Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya, öğretim üyesi başına 48, öğretim elemanı başına da 21 öğrenci düştüğünü, OECD ortalamasının 15-16 olduğunu hatırlatarak, "Ciddi bir öğretim üyesi açığımız var. Eğer OECD ortalamalarını baz alarak hesaplarsak, 45 bin öğretim elemanı açığını kapatmamız gerekiyor.” dedi.
Çetinsaya, Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi'nde düzenlenen 222. Üniversitelerarası Kurul Toplantısı'nda uzun süredir üzerinde çalıştığı "Büyüme, Kalite, Uluslararasılaşma: Türkiye Yükseköğretimi İçin Bir Yol Haritası" başlıklı raporunu sundu.
Türkiye yükseköğretiminin yeniden yapılandırılması için yapılacak çalışmalara ışık tutması için planladığı bu raporu Türkiye'nin 2023 hedeflerini de göz önüne alarak bir çözümleme çalışması ve yol haritası olarak yaptığını belirten Çetinsaya, Türkiye'nin 2023 hedefleri bakımından bu çalışmada üç temel stratejik alanda kalmayı tercih ettiğini anlattı.
Çetinsaya, raporunu "Nicel Büyümeden Nitelikli Büyümeye", "Akademik İnsan Kaynağının Geliştirilmesi" ve "Yükseköğretimde Uluslararasılaşma" başlıklarında hazırladığını ifade ederek, büyüme konusunda da bütün dünyada 2. Dünya Savaşı sonrasında da yükseköğretimde okullaşma oranlarında olağanüstü bir büyüme olduğunu dile getirdi.
Türkiye'de bu sürecin 1980'e kadar geride kaldığını, 1980 sonrasında hızlı bir büyümeye dönüştüğünü, özellikle son 10 yılda olağanüstü sonuçlarla karşılaşıldığını vurgulayan Çetinsaya, şöyle devam etti:
"2013 yılı resmi istatistikleri itibarıyla yüzde 75'e çıktık yükseköğretim okullaşma oranında. Bu bizi dünyada da önemli bir konuma getiriyor. Dünya ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye'nin yükseköğretimdeki brüt okullaşma oranları öğrenci sayısındaki büyüklükler dünyada bizi önemli bir yere taşıyor. Şu anda İngiltere, Fransa gibi brüt okullaşma seviyelerini yakalamış ve hatta geçmiş durumdayız. Artık büyümenin sonuna geldik. Türkiye'nin gerek demokratik nüfus yapısı, deneyimleri gerekse küresel dinamiklerine baktığımızda bu büyümenin devam edeceğini görüyoruz. Demokratik insan penceresi Türkiye'de 2050'lere kadar açık kalacak. 2050'ye kadar önümüzdeki 30 yılda üniversite çağına gelen nüfusumuz 1 milyon 250 bin civarında olacak. 2050'den sonra da 1 milyon seviyesinde bir süre devam edecek. Bu başlı başına büyümenin devam edeceği anlamına geliyor."
Çetinsaya, şu anda 5,5 milyon öğrenci olduğunu, bu öğrencilerin yüzde 32'si önlisans, yüzde 62'si lisans, yüzde 6'sının da lisansüstünde okuduğunu söyledi.
Açıköğretimin zaman içinde hızla büyüdüğünü, bugün itibarıyla Türkiye'deki toplam kontenjan içinde yüzde 25 seviyesinde olduğunu anımsatan Çetinsaya, buna karşılık öğrenci sayısının hızla büyümeye devam ettiğini kaydetti.
Çetinsaya, yaklaşık 2,5 milyon açıköğretim öğrencisinin 1 milyonunun kayıtlı olduğu halde ders seçmediğini, bunların açıköğretim öğrencileri içindeki oranının yüzde 40 seviyesinde olduğuna dikkat çekti.
"45 bin öğretim elemanı açığını kapatmamız gerekiyor"
Akademik İnsan Kaynağının Geliştirilmesi başlıklı kısımda yaptığı araştırmada nisan ayı itibarıyla 141 bin 674 öğretim elemanı olduğunu, bu öğretim elemanlarının içinde öğretim üyelerinin payının yüzde 45 olduğuna işaret eden Çetinsaya, öğrenci sayısındaki artışla kıyaslandığında öğretim elemanı artışının geride kaldığını vurguladı.
Çetinsaya, öğretim üyesi başına 48, öğretim elemanı başına da 21 öğrenci düştüğünü, OECD ortalamasının 15-16 olduğunu hatırlatarak, "Ciddi bir öğretim üyesi açığımız var. Eğer OECD ortalamalarını baz alarak hesaplarsak, 45 bin öğretim elemanı açığını kapatmamız gerekiyor. Bunların 20 bininin öğretim üyesi olması gerekiyor. Benim yaptığım çalışmada bu açığı kapatabilmek için bizim yılda 18 bin civarında öğretim elemanı, araştırma görevlisi istihdam etmemiz gerekiyor" dedi.
Türkiye'de her yıl 4 bin 500 doktora mezunu verildiğini, bunun dünya genelinde çok geride olduğunu belirten Çetinsaya, doktora eğitiminin niceliğinin ve niteliğinin arttırılması için çalışmalar yapılması gerektiğini kaydetti.
Doktoradaki niteliğin artırılması gerektiğine işaret eden, "Türkiye yayın sayısı bakımından dünyada 20'nci sırada ama bu yayınların etkin değeri bakımından 37'nci sırada. Bu da bizi gerçekten yayınların ve araştırmaların niteliği konusunda da düşünmeye zorluyor" diye konuştu.
Çetinsaya, 2023 hedeflerine ulaşabilmek için kadro açığının kapatılmasına yönelik çalışmaların olduğunun altını çizerek, "Bütün bunları konuşurken ister yepyeni kadroları akademiye çekmeye çalışalım ister doktora mezunu sayısını artırmaya çalışalım, gençleri akademide kalmaya ikna etmeye çalışalım, nitelikli insan gücünü artırmaya çalışalım, hangi konuyu konuşursak konuşalım konu bizi özlük hakları meselesine getiriyor. Türkiye'deki öğretim üyelerinin özlük hakları yani maaşları son derece dezavantajlı bir konumda. Bizim bu dezavantajlı konumuyla akademiyi cazibe merkezi haline getirme çok zor. Nitelikli beyinleri ve gençleri akademide kalmaya ikna etmemiz çok zor" ifadelerini kullandı.
"Türkiye'de uluslararası öğrenci sayısı 55 bine çıktı"
Raporda uluslararasılaşma meselesini de ele aldığını anlatan Çetinsaya, şunları kaydetti:
"Uluslararasılaşmanın Türkiye yükseköğretimi için ne kadar önemli olduğunu vurguluyorum. Bugün dünyada 4 milyon uluslararası öğrencinin var ve önümüzdeki on yılda bu sayısının 8 milyona çıkacağı tahmin ediliyor. Biz de ise dünya sıralamalarına baktığımızda Türkiye yok. Son zamanda gerçekleştirdiğimiz markalaşma çalışmalarıyla kurumsallaşma çalışmalarıyla bu sayıyı hızla artırmaya çalışıyoruz. 2011'de 30 bin olan uluslararası öğrenci sayısı şu anda 55 bine çıktı."
