekleştirmesini sağlıyoruz. Bu yıl onuncusunu düzenleyeceğimiz Sosyal Bilimler Öğrenci Sempozyumu ve üçüncüsünü gerçekleştireceğimiz Fen Bilimleri Öğrenci Kongresi gibi programlarımızla öğrencilerimizin akademik araştırma yapma ve sunum becerilerini geliştiriyor, belirlediğimiz temalarla öğrencilerimizin kamuoyunda farkındalık oluşturmasını sağlıyoruz. İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) ile ortak olarak Birikim MOIC (Model İslam İşbirliği Teşkilatı) programı düzenliyoruz. Bu programda tüm kampüslerimizden öğrencilerimizin katılımı ile öğrencilerimizin İslam ülkelerini tanımasını, onların gündemlerini takip etmesini, topluluk önünde konuşma ve münazara yeteneklerini geliştiriyoruz. Birikim Okulları olarak sosyal yönü güçlü ve sağlıklı iletişim kurabilen bireyler yetişmesine katkı sağlıyor, bunu ön plana çıkarıyoruz.

HER ÖĞRETMEN MÜCERRET KILAVUZDUR
Öğretmenlerin okuldaki rolüyle ilgili olarak diğer kurumlardan bir farkınız var mıdır?
Birikim Okulları’nda her öğretmen Mücerret Kılavuzdur. Biz öğretmenlerimizi, öğrenciyi keşfederek kendisini inşa etmesine yardımcı olan, öğrencinin doğallığını gözeten ve yol gösteren, eşlik eden, destekleyen bir rolde konumlandırıyoruz. Bu sayede her öğretmenimiz öğrencisine rehber oluyor ve ona tecrübelerini aktarıyor.
Bu yıl 29. sunu düzenleyeceğimiz Öğretmen Yetiştirme Programı ile eğitim fakültelerinin 4. sınıflarında okuyan veya yeni mezun olmuş öğretmen adaylarının mesleğe adım atmasında onlara imkân sağlıyoruz. Belirlemiş olduğumuz program dahilinde teorik ve uygulamaya dönük eğitimler alan öğretmen adayları bu süreci başarılı bir şekilde tamamlamaları halinde kurumlarımızda öğretmen olma imkanına sahip oluyor.
Bu yıl ilk kez düzenleyeceğimiz Birikim Rehberlik Zirvesi, Akran Nezaketi konusuyla toplanacak. Bu program ile akran zorbalığına karşı akran nezaketi kavramını ön plana çıkarmak istiyoruz. İstanbul ve çevre illerden rehber öğretmenlerin katılabileceği bu programda, alanında uzman konuşmacılar ve eğitimciler konuğumuz olacak, atölye çalışmaları ile de bu konuyu derinlemesine tartışmış olacağız.

HER ÖĞRENCİNİN İÇİNDEKİ CEVHERİ KEŞFETMEYE ÇALIŞMALIYIZ
Eğitim dünyasında pek çok yenilik konuşuluyor. Size göre, değişmeyen ve her dönemde eğitimde temel alınması gereken en önemli değer nedir?
Eğitim, bireyin kendi varlığının bilincine varmasından hayatını noktalayana kadar devam eden uzun bir süreci kapsıyor. Bizler bu sürecin başlangıcından belli bir noktaya gelene kadarki aralıkta, kişinin karakterini oluşturmada önemli rol oynayacak temel unsurları oluşturmaya çalışıyoruz. Eğitim öğretim hizmetlerine dair birçok eğitim sistemleri, yaklaşımlar, programlar, yönergeler hazırlanıyor. Biz de bu süreçleri hazırlıyor, geliştiriyor ve uyguluyoruz. Tüm bu çalışmalar bireyin akademik anlamda nitelikli bir eğitim almasının yanında, sosyal ve duygusal gelişimini de sağlıklı bir şekilde oluşturabilmesi içindir. Her yıl sınav sistemleri değişebilir, müfredatlar yeniden yazılabilir ancak değişmeyen şey insanın fıtratıdır. Hayat Denge Modeli, işte tam bu noktayı hedef almakta ve her öğrencinin içindeki cevheri keşfetmeye çalışmaktadır.

Son Güncelleme: Cuma, 21 Mart 2025 11:16

Gösterim: 2594

Bursa Sınav Koleji, Bursa Çocuk Üniversitesi ve ardından Mudanya Üniversitesi… Gıyasettin Bingöl’ün 1980’li yılların sonundan itibaren dershanecilikle yaktığı eğitim meşalesi bugün 15 bin kişiye eğitim imkanı yaratan bir komplekse dönüşmüş durumda. Muş Varto’nun bir köyünden başlayan yaşam öyküsü ise gelecek kuşaklara örnek olacak yaşam tecrübesi ve mücadele azmini ortaya koyuyor. Gıyasettin Bingöl’ün ustalık eserim diye nitelendirdiği Mudanya Üniversitesi zamanının büyük çoğunluğunu alsa da tüm kademelerdeki eğitim kurumlarıyla bire bir ilgilenmeye devam ediyor. Bursa Sınav Koleji, Bursa Çocuk Üniversitesi Kurucusu ve Mudanya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Gıyasettin Bingöl ile yaşam öyküsünün dönüm noktalarını, eğitim sektörüne nasıl adım attığını ve kurumlarında yarattığı farklılıkları konuştuk. 

gıyasettin_bingol_haziran_2024Gıyasettin Bey öncelikle hayat öykünüzü sizden dinleyebilir miyiz?
1962 yılında Muş’ta doğdum. Çok zor şartlar altında büyüdüm. 1966 Varto depreminde 2 saat enkaz altında kalmışım. 6 bin kişinin yaşadığı ilçede 4 bin kişi bu depremde hayatını kaybetti. İlkokulu köyümdeki okulda okudum. Elektriğimiz yoktu. İlkokulda şartlarımız çok zorluydu. Cetvelim, pergelim hiç olmadı. Silgili kalemler o dönemlerde çıkmıştı ama alacak durumumuz yoktu. O yıllarda silgili bir kalemimin olmasını çok istemiştim. İlkokul dördüncü sınıfa giderken Haydar Dumansız adında bir hocamız vardı ve beni keşfetmişti. Her ayın sonunda maaşını almak için ilçe merkezine gittiğinde, bana genellikle bir genel yetenek kitabı alıyordu. O kitapların her birini üçer, dörder defa okur ezberlerdim. Daha sonra Varto’nun ilçe merkezinde devlet yatılı parasız sınavına gittiğimde, hayatımda ilk defa elektriği gördüm. O yıllarda dedemin babama benimle ilgili “Bu çocuğu mutlaka okutun. Bu çocuk sizi kurtarır” dediğini anımsıyorum. Biz 9 kardeştik. Bu sözler benim için büyük bir motivasyon olmuştu. Devlet yatılı parasız sınavına son 1 saatinde girdim ve kazandım. Köyümüzden 24 kişi sınava girmişti ve sadece 2 kişi kazanmıştı. Hatta sınavı kazandığım haberini dağda çobanlık yaparken öğrendim.
Muş’un il merkezinde yatılı okula başladım. Ailemin kahramanı gibiydim. İlk ayakkabı ve takım elbiseyle okulda tanıştım. Hangi dersi görüyorsam hepsini ezberliyordum çünkü köye dönmek istemiyordum. Köy hayatı benim için sanki işkenceydi ama ailemi de çok özlüyordum. Hatta akşamları ağlıyordum ama finalde köyüme dönmek istemiyordum. Lise 2’ye kadar güzel bir eğitim hayatım oldu. Ancak lise 2’deyken ilimizde siyasi karışıklıklar, sağ – sol olayları başladı. 22 Şubat 1978 tarihinde Muş’u terk ederek Erzurum’da bir liseye kaydoldum. Burada okurken bir kitapçının yanında çalışmaya başladım.
Liseyi bitirdikten sonra yine Erzurum’da Aralık 1980’de bir kitapçı dükkanı açtım. Hemen sonrasında İstanbul’a giderek Cağaloğlu ve Beyazıt’tan kitaplar aldım. Askeri darbenin hemen sonrasıydı ve Erzurum’da insanlar kitap okumaya başlamıştı. Kitapçı dükkanıma ilgi yüksekti. 1983 yılında Bursa Uludağ Üniversitesi’ni kazandım. O yıllarda Erzurum’da en az 20 kitabevi varken ilginçtir Bursa’da hiç kültür kitabı satılmıyordu. Burada bir arkadaşımla kitapçılar çarşısını kurduk. Zamanla Bursa’nın en büyük kitapevi olduk. Şimdi de BKM 4 şubesi, en büyük e-ticaret sitesi ve eğitim yayınları ile Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük kitapçısı. Biz eğitim ve kültüre çok önem veren bir aileyiz. BKM’nin başında da kardeşim Kutbettin Bey işleriyle başarıyla yürütüyor. İmkanları kısıtlı bir aileden geldiğim için çobanlık, tarım işçiliği yaptım, yıllarca İstanbul’da inşaatlarda çalıştım. Yazın çalışıyor, kışın okuyordum. Tek amacım para kazanarak geçinmek ve okumaktı. Bunları yaparken köyümden pek çok çocuğun da okumasına destek oldum. Çünkü bunu kendime misyon edinmiştim.     

bursa_sinav_kolejiKİTAPÇILIKTAN DERSHANECİLİĞE
Eğitim sektörüne nasıl girdiniz?
Kitap işinde o kadar büyüdük ki toptan kitap satışına başladım, Bursa’nın ve Marmara Bölgesi’nin okul kitaplarında baş bayisi oldum. O yıllarda okul kitaplarını kırtasiyecilere biz veriyorduk. Bir gün iki arkadaşım kitap satışı yaptığımız binanın boş katında dershane açmamızı önerdi. Böylece 1989 yılında ilk dershanemizi açtık. Dershanemize hiç beklemediğim bir talep oldu ve kısa sürede büyüdü. Bursa’da o o dönemde 4 dershane vardı, ben beşinci olarak faaliyet gösteriyordum. Bursa’nın en pahalı binasını tuttum ve burada dershanemizi açtık. Ne var ki 1994 yılında iflas ettim ve tekrar kitapçılığa geri döndüm. Ama dershanemiz de devam ediyordu. Bu vesileyle şunu da eklemek isterim ki; insan genç yaşta iflas etmeliymiş. Çünkü ben ticareti bu sayede öğrenmiş oldum.
Yeniden geri döndüğüm kitapçılıkta çok kısa sürede işlerim büyüdü. 1995 yılında dershanecilik faaliyetlerini sürdürmeye devam ettik. 2000 yılından sonra 17-18 dershaneye ulaştık. 2004 yılında öğretmenlerimizle yaptığım bir toplantıda kendilerine, 2010 yılında kolejimizin, 2020’de ise üniversitemizin olacağını söyledim.
Kolejimizi açmadan önce ülkemizin önemli okullarını dolaştım. Örnek vermek gerekirse Ankara’da TED’i, İstanbul’da Doğa Koleji’ni inceledim. Hayatımda yaşamadığım her şeyi öğrencilerimize bu kolejde yaşatmayı arzuladım. 100 dönüm arazisi olan bu okulda büyük bir projeye imza attım. İlköğretim, lise, fen lisesi, çocuk üniversitesi, spor tesisleri yapıldı. Hayvanların yaşadığı, doğayla iç içe ve yaşayarak deneyimleyebileceğiniz bir okulu kazandırdık. Geçmişten günümüze bir hesap yaptığımda, benimle birlikte yaklaşık 50 bin kişi çalışmış, 400 bin öğrencimiz olmuş. Şu anda da 3 bin civarında çalışanımız var. Dünyanın dört bir tarafında benim öğrencilerim mevcut.   

SADECE LORDLARIN ÇOCUKLARINI OKUTMUYORUZ
Kolejin felsefesini nasıl oluşturdunuz?
Ben çalışarak okuduğum için 23 Nisan ve 19 Mayıs gibi milli bayramların kutlama etkinliklerinde yer alamadım. Bu eksiklikleri yaşamış biri olarak kolejimize bir değil iki havuz yaptım, çocukların tarımı kendileri ekip biçerek öğrenmelerini istedim. Bir keresinde bana Bursa Sınav Koleji’nin neden uygun ücretli olduğu soruldu, ben de “Biz kolejimizde sadece lordların çocuklarını okutmuyoruz” şeklinde yanıt verdim. Ben her çocuğun okumasını istiyorum. Biz 2008 yılında 10 bin lira yıllık ücretle başladık. O tarihte dolar 1 lira idi yani 10 bin dolara tekabül ediyordu. Şu anda böyle bir şey yok tabi. İlk yılında okulumuzda 1175 öğrenci okuyordu. Zamanla birlikte hızla büyüdük, bir sene içinde 3 kolej açtığımızı hatırlıyorum. 

