Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Gamze Çetinkaya Aydın - TEDMEM

covid_tedmemKüresel çapta bir krize neden olan COVID-19 salgını nedeniyle, 17 Nisan 2020 itibarıyla dünya genelinde 191 ülkede okullar kapatıldı ve 1.724.657.870 öğrenci bu süreçten etkilendi1. Eğitim sistemlerinin daha önce hiç karşılaşmadığı ve hazırlıksız olduğu bu kriz sürecinde pek çok ülkede öğrenme kaybını en aza indirebilmek adına çeşitli tedbirler alındı ve uzaktan eğitim uygulamaları hayata geçirildi. Pek çok öğretmen bir şeyler öğretmek veya öğrencilerine destek olmak için daha önce uzaktan eğitim araçlarını ve uygulamalarını hiç kullanmamıştı. Öğretmenler bir yandan mesleki olarak alışık oldukları yüz yüze iletişim dışında farklı yöntem ve araçlarla öğrencilerinin öğrenmesini ve iyi olma halini desteklemek, diğer yandan salgının kendi yaşamlarında ortaya çıkardığı sosyal ve psikolojik güçlüklerle baş etmek durumunda kaldı.

25 Mart 2020 tarihli verilere göre dünya genelinde okulların kapatılmasından etkilenen öğretmen sayısı yaklaşık 63 milyon2. Aniden uygulamaya koyulan uzaktan eğitim uygulamalarına olan yabancılık, salgın ile ilgili endişeler ve öğrencilere destek olma kaygısı, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler için işsiz kalma olasılığı ve maddi kaygılar öğretmenler için bu süreci oldukça stresli hale getiriyor. Üstelik -okullar arası farklılıklar olmakla birlikte- Türkiye dâhil pek çok ülkede öğretmenler bu süreci oldukça sınırlı bir destekle şekillendirmeye çalışıyor. Zira merkezi veya yerel yönetimler de hazırlıksız olarak yakalandıkları bu krizde önceliği öğrencilere uzaktan eğitim vermek için gerekli altyapı, program ve içerikleri ve hazırlamaya vermek durumunda kalıyor.

Uzaktan eğitim sürecinde öğretmenler

COVID-19 salgını yüzünden neredeyse dünya genelinde tüm okullar kapatıldı. Ancak pek çok ülkede öğretim bütünüyle durdurulmadı, ülkeler ve okullar uzaktan eğitim uygulamalarına yöneldi. Televizyon, çevrimiçi platformlar, internet, mobil uygulamalar gibi teknolojik araçlar kullanılarak öğrencilerin eğitim öğretim süreçlerinden tamamıyla kopmaması için çeşitli tedbirler alındı. Türkiye dâhil pek çok ülke okulların kapanmasının ardından çok hızlı bir biçimde uzaktan eğitime başladı. Bu süreçte öğretmenlerin de öğrencilere akademik olarak destek olması, uzaktan eğitim sürecine dâhil olması bekleniyor. Ancak pek çok ülkede öğretmenlerin öğrencileriyle iletişime geçmesi istense bile öğretmenlere “uzaktan eğitim” ile ilgili eğitim sağlanan ülke sayısı çok sınırlı; Avrupa ve Asya’da ülkelerin yalnızca %20 ila %30’unda öğretmenlere uzaktan eğitimle ilgili eğitim veriliyor 3.

Bugüne kadar hiç böyle bir deneyimi olmayan, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim süreçlerinde böyle bir krizle nasıl baş edileceğine dair yeterli eğitim almayan pek çok öğretmen bu sürece oldukça hazırlıksız yakalandı. Pek çok ülkede öğretmenlerin inisiyatif alarak bu süreci kendi başına yürütmesi bekleniyor ve öğretmenler yeterli desteği göremiyor. Uzaktan eğitim sağlama yeterlikleri ve becerileri kısıtlı olan öğretmenler bu süreci tek başına etkili bir biçimde yürütmede güçlüklerle karşılaşıyor. Ayrıca Türkiye’de ve pek çok ülkede dijital araçlara erişim ve bu araçları kullanabilme yeterlikleri açısından öğretmenler arasında önemli farklar bulunduğu da biliniyor. Öğretmenler arasındaki farklara ek olarak okulun sahip olduğu kaynaklar, öğrencilerin dijital araçlara erişim durumu ve kullanma yeterlikleri, okulun ve öğrencilerin sosyo-ekonomik profili, öğretmenlerin uzaktan eğitim sürecini nasıl geçirdiğini önemli ölçüde etkiliyor. Özellikle dezavantajlı bölgelerde ve okullarda görev yapan öğretmenler bu süreçte daha fazla zorlukla karşılaşıyor ve öğrencilerine ulaşma konusunda bile oldukça sıkıntı çekiyor.

Kaldı ki öğretmenler yeterli teknolojik becerilere sahip olsa ve tüm öğrencilere iletişim kanalları aracılığıyla ulaşabilse bile uzaktan eğitim bazı yaş grupları, sınıf seviyeleri, dersler ve öğrenciler için yetersiz kalabilmektedir. Ayrıca, uzaktan eğitimde kullanılacak pedagojik yöntem ve stratejiler sınıf ortamında kullanılanlardan daha farklı olmak durumundadır. Öğrencilerin katılımını ve motivasyonunu sağlamak, öğrenmeyi takip etmek, öğrencilere uzaktan destek olmak için öğretmenlerin farklı yöntemler kullanması ve daha fazla çaba harcaması gerekir. Farklı öğrencilerin ihtiyaçlarına göre öğretimi düzenlemek sınıf ortamında bile oldukça zorluyken, bunu uzaktan sağlamaya çalışmak –hele de yeterli hazırlık yapılamamışken- öğretmenlerin işini çok daha zor hale getiriyor ve öğretmenler üzerinde baskı oluşturuyor.

Türkiye’de çoğu öğretmen için uzaktan eğitim süreci, öğrencilerinden tamamıyla kopuş anlamına geliyor. Öğrenciler uzaktan eğitim içeriklerini EBA TV üzerinden takip ediyor veya takip ettiklerini varsayıyoruz. Öyle ki, bazı öğretmenlerin öğrencileriyle iletişim kurmaları, onların ne yaptıklarını izlemeleri, onlara destek sağlayabilmeleri mümkün değil. Bu sorun özellikle kırsal kesimde, dezavantajlı ailelerin çocuklarının devam ettiği okullarda daha belirgin hale geliyor. Öğretmenler için özellikle küçük yaştaki öğrencilere öğrenme desteği, sosyal ve duygusal destek sağlamak oldukça güç. Öğretmenlerin bir kısmının öğrencileriyle bağının tamamıyla kopmuş olması, okullar yeniden açıldığında karşılaşacakları güçlükler, uzaktan eğitime rağmen yaşanacak öğrenme kayıpları, öğrencilerin bir kısmı için yetersiz bilgi ve beceri ile öğrencinin öğrenmesine destek olmaya çabalayan ebeveynlerin veya aile bireylerinin bu çabalarının sonucunda yanlış öğrenme veya kavram yanılgılarının oluşması gibi olası sonuçlar öğretmenlerde endişeye neden olabilir.

Diğer yandan yelpazenin diğer ucunda öğretmenler sanal ortamda, iletişim teknolojilerinin de kolay erişilebilir olması ile okulların açık olduğu, eğitim öğretimin sınıfta sürdürüldüğü duruma göre çok daha yoğun bir iş yoğunluğu, talep ve beklentilerle baş etmek zorunda kalmakta. Okulların kapanması ile birlikte ebeveynlerin çocuklarının öğrenmesi ve gelişimi ile ilgili kaygılarının artması, öğretmenlerden daha çok ilgi ve kendi çocuklarına daha çok zaman ayırma talebine dönüşmektedir. Rekabetçi bir okul ve eğitim kültürünün hâkim olduğu bir toplumda ne yazık ki ebeveynlerin okulları, öğretmenleri ve kendi çocuklarını diğerleri ile kıyaslaması öğretmenler üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır. Bu baskının özel öğretim kurumlarında çok daha belirgin hale geldiği görülmektedir.

Öğretmenler için uzaktan eğitim desteği

Toplumun tüm kesimleri, farklı meslek grupları, üretim ve hizmet sektörlerinde çalışanlar salgın döneminde kendi sağlığının ve çevresindekilerin sağlığının korunmasının yanında bu süreci en az ekonomik, sosyal ve psikolojik kayıpla geçirmek için tedbirler alınmasını istiyor. Tüm insanlar için zorlu geçen COVID-19 salgını sürecinde önceliğin sağlık hizmetlerine ve bu sektörde çalışanlara verilmesi gerekiyor. Ancak bu süreç boyunca uzaktan eğitim çabalarını sürdüren, süreç sonrasında da öğrenme kayıplarının telafi edilmesi noktasında büyük görev düşen öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının da bu kriz döneminde iş güvencesinin devam etmesi, gelir kayıplarının önlenmesi, mesleki ihtiyaçlarının karşılanması için desteklenmesi gerekiyor4.

OECD tarafından 98 ülkeden toplam 330 eğitim çalışanı ve paydaşına okulların kapatıldığı bu kriz sürecinde eğitimle ilgili öncelikli müdahale alanlarına ilişkin görüşleri soruldu. Katılımcıların %84’ü bu süreçte öğrencilerin öğrenme sürecinin devamlılığının sağlanmasının oldukça önemli olduğunu bildirdi. Katılımcılar tarafından oldukça önemli olarak görülen diğer iki seçenek öğretmenlere profesyonel destek sağlanması (%77,9) ve öğretmenlerin iyi olma halinin sağlanması oldu (%77,6) 5.

OECD araştırmasının sonuçlarına paralel şekilde, bu süreçte öğretmenlerin en çok zorlandıkları konuların başında uzaktan eğitim uygulaması geliyor. Ülkelerin öğretmenleri bu süreçte yönlendirmek, onlara ihtiyaç duydukları desteği sağlamak, örnek uygulamalar sunmak, öğretmenler arası işbirliğinin uzaktan da yürütülmesine imkân verecek ortamlar oluşturmak gibi adımlar atması gerekiyor. Hem COVID-19 salgını boyunca hem de sonrasında öğretmenlere çok büyük görev düşüyor, bu nedenle öğretmenlere gerekli desteğin sağlanması büyük önem arz ediyor.

Bu süreçte kimi ülkelerde öğretmenleri desteklemek için çeşitli uygulamalar hayata geçirildi. Örneğin, Bulgaristan’da öğretmenler yerel eğitim kurumları tarafından destekleniyor. Ayrıca Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından uzaktan eğitimle ilgili çalışmalar, video dersler, eğitim programları ve etkinlikler içeren bir elektronik kütüphane öğretmenlerin hizmetine sunuldu. Kolombiya’da dijital öğrenmeyle ilgili çeşitli kaynakların paylaşılmasının yanı sıra uzaktan eğitim süreci başlamadan önce öğretmenlere hazırlık yapmaları için iki haftalık süre tanındı. Endonezya’da öğretmenler ve öğrenciler için ayrı televizyon kanalları üzerinden eğitim veriliyor. Meksika’da ise öğretmenlere özel bir televizyon programı hazırlanmasının yanı sıra öğretmenlere çevrimiçi dersler ve konferanslar aracılığıyla dijital eğitim veriliyor ve bu eğitimleri tamamlayan öğretmenler sertifika almaya hak kazanıyor https://www.worldbank.org/en/topic/edutech/brief/how-countries-are-using-edtech-to-support-remote-learning-during-the-covid-19-pandemic adresinden 14 Nisan 2020 tarihinde erişildi."6. Benzer şekilde pek çok ülkede eğitimle ilgili kaynaklar ve platformlar öğretmenlerin ücretsiz erişimine açıldı.

Pek çok ülkeye benzer şekilde, Türkiye’de de uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerden neler beklendiğine dair henüz net bir çerçeve çizilmedi. Öğrencilere EBA ve televizyon kanalları aracılığıyla uzaktan eğitim verilen bu süreçte, öğretmenler de kendi çabalarıyla öğrencilerine destek olmaya çalışıyor. MEB tarafından öğretmenlere yönelik hazırlanan uzaktan eğitim mesleki gelişim programları ise bilişim ağırlıklı olmasına karşın uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğine yönelik bir mesleki gelişim programı henüz duyurulmadı7. Bu süreçte önceliğin uzaktan eğitim uygulamalarına verilmesi çok anlaşılır olsa da, öğretmenlerin desteklenmesi için gerekli adımların da bir an önce atılması gerekiyor.

Öğretmenler için uzaktan eğitim önerileri

Pek çok öğretmen için oldukça yeni bir deneyim olan uzaktan eğitim sürecinin neden olduğu zorluklar, değişen derecelerde olsa da tüm öğretmenleri etkiliyor. Bu süreç öncesinde de teknolojik araçları aktif bir biçimde kullanan öğretmenler bile, öğretimle ilgili her şeyi bir anda çevrimiçi olarak yürütmeye çalışırken oldukça zorlandığını ifade ediyor https://www.kqed.org/mindshift/55710/teaching-without-schools-grief-then-a-free-for-all adresinden erişildi."8. Bu kapsamda, uzaktan eğitim sürecinde zorlanan öğretmenlere yol göstermesi için sunulan önerilerden bazıları şöyle 9:

  1. 1.Yeni araçlar kullanmak için acele etmeyin. Var olan öğretim materyallerini, ders kitaplarını ve çevrimiçi platformları kullanmaya gayret edin. Elinizdeki öğretim materyallerinin yetersiz kaldığı durumlarda alternatif araçlara yönelin.
  2. 2.Uzaktan yapacağınız görüşmelerde öğrenci sayısını düşük tutun. E-posta, sohbet programı, telefon veya diğer iletişim kanallarını kullanarak yapacağınız öğrenci görüşmelerinde katılımcı sayısını düşük tutmak görüşmelerin daha etkili olmasını sağlayacaktır. Her öğrenciyle her gün görüşmeniz elbette ki mümkün olmayacaktır ama haftada en az bir kez her bir öğrencinizle görüşmeye çalışın.
  3. 3.Öğrenciler arası işbirliğini sağlayın. Çevrimiçi platformları kullanarak öğrencilerin de birlikte çalışması sağlayın. Grup ödevleri ve çalışmaları aracılığıyla öğrencileriniz arasındaki iletişimi sürdürebilirsiniz.
  4. 4.Meslektaşlarınızla iletişimde olun. Birlikte çalıştığınız öğretmen arkadaşlarınızla fikirlerinizi, deneyimlerinizi, endişelerinizi paylaşmak sizler için rahatlatıcı olacaktır.
  5. 5.Ebeveynleri sürece dâhil etmeye çalışın. Evde eğitim sürecinin bir parçası olan ebeveynleri çocuklarıyla uzaktan eğitim süreciyle ilgili konuşmaları ve onları desteklemeleri için yönlendirin.
  6. 6.Dezavantajlı öğrencilerinize destek olun. Evinde teknolojik araçları olmayan, uzaktan eğitim sürecine aktif olarak katılmayan öğrencilerinizi basılı materyallerle ve alternatif yöntemlerle sürece dâhil etmeye çalışın.

Bu önerilerin bir kısmının hayata geçirilmesinin okulun öğretmene ihtiyacı olan imkân ve şartları sağlamasına bağlı olduğunun dikkate alınması gerekir. Örneğin, bazı öğrencilere basılı alternatif materyallerin sağlanmasının, söz konusu materyallerin okul tarafından teminine ve öğrenciye ulaştırılması için gerekli imkânların varlığına bağlı olduğu açıktır.

Öğretmenlerin iyi olma hali

COVID-19 salgını nedeniyle tüm dünya çok büyük bir stres altında. Hastalığın henüz kesin bir tedavisinin olmaması, vaka ve ölüm sayılarının her geçen gün artması, karantina sürecinin ne kadar uzayacağının bilinmemesi, yaşanan ve yaşanacak olan ekonomik kayıplar ve krizler, insanların sağlığını ve sevdiklerini kaybetme korkusu dünya genelinde tüm insanları psikolojik olarak zorluyor. Bu sürecin sonunda pek çok insanın depresyon, travma sonrası stres, asabiyet, kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklara sahip olacağı tahmin ediliyor 10.

Elbette ki öğretmenler ve öğrenciler de bu süreçten oldukça fazla etkileniyor. Bir yandan stresle baş etmeye çalışan öğretmenler bir yandan da stres altındaki öğrencilerine yardımcı olmaya çalışıyor. Zaten stres altında olan öğrencilerle uzaktan eğitimi sürdürürken onları ödev ve etkinliklere boğmamaya, süreçten soğutmamaya, motive etmeye ve desteklemeye çalışmak öğretmenlerin karşılaştığı başlıca zorluklar olarak görülüyor. Sınıf ortamında bile disiplini sağlamak, her öğrencinin gelişimini takip etmek, düzeni sağlamak, öğrenme açıklarını tespit edip telafi etmeye çalışmak öğretmenler için oldukça zorlu bir mücadeleyken, bunu uzaktan yürütmek öğretmenlerin hem iş yükünü artırıyor hem de öğretmenler için ekstra stres oluşturuyor.

Öğretmenlerin pek çoğu yabancı oldukları uzaktan eğitim sürecine adapte olmaya ve yaşadıkları zorluklarla baş etmeye çalışırken, ayrıca okul yönetimi ve öğrenci velilerinin beklentilerini de karşılamaya çalışıyor. Üstelik hazır olmadan kendilerini içinde buldukları ve çoğunlukla yalnız yürütmeye çalıştıkları bu süreçte yaşadıkları zorluklarla ilgili haksız eleştirilere de maruz kalıyorlar. Bir yandan devam eden sınav baskısı, bir yandan velilerin bu süreçte sürekli destek beklemesi, bir yandan tüm öğrencilere erişme ve yetişme kaygısı, bir yandan uzaktan öğretim planlamanın zorlukları öğretmenler üzerinde çok ciddi bir baskı ve stres oluşturuyor. Salgın sürecinin sonunda, okula dönüşte de öğretmenleri yaşanan öğrenme kayıplarını telafi etme ve öğrenciler arasındaki farkları azaltmaya çalışma noktasında oldukça zorlu günler bekliyor. Uluslararası kuruluşlar, şimdiden salgın sonrası okula dönüşte salgının ortaya çıkardığı veya artmasına sebep olduğu öğrenme farklılıklarının, eşitsizliklerinin azaltılması için acil olarak planlama yapılması ve öğretmenlerin hazırlanması gerektiğine dikkat çekiyor https://en.unesco.org/news/unesco-futures-education-commission-urges-planning-ahead-against-increased-inequalities adresinden erişildi."11.

COVID-19 salgınının psikolojik etkilerinin yanı sıra dünya genelinde pek çok sektör ve çalışan salgının ekonomik sonuçlarıyla baş etmeye çalışıyor. Kriz nedeniyle işsiz kalan, ücretsiz izne çıkarılan ve/veya bu süreçte iş yerini kapatmak zorunda kalan pek çok insan sağlıkla ilgili kaygıların yanı sıra maddi kaygılarla da boğuşuyor. Hem salgın süreci boyunca hem de süreç sonrasında dünyanın her yerinde ve hemen hemen her sektörde maddi sıkıntılar yaşanması bekleniyor. Konaklama ve yemek hizmetleri, emlak, üretim, toptan ve perakende satış hizmetleri, otomotiv gibi sektörlerin bu krizden en ağır darbeyi alması beklenirken, eğitim şu an için en az zarar göreceği tahmin edilen sektörlerden biri12. Ancak diğer sektörlerdeki ekonomik kayıpların devlet okullarını kamu finansmanı ve hane halkı eğitim harcamaları yönüyle etkilemesi beklenirken, özel öğretim kurumlarında da doğrudan finansman yapısını bozucu etkileri görülebilir. Salgının özel öğretim kurumları üzerindeki parasal etkileri, salgının diğer sektörlerdeki üretimi ve hizmeti engelleyici etkilerinin ne kadar süreceğine bağlı olarak, önümüzdeki aylarda daha net olarak görülebilecektir.

Salgın sürecinde sözleşmeli öğretmen, yardımcı personel, ücretli öğretmen gibi kadrolarda görev yapan pek çok eğitim çalışanı maddi kaygılarla karşı karşıya. Örneğin, Kanada’nın Alberta eyaletinde eğitime ayrılan kaynakların bir kısmı geçici bir süreliğine COVID-19 salgınıyla mücadeleye aktarıldı. Bunun bir sonucu olarak yardımcı öğretim personeli olarak çalışan binlerce insanın nisan ayı sonunda işsiz kalması bekleniyor https://globalnews.ca/news/6746803/alberta-school-funding-redirected-covid-19/ adresinden erişildi."13. Türkiye’de ise kadrolu ve sözleşmeli olarak görev yapan öğretmenlerin yanı sıra ücretli öğretmen ve usta öğretici olarak görev yapan öğretmenlerin de uzaktan eğitim çalışmalarına katkı sağlayacağı ve maaş almaya devam edeceği duyuruldu 14. Ayrıca kamuda görev yapan yönetici ve öğretmenlerin “COVID-19 salgını nedeniyle eğitim kurumlarının kapatıldığı günlerde üzerlerinde bulunan ek ders görevlerini yapmış sayılarak karşılığında ek ders ücretinden yararlandırılacağı” karara15. Dolayısıyla, şu aşamada kamuda görevli öğretmenler için işsizlik kaygısı söz konusu değil. Ancak özel sektörde görev yapan öğretmenler için bir garanti verilebilmesi elbette ki söz konusu değil. Özellikle rehabilitasyon merkezi, kreş gibi kurumlardaki öğretmenler bu süreçte maddi sıkıntılar yaşama riskiyle karşı karşıya. Finansman yapısı bozulan özel eğitim ve öğretim kurumlarındaki öğretmenlerin ve diğer eğitim çalışanlarının iş ve gelir güvencelerinin sağlanması için acil olarak tedbirler alınması gerekmektedir.

