Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Dershanelerin kapatılması tartışmalarında sular dinmek bilmiyor. Eski Bakan Ömer Dinçer "Biz baskılara göğüs gerdik, Gülen hareketi rahat etti" derken, Nabi Avcı da tartışmanın arkasında başka faktörler olduğunu savundu.

Dershanelerin kademeli olarak kapatılıp dönüştürülmesi taslağı Bakanlar Kurulu'na gelirken, AK Parti'nin iki Milli Eğitim Bakanı tartışmaya farklı açıdan yorum getirdi.

Sabah gazetesine konuşan eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, MGK belgelerinde iddia edilen kararların uygulanmaması sayesinde Gülen hareketinin rahat ettiğini söyledi. Dinçer, "Kulağımıza darbe planları geliyordu. O dönemde hala 28 Şubat baskısı vardı" diye konuştu.

Dinçer şunları kaydetti:

"Kendilerine yönelik dosyaları kapatmak için yazdığım yazılar suçlama malzemesine dönüştürüldü. Biz, darbe planlarına dağ gibi göğsümüzü gerdik. Onlar, huzur içinde faaliyetine devam etti. O dönemde merkez medya bizi suçlarken, biz haksız iftiralara maruz kalırken onlara bunları hissettirmedik dahi. Hükümet akıllı bir strateji uyguladı ve bu tür karar girişimlerini tartışma konusu yapmadı. Konuşulanları dinledi hem zaman kazanmaya hem de onu boşa çıkaracak fırsata dönüştürmeye çalıştı. Ne yaptı? O MGK kararları, kendi karar alanına gelince işlem yapmadı, müeyyide uygulamadı, Bakanlar Kurulu eliyle mevzuata dönüştürmedi. MGK, hükümetin tek başına karar vereceği bir alan değildi."

Avcı: Dershanelerin çoğu teşvik olursa özel okula dönüşebiliriz dedi

Star gazetesine konuşan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ise "Bir iblisleştirme yöntemi uygulanıyor. Habere fotoğraf seçerken bile yakışıksız yollara tevessül ediyorlar" dedi.

Avcı 3830 dersane ile birebir görüşüldüğünü belirtti ve çoğunun "Teşvik olursa okula dönüşebiliriz" dediğini kaydetti.

Avcı şunları kaydetti:

"2009 yılında hazırlanan Milli Eğitim Bakanlığı stratejik belgesinde tarih verilerek stratejik hedef haline getirilmiş bir konu. Şimdi "bu işi biz biraz blof gibi algılamıştık" diyorlar...Tam bir iblisleştirme söylemi uygulanıyor. Bir takım çok kötü adamlar var ve bu adamlar çok kötü bir şeyi başka şeylerle kılıflayarak birşey yapmaya çalışıyorlar. Haksızlık bu. Eğitim düzeyinde konuşacaksak rakamlar ortada. "

Bakan Avcı, yapılanın özel teşebbüse müdahale olmadığına dikkat çekerken "Gelin ortak yolu birlikte bulalım" diyoruz ifadesini kullandı.

> İki Bakan’dan dershane tartışmasına iki farklı yorum

Dershanelerin kapatılması tartışmalarında sular dinmek bilmiyor. Eski Bakan Ömer Dinçer "Biz baskılara göğüs gerdik, Gülen hareketi rahat etti" derken, Nabi Avcı da tartışmanın arkasında başka faktörler olduğunu savundu.

Dershanelerin kademeli olarak kapatılıp dönüştürülmesi taslağı Bakanlar Kurulu'na gelirken, AK Parti'nin iki Milli Eğitim Bakanı tartışmaya farklı açıdan yorum getirdi.

Sabah gazetesine konuşan eski Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, MGK belgelerinde iddia edilen kararların uygulanmaması sayesinde Gülen hareketinin rahat ettiğini söyledi. Dinçer, "Kulağımıza darbe planları geliyordu. O dönemde hala 28 Şubat baskısı vardı" diye konuştu.

