Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Türk Eğitim-Sen Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e cevaplaması için öğretmen atamalarıyla ilgili soru önergesi gönderdi.
Türk Eğitim-Sen eğitimde yaşanan sıkıntılar üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut tarafından TBMM Başkanlığı’na Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer tarafından cevaplaması için 16.04.2012 tarihinde 3 adet soru önergesi verdi.
Soru önergelerinde şu konulara yer verildi
-Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen ihtiyacını 120.000’den fazla olduğunu açıklamasına rağmen neden az sayıda kadroya öğretmen ataması yapıldığı, bu yıl Ağustos ayında yapılacak atamalarda kaç öğretmenimize görev verileceği,
-Ders saatleri içerisinde zorunlu seminer, proje toplantı ve komisyon çalışmalarında görev alan öğretmenlerimiz mevcut derslerinin aksamasını engellemek üzere bir düzenleme yapılıp yapılmadığı,
-İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin denetimi hakkında yapılan çalışmaların ne olduğu,
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Türk Eğitim-Sen Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’e cevaplaması için öğretmen atamalarıyla ilgili soru önergesi gönderdi.
Türk Eğitim-Sen eğitimde yaşanan sıkıntılar üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut tarafından TBMM Başkanlığı’na Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer tarafından cevaplaması için 16.04.2012 tarihinde 3 adet soru önergesi verdi.
Soru önergelerinde şu konulara yer verildi
-Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen ihtiyacını 120.000’den fazla olduğunu açıklamasına rağmen neden az sayıda kadroya öğretmen ataması yapıldığı, bu yıl Ağustos ayında yapılacak atamalarda kaç öğretmenimize görev verileceği,
-Ders saatleri içerisinde zorunlu seminer, proje toplantı ve komisyon çalışmalarında görev alan öğretmenlerimiz mevcut derslerinin aksamasını engellemek üzere bir düzenleme yapılıp yapılmadığı,
-İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinin denetimi hakkında yapılan çalışmaların ne olduğu,
Son Güncelleme: Çarşamba, 18 Nisan 2012 10:17
Gösterim: 2139
Bilgisayar destekli eğitimi amaçlayan FATİH Projesi kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile İstanbul Üniversitesi (İÜ) arasında işbirliği protokolü imzalandı.
Protokol kapsamında üniversite, '9. Sınıf MEB Türk Edebiyatı Z-Kitap Projesi', 'Türk Dili ve Edebiyatı Akademisi Projesi', 'FATİH Projesi'nin İncelenmesi ve Değerlendirilmesi', 'Şehir-Kültür-İstanbul Portalı Projesi'nde MEB'e destek verecek. Projenin İÜ'de yapılan imza töreninde konuşan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, "Bizim en öncelikli konumuz, öğretmenlerimizle yeni yöntemlere ilişkin bilgilerin paylaşılması. Proje ile teknolojiyi öğretmenlerimizle buluşturmuş olacağız." dedi. Rektör Yunus Söylet ise, "Yaşam boyu öğrenim felsefesini işbirliklerimizi artırma yolundayız." diye konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Bilgisayar destekli eğitimi amaçlayan FATİH Projesi kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ile İstanbul Üniversitesi (İÜ) arasında işbirliği protokolü imzalandı.
Protokol kapsamında üniversite, '9. Sınıf MEB Türk Edebiyatı Z-Kitap Projesi', 'Türk Dili ve Edebiyatı Akademisi Projesi', 'FATİH Projesi'nin İncelenmesi ve Değerlendirilmesi', 'Şehir-Kültür-İstanbul Portalı Projesi'nde MEB'e destek verecek. Projenin İÜ'de yapılan imza töreninde konuşan İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, "Bizim en öncelikli konumuz, öğretmenlerimizle yeni yöntemlere ilişkin bilgilerin paylaşılması. Proje ile teknolojiyi öğretmenlerimizle buluşturmuş olacağız." dedi. Rektör Yunus Söylet ise, "Yaşam boyu öğrenim felsefesini işbirliklerimizi artırma yolundayız." diye konuştu.
Son Güncelleme: Çarşamba, 18 Nisan 2012 09:32
Gösterim: 2989
Sabah Gazetesi Yazarı Mehmet Barlas Diyanet'in 'çok yaşa denilmesi yanlış doğrusu 'Allah rahmet eylesin' sözüne çarpıcı bir yorum yaptı.