Öğretmenlerin iyi olma halinin desteklenmesi

COVID-19 salgını sürecinde ve sonrasında öğretmenlerin psikolojik olarak da desteklenmesi büyük önem taşıyor. OECD tarafından yapılan COVID-19 salgını sürecinde eğitim alanında öncelik verilmesi gereken müdahalelerle ilgili araştırmanın sonuçları da öğretmenlerin iyi olma halinin sağlanmasının eğitim çalışanları ve paydaşları tarafından oldukça önemli görüldüğünü gösteriyor 16. Hem salgının psikolojik etkileri hem de uzaktan eğitim sürecinin yarattığı stres bu süreçte öğretmenler için oldukça yıpratıcı bir hale geliyor. Bu nedenle, eğitim çalışanlarının fiziksel ve ruhsal sağlığının takip edilmesi ve desteklenmesi, stres altındaki öğretmenler için süreç boyunca ve sonrasında destek mekanizmaları oluşturulması, öğretmenlere bu süreçten olumsuz etkilenen öğrencileri belirleyebilmesi ve onlara yardımcı olabilmesi adına destek sağlanması ve bu krizin psikososyal etkileriyle ilgili eğitim verilmesi gibi uygulamaların hayata geçirilmesi gerekiyor17. Dünya Sağlık Örgütü de sağlık personeli, karantina alanlarında çalışan ekipler, müdahale ekipleri gibi çalışanların yanı sıra öğretmenlerin de “psikolojik ilk yardım” konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini ifade18.

Okul yöneticilerinin de birlikte çalıştığı öğretmenlere bu zorlu süreçte destek olması gerekiyor. Okul yöneticileri için sunulan bazı öneriler şöyle19:

  1. 1.Öğretmenlerin bu süreçteki ihtiyaçlarına kulak verin.
  2. 2.Öğretmenlerin bu süreçte yaşadığı zorlukları dinleyin, anlamaya ve yardımcı olmaya çalışın.
  3. 3.Bu süreçte okulla ilgili alınacak kararlara öğretmenleri dâhil edin.
  4. 4.Bu süreçte öğretmenlerin uzaktan yürütmesini istediğiniz görevleri gerekçelendirin.

Öğretmenlerin bu dönemde yetkililer ve okul yöneticileri tarafından desteklenmesinin yanı sıra veliler tarafından da destek görmesi oldukça önemli. Öğretmenlerin uzaktan eğitim çalışmalarına yönelik rencide edici, meslek onurunu ve itibarını zedeleyici nitelikte eleştiri ve paylaşımlardan uzak durulması, bu süreçte yaşanan öğrenme kayıplarıyla ilgili tüm sorumluluğun öğretmenlere yüklenmemesi, gelecek sınavlardaki performansları ile ilgili baskı yapılmaması öğretmenlerin üzerindeki stresin azalmasına yardımcı olabilir. Zira bu öğretmenler için önceden planlanmış bir uzaktan eğitim süreci değil; ani gelişen bu duruma uyum sağlamaya çalışan öğretmenlere karşı anlayışlı ve destekleyici olunması gerekiyor. Unutulmamalıdır ki, bu kriz sona erdiğinde, çocuklar tekrar okula dönecek ve sosyal medyada adeta linç edilen öğretmenlerle eğitim öğretime devam edecek. Bu krizle birlikte öğretmenler sınıf ortamından çıkıp, sadece öğrenciyle değil, sanal olarak ebeveynlerle ve bütün aileyle birlikte eğitim öğretime devam edilen bir ortama geçti. Yapılan her türlü eleştirinin, görüntülerin sosyal medya veya çeşitli kanallardan paylaşılmasının öğretmenin ve bazen de çocukların kişisel haklarının ihlali olabileceğinin bilinmesi yanında, öğretmenlik mesleğinin itibarını da zedelediğinin bilinmesi, toplumsal bir mutabakat olarak bu davranışlardan kaçınılması gerekiyor.

Son olarak, öğretmenlerin bunca stresle başa çıkmaya çalıştığı bir dönemde, en azından maddi kaygılarının olmaması öğretmenlerin iyi olma halinin desteklenmesi açısından oldukça önemli. Türkiye bu açıdan oldukça olumlu bir adım atarak süreçten olumsuz etkilenme kaygısı olan ücretli öğretmenler de dâhil olmak üzere kamuda görev yapan öğretmenlerin mağduriyet yaşamayacağını ifade etti ve bu yönde gerekli düzenlemeleri yaptı. Üstelik ek ders ücretlerinin de kesilmemesiyle birlikte öğretmenlerin bu süreçte maddi açıdan strese girmelerinin önüne de geçilmiş oldu.

Öğretmenler için stresle başa çıkma önerileri

Öğretmenler mesleklerinin doğası gereği önceliği öğrencilere vermek ve onlara destek olmak konusunda kendilerini sorumlu hisseder. Ancak bireysel olarak stres altında olan ve kendisi çeşitli psikolojik zorluklar yaşayan bir kişinin başkalarına yardımcı olması mümkün değildir. Bu nedenle hem kendisi hem sevdikleri için kaygılanan, salgın sürecinin ve karantinada kalma durumunun yaşattığı zorluklarla başa çıkmaya çalışan öğretmenlerin öncelikle kendilerini korumaya çalışması gerekir. Bu süreçte uzmanlar tarafından öğretmenlere sunulan bazı önerilere aşağıda yer verilmiştir 20:

  1. 1.Hızlı gerçekleşen bu değişimler karşısında strese girmeniz ve kaygılanmanız oldukça normal. Değişime uyum sağlamak için kendinize zaman verin.
  2. 2.Okulların kapanması sürecinde öğretmenlerden ne beklendiğine dair bir belirsizlik konusu. Bu belirsizlikle başa çıkmak için: (a) kontrolünüz dışında gelişen durumlar için endişelenmeyin, kontrol edebildiğiniz durumlara odaklanın; (b) kendi rutinlerinizi oluşturmaya çalışın ve (c) meslektaşlarınızla iletişimde kalın, birbirinize destek olun.
  3. 3.Eğer bu sürecin olumsuz etkileriyle baş edemediğinizi düşünüyorsanız profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.

Tüm insanlar gibi öğretmenler için de bu süreçte öncelik kendilerinin ve diğer insanların fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak olmalı. Öğretmenlerin bu süreçte sakin kalması, öğrencileriyle iletişimde olması ve öğrencilerine akademik desteğin yanı sıra psikolojik destek de sağlaması oldukça önemli görülüyor. Öğretmenlerin bu desteği sağlayabilmesi de kendilerinin iyi olma haline ve dışarıdan görecekleri desteğe dayanıyor. Bu nedenle, bu sürecin yönetici, öğretmen, öğrenci, veli ve tüm eğitim paydaşları tarafından işbirliği içinde, özveriyle, anlayışla ve sükûnetle atlatılması sürecin olumsuz etkilerinin en aza indirilebilmesi için kritik önem taşıyor.

Değerlendirme ve öneriler

COVID-19 salgınının okullar ve eğitim üzerindeki etkileri, öğretmenler açısından alışılmış olan her şeye bir ara verilmesini, öğretme ve öğrenmenin geçici bir süre için de olsa tamamıyla yeniden biçimlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Öğretmenlerin içinde bulunduğu durum; okulların kapatıldığı bu süreçte hiçbir şekilde öğrencisine ulaşma ve destek olma şartlarına ve imkânına sahip olmayan öğretmenlerden, okulların açık olduğu “normal zamanlar”daki iş yoğunluğundan daha fazla iş yoğunluğuna sahip olan ve daha geniş bir yelpazedeki beklenti ve talepleri bilişim teknolojileri ve uzaktan öğrenme araçları marifetiyle karşılama ile ilgili güçlükler yaşayan öğretmenlere kadar çeşitlilik göstermektedir. “Kriz sonrası hiçbir şey aynı olmayacak” bugünlerin en yaygın kullanılan klişesi olabilir. Şu anda öğretmenlerin içinde bulunduğu durum, karşılaştıkları güçlükler, yaşadıkları kaygılar, öğrencileri desteklemek adına yapmaya çalıştıkları, yapabildikleri ve yapamadıkları kriz öncesi ile aynı değil. Öğretmenler öğrencilerinden fiziksel olarak uzakta ve bir kısmı daha önce hiç kullanmadığı yöntem ve teknolojileri kullanıyor, bir kısmı ise daha önce uzaktan erişim ve öğretme-öğrenme için daha önce kullandığı teknoloji, araç ve yöntemleri daha yoğun olarak kullanıyor. Bu süreç sadece öğretmenler için değil, kullandıkları teknoloji, araç ve yöntemler için de gerçek bir sınama anlamına geliyor. Bu anlamda, uzaktan öğretme-öğrenme teknoloji, araç ve yöntemlerinin gerçekten sadece onlara bağımlı kalınan bir durumda, nerede ne kadar işe yaradığını veya yetersiz kaldığını da test etme imkânı sunuyor. Ayrıca eğitim sistemlerinin teknoloji, araç ve yöntemleri kullanabilme kapasitesinin de test edilmesi anlamına geliyor.

Salgın süreci, öğretmenlere en acımasız eleştirilerin sunulması ile onların değerinin en çok anlaşılması tezatlığını bir araya getirdi. Salgın sürecini geride bırakıldığında hiçbir şeyin aynı olmayacağı doğru olabilir. Bu süreç sonrasıyla ilgili beklenti uzaktan öğretme-öğrenme teknoloji, araç ve yöntemlerinin öğrencinin öğrenmesinin desteklenmesinde daha çok, daha yaygın ve daha etkili kullanılmasıdır. Ayrıca salgın süreci, başta ebeveynler olmak üzere toplumun her kesimi için öğretmenlerin işinin daha iyi anlaşılması, çocuklarla olan bağlarının daha iyi kavranması, onların desteklenmesi ve takdir görmesi açılarından bir dönüm noktası olabilir. Öğretmenler açısından kriz süreci ve sonrasının onlar için nasıl bir anlam ifade edeceği, bu süreçte yaşananların onları mesleki ve kişisel olarak nasıl etkileyeceği büyük ölçüde merkezi yönetim düzeyinde ve kurumsal düzeyde izlenecek politikalara ve alınacak önlemlere bağlı olacaktır.

COVID-19 salgını ve sonrasında öğretmenlerin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi, öğretmenlerin iyi olma halinin ve öğretmenlik mesleğinin itibarının korunması sadece öğretmenler açısından değil, eğitim sistemlerinin geleceği açısından da hayati önem taşımaktadır. Uluslararası bir birlik olan UNESCO Öğretmen Görev Grubu, bu kriz süresince öğretmenlerin korunması, desteklenmesi ve takdir edilmesi için hükümetlere, eğitim yönetimlerine ve liderlere harekete geçme çağrısında bulundu. Salgın döneminde ve sonrasında öğretmenlerin desteklenmesi ve iyi olma halinin güvence altına alınması için sunulan öneriler şu şekilde özetlenebilir 21:

  1. 1.İş güvencesi ve gelir güvencesi sağlanmalıdır. Her ne kadar Türkiye’de kamuda çalışan öğretmenler için iş ve gelir güvencesi sağlanmış olsa da diğer eğitim çalışanları, geçici veya sözleşmeli statüde çalışanlar, çeşitli tedarikçiler açısından süresiz olarak işini ve gelirini kaybetme durumu söz konusu olabilmektedir. Kriz öğretmenlerin işten çıkarılması veya ücretlerini ve diğer özlük haklarını kaybetmeleri için bir gerekçe olamaz. Öğretmenler kadar yardımcı personelin de hakları korunmalıdır. Ayrıca özel öğretim kurumlarında istihdamın ve ücretlerin korunması için üç ay işten çıkarmayı engelleyen mevcut düzenlemenin ötesinde kurumsal ve finansal sürdürülebilirliği sağlayacak tedbirlerin alınması ve kriz dönemine özgü desteklerin sağlanması önem arz etmektedir.
  2. 2.Alınacak tedbirlerde ve sağlanacak desteklerde öğretmenlerin ve öğrencilerin sağlığı, güvenliği ve iyi olma hali öncelik olmalıdır. Kriz ortamında öğrencilere destek olmaya çalışmak ve onların öğrenmesinin sürekliliği için çabalamak öğretmenlere ilave bir stres yüklemektedir. Bu stresle baş etmek için öğretmenlerin de sosyal ve duygusal desteğe ihtiyacı vardır. Öğretmenlerin sosyal ve duygusal açıdan desteklenmesi için programlar ve eylem planları oluşturulmalıdır.
  3. 3.COVID-19 için oluşturulan eğitim tedbirlerine öğretmenler mutlaka dâhil edilmelidir. Okullar açıldığında yaşanacak yeniden uyum ve iyileşme sürecinde öğretmenler baş aktörler olacaktır. Bu nedenle öğretmenlerin planlama ve politika süreçlerine dâhil edilmesi gerekir. Aksi takdirde okullar yeniden açıldığında iyi bir başlangıç yapmak mümkün olmayabilir ve bu durum öğretmenler kadar öğrenciler için de uzun dönemli ve kalıcı kayıpların oluşmasına neden olabilir.
  4. 4.Öğretmenlere yeterli destek ve mesleki gelişim imkânı ve fırsatı sağlanmalıdır. Öğretmenler böyle bir krizi daha önce hiç yaşamadılar ve bu kriz ortamında öğrencilere nasıl destek olacakları, uzaktan-sanal ortamda öğrencilerin öğrenmesi için neler yapabilecekleri konusunda öğrenmeye ihtiyaçları var. Okullar açıldığında uzaktan eğitim faaliyetlerinin etkisini değerlendirme, öğrenme eksiklerini belirleme ve öğrencinin gelişimine ve ihtiyaçlarına uygun bir öğrenme süreci planlama konusunda öğretmenlere destek olunmalıdır. Ayrıca bu süreçte öğretmenlerin ihtiyaç duyacağı ilave içerik ve materyal desteğinin de sağlanması gerekir.
  5. 5.Eşitlik ve kapsayıcılık eğitim tedbirlerinin odağına alınmalıdır. Kırsal kesimde ve dezavantajlı bölgelerde yer alan okulların, engelli ve dezavantajlı öğrencilerin süreç boyunca ve sonrasında daha fazla desteğe ihtiyacı olacaktır. Buralardaki çocukları ihmal etmemek için kırsal kesimde ve dezavantajlı bölgelerdeki okullarda görev yapan öğretmenlere daha fazla esneklik verilmeli ve daha fazla destek sağlanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, COVID-19 salgını sürecinde ve sonrasında, okullar açıldığında kurumlar ve yöneticileri de öğretmenlerine sağladıkları destek ve kriz döneminde ortaya koydukları liderlik performansı bakımından bir sınav vermiş olacaklar. Öğretmenlerine ve eğitim çalışanlarına ne kadar destek oldukları, zor zamanların yükünü ne ölçüde paylaştıkları, bugüne kadar dile getirilen her türlü paydaşlık, kurumsallık ve bir aile olma gibi modern zaman yönetişim söylemlerinin de bir sınaması olacaktır. Kurumlar ve işletmeler açısından bu durumu, Dünya Ekonomik Forumu “COVID-19 Salgını Paydaş Kapitalizminin Turnusol Testidir” başlığıyla ifade etmektedir22. Bu bağlamda merkezi yönetimler ile resmî veya özel kurumlar açısından öğretmenlere ve diğer eğitim çalışanlarına destek olunması, iş ve özlük haklarının güvence altına alınması, krizin ortaya çıkardığı ihtiyaçların acil durum ihtiyacı olarak görülerek karşılanması, liderlik testi olduğu kadar eğitimin geleceği açısından da belirleyici bir etkiye sahip olacaktır.

 

Dipnotlar:

  1. 1.UNESCO. (2020). COVID-19 educational disruption andhttps://en.unesco.org/covid19/educationresponse adresinden 17 Nisan 2020 tarihinde erişildi. 
  2. 2.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). Response to the COVID-19 outbreak – Call for action onhttp://www.teachersforefa.unesco.org/v2/index.php/en/ressources/file/470-response-to-the-covid-19-outbreak-call-for-action-on-teachers adresinden erişildi. 
  3. 3.Vegas, E. (2020, 14 Nisan). School closures, government responses, and learning inequality around the world during COVID-https://www.brookings.edu/research/school-closures-government-responses-and-learning-inequality-around-the-world-during-covid-19/ adresinden erişildi. 
  4. 4.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). A.G.
  5. 5.OECD. (2020). A framework to guide an education response to the COVID-19 Pandemic ofhttps://read.oecd-ilibrary.org/view/?ref=126_126988-t63lxosohs&;;title=A-framework-to-guide-an-education-response-to-the-Covid-19-Pandemic-of-2020 adresinden erişildi. 
  6. 6.World Bank. (2020). How countries are using edtech (including online learning, radio, television, texting) to support access to remote learning during the COVID-19https://www.worldbank.org/en/topic/edutech/brief/how-countries-are-using-edtech-to-support-remote-learning-during-the-covid-19-pandemic adresinden 14 Nisan 2020 tarihinde erişildi. 
  7. 7.MEB. (2020, 9 Nisan). Öğretmenler için de “uzaktan eğitim” başladı. http://www.meb.gov.tr/ogretmenler-icin-de-uzaktan-egitim-basladi/haber/20667/tr adresinden eriş
  8. 8.Turner, C., Adame, D. ve Nadworny, E. (2020, 12 Nisan). Teaching without schools: Grief, then a ‘Free-For-All’. https://www.kqed.org/mindshift/55710/teaching-without-schools-grief-then-a-free-for-all adresinden eriş
  9. 9.Hamilton, L. S., Pane, J. F. ve Steiner, E. D. (2020, 2 Nisan). Online doesn’t have to meanhttps://www.rand.org/blog/2020/04/online-doesnt-have-to-mean-impersonal.html adresinden erişildi. 
  10. 10.World Economic Forum. (2020, 9 Nisan). Lockdown is the world’s biggest psychological experiment – and we will pay thehttps://www.weforum.org/agenda/2020/04/this-is-the-psychological-side-of-the-covid-19-pandemic-that-were-ignoring/ adresinden erişildi. 
  11. 11.UNESCO. (2020, 16 Nisan). UNESCO Futures of Education Commission urges planning ahead against increased inequalities in the aftermath of the Covid-https://en.unesco.org/news/unesco-futures-education-commission-urges-planning-ahead-against-increased-inequalities adresinden erişildi. 
  12. 12.ILO. (2020). ILO Monitor 2nd edition: COVID-19 and the world ofhttps://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—dgreports/—dcomm/documents/briefingnote/wcms_740877.pdf adresinden erişildi. 
  13. 13.Bench, A. (2020, Mart 29). Alberta government redirects school funding into COVID-19 response; NDP calls move ‘unconscionable’. https://globalnews.ca/news/6746803/alberta-school-funding-redirected-covid-19/ adresinden eriş
  14. 14.MEB. (2020, 1 Nisan). Ücretli öğretmenlere ve usta öğreticilere ders ücreti ödemesi sühttp://www.meb.gov.tr/ucretli-ogretmenlere-ve-usta-ogreticilere-ders-ucreti-odemesi-surecek/haber/20624/tr adresinden erişildi. 
  15. 15.Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar (Karar Sayısı: 2347). T.C. Resmî Gazete, Sayı 31088 (2020). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/04/20200403-7.pdf 
  16. 16.OECD. (2020). A.G.
  17. 17.UNESCO. (2020). Provide continuous support to teachers, learners, and theirhttp://www.iiep.unesco.org/en/provide-continuous-support-teachers-learners-and-their-families-13375 adresinden erişildi. 
  18. 18.World Health Organization. (2020). Mental health and psychosocial considerations during the COVID-19https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/mental-health-considerations.pdf adresinden erişildi. 
  19. 19.Collie, R. Ve Martin, A. (2020, 7 Nisan). Teacher wellbeing during COVID-https://www.teachermagazine.com.au/articles/teacher-wellbeing-during-covid-19 adresinden erişildi. 
  20. 20.Grevatt, A. C. (2020, 20 Mart). Guidance for teachers on how to handle coronavirushttps://www.ase.org.uk/news/guidance-teachers-how-handle-coronavirus-anxiety adresinden erişildi. 
  21. 21.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). A.G.
  22. 22.Schwab, K. (2020, 25 Mart). COVID-19 is a litmus test for stakeholder capitalism. World Economichttps://www.weforum.org/agenda/2020/03/covid-19-is-a-litmus-test-for-stakeholder-capitalism/ adresinden erişildi. 