İNGİLİZCE’Yİ ANA DİL GİBİ ÖĞRETİYORUZ
Velilerin okul tercihini belirleyen ana unsurların başında sınav başarısı geliyor. Siz akademik ve yaşam başarısıyla sınav başarısı arasındaki dengeyi kurumlarınızda nasıl sağlıyorsunuz?
Bizimle çalışan bütün öğretmenler ya öğrencim ya da stajyerimdir, mümkün olduğu kadar dışarıdan kimseyle çalışmayız. Dolayısıyla bütün idarecilerimiz kurumumuzun içinden gelmektedir. Demem o ki biz büyük bir aileyiz. Mesela dershanedeki en iyi öğretmenler koleje geçer. Kolejde tecrübe kazananları üniversiteye aldık. Kolejde 20-25 sene çalışmış öğretmenler kendilerini yenileyemiyorlar. Onları yeniden heyecanlandırmak için üniversiteye alıyoruz. Pek çoğu doktorasını yaptı ve böylelikle üniversitede çalışmaya hazır hale geldiler.
Kolejde uyguladığımız sistemle 8. sınıfa giden birçok öğrencimiz tam puan çıkardı. Mesela Mustafa Kemalpaşa Koleji’nde okuyan bir öğrencimiz askeri liseler sınavında birinci oldu. Akademiye büyük ağırlık verdim, örneğin İngilizce öğretimi konusunda 100’ün üzerinde toplantı yaptık. Şu anda rahatlıkla iddia edebilirim ki; Bursa Sınav Koleji’nden mezun olan öğrencilerin büyük çoğunluğu Sabancı veya Koç Üniversitesi’ne gittiğinde hazırlık sınıfına devem etmek zorunda kalmıyor, çünkü ana dili gibi İngilizce biliyorlar. Bunun temelinde ise çok iyi planlanmış bir eğitim müfredatına sahip olmamız bulunuyor. 

Müfredatı nasıl planladınız?
Çocuk üniversitelerini kurarken çok araştırmalar yaptım. Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve ABD’yi inceledik. Bu işi en iyi Finlandiya’nın yaptığını öğrendik. Almanya’da çift dille eğitim konusunda Anastasia adında uzman bir kadınla anlaştık. Bir Türk ile evlendi ve şu anda Uludağ Üniversitesi’nde doçent unvanıyla akademik hayatını sürdürüyor. Bizim bütün alt yapımızı o hazırladı. Sadece çift dille eğitimi organize etmedi, bütün sınıfların dizaynını ve öğretmenlerimizin mülakatlarını da yaptı. Kendisinin şöyle bir iddiası var; “En iyi İngilizce bilen öğretmen ana sınıfında olacak. Çünkü çocuk eğitim hayatına sıfırdan başlıyor”. İngilizceyi niçin iyi konuşamadığımızı tespit ettik. Sorun, çocukluk döneminde bunu doğru öğretememek. Biz bu sorunu çözdük ve hayata geçirdiğimiz projemize çok inanıyoruz. Bu bir hayal değil. Metazone Forest adında çeşitli aletlerle çocuklara matematiği öğreten bir sistem kurduk. Avrupa’dan çok iyi malzemeler getirdik. 

mudanya_uniMUDANYA ÜNİVERSİTESİ USTALIK ESERİM
Bir model kurdunuz ve oldukça fazla sayıda öğrenci yetiştirdiniz. Daha sonra da bir üniversite açmaya karar verdiniz. Anaokulundan üniversiteye uzanan bir zincir olmak için mi bu yola girdiniz?
Mudanya Üniversitesi doğanın içinde yer alan kampüsü ve merkezi konumuyla Bursa’nın çok önemli bir eseri oldu. Çok okul yaptığım için her metrekaresini en ince detayına kadar düşünerek planladım. İki sene gecikme oldu çünkü özel üniversite kurulma hakkının verilmesini bekledim. Kurmaya karar verdiğimde de aslında üniversite açmanın çok büyük bir iş olduğunu anladım. Çünkü üniversiteye bir kişinin ömrü asla yetmez. Siz ancak doğru bir vizyon koyarsınız ancak bayrak yarışını sürdürecek ailenizden birilerinin mutlaka işin içinde olması gerekir. Geçmişte çok güzel okullar yaptım. Mudanya Üniversitesi’ni ustalık eserim olarak görüyorum. 

ÜNİVERSİTEDE İŞ GARANTİLİ EĞİTİM VERİYORUZ
Bir üniversitenin pek çok ayağı var. Bunlardan biri bilimsel araştırmalar, ikincisi de üniversite - sanayi iş birliğidir. Bu konularda üniversitenin vizyonu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Eğitim Konseyi Başkanı olduğum için ilimizin önemli sanayicileri ile sık sık birlikte oluyorum. Oda içinde onlarca danışma kurulumuz var ve bizim şirketlerimizin de arasında bulunduğu Bursa’nın ilk 250 firması bu danışma kurulumuzun üyesi konumunda. Bu sebeple devamlı bir arada çalışıyoruz. Şu anda 160 öğrencimiz mezun olacak ve bunların tamamı işe girecekler. Bütün hastanelerde ve sağlık kuruluşlarında bizim çocuklarımız çalışıyor. Çünkü onlara iş garantisi verebiliyoruz. Mesela çocuk gelişim bölümleri açtık ve burada okuyan öğrencilerimize 10 yıl iş garantisi verdiğimizi beyan ediyoruz. Zaten 13 tane kendimize ait çocuk üniversitemiz var. Yine İngiliz dili ve edebiyatı bölümü mezunlarımızın tamamı ancak bizim kendi okullarımıza yeter çünkü müfredatımızda çok dil dersimiz bulunuyor. Zaten Bursa bir sanayi kenti. İlk 10 yıl içinde Türkiye’nin en büyük 10 üniversite içinde olmayı, 20 yıl içinde de ilk 5 üniversiteden biri olmayı hedefliyoruz. Bunu da gerçekleştireceğiz. Çünkü dünyayla entegre halindeyiz. Yurt dışında yüzlerce eski öğrencimiz var ve üniversitemize sahip çıkıyorlar. En büyük amacım yurt dışında çalışan akademisyenleri kendi kurumumuzda istihdam etmek. Biz bir sisteme inanıyoruz. Üniversitemizi ilk kurduğum günü “buranın tek patronu var o da sistem” dedim. Biz sağlıklı bir sistemi kurarsak kimseyle kavga etmeyeceğiz. Bugün Almanya’yı Almanya yapan sistemdir, disiplindir. Eğitimde disiplin esastır. Bunun ötesi olmaz. 

İLK ŞARTIM DİSİPLİNDİR
Yıllardan beri eğitim sektöründe hem eğitimci hem de yönetici olarak bulunuyorsunuz. Peki siz kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlarsınız? Çalışanlarınızdan ne bekler ve onlara neler verir?
Benim birinci şartım disiplindir. Yanlış anlaşılmasın, disiplin demek askeri kamptaymış gibi hareket etmek ya da insanı rencide etmek değildir. Bunun dışında eğitimde fiziki şartların iyi olması gerektiğine inanıyorum. Çağdaş düşünceli biriyim. Teknolojiyi asla ertelemem. Dolayısıyla ben disipline, teknolojiye, spora, sanata ve akademiye eşit bakıyorum. Üniversitemize de bu felsefeden bakıyorum. Bizim çok iyi bilim insanlarına ihtiyacımız var. Dolayısıyla sistematik, displinli, özgür düşünceye sahip, sanatsever, hakikate açık bir ortamı yaratma hedefimiz bulunuyor, bunu da yapıyoruz. 

İş dışındaki hayatınızda neler yaparsınız?
Ben kitapçı olduğum için ülkemizin bütün büyük yayınevleriyle iyi ilişkilerim var. Bu sebeple çıkan her kitabı mutlaka okumaya çalışırım. Şimdilerde ise telefondan sesli olarak takip ediyorum. Özellikle eğitimle ilgili çıkan her yeni kitabı okumaya gayret ederim. Çok yürür ve spor yaparım. Bir çiftliğim ve misafirhanem var, bütün dostlarımı orada ağırlarım. 

KAZANDIĞIMI ÜLKEME VAKFETMEK İSTİYORUM
Kısa, orta ve uzun vadede üniversitenizin gelmesini istediğiniz yer neresi?
Bugüne kadar çalıştım ve kazandım, kendi memleketime yatırımlar yaptım. Kazandığımı ülkeme gerçekten vakfetmek istedim. Bunun da tepe noktası üniversitedir. Ben eğitimciyim, fakat üniversite işini pek eğitimciler yapmıyor. Yani üniversite kuran eğitimci sayısı yüzde 10’u geçmez. Londra’da bir toplantıda bana gelecekteki vizyonumun ne olduğu sorulunca artık bu dünyadan huzur içinde gitmek olduğunu söylediğimde salondakiler önce çok şaşırdı. Onlara ardımdan bu memlekete güzel bir eser bırakarak hatırlanmak istediğimi söylediğimde beni alkışladılar. Çok güzel bir üniversite kurduk. Çok kıymetli isimlerin oluşturduğu bir mütevelli heyetimiz var. Günümün yarısı burada geçiyor. Çok güzel ve uyumlu bir ekibe sahibim. Rektörümüz, dekanlarımız, bölüm başkanlarımız çok özel isimlerden oluşuyor.
Hızlı büyümek gibi bir derdimiz yok. Yavaş yavaş ilerlemek istiyoruz. Mesela meslek yüksekokulunu büyütmek isterim çünkü Bursa’nın buna çok büyük ihtiyacı var. Ayrıca ilimizde bulunan tek vakıf üniversitesi olmanın avantajını yaşıyoruz. Lisansta hedefimiz 5-7 bin öğrenci, daha fazlasını düşünmüyorum. 2-3 bin kadar yüksek lisans öğrencilerimiz olabilir. Çünkü bu memlekete iyi yetişmiş üniversite hocaları gerekli. Dolayısıyla bunu yapmayı yani iyi hocalar yetiştirmeyi hedefliyoruz. Lisansta başa oynayacağız. 

ÖZEL OKULCULUKTA İŞİNİ İYİ YAPANLAR BÜYÜYECEK
Siz uzun yıllardan beri özel okulculuk sektörünün her kademesinde var olan birisiniz. Ne var ki özel okul sektörü Türkiye’de istenilen düzeye ulaşamıyor. Özel okul sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz? Size göre sorunlar ve çözüm önerileriniz neler?
Mayıs ayının son günlerinde Özel Öğretim Genel Müdürümüzü Bursa’ya davet ederek Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda eğitim camiasından 600 kişinin katıldığı bir toplantı gerçekleştirdik. Ben eğitime ilgili bütün organizasyonlara, şuralara gidiyorum. Türkiye’de özel okulculuk 2006 yılına kadar çok kötü durumdaydı, özel okulların oranı yüzde 3 ila 6 arasındaydı. 2007 ve 2008’den sonra sektör büyümeye başladı. Temel liselerle birlikte Bursa’da özel okulların oranı yüzde 17’ye, Türkiye genelinde ise yüzde 11,9’a kadar çıktı. Daha sonra temel liselerin kapanması süreci sonunda özel okulların oranı ülke genelinde yüzde 8,5, Bursa’da ise yüzde 11,9 oldu. Dikkat ederseniz Bursa her zaman özel okulculukta lider konumdadır, bunun nedeni ise Bursa Sınav Koleji’dir.
OECD ülkelerinde özel okulların oranı yüzde 17 seviyesindedir. 2018 yılında özellikle teşviklerin kesilmesiyle özel okulculuk sektörü darbe gördü. Bunun yanı sıra, kamuoyunda özel okulların soygun yeriymiş gibi kötü bir imajı oluştu. Ben özel okulculuk sektöründe işini iyi yapanların, gerçekten iyi eğitim verenlerin daha da büyüyeceğine inanıyorum. 

İKİNCİ NESİL ÇOK GÜÇLÜ GELİYOR
Çocuk üniversitesini kurdum. Çocuk üniversitesinde merdiven yoktur, çocuklar rampalarda yürürler. Farklı bir felsefesi var. 2-12 yaş arasını hedefledik. Sonra öylesine büyük bir talep aldık ki fen liselerimizden biri olan Demirci Lisesi Türkiye birincisi oldu. 500 tam puanla öğrenci alıyoruz. Eğitim parasını mümkün mertebe almıyoruz, sadece yemek ve yol ücretlerini talep ediyoruz. Çünkü bu çocuklar bizim göz bebeğimiz.
Ben işimi her zaman güzel yapmayı amaçladım, iyi yapınca da maddi imkanlar arkasından geldi. Mudanya Üniversitesi’ni kurabilmek için 18 yıl kendimi geliştirdim, dünyanın önemli üniversitelerini yerinde inceledim. Beni en çok etkileyen üniversite Harvard oldu. Bir oğlum Koç Üniversitesi’nden, biri Sabancı’dan, diğeri de Beykent Üniversitesi’nden mezun oldu. Büyük oğlum yüksek lisansını İngiltere’de tamamladı, küçük oğlum da yine İngiltere’de yüksek lisansına devam ediyor. İkinci nesil çok güçlü geliyor. Evlatlarımın benden sonra bu işi çok iyi yürüteceklerine inanıyorum. 