Kimin nerede ne demesi gerektiği meselesi, gerek bireysel gerekse toplumsal ilişkilerde büyük önem taşır.
Örneğin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamil Yılmaz aksıran kişiye "Çok yaşa" demek yerine "Allah rahmet etsin" denilmesini önermiş "Diyanet" dergisindeki makalesinde.
Çünkü "Aksırma sırasında insana canı âdeta iade edilir"miş ve "Sıhhat alameti olan aksırma için de şükredilmesi gerekir"miş.
İnançlı bir insan için şükretmenin önemini vurgulayan bu öneriye itiraz etmek pek mümkün değil.
Ne var ki kuşaklar boyudur hapşırdıkları zaman yanlarındaki kişinin "Çok yaşa" dileğini duymaya alışmış olanların, bunun yerine "Allah rahmet etsin" denilmesine alışmaları herhalde zaman alacaktır.
Bazı farklı durumlar
Ya da mesela post modern darbeyi desteklemekle kalmamış, Batı Çalışma Grubu'ndan verilen emirlere göre manşetler atmış, andıçları yayınlayarak birlikte çalıştığı arkadaşlarını suikastçılara hedef göstermiş bir gazeteci ifadesi alınmak üzere savcılığa çağrılırsa, yakınları onu "Sana Allah rahmet etsin" diyerek mi uğurlayacaklardır?
Ülkenin ve sınırların güvenliğini, halkının canını ve malını korumak görevini üstlenen, bu ulvi amacı gerçekleştirmek için askerlik mesleğini seçen bir kişi, daha sonra hedefini değiştirirse...
Bu kişi devletin kendisine verdiği silah gücünü halkının siyasi iradesini yok saymak ve devlet gücünü toplumunun bir bölümünü "Tehdit oluşturan unsurlar" şeklinde fişlemek için kullanırsa ve cumhurbaşkanlığını orgenerallikten sonra gelen bir üst rütbe olarak görürse, ona "Çok yaşa" mı yoksa "Allah rahmet etsin" mi demek daha doğru olur.
Çok yaşa diyenler...
28 Şubat döneminde bu gibi kişilerin her yaptığını "Çok yaşa" diyerek alkışlayanlar, acaba şimdi "Allah rahmet etsin" demeyi hemen benimseyebilecekler midir?
Sahip oldukları imkânlardan ötürü Allah'a şükretmek yerine kula kul olanlara, asker-siyaset-medya üçgeni içinde bulunarak kamu malvarlığından pay almayı alışkanlık haline getirenlere acaba ne demek daha doğru olacaktır?
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamil Yılmaz'ın bu gibi durumlarda da ne söylenmesinin doğru olacağı konusunda bizleri aydınlatması herhalde doğru olacaktır.
Nasrettin Hoca'nın bu konuya yaklaşımı ise şöyle...
Cemaat çok kalabalık ise...
Nasrettin Hoca kalabalık bir cenaze cemaatinin eşliğinde tabut yanında yürürken, tabutun kapağı açılır.
Birazdan defnedilecek olan kişi başını kaldırıp, Hoca'ya yalvarmaya başlar,
- Hoca, ben ölmedim, bir baygınlık geçirdim. Beni öldüm sandılar, yıkadılar, duamı okudular, namazımı kıldılar.
Şimdi de diri diri gömecekler. Ne olur, durdur şu cemaati...
Hoca çevreye bakar ve sonra tabuttaki adama döner,
- Kardeşim bu kadar kalabalık cemaate laf anlatamam. Sana Allah rahmet etsin, der.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Sabah Gazetesi Yazarı Mehmet Barlas Diyanet'in 'çok yaşa denilmesi yanlış doğrusu 'Allah rahmet eylesin' sözüne çarpıcı bir yorum yaptı.

Kimin nerede ne demesi gerektiği meselesi, gerek bireysel gerekse toplumsal ilişkilerde büyük önem taşır.
Örneğin Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamil Yılmaz aksıran kişiye "Çok yaşa" demek yerine "Allah rahmet etsin" denilmesini önermiş "Diyanet" dergisindeki makalesinde.
Çünkü "Aksırma sırasında insana canı âdeta iade edilir"miş ve "Sıhhat alameti olan aksırma için de şükredilmesi gerekir"miş.
