banner
banner

2020 yılının eğitim gelişmelerini mi yoksa kendimizi mi değerlendirelim?




Prof. Dr. Cem Balçıkanlı / Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD

cem_balcikanliÖz-değerlendirme bizi geçmiş ve bugünkü deneyimlerden sonraki performansımızı hazırlamaya yönlendirir.
Auliq Buz

“Bu yazıyı yazmak için bilgisayarın başına oturdu…” diye bilgisayarın tuşlarına tam basıyordum ki birden aklıma şu soru geldi:
“Ne zamandan beri bilgisayarın başında değilim ki?”
Dolayısıyla bilgisayarın başına oturma ifadesine biraz yabancılaştım ve bana bu yabancılaşmayı sağlatan süreci düşündüm. Eminim ki hepimiz hangi bilinmez süreçten bahsettiğimi biliyoruz. Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve sonrasında tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs (COVID-19) diye bilinen enfeksiyonun hayatımızı yeniden şekillendirdiği ve şekillendirmeye de devam edeceğinden şüphemizin olmadığı o süreç. Bilinmezliğin içinden geçtiğimiz bu süreçte, vaka sayıları başta İspanya, İtalya, Fransa, Almanya, İngiltere ve Türkiye olmak üzere Avrupa’da hızla artıyor. Bu artış da dünyanın neredeyse tamamında toplumsal kaygıları ve endişeleri artırıyor dahası yaşamın akışı ve ritmi değiştiriyor. Salgını kontrol altına almak için esnek çalışma, evden çalışma, dönüşümlü çalışma gibi uygulamalar hayata geçiriliyor ve bu uygulamaların hepsi bizlerin dünyayı algılama biçimini derinden etkiliyor. Diğer pek çok alanda olduğu gibi eğitim dünyası da bu uygulamaların kendi üzerinde yarattığı etkiyle mücadele ediyor. Zira insan-insan ilişkisinin bulunabildiği yerlerin kapatılmasıyla okullar ve üniversiteler de eğitim-öğretim faaliyetlerini çevrimiçi kaynaklar yoluyla sürdürmeye çalışıyor. UNESCO’nun (2020) verilerine dayalı olarak okulların küresel olarak kapatılmasıyla birlikte, 191 ülkede 1, 5 milyardan fazla öğrenci, diğer bir deyişle dünya öğrenci nüfusunun %87’sinin bu eğitim kesintisinden etkilendiği biliniyor (UNESCO, 2020). Diğer bir deyişle, dünya çapında 10 öğrenciden en az 9’unun sınıf öğreniminin kesintiye uğradığı tahmin ediliyor. Ülkemizde de 16 Mart 2020 tarihinden beri kapalı olan okulların eğitim öğretim faaliyetleri uzaktan eğitim teknolojisi aracılığıyla devam ediyor. Vakaların azalma gösterdiği dönemde aşamalı olarak okulların açılması denense de tekrar artış gösteren vaka sayıları nedeniyle öğrencilerin eğitimlerini uzaktan eğitim teknolojisiyle yürütülmesine karar verildi. Bu yazının yazıldığı an itibariyle bu süreç hala böyle devam ediyor. Bu devam eden sürecin başlangıcından itibaren yaşamak zorunda kaldıklarımız da hala pek çok açıdan değerlendirmeye muhtaçtır.
Yıllar önce okuyup çok keyif aldığım kitaplardan biri olan Ölümsüzlük ve Pilgrim isimli romanda yazar Timothy Findley, 1900’lerin başında Pilgrim adlı bir sanat tarihçisiyle Zürih’in en ünlü doktorlarından biri olan Carl Gustav Jung’u bir araya getiriyor. Romanda bu iki kahramının sohbeti arasında Pilgrim’in aslında yaşadıklarıyla ilgili değerlendirmeleri tamamen farklı bir şekilde yaptığı anlaşılıyor. Ancak romanın en ilginç boyutlarından biri; Jung’un kendi alanına ait olan pek çok kavramı ve boyutu yeniden yorumlaması ve kendini daha nesnel bir şekilde değerlendirmeye başlamasıdır. Bu terapiler sayesinde sadece hasta olan Pilgrim değil aynı zamanda alanın en önemli doktorlarından olan Jung da kendisini yeniden değerlendiriyor ve olaylara farklı açılardan bakmaya başlıyor. Ben de 2020 yılının eğitim anlamında kısa bir değerlendirmesini yaparken yukarıda özetlediğim müthiş romanda olduğu gibi olaylara pek çok açıdan yaklaşarak sadece öğrencileri değil eğitimcileri de ele alacağım.