Çetinsaya, nitelikli büyümenin hedef alınması gerektiğine işaret ederek, "Kalite süreçlerini, yükseköğretim sistemimizin odak noktası haline getirmemiz gerekiyor. Açıköğretimin payını dünya ortalamalarına çekmemiz lazım yani yüzde 15, yüzde 20 aralığına çekmemiz gerekiyor. Buna paralel olarak da yüz yüze eğitimi ve uzaktan öğretimi payını artırmamız gerekiyor" şeklinde konuştu.
"Doktora için özel politikalar geliştirmemiz lazım"
Ön lisans konusunun, yükseköğretim konusunun ayrı ayrı ele alınması gerektiğini söyleyen Çetinsaya, doktora için özel politikalar geliştirilmesi gerektiğini, doktora eğitimini ve uzaktan eğitimi masaya yatıracaklarını vurguladı.
Prof. Dr. Çetinsaya, "Şöyle bir Türkiye var önümüzde. 2006 sonrası kurulan üniversiteleri, onların kampüslerini, onların laboratuvarlarını da düşünerek söylüyorum. Son derece avantajlı bir konumdayız o manada. Fiziki şartlarımız var, öğrencimiz var, öğrencimiz daha da olmaya devam edecek. Her şey var ama öğretim üyesi olup olmayacağını bilemiyoruz 10 yıl sonra. Yeterli, nitelikli öğretim üyesi olup olamayacağını, bu sistemi sırtında taşıyacak, koşturacak öğretim üyeleri olup olmayacağı konusunda hepimizde soru işaretleri var, eğer bugünkü politikalarımızı değiştirmezsek" dedi.
Yükseköğretim bilgi yönetim sisteminin ikinci bir aşamasına daha geldiğini belirten Çetinsaya, bilgi sistemine tarihi istatistiklerin eklendiğini ve 1984'ten itibaren hangi tarihte hangi üniversitenin kaç öğrencisi, kaç öğretim üyesinin olduğunun bakılabileceğini kaydetti.
ÜAK Başkanı İbicioğlu
Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanı ve Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan İbicioğlu da doçentlik sınavlarının kurumsal hale getirildiğini, dijital ortama aktarıldığını ifade etti.
İbicioğlu, üniversitelerde çalışan akademisyenlerin özlük haklarının ve maaş düzenlemelerinin sorun olduğunu belirterek, "Üniversitelerde çalışan personelin özlük haklarının, maaşlarının, ekonomik durumlarının iyileştirilmesinin bizim açımızdan hatta ülke açısından son derece önemli olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu.
Konuşmaların ardından ÜAK gündeminin görüşülmesi basına kapalı olarak gerçekleştirildi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
YÖK Başkanı Gökhan Çetinsaya, öğretim üyesi başına 48, öğretim elemanı başına da 21 öğrenci düştüğünü, OECD ortalamasının 15-16 olduğunu hatırlatarak, "Ciddi bir öğretim üyesi açığımız var. Eğer OECD ortalamalarını baz alarak hesaplarsak, 45 bin öğretim elemanı açığını kapatmamız gerekiyor.” dedi.
Çetinsaya, Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi'nde düzenlenen 222. Üniversitelerarası Kurul Toplantısı'nda uzun süredir üzerinde çalıştığı "Büyüme, Kalite, Uluslararasılaşma: Türkiye Yükseköğretimi İçin Bir Yol Haritası" başlıklı raporunu sundu.
Türkiye yükseköğretiminin yeniden yapılandırılması için yapılacak çalışmalara ışık tutması için planladığı bu raporu Türkiye'nin 2023 hedeflerini de göz önüne alarak bir çözümleme çalışması ve yol haritası olarak yaptığını belirten Çetinsaya, Türkiye'nin 2023 hedefleri bakımından bu çalışmada üç temel stratejik alanda kalmayı tercih ettiğini anlattı.
Çetinsaya, raporunu "Nicel Büyümeden Nitelikli Büyümeye", "Akademik İnsan Kaynağının Geliştirilmesi" ve "Yükseköğretimde Uluslararasılaşma" başlıklarında hazırladığını ifade ederek, büyüme konusunda da bütün dünyada 2. Dünya Savaşı sonrasında da yükseköğretimde okullaşma oranlarında olağanüstü bir büyüme olduğunu dile getirdi.
Türkiye'de bu sürecin 1980'e kadar geride kaldığını, 1980 sonrasında hızlı bir büyümeye dönüştüğünü, özellikle son 10 yılda olağanüstü sonuçlarla karşılaşıldığını vurgulayan Çetinsaya, şöyle devam etti:
"2013 yılı resmi istatistikleri itibarıyla yüzde 75'e çıktık yükseköğretim okullaşma oranında. Bu bizi dünyada da önemli bir konuma getiriyor. Dünya ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye'nin yükseköğretimdeki brüt okullaşma oranları öğrenci sayısındaki büyüklükler dünyada bizi önemli bir yere taşıyor. Şu anda İngiltere, Fransa gibi brüt okullaşma seviyelerini yakalamış ve hatta geçmiş durumdayız. Artık büyümenin sonuna geldik. Türkiye'nin gerek demokratik nüfus yapısı, deneyimleri gerekse küresel dinamiklerine baktığımızda bu büyümenin devam edeceğini görüyoruz. Demokratik insan penceresi Türkiye'de 2050'lere kadar açık kalacak. 2050'ye kadar önümüzdeki 30 yılda üniversite çağına gelen nüfusumuz 1 milyon 250 bin civarında olacak. 2050'den sonra da 1 milyon seviyesinde bir süre devam edecek. Bu başlı başına büyümenin devam edeceği anlamına geliyor."
Çetinsaya, şu anda 5,5 milyon öğrenci olduğunu, bu öğrencilerin yüzde 32'si önlisans, yüzde 62'si lisans, yüzde 6'sının da lisansüstünde okuduğunu söyledi.
Açıköğretimin zaman içinde hızla büyüdüğünü, bugün itibarıyla Türkiye'deki toplam kontenjan içinde yüzde 25 seviyesinde olduğunu anımsatan Çetinsaya, buna karşılık öğrenci sayısının hızla büyümeye devam ettiğini kaydetti.
Çetinsaya, yaklaşık 2,5 milyon açıköğretim öğrencisinin 1 milyonunun kayıtlı olduğu halde ders seçmediğini, bunların açıköğretim öğrencileri içindeki oranının yüzde 40 seviyesinde olduğuna dikkat çekti.