“Türkiye’de eğitim müfredatı yanlış. Eğitim sistemimizin hızlı bir biçimde yenilenmesi gerekiyor. Bana göre eğitim işi derhal belediyelere geçmeli. Okulların güvenliği, temizliği, düzeni belediyeler tarafından yapılmalı. Çünkü belediye başkanları ilçesindeki okullarla devamlı temas halinde olabiliyor. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı bir koordinasyon kurumu olarak görev yapabilir. Dolayısıyla eğitim politikasını yerelleşmesinin farz olduğunu düşünüyorum.”

 

> Muş’tan dünyaya açılan bir eğitim neferi: Gıyasettin Bingöl

Bursa Sınav Koleji, Bursa Çocuk Üniversitesi ve ardından Mudanya Üniversitesi… Gıyasettin Bingöl’ün 1980’li yılların sonundan itibaren dershanecilikle yaktığı eğitim meşalesi bugün 15 bin kişiye eğitim imkanı yaratan bir komplekse dönüşmüş durumda. Muş Varto’nun bir köyünden başlayan yaşam öyküsü ise gelecek kuşaklara örnek olacak yaşam tecrübesi ve mücadele azmini ortaya koyuyor. Gıyasettin Bingöl’ün ustalık eserim diye nitelendirdiği Mudanya Üniversitesi zamanının büyük çoğunluğunu alsa da tüm kademelerdeki eğitim kurumlarıyla bire bir ilgilenmeye devam ediyor. Bursa Sınav Koleji, Bursa Çocuk Üniversitesi Kurucusu ve Mudanya Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Gıyasettin Bingöl ile yaşam öyküsünün dönüm noktalarını, eğitim sektörüne nasıl adım attığını ve kurumlarında yarattığı farklılıkları konuştuk. 

gıyasettin_bingol_haziran_2024Gıyasettin Bey öncelikle hayat öykünüzü sizden dinleyebilir miyiz?
1962 yılında Muş’ta doğdum. Çok zor şartlar altında büyüdüm. 1966 Varto depreminde 2 saat enkaz altında kalmışım. 6 bin kişinin yaşadığı ilçede 4 bin kişi bu depremde hayatını kaybetti. İlkokulu köyümdeki okulda okudum. Elektriğimiz yoktu. İlkokulda şartlarımız çok zorluydu. Cetvelim, pergelim hiç olmadı. Silgili kalemler o dönemlerde çıkmıştı ama alacak durumumuz yoktu. O yıllarda silgili bir kalemimin olmasını çok istemiştim. İlkokul dördüncü sınıfa giderken Haydar Dumansız adında bir hocamız vardı ve beni keşfetmişti. Her ayın sonunda maaşını almak için ilçe merkezine gittiğinde, bana genellikle bir genel yetenek kitabı alıyordu. O kitapların her birini üçer, dörder defa okur ezberlerdim. Daha sonra Varto’nun ilçe merkezinde devlet yatılı parasız sınavına gittiğimde, hayatımda ilk defa elektriği gördüm. O yıllarda dedemin babama benimle ilgili “Bu çocuğu mutlaka okutun. Bu çocuk sizi kurtarır” dediğini anımsıyorum. Biz 9 kardeştik. Bu sözler benim için büyük bir motivasyon olmuştu. Devlet yatılı parasız sınavına son 1 saatinde girdim ve kazandım. Köyümüzden 24 kişi sınava girmişti ve sadece 2 kişi kazanmıştı. Hatta sınavı kazandığım haberini dağda çobanlık yaparken öğrendim.
Muş’un il merkezinde yatılı okula başladım. Ailemin kahramanı gibiydim. İlk ayakkabı ve takım elbiseyle okulda tanıştım. Hangi dersi görüyorsam hepsini ezberliyordum çünkü köye dönmek istemiyordum. Köy hayatı benim için sanki işkenceydi ama ailemi de çok özlüyordum. Hatta akşamları ağlıyordum ama finalde köyüme dönmek istemiyordum. Lise 2’ye kadar güzel bir eğitim hayatım oldu. Ancak lise 2’deyken ilimizde siyasi karışıklıklar, sağ – sol olayları başladı. 22 Şubat 1978 tarihinde Muş’u terk ederek Erzurum’da bir liseye kaydoldum. Burada okurken bir kitapçının yanında çalışmaya başladım.
Liseyi bitirdikten sonra yine Erzurum’da Aralık 1980’de bir kitapçı dükkanı açtım. Hemen sonrasında İstanbul’a giderek Cağaloğlu ve Beyazıt’tan kitaplar aldım. Askeri darbenin hemen sonrasıydı ve Erzurum’da insanlar kitap okumaya başlamıştı. Kitapçı dükkanıma ilgi yüksekti. 1983 yılında Bursa Uludağ Üniversitesi’ni kazandım. O yıllarda Erzurum’da en az 20 kitabevi varken ilginçtir Bursa’da hiç kültür kitabı satılmıyordu. Burada bir arkadaşımla kitapçılar çarşısını kurduk. Zamanla Bursa’nın en büyük kitapevi olduk. Şimdi de BKM 4 şubesi, en büyük e-ticaret sitesi ve eğitim yayınları ile Türkiye’nin ve Avrupa’nın en büyük kitapçısı. Biz eğitim ve kültüre çok önem veren bir aileyiz. BKM’nin başında da kardeşim Kutbettin Bey işleriyle başarıyla yürütüyor. İmkanları kısıtlı bir aileden geldiğim için çobanlık, tarım işçiliği yaptım, yıllarca İstanbul’da inşaatlarda çalıştım. Yazın çalışıyor, kışın okuyordum. Tek amacım para kazanarak geçinmek ve okumaktı. Bunları yaparken köyümden pek çok çocuğun da okumasına destek oldum. Çünkü bunu kendime misyon edinmiştim.     

bursa_sinav_kolejiKİTAPÇILIKTAN DERSHANECİLİĞE
Eğitim sektörüne nasıl girdiniz?
Kitap işinde o kadar büyüdük ki toptan kitap satışına başladım, Bursa’nın ve Marmara Bölgesi’nin okul kitaplarında baş bayisi oldum. O yıllarda okul kitaplarını kırtasiyecilere biz veriyorduk. Bir gün iki arkadaşım kitap satışı yaptığımız binanın boş katında dershane açmamızı önerdi. Böylece 1989 yılında ilk dershanemizi açtık. Dershanemize hiç beklemediğim bir talep oldu ve kısa sürede büyüdü. Bursa’da o o dönemde 4 dershane vardı, ben beşinci olarak faaliyet gösteriyordum. Bursa’nın en pahalı binasını tuttum ve burada dershanemizi açtık. Ne var ki 1994 yılında iflas ettim ve tekrar kitapçılığa geri döndüm. Ama dershanemiz de devam ediyordu. Bu vesileyle şunu da eklemek isterim ki; insan genç yaşta iflas etmeliymiş. Çünkü ben ticareti bu sayede öğrenmiş oldum.
Yeniden geri döndüğüm kitapçılıkta çok kısa sürede işlerim büyüdü. 1995 yılında dershanecilik faaliyetlerini sürdürmeye devam ettik. 2000 yılından sonra 17-18 dershaneye ulaştık. 2004 yılında öğretmenlerimizle yaptığım bir toplantıda kendilerine, 2010 yılında kolejimizin, 2020’de ise üniversitemizin olacağını söyledim.
Kolejimizi açmadan önce ülkemizin önemli okullarını dolaştım. Örnek vermek gerekirse Ankara’da TED’i, İstanbul’da Doğa Koleji’ni inceledim. Hayatımda yaşamadığım her şeyi öğrencilerimize bu kolejde yaşatmayı arzuladım. 100 dönüm arazisi olan bu okulda büyük bir projeye imza attım. İlköğretim, lise, fen lisesi, çocuk üniversitesi, spor tesisleri yapıldı. Hayvanların yaşadığı, doğayla iç içe ve yaşayarak deneyimleyebileceğiniz bir okulu kazandırdık. Geçmişten günümüze bir hesap yaptığımda, benimle birlikte yaklaşık 50 bin kişi çalışmış, 400 bin öğrencimiz olmuş. Şu anda da 3 bin civarında çalışanımız var. Dünyanın dört bir tarafında benim öğrencilerim mevcut.   

SADECE LORDLARIN ÇOCUKLARINI OKUTMUYORUZ
Kolejin felsefesini nasıl oluşturdunuz?
Ben çalışarak okuduğum için 23 Nisan ve 19 Mayıs gibi milli bayramların kutlama etkinliklerinde yer alamadım. Bu eksiklikleri yaşamış biri olarak kolejimize bir değil iki havuz yaptım, çocukların tarımı kendileri ekip biçerek öğrenmelerini istedim. Bir keresinde bana Bursa Sınav Koleji’nin neden uygun ücretli olduğu soruldu, ben de “Biz kolejimizde sadece lordların çocuklarını okutmuyoruz” şeklinde yanıt verdim. Ben her çocuğun okumasını istiyorum. Biz 2008 yılında 10 bin lira yıllık ücretle başladık. O tarihte dolar 1 lira idi yani 10 bin dolara tekabül ediyordu. Şu anda böyle bir şey yok tabi. İlk yılında okulumuzda 1175 öğrenci okuyordu. Zamanla birlikte hızla büyüdük, bir sene içinde 3 kolej açtığımızı hatırlıyorum. 

İNGİLİZCE’Yİ ANA DİL GİBİ ÖĞRETİYORUZ
Velilerin okul tercihini belirleyen ana unsurların başında sınav başarısı geliyor. Siz akademik ve yaşam başarısıyla sınav başarısı arasındaki dengeyi kurumlarınızda nasıl sağlıyorsunuz?
Bizimle çalışan bütün öğretmenler ya öğrencim ya da stajyerimdir, mümkün olduğu kadar dışarıdan kimseyle çalışmayız. Dolayısıyla bütün idarecilerimiz kurumumuzun içinden gelmektedir. Demem o ki biz büyük bir aileyiz. Mesela dershanedeki en iyi öğretmenler koleje geçer. Kolejde tecrübe kazananları üniversiteye aldık. Kolejde 20-25 sene çalışmış öğretmenler kendilerini yenileyemiyorlar. Onları yeniden heyecanlandırmak için üniversiteye alıyoruz. Pek çoğu doktorasını yaptı ve böylelikle üniversitede çalışmaya hazır hale geldiler.
Kolejde uyguladığımız sistemle 8. sınıfa giden birçok öğrencimiz tam puan çıkardı. Mesela Mustafa Kemalpaşa Koleji’nde okuyan bir öğrencimiz askeri liseler sınavında birinci oldu. Akademiye büyük ağırlık verdim, örneğin İngilizce öğretimi konusunda 100’ün üzerinde toplantı yaptık. Şu anda rahatlıkla iddia edebilirim ki; Bursa Sınav Koleji’nden mezun olan öğrencilerin büyük çoğunluğu Sabancı veya Koç Üniversitesi’ne gittiğinde hazırlık sınıfına devem etmek zorunda kalmıyor, çünkü ana dili gibi İngilizce biliyorlar. Bunun temelinde ise çok iyi planlanmış bir eğitim müfredatına sahip olmamız bulunuyor. 

Müfredatı nasıl planladınız?
Çocuk üniversitelerini kurarken çok araştırmalar yaptım. Almanya, Fransa, İngiltere, Rusya ve ABD’yi inceledik. Bu işi en iyi Finlandiya’nın yaptığını öğrendik. Almanya’da çift dille eğitim konusunda Anastasia adında uzman bir kadınla anlaştık. Bir Türk ile evlendi ve şu anda Uludağ Üniversitesi’nde doçent unvanıyla akademik hayatını sürdürüyor. Bizim bütün alt yapımızı o hazırladı. Sadece çift dille eğitimi organize etmedi, bütün sınıfların dizaynını ve öğretmenlerimizin mülakatlarını da yaptı. Kendisinin şöyle bir iddiası var; “En iyi İngilizce bilen öğretmen ana sınıfında olacak. Çünkü çocuk eğitim hayatına sıfırdan başlıyor”. İngilizceyi niçin iyi konuşamadığımızı tespit ettik. Sorun, çocukluk döneminde bunu doğru öğretememek. Biz bu sorunu çözdük ve hayata geçirdiğimiz projemize çok inanıyoruz. Bu bir hayal değil. Metazone Forest adında çeşitli aletlerle çocuklara matematiği öğreten bir sistem kurduk. Avrupa’dan çok iyi malzemeler getirdik. 

mudanya_uniMUDANYA ÜNİVERSİTESİ USTALIK ESERİM
Bir model kurdunuz ve oldukça fazla sayıda öğrenci yetiştirdiniz. Daha sonra da bir üniversite açmaya karar verdiniz. Anaokulundan üniversiteye uzanan bir zincir olmak için mi bu yola girdiniz?
Mudanya Üniversitesi doğanın içinde yer alan kampüsü ve merkezi konumuyla Bursa’nın çok önemli bir eseri oldu. Çok okul yaptığım için her metrekaresini en ince detayına kadar düşünerek planladım. İki sene gecikme oldu çünkü özel üniversite kurulma hakkının verilmesini bekledim. Kurmaya karar verdiğimde de aslında üniversite açmanın çok büyük bir iş olduğunu anladım. Çünkü üniversiteye bir kişinin ömrü asla yetmez. Siz ancak doğru bir vizyon koyarsınız ancak bayrak yarışını sürdürecek ailenizden birilerinin mutlaka işin içinde olması gerekir. Geçmişte çok güzel okullar yaptım. Mudanya Üniversitesi’ni ustalık eserim olarak görüyorum. 