İnançlı bir insan için şükretmenin önemini vurgulayan bu öneriye itiraz etmek pek mümkün değil.
Ne var ki kuşaklar boyudur hapşırdıkları zaman yanlarındaki kişinin "Çok yaşa" dileğini duymaya alışmış olanların, bunun yerine "Allah rahmet etsin" denilmesine alışmaları herhalde zaman alacaktır.
Bazı farklı durumlar
Ya da mesela post modern darbeyi desteklemekle kalmamış, Batı Çalışma Grubu'ndan verilen emirlere göre manşetler atmış, andıçları yayınlayarak birlikte çalıştığı arkadaşlarını suikastçılara hedef göstermiş bir gazeteci ifadesi alınmak üzere savcılığa çağrılırsa, yakınları onu "Sana Allah rahmet etsin" diyerek mi uğurlayacaklardır?
Ülkenin ve sınırların güvenliğini, halkının canını ve malını korumak görevini üstlenen, bu ulvi amacı gerçekleştirmek için askerlik mesleğini seçen bir kişi, daha sonra hedefini değiştirirse...
Bu kişi devletin kendisine verdiği silah gücünü halkının siyasi iradesini yok saymak ve devlet gücünü toplumunun bir bölümünü "Tehdit oluşturan unsurlar" şeklinde fişlemek için kullanırsa ve cumhurbaşkanlığını orgenerallikten sonra gelen bir üst rütbe olarak görürse, ona "Çok yaşa" mı yoksa "Allah rahmet etsin" mi demek daha doğru olur.
Çok yaşa diyenler...
28 Şubat döneminde bu gibi kişilerin her yaptığını "Çok yaşa" diyerek alkışlayanlar, acaba şimdi "Allah rahmet etsin" demeyi hemen benimseyebilecekler midir?
Sahip oldukları imkânlardan ötürü Allah'a şükretmek yerine kula kul olanlara, asker-siyaset-medya üçgeni içinde bulunarak kamu malvarlığından pay almayı alışkanlık haline getirenlere acaba ne demek daha doğru olacaktır?
Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kamil Yılmaz'ın bu gibi durumlarda da ne söylenmesinin doğru olacağı konusunda bizleri aydınlatması herhalde doğru olacaktır.
Nasrettin Hoca'nın bu konuya yaklaşımı ise şöyle...
Cemaat çok kalabalık ise...
Nasrettin Hoca kalabalık bir cenaze cemaatinin eşliğinde tabut yanında yürürken, tabutun kapağı açılır.
Birazdan defnedilecek olan kişi başını kaldırıp, Hoca'ya yalvarmaya başlar,
- Hoca, ben ölmedim, bir baygınlık geçirdim. Beni öldüm sandılar, yıkadılar, duamı okudular, namazımı kıldılar.
Şimdi de diri diri gömecekler. Ne olur, durdur şu cemaati...
Hoca çevreye bakar ve sonra tabuttaki adama döner,
- Kardeşim bu kadar kalabalık cemaate laf anlatamam. Sana Allah rahmet etsin, der.
Son Güncelleme: Çarşamba, 18 Nisan 2012 09:12
Gösterim: 1773
Gazi Üniversitesi Nöropsikiyatri Merkezi'nden Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay, internete yönelik kurulan komisyona çocuklarla ilgili çarpıcı veriler içeren rapor sundu.
Gazi Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Nöropsikiyatri Merkezi'nden Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay, bilişsel testlere göre, 11 yaş çocuklarının 15 yıl önceki yaşıtlarına göre 2 yıl geride olduklarının tespit edildiğini söyledi.
TBMM Bilgi Toplumu Olma Yolunda Bilişim Sektöründeki Gelişmeler ile İnternet Kullanımının Başta Çocuklar, Gençler ve Aile Yapısı Üzerinde Olmak Üzere Sosyal Etkilerinin Araştırılması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AK Parti Adana Milletvekili Necdet Ünüvar başkanlığında toplandı.
Komisyonun bugünkü oturumunda, Gazi Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Nöropsikiyatri Merkezi'nden Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay, ''Bilgi ve iletişim çağında zihin dönüşümü'' konulu sunum yaptı.