"45 bin öğretim elemanı açığını kapatmamız gerekiyor"
Akademik İnsan Kaynağının Geliştirilmesi başlıklı kısımda yaptığı araştırmada nisan ayı itibarıyla 141 bin 674 öğretim elemanı olduğunu, bu öğretim elemanlarının içinde öğretim üyelerinin payının yüzde 45 olduğuna işaret eden Çetinsaya, öğrenci sayısındaki artışla kıyaslandığında öğretim elemanı artışının geride kaldığını vurguladı.
Çetinsaya, öğretim üyesi başına 48, öğretim elemanı başına da 21 öğrenci düştüğünü, OECD ortalamasının 15-16 olduğunu hatırlatarak, "Ciddi bir öğretim üyesi açığımız var. Eğer OECD ortalamalarını baz alarak hesaplarsak, 45 bin öğretim elemanı açığını kapatmamız gerekiyor. Bunların 20 bininin öğretim üyesi olması gerekiyor. Benim yaptığım çalışmada bu açığı kapatabilmek için bizim yılda 18 bin civarında öğretim elemanı, araştırma görevlisi istihdam etmemiz gerekiyor" dedi.
Türkiye'de her yıl 4 bin 500 doktora mezunu verildiğini, bunun dünya genelinde çok geride olduğunu belirten Çetinsaya, doktora eğitiminin niceliğinin ve niteliğinin arttırılması için çalışmalar yapılması gerektiğini kaydetti.
Doktoradaki niteliğin artırılması gerektiğine işaret eden, "Türkiye yayın sayısı bakımından dünyada 20'nci sırada ama bu yayınların etkin değeri bakımından 37'nci sırada. Bu da bizi gerçekten yayınların ve araştırmaların niteliği konusunda da düşünmeye zorluyor" diye konuştu.
Çetinsaya, 2023 hedeflerine ulaşabilmek için kadro açığının kapatılmasına yönelik çalışmaların olduğunun altını çizerek, "Bütün bunları konuşurken ister yepyeni kadroları akademiye çekmeye çalışalım ister doktora mezunu sayısını artırmaya çalışalım, gençleri akademide kalmaya ikna etmeye çalışalım, nitelikli insan gücünü artırmaya çalışalım, hangi konuyu konuşursak konuşalım konu bizi özlük hakları meselesine getiriyor. Türkiye'deki öğretim üyelerinin özlük hakları yani maaşları son derece dezavantajlı bir konumda. Bizim bu dezavantajlı konumuyla akademiyi cazibe merkezi haline getirme çok zor. Nitelikli beyinleri ve gençleri akademide kalmaya ikna etmemiz çok zor" ifadelerini kullandı.
"Türkiye'de uluslararası öğrenci sayısı 55 bine çıktı"
Raporda uluslararasılaşma meselesini de ele aldığını anlatan Çetinsaya, şunları kaydetti:
"Uluslararasılaşmanın Türkiye yükseköğretimi için ne kadar önemli olduğunu vurguluyorum. Bugün dünyada 4 milyon uluslararası öğrencinin var ve önümüzdeki on yılda bu sayısının 8 milyona çıkacağı tahmin ediliyor. Biz de ise dünya sıralamalarına baktığımızda Türkiye yok. Son zamanda gerçekleştirdiğimiz markalaşma çalışmalarıyla kurumsallaşma çalışmalarıyla bu sayıyı hızla artırmaya çalışıyoruz. 2011'de 30 bin olan uluslararası öğrenci sayısı şu anda 55 bine çıktı."
Çetinsaya, nitelikli büyümenin hedef alınması gerektiğine işaret ederek, "Kalite süreçlerini, yükseköğretim sistemimizin odak noktası haline getirmemiz gerekiyor. Açıköğretimin payını dünya ortalamalarına çekmemiz lazım yani yüzde 15, yüzde 20 aralığına çekmemiz gerekiyor. Buna paralel olarak da yüz yüze eğitimi ve uzaktan öğretimi payını artırmamız gerekiyor" şeklinde konuştu.
"Doktora için özel politikalar geliştirmemiz lazım"
Ön lisans konusunun, yükseköğretim konusunun ayrı ayrı ele alınması gerektiğini söyleyen Çetinsaya, doktora için özel politikalar geliştirilmesi gerektiğini, doktora eğitimini ve uzaktan eğitimi masaya yatıracaklarını vurguladı.
Prof. Dr. Çetinsaya, "Şöyle bir Türkiye var önümüzde. 2006 sonrası kurulan üniversiteleri, onların kampüslerini, onların laboratuvarlarını da düşünerek söylüyorum. Son derece avantajlı bir konumdayız o manada. Fiziki şartlarımız var, öğrencimiz var, öğrencimiz daha da olmaya devam edecek. Her şey var ama öğretim üyesi olup olmayacağını bilemiyoruz 10 yıl sonra. Yeterli, nitelikli öğretim üyesi olup olamayacağını, bu sistemi sırtında taşıyacak, koşturacak öğretim üyeleri olup olmayacağı konusunda hepimizde soru işaretleri var, eğer bugünkü politikalarımızı değiştirmezsek" dedi.
Yükseköğretim bilgi yönetim sisteminin ikinci bir aşamasına daha geldiğini belirten Çetinsaya, bilgi sistemine tarihi istatistiklerin eklendiğini ve 1984'ten itibaren hangi tarihte hangi üniversitenin kaç öğrencisi, kaç öğretim üyesinin olduğunun bakılabileceğini kaydetti.
ÜAK Başkanı İbicioğlu
Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Başkanı ve Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan İbicioğlu da doçentlik sınavlarının kurumsal hale getirildiğini, dijital ortama aktarıldığını ifade etti.
İbicioğlu, üniversitelerde çalışan akademisyenlerin özlük haklarının ve maaş düzenlemelerinin sorun olduğunu belirterek, "Üniversitelerde çalışan personelin özlük haklarının, maaşlarının, ekonomik durumlarının iyileştirilmesinin bizim açımızdan hatta ülke açısından son derece önemli olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu.
Konuşmaların ardından ÜAK gündeminin görüşülmesi basına kapalı olarak gerçekleştirildi.
Son Güncelleme: Pazartesi, 12 May 2014 15:23
Gösterim: 1273
Bir online araştırma şirketi tarafından yapılan araştırmaya göre teknolojiye ilgi duyan gençlerin en çok çalışmak istediği şirketlerin başında Apple, Microsoft ve Samsung geliyor.
Online araştırma şirketi DORinsight, Y kuşağının iş dünyasına bakış açısı ile ilgili gerçekleştirdiği çalışmada ilgi çekici sonuçlara ulaştı. Araştırmaya katılan gençler, ortalama 22 yaşına gelindiğinde aileden para almayı bırakıp çalışılması gerektiğini belirtti. Hayallerini süsleyen firmaların ise Koç ve Sabancı gibi köklü holdingler olduğunu vurguladılar. Araştırmanın sonuçlarına göre; teknolojiye ilgi duyan Y kuşağı için Apple, Microsoft ve Samsung da en çok çalışılmak istenen şirketler listesinde ön sıralarda yer aldı. Araştırmaya, 15-34 yaş arasındaki 201 kişi katıldı.