ÜNİVERSİTEDE İŞ GARANTİLİ EĞİTİM VERİYORUZ
Bir üniversitenin pek çok ayağı var. Bunlardan biri bilimsel araştırmalar, ikincisi de üniversite - sanayi iş birliğidir. Bu konularda üniversitenin vizyonu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Eğitim Konseyi Başkanı olduğum için ilimizin önemli sanayicileri ile sık sık birlikte oluyorum. Oda içinde onlarca danışma kurulumuz var ve bizim şirketlerimizin de arasında bulunduğu Bursa’nın ilk 250 firması bu danışma kurulumuzun üyesi konumunda. Bu sebeple devamlı bir arada çalışıyoruz. Şu anda 160 öğrencimiz mezun olacak ve bunların tamamı işe girecekler. Bütün hastanelerde ve sağlık kuruluşlarında bizim çocuklarımız çalışıyor. Çünkü onlara iş garantisi verebiliyoruz. Mesela çocuk gelişim bölümleri açtık ve burada okuyan öğrencilerimize 10 yıl iş garantisi verdiğimizi beyan ediyoruz. Zaten 13 tane kendimize ait çocuk üniversitemiz var. Yine İngiliz dili ve edebiyatı bölümü mezunlarımızın tamamı ancak bizim kendi okullarımıza yeter çünkü müfredatımızda çok dil dersimiz bulunuyor. Zaten Bursa bir sanayi kenti. İlk 10 yıl içinde Türkiye’nin en büyük 10 üniversite içinde olmayı, 20 yıl içinde de ilk 5 üniversiteden biri olmayı hedefliyoruz. Bunu da gerçekleştireceğiz. Çünkü dünyayla entegre halindeyiz. Yurt dışında yüzlerce eski öğrencimiz var ve üniversitemize sahip çıkıyorlar. En büyük amacım yurt dışında çalışan akademisyenleri kendi kurumumuzda istihdam etmek. Biz bir sisteme inanıyoruz. Üniversitemizi ilk kurduğum günü “buranın tek patronu var o da sistem” dedim. Biz sağlıklı bir sistemi kurarsak kimseyle kavga etmeyeceğiz. Bugün Almanya’yı Almanya yapan sistemdir, disiplindir. Eğitimde disiplin esastır. Bunun ötesi olmaz. 

İLK ŞARTIM DİSİPLİNDİR
Yıllardan beri eğitim sektöründe hem eğitimci hem de yönetici olarak bulunuyorsunuz. Peki siz kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlarsınız? Çalışanlarınızdan ne bekler ve onlara neler verir?
Benim birinci şartım disiplindir. Yanlış anlaşılmasın, disiplin demek askeri kamptaymış gibi hareket etmek ya da insanı rencide etmek değildir. Bunun dışında eğitimde fiziki şartların iyi olması gerektiğine inanıyorum. Çağdaş düşünceli biriyim. Teknolojiyi asla ertelemem. Dolayısıyla ben disipline, teknolojiye, spora, sanata ve akademiye eşit bakıyorum. Üniversitemize de bu felsefeden bakıyorum. Bizim çok iyi bilim insanlarına ihtiyacımız var. Dolayısıyla sistematik, displinli, özgür düşünceye sahip, sanatsever, hakikate açık bir ortamı yaratma hedefimiz bulunuyor, bunu da yapıyoruz. 

İş dışındaki hayatınızda neler yaparsınız?
Ben kitapçı olduğum için ülkemizin bütün büyük yayınevleriyle iyi ilişkilerim var. Bu sebeple çıkan her kitabı mutlaka okumaya çalışırım. Şimdilerde ise telefondan sesli olarak takip ediyorum. Özellikle eğitimle ilgili çıkan her yeni kitabı okumaya gayret ederim. Çok yürür ve spor yaparım. Bir çiftliğim ve misafirhanem var, bütün dostlarımı orada ağırlarım. 

KAZANDIĞIMI ÜLKEME VAKFETMEK İSTİYORUM
Kısa, orta ve uzun vadede üniversitenizin gelmesini istediğiniz yer neresi?
Bugüne kadar çalıştım ve kazandım, kendi memleketime yatırımlar yaptım. Kazandığımı ülkeme gerçekten vakfetmek istedim. Bunun da tepe noktası üniversitedir. Ben eğitimciyim, fakat üniversite işini pek eğitimciler yapmıyor. Yani üniversite kuran eğitimci sayısı yüzde 10’u geçmez. Londra’da bir toplantıda bana gelecekteki vizyonumun ne olduğu sorulunca artık bu dünyadan huzur içinde gitmek olduğunu söylediğimde salondakiler önce çok şaşırdı. Onlara ardımdan bu memlekete güzel bir eser bırakarak hatırlanmak istediğimi söylediğimde beni alkışladılar. Çok güzel bir üniversite kurduk. Çok kıymetli isimlerin oluşturduğu bir mütevelli heyetimiz var. Günümün yarısı burada geçiyor. Çok güzel ve uyumlu bir ekibe sahibim. Rektörümüz, dekanlarımız, bölüm başkanlarımız çok özel isimlerden oluşuyor.
Hızlı büyümek gibi bir derdimiz yok. Yavaş yavaş ilerlemek istiyoruz. Mesela meslek yüksekokulunu büyütmek isterim çünkü Bursa’nın buna çok büyük ihtiyacı var. Ayrıca ilimizde bulunan tek vakıf üniversitesi olmanın avantajını yaşıyoruz. Lisansta hedefimiz 5-7 bin öğrenci, daha fazlasını düşünmüyorum. 2-3 bin kadar yüksek lisans öğrencilerimiz olabilir. Çünkü bu memlekete iyi yetişmiş üniversite hocaları gerekli. Dolayısıyla bunu yapmayı yani iyi hocalar yetiştirmeyi hedefliyoruz. Lisansta başa oynayacağız. 

ÖZEL OKULCULUKTA İŞİNİ İYİ YAPANLAR BÜYÜYECEK
Siz uzun yıllardan beri özel okulculuk sektörünün her kademesinde var olan birisiniz. Ne var ki özel okul sektörü Türkiye’de istenilen düzeye ulaşamıyor. Özel okul sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz? Size göre sorunlar ve çözüm önerileriniz neler?
Mayıs ayının son günlerinde Özel Öğretim Genel Müdürümüzü Bursa’ya davet ederek Bursa Ticaret ve Sanayi Odası’nda eğitim camiasından 600 kişinin katıldığı bir toplantı gerçekleştirdik. Ben eğitime ilgili bütün organizasyonlara, şuralara gidiyorum. Türkiye’de özel okulculuk 2006 yılına kadar çok kötü durumdaydı, özel okulların oranı yüzde 3 ila 6 arasındaydı. 2007 ve 2008’den sonra sektör büyümeye başladı. Temel liselerle birlikte Bursa’da özel okulların oranı yüzde 17’ye, Türkiye genelinde ise yüzde 11,9’a kadar çıktı. Daha sonra temel liselerin kapanması süreci sonunda özel okulların oranı ülke genelinde yüzde 8,5, Bursa’da ise yüzde 11,9 oldu. Dikkat ederseniz Bursa her zaman özel okulculukta lider konumdadır, bunun nedeni ise Bursa Sınav Koleji’dir.
OECD ülkelerinde özel okulların oranı yüzde 17 seviyesindedir. 2018 yılında özellikle teşviklerin kesilmesiyle özel okulculuk sektörü darbe gördü. Bunun yanı sıra, kamuoyunda özel okulların soygun yeriymiş gibi kötü bir imajı oluştu. Ben özel okulculuk sektöründe işini iyi yapanların, gerçekten iyi eğitim verenlerin daha da büyüyeceğine inanıyorum. 

İKİNCİ NESİL ÇOK GÜÇLÜ GELİYOR
Çocuk üniversitesini kurdum. Çocuk üniversitesinde merdiven yoktur, çocuklar rampalarda yürürler. Farklı bir felsefesi var. 2-12 yaş arasını hedefledik. Sonra öylesine büyük bir talep aldık ki fen liselerimizden biri olan Demirci Lisesi Türkiye birincisi oldu. 500 tam puanla öğrenci alıyoruz. Eğitim parasını mümkün mertebe almıyoruz, sadece yemek ve yol ücretlerini talep ediyoruz. Çünkü bu çocuklar bizim göz bebeğimiz.
Ben işimi her zaman güzel yapmayı amaçladım, iyi yapınca da maddi imkanlar arkasından geldi. Mudanya Üniversitesi’ni kurabilmek için 18 yıl kendimi geliştirdim, dünyanın önemli üniversitelerini yerinde inceledim. Beni en çok etkileyen üniversite Harvard oldu. Bir oğlum Koç Üniversitesi’nden, biri Sabancı’dan, diğeri de Beykent Üniversitesi’nden mezun oldu. Büyük oğlum yüksek lisansını İngiltere’de tamamladı, küçük oğlum da yine İngiltere’de yüksek lisansına devam ediyor. İkinci nesil çok güçlü geliyor. Evlatlarımın benden sonra bu işi çok iyi yürüteceklerine inanıyorum. 

“Türkiye’de eğitim müfredatı yanlış. Eğitim sistemimizin hızlı bir biçimde yenilenmesi gerekiyor. Bana göre eğitim işi derhal belediyelere geçmeli. Okulların güvenliği, temizliği, düzeni belediyeler tarafından yapılmalı. Çünkü belediye başkanları ilçesindeki okullarla devamlı temas halinde olabiliyor. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı bir koordinasyon kurumu olarak görev yapabilir. Dolayısıyla eğitim politikasını yerelleşmesinin farz olduğunu düşünüyorum.”

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 01 Temmuz 2024 13:13

Gösterim: 4371

15. Yılını kutlayan Limit Yayın Grubu, okul öncesi, ortaokul ve lise düzeyinde bugüne kadar 1000’in üzerinde kitap yayınlarken, güncel portföyünde ise 700 civarı kitap bulunuyor. Sektörde bugüne kadar birçok yeniliğe imza attıklarını belirten Limit Yayın Grubu Genel Müdürü Mehmet Saylan, “Liselere geçiş ve üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan veya okuldaki derslerinde başarılı olmak isteyen öğrencilerimize nitelikli kitaplar sunmak yayın olarak başlıca amacımız. Kitaplarımız, güncel müfredat programlarına ve merkezî sınavlara %100 uygun hazırlanmakta.” diye konuştu.

mehmet saylanKurumunuzun kuruluşu ve dünden bugüne gelişimi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Mehmet Saylan: Limit Yayın Grubu, bir öğretmen kuruluşu olarak doğdu ve hâlâ bu şekilde devam ediyor. Yani eğitimle iç içe olan kişiler tarafından kuruldu. Limit Yayın Grubu olarak yıllar önce çıktığımız yayıncılık macerasına yalnızca birkaç kitapla başlamıştık. Yayıncılık dünyasındaki 15. yılımızı geride bıraktık. Okul öncesi, ortaokul ve lise düzeyinde bugüne kadar 1000’in üzerinde çeşitli kitaplar yayımladık. Güncel portföyümüzde ise 700 civarı kitap var. Üstelik bu sayıya deneme sınavları ve yaprak testler dâhil değil.
Yayıncılık piyasasına “el kitabı” kavramı Limit ile girdi. Bizden önce “cep kitabı” kavramı kullanılırdı, “el kitabı” kavramı yoktu. Limit El Kitapları yayımlandıktan sonra birçok yayın el kitabı çıkardı. Anlayacağınız “el kitabı” kavramını yayın dünyasına biz kazandırdık. “El kitapları”nın haricinde “konu anlatım föyleri”, “konu anlatım fasikülleri”, “soru bankaları”, “sınavlara hazırlık deneme sınavları”, “ara sınıf deneme sınavları”, “kazanım değerlendirme sınavları”, “ortaokul kitapları”, “LGS hazırlık kitapları”, “ana okulu setleri ve okuma kitapları”, “kurumsal yayınlar” gibi pek çok kategoride de geniş bir ürün yelpazemiz bulunmakta.
Liselere geçiş ve üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan veya okuldaki derslerinde başarılı olmak isteyen öğrencilerimize nitelikli kitaplar sunmak yayın olarak başlıca amacımız. Kitaplarımız, güncel müfredat programlarına ve merkezî sınavlara %100 uygun hazırlanmakta. Üniversiteye veya nitelikli liselere yerleşen birçok öğrencimizden olumlu dönütler almaktayız. Başarılı öğrencilerin önerdiği yayınlar arasında ilk sırada Limit’in adı geçmekte. Bu tesadüf eseri oluşan bir başarı değil tabii ki. Yayın kalitesini artırmak amacıyla sürekli bu konu üzerinde çalışıyoruz. Her şehri, her bayiyi karış karış gezerek piyasanın bu sektörden ve bizden beklentileri nelerdir sorusuna cevap arıyoruz, aldığımız dönütleri de yayınlarımıza yansıtıyor ve kitaplarımızı buna göre güncelliyoruz. Bu sayede yayın kalitemiz her zaman en üst seviyede oluyor. Yayın kalitesi arttıkça da öğrencilerin başarısı da yükseliyor.
Anlayacağınız öğrenciler sınava girdikten sonra bizim işimiz bitmiyor. Ürün geliştirme süreci her zaman harıl harıl işleyen bir sistem. Sıkça tekrarladığım, Sezai Karakoç’a ait güzel bir söz vardır: “Biz koşu bittikten sonra koşan atlarız”. Limit Grup’un çalışma düsturunu en güzel özetleyen cümle de budur.