Dinçer şunları kaydetti:

"Kendilerine yönelik dosyaları kapatmak için yazdığım yazılar suçlama malzemesine dönüştürüldü. Biz, darbe planlarına dağ gibi göğsümüzü gerdik. Onlar, huzur içinde faaliyetine devam etti. O dönemde merkez medya bizi suçlarken, biz haksız iftiralara maruz kalırken onlara bunları hissettirmedik dahi. Hükümet akıllı bir strateji uyguladı ve bu tür karar girişimlerini tartışma konusu yapmadı. Konuşulanları dinledi hem zaman kazanmaya hem de onu boşa çıkaracak fırsata dönüştürmeye çalıştı. Ne yaptı? O MGK kararları, kendi karar alanına gelince işlem yapmadı, müeyyide uygulamadı, Bakanlar Kurulu eliyle mevzuata dönüştürmedi. MGK, hükümetin tek başına karar vereceği bir alan değildi."

Avcı: Dershanelerin çoğu teşvik olursa özel okula dönüşebiliriz dedi

Star gazetesine konuşan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ise "Bir iblisleştirme yöntemi uygulanıyor. Habere fotoğraf seçerken bile yakışıksız yollara tevessül ediyorlar" dedi.

Avcı 3830 dersane ile birebir görüşüldüğünü belirtti ve çoğunun "Teşvik olursa okula dönüşebiliriz" dediğini kaydetti.

Avcı şunları kaydetti:

"2009 yılında hazırlanan Milli Eğitim Bakanlığı stratejik belgesinde tarih verilerek stratejik hedef haline getirilmiş bir konu. Şimdi "bu işi biz biraz blof gibi algılamıştık" diyorlar...Tam bir iblisleştirme söylemi uygulanıyor. Bir takım çok kötü adamlar var ve bu adamlar çok kötü bir şeyi başka şeylerle kılıflayarak birşey yapmaya çalışıyorlar. Haksızlık bu. Eğitim düzeyinde konuşacaksak rakamlar ortada. "

Bakan Avcı, yapılanın özel teşebbüse müdahale olmadığına dikkat çekerken "Gelin ortak yolu birlikte bulalım" diyoruz ifadesini kullandı.

Son Güncelleme: Pazartesi, 02 Aralık 2013 17:54

Gösterim: 1697

8. sınıflar için bu yıl ilk kez düzenlenen merkezi sınavlarda Ataşehir’deki bir okula yanlış kitapçık geldiği için öğrenciler sınava bir saat geç başlamak zorunda bırakıldı ve ilk oturumdan sonra da ara verilemedi

Hürriyet Gazetesi’nden Gönül Koca’nın haberine göre, geçen hafta 8’inci sınıf öğrencilerine yapılan Merkezi Ortak Sınavlar’da, Ataşehir’deki bir okula Türkçe yerine İngilizce kitapçıkları geldi. İddiaya göre, öğrenciler, başka okullardan alınan yedek kitapçıklarla sınava girdi. 1 saat geç başlayan sınavın, ilk oturumundan sonra ara verilmeden diğer oturuma geçildi.

28-29 Kasım’da 8’inci sınıflara uygulanan Merkezi Ortak Sınavlar’da bir kitapçık sorunu da İstanbul’da çıktı. Alınan bilgiye göre, Ataşehir’deki Özel Denizatı Ortaokulu’na 28 Kasım Perşembe gününün ilk sınavı olan Türkçe testleri yerine, ertesi günün İngilizce kitapçıkları geldi. Durumun fark edilmesi üzerine İngilizce kitapçıkları tekrra mühürlü kutulara konularak, yan okuldan alınan yedek kitapçıklarla öğrenciler sınava alındı. Ancak, perşembe günü saat 09.00’da başlaması gereken sınav, kitapçık sorunu nedeniyle bir saat geç başlatıldı. Ayrıca, Türkçe sınavının ardından verilmesi gereken yarım saat ara verilmeden, öğrenciler bir sonraki matematik sınavına alındı.

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız ise, olayı doğrulayarak şunları söyledi:

“Kimsenin mağduriyeti söz konusu değil. Yedek kitapçıklarla öğrenciler Türkçe sınavına alındı. İngilizce kitapçıklar açılmadan sandıklara geri konuluyor. İngilizce kitapçıklarının öğrencilere verilmesi gibi bir durum söz konusu değil. Öğrenciler bir saat geç alındı sınava. Ara verilmeden bir sonraki sınava devam edildi. İkinci oturum diğer öğrencilerle birlikte tamamlandı. Çok başarılı bir sınav tamamlandı. Herhangi bir sorun yok.”

