Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Güçlü bir ses, satış rekorları kıran albümler, Eurovision birinciliği, hastalıklardan kurtulup yeniden doğuş… Sertab Erener’in başarısının ve azminin arkasında öğrenmekten ve üretmekten vazgeçmeyen yaşama sıkı sıkıya bağlı çok güçlü bir kadın var. “Bütün hayatımdaki şarkıları bir kağıda döküp baktım. Bunları bir tiyatro çalışır gibi kurguladım” diyen Sertab Erener en büyük keşfinin kendi olduğunu söylüyor.
Şarkıları dillerden düşmeyen, mesleğinde 20 yılı aşkın süreyi geride bırakmasına rağmen güçlü sesinden ve mütevazılığından hiçbir şey kaybetmeyen Sertab Erener, kariyerine ilk sahneye çıktığı heyecanıyla devam ediyor. Küçük yaşlarda müziğe başlayan ilgisi, güzel enstrümanı sesi, onun için bir tür kendini anlatma yöntemi aslında. İçine Eurovision birinciliğini ve kendi deyimiyle ‘yeniden doğuşu’ sığdırdığı hayatı için, “Ben ‘şanslı’ demek istemiyorum ama yaşadığım her şeyin sahibinin kendim olduğuna inanıyorum” diyen Erener’in içi rahat: “Ne istediysem yaşadım. Pişmanlıklarım yok. Çünkü hepsinden bir şey öğrendim.”
HASTALIĞIM MÜZİKLE TANIŞMAMA VESİLE OLDU
‘Küçük dev kadın’ Sertab Erener’in öyküsü 4 Aralık 1964’te başlıyor. Kendisine her zaman büyük destek olan ağabeyi, annesi ve babası ile geçirdiği mutlu çocukluk zamanlarında müziğe olan ilgisinin ve yatkınlığının keşfedildiğini anlatan Erener, 11 yaşında yakalandığı kolit hastalığının da müzikle tanışmasında büyük rolü olduğunu söylüyor. Eve ilk piyanonu hastalığı döneminde girdiğini vurgulayan Erener o yılları şu sözlerle anlatıyor: “Çok zor bir okulda okuyordum, Işık Lisesi’nde. Bir de içimde müzik yapma isteği vardı. Ortaokul ikinci sınıftayken aileme ‘Ben müzik yapmak istiyorum, beni konservatuara yollayın’ dedim. Yani ben bu kolitle uğraşırken hayatla ilgili heyecanımı hiç kaybetmedim. Sahneye çıkıp şarkı söyledim, her şey devam etti. Enerjimden bir şey yitirmedim. Beni yaşama bağlayan da o oldu.”
Babasının Türk sanat müziğinden söylediği şarkılarla büyüdüğünü söyleyen Erener, “Babaannem Arap soyundan geliyor. Siirtli’dir. O yüzden biz de ses gani. Olağanüstü bir koloratür sopranoydu benim babaannem. Çayını ince belli bardağa koyar, Köprüden Geçti Gelin türküsünü söylerdi. Ben de onun bembeyaz saçlarını tarardım. O yüzden bizim ev çok müzikli bir yerdi. Babam sonra Zeki Müren'le aynı dönemde Şefik Bey'den dersler almış. Müzisyen olacakken avukat olmuş” diyor.
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera Bölümü’ne girişi ile beraber profesyonel müzik hayatının kapılarını da yavaş yavaş araladığını vurgulayan Erener, kısa sürede güçlü sesi ve yeteneğiyle dikkat çekerek kulüplerde sahne almaya ve reklam jingle’ları seslendirmeye başlıyor. Erener, İstanbul’da sahne aldığı bir caz kulübünde, onu izlemek için oraya gelen Sezen Aksu ve Onno Tunç ile tanışıyor ve bu tanışmanın kariyerinin en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu şöyle ifade ediyor: “Sezen Aksu, beni ilk çağırdığında, 20 yaşındaydım. Bir grubumuz vardı. O yılların neredeyse tüm reklam müziklerini ben söylüyordum. Para kazanıyordum; havalıydım. Vokalist olur musun? diye sorduklarında kabul etmedim. Tuzum kuruydu. Bir yıl sonra tekrar çağırdılar. Bu sefer, Levent (Yüksel) ile gittik. O bas gitar çalıyordu, ben de vokal yapıyordum. Sonra Sezen, beni öne itti. Konserlerinde bana hep fırsat verdi. Sezen konserleri, birden Sertab konserlerine dönüştü.”