‘ÖZEL OKULLARA HEM BASILI HEM DİJİTAL HİZMET SUNUYORUZ’

feyzullah_celikbagÖzel okullara hem basılı hem de dijital alanda birçok hizmet sunduklarını belirten Limit yayın Grubu Genel Müdür Yardımcısı Feyzullah Çelikbağ, “Basılı olarak sunduğumuz yayın seçeneğimiz oldukça fazla. Kurumların kendi öğrenci profillerine ve ihtiyaçlarına uygun kitap seçebilmelerini sağlamaktayız.” dedi. Çelikbağ, Limit Yayın Grubu’nun sunduğu hizmet ve çalışmaları hakkında sorularımızı yanıtladı.

Kurum yayınlarınızın özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
“Limit Yayınları”, “Limit Kurumsal”, “Esen Yayınları”, “Esen Kurumsal”, “Üçrenk Yayınları”, “Kronometre Yayınları”, “Avantaj Yayınları” Limit Yayın Grubu’na bağlı yayınlardır. Her bir yayının kendisine özgü özellikleri vardır. Öğrencilerin ve kurumların yayın konusunda bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir portföyümüz bulunmaktadır. “Limit Yayınları”nda el kitapları konu anlatımlarından oluşan ve kolay taşınabilen, roman boyutunda kitaplardır. “Limit Kurumsal”da yer alan “konu anlatım föyleri” sekizer sayfadan oluşan ve genellikle bir derste bitirilecek föylerden oluşmaktadır. Bu föylerde etkinlikler, çıkmış sınav soruları, örnek sorular, kazanım testleri yer almaktadır. “Avantaj Yayınları”nda yer alan konu anlatım kitapları fasiküllerden oluşmaktadır. Bu fasiküllerin kolay taşınabilmesi öğrenci için bir avantajdır. “Kronometre Yayınları”nda ise konular ders ders işlenebilecek şekilde bölümlenmiş fasiküllerden oluşmaktadır. Soru bankaları konusunda da aynı şekilde birbirinden farklı 5 seçenek sunabiliyoruz kurumlara. Hem kurumlar hem de öğrenciler için pek çok yayın alternatifi sunabiliyoruz, bu çeşitlilik de yayınımızı güçlendiren en önemli unsur olarak öne çıkmaktadır.

Özel okullara sunduğunuz hizmetler nelerdir?
Özel okullara hem basılı hem de dijital alanda birçok hizmet sunuyoruz. Basılı olarak sunduğumuz yayın seçeneğimiz oldukça fazla. Kurumların kendi öğrenci profillerine ve ihtiyaçlarına uygun kitap seçebilmelerini sağlamaktayız. Deneme sınavları konusunda da birçok seçenek sunmaktayız. İsteyen kurumlara ürünlerimizi kendi logolarının yer aldığı kapaklarla da verebiliyoruz. Bu da onlar açısından büyük bir avantaj. Bu sayede kendi markalarının öğrencinin elinde gezmesini sağlayabiliyorlar.
Dijital alanda da özel okullara çok büyük bir “soru havuzu” sağlamaktayız. Beş yüz binden fazla sorudan oluşan bu soru havuzundan öğretmenler, testler ve sınavlar hazırlayabilmektedirler. Akıllı tahta veya bilgisayarda açılabilen üç boyutlu eğitim materyalleriyle biyoloji, fizik, kimya, geometri gibi branşlarda öğrencinin somut olarak öğrenmesi sağlanmaktadır.

Öğrenciler yayınlarınızdan nasıl yararlanabiliyor?
Öğrencilerimize ihtiyaç duyabilecekleri her çeşit kaynak sunabilmekteyiz. Planlama defterleri, her ürün için detaylı video çözümleri ve uygulama üzerinden video çözümlerine kolay erişim öncelikli olarak öğrenci arkadaşlarımızın yararlanabilecekleri en temel kısımlar. Öğrencinin yapabildiği sorudan daha önemli olan bir şey varsa o da yanlış yaptığı sorudur, bu bize hangi alana daha çok yoğunlaşılması gerektiğini gösterir. Bu konuda da sadece video çözümleriyle değil konu anlatım içerikleriyle de öğrencilerimizi desteklemekteyiz. Hem yayınımızın YouTube kanalında hem de yazarlarımızın bireysel YouTube kanallarında yayımladıkları öğretici videolar ile öğrenciler, kitaplarımızdan en üst düzeyde yararlanabilecektir. Yeni dönem için de bu alanda daha çok içerik üretmeyi ve öğrencilerimize daha çok yarar sağlamayı düşünüyoruz. Limit Yayın Grubu olarak öğrencilerin sınava en iyi şekilde hazırlanabilmesi için en ince ayrıntıyı düşünüyoruz.

EDUJET İLE KİŞİYE ÖZEL ÖĞRENME
Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle dijital yayınlar öne çıkıyor. Bu alandaki çalışma ve hizmetleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Yeni oluşturduğumuz ve yakın zamanda tanıtımını yapacağımız dijital platformumuz Edujet; yapay zekâ ve veri analitiğiyle öğrencilerin eksik olduğu ders, ünite ve kazanımları belirleyen, bu ihtiyaçlara yönelik kişiye özel öğrenme paketleri sunan, öğrenci odaklı ve bütçe dostu bir eğitim platformudur. Mobil ve web uygulamaları üzerinden kitapları; ses, video, animasyon, konu anlatımları ve interaktif uygulamalarla zenginleştirerek öğrenme deneyimini destekliyoruz.
Teknoöğretim otomasyon sistemimiz; bir öğretim kurumunun muhasebe, yoklama, ölçme-değerlendirme, dijital içerikler (z-kitaplar, mobil uygulamalar, video çözümleri vb.), rehberlik modülleri, online ve fizikî sınav hazırlama modülleri içeren soru havuzu gibi pek çok unsuru içermektedir.

ÖSYM’NİN ve MEB’İN SORU YAPISINI ESAS ALIYORUZ
Sınavlara hazırlıklarda neler ön plana çıkıyor? Kurum ve öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?
Günümüzde eğitim-öğretimin amacı, bilgi vermenin ötesine geçti. Artık sadece bilen değil, bilgiyi kullanabilen bireyler yetiştirilmek istenmektedir. MEB Maarif Modeli’ndeki öğretim programlarına bakıldığında hedeflerin bu amaçla düzenlendiği görülmektedir. Yapılan ve yapılacak sınavlarda soruların bu nitelikte olacağını öngörüyoruz. Sınavlarda artık sadece bilgi değil, bilgiyi kullanabilme becerisi ölçülmektedir. Nitekim MEB’in ve ÖSYM’nin yayımladığı örnek soru tiplerinde de bu durum açıkça görülmektedir.
Özellikle fen bilimlerinde (kimya, fizik, biyoloji) deneysel çalışmaların önemi arttığı için değişkenler arasındaki ilişkinin kurulması istenmektedir. Böylece öğrencinin yorum gücü ön plana çıkarılmaktadır. Matematik branşındaki yeni soru tiplerinde “görsellik” ağır basmaktadır. Şekilli ve tablolu mantıksal sorular ön plana çıkmaktadır. Bu soru tipleri sınava giren adayların verilen bilgiyi kavrayabilme, bu bilgiyi kullanıp sonuca ulaşabilme, mantıksal çıkarımlarda bulunabilme, yorumlama ve akıl yürütme becerilerini ölçmektedir. Türkçe branşında ise okuduğunu anlama, anlamlandırma, analiz etme becerileri öne çıkarılmaktadır. Limit Yayın Grubu olarak yayınlarımızda bu gelişme ve değişmelere dikkat ediyoruz.
Sınavlara hazırlıkta güncellik ve soru yönelimlerinin değişmesi öne çıkıyor. MEB ve ÖSYM her yıl yeni soru tarzları ortaya koyuyor. Bu da kaynakların her yıl güncellenmesini gerektirmektedir. Biz kaynaklarımızı oluştururken ÖSYM’nin ve MEB’in soru dilini esas almaktayız. Bu da öğrencinin sınava aşina olmasını sağlamaktadır. Yapılan en ufak değişikliği dikkate almaktayız. Örneğin ÖSYM, daha önceki yıllarda seçeneklerdeki numaralarda nokta [A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.] kullanırken yeni dönemde nokta [A) I B) II C) III D) IV E) V] kullanmamaktadır. Bunun gibi daha pek çok şeye dikkat ediyoruz.

Sisteminizdeki yazarları nasıl belirliyorsunuz?
Limit Yayın Grubu olarak yazar seçimi konusunda oldukça titiz davranıyor ve kitaplarımızı alanında uzman öğretmenlerle hazırlıyoruz. Yazarları genellikle kendimiz bulup yetiştiriyoruz. Sadece öğretmenlik tecrübesi olan değil, yazma becerisi olan ve gelişime açık öğretmenlerimizi yazar olarak seçebiliyoruz. Bazen mail yoluyla bize ulaşan yazar adayı öğretmenler oluyor, bazen de referans yoluyla gelen yazarlar oluyor. Bu süreçte en dikkat ettiğimiz nokta temel düsturumuz kaliteli yazan ve sınav mantığını çözen yazarlarla çalışmak. Yazarların ve yazar adaylarının literatüre hâkim olması da en çok dikkat ettiğimiz unsurlar arasında yer almaktadır.

Sınav sorularının hazırlanması ve konu anlatımlarında neleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Limit Yayın Grubu olarak yazar kadromuzla eğitim-öğretim programlarını, öğrenme çıktılarını ve amacını doğru okumaktayız. Yayın çalışmalarımıza da bunu doğru biçimde yansıtmaktayız. Özellikle, öğrencilerin eleştirel ve yaratıcı düşünme becerilerini geliştirecek soru tiplerini üretmeye gayret etmekteyiz. MEB ve ÖSYM, son zamanlarda hazırladığı sorularda özellikle matematik, fizik gibi branşlarda uluslararası sınavları dikkate almakta ve biz de yayınlarımızda öğrencilerin sınavlara daha iyi hazırlanması için bu sınavları da sürekli takip etmekteyiz. Konu anlatımı kitaplarını öğrencilerin en iyi şekilde öğrenmesini sağlayacak şekilde hazırlıyoruz. Görsellere, tablolara, farklı etkinliklere, infografiklere yer veriyoruz.

TÜRKİYE GENELİ YAPILAN ORTAK YAZILILAR ARTIRILMALI
Bu alandaki bilgi ve tecrübelerinize dayanarak Türkiye’de uygulanan sınav sistemi hakkında neler düşünüyorsunuz? Tavsiyeleriniz nelerdir?
Sınav sisteminin belirli bir standarda oturması gerekiyor. Çok sık yapılan köklü değişiklikler öğrenci açısından iyi olmuyor. Mesela YGS ve LYS adı verilen sınavlar ölçme ve değerlendirme açısından özellikle kapsam geçerliliği konusunda başarılı sınavlardı. Bu sınavlar içerik ve soru tarzı açısından güncellenseydi oldukça iyi olurdu. Ancak TYT ve AYT adıyla değiştirilerek soru sayısı düşürüldü. Soru tarzlarındaki değişiklikleri yayınevi olarak olumlu buluyoruz ama soru sayısı ve oturumların bir gün arayla yapılmasını çok doğru bulmuyoruz. Türkiye geneli yapılan ortak yazılılar arttırılmalı ve sınav sisteminde değişiklik yapılacaksa bu yazılılardan alınan notların sınav üzerindeki etkisi artırılmalıdır. LGS’de yapılan soru tarzı değişiklikleri bizce olumlu, sınav bu şekliyle devam etmelidir.