Giderek artan bilgi ve iletişim çağında zihinlerin olumsuz yönde değişime uğradığını belirten Bolay, ''Daha sabırsız, aceleci, hızla bir veriden diğerine atlayan, hızla tüketen bireyler ortaya çıkıyor. Veri nedir, güvenilir bir veri midir gibi sorgulamalardan yoksunlar'' diye konuştu.
‘Ekran başında oturan çocuk daha zeki olmuyor’
Milattan önce yaşamış düşünür Plutarch'ın ''Zihin içi doldurulacak bir kazan değil, ateşlenmesi gereken bir kıvılcımdır'' sözünü hatırlatan Bolay, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Sürekli veri bombardımanı insanı daha zeki yapmaz. Verinin içselleştirilip o bireyin zihin süzgeçlerinden geçip özgün bilgiye dönüşmesi gerekir. Bilhassa çocuklar veri bombardımanına maruz kalıyor. Çocuk, internetten sürekli oyun oynayarak, çizgi televizyondan film seyrederek ve ekran başında kalarak daha akılı olmuyor, bilakis aptal oluyor.
Yapılandırılmış oyunlar yerine serbest oyunlar oynamaları çok daha faydalıdır. Mesela ekranda zaman geçireceğine komşunun çocuğunu çağırıp mutfak eşyalarıyla oynamaları bile çok daha yaratıcı bir işlev kazandırır.''
Çocuklarına televizyon, gazete ve internet gibi araçları yasakladığını ifade eden Bolay, örneğin onlarla bisiklete bindiğini ve sanal uğraşlardan olabildiğince çocuklarını alıkoyduğunu kaydetti.
Geçen yüzyılda IQ değerlerinin arttığını belirten Bolay, ancak işlevsel olarak okuduğunu anlamayan ve hesap yapamayan bir gençliğin doğmaya başladığını söyledi. Bilişsel testlere göre, 11 yaş çocuğunun 15 yıl önceki yaşıtlarına göre 2 yıl geride olduklarının tespit edildiğini kaydeden Bolay, ''Temel okumanın, yazmanın, hesaplamanın eksikliği, ana problem olarak görünüyor'' dedi.
Televizyon, cep telefonu, tablet bilgisayar, internet gibi araçların aynı anda açık olmasının ders çalışmayı imkansız hale getirdiğini vurgulayan Bolay, ''Sürekli bir işten diğerine geçmek dikkati böler, yüksek beyin işlevlerine, özellikle de hafıza ve öğrenmeyi olumsuz etkiler. Araba kullanırken cep telefonu ile konuşma, yasal alkol sınırında yapılandan daha fazla kazaya neden olmaktadır. Yüzde 98'lik bir oranla kişiler, 'çoklu-görev'den olumsuz etkileniyor'' diye konuştu.
Bolay, sosyal medyanın ufuk açıcı bilgi sunmadığını öne sürerek, ''İnsan kelimelerle, kavramlarla düşünür. Bunu ifade şekli de önemlidir. 140 karakterle bir düşünce içeriği aktarılamaz. Kavramların azalması, ifadenin azalması, düşüncenin sığlaşmasını beraberinde getiriyor'' dedi.
Ekran ile kitap arasındaki fark
Ekrandan bilgi edinme ile kitaptan bilgi edinmenin aynı olmadığına dikkati çeken Bolay, ekrandan okuma sırasında yaklaşık 30 kişiden 6'sının düzenli bir sırayla okuma yaptığını, geriye kalanların ise atlayarak okuduğunu, resim, renk, kalın harf gibi yerlere bakarak gezindiğinin fark edildiğini söyledi.
Bolay ekran ile kitap arasındaki farkları şöyle anlattı:
''Kitap okurken bir aceleniz yok, görsellik sadece kelimelerde, sembolik, soyut düşündürüyor ve ötesi sizin hayal dünyanıza kalmış, siz okuyup düşünüp, bağlantı kuruyorsunuz, kendi yaşantınızla benzerlik kuruyorsunuz, analiz ediyorsunuz, sık sık hayale dalarak düşünüyorsunuz, size görüntü verilmediği için hayal gücü elinizde ve sadece sizin kafanızda olan bir senaryonuz var.
Cep telefonu, arama motorları bunun tersini yapıyor. Ekrandan okuma hele de internet bağlantısında ise bu hız ve acele nedeniyle geniş bir anlamadan yoksun oluyor.''