Teknoloji tutkunu Y kuşağı Apple, Microsoft ve Samsung’da çalışmak istiyor
Araştırmaya katılan gençler, ortalama 22 yaşına gelindiğinde, aileden para almayı bırakıp çalışılması gerektiğini belirtti. Hayallerini süsleyen firmaların ise Koç ve Sabancı gibi köklü holdingler olduğunu söylediler. Araştırmaya katılanların yüzde 24’ü Koç’ta, yüzde 17’si ise Sabancı’da çalışmak istediklerini belirttiler. Teknolojiye ilgi duyan Y kuşağı için Apple, Microsoft ve Samsung da en çok çalışılmak istenen şirketler listesinde ön sıralarda yer aldı.
Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, çalışılmak istenen ve halen çalışılan şirket karşılaştırıldığında kariyer gelişimi, yaratıcılığı teşvik etme, global olma, şeffaf ve açık yönetim unsurlarında beklentilerin karşılanmadığı görüldü. Araştırmaya katılanların yüzde 66’sı çalışacakları şirketin kariyer gelişim olanakları sunan, yüzde 61’i yaratıcılığı teşvik eden, yüzde 52’si global, yüzde 50’si de şeffaf ve açık yönetilmesini istediklerini belirtti.
Görüşülen kişilerin yarısı, beklentilerinin karşılanamaması sebebiyle çalıştıkları şirketten memnun olmadığını söyledi. “Bugün tekrar işe girecek olsam aynı yerde çalışmayı isterim” ifadesine katılım yüzde 33’te kaldı. Buna paralel olarak katılımcıların yüzde 36’sı çalıştıkları şirketi, iyi bir yer olarak başkalarına sık sık tavsiye ettiğini belirtti.
Gençler hafta sonu çalışmak istemiyor
Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 72’si haftalık çalışma süresinin 40 saatten az olması gerektiğini düşünürken, yüzde 40’ı daha çok para kazanacak olsa bile hafta sonu çalışmayacağını söyledi. Katılımcıların yüzde 42’si ise, sadece işe ilk başladığı dönemde uzun çalışma saatlerini normal karşıladığını belirtti.
Katılımcıların yüzde 67’si iş yerinde uygun bulmadıkları bir durumla karşılaştıklarında hemen itiraz edeceklerinin, yüzde 73’ü ise iş dünyasında gençlere yeteri kadar saygı duyulmadığının altını çizdi. Araştırmanın sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 53’ünün hayali kendi işini kurmak. Kendi işini kurmayı planlayanların yüzde 46’sı da bu hayali 1-7 yıl içerisinde gerçekleştirmek istediğini belirtti.
Görüşülen 10 kişiden 8’i yurt dışında çalışmayı hayal ediyor
Görüşülen 10 kişiden 8’i yurt dışında çalışma imkanı bulsa gideceğini belirtti. Araştırmanın sonuçlarına göre, Amerika (yüzde 35), İngiltere (yüzde 11) ve İtalya’nın (yüzde 11) en çok çalışılmak istenen ilk 3 ülke olduğu ortaya çıktı. Y kuşağının yüzde 61’i önümüzdeki 5 yılın kendi açısından, yüzde 42’si ise Türkiye açısından iyi geçeceğini düşündüğünü belirtti.
Y kuşağı uyumlu, özgür, yaratıcı, sadık, duygusal
DORinsight’ın ilgi çekici sonuçlara sahip bu araştırmasına göre, Y kuşağının yüzde 72’si kendilerini uyumlu, yüzde 59’u özgür, yaratıcı ve sadık, yüzde 55’i duygusal, yüzde 51’i hırslı ve rekabetçi olarak tanımladı.
Katılımcılara para, aile kurmak/evlenmek, iyi bir iş sahibi olmak, aşk ve sağlık konularından hayatta en çok sahip olmak istedikleri sorulduğunda ise ilk sırada yüzde 71 oranıyla sağlık, sırasıyla iş, aşk, para ve aile kurmak yanıtları geldi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Bir online araştırma şirketi tarafından yapılan araştırmaya göre teknolojiye ilgi duyan gençlerin en çok çalışmak istediği şirketlerin başında Apple, Microsoft ve Samsung geliyor.
Online araştırma şirketi DORinsight, Y kuşağının iş dünyasına bakış açısı ile ilgili gerçekleştirdiği çalışmada ilgi çekici sonuçlara ulaştı. Araştırmaya katılan gençler, ortalama 22 yaşına gelindiğinde aileden para almayı bırakıp çalışılması gerektiğini belirtti. Hayallerini süsleyen firmaların ise Koç ve Sabancı gibi köklü holdingler olduğunu vurguladılar. Araştırmanın sonuçlarına göre; teknolojiye ilgi duyan Y kuşağı için Apple, Microsoft ve Samsung da en çok çalışılmak istenen şirketler listesinde ön sıralarda yer aldı. Araştırmaya, 15-34 yaş arasındaki 201 kişi katıldı.
Teknoloji tutkunu Y kuşağı Apple, Microsoft ve Samsung’da çalışmak istiyor
Araştırmaya katılan gençler, ortalama 22 yaşına gelindiğinde, aileden para almayı bırakıp çalışılması gerektiğini belirtti. Hayallerini süsleyen firmaların ise Koç ve Sabancı gibi köklü holdingler olduğunu söylediler. Araştırmaya katılanların yüzde 24’ü Koç’ta, yüzde 17’si ise Sabancı’da çalışmak istediklerini belirttiler. Teknolojiye ilgi duyan Y kuşağı için Apple, Microsoft ve Samsung da en çok çalışılmak istenen şirketler listesinde ön sıralarda yer aldı.
Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında, çalışılmak istenen ve halen çalışılan şirket karşılaştırıldığında kariyer gelişimi, yaratıcılığı teşvik etme, global olma, şeffaf ve açık yönetim unsurlarında beklentilerin karşılanmadığı görüldü. Araştırmaya katılanların yüzde 66’sı çalışacakları şirketin kariyer gelişim olanakları sunan, yüzde 61’i yaratıcılığı teşvik eden, yüzde 52’si global, yüzde 50’si de şeffaf ve açık yönetilmesini istediklerini belirtti.
Görüşülen kişilerin yarısı, beklentilerinin karşılanamaması sebebiyle çalıştıkları şirketten memnun olmadığını söyledi. “Bugün tekrar işe girecek olsam aynı yerde çalışmayı isterim” ifadesine katılım yüzde 33’te kaldı. Buna paralel olarak katılımcıların yüzde 36’sı çalıştıkları şirketi, iyi bir yer olarak başkalarına sık sık tavsiye ettiğini belirtti.