Kaynak Hürriyet

> Merkezi sınavlara bir saat geç başladılar

8. sınıflar için bu yıl ilk kez düzenlenen merkezi sınavlarda Ataşehir’deki bir okula yanlış kitapçık geldiği için öğrenciler sınava bir saat geç başlamak zorunda bırakıldı ve ilk oturumdan sonra da ara verilemedi

Hürriyet Gazetesi’nden Gönül Koca’nın haberine göre, geçen hafta 8’inci sınıf öğrencilerine yapılan Merkezi Ortak Sınavlar’da, Ataşehir’deki bir okula Türkçe yerine İngilizce kitapçıkları geldi. İddiaya göre, öğrenciler, başka okullardan alınan yedek kitapçıklarla sınava girdi. 1 saat geç başlayan sınavın, ilk oturumundan sonra ara verilmeden diğer oturuma geçildi.

28-29 Kasım’da 8’inci sınıflara uygulanan Merkezi Ortak Sınavlar’da bir kitapçık sorunu da İstanbul’da çıktı. Alınan bilgiye göre, Ataşehir’deki Özel Denizatı Ortaokulu’na 28 Kasım Perşembe gününün ilk sınavı olan Türkçe testleri yerine, ertesi günün İngilizce kitapçıkları geldi. Durumun fark edilmesi üzerine İngilizce kitapçıkları tekrra mühürlü kutulara konularak, yan okuldan alınan yedek kitapçıklarla öğrenciler sınava alındı. Ancak, perşembe günü saat 09.00’da başlaması gereken sınav, kitapçık sorunu nedeniyle bir saat geç başlatıldı. Ayrıca, Türkçe sınavının ardından verilmesi gereken yarım saat ara verilmeden, öğrenciler bir sonraki matematik sınavına alındı.

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız ise, olayı doğrulayarak şunları söyledi:

“Kimsenin mağduriyeti söz konusu değil. Yedek kitapçıklarla öğrenciler Türkçe sınavına alındı. İngilizce kitapçıklar açılmadan sandıklara geri konuluyor. İngilizce kitapçıklarının öğrencilere verilmesi gibi bir durum söz konusu değil. Öğrenciler bir saat geç alındı sınava. Ara verilmeden bir sonraki sınava devam edildi. İkinci oturum diğer öğrencilerle birlikte tamamlandı. Çok başarılı bir sınav tamamlandı. Herhangi bir sorun yok.”

Kaynak Hürriyet

Son Güncelleme: Pazartesi, 02 Aralık 2013 15:20

Gösterim: 1148

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın başlattığı ‘kızlı-erkekli öğrenci evi’ tartışmasına dair MetroPOLL tarafından yapılan ankette, katılımcıların yüzde 56’sı devletin öğrencilere yeterli barınma imkânı sağlamadığını düşünürken, yüzde 69’u ‘kızlı-erkekli’ evi doğru bulmuyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın başlattığı ‘kızlı-erkekli öğrenci evi’ tartışmasına dair MetroPOLL tarafından yapılan araştırma ilginç sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre, vatandaşların yüzde 56’sı devletin öğrencilere yeterli barınma imkânı sağlamadığını düşünürken, bu evlere karşı çıkanların oranı ise dikkat çekici düzeyde. Araştırmaya katılanların yüzde 69’u ‘kızlı-erkekli’ evi doğru bulmuyor. Bu evlerin yasaklanmasını destekleyenlerin oranı da yüzde 55. Ankete katılanlar arasında AK Parti seçmeninin olduğunu söyleyenler yüzde 80’i, BDP ’lilerin yüzde 46’sı, MHP ’lilerin yüzde 33’ü ve CHP ’lilerin de yüzde 15’i yasaklama önerisini destekliyor. Buna rağmen ankete katılanların çoğunluğunun polis müdahalesine ve vatandaşın ihbarcılığa itilmesine karşı çıkması dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Özer Sencar, Prof. Dr. İhsan Dağı, Prof. Dr. Doğu Ergil, Doç. Dr. Sıtkı Yıldız ve Dr. Vahap Coşkun’un yürüttüğü ve 31 ilde 23-25 Kasım tarihleri arasında toplam 1263 kişi ile yapılan ‘Özel Hayata Müdahale’ başlıklı çalışmanın sonuçlarına göre, ‘öğrenci evlerinin polis tarafından izlenmesini doğru bulanlar, yüzde 37. AK Partililerin yüzde 54’ü de yine polis denetiminden yana. Ancak katılımcıların yüzde 54’lük bir çoğunluğu polis veya devlet tarafından evlerin izlenmesini doğru bulmuyor. Benzer bir sonuç ihbarcılık konusunda da ortaya çıkıyor. Vatandaşın bu evleri ihbar etmesini destekleyenlerin oranı yüzde 42 gibi gözardı edilemeyecek düzeyde. Buna karşın bunu doğru bulmayanlar oranı yüzde 50’lik çoğunluğu oluşturuyor.