Derin düşünmenin önemini vurgulayan Bolay, insanlara ilham veren fikirlerin ve yaratıcı düşüncelerin yalnızken ortaya çıktığını belirterek, dijital teknolojinin ise insanı bu imkandan mahrum bıraktığını kaydetti.
Bolay, üniversite eğitiminden yüksek beklentinin ancak haftada 40 sayfa okumak, sömestr başına 20 sayfa yazı yazmak, haftada 12-15 saat yalnız çalışmakla ancak oluşabileceğini söyledi.
Komisyon yarın ''beyaz hacker''ı dinleyecek
TBMM Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu Başkanı Necdet Ünüvar, komisyona yarın kamuoyunda ''etik hacker-beyaz hacker'' olarak bilinen bilişim uzmanının geleceğini açıkladı. İnternetin faydaları ve riskleri konusunda detaylı bir araştırma yaptıklarını, risklerin azaltılması ve faydalarının artırılması yönünde gayret sarf ettiklerini anlatan Ünüvar, komisyona gelerek sunum yapan uzman kişilerden oldukça yararlandıklarını ve her geçen gün konuların daha da çeşitlendiğini kaydetti.
(haber7)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Gazi Üniversitesi Nöropsikiyatri Merkezi'nden Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay, internete yönelik kurulan komisyona çocuklarla ilgili çarpıcı veriler içeren rapor sundu.
Gazi Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Nöropsikiyatri Merkezi'nden Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay, bilişsel testlere göre, 11 yaş çocuklarının 15 yıl önceki yaşıtlarına göre 2 yıl geride olduklarının tespit edildiğini söyledi.
TBMM Bilgi Toplumu Olma Yolunda Bilişim Sektöründeki Gelişmeler ile İnternet Kullanımının Başta Çocuklar, Gençler ve Aile Yapısı Üzerinde Olmak Üzere Sosyal Etkilerinin Araştırılması Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, AK Parti Adana Milletvekili Necdet Ünüvar başkanlığında toplandı.
Komisyonun bugünkü oturumunda, Gazi Üniversitesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Nöropsikiyatri Merkezi'nden Prof. Dr. Hayrunnisa Bolay, ''Bilgi ve iletişim çağında zihin dönüşümü'' konulu sunum yaptı.
Giderek artan bilgi ve iletişim çağında zihinlerin olumsuz yönde değişime uğradığını belirten Bolay, ''Daha sabırsız, aceleci, hızla bir veriden diğerine atlayan, hızla tüketen bireyler ortaya çıkıyor. Veri nedir, güvenilir bir veri midir gibi sorgulamalardan yoksunlar'' diye konuştu.
‘Ekran başında oturan çocuk daha zeki olmuyor’
Milattan önce yaşamış düşünür Plutarch'ın ''Zihin içi doldurulacak bir kazan değil, ateşlenmesi gereken bir kıvılcımdır'' sözünü hatırlatan Bolay, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Sürekli veri bombardımanı insanı daha zeki yapmaz. Verinin içselleştirilip o bireyin zihin süzgeçlerinden geçip özgün bilgiye dönüşmesi gerekir. Bilhassa çocuklar veri bombardımanına maruz kalıyor. Çocuk, internetten sürekli oyun oynayarak, çizgi televizyondan film seyrederek ve ekran başında kalarak daha akılı olmuyor, bilakis aptal oluyor.
Yapılandırılmış oyunlar yerine serbest oyunlar oynamaları çok daha faydalıdır. Mesela ekranda zaman geçireceğine komşunun çocuğunu çağırıp mutfak eşyalarıyla oynamaları bile çok daha yaratıcı bir işlev kazandırır.''
Çocuklarına televizyon, gazete ve internet gibi araçları yasakladığını ifade eden Bolay, örneğin onlarla bisiklete bindiğini ve sanal uğraşlardan olabildiğince çocuklarını alıkoyduğunu kaydetti.
Geçen yüzyılda IQ değerlerinin arttığını belirten Bolay, ancak işlevsel olarak okuduğunu anlamayan ve hesap yapamayan bir gençliğin doğmaya başladığını söyledi. Bilişsel testlere göre, 11 yaş çocuğunun 15 yıl önceki yaşıtlarına göre 2 yıl geride olduklarının tespit edildiğini kaydeden Bolay, ''Temel okumanın, yazmanın, hesaplamanın eksikliği, ana problem olarak görünüyor'' dedi.