Gençler hafta sonu çalışmak istemiyor
Araştırmaya katılan gençlerin yüzde 72’si haftalık çalışma süresinin 40 saatten az olması gerektiğini düşünürken, yüzde 40’ı daha çok para kazanacak olsa bile hafta sonu çalışmayacağını söyledi. Katılımcıların yüzde 42’si ise, sadece işe ilk başladığı dönemde uzun çalışma saatlerini normal karşıladığını belirtti.
Katılımcıların yüzde 67’si iş yerinde uygun bulmadıkları bir durumla karşılaştıklarında hemen itiraz edeceklerinin, yüzde 73’ü ise iş dünyasında gençlere yeteri kadar saygı duyulmadığının altını çizdi. Araştırmanın sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 53’ünün hayali kendi işini kurmak. Kendi işini kurmayı planlayanların yüzde 46’sı da bu hayali 1-7 yıl içerisinde gerçekleştirmek istediğini belirtti.
Görüşülen 10 kişiden 8’i yurt dışında çalışmayı hayal ediyor
Görüşülen 10 kişiden 8’i yurt dışında çalışma imkanı bulsa gideceğini belirtti. Araştırmanın sonuçlarına göre, Amerika (yüzde 35), İngiltere (yüzde 11) ve İtalya’nın (yüzde 11) en çok çalışılmak istenen ilk 3 ülke olduğu ortaya çıktı. Y kuşağının yüzde 61’i önümüzdeki 5 yılın kendi açısından, yüzde 42’si ise Türkiye açısından iyi geçeceğini düşündüğünü belirtti.
Y kuşağı uyumlu, özgür, yaratıcı, sadık, duygusal
DORinsight’ın ilgi çekici sonuçlara sahip bu araştırmasına göre, Y kuşağının yüzde 72’si kendilerini uyumlu, yüzde 59’u özgür, yaratıcı ve sadık, yüzde 55’i duygusal, yüzde 51’i hırslı ve rekabetçi olarak tanımladı.
Katılımcılara para, aile kurmak/evlenmek, iyi bir iş sahibi olmak, aşk ve sağlık konularından hayatta en çok sahip olmak istedikleri sorulduğunda ise ilk sırada yüzde 71 oranıyla sağlık, sırasıyla iş, aşk, para ve aile kurmak yanıtları geldi.
Son Güncelleme: Pazartesi, 12 May 2014 13:42
Gösterim: 2260
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), eğitimin kalitesini yükseltmek amacıyla yenilikçi teknoloji uygulamalarından biri olan "videolu eğitimi" hayata geçirdi. MEB-Khan Academy Türkçe işbirliği kapsamında ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin özellikle sayısal derslerine takviye amacıyla iki bine yakın eğitici videoyu bakanlığın eğitim bilişim ağı sitesinde yayınlanmaya başladı.
Matematik ve fen bilimleri ağırlıklı, 8-10 dakikalık videolarda, öğrencilere zor gelen sayısal dersler, akıcı ve anlaşılır bir dille anlatılıyor. Videolar interaktif alıştırma, uygulamalı egzersizler, analizler ve yazılılar da içeriyor
MEB yetkililerinden alınan bilgiye göre, MEB ve Khan Academy'ye ait videoların Türkçe'ye çevrilmesi çalışmalarını yürüten Bilimsel ve Teknik Yayınları Çeviri Vakfı arasında işbirliği protokolü geçen yıl imzalandı. Protokol, Vakıf tarafından yayımlama hakkına sahip dijital eğitim içeriklerini FATİH projesi kapsamında kısa adı EBA olan Eğitim Bilişim Ağı'nda yayımlanmasını ve kullanıcıların bu içeriklerden ücretsiz olarak faydalanmasını içeriyor.
Bakanlık ve Vakıf arasında protokolün imzalanmasının ardından öğrencilere dijital içerik sağlayan videolar, bakanlığın resmi web portalı "eba.gov.tr" adresinde yayımlanmaya başladı. Türkiye, dünyada her ay 10 milyon öğrenci ve 350 bin öğretmenin faydalandığı Khan Academy içeriklerinin İngilizce’den sonra anadilde yayımlandığı ilk üç ülke arasında yer aldı.
28 dile çevrilen ve 200 ülkede kullanılan Khan Academy eğitimlerine, Bilimsel ve Teknik Yayınları Çeviri Vakfı’nın çatısı altında faaliyet gösteren Khan Academy Türkçe’nin sitesi www.khanacademy.org.tr ve www.eba.gov.tr adreslerinden ücretsiz olarak ulaşılabiliyor.
Bugüne kadar 5 binin üzerindeki İngilizce video içeriğinden iki binden fazlası gönüllü çevirmenler tarafından Türkçe'ye çevrildi. Vakıf ayrıca, bu videoların görsel unsurlarını da Türkçe'ye dönüştürdü, böylece videolar Türk öğrencilerin anlayabileceği bir teknikle yeniden hazırlandı.
Bakanlık yetkilileri, Khan Academy'den videoları okul müfredatına uygun şekilde sınıf sınıf ayrılmasını talep etti. Bu doğrultuda videolar, öğrencilerin kendi sınıflarının müfredatına göre sırasıyla izleyebileceği bir teknikte hazırlandı.
Yetişkinler de merak ettiklerini internetten öğrenecek
Bakanlık ayrıca Khan Academy yetişkin eğitimlerinden yararlanmak için yeni bir proje daha başlattı. Buna göre, okuldan mezuniyetinin ardından bilgilerini tazelemek isteyen, başka meslekler konusunda merak edilenleri öğrenmek isteyenler, kısa ve anlaşılır bir dille hazırlanmış videolardan bilgi sahibi olabilecekler.
Bakanlık bu çalışmayla, hızlı ilerleyen teknolojik gelişmelere uyarak, mezunların eskiyen bilgilerini sürekli güncelleyebilecekleri dijital bir portal oluşturmayı hedefliyor. Bakanlık, böylece saç kurutma makinesinin devrelerinin incelenmesinden suyun damıtılmasını anlatan videoya kadar hayata dair hemen her alanda bilgi sahibi olunabilecek bir ortamı kullanıcılarla buluşturmayı hedefliyor.
Dersler öğrencinin hızına göre işleniyor
AA muhabirine bilgi veren Khan Academy Türkiye Direktörü Alp Köksal, aritmetikten fiziğe, finanstan tıp bilimine 5 binden fazla kişiselleştirilmiş eğitim anlayışıyla hazırlanan videonun yanı sıra interaktif alıştırmaların da kısa süre içerisinde Türkçe olarak hizmete sunulacağını anlattı.
Khan Academy'nin önemli bir bireysel öğrenim kaynağı ve sınıflarda kullanılan bir eğitim aracı olduğunu vurgulayan Köksal, ücretsiz kullanımıyla herkese eğitimde fırsat eşitliği sağladığını söyledi.