Yaşam tarzına müdahale

Ankette “18 yaşını bitirmiş insanların kaldığı evlerin kızlı-erkekli kaldıkları gerekçesiyle basılması”nı onaylayanların oranı yüzde 34’te kalırken, onaylamayanların oranı yüzde 58’e çıkıyor. Bu durumda bile AK Partililerin yüzde 54’ü polis baskınını onaylıyor. Anketi yorumlayan araştırmacılar, sonuçların AK Parti tabanında ciddi düzeyde ‘müdahaleci’ bir eğilimin varlığının ortaya çıktığı görüşünde. Buna karşın “Hükümet özel hayata müdahale etmeli mi?” sorusu tam tersi bir sonuca işaret ediyor. Buna göre, ankete katılanların yüzde 73’ü etmemesi gerektiğini, yüzde 20’si ise etmesi gerektiğini söylüyor. AK Partililer arasında devletin özel hayata müdahale etmesi gerektiğini söyleyenlerin oranı da yüzde 30. Bir başka dikkat çekici sonuç da hükümetin pratikte özel hayata müdahale edip etmediği sorusunda görülüyor. Katılanların yüzde 43’ü hükümetin özel hayata müdahale ettiği, yüzde 50’si ise etmediği kanaatinde. Muhalefet partilerinde hükümetin müdahale ettiği algısı bekleneceği gibi hayli yüksek. CHP’lilerin yüzde 78’i, MHP’lilerin yüzde 61’i ve BDP’lilerin yüzde 55’i özel hayata müdahale edildiği kanısındalar. AK Parti seçmeninin yüzde 22’si de muhalefetin bu algısını paylaşıyor. Ankette yaşam tarzının tehdit altında olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 37. Yüzde 59’u bu kanaati paylaşmadığını belirtiyor.

Yine ankette son günlerin tartışma konularından olan AK Parti’nin otoriterleşip otoriterleşmediğine de yanıt arandı. Ankette sorulan “AK Parti otoriterleşiyor mu, demokratikleşiyor mu?” sorusuna verilen yanıt neredeyse ikiye bölünmüş durumda. Çoğunluk yüzde 43’le AK Parti’nin giderek otoriterleştiğini söylerken yüzde 42 ise demokratikleştiği kanaatinde. AK Parti tabanı yüzde 69 ile partilerinin demokratikleştiğini düşünüyor. Partilerinin otoriterleştiğini düşünenlerin oranı da yüzde 19.

> ‘Kızlı-erkekli’ öğrenci evi anketinde ilginç sonuç

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın başlattığı ‘kızlı-erkekli öğrenci evi’ tartışmasına dair MetroPOLL tarafından yapılan ankette, katılımcıların yüzde 56’sı devletin öğrencilere yeterli barınma imkânı sağlamadığını düşünürken, yüzde 69’u ‘kızlı-erkekli’ evi doğru bulmuyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın başlattığı ‘kızlı-erkekli öğrenci evi’ tartışmasına dair MetroPOLL tarafından yapılan araştırma ilginç sonuçlar ortaya koydu. Araştırmaya göre, vatandaşların yüzde 56’sı devletin öğrencilere yeterli barınma imkânı sağlamadığını düşünürken, bu evlere karşı çıkanların oranı ise dikkat çekici düzeyde. Araştırmaya katılanların yüzde 69’u ‘kızlı-erkekli’ evi doğru bulmuyor. Bu evlerin yasaklanmasını destekleyenlerin oranı da yüzde 55. Ankete katılanlar arasında AK Parti seçmeninin olduğunu söyleyenler yüzde 80’i, BDP ’lilerin yüzde 46’sı, MHP ’lilerin yüzde 33’ü ve CHP ’lilerin de yüzde 15’i yasaklama önerisini destekliyor. Buna rağmen ankete katılanların çoğunluğunun polis müdahalesine ve vatandaşın ihbarcılığa itilmesine karşı çıkması dikkat çekiyor.