Televizyon, cep telefonu, tablet bilgisayar, internet gibi araçların aynı anda açık olmasının ders çalışmayı imkansız hale getirdiğini vurgulayan Bolay, ''Sürekli bir işten diğerine geçmek dikkati böler, yüksek beyin işlevlerine, özellikle de hafıza ve öğrenmeyi olumsuz etkiler. Araba kullanırken cep telefonu ile konuşma, yasal alkol sınırında yapılandan daha fazla kazaya neden olmaktadır. Yüzde 98'lik bir oranla kişiler, 'çoklu-görev'den olumsuz etkileniyor'' diye konuştu.
Bolay, sosyal medyanın ufuk açıcı bilgi sunmadığını öne sürerek, ''İnsan kelimelerle, kavramlarla düşünür. Bunu ifade şekli de önemlidir. 140 karakterle bir düşünce içeriği aktarılamaz. Kavramların azalması, ifadenin azalması, düşüncenin sığlaşmasını beraberinde getiriyor'' dedi.
Ekran ile kitap arasındaki fark
Ekrandan bilgi edinme ile kitaptan bilgi edinmenin aynı olmadığına dikkati çeken Bolay, ekrandan okuma sırasında yaklaşık 30 kişiden 6'sının düzenli bir sırayla okuma yaptığını, geriye kalanların ise atlayarak okuduğunu, resim, renk, kalın harf gibi yerlere bakarak gezindiğinin fark edildiğini söyledi.
Bolay ekran ile kitap arasındaki farkları şöyle anlattı:
''Kitap okurken bir aceleniz yok, görsellik sadece kelimelerde, sembolik, soyut düşündürüyor ve ötesi sizin hayal dünyanıza kalmış, siz okuyup düşünüp, bağlantı kuruyorsunuz, kendi yaşantınızla benzerlik kuruyorsunuz, analiz ediyorsunuz, sık sık hayale dalarak düşünüyorsunuz, size görüntü verilmediği için hayal gücü elinizde ve sadece sizin kafanızda olan bir senaryonuz var.
Cep telefonu, arama motorları bunun tersini yapıyor. Ekrandan okuma hele de internet bağlantısında ise bu hız ve acele nedeniyle geniş bir anlamadan yoksun oluyor.''
Derin düşünmenin önemini vurgulayan Bolay, insanlara ilham veren fikirlerin ve yaratıcı düşüncelerin yalnızken ortaya çıktığını belirterek, dijital teknolojinin ise insanı bu imkandan mahrum bıraktığını kaydetti.
Bolay, üniversite eğitiminden yüksek beklentinin ancak haftada 40 sayfa okumak, sömestr başına 20 sayfa yazı yazmak, haftada 12-15 saat yalnız çalışmakla ancak oluşabileceğini söyledi.
Komisyon yarın ''beyaz hacker''ı dinleyecek
TBMM Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu Başkanı Necdet Ünüvar, komisyona yarın kamuoyunda ''etik hacker-beyaz hacker'' olarak bilinen bilişim uzmanının geleceğini açıkladı. İnternetin faydaları ve riskleri konusunda detaylı bir araştırma yaptıklarını, risklerin azaltılması ve faydalarının artırılması yönünde gayret sarf ettiklerini anlatan Ünüvar, komisyona gelerek sunum yapan uzman kişilerden oldukça yararlandıklarını ve her geçen gün konuların daha da çeşitlendiğini kaydetti.
(haber7)
Son Güncelleme: Çarşamba, 18 Nisan 2012 09:25
Gösterim: 2068
Türkiye genelini 4 bölüme ayıran Okul Sütü Programı İhalesi’nde her kısım için birer katılımcı olmak üzere 4 ortak girişim teklif verdi. İkinci oturumda, firmalardan teklifleri toplayan İhale Komisyonu Başkanı İbrahim Özcan, işin maliyetinin 74 milyon 835 bin 884 lira 60 kuruşa olduğunu açıkladı.