Vokalistliğin ardından 1992 yılında Sezen Aksu’nun desteği ile ‘Sakin Ol’ adını verdiği ilk albümünü çıkaran
Erener, bu albüm sayesinde artık tüm Türkiye tarafından tanınan, şarkıları milyonlarca insan tarafından bilinen bir stara dönüşüyor. İkinci albümü “L’al”in ardından bir yol ayrımına geliyor Erener… Yıllardır mücadele ettiği kolit hastalığından kurtuluyor, hem müzikal hem de özel hayatını değiştiren Demir Demirkan ile tanışıyor.
SERTAB’IN YENİDEN DOĞUŞU…
Sertap Erener için hayatının ikinci dönemini ‘yeniden doğuş’ olarak tarif ediyor. “11 yaşından itibaren hastalıkla yaşayan ve aşklarını da bu hastalıkla beraber yaşayan biri olarak, gerçekten içimde sakladığım, kendi özümde olan esas kadını, kızı yaşayamadım. Üzülen ve ezilen ego yaşamak istiyor. Benim içimdeki ego dedi ki: Artık acı çekmek istemiyorum. Bunu tedavi etmek için, kendi içime doğru bir yolculuğa çıktım. Çıkarken de dünyaya, hayata şöyle bir baktım. Neler yaptığıma, yapmadığıma, ne kadar risk aldığıma, bir sürü şeye… Ben bu değişimle beraber gördüm ki, içimdeki kadın da aşkı başka tanımlıyor. Ben aşkı o güne kadar hep kendini güvende hissetmek, bağımlılık duygularıyla yaşamışım. Hiç ayaklarım yerden kesilmemiş. Oysa değişen Sertab aşık olunca ayakları yerden kesildi. İşte şarkıları da besteleri de bu dönemde yapmaya başladım. Başka bir tarafımı fark ettim. O aşk, beni bir şekilde tedavi etti. Korkularımdan kurtuldum. O ölü toprağını üzerimden attım, nefes almaya başladım.”
Sertab Erener bu değişimin dünya starlığına ve Eurovision birinciliğine giden kapıyı da bir bakıma araladığını düşünüyor. ‘Sertab Gibi’ albümünün ardından, 1999 yılında ‘Vur Yüreğim’ ve 2001 yılında ‘Turuncu’ albümünü çıkaran Erener, albümün hit şarkılarından ‘Zor Kadın’ı 2000 yılında Voice Male grubuyla Akapella tarzında yorumlayarak dünya listelerinde şans arıyor ve aynı yılın yaz aylarında yayınladığı Private Emotion adlı single kapsamında Ricky Martin ile düet yapıyor.
EUROVISION ŞARKISI YARIM SAATTE HAZIRDI
Erener’in kariyerindeki bir sonraki hamlesi ise Eurovision’a katılmak oluyor. 24 Mayıs 2003’te, Letonya’nın başkenti Riga’da “Everyway That I Can” şarkısıyla Türkiye’yi temsil eden Erener yarışmada birinci olarak, Türkiye’ye tarihi bir başarı getiriyor. Şarkı uzun süre Avrupa listelerinde üst sıralarda yer alırken 2005’in Ekim ayında Danimarka’nın başkenti Kophenag’da gerçekleşen Eurovision’un 50. yıl kutlamalarında, 50 yıl içinde yarışmış 1000 şarkı arasında 9. seçiliyor. Erener, “Eurovision Şarkı Yarışması'nda seslendireceğim şarkı için önce Sezen'e gittim, daha sonra da Mazhar Alanson'a... Mazhar Abi, bir şarkı verdi ama benim kafamdaki şarkı o değildi. Yarışmaya iki ay kala hala seslendireceğimiz şarkı belli değildi. Sonra Demir'e sordum ve yarım saat sonra beklediğim parça hazırdı. Eurovision’da birinci olacağımı biliyordum, bunu bilerek gittim” diyor.