Prof. Dr. Özer Sencar, Prof. Dr. İhsan Dağı, Prof. Dr. Doğu Ergil, Doç. Dr. Sıtkı Yıldız ve Dr. Vahap Coşkun’un yürüttüğü ve 31 ilde 23-25 Kasım tarihleri arasında toplam 1263 kişi ile yapılan ‘Özel Hayata Müdahale’ başlıklı çalışmanın sonuçlarına göre, ‘öğrenci evlerinin polis tarafından izlenmesini doğru bulanlar, yüzde 37. AK Partililerin yüzde 54’ü de yine polis denetiminden yana. Ancak katılımcıların yüzde 54’lük bir çoğunluğu polis veya devlet tarafından evlerin izlenmesini doğru bulmuyor. Benzer bir sonuç ihbarcılık konusunda da ortaya çıkıyor. Vatandaşın bu evleri ihbar etmesini destekleyenlerin oranı yüzde 42 gibi gözardı edilemeyecek düzeyde. Buna karşın bunu doğru bulmayanlar oranı yüzde 50’lik çoğunluğu oluşturuyor.

Yaşam tarzına müdahale

Ankette “18 yaşını bitirmiş insanların kaldığı evlerin kızlı-erkekli kaldıkları gerekçesiyle basılması”nı onaylayanların oranı yüzde 34’te kalırken, onaylamayanların oranı yüzde 58’e çıkıyor. Bu durumda bile AK Partililerin yüzde 54’ü polis baskınını onaylıyor. Anketi yorumlayan araştırmacılar, sonuçların AK Parti tabanında ciddi düzeyde ‘müdahaleci’ bir eğilimin varlığının ortaya çıktığı görüşünde. Buna karşın “Hükümet özel hayata müdahale etmeli mi?” sorusu tam tersi bir sonuca işaret ediyor. Buna göre, ankete katılanların yüzde 73’ü etmemesi gerektiğini, yüzde 20’si ise etmesi gerektiğini söylüyor. AK Partililer arasında devletin özel hayata müdahale etmesi gerektiğini söyleyenlerin oranı da yüzde 30. Bir başka dikkat çekici sonuç da hükümetin pratikte özel hayata müdahale edip etmediği sorusunda görülüyor. Katılanların yüzde 43’ü hükümetin özel hayata müdahale ettiği, yüzde 50’si ise etmediği kanaatinde. Muhalefet partilerinde hükümetin müdahale ettiği algısı bekleneceği gibi hayli yüksek. CHP’lilerin yüzde 78’i, MHP’lilerin yüzde 61’i ve BDP’lilerin yüzde 55’i özel hayata müdahale edildiği kanısındalar. AK Parti seçmeninin yüzde 22’si de muhalefetin bu algısını paylaşıyor. Ankette yaşam tarzının tehdit altında olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 37. Yüzde 59’u bu kanaati paylaşmadığını belirtiyor.

Yine ankette son günlerin tartışma konularından olan AK Parti’nin otoriterleşip otoriterleşmediğine de yanıt arandı. Ankette sorulan “AK Parti otoriterleşiyor mu, demokratikleşiyor mu?” sorusuna verilen yanıt neredeyse ikiye bölünmüş durumda. Çoğunluk yüzde 43’le AK Parti’nin giderek otoriterleştiğini söylerken yüzde 42 ise demokratikleştiği kanaatinde. AK Parti tabanı yüzde 69 ile partilerinin demokratikleştiğini düşünüyor. Partilerinin otoriterleştiğini düşünenlerin oranı da yüzde 19.