 

> COVID - 19 salgını sürecinde öğretmenler

Gamze Çetinkaya Aydın - TEDMEM

covid_tedmemKüresel çapta bir krize neden olan COVID-19 salgını nedeniyle, 17 Nisan 2020 itibarıyla dünya genelinde 191 ülkede okullar kapatıldı ve 1.724.657.870 öğrenci bu süreçten etkilendi1. Eğitim sistemlerinin daha önce hiç karşılaşmadığı ve hazırlıksız olduğu bu kriz sürecinde pek çok ülkede öğrenme kaybını en aza indirebilmek adına çeşitli tedbirler alındı ve uzaktan eğitim uygulamaları hayata geçirildi. Pek çok öğretmen bir şeyler öğretmek veya öğrencilerine destek olmak için daha önce uzaktan eğitim araçlarını ve uygulamalarını hiç kullanmamıştı. Öğretmenler bir yandan mesleki olarak alışık oldukları yüz yüze iletişim dışında farklı yöntem ve araçlarla öğrencilerinin öğrenmesini ve iyi olma halini desteklemek, diğer yandan salgının kendi yaşamlarında ortaya çıkardığı sosyal ve psikolojik güçlüklerle baş etmek durumunda kaldı.

25 Mart 2020 tarihli verilere göre dünya genelinde okulların kapatılmasından etkilenen öğretmen sayısı yaklaşık 63 milyon2. Aniden uygulamaya koyulan uzaktan eğitim uygulamalarına olan yabancılık, salgın ile ilgili endişeler ve öğrencilere destek olma kaygısı, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler için işsiz kalma olasılığı ve maddi kaygılar öğretmenler için bu süreci oldukça stresli hale getiriyor. Üstelik -okullar arası farklılıklar olmakla birlikte- Türkiye dâhil pek çok ülkede öğretmenler bu süreci oldukça sınırlı bir destekle şekillendirmeye çalışıyor. Zira merkezi veya yerel yönetimler de hazırlıksız olarak yakalandıkları bu krizde önceliği öğrencilere uzaktan eğitim vermek için gerekli altyapı, program ve içerikleri ve hazırlamaya vermek durumunda kalıyor.

Uzaktan eğitim sürecinde öğretmenler

COVID-19 salgını yüzünden neredeyse dünya genelinde tüm okullar kapatıldı. Ancak pek çok ülkede öğretim bütünüyle durdurulmadı, ülkeler ve okullar uzaktan eğitim uygulamalarına yöneldi. Televizyon, çevrimiçi platformlar, internet, mobil uygulamalar gibi teknolojik araçlar kullanılarak öğrencilerin eğitim öğretim süreçlerinden tamamıyla kopmaması için çeşitli tedbirler alındı. Türkiye dâhil pek çok ülke okulların kapanmasının ardından çok hızlı bir biçimde uzaktan eğitime başladı. Bu süreçte öğretmenlerin de öğrencilere akademik olarak destek olması, uzaktan eğitim sürecine dâhil olması bekleniyor. Ancak pek çok ülkede öğretmenlerin öğrencileriyle iletişime geçmesi istense bile öğretmenlere “uzaktan eğitim” ile ilgili eğitim sağlanan ülke sayısı çok sınırlı; Avrupa ve Asya’da ülkelerin yalnızca %20 ila %30’unda öğretmenlere uzaktan eğitimle ilgili eğitim veriliyor 3.

Bugüne kadar hiç böyle bir deneyimi olmayan, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim süreçlerinde böyle bir krizle nasıl baş edileceğine dair yeterli eğitim almayan pek çok öğretmen bu sürece oldukça hazırlıksız yakalandı. Pek çok ülkede öğretmenlerin inisiyatif alarak bu süreci kendi başına yürütmesi bekleniyor ve öğretmenler yeterli desteği göremiyor. Uzaktan eğitim sağlama yeterlikleri ve becerileri kısıtlı olan öğretmenler bu süreci tek başına etkili bir biçimde yürütmede güçlüklerle karşılaşıyor. Ayrıca Türkiye’de ve pek çok ülkede dijital araçlara erişim ve bu araçları kullanabilme yeterlikleri açısından öğretmenler arasında önemli farklar bulunduğu da biliniyor. Öğretmenler arasındaki farklara ek olarak okulun sahip olduğu kaynaklar, öğrencilerin dijital araçlara erişim durumu ve kullanma yeterlikleri, okulun ve öğrencilerin sosyo-ekonomik profili, öğretmenlerin uzaktan eğitim sürecini nasıl geçirdiğini önemli ölçüde etkiliyor. Özellikle dezavantajlı bölgelerde ve okullarda görev yapan öğretmenler bu süreçte daha fazla zorlukla karşılaşıyor ve öğrencilerine ulaşma konusunda bile oldukça sıkıntı çekiyor.

Kaldı ki öğretmenler yeterli teknolojik becerilere sahip olsa ve tüm öğrencilere iletişim kanalları aracılığıyla ulaşabilse bile uzaktan eğitim bazı yaş grupları, sınıf seviyeleri, dersler ve öğrenciler için yetersiz kalabilmektedir. Ayrıca, uzaktan eğitimde kullanılacak pedagojik yöntem ve stratejiler sınıf ortamında kullanılanlardan daha farklı olmak durumundadır. Öğrencilerin katılımını ve motivasyonunu sağlamak, öğrenmeyi takip etmek, öğrencilere uzaktan destek olmak için öğretmenlerin farklı yöntemler kullanması ve daha fazla çaba harcaması gerekir. Farklı öğrencilerin ihtiyaçlarına göre öğretimi düzenlemek sınıf ortamında bile oldukça zorluyken, bunu uzaktan sağlamaya çalışmak –hele de yeterli hazırlık yapılamamışken- öğretmenlerin işini çok daha zor hale getiriyor ve öğretmenler üzerinde baskı oluşturuyor.

Türkiye’de çoğu öğretmen için uzaktan eğitim süreci, öğrencilerinden tamamıyla kopuş anlamına geliyor. Öğrenciler uzaktan eğitim içeriklerini EBA TV üzerinden takip ediyor veya takip ettiklerini varsayıyoruz. Öyle ki, bazı öğretmenlerin öğrencileriyle iletişim kurmaları, onların ne yaptıklarını izlemeleri, onlara destek sağlayabilmeleri mümkün değil. Bu sorun özellikle kırsal kesimde, dezavantajlı ailelerin çocuklarının devam ettiği okullarda daha belirgin hale geliyor. Öğretmenler için özellikle küçük yaştaki öğrencilere öğrenme desteği, sosyal ve duygusal destek sağlamak oldukça güç. Öğretmenlerin bir kısmının öğrencileriyle bağının tamamıyla kopmuş olması, okullar yeniden açıldığında karşılaşacakları güçlükler, uzaktan eğitime rağmen yaşanacak öğrenme kayıpları, öğrencilerin bir kısmı için yetersiz bilgi ve beceri ile öğrencinin öğrenmesine destek olmaya çabalayan ebeveynlerin veya aile bireylerinin bu çabalarının sonucunda yanlış öğrenme veya kavram yanılgılarının oluşması gibi olası sonuçlar öğretmenlerde endişeye neden olabilir.

Diğer yandan yelpazenin diğer ucunda öğretmenler sanal ortamda, iletişim teknolojilerinin de kolay erişilebilir olması ile okulların açık olduğu, eğitim öğretimin sınıfta sürdürüldüğü duruma göre çok daha yoğun bir iş yoğunluğu, talep ve beklentilerle baş etmek zorunda kalmakta. Okulların kapanması ile birlikte ebeveynlerin çocuklarının öğrenmesi ve gelişimi ile ilgili kaygılarının artması, öğretmenlerden daha çok ilgi ve kendi çocuklarına daha çok zaman ayırma talebine dönüşmektedir. Rekabetçi bir okul ve eğitim kültürünün hâkim olduğu bir toplumda ne yazık ki ebeveynlerin okulları, öğretmenleri ve kendi çocuklarını diğerleri ile kıyaslaması öğretmenler üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır. Bu baskının özel öğretim kurumlarında çok daha belirgin hale geldiği görülmektedir.

Öğretmenler için uzaktan eğitim desteği

Toplumun tüm kesimleri, farklı meslek grupları, üretim ve hizmet sektörlerinde çalışanlar salgın döneminde kendi sağlığının ve çevresindekilerin sağlığının korunmasının yanında bu süreci en az ekonomik, sosyal ve psikolojik kayıpla geçirmek için tedbirler alınmasını istiyor. Tüm insanlar için zorlu geçen COVID-19 salgını sürecinde önceliğin sağlık hizmetlerine ve bu sektörde çalışanlara verilmesi gerekiyor. Ancak bu süreç boyunca uzaktan eğitim çabalarını sürdüren, süreç sonrasında da öğrenme kayıplarının telafi edilmesi noktasında büyük görev düşen öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının da bu kriz döneminde iş güvencesinin devam etmesi, gelir kayıplarının önlenmesi, mesleki ihtiyaçlarının karşılanması için desteklenmesi gerekiyor4.

OECD tarafından 98 ülkeden toplam 330 eğitim çalışanı ve paydaşına okulların kapatıldığı bu kriz sürecinde eğitimle ilgili öncelikli müdahale alanlarına ilişkin görüşleri soruldu. Katılımcıların %84’ü bu süreçte öğrencilerin öğrenme sürecinin devamlılığının sağlanmasının oldukça önemli olduğunu bildirdi. Katılımcılar tarafından oldukça önemli olarak görülen diğer iki seçenek öğretmenlere profesyonel destek sağlanması (%77,9) ve öğretmenlerin iyi olma halinin sağlanması oldu (%77,6) 5.

OECD araştırmasının sonuçlarına paralel şekilde, bu süreçte öğretmenlerin en çok zorlandıkları konuların başında uzaktan eğitim uygulaması geliyor. Ülkelerin öğretmenleri bu süreçte yönlendirmek, onlara ihtiyaç duydukları desteği sağlamak, örnek uygulamalar sunmak, öğretmenler arası işbirliğinin uzaktan da yürütülmesine imkân verecek ortamlar oluşturmak gibi adımlar atması gerekiyor. Hem COVID-19 salgını boyunca hem de sonrasında öğretmenlere çok büyük görev düşüyor, bu nedenle öğretmenlere gerekli desteğin sağlanması büyük önem arz ediyor.

Bu süreçte kimi ülkelerde öğretmenleri desteklemek için çeşitli uygulamalar hayata geçirildi. Örneğin, Bulgaristan’da öğretmenler yerel eğitim kurumları tarafından destekleniyor. Ayrıca Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından uzaktan eğitimle ilgili çalışmalar, video dersler, eğitim programları ve etkinlikler içeren bir elektronik kütüphane öğretmenlerin hizmetine sunuldu. Kolombiya’da dijital öğrenmeyle ilgili çeşitli kaynakların paylaşılmasının yanı sıra uzaktan eğitim süreci başlamadan önce öğretmenlere hazırlık yapmaları için iki haftalık süre tanındı. Endonezya’da öğretmenler ve öğrenciler için ayrı televizyon kanalları üzerinden eğitim veriliyor. Meksika’da ise öğretmenlere özel bir televizyon programı hazırlanmasının yanı sıra öğretmenlere çevrimiçi dersler ve konferanslar aracılığıyla dijital eğitim veriliyor ve bu eğitimleri tamamlayan öğretmenler sertifika almaya hak kazanıyor https://www.worldbank.org/en/topic/edutech/brief/how-countries-are-using-edtech-to-support-remote-learning-during-the-covid-19-pandemic adresinden 14 Nisan 2020 tarihinde erişildi."6. Benzer şekilde pek çok ülkede eğitimle ilgili kaynaklar ve platformlar öğretmenlerin ücretsiz erişimine açıldı.

Pek çok ülkeye benzer şekilde, Türkiye’de de uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerden neler beklendiğine dair henüz net bir çerçeve çizilmedi. Öğrencilere EBA ve televizyon kanalları aracılığıyla uzaktan eğitim verilen bu süreçte, öğretmenler de kendi çabalarıyla öğrencilerine destek olmaya çalışıyor. MEB tarafından öğretmenlere yönelik hazırlanan uzaktan eğitim mesleki gelişim programları ise bilişim ağırlıklı olmasına karşın uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğine yönelik bir mesleki gelişim programı henüz duyurulmadı7. Bu süreçte önceliğin uzaktan eğitim uygulamalarına verilmesi çok anlaşılır olsa da, öğretmenlerin desteklenmesi için gerekli adımların da bir an önce atılması gerekiyor.

Öğretmenler için uzaktan eğitim önerileri

Pek çok öğretmen için oldukça yeni bir deneyim olan uzaktan eğitim sürecinin neden olduğu zorluklar, değişen derecelerde olsa da tüm öğretmenleri etkiliyor. Bu süreç öncesinde de teknolojik araçları aktif bir biçimde kullanan öğretmenler bile, öğretimle ilgili her şeyi bir anda çevrimiçi olarak yürütmeye çalışırken oldukça zorlandığını ifade ediyor https://www.kqed.org/mindshift/55710/teaching-without-schools-grief-then-a-free-for-all adresinden erişildi."8. Bu kapsamda, uzaktan eğitim sürecinde zorlanan öğretmenlere yol göstermesi için sunulan önerilerden bazıları şöyle 9:

  1. 1.Yeni araçlar kullanmak için acele etmeyin. Var olan öğretim materyallerini, ders kitaplarını ve çevrimiçi platformları kullanmaya gayret edin. Elinizdeki öğretim materyallerinin yetersiz kaldığı durumlarda alternatif araçlara yönelin.
  2. 2.Uzaktan yapacağınız görüşmelerde öğrenci sayısını düşük tutun. E-posta, sohbet programı, telefon veya diğer iletişim kanallarını kullanarak yapacağınız öğrenci görüşmelerinde katılımcı sayısını düşük tutmak görüşmelerin daha etkili olmasını sağlayacaktır. Her öğrenciyle her gün görüşmeniz elbette ki mümkün olmayacaktır ama haftada en az bir kez her bir öğrencinizle görüşmeye çalışın.
  3. 3.Öğrenciler arası işbirliğini sağlayın. Çevrimiçi platformları kullanarak öğrencilerin de birlikte çalışması sağlayın. Grup ödevleri ve çalışmaları aracılığıyla öğrencileriniz arasındaki iletişimi sürdürebilirsiniz.
  4. 4.Meslektaşlarınızla iletişimde olun. Birlikte çalıştığınız öğretmen arkadaşlarınızla fikirlerinizi, deneyimlerinizi, endişelerinizi paylaşmak sizler için rahatlatıcı olacaktır.
  5. 5.Ebeveynleri sürece dâhil etmeye çalışın. Evde eğitim sürecinin bir parçası olan ebeveynleri çocuklarıyla uzaktan eğitim süreciyle ilgili konuşmaları ve onları desteklemeleri için yönlendirin.
  6. 6.Dezavantajlı öğrencilerinize destek olun. Evinde teknolojik araçları olmayan, uzaktan eğitim sürecine aktif olarak katılmayan öğrencilerinizi basılı materyallerle ve alternatif yöntemlerle sürece dâhil etmeye çalışın.

Bu önerilerin bir kısmının hayata geçirilmesinin okulun öğretmene ihtiyacı olan imkân ve şartları sağlamasına bağlı olduğunun dikkate alınması gerekir. Örneğin, bazı öğrencilere basılı alternatif materyallerin sağlanmasının, söz konusu materyallerin okul tarafından teminine ve öğrenciye ulaştırılması için gerekli imkânların varlığına bağlı olduğu açıktır.

Öğretmenlerin iyi olma hali

COVID-19 salgını nedeniyle tüm dünya çok büyük bir stres altında. Hastalığın henüz kesin bir tedavisinin olmaması, vaka ve ölüm sayılarının her geçen gün artması, karantina sürecinin ne kadar uzayacağının bilinmemesi, yaşanan ve yaşanacak olan ekonomik kayıplar ve krizler, insanların sağlığını ve sevdiklerini kaybetme korkusu dünya genelinde tüm insanları psikolojik olarak zorluyor. Bu sürecin sonunda pek çok insanın depresyon, travma sonrası stres, asabiyet, kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklara sahip olacağı tahmin ediliyor 10.

Elbette ki öğretmenler ve öğrenciler de bu süreçten oldukça fazla etkileniyor. Bir yandan stresle baş etmeye çalışan öğretmenler bir yandan da stres altındaki öğrencilerine yardımcı olmaya çalışıyor. Zaten stres altında olan öğrencilerle uzaktan eğitimi sürdürürken onları ödev ve etkinliklere boğmamaya, süreçten soğutmamaya, motive etmeye ve desteklemeye çalışmak öğretmenlerin karşılaştığı başlıca zorluklar olarak görülüyor. Sınıf ortamında bile disiplini sağlamak, her öğrencinin gelişimini takip etmek, düzeni sağlamak, öğrenme açıklarını tespit edip telafi etmeye çalışmak öğretmenler için oldukça zorlu bir mücadeleyken, bunu uzaktan yürütmek öğretmenlerin hem iş yükünü artırıyor hem de öğretmenler için ekstra stres oluşturuyor.

Öğretmenlerin pek çoğu yabancı oldukları uzaktan eğitim sürecine adapte olmaya ve yaşadıkları zorluklarla baş etmeye çalışırken, ayrıca okul yönetimi ve öğrenci velilerinin beklentilerini de karşılamaya çalışıyor. Üstelik hazır olmadan kendilerini içinde buldukları ve çoğunlukla yalnız yürütmeye çalıştıkları bu süreçte yaşadıkları zorluklarla ilgili haksız eleştirilere de maruz kalıyorlar. Bir yandan devam eden sınav baskısı, bir yandan velilerin bu süreçte sürekli destek beklemesi, bir yandan tüm öğrencilere erişme ve yetişme kaygısı, bir yandan uzaktan öğretim planlamanın zorlukları öğretmenler üzerinde çok ciddi bir baskı ve stres oluşturuyor. Salgın sürecinin sonunda, okula dönüşte de öğretmenleri yaşanan öğrenme kayıplarını telafi etme ve öğrenciler arasındaki farkları azaltmaya çalışma noktasında oldukça zorlu günler bekliyor. Uluslararası kuruluşlar, şimdiden salgın sonrası okula dönüşte salgının ortaya çıkardığı veya artmasına sebep olduğu öğrenme farklılıklarının, eşitsizliklerinin azaltılması için acil olarak planlama yapılması ve öğretmenlerin hazırlanması gerektiğine dikkat çekiyor https://en.unesco.org/news/unesco-futures-education-commission-urges-planning-ahead-against-increased-inequalities adresinden erişildi."11.

COVID-19 salgınının psikolojik etkilerinin yanı sıra dünya genelinde pek çok sektör ve çalışan salgının ekonomik sonuçlarıyla baş etmeye çalışıyor. Kriz nedeniyle işsiz kalan, ücretsiz izne çıkarılan ve/veya bu süreçte iş yerini kapatmak zorunda kalan pek çok insan sağlıkla ilgili kaygıların yanı sıra maddi kaygılarla da boğuşuyor. Hem salgın süreci boyunca hem de süreç sonrasında dünyanın her yerinde ve hemen hemen her sektörde maddi sıkıntılar yaşanması bekleniyor. Konaklama ve yemek hizmetleri, emlak, üretim, toptan ve perakende satış hizmetleri, otomotiv gibi sektörlerin bu krizden en ağır darbeyi alması beklenirken, eğitim şu an için en az zarar göreceği tahmin edilen sektörlerden biri12. Ancak diğer sektörlerdeki ekonomik kayıpların devlet okullarını kamu finansmanı ve hane halkı eğitim harcamaları yönüyle etkilemesi beklenirken, özel öğretim kurumlarında da doğrudan finansman yapısını bozucu etkileri görülebilir. Salgının özel öğretim kurumları üzerindeki parasal etkileri, salgının diğer sektörlerdeki üretimi ve hizmeti engelleyici etkilerinin ne kadar süreceğine bağlı olarak, önümüzdeki aylarda daha net olarak görülebilecektir.