 

> ‘Öğrencilerin okul ve sınav başarısı için LİMİT’LERİ AŞIYORUZ’

15. Yılını kutlayan Limit Yayın Grubu, okul öncesi, ortaokul ve lise düzeyinde bugüne kadar 1000’in üzerinde kitap yayınlarken, güncel portföyünde ise 700 civarı kitap bulunuyor. Sektörde bugüne kadar birçok yeniliğe imza attıklarını belirten Limit Yayın Grubu Genel Müdürü Mehmet Saylan, “Liselere geçiş ve üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan veya okuldaki derslerinde başarılı olmak isteyen öğrencilerimize nitelikli kitaplar sunmak yayın olarak başlıca amacımız. Kitaplarımız, güncel müfredat programlarına ve merkezî sınavlara %100 uygun hazırlanmakta.” diye konuştu.

mehmet saylanKurumunuzun kuruluşu ve dünden bugüne gelişimi hakkında bilgi verebilir misiniz?
Mehmet Saylan: Limit Yayın Grubu, bir öğretmen kuruluşu olarak doğdu ve hâlâ bu şekilde devam ediyor. Yani eğitimle iç içe olan kişiler tarafından kuruldu. Limit Yayın Grubu olarak yıllar önce çıktığımız yayıncılık macerasına yalnızca birkaç kitapla başlamıştık. Yayıncılık dünyasındaki 15. yılımızı geride bıraktık. Okul öncesi, ortaokul ve lise düzeyinde bugüne kadar 1000’in üzerinde çeşitli kitaplar yayımladık. Güncel portföyümüzde ise 700 civarı kitap var. Üstelik bu sayıya deneme sınavları ve yaprak testler dâhil değil.
Yayıncılık piyasasına “el kitabı” kavramı Limit ile girdi. Bizden önce “cep kitabı” kavramı kullanılırdı, “el kitabı” kavramı yoktu. Limit El Kitapları yayımlandıktan sonra birçok yayın el kitabı çıkardı. Anlayacağınız “el kitabı” kavramını yayın dünyasına biz kazandırdık. “El kitapları”nın haricinde “konu anlatım föyleri”, “konu anlatım fasikülleri”, “soru bankaları”, “sınavlara hazırlık deneme sınavları”, “ara sınıf deneme sınavları”, “kazanım değerlendirme sınavları”, “ortaokul kitapları”, “LGS hazırlık kitapları”, “ana okulu setleri ve okuma kitapları”, “kurumsal yayınlar” gibi pek çok kategoride de geniş bir ürün yelpazemiz bulunmakta.
Liselere geçiş ve üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan veya okuldaki derslerinde başarılı olmak isteyen öğrencilerimize nitelikli kitaplar sunmak yayın olarak başlıca amacımız. Kitaplarımız, güncel müfredat programlarına ve merkezî sınavlara %100 uygun hazırlanmakta. Üniversiteye veya nitelikli liselere yerleşen birçok öğrencimizden olumlu dönütler almaktayız. Başarılı öğrencilerin önerdiği yayınlar arasında ilk sırada Limit’in adı geçmekte. Bu tesadüf eseri oluşan bir başarı değil tabii ki. Yayın kalitesini artırmak amacıyla sürekli bu konu üzerinde çalışıyoruz. Her şehri, her bayiyi karış karış gezerek piyasanın bu sektörden ve bizden beklentileri nelerdir sorusuna cevap arıyoruz, aldığımız dönütleri de yayınlarımıza yansıtıyor ve kitaplarımızı buna göre güncelliyoruz. Bu sayede yayın kalitemiz her zaman en üst seviyede oluyor. Yayın kalitesi arttıkça da öğrencilerin başarısı da yükseliyor.
Anlayacağınız öğrenciler sınava girdikten sonra bizim işimiz bitmiyor. Ürün geliştirme süreci her zaman harıl harıl işleyen bir sistem. Sıkça tekrarladığım, Sezai Karakoç’a ait güzel bir söz vardır: “Biz koşu bittikten sonra koşan atlarız”. Limit Grup’un çalışma düsturunu en güzel özetleyen cümle de budur.

‘ÖZEL OKULLARA HEM BASILI HEM DİJİTAL HİZMET SUNUYORUZ’

feyzullah_celikbagÖzel okullara hem basılı hem de dijital alanda birçok hizmet sunduklarını belirten Limit yayın Grubu Genel Müdür Yardımcısı Feyzullah Çelikbağ, “Basılı olarak sunduğumuz yayın seçeneğimiz oldukça fazla. Kurumların kendi öğrenci profillerine ve ihtiyaçlarına uygun kitap seçebilmelerini sağlamaktayız.” dedi. Çelikbağ, Limit Yayın Grubu’nun sunduğu hizmet ve çalışmaları hakkında sorularımızı yanıtladı.

Kurum yayınlarınızın özelliklerinden bahsedebilir misiniz?
“Limit Yayınları”, “Limit Kurumsal”, “Esen Yayınları”, “Esen Kurumsal”, “Üçrenk Yayınları”, “Kronometre Yayınları”, “Avantaj Yayınları” Limit Yayın Grubu’na bağlı yayınlardır. Her bir yayının kendisine özgü özellikleri vardır. Öğrencilerin ve kurumların yayın konusunda bütün ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir portföyümüz bulunmaktadır. “Limit Yayınları”nda el kitapları konu anlatımlarından oluşan ve kolay taşınabilen, roman boyutunda kitaplardır. “Limit Kurumsal”da yer alan “konu anlatım föyleri” sekizer sayfadan oluşan ve genellikle bir derste bitirilecek föylerden oluşmaktadır. Bu föylerde etkinlikler, çıkmış sınav soruları, örnek sorular, kazanım testleri yer almaktadır. “Avantaj Yayınları”nda yer alan konu anlatım kitapları fasiküllerden oluşmaktadır. Bu fasiküllerin kolay taşınabilmesi öğrenci için bir avantajdır. “Kronometre Yayınları”nda ise konular ders ders işlenebilecek şekilde bölümlenmiş fasiküllerden oluşmaktadır. Soru bankaları konusunda da aynı şekilde birbirinden farklı 5 seçenek sunabiliyoruz kurumlara. Hem kurumlar hem de öğrenciler için pek çok yayın alternatifi sunabiliyoruz, bu çeşitlilik de yayınımızı güçlendiren en önemli unsur olarak öne çıkmaktadır.

Özel okullara sunduğunuz hizmetler nelerdir?
Özel okullara hem basılı hem de dijital alanda birçok hizmet sunuyoruz. Basılı olarak sunduğumuz yayın seçeneğimiz oldukça fazla. Kurumların kendi öğrenci profillerine ve ihtiyaçlarına uygun kitap seçebilmelerini sağlamaktayız. Deneme sınavları konusunda da birçok seçenek sunmaktayız. İsteyen kurumlara ürünlerimizi kendi logolarının yer aldığı kapaklarla da verebiliyoruz. Bu da onlar açısından büyük bir avantaj. Bu sayede kendi markalarının öğrencinin elinde gezmesini sağlayabiliyorlar.
Dijital alanda da özel okullara çok büyük bir “soru havuzu” sağlamaktayız. Beş yüz binden fazla sorudan oluşan bu soru havuzundan öğretmenler, testler ve sınavlar hazırlayabilmektedirler. Akıllı tahta veya bilgisayarda açılabilen üç boyutlu eğitim materyalleriyle biyoloji, fizik, kimya, geometri gibi branşlarda öğrencinin somut olarak öğrenmesi sağlanmaktadır.

Öğrenciler yayınlarınızdan nasıl yararlanabiliyor?
Öğrencilerimize ihtiyaç duyabilecekleri her çeşit kaynak sunabilmekteyiz. Planlama defterleri, her ürün için detaylı video çözümleri ve uygulama üzerinden video çözümlerine kolay erişim öncelikli olarak öğrenci arkadaşlarımızın yararlanabilecekleri en temel kısımlar. Öğrencinin yapabildiği sorudan daha önemli olan bir şey varsa o da yanlış yaptığı sorudur, bu bize hangi alana daha çok yoğunlaşılması gerektiğini gösterir. Bu konuda da sadece video çözümleriyle değil konu anlatım içerikleriyle de öğrencilerimizi desteklemekteyiz. Hem yayınımızın YouTube kanalında hem de yazarlarımızın bireysel YouTube kanallarında yayımladıkları öğretici videolar ile öğrenciler, kitaplarımızdan en üst düzeyde yararlanabilecektir. Yeni dönem için de bu alanda daha çok içerik üretmeyi ve öğrencilerimize daha çok yarar sağlamayı düşünüyoruz. Limit Yayın Grubu olarak öğrencilerin sınava en iyi şekilde hazırlanabilmesi için en ince ayrıntıyı düşünüyoruz.

EDUJET İLE KİŞİYE ÖZEL ÖĞRENME
Son yıllarda teknolojinin gelişmesiyle dijital yayınlar öne çıkıyor. Bu alandaki çalışma ve hizmetleriniz hakkında bilgi verebilir misiniz?
Yeni oluşturduğumuz ve yakın zamanda tanıtımını yapacağımız dijital platformumuz Edujet; yapay zekâ ve veri analitiğiyle öğrencilerin eksik olduğu ders, ünite ve kazanımları belirleyen, bu ihtiyaçlara yönelik kişiye özel öğrenme paketleri sunan, öğrenci odaklı ve bütçe dostu bir eğitim platformudur. Mobil ve web uygulamaları üzerinden kitapları; ses, video, animasyon, konu anlatımları ve interaktif uygulamalarla zenginleştirerek öğrenme deneyimini destekliyoruz.
Teknoöğretim otomasyon sistemimiz; bir öğretim kurumunun muhasebe, yoklama, ölçme-değerlendirme, dijital içerikler (z-kitaplar, mobil uygulamalar, video çözümleri vb.), rehberlik modülleri, online ve fizikî sınav hazırlama modülleri içeren soru havuzu gibi pek çok unsuru içermektedir.

ÖSYM’NİN ve MEB’İN SORU YAPISINI ESAS ALIYORUZ
Sınavlara hazırlıklarda neler ön plana çıkıyor? Kurum ve öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?
Günümüzde eğitim-öğretimin amacı, bilgi vermenin ötesine geçti. Artık sadece bilen değil, bilgiyi kullanabilen bireyler yetiştirilmek istenmektedir. MEB Maarif Modeli’ndeki öğretim programlarına bakıldığında hedeflerin bu amaçla düzenlendiği görülmektedir. Yapılan ve yapılacak sınavlarda soruların bu nitelikte olacağını öngörüyoruz. Sınavlarda artık sadece bilgi değil, bilgiyi kullanabilme becerisi ölçülmektedir. Nitekim MEB’in ve ÖSYM’nin yayımladığı örnek soru tiplerinde de bu durum açıkça görülmektedir.
Özellikle fen bilimlerinde (kimya, fizik, biyoloji) deneysel çalışmaların önemi arttığı için değişkenler arasındaki ilişkinin kurulması istenmektedir. Böylece öğrencinin yorum gücü ön plana çıkarılmaktadır. Matematik branşındaki yeni soru tiplerinde “görsellik” ağır basmaktadır. Şekilli ve tablolu mantıksal sorular ön plana çıkmaktadır. Bu soru tipleri sınava giren adayların verilen bilgiyi kavrayabilme, bu bilgiyi kullanıp sonuca ulaşabilme, mantıksal çıkarımlarda bulunabilme, yorumlama ve akıl yürütme becerilerini ölçmektedir. Türkçe branşında ise okuduğunu anlama, anlamlandırma, analiz etme becerileri öne çıkarılmaktadır. Limit Yayın Grubu olarak yayınlarımızda bu gelişme ve değişmelere dikkat ediyoruz.
Sınavlara hazırlıkta güncellik ve soru yönelimlerinin değişmesi öne çıkıyor. MEB ve ÖSYM her yıl yeni soru tarzları ortaya koyuyor. Bu da kaynakların her yıl güncellenmesini gerektirmektedir. Biz kaynaklarımızı oluştururken ÖSYM’nin ve MEB’in soru dilini esas almaktayız. Bu da öğrencinin sınava aşina olmasını sağlamaktadır. Yapılan en ufak değişikliği dikkate almaktayız. Örneğin ÖSYM, daha önceki yıllarda seçeneklerdeki numaralarda nokta [A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.] kullanırken yeni dönemde nokta [A) I B) II C) III D) IV E) V] kullanmamaktadır. Bunun gibi daha pek çok şeye dikkat ediyoruz.

Sisteminizdeki yazarları nasıl belirliyorsunuz?
Limit Yayın Grubu olarak yazar seçimi konusunda oldukça titiz davranıyor ve kitaplarımızı alanında uzman öğretmenlerle hazırlıyoruz. Yazarları genellikle kendimiz bulup yetiştiriyoruz. Sadece öğretmenlik tecrübesi olan değil, yazma becerisi olan ve gelişime açık öğretmenlerimizi yazar olarak seçebiliyoruz. Bazen mail yoluyla bize ulaşan yazar adayı öğretmenler oluyor, bazen de referans yoluyla gelen yazarlar oluyor. Bu süreçte en dikkat ettiğimiz nokta temel düsturumuz kaliteli yazan ve sınav mantığını çözen yazarlarla çalışmak. Yazarların ve yazar adaylarının literatüre hâkim olması da en çok dikkat ettiğimiz unsurlar arasında yer almaktadır.