Eurovision başarısının ardından 2004 yılının Ocak ayında ‘No Boundaries’ adlı ilk İngilizce albümünü çıkardığını anlatan Erener, ‘No Boundaries’, albümün başta Almanya olmak üzere Hollanda, İsveç, İsviçre, Avusturya, Belçika, İspanya, Yunanistan, İngiltere, Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi pek çok Avrupa ülkesinde müzik marketlerde yer aldığını belirtiyor. ‘No Boundaries’in yapım aşamasında, aralarında Sertab Erener’in seslendirdiği ‘One More Cup of Coffee’ adlı şarkının da yer aldığı Bob Dylan albümünü piyasaya çıkaran Erener, albümdeki bu şarkının Amerika’da geniş yankı uyandırdığını ve Penelope Cruz, Jessica Lange, Johny Goodman ve Jeff Bridges’ın başrollerini paylaştığı ‘Masked and Anonymous’ adlı Hollywood yapımı filmde şarkının soundtrack olarak seçildiğini anlatıyor. Bu başarının ardından 2005 yılında ‘Aşk Ölmez’ albümünü yayınlayan Erener, 2009 yılında türkülerin İngilizce seslendirildiği ‘Painted on Water’, 2010 yılında da listelerde rekorlar kıran ‘Rengarenk’ albümüyle müzikseverlerin karşısına çıkıyor. Grammy Ödülü almayı da kafasına koyan Erener, “Eurovision'dan sonra beni F-16'lar karşılamıştı, Grammy'den sonra herhalde savaş gemileri karşılar" diyor.
Müziğin her daim hayatında önemli bir yer tuttuğunu söyleyen Erener sözlerini şöyle noktalıyor: “Kendimi ‘ben’ diye tanımladığım günden beri müziğe olan eğilimimin altını çizip, parlattım. Müzik hayatımın bir parçası fakat tamamından ibaret de değil. Keyif aldığım ve ilgilendiğim başka alanlar da var. Müziği profesyonel olarak yapmayı bıraktığım gün hayatımı müzik kadar keyifli hale getirecek ve besleyecek ilgi alanlarım var. Yaşadığım süre içerisinde umarım bir okul kurabilirim”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
Güçlü bir ses, satış rekorları kıran albümler, Eurovision birinciliği, hastalıklardan kurtulup yeniden doğuş… Sertab Erener’in başarısının ve azminin arkasında öğrenmekten ve üretmekten vazgeçmeyen yaşama sıkı sıkıya bağlı çok güçlü bir kadın var. “Bütün hayatımdaki şarkıları bir kağıda döküp baktım. Bunları bir tiyatro çalışır gibi kurguladım” diyen Sertab Erener en büyük keşfinin kendi olduğunu söylüyor.
Şarkıları dillerden düşmeyen, mesleğinde 20 yılı aşkın süreyi geride bırakmasına rağmen güçlü sesinden ve mütevazılığından hiçbir şey kaybetmeyen Sertab Erener, kariyerine ilk sahneye çıktığı heyecanıyla devam ediyor. Küçük yaşlarda müziğe başlayan ilgisi, güzel enstrümanı sesi, onun için bir tür kendini anlatma yöntemi aslında. İçine Eurovision birinciliğini ve kendi deyimiyle ‘yeniden doğuşu’ sığdırdığı hayatı için, “Ben ‘şanslı’ demek istemiyorum ama yaşadığım her şeyin sahibinin kendim olduğuna inanıyorum” diyen Erener’in içi rahat: “Ne istediysem yaşadım. Pişmanlıklarım yok. Çünkü hepsinden bir şey öğrendim.”