Salgın sürecinde sözleşmeli öğretmen, yardımcı personel, ücretli öğretmen gibi kadrolarda görev yapan pek çok eğitim çalışanı maddi kaygılarla karşı karşıya. Örneğin, Kanada’nın Alberta eyaletinde eğitime ayrılan kaynakların bir kısmı geçici bir süreliğine COVID-19 salgınıyla mücadeleye aktarıldı. Bunun bir sonucu olarak yardımcı öğretim personeli olarak çalışan binlerce insanın nisan ayı sonunda işsiz kalması bekleniyor https://globalnews.ca/news/6746803/alberta-school-funding-redirected-covid-19/ adresinden erişildi."13. Türkiye’de ise kadrolu ve sözleşmeli olarak görev yapan öğretmenlerin yanı sıra ücretli öğretmen ve usta öğretici olarak görev yapan öğretmenlerin de uzaktan eğitim çalışmalarına katkı sağlayacağı ve maaş almaya devam edeceği duyuruldu 14. Ayrıca kamuda görev yapan yönetici ve öğretmenlerin “COVID-19 salgını nedeniyle eğitim kurumlarının kapatıldığı günlerde üzerlerinde bulunan ek ders görevlerini yapmış sayılarak karşılığında ek ders ücretinden yararlandırılacağı” karara15. Dolayısıyla, şu aşamada kamuda görevli öğretmenler için işsizlik kaygısı söz konusu değil. Ancak özel sektörde görev yapan öğretmenler için bir garanti verilebilmesi elbette ki söz konusu değil. Özellikle rehabilitasyon merkezi, kreş gibi kurumlardaki öğretmenler bu süreçte maddi sıkıntılar yaşama riskiyle karşı karşıya. Finansman yapısı bozulan özel eğitim ve öğretim kurumlarındaki öğretmenlerin ve diğer eğitim çalışanlarının iş ve gelir güvencelerinin sağlanması için acil olarak tedbirler alınması gerekmektedir.

Öğretmenlerin iyi olma halinin desteklenmesi

COVID-19 salgını sürecinde ve sonrasında öğretmenlerin psikolojik olarak da desteklenmesi büyük önem taşıyor. OECD tarafından yapılan COVID-19 salgını sürecinde eğitim alanında öncelik verilmesi gereken müdahalelerle ilgili araştırmanın sonuçları da öğretmenlerin iyi olma halinin sağlanmasının eğitim çalışanları ve paydaşları tarafından oldukça önemli görüldüğünü gösteriyor 16. Hem salgının psikolojik etkileri hem de uzaktan eğitim sürecinin yarattığı stres bu süreçte öğretmenler için oldukça yıpratıcı bir hale geliyor. Bu nedenle, eğitim çalışanlarının fiziksel ve ruhsal sağlığının takip edilmesi ve desteklenmesi, stres altındaki öğretmenler için süreç boyunca ve sonrasında destek mekanizmaları oluşturulması, öğretmenlere bu süreçten olumsuz etkilenen öğrencileri belirleyebilmesi ve onlara yardımcı olabilmesi adına destek sağlanması ve bu krizin psikososyal etkileriyle ilgili eğitim verilmesi gibi uygulamaların hayata geçirilmesi gerekiyor17. Dünya Sağlık Örgütü de sağlık personeli, karantina alanlarında çalışan ekipler, müdahale ekipleri gibi çalışanların yanı sıra öğretmenlerin de “psikolojik ilk yardım” konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini ifade18.

Okul yöneticilerinin de birlikte çalıştığı öğretmenlere bu zorlu süreçte destek olması gerekiyor. Okul yöneticileri için sunulan bazı öneriler şöyle19:

  1. 1.Öğretmenlerin bu süreçteki ihtiyaçlarına kulak verin.
  2. 2.Öğretmenlerin bu süreçte yaşadığı zorlukları dinleyin, anlamaya ve yardımcı olmaya çalışın.
  3. 3.Bu süreçte okulla ilgili alınacak kararlara öğretmenleri dâhil edin.
  4. 4.Bu süreçte öğretmenlerin uzaktan yürütmesini istediğiniz görevleri gerekçelendirin.

Öğretmenlerin bu dönemde yetkililer ve okul yöneticileri tarafından desteklenmesinin yanı sıra veliler tarafından da destek görmesi oldukça önemli. Öğretmenlerin uzaktan eğitim çalışmalarına yönelik rencide edici, meslek onurunu ve itibarını zedeleyici nitelikte eleştiri ve paylaşımlardan uzak durulması, bu süreçte yaşanan öğrenme kayıplarıyla ilgili tüm sorumluluğun öğretmenlere yüklenmemesi, gelecek sınavlardaki performansları ile ilgili baskı yapılmaması öğretmenlerin üzerindeki stresin azalmasına yardımcı olabilir. Zira bu öğretmenler için önceden planlanmış bir uzaktan eğitim süreci değil; ani gelişen bu duruma uyum sağlamaya çalışan öğretmenlere karşı anlayışlı ve destekleyici olunması gerekiyor. Unutulmamalıdır ki, bu kriz sona erdiğinde, çocuklar tekrar okula dönecek ve sosyal medyada adeta linç edilen öğretmenlerle eğitim öğretime devam edecek. Bu krizle birlikte öğretmenler sınıf ortamından çıkıp, sadece öğrenciyle değil, sanal olarak ebeveynlerle ve bütün aileyle birlikte eğitim öğretime devam edilen bir ortama geçti. Yapılan her türlü eleştirinin, görüntülerin sosyal medya veya çeşitli kanallardan paylaşılmasının öğretmenin ve bazen de çocukların kişisel haklarının ihlali olabileceğinin bilinmesi yanında, öğretmenlik mesleğinin itibarını da zedelediğinin bilinmesi, toplumsal bir mutabakat olarak bu davranışlardan kaçınılması gerekiyor.

Son olarak, öğretmenlerin bunca stresle başa çıkmaya çalıştığı bir dönemde, en azından maddi kaygılarının olmaması öğretmenlerin iyi olma halinin desteklenmesi açısından oldukça önemli. Türkiye bu açıdan oldukça olumlu bir adım atarak süreçten olumsuz etkilenme kaygısı olan ücretli öğretmenler de dâhil olmak üzere kamuda görev yapan öğretmenlerin mağduriyet yaşamayacağını ifade etti ve bu yönde gerekli düzenlemeleri yaptı. Üstelik ek ders ücretlerinin de kesilmemesiyle birlikte öğretmenlerin bu süreçte maddi açıdan strese girmelerinin önüne de geçilmiş oldu.

Öğretmenler için stresle başa çıkma önerileri

Öğretmenler mesleklerinin doğası gereği önceliği öğrencilere vermek ve onlara destek olmak konusunda kendilerini sorumlu hisseder. Ancak bireysel olarak stres altında olan ve kendisi çeşitli psikolojik zorluklar yaşayan bir kişinin başkalarına yardımcı olması mümkün değildir. Bu nedenle hem kendisi hem sevdikleri için kaygılanan, salgın sürecinin ve karantinada kalma durumunun yaşattığı zorluklarla başa çıkmaya çalışan öğretmenlerin öncelikle kendilerini korumaya çalışması gerekir. Bu süreçte uzmanlar tarafından öğretmenlere sunulan bazı önerilere aşağıda yer verilmiştir 20:

  1. 1.Hızlı gerçekleşen bu değişimler karşısında strese girmeniz ve kaygılanmanız oldukça normal. Değişime uyum sağlamak için kendinize zaman verin.
  2. 2.Okulların kapanması sürecinde öğretmenlerden ne beklendiğine dair bir belirsizlik konusu. Bu belirsizlikle başa çıkmak için: (a) kontrolünüz dışında gelişen durumlar için endişelenmeyin, kontrol edebildiğiniz durumlara odaklanın; (b) kendi rutinlerinizi oluşturmaya çalışın ve (c) meslektaşlarınızla iletişimde kalın, birbirinize destek olun.
  3. 3.Eğer bu sürecin olumsuz etkileriyle baş edemediğinizi düşünüyorsanız profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.

Tüm insanlar gibi öğretmenler için de bu süreçte öncelik kendilerinin ve diğer insanların fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak olmalı. Öğretmenlerin bu süreçte sakin kalması, öğrencileriyle iletişimde olması ve öğrencilerine akademik desteğin yanı sıra psikolojik destek de sağlaması oldukça önemli görülüyor. Öğretmenlerin bu desteği sağlayabilmesi de kendilerinin iyi olma haline ve dışarıdan görecekleri desteğe dayanıyor. Bu nedenle, bu sürecin yönetici, öğretmen, öğrenci, veli ve tüm eğitim paydaşları tarafından işbirliği içinde, özveriyle, anlayışla ve sükûnetle atlatılması sürecin olumsuz etkilerinin en aza indirilebilmesi için kritik önem taşıyor.

Değerlendirme ve öneriler

COVID-19 salgınının okullar ve eğitim üzerindeki etkileri, öğretmenler açısından alışılmış olan her şeye bir ara verilmesini, öğretme ve öğrenmenin geçici bir süre için de olsa tamamıyla yeniden biçimlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Öğretmenlerin içinde bulunduğu durum; okulların kapatıldığı bu süreçte hiçbir şekilde öğrencisine ulaşma ve destek olma şartlarına ve imkânına sahip olmayan öğretmenlerden, okulların açık olduğu “normal zamanlar”daki iş yoğunluğundan daha fazla iş yoğunluğuna sahip olan ve daha geniş bir yelpazedeki beklenti ve talepleri bilişim teknolojileri ve uzaktan öğrenme araçları marifetiyle karşılama ile ilgili güçlükler yaşayan öğretmenlere kadar çeşitlilik göstermektedir. “Kriz sonrası hiçbir şey aynı olmayacak” bugünlerin en yaygın kullanılan klişesi olabilir. Şu anda öğretmenlerin içinde bulunduğu durum, karşılaştıkları güçlükler, yaşadıkları kaygılar, öğrencileri desteklemek adına yapmaya çalıştıkları, yapabildikleri ve yapamadıkları kriz öncesi ile aynı değil. Öğretmenler öğrencilerinden fiziksel olarak uzakta ve bir kısmı daha önce hiç kullanmadığı yöntem ve teknolojileri kullanıyor, bir kısmı ise daha önce uzaktan erişim ve öğretme-öğrenme için daha önce kullandığı teknoloji, araç ve yöntemleri daha yoğun olarak kullanıyor. Bu süreç sadece öğretmenler için değil, kullandıkları teknoloji, araç ve yöntemler için de gerçek bir sınama anlamına geliyor. Bu anlamda, uzaktan öğretme-öğrenme teknoloji, araç ve yöntemlerinin gerçekten sadece onlara bağımlı kalınan bir durumda, nerede ne kadar işe yaradığını veya yetersiz kaldığını da test etme imkânı sunuyor. Ayrıca eğitim sistemlerinin teknoloji, araç ve yöntemleri kullanabilme kapasitesinin de test edilmesi anlamına geliyor.

Salgın süreci, öğretmenlere en acımasız eleştirilerin sunulması ile onların değerinin en çok anlaşılması tezatlığını bir araya getirdi. Salgın sürecini geride bırakıldığında hiçbir şeyin aynı olmayacağı doğru olabilir. Bu süreç sonrasıyla ilgili beklenti uzaktan öğretme-öğrenme teknoloji, araç ve yöntemlerinin öğrencinin öğrenmesinin desteklenmesinde daha çok, daha yaygın ve daha etkili kullanılmasıdır. Ayrıca salgın süreci, başta ebeveynler olmak üzere toplumun her kesimi için öğretmenlerin işinin daha iyi anlaşılması, çocuklarla olan bağlarının daha iyi kavranması, onların desteklenmesi ve takdir görmesi açılarından bir dönüm noktası olabilir. Öğretmenler açısından kriz süreci ve sonrasının onlar için nasıl bir anlam ifade edeceği, bu süreçte yaşananların onları mesleki ve kişisel olarak nasıl etkileyeceği büyük ölçüde merkezi yönetim düzeyinde ve kurumsal düzeyde izlenecek politikalara ve alınacak önlemlere bağlı olacaktır.

COVID-19 salgını ve sonrasında öğretmenlerin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi, öğretmenlerin iyi olma halinin ve öğretmenlik mesleğinin itibarının korunması sadece öğretmenler açısından değil, eğitim sistemlerinin geleceği açısından da hayati önem taşımaktadır. Uluslararası bir birlik olan UNESCO Öğretmen Görev Grubu, bu kriz süresince öğretmenlerin korunması, desteklenmesi ve takdir edilmesi için hükümetlere, eğitim yönetimlerine ve liderlere harekete geçme çağrısında bulundu. Salgın döneminde ve sonrasında öğretmenlerin desteklenmesi ve iyi olma halinin güvence altına alınması için sunulan öneriler şu şekilde özetlenebilir 21:

  1. 1.İş güvencesi ve gelir güvencesi sağlanmalıdır. Her ne kadar Türkiye’de kamuda çalışan öğretmenler için iş ve gelir güvencesi sağlanmış olsa da diğer eğitim çalışanları, geçici veya sözleşmeli statüde çalışanlar, çeşitli tedarikçiler açısından süresiz olarak işini ve gelirini kaybetme durumu söz konusu olabilmektedir. Kriz öğretmenlerin işten çıkarılması veya ücretlerini ve diğer özlük haklarını kaybetmeleri için bir gerekçe olamaz. Öğretmenler kadar yardımcı personelin de hakları korunmalıdır. Ayrıca özel öğretim kurumlarında istihdamın ve ücretlerin korunması için üç ay işten çıkarmayı engelleyen mevcut düzenlemenin ötesinde kurumsal ve finansal sürdürülebilirliği sağlayacak tedbirlerin alınması ve kriz dönemine özgü desteklerin sağlanması önem arz etmektedir.
  2. 2.Alınacak tedbirlerde ve sağlanacak desteklerde öğretmenlerin ve öğrencilerin sağlığı, güvenliği ve iyi olma hali öncelik olmalıdır. Kriz ortamında öğrencilere destek olmaya çalışmak ve onların öğrenmesinin sürekliliği için çabalamak öğretmenlere ilave bir stres yüklemektedir. Bu stresle baş etmek için öğretmenlerin de sosyal ve duygusal desteğe ihtiyacı vardır. Öğretmenlerin sosyal ve duygusal açıdan desteklenmesi için programlar ve eylem planları oluşturulmalıdır.
  3. 3.COVID-19 için oluşturulan eğitim tedbirlerine öğretmenler mutlaka dâhil edilmelidir. Okullar açıldığında yaşanacak yeniden uyum ve iyileşme sürecinde öğretmenler baş aktörler olacaktır. Bu nedenle öğretmenlerin planlama ve politika süreçlerine dâhil edilmesi gerekir. Aksi takdirde okullar yeniden açıldığında iyi bir başlangıç yapmak mümkün olmayabilir ve bu durum öğretmenler kadar öğrenciler için de uzun dönemli ve kalıcı kayıpların oluşmasına neden olabilir.
  4. 4.Öğretmenlere yeterli destek ve mesleki gelişim imkânı ve fırsatı sağlanmalıdır. Öğretmenler böyle bir krizi daha önce hiç yaşamadılar ve bu kriz ortamında öğrencilere nasıl destek olacakları, uzaktan-sanal ortamda öğrencilerin öğrenmesi için neler yapabilecekleri konusunda öğrenmeye ihtiyaçları var. Okullar açıldığında uzaktan eğitim faaliyetlerinin etkisini değerlendirme, öğrenme eksiklerini belirleme ve öğrencinin gelişimine ve ihtiyaçlarına uygun bir öğrenme süreci planlama konusunda öğretmenlere destek olunmalıdır. Ayrıca bu süreçte öğretmenlerin ihtiyaç duyacağı ilave içerik ve materyal desteğinin de sağlanması gerekir.
  5. 5.Eşitlik ve kapsayıcılık eğitim tedbirlerinin odağına alınmalıdır. Kırsal kesimde ve dezavantajlı bölgelerde yer alan okulların, engelli ve dezavantajlı öğrencilerin süreç boyunca ve sonrasında daha fazla desteğe ihtiyacı olacaktır. Buralardaki çocukları ihmal etmemek için kırsal kesimde ve dezavantajlı bölgelerdeki okullarda görev yapan öğretmenlere daha fazla esneklik verilmeli ve daha fazla destek sağlanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, COVID-19 salgını sürecinde ve sonrasında, okullar açıldığında kurumlar ve yöneticileri de öğretmenlerine sağladıkları destek ve kriz döneminde ortaya koydukları liderlik performansı bakımından bir sınav vermiş olacaklar. Öğretmenlerine ve eğitim çalışanlarına ne kadar destek oldukları, zor zamanların yükünü ne ölçüde paylaştıkları, bugüne kadar dile getirilen her türlü paydaşlık, kurumsallık ve bir aile olma gibi modern zaman yönetişim söylemlerinin de bir sınaması olacaktır. Kurumlar ve işletmeler açısından bu durumu, Dünya Ekonomik Forumu “COVID-19 Salgını Paydaş Kapitalizminin Turnusol Testidir” başlığıyla ifade etmektedir22. Bu bağlamda merkezi yönetimler ile resmî veya özel kurumlar açısından öğretmenlere ve diğer eğitim çalışanlarına destek olunması, iş ve özlük haklarının güvence altına alınması, krizin ortaya çıkardığı ihtiyaçların acil durum ihtiyacı olarak görülerek karşılanması, liderlik testi olduğu kadar eğitimin geleceği açısından da belirleyici bir etkiye sahip olacaktır.

 

Dipnotlar:

  1. 1.UNESCO. (2020). COVID-19 educational disruption andhttps://en.unesco.org/covid19/educationresponse adresinden 17 Nisan 2020 tarihinde erişildi. 
  2. 2.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). Response to the COVID-19 outbreak – Call for action onhttp://www.teachersforefa.unesco.org/v2/index.php/en/ressources/file/470-response-to-the-covid-19-outbreak-call-for-action-on-teachers adresinden erişildi. 
  3. 3.Vegas, E. (2020, 14 Nisan). School closures, government responses, and learning inequality around the world during COVID-https://www.brookings.edu/research/school-closures-government-responses-and-learning-inequality-around-the-world-during-covid-19/ adresinden erişildi. 
  4. 4.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). A.G.
  5. 5.OECD. (2020). A framework to guide an education response to the COVID-19 Pandemic ofhttps://read.oecd-ilibrary.org/view/?ref=126_126988-t63lxosohs&;;title=A-framework-to-guide-an-education-response-to-the-Covid-19-Pandemic-of-2020 adresinden erişildi. 
  6. 6.World Bank. (2020). How countries are using edtech (including online learning, radio, television, texting) to support access to remote learning during the COVID-19https://www.worldbank.org/en/topic/edutech/brief/how-countries-are-using-edtech-to-support-remote-learning-during-the-covid-19-pandemic adresinden 14 Nisan 2020 tarihinde erişildi. 
  7. 7.MEB. (2020, 9 Nisan). Öğretmenler için de “uzaktan eğitim” başladı. http://www.meb.gov.tr/ogretmenler-icin-de-uzaktan-egitim-basladi/haber/20667/tr adresinden eriş
  8. 8.Turner, C., Adame, D. ve Nadworny, E. (2020, 12 Nisan). Teaching without schools: Grief, then a ‘Free-For-All’. https://www.kqed.org/mindshift/55710/teaching-without-schools-grief-then-a-free-for-all adresinden eriş
  9. 9.Hamilton, L. S., Pane, J. F. ve Steiner, E. D. (2020, 2 Nisan). Online doesn’t have to meanhttps://www.rand.org/blog/2020/04/online-doesnt-have-to-mean-impersonal.html adresinden erişildi. 
  10. 10.World Economic Forum. (2020, 9 Nisan). Lockdown is the world’s biggest psychological experiment – and we will pay thehttps://www.weforum.org/agenda/2020/04/this-is-the-psychological-side-of-the-covid-19-pandemic-that-were-ignoring/ adresinden erişildi. 
  11. 11.UNESCO. (2020, 16 Nisan). UNESCO Futures of Education Commission urges planning ahead against increased inequalities in the aftermath of the Covid-https://en.unesco.org/news/unesco-futures-education-commission-urges-planning-ahead-against-increased-inequalities adresinden erişildi. 
  12. 12.ILO. (2020). ILO Monitor 2nd edition: COVID-19 and the world ofhttps://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—dgreports/—dcomm/documents/briefingnote/wcms_740877.pdf adresinden erişildi. 
  13. 13.Bench, A. (2020, Mart 29). Alberta government redirects school funding into COVID-19 response; NDP calls move ‘unconscionable’. https://globalnews.ca/news/6746803/alberta-school-funding-redirected-covid-19/ adresinden eriş
  14. 14.MEB. (2020, 1 Nisan). Ücretli öğretmenlere ve usta öğreticilere ders ücreti ödemesi sühttp://www.meb.gov.tr/ucretli-ogretmenlere-ve-usta-ogreticilere-ders-ucreti-odemesi-surecek/haber/20624/tr adresinden erişildi. 
  15. 15.Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar (Karar Sayısı: 2347). T.C. Resmî Gazete, Sayı 31088 (2020). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/04/20200403-7.pdf 
  16. 16.OECD. (2020). A.G.
  17. 17.UNESCO. (2020). Provide continuous support to teachers, learners, and theirhttp://www.iiep.unesco.org/en/provide-continuous-support-teachers-learners-and-their-families-13375 adresinden erişildi. 
  18. 18.World Health Organization. (2020). Mental health and psychosocial considerations during the COVID-19https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/mental-health-considerations.pdf adresinden erişildi. 
  19. 19.Collie, R. Ve Martin, A. (2020, 7 Nisan). Teacher wellbeing during COVID-https://www.teachermagazine.com.au/articles/teacher-wellbeing-during-covid-19 adresinden erişildi. 
  20. 20.Grevatt, A. C. (2020, 20 Mart). Guidance for teachers on how to handle coronavirushttps://www.ase.org.uk/news/guidance-teachers-how-handle-coronavirus-anxiety adresinden erişildi. 
  21. 21.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). A.G.
  22. 22.Schwab, K. (2020, 25 Mart). COVID-19 is a litmus test for stakeholder capitalism. World Economichttps://www.weforum.org/agenda/2020/03/covid-19-is-a-litmus-test-for-stakeholder-capitalism/ adresinden erişildi. 