Türkiye genelinde 7.2 milyon öğrenciye dağıtılacak sütün alımı için yeniden düzenlenen ihalede dün yapıldı. Belirlenen 4 bölgenin her birine ayrı iş ortaklıklarının teklif sunduğu ihalede, katılımcıların son teklifleri alındı. İhale Komisyonu Başkanı İbrahim Özcan, işin yaklaşık maliyetinin 79 milyon 821 bin 339 lira 40 kuruş olarak belirlendiğini, ancak 4 firmanın revize ettiği tekliflerle birlikte rakamın 74 milyon 835 bin 884 lira 60 kuruşa indiğini açıkladı. Geçen hafta düzenlenen ilk ihalede 7 bölge için ayrı ayrı teklif istenmiş ve tüm bölgelere teklif gelmeyince ihale iptal edilmişti.
1 kuruş aşağı çekildi
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda düzenlenen ihalenin ikinci ve son oturumunda, 4 katılımcıdan 3’ü sunduğu teklifi aşağıya çekti, bir katılımcı ise teklifini değiştirmedi. İhale komisyonunun değerlendirmeye aldığı son tekliflere göre, Yavuz Blok Bims İnş. Malz. Gıda Tic. A.Ş pilot ortaklığında Gülsan Gıda A.Ş-Mar Tüketim A.Ş- Mamsan Gıda A.Ş-Bakraç Süt ve Süt Ürünleri Ltd. Şti’den oluşan iş ortaklığının “İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu” bölgeleri için ilk oturumdaki 57 kuruş birim fiyat teklifi, 56 kuruşa çekildi. Buna göre sunulan toplam tutar, 26 milyon 182 bin 945 lira 60 kuruş oldu.
53 kuruş teklif etti
Dimes Gıda San. Tic. A.Ş pilot ortaklığında Pınar Süt Mam. San. A.Ş-Balkan Süt Ür. San. Tic. Ltd. Şti’den oluşan iş ortaklığı da “Doğu Anadolu ve Ege Bölgeleri” için birim fiyatı 55 kuruştan sunduğu ilk teklifini, 53 kuruşa indirdi. Firmanın toplam teklifi de 16 milyon 38 bin 340 lira 60 kuruşa düştü.
Yörükoğlu da düşürdü
Yörükoğlu Süt ve Ürn. San. Tic. pilot ortaklığında Güney Süt San. ve Gıda Mad. Tic. A.Ş-Oğuz Gıda San. ve Tic. A.Ş-Akbel Süt Ürn. San. Tic. A.Ş’nin yer aldığı iş ortaklığı da “Akdeniz bölgesi” için birim fiyat teklifini 52 kuruştan, 51.5 kuruşa revize etti. Toplam teklifini de 8 milyon 919 bin 964 ila 80 kuruş olarak açıkladı.
Teklifini korudu
Ak Gıda San. ve Tic. A.Ş pilot ortaklığındaki Sütaş Süt Ürünleri A.Ş - Danone Tikveşli Gıda ve İçecek San. Tic. A.Ş - Tat Konserve San. A.Ş-Yörükler Dış Tic. A.Ş’den meydana gelen iş ortaklığı da “Marmara ve Karadeniz bölgeleri” için birim fiyat 48 kuruş olan ilk teklifini korudu ve 23 milyon 694 bin 633 lira 60 kuruş toplam teklifini yineledi.
En kısa sürede dağıtımı planlıyoruz
İhale onaylandıktan sonra, firmalarla sözleşme imzalanacağını ifade eden İbrahim Özcan, daha önce 25 Nisan olarak açıklanan dağıtımın başlangıç tarihine ilişkin şunları söyledi: “Sürecin, zamanın bize ne getireceğini bilemediğimiz için bir de mevzuat çerçevesinde sözleşmeye 5 günlük süre verilebilir, imzalanmasının ardından tekrar 5 günlük süre daha verilebilir. Bunların erkene çekilmesi durumunda biz süt dağıtımına erkenden başlayacağız. Gecikmesi durumunda da mevzuatın müsaade ettiği sınırları aşmadan en kısa sürede dağıtımı planlıyoruz.”
(hürriyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Türkiye genelini 4 bölüme ayıran Okul Sütü Programı İhalesi’nde her kısım için birer katılımcı olmak üzere 4 ortak girişim teklif verdi. İkinci oturumda, firmalardan teklifleri toplayan İhale Komisyonu Başkanı İbrahim Özcan, işin maliyetinin 74 milyon 835 bin 884 lira 60 kuruşa olduğunu açıkladı.