HASTALIĞIM MÜZİKLE TANIŞMAMA VESİLE OLDU
‘Küçük dev kadın’ Sertab Erener’in öyküsü 4 Aralık 1964’te başlıyor. Kendisine her zaman büyük destek olan ağabeyi, annesi ve babası ile geçirdiği mutlu çocukluk zamanlarında müziğe olan ilgisinin ve yatkınlığının keşfedildiğini anlatan Erener, 11 yaşında yakalandığı kolit hastalığının da müzikle tanışmasında büyük rolü olduğunu söylüyor. Eve ilk piyanonu hastalığı döneminde girdiğini vurgulayan Erener o yılları şu sözlerle anlatıyor: “Çok zor bir okulda okuyordum, Işık Lisesi’nde. Bir de içimde müzik yapma isteği vardı. Ortaokul ikinci sınıftayken aileme ‘Ben müzik yapmak istiyorum, beni konservatuara yollayın’ dedim. Yani ben bu kolitle uğraşırken hayatla ilgili heyecanımı hiç kaybetmedim. Sahneye çıkıp şarkı söyledim, her şey devam etti. Enerjimden bir şey yitirmedim. Beni yaşama bağlayan da o oldu.”
Babasının Türk sanat müziğinden söylediği şarkılarla büyüdüğünü söyleyen Erener, “Babaannem Arap soyundan geliyor. Siirtli’dir. O yüzden biz de ses gani. Olağanüstü bir koloratür sopranoydu benim babaannem. Çayını ince belli bardağa koyar, Köprüden Geçti Gelin türküsünü söylerdi. Ben de onun bembeyaz saçlarını tarardım. O yüzden bizim ev çok müzikli bir yerdi. Babam sonra Zeki Müren'le aynı dönemde Şefik Bey'den dersler almış. Müzisyen olacakken avukat olmuş” diyor.
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera Bölümü’ne girişi ile beraber profesyonel müzik hayatının kapılarını da yavaş yavaş araladığını vurgulayan Erener, kısa sürede güçlü sesi ve yeteneğiyle dikkat çekerek kulüplerde sahne almaya ve reklam jingle’ları seslendirmeye başlıyor. Erener, İstanbul’da sahne aldığı bir caz kulübünde, onu izlemek için oraya gelen Sezen Aksu ve Onno Tunç ile tanışıyor ve bu tanışmanın kariyerinin en önemli dönüm noktalarından biri olduğunu şöyle ifade ediyor: “Sezen Aksu, beni ilk çağırdığında, 20 yaşındaydım. Bir grubumuz vardı. O yılların neredeyse tüm reklam müziklerini ben söylüyordum. Para kazanıyordum; havalıydım. Vokalist olur musun? diye sorduklarında kabul etmedim. Tuzum kuruydu. Bir yıl sonra tekrar çağırdılar. Bu sefer, Levent (Yüksel) ile gittik. O bas gitar çalıyordu, ben de vokal yapıyordum. Sonra Sezen, beni öne itti. Konserlerinde bana hep fırsat verdi. Sezen konserleri, birden Sertab konserlerine dönüştü.”
Vokalistliğin ardından 1992 yılında Sezen Aksu’nun desteği ile ‘Sakin Ol’ adını verdiği ilk albümünü çıkaran
Erener, bu albüm sayesinde artık tüm Türkiye tarafından tanınan, şarkıları milyonlarca insan tarafından bilinen bir stara dönüşüyor. İkinci albümü “L’al”in ardından bir yol ayrımına geliyor Erener… Yıllardır mücadele ettiği kolit hastalığından kurtuluyor, hem müzikal hem de özel hayatını değiştiren Demir Demirkan ile tanışıyor.