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 27 Nisan 2020 12:10

Gösterim: 11258

Limak Vakfı’nın desteğiyle, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ve Harvard Üniversitesi arasında imzalanan protokol kapsamında gerçekleştirilen ‘Öğretmen Eğitimi Mesleki Gelişim Programı’ tanıtım toplantısı, Ankara’da düzenlendi.

meb_limak_harvard

Milli Eğitim Bakanlığı’nın “2023 Eğitim Vizyonu” hedefleri doğrultusunda ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin fizik, kimya, biyoloji ve matematik derslerinin öğretiminde yeni yaklaşımlar ve yöntemler hakkındaki mesleki yeterliklerinin artırılması, alanlarında teorik bilgilerinin ve uygulama becerilerinin geliştirilmesi ve yurt dışındaki uygulamaları yerinde deneyimleme ve inceleme imkânının sağlanması amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ile ABD'nin ve dünyanın en saygın üniversiteleri arasında gösterilen Harvard Üniversitesi arasında Mart 2019’da iş birliği protokolü imzalandı. Protokol kapsamında Türkiye’de 20-24 Ocak 2020 tarihleri arasında, Türkiye’nin farklı illerinde fen liselerinde görevli 100 öğretmenin katılımıyla, eğitimcilerin fizik, kimya, biyoloji ve matematik derslerinin bilim ve öğretiminde mesleki yetkinliklerini arttırmak amacıyla “Öğretmen Eğitimi ve Gelişimi Eğitici Eğitimi” düzenlendi. Program dahilinde eğitici eğitimleri, Harvard Üniversitesi ve ODTÜ’nün öğretim üyeleri tarafından verildi.
Fen bilimleri ve matematik alanında ülkemizin en başarılı okulları olan fen liselerinde görev yapan öğretmenlerimizin mesleki ve alan gelişimlerine katkı sağlayacak uluslararası akredite sertifika programı ile bu okullarımızdaki eğitimin niteliğinin artırılması ve uluslararası standartlara ulaştırılması hedefleniyor. Yürütülen mesleki gelişim programı aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2020-2021 eğitim öğretim yılında pilotlanacak müfredat değişikliği için temel bilimler alanında girdi olarak kullanılacak.

4 Şubat 2020 tarihinde Ankara’da Limak Ambassadore Hotel’de gerçekleştirilen “Öğretmen Eğitimi Mesleki Gelişim Programı”nın tanıtım toplantısına Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı, Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir ile çok sayıda bürokrat ve eğitim programına dahil olan öğretmenler katıldı.
Tanıtım toplantısında konuşma yapan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; “Fizik, Kimya, Biyoloji ve Matematik alanlarında öğretmenlerimizin uluslararası birikimle karşılaşmasını istedik ve Harvard Üniversitesi yaptığımız iş birliği, ODTÜ öğretim üyelerinin katkısı ve Limak Vakfı’nın özel desteğiyle bu projeye başladık. Öğretmenlerimizin daha eleştirel düşünebilmesi, daha somut konular üzerinde fikir yürütebilmesi ve sorgulayıcı çocuklar yetiştirebilmesi amacıyla mesleki gelişim programlarımızı güçlendiriyoruz. Öncelikle öğretmenimizi disiplinler üstü yaklaşımla tanıştırmak gerekiyordu. Bu anlamda da bu çalışmayı çok önemsiyoruz. Devamı gelecek… Hem öğretmenlerimiz gittikleri okullarda, illerde ve ilçelerde bunu paylaşma imkanı bulacaklar hem de üniversitelerdeki akademisyen arkadaşlarımız, bu bilgi içeriğinin yaygınlaşması için bize destek verecekler.” dedi.
"Güçlü öğretmen güçlü gelecek” vizyonuyla bu yöndeki çalışmaların artarak süreceğini vurgulayan Bakan Selçuk, "Biz öğretmenlerle yola çıkıyoruz. Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün deyişiyle; öğretmenlerin omuzunda yükselecek bu çalışmalar. Onların desteği sürdükçe bu ülkenin geleceği emin ellerde olacaktır. Bu vesileyle, Harvard Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleşen bu programın hayata geçirilmesinde bizlere verdikleri güçlü destek için Limak Vakfı’na ve değerli Ebru Özdemir hanımefendiye ayrıca teşekkür ediyorum“diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı ise, tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada: “Fen lisesi programı uygulayan okullarda görev yapan öğretmenlere fizik, kimya, matematik ve biyoloji alanlarındaki ilişkinin disiplinler üstü bir anlayışla ele alındığı eğitimler verildiğini anlattı. Boyacı, programda temel amacın inovasyon olduğuna işaret etti. Limak'ın desteğiyle uzaktan öğretim sistemi programı hazırlandığını dile getiren Boyacı, programın, bu yıl içerisinde 18 bin öğretmene ulaştırılacağını ifade etti.
Tanıtım toplantısında konuşma yapan Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir ise, “Limak Vakfı olarak, eğitime yatırımı, toplumsal gelişmenin vazgeçilmezi olarak görüyor ve tüm faaliyetlerimizi bu bakışla tasarlıyoruz” dedi. Eğitimde güç birliğiyle yol almanın önemli olduğunun altını çizen Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir, “Güç birliği kadar, küresel trendleri takip etmenin, çağımız dünyasında ne kadar kritik olduğunu biliyoruz. Bu sebeple Projeyi Sayın Bakanımızdan ilk duyduğumda, Limak Vakfı olarak desteklemekten mutluluk duyacağımızı ilettim. Çünkü bu Projenin, Limak Vakfı bünyesinde gerçekleştirdiğimiz, başta Türkiye’nin Mühendis Kızları olmak üzere sayısız çalışmanın devamı, tamamlayıcısı olduğuna inanıyorum” dedi. Özdemir sözlerine: “Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğümüz ile Harvard Üniversitesi tarafından öğretmenlerimizin mesleki gelişimlerini amaçlayan ve fizik, kimya, biyoloji, matematik alanında küresel trendleri ve iyi örnekleri öğretmenlerimiz ve elbette onlar aracılığıyla da öğrencilerimize sunan bu değerli projeyi desteklemekten mutluluk duyuyoruz” diyerek sürdürdü.

> Öğretmenler Harvard’lı olacak

Limak Vakfı’nın desteğiyle, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ve Harvard Üniversitesi arasında imzalanan protokol kapsamında gerçekleştirilen ‘Öğretmen Eğitimi Mesleki Gelişim Programı’ tanıtım toplantısı, Ankara’da düzenlendi.

meb_limak_harvard

Milli Eğitim Bakanlığı’nın “2023 Eğitim Vizyonu” hedefleri doğrultusunda ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin fizik, kimya, biyoloji ve matematik derslerinin öğretiminde yeni yaklaşımlar ve yöntemler hakkındaki mesleki yeterliklerinin artırılması, alanlarında teorik bilgilerinin ve uygulama becerilerinin geliştirilmesi ve yurt dışındaki uygulamaları yerinde deneyimleme ve inceleme imkânının sağlanması amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ile ABD'nin ve dünyanın en saygın üniversiteleri arasında gösterilen Harvard Üniversitesi arasında Mart 2019’da iş birliği protokolü imzalandı. Protokol kapsamında Türkiye’de 20-24 Ocak 2020 tarihleri arasında, Türkiye’nin farklı illerinde fen liselerinde görevli 100 öğretmenin katılımıyla, eğitimcilerin fizik, kimya, biyoloji ve matematik derslerinin bilim ve öğretiminde mesleki yetkinliklerini arttırmak amacıyla “Öğretmen Eğitimi ve Gelişimi Eğitici Eğitimi” düzenlendi. Program dahilinde eğitici eğitimleri, Harvard Üniversitesi ve ODTÜ’nün öğretim üyeleri tarafından verildi.
Fen bilimleri ve matematik alanında ülkemizin en başarılı okulları olan fen liselerinde görev yapan öğretmenlerimizin mesleki ve alan gelişimlerine katkı sağlayacak uluslararası akredite sertifika programı ile bu okullarımızdaki eğitimin niteliğinin artırılması ve uluslararası standartlara ulaştırılması hedefleniyor. Yürütülen mesleki gelişim programı aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2020-2021 eğitim öğretim yılında pilotlanacak müfredat değişikliği için temel bilimler alanında girdi olarak kullanılacak.

4 Şubat 2020 tarihinde Ankara’da Limak Ambassadore Hotel’de gerçekleştirilen “Öğretmen Eğitimi Mesleki Gelişim Programı”nın tanıtım toplantısına Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı, Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir ile çok sayıda bürokrat ve eğitim programına dahil olan öğretmenler katıldı.
Tanıtım toplantısında konuşma yapan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; “Fizik, Kimya, Biyoloji ve Matematik alanlarında öğretmenlerimizin uluslararası birikimle karşılaşmasını istedik ve Harvard Üniversitesi yaptığımız iş birliği, ODTÜ öğretim üyelerinin katkısı ve Limak Vakfı’nın özel desteğiyle bu projeye başladık. Öğretmenlerimizin daha eleştirel düşünebilmesi, daha somut konular üzerinde fikir yürütebilmesi ve sorgulayıcı çocuklar yetiştirebilmesi amacıyla mesleki gelişim programlarımızı güçlendiriyoruz. Öncelikle öğretmenimizi disiplinler üstü yaklaşımla tanıştırmak gerekiyordu. Bu anlamda da bu çalışmayı çok önemsiyoruz. Devamı gelecek… Hem öğretmenlerimiz gittikleri okullarda, illerde ve ilçelerde bunu paylaşma imkanı bulacaklar hem de üniversitelerdeki akademisyen arkadaşlarımız, bu bilgi içeriğinin yaygınlaşması için bize destek verecekler.” dedi.
"Güçlü öğretmen güçlü gelecek” vizyonuyla bu yöndeki çalışmaların artarak süreceğini vurgulayan Bakan Selçuk, "Biz öğretmenlerle yola çıkıyoruz. Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün deyişiyle; öğretmenlerin omuzunda yükselecek bu çalışmalar. Onların desteği sürdükçe bu ülkenin geleceği emin ellerde olacaktır. Bu vesileyle, Harvard Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleşen bu programın hayata geçirilmesinde bizlere verdikleri güçlü destek için Limak Vakfı’na ve değerli Ebru Özdemir hanımefendiye ayrıca teşekkür ediyorum“diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı ise, tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada: “Fen lisesi programı uygulayan okullarda görev yapan öğretmenlere fizik, kimya, matematik ve biyoloji alanlarındaki ilişkinin disiplinler üstü bir anlayışla ele alındığı eğitimler verildiğini anlattı. Boyacı, programda temel amacın inovasyon olduğuna işaret etti. Limak'ın desteğiyle uzaktan öğretim sistemi programı hazırlandığını dile getiren Boyacı, programın, bu yıl içerisinde 18 bin öğretmene ulaştırılacağını ifade etti.
Tanıtım toplantısında konuşma yapan Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir ise, “Limak Vakfı olarak, eğitime yatırımı, toplumsal gelişmenin vazgeçilmezi olarak görüyor ve tüm faaliyetlerimizi bu bakışla tasarlıyoruz” dedi. Eğitimde güç birliğiyle yol almanın önemli olduğunun altını çizen Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir, “Güç birliği kadar, küresel trendleri takip etmenin, çağımız dünyasında ne kadar kritik olduğunu biliyoruz. Bu sebeple Projeyi Sayın Bakanımızdan ilk duyduğumda, Limak Vakfı olarak desteklemekten mutluluk duyacağımızı ilettim. Çünkü bu Projenin, Limak Vakfı bünyesinde gerçekleştirdiğimiz, başta Türkiye’nin Mühendis Kızları olmak üzere sayısız çalışmanın devamı, tamamlayıcısı olduğuna inanıyorum” dedi. Özdemir sözlerine: “Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğümüz ile Harvard Üniversitesi tarafından öğretmenlerimizin mesleki gelişimlerini amaçlayan ve fizik, kimya, biyoloji, matematik alanında küresel trendleri ve iyi örnekleri öğretmenlerimiz ve elbette onlar aracılığıyla da öğrencilerimize sunan bu değerli projeyi desteklemekten mutluluk duyuyoruz” diyerek sürdürdü.

Son Güncelleme: Çarşamba, 05 Şubat 2020 13:46

Gösterim: 11283

Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) ve IBM işbirliğiyle düzenlenen “Tasarla, Paylaş, Kazandır” yarışmasının kazananları belli oldu.

orav_ibmÖğretmenlerin yaratıcılıklarını ve birikimlerini ortaya koyduğu “Tasarla, Paylaş, Kazandır” kapsamında öğretmenler, https://www.teacherstryscience.org/tr sayfasındaki içeriklerden faydalanarak, müfredata ve sınıflarının seviyesine uygun yeni bir e-içerik oluşturdu. Resmi okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin katılımına açık olan yarışmaya ülke genelinde toplam 82 öğretmen başvurdu.
E-içeriklerin ÖRAV eğitimcileri ve IBM yetkilileri tarafından değerlendirildiği yarışmada, ilk 5’e girerek okulu adına 6 bin TL para ödülünün sahibi olan öğretmenler, bu ödülü okullarının bilim derslerine katkı sağlayacak materyaller almak üzere kullanacak.
“Tasarla, Paylaş, Kazandır” yarışmasında ödül kazanan öğretmenler, okulları ve projeleri ise alfabetik sırayla şu şekilde belirlendi: 

Ahmet Faruk ÖZYILMAZ – Bitler Her Yerde - Denizli / Merkezefendi Esentepe Ortaokulu

Dilek SEMİZ AKIN - Manyetik Alan: Homopolar Motor Yapalım - Kocaeli / Darıca - Deniz Yıldızları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi  

Havva GEYLAN - Atıktan STEM’e Ankara / Keçiören Hacı Sabancı Ortaokulu

Kemal AKBAYRAK – Elektrikle Gelen Mesaj - Rize / Engindere Fatma-Nuri Erkan Bilim ve Sanat Merkezi

Mehmet SARI – Cisimlerin Renkli Görünmesinin Sebepleri - İstanbul / Çatalca Arif Nihat Asya Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi  

Kazanan öğretmenler, ödüllerini 19 Aralık 2018 Çarşamba günü düzenlenecek törende ÖRAV Genel Müdürü Füsun Çürüksu ve IBM Türk Ülke Pazarlama Lideri Seda Gürkaynak’ın elinden alacak.Yarışmada öğretmenlerin e-içerik geliştirme becerilerinin artırılması, öğrencilerin odakta olduğu çalışmalarla 21. yüzyıl becerilerinden biri olan işbirliği ve grup çalışması bilincinin de desteklenmesi amaçlandı. Aynı zamanda girişimci öğretmenlere yeni fırsatlar yaratılması, teknolojiyi verimli kullanan ve yeni içerikler üretmeye istekli öğretmenler için platform oluşturulması hedeflendi.

> ÖRAV ve IBM’in yarışmasının kazananları açıklandı

Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) ve IBM işbirliğiyle düzenlenen “Tasarla, Paylaş, Kazandır” yarışmasının kazananları belli oldu.

orav_ibmÖğretmenlerin yaratıcılıklarını ve birikimlerini ortaya koyduğu “Tasarla, Paylaş, Kazandır” kapsamında öğretmenler, https://www.teacherstryscience.org/tr sayfasındaki içeriklerden faydalanarak, müfredata ve sınıflarının seviyesine uygun yeni bir e-içerik oluşturdu. Resmi okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin katılımına açık olan yarışmaya ülke genelinde toplam 82 öğretmen başvurdu.
E-içeriklerin ÖRAV eğitimcileri ve IBM yetkilileri tarafından değerlendirildiği yarışmada, ilk 5’e girerek okulu adına 6 bin TL para ödülünün sahibi olan öğretmenler, bu ödülü okullarının bilim derslerine katkı sağlayacak materyaller almak üzere kullanacak.
“Tasarla, Paylaş, Kazandır” yarışmasında ödül kazanan öğretmenler, okulları ve projeleri ise alfabetik sırayla şu şekilde belirlendi: 

Ahmet Faruk ÖZYILMAZ – Bitler Her Yerde - Denizli / Merkezefendi Esentepe Ortaokulu

Dilek SEMİZ AKIN - Manyetik Alan: Homopolar Motor Yapalım - Kocaeli / Darıca - Deniz Yıldızları Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi  

Havva GEYLAN - Atıktan STEM’e Ankara / Keçiören Hacı Sabancı Ortaokulu

Kemal AKBAYRAK – Elektrikle Gelen Mesaj - Rize / Engindere Fatma-Nuri Erkan Bilim ve Sanat Merkezi

Mehmet SARI – Cisimlerin Renkli Görünmesinin Sebepleri - İstanbul / Çatalca Arif Nihat Asya Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi  

Kazanan öğretmenler, ödüllerini 19 Aralık 2018 Çarşamba günü düzenlenecek törende ÖRAV Genel Müdürü Füsun Çürüksu ve IBM Türk Ülke Pazarlama Lideri Seda Gürkaynak’ın elinden alacak.Yarışmada öğretmenlerin e-içerik geliştirme becerilerinin artırılması, öğrencilerin odakta olduğu çalışmalarla 21. yüzyıl becerilerinden biri olan işbirliği ve grup çalışması bilincinin de desteklenmesi amaçlandı. Aynı zamanda girişimci öğretmenlere yeni fırsatlar yaratılması, teknolojiyi verimli kullanan ve yeni içerikler üretmeye istekli öğretmenler için platform oluşturulması hedeflendi.

Son Güncelleme: Cumartesi, 15 Aralık 2018 12:57

Gösterim: 6728

Mektebim Koleji ile Arel Üniversitesi, “Sana Değer Öğretmenim” projesi kapsamında eğitim iş birliği anlaşması imzaladı. Projede öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimlerine katkı sağlayacak işletme yüksek lisans programının startı verildi. 

mektebim_arel_uniGeçtiğimiz aylarda tüm kampüslerini Öğretmen Gelişim Merkezleri haline getiren ve bu merkezlerin ilk projesi olarak “Sana Değer Öğretmenim” programını hayata geçiren Mektebim Koleji, başta kurum öğretmenleri olmak üzere kampüslerinin bulunduğu bölgelerdeki devlet ve özel okulların öğretmenlerine de eğitim hizmeti sunuyor. Programın ilk ayağında MedicalPark, Allianz ve BTN Sigorta ile öğretmenlerine tamamlayıcı sağlık sigortası desteği veren Mektebim, eğitim iş birliğini de Arel Üniversitesi ile gerçekleştirdi.

Yüksek lisans programına başlayan öğretmenler, İşletme alanında eğitimlerini tamamlayacaklar. İş birliği için gerçekleştirilen imza töreni İstanbul Arel Üniversitesi Kemal Gözükara Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Törene Mektebim Koleji Genel Müdürü Servet Özkök, İstanbul Arel Üniversitesi'nin Kurucusu Kemal Gözükara, Rektör Prof. Dr. Ali Argun Karacabey, Mütevelli Heyet Başkanı Özgür Gözükara, Mektebim Koleji Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Sancak, çok sayıda akademisyen ve öğretmen katıldı.

Yaklaşık 5 ay önce gerçekleşen yönetim değişikliği ile odak noktasına çocukları alan ve öğrencilerini çok daha donanımlı şekilde yetiştirmek isteyen Mektebim Koleji, öğretmenlerinin kişisel ve mesleki gelişimlerine yatırım yapıyor. Arel Üniversitesi ile yapılan bu anlaşma kapsamında, kolej öğretmenleri arasından mülakatta başarılı elde eden bir grup öğretmen, üniversite bünyesinde yer alan tezsiz İşletme yüksek lisans programına başladı.


''Amaç kendini geliştirmek isteyen öğretmenlerimize imkân sağlamak''

İş birliğini değerlendiren Mektebim Koleji Genel Müdürü Servet Özkök, ''Okulumuzda 5 ay önce yönetim değişikliği oldu. Yönetim değişikliği ile birlikte biz, Türkiye'deki eğitim sektörünün genel problemi olan nicelik üzerinde durmaktansa nitelik üzerinde durmaya kendimizi yönlendirdik. Niteliği artırırsak itibar gelir. Niteliğimizi artırabilmemiz için de öğretmenlerimize daha fazla değer vermemiz lazım. En kıymetlilerimizi teslim ettiğimiz öğretmenlerimize ''Sana Değer Öğretmenim'' dedik. Bu kapsamda öğretmenlerimizin kendilerini geliştirebilmeleri için İstanbul Arel Üniversitesi ile birlikte yüksek lisans programına katılım imkânlarını sağladık. İşletme yüksek lisans programı tamamen öğretmenlere yönelik bir program. Amaç kendini geliştirmek isteyen öğretmenlerimize bu tip imkân sağlamak. Bu bir başlangıç. Tüm okullarımızı öğretmen gelişim merkezi olarak değerlendirmek istiyoruz. Bu merkezlerde sadece kendi öğretmenlerimizi değil, kendini geliştirmek isteyen tüm öğretmenlerimize okullarımız açık olacak. Bu kapsamda da çalışmalarımız devam ediyor'' şeklinde konuştu.