2020 yılında eğitimi yeniden dönüştürebildik mi?
Mart ayından itibaren yaşadığımız sürece ilişkin pek çok bilimsel araştırma, özellikle İnternette sayısız blog yazısı, az sayıdaki eğitim dergisinde hem bilimsel veriler hem de kişisel fikirlerle yoğrulmuş makale üretildi. Ayrıca başta televizyon programları olmak üzere pek çok sosyal medya platformunda da COVID 19 diye bilinen virüsün eğitim dünyasına etkisi tartışıldı. Peki bu ürünlerin hepsi bize temel olarak ne söylüyor? Bunların hepsini birkaç başlık altında toplamak mümkün. İlk sıraya elbette eğitimdeki eşitsizliği koyabiliriz. Dünyanın her ülkesinde yaşanan gerçekliği ülke olarak biz de yaşadık. Ne yazık ki eğitimin çevrimiçi kaynaklarla sürdürülmesinin zorunlu hale gelmesinden sonra tüm öğrencilerin bu kaynaklara erişiminde aynı seviyede bir başarı sağlanamadı. Ayrıca, öğrenmenin tanımı üzerinde yapılan tüm tartışmalarda eksik kalan boyut olan duygusal ve sosyal gelişimin ne kadar önemli olduğu bir kere daha görüldü. Ortaya çıktığı ilk dönemlerden beri varlığı ve işlevi tartışılan okulların sadece bilgi aktarmak değil aynı zamanda öğrencilerin duygusal ve sosyal gelişimlerini desteklemesi gereken bir yer olduğu anlaşıldı. Beyinde bulunan iki bölgeden hippokampus ve amigdalanın birbirlerine yakın yerde bulunması da aslında duyguların desteklenmeden öğrenmenin gerçekleşemeyeceğini bize bir kez daha gösterdi. Diğer bir nokta ise uzaktan eğitim tartışmasıdır. Her ne kadar 1980’li yıllarda tanıştığımızı sandığımız uzaktan eğitim faaliyetleri aslında 1930’li yıllarda ünlü spor bilimci Selim Sırrı Tarcan tarafından başlatıldı. “Radiyo ile Ders” başlığıyla haftada iki gün Almanca, Fransızca ve Cimnastik eğitiminin verildiği dönemlerden içinde bulunduğumuz sürece nasıl geldik? Ülke olarak uzaktan eğitim, acil uzaktan eğitim, uzaktan öğretim vb. kavramların sıklıkla tartışıldığı bu dönemin en önemli kazanımlarından biri eğitimi dönüştürmek için yaptığımız planlardan daha önemli olan direkt bu ve benzeri konuların teorik ve pratik olarak anlaşılmasını sağlamak olmalıydı. Bu sürecin bize gösterdiği bir diğer boyut ise elbette öğretmenlerdir. Salgın döneminin yükselen yıldızı olan öğretmenlerin çok fazla aşina olmadıkları bir dünyada ellerinden gelenin fazlasını yaparak öğrencilerin öğrenme süreçlerine katkı sunmaya çalıştıkları herkes tarafından net bir şekilde idrak edildi. Sınırlı kaynaklarına rağmen bilgisayar ekranın karşısında masadan kendisine yazı tahtası hazırlayan veya öğrencileri kavramları daha net bir şekilde içselleştirebilsin diye bol miktarda nesne kullanan öğretmenlerimiz de mesleklerinin gereğini fazlasıyla yapmaya çalıştılar ve hala da çalışıyorlar. Bu anlamdaki önemli kazanımlardan biri de hepimizin bildiğine inandığımız cümlede yatıyor.
“Teknoloji öğretmenlerin yerini alamaz. Ama teknolojiyi kullanan öğretmenler kullanmayanların yerini alacak.”
Çünkü öğretmen niteliklerinin bir boyutunu da teknoloji kullanımı oluşturuyor. Ancak her ne kadar teknolojik yeterlikler önemli olsa da bu teknolojik yeterlik kadar önemli olan bir diğer boyut da öğretmenlerin öğrencileriyle kurduğu duygusal ilişkidir. Bu ilişkinin ne kadar önemli olduğu içinden geçtiğimiz günlerde bir kez daha görüldü. Ayrıca bu dönemde tüm zamanlarını evde çocuklarıyla geçirmek durumunda kalan anne babaların öğretmenlerin ne kadar önemli bir role sahip olduklarını anladıklarını da gördük.

Son söz
2020 yılındaki eğitim durumunu analiz ettiğim bu kısa değerlendirme yazısının başında belirttiğim romanda olduğu gibi eğitimciler olarak değişimi doğru bir şekilde yönetmenin önemi kadar bizim de bu süreçten ne tür kazanımlar elde ettiğimizi net bir şekilde düşünmemiz gerekmektedir. Son yıllarda üzerinde durulan bir kavram olan direnç (resillence) COVID 19 sürecinin başından beri tüm insanların sahip olmaları gereken en önemli özellik olarak karşımıza çıkıyor. Ama eğitimciler başta olmak üzere anne babaların da bu kavramı içselleştirmelerinin önemi bu yıldaki en önemli hususlardan biri oldu. Çünkü öyle gözüküyor ki dijital dönüşümü doğru yönetemeyen kurum, öğretmen, veli ve öğrenci -şairin dediği gibi- hayatın büyük dolaşımına karışamayacak ve kaybolacak.

Yararlanılan Kaynak
UNESCO. (2020). School closures caused by Coronavirus (Covid-19). 08 Eylül 2020 tarihinde https://en.unesco.org/covid19/educationresponse adresinden erişilmiştir.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.