Sınav sorularının hazırlanması ve konu anlatımlarında neleri göz önünde bulunduruyorsunuz?
Limit Yayın Grubu olarak yazar kadromuzla eğitim-öğretim programlarını, öğrenme çıktılarını ve amacını doğru okumaktayız. Yayın çalışmalarımıza da bunu doğru biçimde yansıtmaktayız. Özellikle, öğrencilerin eleştirel ve yaratıcı düşünme becerilerini geliştirecek soru tiplerini üretmeye gayret etmekteyiz. MEB ve ÖSYM, son zamanlarda hazırladığı sorularda özellikle matematik, fizik gibi branşlarda uluslararası sınavları dikkate almakta ve biz de yayınlarımızda öğrencilerin sınavlara daha iyi hazırlanması için bu sınavları da sürekli takip etmekteyiz. Konu anlatımı kitaplarını öğrencilerin en iyi şekilde öğrenmesini sağlayacak şekilde hazırlıyoruz. Görsellere, tablolara, farklı etkinliklere, infografiklere yer veriyoruz.

TÜRKİYE GENELİ YAPILAN ORTAK YAZILILAR ARTIRILMALI
Bu alandaki bilgi ve tecrübelerinize dayanarak Türkiye’de uygulanan sınav sistemi hakkında neler düşünüyorsunuz? Tavsiyeleriniz nelerdir?
Sınav sisteminin belirli bir standarda oturması gerekiyor. Çok sık yapılan köklü değişiklikler öğrenci açısından iyi olmuyor. Mesela YGS ve LYS adı verilen sınavlar ölçme ve değerlendirme açısından özellikle kapsam geçerliliği konusunda başarılı sınavlardı. Bu sınavlar içerik ve soru tarzı açısından güncellenseydi oldukça iyi olurdu. Ancak TYT ve AYT adıyla değiştirilerek soru sayısı düşürüldü. Soru tarzlarındaki değişiklikleri yayınevi olarak olumlu buluyoruz ama soru sayısı ve oturumların bir gün arayla yapılmasını çok doğru bulmuyoruz. Türkiye geneli yapılan ortak yazılılar arttırılmalı ve sınav sisteminde değişiklik yapılacaksa bu yazılılardan alınan notların sınav üzerindeki etkisi artırılmalıdır. LGS’de yapılan soru tarzı değişiklikleri bizce olumlu, sınav bu şekliyle devam etmelidir.

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 23 Aralık 2024 16:18

Gösterim: 1807

Minticity ile çocukların öğrenme süreçlerini kolaylaştırıcı ve aynı zamanda eğlenerek öğrenmelerini sağlayacak interaktif içerikler sunduklarını belirten DAS Akademie Satış Direktörü Fatih Yalçınkaya ile okul öncesi dönemde yabancı dil öğreniminin önemi ve katkıları hakkında konuştuk. Yalçınkaya, küçük yaşta yabancı dil öğreniminin çocukların ileriki dönemdeki akademik başarılarına da olumlu katkı sağladığını vurguladı.

fatih_yalcinkaya_nisan_2024Bilimsel bulgular doğrultusunda, okul öncesi dönem beyin gelişimi adına çok önemli. Bu gerçeğe dayanarak, okul öncesi yabancı dil öğretiminde nelere dikkat edilmeli?
Okul öncesi dönemde çocukların algıları açıktır, meraklıdırlar ve her şeyi öğrenmek için çok soru sorarlar. Bu nedenle bu dönemde yabancı dil öğretimine başlamak çocukların zihinsel gelişimleri başta olmak üzere tüm gelişim alanlarına olumlu katkı sağlamaktadır. Özellikle bu yaştaki öğrencilerin yabancı dil öğretiminde dikkat edilmesi gereken noktaları şu şekilde sıralayabiliriz;
- Bu yaş grubunda çocukların oyun tabanlı ders içerikleri ile yabancı dili öğrenmeleri, öğrenme süreçlerine olumlu katkı sağlamaktadır.
- Çocukların dil becerilerini geliştirmek için sık sık tekrar yapılmalı ve dil unsurları kullanılarak günlük aktivitelerin içine entegre edilmelidir. Örneğin, şarkılar, tekerlemeler ve hikayeler yoluyla tekrar edilen kelimeler çocukların dil öğrenme sürecini destekler.
- Yabancı dil öğretiminde görsel araçların kullanımı çocukların kelime bilgisini ve derse karşı olan ilgilerini artırma konusunda destekleyici bir rol oynar.
- Her çocuğun dil öğrenme hızı ve şekli farklıdır, bazıları daha hızlı öğrenirken diğerleri daha yavaş öğrenebilir; bazıları görsel, araçlarla daha iyi öğrenirken, diğerleri işitsel araçlarla daha iyi öğrenebilir. Bu nedenle, öğretmenlerin esnek olmaları, öğrencilerin öğrenme hızını ve öğrenme biçimlerine uygun materyallerle ders içeriklerini desteklemeleri ve her çocuğun kendi hızında ilerlemesine izin vermeleri önemlidir.
Özellikle bulmacalar, hikâye anlatımları ve problem çözme becerilerini geliştirici interaktif etkinliklerin okul öncesi dönemde yeri çok önemlidir. Örneğin; bulmacalar ve problem çözme etkinlikleri çocukların eleştirel düşünme, mantık yürütme ve çözüm odaklı düşünme becerilerinin gelişimine katkı sunarken, hikaye anlatımları çocukların yaratıcılık ve hayal güçlerini geliştirmelerine katkı sağlar, aynı zamanda kelime dağarcıklarını da genişletir. Sonuç olarak bu tür etkinlikler çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerini destekler.

Okul öncesi eğitimde çocukların sosyal ve duygusal gelişiminde nelere dikkat edilmelidir? Yabancı dil eğitimi buna nasıl katkı sağlar?
Bu dönemde çocuklar, kendilerini ifade etme, başkalarıyla etkileşim kurma ve duygularını yönetme becerilerini geliştirirler. Yabancı dil eğitimi de okul öncesi dönemde çocukların sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlar, çünkü dil iletişim kurabilmesi ve kendini ifade edebilmesi için önemli bir araçtır.

DERSLERDE BAŞARIYA KATKI SAĞLIYOR
Okul öncesi dönemde yabancı dil eğitimi çocukların ileriki akademik yaşantılarına nasıl bir katkı sağlıyor?
Okul öncesinde yabancı dil öğrenen çocukların ileriki yaşamlarında farklı bir dili öğrenme konusunda daha istekli oldukları ve daha kolay öğrendikleri gözlenmiştir. Farklı kültürleri tanımak, kültürel farkındalıklarını artırmakla birlikte onlara dünya vatandaşı olabilme fırsatı da sunmaktadır. Ayrıca küçük yaşta yabancı dil öğrenimi çocukların ileriki dönemdeki akademik başarılarına da olumlu katkı sağlamaktadır; kelime dağarcığının gelişimi, okuma-anlama ve yorumlama becerilerini de geliştirdiği için diğer derslerde de başarılı olmalarına katkı sağlamaktadır.

minticityKALİTELİ EKRAN SÜRELERİNİ ARTIRIYORUZ
Günümüzde çocukların dijital dünyaya çok daha hızlı uyum sağladıklarını ve etkileşime geçtiklerini görüyoruz. Bunun eğitimdeki yeri sizce nedir?
Öncelikle dijital uygulamaların öğretici ve eğitici içeriklere sahip olmasına dikkat edilmeli. Ayrıca yaş ve gelişim seviyelerine uygun olarak tasarlanmış olması da büyük bir öneme sahiptir. Bir diğer önemli nokta da çocukların işbirlikçi öğrenme deneyimleri yaşamalarını sağlayacak nitelikte olması, akran öğrenmesini teşvik edecek içeriklerden oluşmasıdır.
Bu bağlamda, farklılaştırılmış ve yenilikçi öğrenme metotlarını içeren ve bireysel öğrenme ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanmış olan İnteraktif Online Almanca Öğrenme Platformumuz Minticity ile öğrencilerin “kaliteli ekran sürelerini” ciddi bir biçimde artırdığımızı görmekteyiz.

DAS Akademie tarafından sunulan İnteraktif Almanca Öğrenme Platformu Minticity bu yaş grubundaki çocukların yabancı dil edinimine nasıl katkı sağlamakta?
Minticity ile çocuklarımızı, öğrenme süreçlerini kolaylaştırıcı ve aynı zamanda eğlenerek öğrenmelerini sağlayacak interaktif içeriklerle destekliyoruz. Farklı yaş gruplarına hitap eden 3 farklı versiyona sahip bu eşsiz platformda, 5-9 yaş grubuna özel olarak hazırlanmış Minticity Kids versiyonu özellikle son dönemlerde okul öncesi eğitim kurumları tarafından sıklıkla tercih edilmekte ve katkısı sahada da açıkça görülmekte. Bu bağlamda, DAS Akademie olarak konuya verdiğimiz önemi göstermesi bakımından, Minticity Kids versiyonunun da kendi içerisinde -çocuğun okuma yazma bilip bilmemesine bağlı olarak geliştirilen- Mini ve Maxi isimli iki alt versiyonu olduğunu da eklemek isterim.
İnteraktif oyunlarla kelimeleri, şarkılarla ve videolarla günlük hayatlarında sıkça kullanabilecekleri kalıp cümleleri çok daha kısa sürede öğrenip, bunları doğru bir telaffuzla ifade edebiliyorlar. Ayrıca çocuklarımıza yabancı dile maruz kalmaları adına fırsat yaratıyoruz. Minticity sayesinde çocuklarımız ders saatleri dışında da istedikleri zaman, istedikleri yerden ve istedikleri kadar Almancaya maruz kalabiliyorlar.

Minticity dijital platformu haricinde okul öncesi dönemde kullandığınız farklı ders materyalleriniz var mı?
Minticity dijital platformumuzun yanı sıra okul öncesi çocuklarımız ve öğretmenlerimize sunmuş olduğumuz Kitabuch ve Vorschulbuch isimli 2 ayrı kitabımız var. Kitabuch 5 yaş, Vorschulbuch ise 6 yaş seviyesindeki çocuklarımız içindir. Her iki kitabımızda çocuklarımızın gelişim seviyelerine uygun içeriklerden oluşmakla birlikte eğlenceli, motive edici, renkli şekilde tasarlanmıştır. Bunların dışında 7-9 yaş arası çocuklara özel olarak tasarlanan Minti Kids Arbeitsbuch I kitabımız da, gerekli olduğu durumlarda bu yaş grubu tarafından kullanılabilmektedir.

minticityMinticity’de uygulanan farklı öğretme yöntemleri nelerdir? Nasıl materyaller sunuluyor? Minticity’de kullanılan farklı öğretme yöntemlerinden birkaç tanesini sıralamak gerekirse;
* Oyunlaştırma yöntemi: Ders içeriğinin oyunla tasarlayarak, öğrencinin öğrenme motivasyonu yükseltmeyi amaçlar.
* Flipped Classroom (Ters-yüz Sınıf): Öğrencilerin ders öncesi öğretilecek konu hakkında hazırlık yapması, araştırması, bilgi edinmesi demektir.
Blended Learning (Harmanlanmış öğretim metodu): Geleneksel sınıf dersi modeli ile çevrimiçi öğrenme modelinin birleşimidir. Yöntem ile öğrenciler yüz yüze etkileşimli derslere katılırken, aynı zamanda çevrimiçi olarak da ders materyallerini kullanırlar.

Oyunlaştırmadan bahsettiniz, okul öncesi dönemde oyun ve oyunlaştırmanın önemi nedir?
Okul öncesi dönemde oyun ve oyunlaştırma; çocukların bilişsel, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimini desteklerken, hayal güçlerini geliştirmekte ve zenginleştirmektedir. Aynı zamanda empati kurma, problem çözme becerilerini de güçlendirmektedir. Oyunlaştırma, öğrencilerin dil ve iletişim becerilerine olumlu katkı sağlarken, aynı zamanda öğrenme motivasyonlarını da artırmaktadır.

Son olarak, Minticity’nin çocuklara tanıttığı Minti karakterinden bahsedebilir misiniz? Çocuklar bu karakterle nasıl bir etkileşim ve bağ kuruyor?
Minti, yeşil nane yaprağı şeklinde sevimli bir maskottur. Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar Minti ile duygusal bir bağ oluşturuyorlar. Aynı zamanda videolarla, alıştırmalarla, oyunlarla Minti ile etkileşime geçme fırsatı bulabiliyor, bu bağı sürekli güçlendiriyorlar.