Son Güncelleme: Salı, 03 Aralık 2013 09:16

Gösterim: 2153

BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, gündemdeki dershane tartışmalarıyla ilgili "Eğitim sistemini yerel yönetimlere devredin. Kadrosunu, bütçesini devredin. Biz talibiz. Bıraksınlar bize, biz tüm Türkiye'de ve Kürdistan'da da en demokratik, en güçlü, en başarılı eğitim sistemini hayata geçirelim" dedi.

Şırnak'ın İdil ilçesinde, belediye tarafından yaptırılan Eğitim Destek Evi'nin açılışında konuşan Gültan Kışanak, eğitimin BDP için vazgeçilmez çalışma alanlarından biri olduğunu söyledi.

Kendilerini devletin tekli zihniyetinden, sömürgeciliğin her türlü işgal ve asimilasyon politikalarından korumak için eğitimin önemli olduğunu belirten Kışanak, şunları söyledi: "Bir halk olarak kendimizi eğiteceğiz. Bugün Türkiye'de büyük bir kapışma var. Bu siyasi kapışmanın nedeni şudur; Eğitim sistemini ele geçiren, kendi sitemini bu halka dayattırıyor. Cemaatler ve AKP hükümeti ve Kemalistler, her zaman kendi eğitim sistemini bu halka dayattırmak istediler.

Kürt halkı olarak şunu çok iyi biliyoruz ki; bu eğitim sistemine Kemalistler de, AKP de, cemaatler de, kim yönetirse yönetsin, bize karşı anlayışları aynıdır. Bize karşı anlayışları, asimilasyondur, tekçi zihniyeti dayatmaktır. Bu nedenle bizim boynumuzun borcu, kendi halkımızın eğitim sistemini, halk eğitimi olarak inşa etmek ve kendi değerlerimizle gelecek nesillerimizi yetiştirmektir. Biz bu kavganın tarafı ve tartışmanın bir tarafı olmayacağız."

Eğitim sisteminin halka devredilmesi gerektiğini savunan Kışanak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bırakın bu kayıkçı kavgasını, eğitim sistemini halka devredin, yerel yönetimlere devredin. İşte o zaman görürsünüz, nasıl demokratik bir eğitim gerçekleşiyor. Artık halkın hakkını, halka teslim edecekler. Eğitim halk için yapılır. Bırakın halk eğitimini nasıl yapmak istiyorsa öyle yapsın. Eğitim sistemini yerel yönetimlere devredin. Kadrosunu, bütçesini devredin. Bakın eğitim sorunu kalır mı? Biz buna talibiz. Kürt siyaseti olarak, demokratik özerklik projesini savunan bir siyaset olarak, açıkça buradan bir kez daha ilan ediyoruz; Bıraksınlar bize, biz tüm Türkiye'de ve Kürdistan'da da en demokratik, en güçlü, en başarılı eğitim sistemini hayata geçirelim. Bu konuda halkımıza da kendimize de güveniyoruz."

> ‘Eğitim, yerel yönetimlere devredilsin’

BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, gündemdeki dershane tartışmalarıyla ilgili "Eğitim sistemini yerel yönetimlere devredin. Kadrosunu, bütçesini devredin. Biz talibiz. Bıraksınlar bize, biz tüm Türkiye'de ve Kürdistan'da da en demokratik, en güçlü, en başarılı eğitim sistemini hayata geçirelim" dedi.

Şırnak'ın İdil ilçesinde, belediye tarafından yaptırılan Eğitim Destek Evi'nin açılışında konuşan Gültan Kışanak, eğitimin BDP için vazgeçilmez çalışma alanlarından biri olduğunu söyledi.

Kendilerini devletin tekli zihniyetinden, sömürgeciliğin her türlü işgal ve asimilasyon politikalarından korumak için eğitimin önemli olduğunu belirten Kışanak, şunları söyledi: "Bir halk olarak kendimizi eğiteceğiz. Bugün Türkiye'de büyük bir kapışma var. Bu siyasi kapışmanın nedeni şudur; Eğitim sistemini ele geçiren, kendi sitemini bu halka dayattırıyor. Cemaatler ve AKP hükümeti ve Kemalistler, her zaman kendi eğitim sistemini bu halka dayattırmak istediler.