“Öğretmenler için üçüncü basamak yurt dışı eğitim programı olacak”

3 basamaktan oluşan projenin diğer basamakları hakkında bilgi veren Özkök, ''Birinci basamağı tamamlayıcı sağlık sigortasıydı. Tüm öğretmenlerimize bu sigortayı yaptık. Üçüncü basamağı biraz daha iddialı olacak yani yurt dışında olacak. Yurt dışındaki eğitim kurumlarıyla görüşmelerimiz devam ediyor. Öğretmenlerimizin gerek yurt dışına gönderilmesi gerekse yurt dışından gelen eğitmenler ile öğretmenlerimizin görüştürerek dünyada neler oluyor? İşte bu konuda kendilerini geliştirmelerini sağlayacağız. Biz öğretmenlerimizi çok seviyoruz. Öğretmenlerimizin yüzü gülsün ki öğrencilerimiz başarılı olsun istiyoruz. Onların yüzünü güldürmek için de elimizden gelen tüm gayreti gösteriyoruz'' diye konuştu.

Yapılan anlaşmanın sadece İstanbul Arel Üniversitesi açısından değil, Türk eğitim sistemi açısından da çok önemli olduğunu vurgulayan Arel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Argun Karacabey, ''Eğitim sisteminde girdi ile çıktı arasında çok önemli bir ilişki vardır. Ne kadar iyi öğrenci alırsanız iyi mezun verme olasılığınız o kadar artar. Dolayısıyla bir yükseköğretim kuruluşu olarak; lise, ortaokul düzeyinde eğitim veren bir kurumla iş birliği yapmak, bizim ilerideki öğrencilerimizin kalitesini artırmaya yönelik bir eylem olarak düşünülebilir. 'Türkiye’ye daha iyi insan gücü yetiştirerek ülkenin kalkınmasına katkı sağlamak istiyoruz. İşletme yüksek lisans programımız öğretmenlerimize eğitim alanında kullanabilecekleri bazı yetkinlikleri de vermeyi hedefliyor. Öğretmenlerimizin kişisel ve mesleki gelişimlerini önemsiyoruz. Farklı alanlarda da çalışmalarımız yıl içerisinde devam edecek.'' dedi.
Eğitim sisteminde bu tür iş birliklerinin daha fazla artmasının gerekli olduğuna değinen Prof. Dr. Karacabey, ''Milli Eğitim Bakanlığı’nın son dönemde yaptığı yeniliklerin de bu tür iş birliklerinin artmasını zorunlu hale getireceğini düşünüyorum'' şeklinde konuştu.

 

> Mektebim ve Arel "Sana Değer Öğretmenim" dedi

Mektebim Koleji ile Arel Üniversitesi, “Sana Değer Öğretmenim” projesi kapsamında eğitim iş birliği anlaşması imzaladı. Projede öğretmenlerin kişisel ve mesleki gelişimlerine katkı sağlayacak işletme yüksek lisans programının startı verildi. 

mektebim_arel_uniGeçtiğimiz aylarda tüm kampüslerini Öğretmen Gelişim Merkezleri haline getiren ve bu merkezlerin ilk projesi olarak “Sana Değer Öğretmenim” programını hayata geçiren Mektebim Koleji, başta kurum öğretmenleri olmak üzere kampüslerinin bulunduğu bölgelerdeki devlet ve özel okulların öğretmenlerine de eğitim hizmeti sunuyor. Programın ilk ayağında MedicalPark, Allianz ve BTN Sigorta ile öğretmenlerine tamamlayıcı sağlık sigortası desteği veren Mektebim, eğitim iş birliğini de Arel Üniversitesi ile gerçekleştirdi.

Yüksek lisans programına başlayan öğretmenler, İşletme alanında eğitimlerini tamamlayacaklar. İş birliği için gerçekleştirilen imza töreni İstanbul Arel Üniversitesi Kemal Gözükara Yerleşkesi’nde gerçekleştirildi. Törene Mektebim Koleji Genel Müdürü Servet Özkök, İstanbul Arel Üniversitesi'nin Kurucusu Kemal Gözükara, Rektör Prof. Dr. Ali Argun Karacabey, Mütevelli Heyet Başkanı Özgür Gözükara, Mektebim Koleji Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Sancak, çok sayıda akademisyen ve öğretmen katıldı.

Yaklaşık 5 ay önce gerçekleşen yönetim değişikliği ile odak noktasına çocukları alan ve öğrencilerini çok daha donanımlı şekilde yetiştirmek isteyen Mektebim Koleji, öğretmenlerinin kişisel ve mesleki gelişimlerine yatırım yapıyor. Arel Üniversitesi ile yapılan bu anlaşma kapsamında, kolej öğretmenleri arasından mülakatta başarılı elde eden bir grup öğretmen, üniversite bünyesinde yer alan tezsiz İşletme yüksek lisans programına başladı.


''Amaç kendini geliştirmek isteyen öğretmenlerimize imkân sağlamak''

İş birliğini değerlendiren Mektebim Koleji Genel Müdürü Servet Özkök, ''Okulumuzda 5 ay önce yönetim değişikliği oldu. Yönetim değişikliği ile birlikte biz, Türkiye'deki eğitim sektörünün genel problemi olan nicelik üzerinde durmaktansa nitelik üzerinde durmaya kendimizi yönlendirdik. Niteliği artırırsak itibar gelir. Niteliğimizi artırabilmemiz için de öğretmenlerimize daha fazla değer vermemiz lazım. En kıymetlilerimizi teslim ettiğimiz öğretmenlerimize ''Sana Değer Öğretmenim'' dedik. Bu kapsamda öğretmenlerimizin kendilerini geliştirebilmeleri için İstanbul Arel Üniversitesi ile birlikte yüksek lisans programına katılım imkânlarını sağladık. İşletme yüksek lisans programı tamamen öğretmenlere yönelik bir program. Amaç kendini geliştirmek isteyen öğretmenlerimize bu tip imkân sağlamak. Bu bir başlangıç. Tüm okullarımızı öğretmen gelişim merkezi olarak değerlendirmek istiyoruz. Bu merkezlerde sadece kendi öğretmenlerimizi değil, kendini geliştirmek isteyen tüm öğretmenlerimize okullarımız açık olacak. Bu kapsamda da çalışmalarımız devam ediyor'' şeklinde konuştu.


“Öğretmenler için üçüncü basamak yurt dışı eğitim programı olacak”

3 basamaktan oluşan projenin diğer basamakları hakkında bilgi veren Özkök, ''Birinci basamağı tamamlayıcı sağlık sigortasıydı. Tüm öğretmenlerimize bu sigortayı yaptık. Üçüncü basamağı biraz daha iddialı olacak yani yurt dışında olacak. Yurt dışındaki eğitim kurumlarıyla görüşmelerimiz devam ediyor. Öğretmenlerimizin gerek yurt dışına gönderilmesi gerekse yurt dışından gelen eğitmenler ile öğretmenlerimizin görüştürerek dünyada neler oluyor? İşte bu konuda kendilerini geliştirmelerini sağlayacağız. Biz öğretmenlerimizi çok seviyoruz. Öğretmenlerimizin yüzü gülsün ki öğrencilerimiz başarılı olsun istiyoruz. Onların yüzünü güldürmek için de elimizden gelen tüm gayreti gösteriyoruz'' diye konuştu.

Yapılan anlaşmanın sadece İstanbul Arel Üniversitesi açısından değil, Türk eğitim sistemi açısından da çok önemli olduğunu vurgulayan Arel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Argun Karacabey, ''Eğitim sisteminde girdi ile çıktı arasında çok önemli bir ilişki vardır. Ne kadar iyi öğrenci alırsanız iyi mezun verme olasılığınız o kadar artar. Dolayısıyla bir yükseköğretim kuruluşu olarak; lise, ortaokul düzeyinde eğitim veren bir kurumla iş birliği yapmak, bizim ilerideki öğrencilerimizin kalitesini artırmaya yönelik bir eylem olarak düşünülebilir. 'Türkiye’ye daha iyi insan gücü yetiştirerek ülkenin kalkınmasına katkı sağlamak istiyoruz. İşletme yüksek lisans programımız öğretmenlerimize eğitim alanında kullanabilecekleri bazı yetkinlikleri de vermeyi hedefliyor. Öğretmenlerimizin kişisel ve mesleki gelişimlerini önemsiyoruz. Farklı alanlarda da çalışmalarımız yıl içerisinde devam edecek.'' dedi.
Eğitim sisteminde bu tür iş birliklerinin daha fazla artmasının gerekli olduğuna değinen Prof. Dr. Karacabey, ''Milli Eğitim Bakanlığı’nın son dönemde yaptığı yeniliklerin de bu tür iş birliklerinin artmasını zorunlu hale getireceğini düşünüyorum'' şeklinde konuştu.

 

Son Güncelleme: Perşembe, 31 Ekim 2019 15:24

Gösterim: 6343

TEDMEM, ODTÜ Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Yıldırım ile Türkiye’deki öğretmen yetiştirme sürecinden öğretmenlerin mesleğe seçimine, öğretmen performans değerlendirme sisteminden 21. yüzyıl öğretmen yeterliklerine kadar uzanan kapsamlı ve ufuk açıcı bir söyleşi gerçekleştirdi.

ali_yildirim_odtuSon yıllarda sık sık öğretmen eğitimi alanında yeniden yapılanmalar ve program değişiklikleri gerçekleştiriliyor. Dünden bugüne gelinen noktada Türkiye’deki öğretmen yetiştirme anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sadece ülkemizde değil, birçok farklı ülkede öğretmen eğitimi ile ilgili yeniden yapılandırma çabaları var. Bunun temel nedeni okullarla ya da eğitim sistemiyle ilgili sorunlar yaşandığı zaman fatura önce öğretmene çıkarılıyor ve özellikle hizmet öncesi öğretmen eğitimi yoluyla öğretmen niteliğinin arttırılması amaçlandığı için de programlarda sık sık bu tür değişiklikler gündeme geliyor.
Bu değişikliklere neden olarak gösterilen birçok sorunun çözümüne ilişkin ipuçlarını aslında ülkemizde geçmişte yürütülen öğretmen eğitimi projelerinde ve programlarında bulmak mümkün. Ülkemizde öğretmen eğitiminin iyi analiz edilmesi gereken ve dersler çıkarılması gereken bir tarihi var. Atatürk de öğretmen eğitimine verdiği önemi hem onlara verdiği mesajlarla hem de önayak olduğu bir takım yenilikçi girişimlerle ortaya koymuştur. Atatürk’ün uygulama ve toplum odaklı öğretmen eğitimi yaklaşımı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında çeşitli denemelerde ortaya konan “iyi öğretmen” kavramı en kapsamlı biçimde Köy Enstitüleri uygulamasıyla yaşam buldu. Bu enstitülerden ve daha sonra bu geleneği sınırlı biçimde de olsa devam ettiren öğretmen okullarından mezun öğretmenlerin niteliği gerek ilgili alanyazında gerekse bu kurumlarla ilgili raporlarda dile getirilmiştir.
Ancak 1970’li yıllardan itibaren öğretmen okullarından eğitim enstitülerine ve 1980’li yıllarda da enstitülerden üniversiteye geçiş sürecinde öğretmen eğitimi önemli sancılar yaşadı. İzlenen yanlış politikalar, bu kurumlar üzerindeki politik etkiler, MEB ile üniversiteler arasındaki iletişim kopukluğu, fakülteler arasındaki anlaşmazlıklar yanında bilimsel araştırma ve değerlendirme çalışmalarına dayanmayan program uygulamaları öğretmen eğitiminin niteliğini yavaş yavaş erozyona uğratmaya başladı. Aslında öğretmen eğitiminin üniversitelere aktarılması, niteliğin bilimsel araştırmalar ve yeni yaklaşımlar çerçevesinde artırılması için önemli bir fırsattı, ancak bu süreçte kuramı ön plana çıkaran ve uygulamadan giderek uzaklaşan yaklaşım yanında pedagojik formasyon gibi kestirme çözümler öğretmen eğitimi niteliğinin düşmesine neden oldu. Eğitim fakültelerinde meslek bilgisi dersleri eğitim bilimlerinin temel alanlarından (Eğitim Yönetimi, Program Geliştirme, Eğitim Felsefesi, Eğitim Sosyolojisi, Eğitim Psikolojisi, vb.) oluşmaya ve öğretmenlik uygulaması ise giderek daralan ve külfet olarak görülen bir boyut haline gelmeye başladı.
Diğer taraftan alan bilgisi derslerinin kimler tarafından ve hangi kapsamda verileceği konusu Eğitim Fakülteleri ile Fen Edebiyat Fakülteleri arasında bir çatışma alanı haline geldi ve bu süreçte alanın öğretimi ile ilgili yöntemler ve süreçler göz ardı edildi. Bunun yanında öğretmen eğitiminde eğitim fakültesi dışındaki fakültelerin rolü, programların süresi, pedagojik formasyon programları, programlar arası geçişler gibi çok sayıda tartışmalı konu öğretmen yetiştirmede nitelik sorununun ikinci planda kalmasına neden oldu.
1993-1999 yılları arasında Dünya Bankası finansmanı ile yürütülen ve eğitimin birçok boyutuyla ilgili kapsamlı yenilikler öngören Milli Eğitimi Geliştirme Projesi çerçevesinde öğretmen eğitimi konusu da ele alındı ve 2 yıllık bir araştırma ve geliştirme çalışması sonucu yeniden yapılandırılan programlar 1998 yılında uygulanmaya başlandı. Öğretmen eğitimi programlarına yeni bir anlayış ve köklü bir takım değişiklikler getiren bu yapılanma aslında öğretmen eğitiminde kuram ve uygulama arasındaki dengeyi bulma ve alan bilgilerini alana özgü öğretim yöntemleri ile birleştirme çabasının bir yansıması olarak görülebilir. Öğretmenlik alanlarında oluşturulan komisyonların uzun dönemli çalışmalarıyla bu programlar öğretmen yeterlikleri çerçevesinde uygulamaya ilk yıldan itibaren giderek artan oranda ağırlık verecek biçimde düzenlendi. Eğitim bilimlerinin temel alanları öğretmen eğitimine yönelik bir yaklaşımla ve disiplinlerarası bir anlayışla yeni meslek bilgisi dersleri olarak organize edildi. Eğitim Psikolojisi gibi genel bir alanı tanımlayan ders yerine öğrencileri gelişim ve öğrenme özellikleri bakımından tanımaya ve bu çerçevede eğitim-öğretim süreçlerini yapılandırmaya odaklanan bir ders geliştirildi. Genel öğretim yöntemleri yerine doğrudan dersin öğretimine odaklanan özel öğretim yöntemleri ya da program geliştirme gibi çok geniş bir alanı temsil eden ders yerine öğretmenlerin öğretim planlarına, uygulamalarına ve değerlendirmelerine yönelik dersler geliştirildi. Kısacası 1997’de gerçekleştirilen yeniden yapılanma sürecinde eğitim bilimlerinin temel alanlarından hareket eden bir anlayış yerine öğretmen yeterliklerine odaklanan, disiplinlerarası ve uygulama ile eşgüdümlü bir anlayışla programlar oluşturuldu. Derslerin çoğuna uygulama saatleri konarak, erken okul deneyimi ile birlikte öğrencilerin öğretmenlik bilgi ve becerisini gerçek ortamla ilişkili bir biçimde ve uygulama içinde içselleştirmesi amaçlandı. Ayrıca tüm derslerin kapsamlı tanımları yapılarak bu derslerde yer alan bilgi ve becerilerin öğretmen yeterlikleri ile uyumlu ve birbiri ile tutarlı olması amaçlandı. Elbette bu süreçte geçmiş programlarda yer alan ve daha çok lisansüstü düzeyde uzmanlık eğitimi çerçevesinde ele alınması gereken kuramsal eğitim bilimleri derslerinden bazıları programdan çıkarıldı ya da farklı bir yapı içinde ve uygulamaya dönük bir biçimde programda yer aldı.

YETERLİK VE UYGULAMA ODAKLI ÖĞRETMEN EĞİTİMİ
Son yıllarda birçok ülkede de görülen yeterlik ve uygulama odaklı öğretmen eğitimi yaklaşımı ile uyumlu bu yeniden yapılanma elbette sadece yeni derslerin belirlenmesinden oluşamazdı. Bu tür program değişikliklerinin başarılı ve kalıcı olması eğitim programlarının insangücü, altyapı ve materyal desteği gibi diğer boyutları ile ilgili alınan önlemlere bağlıdır. Bu nedenle 1997’deki yeniden yapılanma sürecinde eğitim fakültelerine öğretim elemanı yetiştirme, fakülte altyapısını geliştirme ve özel öğretim yöntemleri alanında yeni ders kitaplarının yazımı gibi süreçlere yönelik önemli destekler verildi. MEB ile YÖK arasında okul uygulamalarını öğretmen adayları için daha etkili ve verimli ve okul öğretmenleri açısından daha çekici hale getirmek amacıyla öğretmenlik uygulamalarını belirli bir model çerçevesinde yapılandıran kapsamlı bir protokol imzalandı. Kısacası yapılan değişikliklerin etkili bir biçimde uygulanabilmesi için eğitim fakültelerinde çok boyutlu bir altyapı oluşturulmaya ve fakülte-okul işbirliğini geliştirmeye yönelik önlemler alınmaya çalışıldı.
Ancak 1997’de gerçekleştirilen bu yeniden yapılanma özellikle geçmişin kuramsal eğitim bilimleri derslerini veren ve uygulamaya uzak öğretim elemanları tarafından benimsenmedi. Programlar eğitim bilimlerinin temel alanlarını ve genel kültür konularını yeterli düzeyde yansıtmadığı gerekçesiyle sürekli eleştirildi. Gelen eleştiriler üzerine 2006 yılında YÖK bir komisyon çalışması yoluyla öğretmen eğitimi programlarında eski meslek bilgisi derslerinin bir bölümünü geri getiren, erken okul deneyimini ve meslek bilgisi derslerinin uygulama saatlerini iptal eden bir değişiklik gerçekleştirdi. Bunların yerine “genel kültür” kapsamında yeni dersler yerleştirildi. Daha sonraki yıllarda yapılan düzenlemelerle de programlardaki kuramsal ders yükü artarken uygulamanın kapsamı daraldı.

YÖK’TE YENİ ÇALIŞMA
Bugünlerde yine YÖK öğretmen eğitimi programları ile ilgili yeni bir çalışma yürütüyor. Bize ulaşan taslak programlarda kuramsal eğitim bilimleri derslerinin sayıca ağırlığı seçmeli derslerle birlikte neredeyse iki katına çıkarken uygulamaya dönük etkinlikler 1980’li yıllarda olduğu gibi son yıl yapılan iki öğretmenlik uygulaması dersi ile sınırlanmış durumda. Son yıla kadar derslerin tümünü kuramsal bir bakış açısıyla öğrenen öğrencilerin son yıl bu bilgilerin tümünü iki ders kapsamında uygulamaya koyması ve öğretmenlik anlayışını geliştirmesi zor görünüyor. Bu haliyle öğretmen eğitiminde ciddi bir geriye gidiş yaşıyoruz çünkü birçok gelişmiş ülkede bunun tam tersi bir yönelim söz konusu. Yeni programlarda bir dönemde alınacak derslerin sayısı oldukça fazla. Bazı programlarda bu sayı 10-11 derse kadar çıkıyor. Ayrıca yeni programlardaki derslerin çoğunun 2 saat ile sınırlanmış olması da bu derslerde yer alan bilgilerin derinliğine ve uygulamalı bir biçimde işlenmesi önünde temel bir engel oluşturacaktır. Özetle yeni programlarda da yıllardır öğretmen eğitiminde savunduğumuz disiplinlerarası ve uygulama odaklı yaklaşım yerine çok sayıda ayrıştırılmış bilgi alanlarının uygulamadan uzak bir biçimde öğretimi yaklaşımı benimsenmiş durumda.

KOZMETİK DEĞİŞİKLİKLER
Öğretmen eğitiminde son yıllarda sık sık gündeme gelen yeniden yapılanmalar ya da program değişiklikleri aslında bu alanda temel bir anlayışın ya da yaklaşımın eksikliğini ortaya koymaktadır. 2006 yılı ve sonrası yapılan değişiklikler maalesef programlara derslerin eklenmesi, çıkarılması, kredi saatlerinin azaltılması, uygulama saatlerinin iptal edilmesi, ders sıralarının yeniden düzenlenmesi gibi yüzeysel değişikliklerden oluşmaktadır. Yani sorunun temeline inmeyen, öğretmen eğitimini çağdaş yaklaşımlar ve yeni araştırmalar yerine “kozmetik” değişikliklerle biçimlendirmeye çalışan bir çaba söz konusu. Bu tür bir yaklaşım da bizi artan ders sayısı, dersler arasında binişiklikler ve tekrarlar, uygulamadan kopuk bilgiler, öğretmenlik mesleği ile ilişki kurmada yaşanan zorluklar gibi sonuçlara götürüyor. Eğitim bilimlerinin çok kapsamlı ve çeşitli olan tüm alanlarını programlara küçük birimler halinde ders olarak yerleştirmek yerine tüm dersleri birbiri ile tutarlı ve ortak amaca yönelik hale getirecek bir modelin, yaklaşımın ya da felsefenin belirlenerek programların geliştirilmesi gerekir.