Kişiye özel öğrenim içerikleriyle öğrencilerin kendilerini geliştirebileceğini, ders çalışabileceğini, sınava hazırlanabileceğini dile getiren Köksal, şöyle konuştu:
"Khan Academy, sınıfı tersine çeviriyor. Khan Academy ile ders işlenen pek çok sınıfta öğrenciler artık sınıfa gitmeden önce konuları Khan Academy ile öğreniyor, sınıfta ise öğretmenlerle birebir vakit geçirmek ve birlikte soru çözmek için daha çok zaman buluyorlar. Khan Academy, herkese dersleri kendi hızında takip etme şansı ve bunun sonucunda kişiselleştirilmiş bir öğrenim deneyimi sunuyor.
Khan Academy sistemiyle öğrenenler bir konuda uzmanlaşmadan bir sonraki konuya geçemiyor, sistem her kullanıcının bilgi seviyesini gelişmiş tespit algoritmaları sayesinde teşhis ediyor ve bilgi haritası üzerinden kendilerine uygun konulara yönlendiriyor. Ayrıca, gerçek zamanlı istatistik verileriyle öğretmenler ve veliler öğrencilerin gelişimini takip edebiliyorlar. Khan Academy sisteminde bulunan bu gelişmiş özelliklerin tamamının Türkçe platformunda da sunulması için gerekli çalışmalar hızla sürdürülüyor."
Khan Academy’de yer alan İngilizce eğitim videolarının Khan Academy Türkçe’nin gönüllü çevirmenleri tarafından tercüme edildiğini belirten Köksal, aralarında öğrenciler, öğretmenler ve alanlarında uzman profesyonellerin de bulunduğu gönüllü çeviri takımının sistematik olarak Türkçe'leştirdiği eğitim içeriklerinin Khan Academy Türkiye ekibi tarafından videoya dönüştürüldüğünü ve bakanlığın web portalının yanı sıra www.khanacademy.org.tr internet sitesinde yayımlandığını bildirdi.
Ses ve seslendirme sanatçılarının da projeye katkı sağladıklarını dile getiren Köksal, Khan Academy Türkçe’nin ayrıca işitme ve görme engelli öğrenciler için de altyazı ve mobil uygulamalar üzerinden sesli ders anlatımı ile destek verdiğini söyledi.
Khan Academy
Son iki yıl içerisinde, Khan Academy üzerinden dünya genelinde 380 milyon ders videosu izlendi, 2 milyar egzersiz yapıldı. Ayda 10 milyon kullanıcı Khan Academy’den faydalanıyor ve her gün 4 milyon egzersiz yapılıyor. Khan Academy temel seviye matematikten üniversite seviyesi biyoloji ve sanat tarihi gibi geniş bir yelpazede eğitim materyali sunuyor.
Khan Academy Türkçe, Khan Academy’nin uluslararası yayılım sürecinde ilk iştiraki oldu ve İngilizce’den sonra İspanyolca ve Portekizce ile birlikte çevrilen ilk 3 dilden biri Türkçe oldu.
Khan Academy Türkçe, bugüne kadar 1 milyon 250 bin ders verdi. Khan Academy Türkçe, STFA vakfı olan Bilimsel ve Teknik Yayınları Çeviri Vakfı tarafından finanse ediliyor ve Türkçe'leştirilmiş derslerin sayısı gönüllülerin destekleriyle her geçen gün artıyor ve Khan Academy Türkçe’nin kullanımı her gün yeni birey, öğrenci, öğretmen ve okulların kullanımıyla yaygınlaşıyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), eğitimin kalitesini yükseltmek amacıyla yenilikçi teknoloji uygulamalarından biri olan "videolu eğitimi" hayata geçirdi. MEB-Khan Academy Türkçe işbirliği kapsamında ilkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin özellikle sayısal derslerine takviye amacıyla iki bine yakın eğitici videoyu bakanlığın eğitim bilişim ağı sitesinde yayınlanmaya başladı.
Matematik ve fen bilimleri ağırlıklı, 8-10 dakikalık videolarda, öğrencilere zor gelen sayısal dersler, akıcı ve anlaşılır bir dille anlatılıyor. Videolar interaktif alıştırma, uygulamalı egzersizler, analizler ve yazılılar da içeriyor
MEB yetkililerinden alınan bilgiye göre, MEB ve Khan Academy'ye ait videoların Türkçe'ye çevrilmesi çalışmalarını yürüten Bilimsel ve Teknik Yayınları Çeviri Vakfı arasında işbirliği protokolü geçen yıl imzalandı. Protokol, Vakıf tarafından yayımlama hakkına sahip dijital eğitim içeriklerini FATİH projesi kapsamında kısa adı EBA olan Eğitim Bilişim Ağı'nda yayımlanmasını ve kullanıcıların bu içeriklerden ücretsiz olarak faydalanmasını içeriyor.
Bakanlık ve Vakıf arasında protokolün imzalanmasının ardından öğrencilere dijital içerik sağlayan videolar, bakanlığın resmi web portalı "eba.gov.tr" adresinde yayımlanmaya başladı. Türkiye, dünyada her ay 10 milyon öğrenci ve 350 bin öğretmenin faydalandığı Khan Academy içeriklerinin İngilizce’den sonra anadilde yayımlandığı ilk üç ülke arasında yer aldı.
28 dile çevrilen ve 200 ülkede kullanılan Khan Academy eğitimlerine, Bilimsel ve Teknik Yayınları Çeviri Vakfı’nın çatısı altında faaliyet gösteren Khan Academy Türkçe’nin sitesi www.khanacademy.org.tr ve www.eba.gov.tr adreslerinden ücretsiz olarak ulaşılabiliyor.
Bugüne kadar 5 binin üzerindeki İngilizce video içeriğinden iki binden fazlası gönüllü çevirmenler tarafından Türkçe'ye çevrildi. Vakıf ayrıca, bu videoların görsel unsurlarını da Türkçe'ye dönüştürdü, böylece videolar Türk öğrencilerin anlayabileceği bir teknikle yeniden hazırlandı.
Bakanlık yetkilileri, Khan Academy'den videoları okul müfredatına uygun şekilde sınıf sınıf ayrılmasını talep etti. Bu doğrultuda videolar, öğrencilerin kendi sınıflarının müfredatına göre sırasıyla izleyebileceği bir teknikte hazırlandı.
Yetişkinler de merak ettiklerini internetten öğrenecek
Bakanlık ayrıca Khan Academy yetişkin eğitimlerinden yararlanmak için yeni bir proje daha başlattı. Buna göre, okuldan mezuniyetinin ardından bilgilerini tazelemek isteyen, başka meslekler konusunda merak edilenleri öğrenmek isteyenler, kısa ve anlaşılır bir dille hazırlanmış videolardan bilgi sahibi olabilecekler.
Bakanlık bu çalışmayla, hızlı ilerleyen teknolojik gelişmelere uyarak, mezunların eskiyen bilgilerini sürekli güncelleyebilecekleri dijital bir portal oluşturmayı hedefliyor. Bakanlık, böylece saç kurutma makinesinin devrelerinin incelenmesinden suyun damıtılmasını anlatan videoya kadar hayata dair hemen her alanda bilgi sahibi olunabilecek bir ortamı kullanıcılarla buluşturmayı hedefliyor.