Kürt halkı olarak şunu çok iyi biliyoruz ki; bu eğitim sistemine Kemalistler de, AKP de, cemaatler de, kim yönetirse yönetsin, bize karşı anlayışları aynıdır. Bize karşı anlayışları, asimilasyondur, tekçi zihniyeti dayatmaktır. Bu nedenle bizim boynumuzun borcu, kendi halkımızın eğitim sistemini, halk eğitimi olarak inşa etmek ve kendi değerlerimizle gelecek nesillerimizi yetiştirmektir. Biz bu kavganın tarafı ve tartışmanın bir tarafı olmayacağız."

Eğitim sisteminin halka devredilmesi gerektiğini savunan Kışanak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bırakın bu kayıkçı kavgasını, eğitim sistemini halka devredin, yerel yönetimlere devredin. İşte o zaman görürsünüz, nasıl demokratik bir eğitim gerçekleşiyor. Artık halkın hakkını, halka teslim edecekler. Eğitim halk için yapılır. Bırakın halk eğitimini nasıl yapmak istiyorsa öyle yapsın. Eğitim sistemini yerel yönetimlere devredin. Kadrosunu, bütçesini devredin. Bakın eğitim sorunu kalır mı? Biz buna talibiz. Kürt siyaseti olarak, demokratik özerklik projesini savunan bir siyaset olarak, açıkça buradan bir kez daha ilan ediyoruz; Bıraksınlar bize, biz tüm Türkiye'de ve Kürdistan'da da en demokratik, en güçlü, en başarılı eğitim sistemini hayata geçirelim. Bu konuda halkımıza da kendimize de güveniyoruz."

Son Güncelleme: Pazartesi, 02 Aralık 2013 11:45

Gösterim: 1782

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, ağustos ayında öğretim üyesi almak için verdiği ilanda, kimlerin bu kadrolara alınacağını da yazarak bir skandala imza atmıştı. Rektörün istifa ettiği skandal sonrası listedeki 2 ismin göreve başladığı ortaya çıktı.

RİZE’de bulunan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) adına ağustos ayında bir ilan verilmişti. İlan, Basın İlan Kurumu aracılığıyla ulusal bir gazetede yer almıştı. İlanda, Tıp, Mühendislik, Fen Edebiyat Fakültesi’ne 1’er, Su Ürünleri’ne 2 doçent, İlahiyat Fakültesi’ne ise bir Yard. Doç. alınacağı belirtilmişti. Ancak ilanda kriterler yerine doğrudan alınacak akademisyenlerin isimleri yer almıştı. Örneğin Tıp Fakültesi için aranan öğretim üyesinin karşısında Ahmet Pergel ismi yer alıyordu. Pergel’in isminin yanında ise “Doçentliği alamadı, sorulacak” notu bulunuyordu. Yine Fen Edebiyat Fakültesi’ne alınacak öğretim üyesinin karşısında ise Murat Tomakin’in adı yer alıyordu. Tomakin’in isminin yanına ise “İzinli” notu düşülmüştü. Diğer isimler ise Mühendislik Fakültesi Can Coşkun, Su Ürünleri Fakültesi Sabri Bilgin, Su Ürünleri Fakültesi Huriye Karabulut ve İlahiyat Fakültesi Musa Balcı’ydı. O isimlerden Sabri Bilgin ve Murat Tomakin’in her şeye rağmen görevlerine başladıkları tespit edildi.

"Yanlış olan kriterler yerine ilanda isimlerin yer almasıydı"

Rektör Prof. Dr. Hüseyin Karaman konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Sabri Bilgin ve Murat Tomakin hocalarımız doçent oldular ve kadrolarına atandılar. Ahmet Pergel hocamız da doçentlik için hak kazandı, ancak henüz atanmadı. İlanda ismi geçen Musa Balcı dışında diğer hocalarımız zaten üniversitemizdeydi. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Eğer atama yönetmeliğindeki şartlar varsa kadro verirsiniz. Tabii ki yanlış olan kriterler yerine ilanda isimlerin yer almasıydı.”