Türkiye genelinde 7.2 milyon öğrenciye dağıtılacak sütün alımı için yeniden düzenlenen ihalede dün yapıldı. Belirlenen 4 bölgenin her birine ayrı iş ortaklıklarının teklif sunduğu ihalede, katılımcıların son teklifleri alındı. İhale Komisyonu Başkanı İbrahim Özcan, işin yaklaşık maliyetinin 79 milyon 821 bin 339 lira 40 kuruş olarak belirlendiğini, ancak 4 firmanın revize ettiği tekliflerle birlikte rakamın 74 milyon 835 bin 884 lira 60 kuruşa indiğini açıkladı. Geçen hafta düzenlenen ilk ihalede 7 bölge için ayrı ayrı teklif istenmiş ve tüm bölgelere teklif gelmeyince ihale iptal edilmişti.
1 kuruş aşağı çekildi
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda düzenlenen ihalenin ikinci ve son oturumunda, 4 katılımcıdan 3’ü sunduğu teklifi aşağıya çekti, bir katılımcı ise teklifini değiştirmedi. İhale komisyonunun değerlendirmeye aldığı son tekliflere göre, Yavuz Blok Bims İnş. Malz. Gıda Tic. A.Ş pilot ortaklığında Gülsan Gıda A.Ş-Mar Tüketim A.Ş- Mamsan Gıda A.Ş-Bakraç Süt ve Süt Ürünleri Ltd. Şti’den oluşan iş ortaklığının “İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu” bölgeleri için ilk oturumdaki 57 kuruş birim fiyat teklifi, 56 kuruşa çekildi. Buna göre sunulan toplam tutar, 26 milyon 182 bin 945 lira 60 kuruş oldu.
53 kuruş teklif etti
Dimes Gıda San. Tic. A.Ş pilot ortaklığında Pınar Süt Mam. San. A.Ş-Balkan Süt Ür. San. Tic. Ltd. Şti’den oluşan iş ortaklığı da “Doğu Anadolu ve Ege Bölgeleri” için birim fiyatı 55 kuruştan sunduğu ilk teklifini, 53 kuruşa indirdi. Firmanın toplam teklifi de 16 milyon 38 bin 340 lira 60 kuruşa düştü.
Yörükoğlu da düşürdü
Yörükoğlu Süt ve Ürn. San. Tic. pilot ortaklığında Güney Süt San. ve Gıda Mad. Tic. A.Ş-Oğuz Gıda San. ve Tic. A.Ş-Akbel Süt Ürn. San. Tic. A.Ş’nin yer aldığı iş ortaklığı da “Akdeniz bölgesi” için birim fiyat teklifini 52 kuruştan, 51.5 kuruşa revize etti. Toplam teklifini de 8 milyon 919 bin 964 ila 80 kuruş olarak açıkladı.
Teklifini korudu
Ak Gıda San. ve Tic. A.Ş pilot ortaklığındaki Sütaş Süt Ürünleri A.Ş - Danone Tikveşli Gıda ve İçecek San. Tic. A.Ş - Tat Konserve San. A.Ş-Yörükler Dış Tic. A.Ş’den meydana gelen iş ortaklığı da “Marmara ve Karadeniz bölgeleri” için birim fiyat 48 kuruş olan ilk teklifini korudu ve 23 milyon 694 bin 633 lira 60 kuruş toplam teklifini yineledi.
En kısa sürede dağıtımı planlıyoruz
İhale onaylandıktan sonra, firmalarla sözleşme imzalanacağını ifade eden İbrahim Özcan, daha önce 25 Nisan olarak açıklanan dağıtımın başlangıç tarihine ilişkin şunları söyledi: “Sürecin, zamanın bize ne getireceğini bilemediğimiz için bir de mevzuat çerçevesinde sözleşmeye 5 günlük süre verilebilir, imzalanmasının ardından tekrar 5 günlük süre daha verilebilir. Bunların erkene çekilmesi durumunda biz süt dağıtımına erkenden başlayacağız. Gecikmesi durumunda da mevzuatın müsaade ettiği sınırları aşmadan en kısa sürede dağıtımı planlıyoruz.”
(hürriyet)
Son Güncelleme: Çarşamba, 18 Nisan 2012 08:54
Gösterim: 2453