Dersler öğrencinin hızına göre işleniyor
AA muhabirine bilgi veren Khan Academy Türkiye Direktörü Alp Köksal, aritmetikten fiziğe, finanstan tıp bilimine 5 binden fazla kişiselleştirilmiş eğitim anlayışıyla hazırlanan videonun yanı sıra interaktif alıştırmaların da kısa süre içerisinde Türkçe olarak hizmete sunulacağını anlattı.
Khan Academy'nin önemli bir bireysel öğrenim kaynağı ve sınıflarda kullanılan bir eğitim aracı olduğunu vurgulayan Köksal, ücretsiz kullanımıyla herkese eğitimde fırsat eşitliği sağladığını söyledi.
Kişiye özel öğrenim içerikleriyle öğrencilerin kendilerini geliştirebileceğini, ders çalışabileceğini, sınava hazırlanabileceğini dile getiren Köksal, şöyle konuştu:
"Khan Academy, sınıfı tersine çeviriyor. Khan Academy ile ders işlenen pek çok sınıfta öğrenciler artık sınıfa gitmeden önce konuları Khan Academy ile öğreniyor, sınıfta ise öğretmenlerle birebir vakit geçirmek ve birlikte soru çözmek için daha çok zaman buluyorlar. Khan Academy, herkese dersleri kendi hızında takip etme şansı ve bunun sonucunda kişiselleştirilmiş bir öğrenim deneyimi sunuyor.
Khan Academy sistemiyle öğrenenler bir konuda uzmanlaşmadan bir sonraki konuya geçemiyor, sistem her kullanıcının bilgi seviyesini gelişmiş tespit algoritmaları sayesinde teşhis ediyor ve bilgi haritası üzerinden kendilerine uygun konulara yönlendiriyor. Ayrıca, gerçek zamanlı istatistik verileriyle öğretmenler ve veliler öğrencilerin gelişimini takip edebiliyorlar. Khan Academy sisteminde bulunan bu gelişmiş özelliklerin tamamının Türkçe platformunda da sunulması için gerekli çalışmalar hızla sürdürülüyor."
Khan Academy’de yer alan İngilizce eğitim videolarının Khan Academy Türkçe’nin gönüllü çevirmenleri tarafından tercüme edildiğini belirten Köksal, aralarında öğrenciler, öğretmenler ve alanlarında uzman profesyonellerin de bulunduğu gönüllü çeviri takımının sistematik olarak Türkçe'leştirdiği eğitim içeriklerinin Khan Academy Türkiye ekibi tarafından videoya dönüştürüldüğünü ve bakanlığın web portalının yanı sıra www.khanacademy.org.tr internet sitesinde yayımlandığını bildirdi.
Ses ve seslendirme sanatçılarının da projeye katkı sağladıklarını dile getiren Köksal, Khan Academy Türkçe’nin ayrıca işitme ve görme engelli öğrenciler için de altyazı ve mobil uygulamalar üzerinden sesli ders anlatımı ile destek verdiğini söyledi.
Khan Academy
Son iki yıl içerisinde, Khan Academy üzerinden dünya genelinde 380 milyon ders videosu izlendi, 2 milyar egzersiz yapıldı. Ayda 10 milyon kullanıcı Khan Academy’den faydalanıyor ve her gün 4 milyon egzersiz yapılıyor. Khan Academy temel seviye matematikten üniversite seviyesi biyoloji ve sanat tarihi gibi geniş bir yelpazede eğitim materyali sunuyor.
Khan Academy Türkçe, Khan Academy’nin uluslararası yayılım sürecinde ilk iştiraki oldu ve İngilizce’den sonra İspanyolca ve Portekizce ile birlikte çevrilen ilk 3 dilden biri Türkçe oldu.
Khan Academy Türkçe, bugüne kadar 1 milyon 250 bin ders verdi. Khan Academy Türkçe, STFA vakfı olan Bilimsel ve Teknik Yayınları Çeviri Vakfı tarafından finanse ediliyor ve Türkçe'leştirilmiş derslerin sayısı gönüllülerin destekleriyle her geçen gün artıyor ve Khan Academy Türkçe’nin kullanımı her gün yeni birey, öğrenci, öğretmen ve okulların kullanımıyla yaygınlaşıyor.
Son Güncelleme: Pazartesi, 12 May 2014 13:28
Gösterim: 1866
Unicef tarafından çocukların şiddetten nasıl etkilendiğine dikkat çekmek ve şiddetin önüne geçmek amacıyla hazırlanan video izlenme rekorları kırdı
İzlemek için resmin üzerine tıklayın!
Unicef tarafından çocukların şiddetten nasıl etkilendiğine dikkat çekmek ve şiddetin önüne geçmek için hazırlanan bu video sosyal medyada en çok izlenenler arasında yerini aldı…
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Unicef tarafından çocukların şiddetten nasıl etkilendiğine dikkat çekmek ve şiddetin önüne geçmek amacıyla hazırlanan video izlenme rekorları kırdı
İzlemek için resmin üzerine tıklayın!
Unicef tarafından çocukların şiddetten nasıl etkilendiğine dikkat çekmek ve şiddetin önüne geçmek için hazırlanan bu video sosyal medyada en çok izlenenler arasında yerini aldı…
Son Güncelleme: Pazartesi, 12 May 2014 12:46
Gösterim: 2137
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 2000 yılından bu yana ortaokul ve lise öğrenci velilerinin, çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması için 13 dava açtığını ve bunların tamamının ilgili mahkemelerce reddedildiğini bildirdi.
CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in soru önergesini yanıtlayan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 2000 yılından bu yana ortaokul ve lise öğrenci velilerinin, çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması için 13 dava açtığını ve bunların tamamının ilgili mahkemelerce reddedildiğini bildirdi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2007 yılında, kızı Eylem Zengin’nin okulda zorunlu din dersi almasına karşı çıkan Alevi baba Hasan Zengin’in açtığı davada, din dersinin zorunlu olamayacağına hükmetmişti. Danıştay 8. Dairesi de 2008 yılında verdiği bir kararla, Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulabileceklerine karar verdi. Aynı daire 2012’de verdiği kararda ise içtihat değişikliğine giderek, yerel mahkemenin Antalya’da bir Alevi ailesinin çocuğunun din dersinden muaf olmasına ilişkin kararını bozdu. CHP Bursa Milletvekili Aykan Aydemir, verdiği soru önergesinde, E.S.N’nin zorunlu din dersinden muaf tutulması için velisi tarafından 2011 yılında açılan davada Samsun 1. İdare Mahkemesi’nin veliyi haklı bulduğuna dikkat çekti. Erdemir, “çeşitli illerde mahkeme kararlarıyla zorunlu din dersinden muaf olan öğrencilerin din kültürü ve ahlak bilgisi ders saatlerinde ve derslik dışında çeşitli ayrımcılık ve ötekileştirmelere maruz kaldıklarını” da vurguladı.