Balık baştan kokar

CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, bu durumu ‘minareyi çalıp kılıfı hazırlamak’ olarak tanımladı. Nazlıaka şöyle konuştu: “AKP üniversitelerin, özerk, bilimsel ve nesnel yapısını yok etmek için 12 Eylül’ün YÖK’üyle el ele vermiş çalışıyor.  Bugüne kadar hiçbir ilanın kişiye özel olarak çıktığını görmedim. Demek ki işe göre adam değil, adama göre iş aranıyor. Bu usulsüzlüğün RTEÜ’de olması da zamanın ruhuna uygun oldu. Bir kez daha balık baştan kokmuştur. Bu kişiler bu kadrolara yerleştikten sonra meslektaşlarının yüzüne nasıl baktılar, ilanı nasıl içlerine sindirdiler, anlamam mümkün değil.”

Kaynak Hürriyet

> RTE Üniversitesi’nin skandal ilanındaki isimlere kadro

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi, ağustos ayında öğretim üyesi almak için verdiği ilanda, kimlerin bu kadrolara alınacağını da yazarak bir skandala imza atmıştı. Rektörün istifa ettiği skandal sonrası listedeki 2 ismin göreve başladığı ortaya çıktı.

RİZE’de bulunan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi (RTEÜ) adına ağustos ayında bir ilan verilmişti. İlan, Basın İlan Kurumu aracılığıyla ulusal bir gazetede yer almıştı. İlanda, Tıp, Mühendislik, Fen Edebiyat Fakültesi’ne 1’er, Su Ürünleri’ne 2 doçent, İlahiyat Fakültesi’ne ise bir Yard. Doç. alınacağı belirtilmişti. Ancak ilanda kriterler yerine doğrudan alınacak akademisyenlerin isimleri yer almıştı. Örneğin Tıp Fakültesi için aranan öğretim üyesinin karşısında Ahmet Pergel ismi yer alıyordu. Pergel’in isminin yanında ise “Doçentliği alamadı, sorulacak” notu bulunuyordu. Yine Fen Edebiyat Fakültesi’ne alınacak öğretim üyesinin karşısında ise Murat Tomakin’in adı yer alıyordu. Tomakin’in isminin yanına ise “İzinli” notu düşülmüştü. Diğer isimler ise Mühendislik Fakültesi Can Coşkun, Su Ürünleri Fakültesi Sabri Bilgin, Su Ürünleri Fakültesi Huriye Karabulut ve İlahiyat Fakültesi Musa Balcı’ydı. O isimlerden Sabri Bilgin ve Murat Tomakin’in her şeye rağmen görevlerine başladıkları tespit edildi.

"Yanlış olan kriterler yerine ilanda isimlerin yer almasıydı"

Rektör Prof. Dr. Hüseyin Karaman konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı: “Sabri Bilgin ve Murat Tomakin hocalarımız doçent oldular ve kadrolarına atandılar. Ahmet Pergel hocamız da doçentlik için hak kazandı, ancak henüz atanmadı. İlanda ismi geçen Musa Balcı dışında diğer hocalarımız zaten üniversitemizdeydi. Dünyanın her yerinde bu böyledir. Eğer atama yönetmeliğindeki şartlar varsa kadro verirsiniz. Tabii ki yanlış olan kriterler yerine ilanda isimlerin yer almasıydı.”

Balık baştan kokar

CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, bu durumu ‘minareyi çalıp kılıfı hazırlamak’ olarak tanımladı. Nazlıaka şöyle konuştu: “AKP üniversitelerin, özerk, bilimsel ve nesnel yapısını yok etmek için 12 Eylül’ün YÖK’üyle el ele vermiş çalışıyor.  Bugüne kadar hiçbir ilanın kişiye özel olarak çıktığını görmedim. Demek ki işe göre adam değil, adama göre iş aranıyor. Bu usulsüzlüğün RTEÜ’de olması da zamanın ruhuna uygun oldu. Bir kez daha balık baştan kokmuştur. Bu kişiler bu kadrolara yerleştikten sonra meslektaşlarının yüzüne nasıl baktılar, ilanı nasıl içlerine sindirdiler, anlamam mümkün değil.”

Kaynak Hürriyet

Son Güncelleme: Pazartesi, 02 Aralık 2013 01:03

Gösterim: 1841


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.