TEMEL SORUN BİLGİ ODAKLI YAKLAŞIM
Eğitim fakültelerindeki bu yapılanmalarla birlikte, bugün eğitim fakültelerinin öğretmen adaylarını mesleğe giriş için gerekli yeterlik ve donanım bakımından ne ölçüde hazırlayabildiğini düşünüyorsunuz?
Nitelikli öğretmen adayı yetiştirme açısından bugün karşı karşıya olduğumuz en temel sorun maalesef programlardaki bilgi odaklı yaklaşım. Eğitim fakültelerinin öğretmen adaylarına yeterli düzeyde kuramsal bilgi kazandırdığını ancak uygulama boyutunda öğretmen adaylarını önemli eksikliklerle mezun ettiğini düşünüyorum. Bu durum bilgiye dayalı derslerin programda gereğinden fazla olması nedeniyle uygulama boyutuna yeterli zaman ayrılmamasından kaynaklanıyor. Nitelikli öğretmen tanımı içinde alan bilgisi hâkimiyeti ve eğitim bilimlerinin öğretmenlik mesleğine ilişkin bilgileri yer alır ancak yeterli değildir. Bu bilgileri farklı ortamlarda uygun bir biçimde uygulamaya koymak, farklı öğrencilerin ihtiyaçlarına göre dersi yeniden biçimlendirmek, bilgi ve becerisiyle sınıf içinde lider olabilmek gibi özellikle uygulama ile gelişmesi gereken beceriler nitelikli bir öğretmenden beklenen özelliklerdir. Eğitim fakültelerinin bu boyutta eksikleri olduğunu düşünüyorum. Bu eksiklik de büyük ölçüde uygulama odaklı bir vizyon eksikliğinden, uygulama için gerekli program altyapısı ve kapsamlı bir fakülte-okul işbirliği sürecinin oluşturulamamış olmasından kaynaklanıyor. Yani şu anda uygulamanın az, kuramsal ve kavramsal gelişimin ön planda olduğu ancak okul programlarına, ders kitaplarına, değerlendirme süreçlerine, mevzuat bilgisine uzak bir öğretmen eğitimi programımız var.
Bu kapsamda öğretmen eğitiminde erken okul deneyiminin önemini özellikle vurgulamak istiyorum çünkü birçok gelişmiş ülkede ilk dönem okul gözlemleri programın ayrılmaz bir parçası. Öğretmen eğitiminde okula yakın olma, okulu tanıma, okul programlarını yakından izleme, okullarla birlikte çalışma ve öğrencilerde, öğretmenlik programına ilk adımı attığı andan itibaren öğretmenlik anlayışı oluşturma yaklaşımı çok önemlidir. Erken okul deneyimi dersi ile ilk yıl yapılan okul gözlemindeki amaç bir taraftan öğrencilerin böyle bir değerlendirme yapmalarına yardımcı olmak diğer taraftan da daha sonra alacakları meslek ve alan eğitimi bilgisi derslerine altyapı oluşturmaktır. Ancak 2006 yılında seçmeli hale getirilen bu ders yeni programlarda uygulaması zor olduğu gerekçesiyle tamamen programdan çıkarılmış durumda! Son 10-15 yılda yapılan değişikliklerle programlardaki diğer uygulama fırsatlarının daraltılmış ve son yıl ile sınırlandırılmış olması ile birlikte öğretmen adayları öğrendikleri bilgilere öğretmenlik mesleği açısından anlam kazandırmakta ve beceriye dönüştürmekte zorlanmaktadır. Bu süreç sonuçta mezun ettiğimiz öğretmen adaylarında önemli bir donanım eksikliği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Eğitim fakültesi programlarının YÖK tarafından belirleniyor olması programlara bir standardizasyon getirmekle birlikte alandaki yeni ihtiyaçlar, gelişmeler ve araştırmalar doğrultusunda bu programların fakülteler bazında yenilenmesinin önünde önemli bir engel. Her ne kadar YÖK geçmişteki program değişikliği çalışmalarında fakültelerden görüş ve öneri talep etse de bu süreç zaman yetersizliğinden dolayı yeterli biçimde kapsamlı yürütülememiştir. Bazı temel ilkeler bazında programlar arasında benzerlikler olması önemli ancak her fakültenin kendi araştırmaları ve koşulları çerçevesinde bu programlarda değişiklik ve yenilik yapabilmesinin önü açılmalı. Böylece geleceğin öğretmeni olacak adayların eğitimi için gerekli olan sürdürülebilirlik, aktif vatandaşlık gibi yeni konular ve gelişmeler programlara yansıtılabilir.
PEDAGOJİK FORMASYON PROGRAMLARI KAPATILMALI
Nitelikli öğretmen yetiştirmede bir diğer sorun yine eğitim fakülteleri ya da eğitim bilimleri bölümleri tarafından açılan pedagojik formasyon programları. Eğitim fakültesi dışındaki programlardan mezun olan öğrencilere öğretmenlik sertifikası veren bu programlar süre, ders içerikleri, uygulamalar ve değerlendirme açısından yetersiz. Dünyanın birçok ülkesinde pedagojik formasyon türü kısa süreli programlar nitelikli öğretmen yetiştirme konusunda başarılı değiller. Ülkemizde yapılan araştırmalar da bu kaynaktan gelen öğretmenlerin eğitim fakültesinden mezun olan öğretmenlere göre daha fazla sorun yaşadıklarını ve yöneticilik ya da okul dışı diğer görevlere atanma eğiliminde olduklarını göstermektedir. Bu programların ücretli olması diğer bir sorun çünkü birçok öğretim elemanı bilimsel ve nitelikli öğretmen eğitimi açısından bu programları onaylamamakla birlikte ek kaynak getirmesi nedeniyle bu programlarda ders vermeyi kabul etmektedir. Eğitim fakültelerindeki uygulama eksikliği sorunu bu programlarda daha fazla kendini göstermektedir. Ayrıca kısa süreye sıkıştırılmış derslerde yeterli kavramsal ve öğretmenlik formasyonu gelişimi gerçekleşmemektedir. Bu nedenle bu programların biran önce kapatılması ve ihtiyaç duyulan alanlarda lisansüstü seviyede açılacak ücretsiz programlarla öğretmen eğitimi verilmelidir.
Çeşitli ülkelerde öğrenciler öğretmen yetiştirme programlarına alınmadan önce öğretmenlik mesleği için seçiliyorlar. Ülkemizde ise öğretmen yetiştirme programlarından mezun olduktan sonra sıralama odaklı bir sınav ile mesleğe seçiliyorlar. Arkasından da adaylık süreci başlıyor. Atanamayan bu kadar çok öğretmen olduğunu düşünürsek, bu şekliyle ülkemizdeki öğretmenlik mesleğine seçim yöntemi sürdürülebilir mi sizce?
Öğretmen eğitiminin sadece eğitim fakültelerinde yürütülen programlar çerçevesinde değil, bu programlara öğrenci seçimi ile başlayan, alan ve meslek bilgisi eğitiminin okullarda uygulama ile iç içe yürütüldüğü ve mezunların öğretmenlik mesleğine seçimi ve okuldaki ilk yıllarda aldıkları mesleğe giriş eğitimi ve uygulamaları ile birlikte bir sistem bütünlüğü içinde ele alınması önemlidir. Aksi takdirde bu aşamalar arasındaki kopukluklar ya da tutarsızlıklar nitelikli öğretmen yetiştirmede temel sorunlar olarak karşımıza çıkar.
Bu sorunlardan bir tanesi öğretmenlerin işe alınmasında uygulanan mesleğe giriş sınavları. Geçmişten bu yana çeşitli değişiklikler geçiren bu sınavlar genel yetenek ve genel kültür, eğitim bilimleri ve alan eğitimi sınavlarından oluşuyor. Genel kültür ve genel yetenek sınavlarının öğretmen eğitimi programlarında yer alan derslerle ya da öğretmen yeterlikleri ile ilişkisi zayıf. Eğitim bilimleri sınavlarında da öğretmen eğitimi programlarının sadece sınırlı ve bilgiye dayalı olan içeriğine yer veriliyor. Durum böyle olunca öğretmen eğitimi ile daha sonraki aşamada bu öğretmenlerin seçimi arasında bir kopukluk ortaya çıkıyor. Bu kopukluğu gidermek için eğitim fakültesi öğrencileri derslerde sınavlara yönelik bir eğitim talebinde bulunuyor ya da fakülte dışında KPSS kurslarına giderek bu eksikliği tamamlamaya çalışıyorlar. Bu süreçte öğretmen adayları, nitelikli öğretmenlik için gerekli olan beceriler ve anlayış geliştirme yerine ezber bilgilerden oluşan sınav içeriğine odaklanmak durumunda kalıyorlar. Özetle bu sınavların öğretmen eğitimi programları ve öğretmen adaylarının önem verdiği konular ya da beceriler üzerinde olumsuz bir etkisi var ve bu etki öğrencilerde azalan motivasyon ve artan odaklanma sorunu olarak kendini gösteriyor.
Kontenjan fazlası öğretmen adaylarının seçiminde üniversite mezuniyet ortalamaları temelinde bir seçim sistemi oluşturulabilir. Böylece öğrencilerin not ortalamasını yükseltme konusunda bir motivasyon da sağlanmış olur.
Son yıllarda eğitim fakültelerine kayıtlı öğrenci sayısını azaltma çabası var. Doğru bir yaklaşım. Çünkü sınıflarımızdaki öğrenci sayısı artınca eğitim süreçleri olumsuz etkileniyor. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK birlikte çalışarak uzun dönemli projeksiyonlar ve buna göre eğitim fakültesi kontenjanları belirlenmeli. Buna ek olarak öğretmenlik programları dışındaki alanlardan mezun olanların kestirme çözümler yoluyla öğretmen olmalarının sağlanması uygulamasından vazgeçilmeli.

Peki yapay zekanın konuşulduğu, kodlama ve robotik gibi pek çok kavramın günlük hayatımızın bir parçası olduğu günümüz dünyasında gelecek nesillere yön verecek ve öğrencileri çağın bu hızlı dönüşümüne hazırlayabilecek öğretmenler yetiştirmek için nasıl bir yol haritası benimsemeliyiz? Öğretmenlerin bu dönüşüme öncülük edebilmeleri için hangi eğitim politikalarına ağırlık vermeliyiz?
Bu çok önemli ve uzunca konuşulması gereken bir konu. Geleneksel yaklaşımı yansıtan sınıf eğitimi gelecekte söz konusu olmayacak. Öğrencilerin belirli bir düzen içinde uzun saatler oturarak konunun uzmanı bir kişiden bilgi aldıkları bir ortamın çok ötesine geçti öğrenme ve öğretim süreçleri. Öğrenci çok çeşitli kaynaklardan bizden öğrenebileceği bilgiye ulaşabiliyor artık. O nedenle sınıf odaklı bir eğitim sürecinden çok işbirliği ve iletişime dayalı ve çeşitli veri kaynaklarının sürece dahil edildiği bir anlayışa doğru gitmemiz lazım. Öğretmen eğitimi programlarını da değişen ve gelişen bu süreçlerle birlikte ele almamız gerekiyor.
Bunun yanında gündemde olan ve gelecekte daha önemli olacak bir takım konularımız var. Bunlardan bir tanesi sürdürülebilirlik, çevre duyarlılığı. İklim değişikliği ve küresel ısınmanın ortaya koyduğu sorunlarla birlikte birçok ülke gerek öğretmen eğitimi gerekse okul programlarına bu sorunlar ve çözüm yolları ile ilgili boyutlar ekliyor.
Yine gelecekte teknoloji okuryazarlığı, teknoloji kullanımı, bilgiye ulaşma, seçme, kullanma gibi konular önemli olacak. Bu bilgilere araştırmacı nosyonu ile yaklaşmak, ulaşmak ve onları bir problemin çözümü olarak kullanılabilir hale getirmek önemli olacak. Programlarımızdaki araştırma dersleri ya da araştırma becerilerinin geliştirilmesi daha da önemli olacak.

ÖĞRENME LİDERLİĞİ YAPABİLECEK ÖĞRETMENLER YETİŞTİRMELİYİZ
Geleceğin öğrencisine öğretmenlik yapacak adayların eğitiminde eleştirel ve yaratıcı düşünme, karar verme, sorun çözme, işbirliği ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi önemli bir yer tutuyor. Bu becerileri ezber bilgilerin ön planda olduğu geleneksel dersler ve öğrenmenin sınıf içine hapsedildiği ortamlar yoluyla geliştiremeyiz. Öğrencilerin aktif olduğu, öğrenme grupları ile projeler yürüttüğü, araştırma ve tartışma etkinliklerinin ön planda olduğu eğitim süreçleri oluşturmamız gerekiyor. Ayrıca bilgi teknolojilerinin sürece entegre olduğu ve öğrenme kaynaklarının gerek sınıf içi gerekse sınıf dışı yerel ve evrensel ortamlarla çeşitlendiği ortamlar oluşturmalıyız. Kapsamlı bilgiye sahip öğretmen yerine öğrenme liderliği yapabilecek öğretmenler yetiştirmemiz gerekiyor. Bu amaçla programların ders odaklı değil bu tür süreçlere odaklı seminer, proje çalışmaları, alan uygulamaları, toplum odaklı araştırmalar, geliştirme çalışmaları gibi etkinliklerden oluşması önemli. Kısacası geleceğin öğretmenini yetiştirmek için programlarda öğrenmeyi ön planda tutan, bilimsel araştırma, uygulama ve sorun çözme odaklı temel bir anlayış değişikliğine ihtiyaç var.
“Öğretmen performansının değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun iki temel ayağı var: mesleki gelişim ve nitelik güvencesi. Performans değerlendirmenin bu boyutlarda girdi sağlaması ve atılacak adımların temelini oluşturması beklenir. Bu anlamda hem kurumsal açıdan hem öğretmen açısından önemli katkılar sağlayabilecek bir süreç. Ama riskleri de olan ve yanlış uygulama ile var olan durumu daha da olumsuza götürebilecek bir uygulama olduğu için mutlaka süreç çağdaş değerlendirme ilkeleri çerçevesinde yapılandırılmalı, etik ilkeler belirlenmeli ve pilot uygulama ile başlanmalı. Pilot uygulama sonuçlarının iyi değerlendirmesi ve sürecin aksayan boyutlarının yine öğretmenlerin katıldığı bir süreç içinde yeniden düzenlenmesi gerekir.”

> Geleceğin öğretmenleri nasıl yetiştirilmeli?

TEDMEM, ODTÜ Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Yıldırım ile Türkiye’deki öğretmen yetiştirme sürecinden öğretmenlerin mesleğe seçimine, öğretmen performans değerlendirme sisteminden 21. yüzyıl öğretmen yeterliklerine kadar uzanan kapsamlı ve ufuk açıcı bir söyleşi gerçekleştirdi.

ali_yildirim_odtuSon yıllarda sık sık öğretmen eğitimi alanında yeniden yapılanmalar ve program değişiklikleri gerçekleştiriliyor. Dünden bugüne gelinen noktada Türkiye’deki öğretmen yetiştirme anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sadece ülkemizde değil, birçok farklı ülkede öğretmen eğitimi ile ilgili yeniden yapılandırma çabaları var. Bunun temel nedeni okullarla ya da eğitim sistemiyle ilgili sorunlar yaşandığı zaman fatura önce öğretmene çıkarılıyor ve özellikle hizmet öncesi öğretmen eğitimi yoluyla öğretmen niteliğinin arttırılması amaçlandığı için de programlarda sık sık bu tür değişiklikler gündeme geliyor.
Bu değişikliklere neden olarak gösterilen birçok sorunun çözümüne ilişkin ipuçlarını aslında ülkemizde geçmişte yürütülen öğretmen eğitimi projelerinde ve programlarında bulmak mümkün. Ülkemizde öğretmen eğitiminin iyi analiz edilmesi gereken ve dersler çıkarılması gereken bir tarihi var. Atatürk de öğretmen eğitimine verdiği önemi hem onlara verdiği mesajlarla hem de önayak olduğu bir takım yenilikçi girişimlerle ortaya koymuştur. Atatürk’ün uygulama ve toplum odaklı öğretmen eğitimi yaklaşımı ve Cumhuriyetin ilk yıllarında çeşitli denemelerde ortaya konan “iyi öğretmen” kavramı en kapsamlı biçimde Köy Enstitüleri uygulamasıyla yaşam buldu. Bu enstitülerden ve daha sonra bu geleneği sınırlı biçimde de olsa devam ettiren öğretmen okullarından mezun öğretmenlerin niteliği gerek ilgili alanyazında gerekse bu kurumlarla ilgili raporlarda dile getirilmiştir.
Ancak 1970’li yıllardan itibaren öğretmen okullarından eğitim enstitülerine ve 1980’li yıllarda da enstitülerden üniversiteye geçiş sürecinde öğretmen eğitimi önemli sancılar yaşadı. İzlenen yanlış politikalar, bu kurumlar üzerindeki politik etkiler, MEB ile üniversiteler arasındaki iletişim kopukluğu, fakülteler arasındaki anlaşmazlıklar yanında bilimsel araştırma ve değerlendirme çalışmalarına dayanmayan program uygulamaları öğretmen eğitiminin niteliğini yavaş yavaş erozyona uğratmaya başladı. Aslında öğretmen eğitiminin üniversitelere aktarılması, niteliğin bilimsel araştırmalar ve yeni yaklaşımlar çerçevesinde artırılması için önemli bir fırsattı, ancak bu süreçte kuramı ön plana çıkaran ve uygulamadan giderek uzaklaşan yaklaşım yanında pedagojik formasyon gibi kestirme çözümler öğretmen eğitimi niteliğinin düşmesine neden oldu. Eğitim fakültelerinde meslek bilgisi dersleri eğitim bilimlerinin temel alanlarından (Eğitim Yönetimi, Program Geliştirme, Eğitim Felsefesi, Eğitim Sosyolojisi, Eğitim Psikolojisi, vb.) oluşmaya ve öğretmenlik uygulaması ise giderek daralan ve külfet olarak görülen bir boyut haline gelmeye başladı.
Diğer taraftan alan bilgisi derslerinin kimler tarafından ve hangi kapsamda verileceği konusu Eğitim Fakülteleri ile Fen Edebiyat Fakülteleri arasında bir çatışma alanı haline geldi ve bu süreçte alanın öğretimi ile ilgili yöntemler ve süreçler göz ardı edildi. Bunun yanında öğretmen eğitiminde eğitim fakültesi dışındaki fakültelerin rolü, programların süresi, pedagojik formasyon programları, programlar arası geçişler gibi çok sayıda tartışmalı konu öğretmen yetiştirmede nitelik sorununun ikinci planda kalmasına neden oldu.
1993-1999 yılları arasında Dünya Bankası finansmanı ile yürütülen ve eğitimin birçok boyutuyla ilgili kapsamlı yenilikler öngören Milli Eğitimi Geliştirme Projesi çerçevesinde öğretmen eğitimi konusu da ele alındı ve 2 yıllık bir araştırma ve geliştirme çalışması sonucu yeniden yapılandırılan programlar 1998 yılında uygulanmaya başlandı. Öğretmen eğitimi programlarına yeni bir anlayış ve köklü bir takım değişiklikler getiren bu yapılanma aslında öğretmen eğitiminde kuram ve uygulama arasındaki dengeyi bulma ve alan bilgilerini alana özgü öğretim yöntemleri ile birleştirme çabasının bir yansıması olarak görülebilir. Öğretmenlik alanlarında oluşturulan komisyonların uzun dönemli çalışmalarıyla bu programlar öğretmen yeterlikleri çerçevesinde uygulamaya ilk yıldan itibaren giderek artan oranda ağırlık verecek biçimde düzenlendi. Eğitim bilimlerinin temel alanları öğretmen eğitimine yönelik bir yaklaşımla ve disiplinlerarası bir anlayışla yeni meslek bilgisi dersleri olarak organize edildi. Eğitim Psikolojisi gibi genel bir alanı tanımlayan ders yerine öğrencileri gelişim ve öğrenme özellikleri bakımından tanımaya ve bu çerçevede eğitim-öğretim süreçlerini yapılandırmaya odaklanan bir ders geliştirildi. Genel öğretim yöntemleri yerine doğrudan dersin öğretimine odaklanan özel öğretim yöntemleri ya da program geliştirme gibi çok geniş bir alanı temsil eden ders yerine öğretmenlerin öğretim planlarına, uygulamalarına ve değerlendirmelerine yönelik dersler geliştirildi. Kısacası 1997’de gerçekleştirilen yeniden yapılanma sürecinde eğitim bilimlerinin temel alanlarından hareket eden bir anlayış yerine öğretmen yeterliklerine odaklanan, disiplinlerarası ve uygulama ile eşgüdümlü bir anlayışla programlar oluşturuldu. Derslerin çoğuna uygulama saatleri konarak, erken okul deneyimi ile birlikte öğrencilerin öğretmenlik bilgi ve becerisini gerçek ortamla ilişkili bir biçimde ve uygulama içinde içselleştirmesi amaçlandı. Ayrıca tüm derslerin kapsamlı tanımları yapılarak bu derslerde yer alan bilgi ve becerilerin öğretmen yeterlikleri ile uyumlu ve birbiri ile tutarlı olması amaçlandı. Elbette bu süreçte geçmiş programlarda yer alan ve daha çok lisansüstü düzeyde uzmanlık eğitimi çerçevesinde ele alınması gereken kuramsal eğitim bilimleri derslerinden bazıları programdan çıkarıldı ya da farklı bir yapı içinde ve uygulamaya dönük bir biçimde programda yer aldı.