Erdemir, önergesinde “Kaç ortaokul ve lise öğrenci velisi tarafından çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muaf olması amacıyla kaç dava açılmıştır? Davaların kaç tanesinde yerel mahkemeler tarafından muaf tutulma yönünde karar verilmiş ve bunların kaç tanesi Danıştay tarafından onanmıştır” sorularına yanıt istedi. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 31.05.2013 tarihinde bu soruyu yanıtlarken anayasaya göre Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersinin ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında zorunlu dersler arasında yer aldığını vurguladı. Avcı, “2000 yılından günümüze kadar ortaokul ve lise öğrenci velilerinden çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması ile ilgili 13 dava açılmış olup bunların tamamı ilgili mahkemelerce reddedilmiştir” dedi.
Erdemir, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’dan da “reddedilen” davalarla ilgili ayrıntılı bilgi istedi. Bozdağ, bu sorulara 21.04.2014 tarihinde “Anayasadaki yetki ve teminata dayalı olarak görev yapan bağımsız mahkemelerce görülen davalardaki taraflara, tarafların talep konularına, yargılama safahatına ve karar veya hükümlerin hukuki gerekçelerine dair bakanlığımızca bilgi derlemesi yapılmamaktadır” karşılığını verdi. “İğneyle kuyu kazar gibi istatistik oluşturmaya çalıştıklarını” vurgulayan Erdemir, “İdare mahkemelerinde verilen lehte kararlar söz konusu. Demek ki Danıştay tıkayan oluyor” dedi. Erdemir, “AİHM kararı ortada. 6 ay içinde gereğinin yapılması gerekiyordu. Niye devlet harekete geçmiyor? Mahkemeden olumlu sonuç alan ve çocuğunu din dersine sokmayan ailelere de mobbing süreci başlıyor. Eğer böyle 13’te 13 kararı varsa, Danıştay’dan çok net bir duvar ortaya çıkıyor demektir. Tıkanmış davalarda Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu kalıyor” değerlendirmesi yaptı.
Zorunlu din derslerine karşı davalar açan avukat Kazım Genç de anayasa değişikliği referandumunun ardından yüksek yargıda gerçekleştirilen değişimden sonra yerel mahkemelerden olumlu çıkan kararların Danıştay’da değiştiğinin altını çizdi. Genç, “Olumlu çıkan kararlar Danıştay’dan hep bozularak geldi. Yerel mahkemelerden de olumsuz kararlar çıkmaya başladı” dedi.
Kaynak Cumhuriyet
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 2000 yılından bu yana ortaokul ve lise öğrenci velilerinin, çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması için 13 dava açtığını ve bunların tamamının ilgili mahkemelerce reddedildiğini bildirdi.
CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in soru önergesini yanıtlayan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 2000 yılından bu yana ortaokul ve lise öğrenci velilerinin, çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması için 13 dava açtığını ve bunların tamamının ilgili mahkemelerce reddedildiğini bildirdi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2007 yılında, kızı Eylem Zengin’nin okulda zorunlu din dersi almasına karşı çıkan Alevi baba Hasan Zengin’in açtığı davada, din dersinin zorunlu olamayacağına hükmetmişti. Danıştay 8. Dairesi de 2008 yılında verdiği bir kararla, Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulabileceklerine karar verdi. Aynı daire 2012’de verdiği kararda ise içtihat değişikliğine giderek, yerel mahkemenin Antalya’da bir Alevi ailesinin çocuğunun din dersinden muaf olmasına ilişkin kararını bozdu. CHP Bursa Milletvekili Aykan Aydemir, verdiği soru önergesinde, E.S.N’nin zorunlu din dersinden muaf tutulması için velisi tarafından 2011 yılında açılan davada Samsun 1. İdare Mahkemesi’nin veliyi haklı bulduğuna dikkat çekti. Erdemir, “çeşitli illerde mahkeme kararlarıyla zorunlu din dersinden muaf olan öğrencilerin din kültürü ve ahlak bilgisi ders saatlerinde ve derslik dışında çeşitli ayrımcılık ve ötekileştirmelere maruz kaldıklarını” da vurguladı.
Erdemir, önergesinde “Kaç ortaokul ve lise öğrenci velisi tarafından çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinden muaf olması amacıyla kaç dava açılmıştır? Davaların kaç tanesinde yerel mahkemeler tarafından muaf tutulma yönünde karar verilmiş ve bunların kaç tanesi Danıştay tarafından onanmıştır” sorularına yanıt istedi. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, 31.05.2013 tarihinde bu soruyu yanıtlarken anayasaya göre Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersinin ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında zorunlu dersler arasında yer aldığını vurguladı. Avcı, “2000 yılından günümüze kadar ortaokul ve lise öğrenci velilerinden çocuklarının din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olması ile ilgili 13 dava açılmış olup bunların tamamı ilgili mahkemelerce reddedilmiştir” dedi.
Erdemir, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’dan da “reddedilen” davalarla ilgili ayrıntılı bilgi istedi. Bozdağ, bu sorulara 21.04.2014 tarihinde “Anayasadaki yetki ve teminata dayalı olarak görev yapan bağımsız mahkemelerce görülen davalardaki taraflara, tarafların talep konularına, yargılama safahatına ve karar veya hükümlerin hukuki gerekçelerine dair bakanlığımızca bilgi derlemesi yapılmamaktadır” karşılığını verdi. “İğneyle kuyu kazar gibi istatistik oluşturmaya çalıştıklarını” vurgulayan Erdemir, “İdare mahkemelerinde verilen lehte kararlar söz konusu. Demek ki Danıştay tıkayan oluyor” dedi. Erdemir, “AİHM kararı ortada. 6 ay içinde gereğinin yapılması gerekiyordu. Niye devlet harekete geçmiyor? Mahkemeden olumlu sonuç alan ve çocuğunu din dersine sokmayan ailelere de mobbing süreci başlıyor. Eğer böyle 13’te 13 kararı varsa, Danıştay’dan çok net bir duvar ortaya çıkıyor demektir. Tıkanmış davalarda Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu kalıyor” değerlendirmesi yaptı.
Zorunlu din derslerine karşı davalar açan avukat Kazım Genç de anayasa değişikliği referandumunun ardından yüksek yargıda gerçekleştirilen değişimden sonra yerel mahkemelerden olumlu çıkan kararların Danıştay’da değiştiğinin altını çizdi. Genç, “Olumlu çıkan kararlar Danıştay’dan hep bozularak geldi. Yerel mahkemelerden de olumsuz kararlar çıkmaya başladı” dedi.
Kaynak Cumhuriyet
Son Güncelleme: Pazartesi, 12 May 2014 11:12
Gösterim: 1401