FATİH YALÇINKAYA KİMDİR?
1996 yılında Eskişehir Anadolu Lisesi çift dilli programdan mezun olduktan sonra Dumlupınar Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Sınıf Öğretmenliği ve İngilizce Öğretmenliği Formasyon Programlarını tamamladıktan sonra 2000 yılında öğretmenliğe başladı. İngilizce ve Almanca öğretmenliği yaptığı dönemde, ayrıca bir dil kursu işletmiştir. 3 yaş ve üzeri gruplara öğretmenlik yaparken, aynı zamanda müstakil anaokullarında da derslere girdi. O dönemde Eğitim Teknolojileri merakı daha ağır bastığı için öğretmenliği bırakarak K12 kademesinde özel okullara ürün temin etmeye ve danışmanlık yapmaya başladı. 2008 yılından itibaren akıllı tahta, eğitim teknolojileri, robotik kodlama ürünleri, okul yazılımları vb. ürünlerin satışı görevlerinde bulundu. En son olarak, İngiliz Yayınevi Pearson’da sürdürdüğü Satış Müdürlüğü görevinden ayrılarak, 2022 yılında DAS Akademie’de Satış Direktörü (CSO) ve İcra Kurulu Üyesi olarak çalışmaya başladı. Halen aynı kurumda çalışmalarını başarıyla yürütmektedir.

> MINTICITY Okul Öncesi Almanca Eğitiminde de İddialı!

Minticity ile çocukların öğrenme süreçlerini kolaylaştırıcı ve aynı zamanda eğlenerek öğrenmelerini sağlayacak interaktif içerikler sunduklarını belirten DAS Akademie Satış Direktörü Fatih Yalçınkaya ile okul öncesi dönemde yabancı dil öğreniminin önemi ve katkıları hakkında konuştuk. Yalçınkaya, küçük yaşta yabancı dil öğreniminin çocukların ileriki dönemdeki akademik başarılarına da olumlu katkı sağladığını vurguladı.

fatih_yalcinkaya_nisan_2024Bilimsel bulgular doğrultusunda, okul öncesi dönem beyin gelişimi adına çok önemli. Bu gerçeğe dayanarak, okul öncesi yabancı dil öğretiminde nelere dikkat edilmeli?
Okul öncesi dönemde çocukların algıları açıktır, meraklıdırlar ve her şeyi öğrenmek için çok soru sorarlar. Bu nedenle bu dönemde yabancı dil öğretimine başlamak çocukların zihinsel gelişimleri başta olmak üzere tüm gelişim alanlarına olumlu katkı sağlamaktadır. Özellikle bu yaştaki öğrencilerin yabancı dil öğretiminde dikkat edilmesi gereken noktaları şu şekilde sıralayabiliriz;
- Bu yaş grubunda çocukların oyun tabanlı ders içerikleri ile yabancı dili öğrenmeleri, öğrenme süreçlerine olumlu katkı sağlamaktadır.
- Çocukların dil becerilerini geliştirmek için sık sık tekrar yapılmalı ve dil unsurları kullanılarak günlük aktivitelerin içine entegre edilmelidir. Örneğin, şarkılar, tekerlemeler ve hikayeler yoluyla tekrar edilen kelimeler çocukların dil öğrenme sürecini destekler.
- Yabancı dil öğretiminde görsel araçların kullanımı çocukların kelime bilgisini ve derse karşı olan ilgilerini artırma konusunda destekleyici bir rol oynar.
- Her çocuğun dil öğrenme hızı ve şekli farklıdır, bazıları daha hızlı öğrenirken diğerleri daha yavaş öğrenebilir; bazıları görsel, araçlarla daha iyi öğrenirken, diğerleri işitsel araçlarla daha iyi öğrenebilir. Bu nedenle, öğretmenlerin esnek olmaları, öğrencilerin öğrenme hızını ve öğrenme biçimlerine uygun materyallerle ders içeriklerini desteklemeleri ve her çocuğun kendi hızında ilerlemesine izin vermeleri önemlidir.
Özellikle bulmacalar, hikâye anlatımları ve problem çözme becerilerini geliştirici interaktif etkinliklerin okul öncesi dönemde yeri çok önemlidir. Örneğin; bulmacalar ve problem çözme etkinlikleri çocukların eleştirel düşünme, mantık yürütme ve çözüm odaklı düşünme becerilerinin gelişimine katkı sunarken, hikaye anlatımları çocukların yaratıcılık ve hayal güçlerini geliştirmelerine katkı sağlar, aynı zamanda kelime dağarcıklarını da genişletir. Sonuç olarak bu tür etkinlikler çocukların bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerini destekler.

Okul öncesi eğitimde çocukların sosyal ve duygusal gelişiminde nelere dikkat edilmelidir? Yabancı dil eğitimi buna nasıl katkı sağlar?
Bu dönemde çocuklar, kendilerini ifade etme, başkalarıyla etkileşim kurma ve duygularını yönetme becerilerini geliştirirler. Yabancı dil eğitimi de okul öncesi dönemde çocukların sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlar, çünkü dil iletişim kurabilmesi ve kendini ifade edebilmesi için önemli bir araçtır.

DERSLERDE BAŞARIYA KATKI SAĞLIYOR
Okul öncesi dönemde yabancı dil eğitimi çocukların ileriki akademik yaşantılarına nasıl bir katkı sağlıyor?
Okul öncesinde yabancı dil öğrenen çocukların ileriki yaşamlarında farklı bir dili öğrenme konusunda daha istekli oldukları ve daha kolay öğrendikleri gözlenmiştir. Farklı kültürleri tanımak, kültürel farkındalıklarını artırmakla birlikte onlara dünya vatandaşı olabilme fırsatı da sunmaktadır. Ayrıca küçük yaşta yabancı dil öğrenimi çocukların ileriki dönemdeki akademik başarılarına da olumlu katkı sağlamaktadır; kelime dağarcığının gelişimi, okuma-anlama ve yorumlama becerilerini de geliştirdiği için diğer derslerde de başarılı olmalarına katkı sağlamaktadır.

minticityKALİTELİ EKRAN SÜRELERİNİ ARTIRIYORUZ
Günümüzde çocukların dijital dünyaya çok daha hızlı uyum sağladıklarını ve etkileşime geçtiklerini görüyoruz. Bunun eğitimdeki yeri sizce nedir?
Öncelikle dijital uygulamaların öğretici ve eğitici içeriklere sahip olmasına dikkat edilmeli. Ayrıca yaş ve gelişim seviyelerine uygun olarak tasarlanmış olması da büyük bir öneme sahiptir. Bir diğer önemli nokta da çocukların işbirlikçi öğrenme deneyimleri yaşamalarını sağlayacak nitelikte olması, akran öğrenmesini teşvik edecek içeriklerden oluşmasıdır.
Bu bağlamda, farklılaştırılmış ve yenilikçi öğrenme metotlarını içeren ve bireysel öğrenme ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanmış olan İnteraktif Online Almanca Öğrenme Platformumuz Minticity ile öğrencilerin “kaliteli ekran sürelerini” ciddi bir biçimde artırdığımızı görmekteyiz.

DAS Akademie tarafından sunulan İnteraktif Almanca Öğrenme Platformu Minticity bu yaş grubundaki çocukların yabancı dil edinimine nasıl katkı sağlamakta?
Minticity ile çocuklarımızı, öğrenme süreçlerini kolaylaştırıcı ve aynı zamanda eğlenerek öğrenmelerini sağlayacak interaktif içeriklerle destekliyoruz. Farklı yaş gruplarına hitap eden 3 farklı versiyona sahip bu eşsiz platformda, 5-9 yaş grubuna özel olarak hazırlanmış Minticity Kids versiyonu özellikle son dönemlerde okul öncesi eğitim kurumları tarafından sıklıkla tercih edilmekte ve katkısı sahada da açıkça görülmekte. Bu bağlamda, DAS Akademie olarak konuya verdiğimiz önemi göstermesi bakımından, Minticity Kids versiyonunun da kendi içerisinde -çocuğun okuma yazma bilip bilmemesine bağlı olarak geliştirilen- Mini ve Maxi isimli iki alt versiyonu olduğunu da eklemek isterim.
İnteraktif oyunlarla kelimeleri, şarkılarla ve videolarla günlük hayatlarında sıkça kullanabilecekleri kalıp cümleleri çok daha kısa sürede öğrenip, bunları doğru bir telaffuzla ifade edebiliyorlar. Ayrıca çocuklarımıza yabancı dile maruz kalmaları adına fırsat yaratıyoruz. Minticity sayesinde çocuklarımız ders saatleri dışında da istedikleri zaman, istedikleri yerden ve istedikleri kadar Almancaya maruz kalabiliyorlar.

Minticity dijital platformu haricinde okul öncesi dönemde kullandığınız farklı ders materyalleriniz var mı?
Minticity dijital platformumuzun yanı sıra okul öncesi çocuklarımız ve öğretmenlerimize sunmuş olduğumuz Kitabuch ve Vorschulbuch isimli 2 ayrı kitabımız var. Kitabuch 5 yaş, Vorschulbuch ise 6 yaş seviyesindeki çocuklarımız içindir. Her iki kitabımızda çocuklarımızın gelişim seviyelerine uygun içeriklerden oluşmakla birlikte eğlenceli, motive edici, renkli şekilde tasarlanmıştır. Bunların dışında 7-9 yaş arası çocuklara özel olarak tasarlanan Minti Kids Arbeitsbuch I kitabımız da, gerekli olduğu durumlarda bu yaş grubu tarafından kullanılabilmektedir.

minticityMinticity’de uygulanan farklı öğretme yöntemleri nelerdir? Nasıl materyaller sunuluyor? Minticity’de kullanılan farklı öğretme yöntemlerinden birkaç tanesini sıralamak gerekirse;
* Oyunlaştırma yöntemi: Ders içeriğinin oyunla tasarlayarak, öğrencinin öğrenme motivasyonu yükseltmeyi amaçlar.
* Flipped Classroom (Ters-yüz Sınıf): Öğrencilerin ders öncesi öğretilecek konu hakkında hazırlık yapması, araştırması, bilgi edinmesi demektir.
Blended Learning (Harmanlanmış öğretim metodu): Geleneksel sınıf dersi modeli ile çevrimiçi öğrenme modelinin birleşimidir. Yöntem ile öğrenciler yüz yüze etkileşimli derslere katılırken, aynı zamanda çevrimiçi olarak da ders materyallerini kullanırlar.

Oyunlaştırmadan bahsettiniz, okul öncesi dönemde oyun ve oyunlaştırmanın önemi nedir?
Okul öncesi dönemde oyun ve oyunlaştırma; çocukların bilişsel, duygusal, sosyal ve fiziksel gelişimini desteklerken, hayal güçlerini geliştirmekte ve zenginleştirmektedir. Aynı zamanda empati kurma, problem çözme becerilerini de güçlendirmektedir. Oyunlaştırma, öğrencilerin dil ve iletişim becerilerine olumlu katkı sağlarken, aynı zamanda öğrenme motivasyonlarını da artırmaktadır.

Son olarak, Minticity’nin çocuklara tanıttığı Minti karakterinden bahsedebilir misiniz? Çocuklar bu karakterle nasıl bir etkileşim ve bağ kuruyor?
Minti, yeşil nane yaprağı şeklinde sevimli bir maskottur. Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar Minti ile duygusal bir bağ oluşturuyorlar. Aynı zamanda videolarla, alıştırmalarla, oyunlarla Minti ile etkileşime geçme fırsatı bulabiliyor, bu bağı sürekli güçlendiriyorlar.

FATİH YALÇINKAYA KİMDİR?
1996 yılında Eskişehir Anadolu Lisesi çift dilli programdan mezun olduktan sonra Dumlupınar Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Sınıf Öğretmenliği ve İngilizce Öğretmenliği Formasyon Programlarını tamamladıktan sonra 2000 yılında öğretmenliğe başladı. İngilizce ve Almanca öğretmenliği yaptığı dönemde, ayrıca bir dil kursu işletmiştir. 3 yaş ve üzeri gruplara öğretmenlik yaparken, aynı zamanda müstakil anaokullarında da derslere girdi. O dönemde Eğitim Teknolojileri merakı daha ağır bastığı için öğretmenliği bırakarak K12 kademesinde özel okullara ürün temin etmeye ve danışmanlık yapmaya başladı. 2008 yılından itibaren akıllı tahta, eğitim teknolojileri, robotik kodlama ürünleri, okul yazılımları vb. ürünlerin satışı görevlerinde bulundu. En son olarak, İngiliz Yayınevi Pearson’da sürdürdüğü Satış Müdürlüğü görevinden ayrılarak, 2022 yılında DAS Akademie’de Satış Direktörü (CSO) ve İcra Kurulu Üyesi olarak çalışmaya başladı. Halen aynı kurumda çalışmalarını başarıyla yürütmektedir.

Son Güncelleme: Salı, 23 Nisan 2024 13:58

Gösterim: 1670


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.