YETERLİK VE UYGULAMA ODAKLI ÖĞRETMEN EĞİTİMİ
Son yıllarda birçok ülkede de görülen yeterlik ve uygulama odaklı öğretmen eğitimi yaklaşımı ile uyumlu bu yeniden yapılanma elbette sadece yeni derslerin belirlenmesinden oluşamazdı. Bu tür program değişikliklerinin başarılı ve kalıcı olması eğitim programlarının insangücü, altyapı ve materyal desteği gibi diğer boyutları ile ilgili alınan önlemlere bağlıdır. Bu nedenle 1997’deki yeniden yapılanma sürecinde eğitim fakültelerine öğretim elemanı yetiştirme, fakülte altyapısını geliştirme ve özel öğretim yöntemleri alanında yeni ders kitaplarının yazımı gibi süreçlere yönelik önemli destekler verildi. MEB ile YÖK arasında okul uygulamalarını öğretmen adayları için daha etkili ve verimli ve okul öğretmenleri açısından daha çekici hale getirmek amacıyla öğretmenlik uygulamalarını belirli bir model çerçevesinde yapılandıran kapsamlı bir protokol imzalandı. Kısacası yapılan değişikliklerin etkili bir biçimde uygulanabilmesi için eğitim fakültelerinde çok boyutlu bir altyapı oluşturulmaya ve fakülte-okul işbirliğini geliştirmeye yönelik önlemler alınmaya çalışıldı.
Ancak 1997’de gerçekleştirilen bu yeniden yapılanma özellikle geçmişin kuramsal eğitim bilimleri derslerini veren ve uygulamaya uzak öğretim elemanları tarafından benimsenmedi. Programlar eğitim bilimlerinin temel alanlarını ve genel kültür konularını yeterli düzeyde yansıtmadığı gerekçesiyle sürekli eleştirildi. Gelen eleştiriler üzerine 2006 yılında YÖK bir komisyon çalışması yoluyla öğretmen eğitimi programlarında eski meslek bilgisi derslerinin bir bölümünü geri getiren, erken okul deneyimini ve meslek bilgisi derslerinin uygulama saatlerini iptal eden bir değişiklik gerçekleştirdi. Bunların yerine “genel kültür” kapsamında yeni dersler yerleştirildi. Daha sonraki yıllarda yapılan düzenlemelerle de programlardaki kuramsal ders yükü artarken uygulamanın kapsamı daraldı.

YÖK’TE YENİ ÇALIŞMA
Bugünlerde yine YÖK öğretmen eğitimi programları ile ilgili yeni bir çalışma yürütüyor. Bize ulaşan taslak programlarda kuramsal eğitim bilimleri derslerinin sayıca ağırlığı seçmeli derslerle birlikte neredeyse iki katına çıkarken uygulamaya dönük etkinlikler 1980’li yıllarda olduğu gibi son yıl yapılan iki öğretmenlik uygulaması dersi ile sınırlanmış durumda. Son yıla kadar derslerin tümünü kuramsal bir bakış açısıyla öğrenen öğrencilerin son yıl bu bilgilerin tümünü iki ders kapsamında uygulamaya koyması ve öğretmenlik anlayışını geliştirmesi zor görünüyor. Bu haliyle öğretmen eğitiminde ciddi bir geriye gidiş yaşıyoruz çünkü birçok gelişmiş ülkede bunun tam tersi bir yönelim söz konusu. Yeni programlarda bir dönemde alınacak derslerin sayısı oldukça fazla. Bazı programlarda bu sayı 10-11 derse kadar çıkıyor. Ayrıca yeni programlardaki derslerin çoğunun 2 saat ile sınırlanmış olması da bu derslerde yer alan bilgilerin derinliğine ve uygulamalı bir biçimde işlenmesi önünde temel bir engel oluşturacaktır. Özetle yeni programlarda da yıllardır öğretmen eğitiminde savunduğumuz disiplinlerarası ve uygulama odaklı yaklaşım yerine çok sayıda ayrıştırılmış bilgi alanlarının uygulamadan uzak bir biçimde öğretimi yaklaşımı benimsenmiş durumda.

KOZMETİK DEĞİŞİKLİKLER
Öğretmen eğitiminde son yıllarda sık sık gündeme gelen yeniden yapılanmalar ya da program değişiklikleri aslında bu alanda temel bir anlayışın ya da yaklaşımın eksikliğini ortaya koymaktadır. 2006 yılı ve sonrası yapılan değişiklikler maalesef programlara derslerin eklenmesi, çıkarılması, kredi saatlerinin azaltılması, uygulama saatlerinin iptal edilmesi, ders sıralarının yeniden düzenlenmesi gibi yüzeysel değişikliklerden oluşmaktadır. Yani sorunun temeline inmeyen, öğretmen eğitimini çağdaş yaklaşımlar ve yeni araştırmalar yerine “kozmetik” değişikliklerle biçimlendirmeye çalışan bir çaba söz konusu. Bu tür bir yaklaşım da bizi artan ders sayısı, dersler arasında binişiklikler ve tekrarlar, uygulamadan kopuk bilgiler, öğretmenlik mesleği ile ilişki kurmada yaşanan zorluklar gibi sonuçlara götürüyor. Eğitim bilimlerinin çok kapsamlı ve çeşitli olan tüm alanlarını programlara küçük birimler halinde ders olarak yerleştirmek yerine tüm dersleri birbiri ile tutarlı ve ortak amaca yönelik hale getirecek bir modelin, yaklaşımın ya da felsefenin belirlenerek programların geliştirilmesi gerekir.

TEMEL SORUN BİLGİ ODAKLI YAKLAŞIM
Eğitim fakültelerindeki bu yapılanmalarla birlikte, bugün eğitim fakültelerinin öğretmen adaylarını mesleğe giriş için gerekli yeterlik ve donanım bakımından ne ölçüde hazırlayabildiğini düşünüyorsunuz?
Nitelikli öğretmen adayı yetiştirme açısından bugün karşı karşıya olduğumuz en temel sorun maalesef programlardaki bilgi odaklı yaklaşım. Eğitim fakültelerinin öğretmen adaylarına yeterli düzeyde kuramsal bilgi kazandırdığını ancak uygulama boyutunda öğretmen adaylarını önemli eksikliklerle mezun ettiğini düşünüyorum. Bu durum bilgiye dayalı derslerin programda gereğinden fazla olması nedeniyle uygulama boyutuna yeterli zaman ayrılmamasından kaynaklanıyor. Nitelikli öğretmen tanımı içinde alan bilgisi hâkimiyeti ve eğitim bilimlerinin öğretmenlik mesleğine ilişkin bilgileri yer alır ancak yeterli değildir. Bu bilgileri farklı ortamlarda uygun bir biçimde uygulamaya koymak, farklı öğrencilerin ihtiyaçlarına göre dersi yeniden biçimlendirmek, bilgi ve becerisiyle sınıf içinde lider olabilmek gibi özellikle uygulama ile gelişmesi gereken beceriler nitelikli bir öğretmenden beklenen özelliklerdir. Eğitim fakültelerinin bu boyutta eksikleri olduğunu düşünüyorum. Bu eksiklik de büyük ölçüde uygulama odaklı bir vizyon eksikliğinden, uygulama için gerekli program altyapısı ve kapsamlı bir fakülte-okul işbirliği sürecinin oluşturulamamış olmasından kaynaklanıyor. Yani şu anda uygulamanın az, kuramsal ve kavramsal gelişimin ön planda olduğu ancak okul programlarına, ders kitaplarına, değerlendirme süreçlerine, mevzuat bilgisine uzak bir öğretmen eğitimi programımız var.
Bu kapsamda öğretmen eğitiminde erken okul deneyiminin önemini özellikle vurgulamak istiyorum çünkü birçok gelişmiş ülkede ilk dönem okul gözlemleri programın ayrılmaz bir parçası. Öğretmen eğitiminde okula yakın olma, okulu tanıma, okul programlarını yakından izleme, okullarla birlikte çalışma ve öğrencilerde, öğretmenlik programına ilk adımı attığı andan itibaren öğretmenlik anlayışı oluşturma yaklaşımı çok önemlidir. Erken okul deneyimi dersi ile ilk yıl yapılan okul gözlemindeki amaç bir taraftan öğrencilerin böyle bir değerlendirme yapmalarına yardımcı olmak diğer taraftan da daha sonra alacakları meslek ve alan eğitimi bilgisi derslerine altyapı oluşturmaktır. Ancak 2006 yılında seçmeli hale getirilen bu ders yeni programlarda uygulaması zor olduğu gerekçesiyle tamamen programdan çıkarılmış durumda! Son 10-15 yılda yapılan değişikliklerle programlardaki diğer uygulama fırsatlarının daraltılmış ve son yıl ile sınırlandırılmış olması ile birlikte öğretmen adayları öğrendikleri bilgilere öğretmenlik mesleği açısından anlam kazandırmakta ve beceriye dönüştürmekte zorlanmaktadır. Bu süreç sonuçta mezun ettiğimiz öğretmen adaylarında önemli bir donanım eksikliği olarak karşımıza çıkmaktadır.
Eğitim fakültesi programlarının YÖK tarafından belirleniyor olması programlara bir standardizasyon getirmekle birlikte alandaki yeni ihtiyaçlar, gelişmeler ve araştırmalar doğrultusunda bu programların fakülteler bazında yenilenmesinin önünde önemli bir engel. Her ne kadar YÖK geçmişteki program değişikliği çalışmalarında fakültelerden görüş ve öneri talep etse de bu süreç zaman yetersizliğinden dolayı yeterli biçimde kapsamlı yürütülememiştir. Bazı temel ilkeler bazında programlar arasında benzerlikler olması önemli ancak her fakültenin kendi araştırmaları ve koşulları çerçevesinde bu programlarda değişiklik ve yenilik yapabilmesinin önü açılmalı. Böylece geleceğin öğretmeni olacak adayların eğitimi için gerekli olan sürdürülebilirlik, aktif vatandaşlık gibi yeni konular ve gelişmeler programlara yansıtılabilir.
PEDAGOJİK FORMASYON PROGRAMLARI KAPATILMALI
Nitelikli öğretmen yetiştirmede bir diğer sorun yine eğitim fakülteleri ya da eğitim bilimleri bölümleri tarafından açılan pedagojik formasyon programları. Eğitim fakültesi dışındaki programlardan mezun olan öğrencilere öğretmenlik sertifikası veren bu programlar süre, ders içerikleri, uygulamalar ve değerlendirme açısından yetersiz. Dünyanın birçok ülkesinde pedagojik formasyon türü kısa süreli programlar nitelikli öğretmen yetiştirme konusunda başarılı değiller. Ülkemizde yapılan araştırmalar da bu kaynaktan gelen öğretmenlerin eğitim fakültesinden mezun olan öğretmenlere göre daha fazla sorun yaşadıklarını ve yöneticilik ya da okul dışı diğer görevlere atanma eğiliminde olduklarını göstermektedir. Bu programların ücretli olması diğer bir sorun çünkü birçok öğretim elemanı bilimsel ve nitelikli öğretmen eğitimi açısından bu programları onaylamamakla birlikte ek kaynak getirmesi nedeniyle bu programlarda ders vermeyi kabul etmektedir. Eğitim fakültelerindeki uygulama eksikliği sorunu bu programlarda daha fazla kendini göstermektedir. Ayrıca kısa süreye sıkıştırılmış derslerde yeterli kavramsal ve öğretmenlik formasyonu gelişimi gerçekleşmemektedir. Bu nedenle bu programların biran önce kapatılması ve ihtiyaç duyulan alanlarda lisansüstü seviyede açılacak ücretsiz programlarla öğretmen eğitimi verilmelidir.
Çeşitli ülkelerde öğrenciler öğretmen yetiştirme programlarına alınmadan önce öğretmenlik mesleği için seçiliyorlar. Ülkemizde ise öğretmen yetiştirme programlarından mezun olduktan sonra sıralama odaklı bir sınav ile mesleğe seçiliyorlar. Arkasından da adaylık süreci başlıyor. Atanamayan bu kadar çok öğretmen olduğunu düşünürsek, bu şekliyle ülkemizdeki öğretmenlik mesleğine seçim yöntemi sürdürülebilir mi sizce?
Öğretmen eğitiminin sadece eğitim fakültelerinde yürütülen programlar çerçevesinde değil, bu programlara öğrenci seçimi ile başlayan, alan ve meslek bilgisi eğitiminin okullarda uygulama ile iç içe yürütüldüğü ve mezunların öğretmenlik mesleğine seçimi ve okuldaki ilk yıllarda aldıkları mesleğe giriş eğitimi ve uygulamaları ile birlikte bir sistem bütünlüğü içinde ele alınması önemlidir. Aksi takdirde bu aşamalar arasındaki kopukluklar ya da tutarsızlıklar nitelikli öğretmen yetiştirmede temel sorunlar olarak karşımıza çıkar.
Bu sorunlardan bir tanesi öğretmenlerin işe alınmasında uygulanan mesleğe giriş sınavları. Geçmişten bu yana çeşitli değişiklikler geçiren bu sınavlar genel yetenek ve genel kültür, eğitim bilimleri ve alan eğitimi sınavlarından oluşuyor. Genel kültür ve genel yetenek sınavlarının öğretmen eğitimi programlarında yer alan derslerle ya da öğretmen yeterlikleri ile ilişkisi zayıf. Eğitim bilimleri sınavlarında da öğretmen eğitimi programlarının sadece sınırlı ve bilgiye dayalı olan içeriğine yer veriliyor. Durum böyle olunca öğretmen eğitimi ile daha sonraki aşamada bu öğretmenlerin seçimi arasında bir kopukluk ortaya çıkıyor. Bu kopukluğu gidermek için eğitim fakültesi öğrencileri derslerde sınavlara yönelik bir eğitim talebinde bulunuyor ya da fakülte dışında KPSS kurslarına giderek bu eksikliği tamamlamaya çalışıyorlar. Bu süreçte öğretmen adayları, nitelikli öğretmenlik için gerekli olan beceriler ve anlayış geliştirme yerine ezber bilgilerden oluşan sınav içeriğine odaklanmak durumunda kalıyorlar. Özetle bu sınavların öğretmen eğitimi programları ve öğretmen adaylarının önem verdiği konular ya da beceriler üzerinde olumsuz bir etkisi var ve bu etki öğrencilerde azalan motivasyon ve artan odaklanma sorunu olarak kendini gösteriyor.
Kontenjan fazlası öğretmen adaylarının seçiminde üniversite mezuniyet ortalamaları temelinde bir seçim sistemi oluşturulabilir. Böylece öğrencilerin not ortalamasını yükseltme konusunda bir motivasyon da sağlanmış olur.
Son yıllarda eğitim fakültelerine kayıtlı öğrenci sayısını azaltma çabası var. Doğru bir yaklaşım. Çünkü sınıflarımızdaki öğrenci sayısı artınca eğitim süreçleri olumsuz etkileniyor. Bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı ile YÖK birlikte çalışarak uzun dönemli projeksiyonlar ve buna göre eğitim fakültesi kontenjanları belirlenmeli. Buna ek olarak öğretmenlik programları dışındaki alanlardan mezun olanların kestirme çözümler yoluyla öğretmen olmalarının sağlanması uygulamasından vazgeçilmeli.

Peki yapay zekanın konuşulduğu, kodlama ve robotik gibi pek çok kavramın günlük hayatımızın bir parçası olduğu günümüz dünyasında gelecek nesillere yön verecek ve öğrencileri çağın bu hızlı dönüşümüne hazırlayabilecek öğretmenler yetiştirmek için nasıl bir yol haritası benimsemeliyiz? Öğretmenlerin bu dönüşüme öncülük edebilmeleri için hangi eğitim politikalarına ağırlık vermeliyiz?
Bu çok önemli ve uzunca konuşulması gereken bir konu. Geleneksel yaklaşımı yansıtan sınıf eğitimi gelecekte söz konusu olmayacak. Öğrencilerin belirli bir düzen içinde uzun saatler oturarak konunun uzmanı bir kişiden bilgi aldıkları bir ortamın çok ötesine geçti öğrenme ve öğretim süreçleri. Öğrenci çok çeşitli kaynaklardan bizden öğrenebileceği bilgiye ulaşabiliyor artık. O nedenle sınıf odaklı bir eğitim sürecinden çok işbirliği ve iletişime dayalı ve çeşitli veri kaynaklarının sürece dahil edildiği bir anlayışa doğru gitmemiz lazım. Öğretmen eğitimi programlarını da değişen ve gelişen bu süreçlerle birlikte ele almamız gerekiyor.
Bunun yanında gündemde olan ve gelecekte daha önemli olacak bir takım konularımız var. Bunlardan bir tanesi sürdürülebilirlik, çevre duyarlılığı. İklim değişikliği ve küresel ısınmanın ortaya koyduğu sorunlarla birlikte birçok ülke gerek öğretmen eğitimi gerekse okul programlarına bu sorunlar ve çözüm yolları ile ilgili boyutlar ekliyor.
Yine gelecekte teknoloji okuryazarlığı, teknoloji kullanımı, bilgiye ulaşma, seçme, kullanma gibi konular önemli olacak. Bu bilgilere araştırmacı nosyonu ile yaklaşmak, ulaşmak ve onları bir problemin çözümü olarak kullanılabilir hale getirmek önemli olacak. Programlarımızdaki araştırma dersleri ya da araştırma becerilerinin geliştirilmesi daha da önemli olacak.

ÖĞRENME LİDERLİĞİ YAPABİLECEK ÖĞRETMENLER YETİŞTİRMELİYİZ
Geleceğin öğrencisine öğretmenlik yapacak adayların eğitiminde eleştirel ve yaratıcı düşünme, karar verme, sorun çözme, işbirliği ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi önemli bir yer tutuyor. Bu becerileri ezber bilgilerin ön planda olduğu geleneksel dersler ve öğrenmenin sınıf içine hapsedildiği ortamlar yoluyla geliştiremeyiz. Öğrencilerin aktif olduğu, öğrenme grupları ile projeler yürüttüğü, araştırma ve tartışma etkinliklerinin ön planda olduğu eğitim süreçleri oluşturmamız gerekiyor. Ayrıca bilgi teknolojilerinin sürece entegre olduğu ve öğrenme kaynaklarının gerek sınıf içi gerekse sınıf dışı yerel ve evrensel ortamlarla çeşitlendiği ortamlar oluşturmalıyız. Kapsamlı bilgiye sahip öğretmen yerine öğrenme liderliği yapabilecek öğretmenler yetiştirmemiz gerekiyor. Bu amaçla programların ders odaklı değil bu tür süreçlere odaklı seminer, proje çalışmaları, alan uygulamaları, toplum odaklı araştırmalar, geliştirme çalışmaları gibi etkinliklerden oluşması önemli. Kısacası geleceğin öğretmenini yetiştirmek için programlarda öğrenmeyi ön planda tutan, bilimsel araştırma, uygulama ve sorun çözme odaklı temel bir anlayış değişikliğine ihtiyaç var.
“Öğretmen performansının değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun iki temel ayağı var: mesleki gelişim ve nitelik güvencesi. Performans değerlendirmenin bu boyutlarda girdi sağlaması ve atılacak adımların temelini oluşturması beklenir. Bu anlamda hem kurumsal açıdan hem öğretmen açısından önemli katkılar sağlayabilecek bir süreç. Ama riskleri de olan ve yanlış uygulama ile var olan durumu daha da olumsuza götürebilecek bir uygulama olduğu için mutlaka süreç çağdaş değerlendirme ilkeleri çerçevesinde yapılandırılmalı, etik ilkeler belirlenmeli ve pilot uygulama ile başlanmalı. Pilot uygulama sonuçlarının iyi değerlendirmesi ve sürecin aksayan boyutlarının yine öğretmenlerin katıldığı bir süreç içinde yeniden düzenlenmesi gerekir.”

Son Güncelleme: Salı, 03 Temmuz 2018 13:13

Gösterim: 5058


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.