SERTAB’IN YENİDEN DOĞUŞU…
Sertap Erener için hayatının ikinci dönemini ‘yeniden doğuş’ olarak tarif ediyor. “11 yaşından itibaren hastalıkla yaşayan ve aşklarını da bu hastalıkla beraber yaşayan biri olarak, gerçekten içimde sakladığım, kendi özümde olan esas kadını, kızı yaşayamadım. Üzülen ve ezilen ego yaşamak istiyor. Benim içimdeki ego dedi ki: Artık acı çekmek istemiyorum. Bunu tedavi etmek için, kendi içime doğru bir yolculuğa çıktım. Çıkarken de dünyaya, hayata şöyle bir baktım. Neler yaptığıma, yapmadığıma, ne kadar risk aldığıma, bir sürü şeye… Ben bu değişimle beraber gördüm ki, içimdeki kadın da aşkı başka tanımlıyor. Ben aşkı o güne kadar hep kendini güvende hissetmek, bağımlılık duygularıyla yaşamışım. Hiç ayaklarım yerden kesilmemiş. Oysa değişen Sertab aşık olunca ayakları yerden kesildi. İşte şarkıları da besteleri de bu dönemde yapmaya başladım. Başka bir tarafımı fark ettim. O aşk, beni bir şekilde tedavi etti. Korkularımdan kurtuldum. O ölü toprağını üzerimden attım, nefes almaya başladım.”
Sertab Erener bu değişimin dünya starlığına ve Eurovision birinciliğine giden kapıyı da bir bakıma araladığını düşünüyor. ‘Sertab Gibi’ albümünün ardından, 1999 yılında ‘Vur Yüreğim’ ve 2001 yılında ‘Turuncu’ albümünü çıkaran Erener, albümün hit şarkılarından ‘Zor Kadın’ı 2000 yılında Voice Male grubuyla Akapella tarzında yorumlayarak dünya listelerinde şans arıyor ve aynı yılın yaz aylarında yayınladığı Private Emotion adlı single kapsamında Ricky Martin ile düet yapıyor.
EUROVISION ŞARKISI YARIM SAATTE HAZIRDI
Erener’in kariyerindeki bir sonraki hamlesi ise Eurovision’a katılmak oluyor. 24 Mayıs 2003’te, Letonya’nın başkenti Riga’da “Everyway That I Can” şarkısıyla Türkiye’yi temsil eden Erener yarışmada birinci olarak, Türkiye’ye tarihi bir başarı getiriyor. Şarkı uzun süre Avrupa listelerinde üst sıralarda yer alırken 2005’in Ekim ayında Danimarka’nın başkenti Kophenag’da gerçekleşen Eurovision’un 50. yıl kutlamalarında, 50 yıl içinde yarışmış 1000 şarkı arasında 9. seçiliyor. Erener, “Eurovision Şarkı Yarışması'nda seslendireceğim şarkı için önce Sezen'e gittim, daha sonra da Mazhar Alanson'a... Mazhar Abi, bir şarkı verdi ama benim kafamdaki şarkı o değildi. Yarışmaya iki ay kala hala seslendireceğimiz şarkı belli değildi. Sonra Demir'e sordum ve yarım saat sonra beklediğim parça hazırdı. Eurovision’da birinci olacağımı biliyordum, bunu bilerek gittim” diyor.
Eurovision başarısının ardından 2004 yılının Ocak ayında ‘No Boundaries’ adlı ilk İngilizce albümünü çıkardığını anlatan Erener, ‘No Boundaries’, albümün başta Almanya olmak üzere Hollanda, İsveç, İsviçre, Avusturya, Belçika, İspanya, Yunanistan, İngiltere, Polonya, Çek Cumhuriyeti gibi pek çok Avrupa ülkesinde müzik marketlerde yer aldığını belirtiyor. ‘No Boundaries’in yapım aşamasında, aralarında Sertab Erener’in seslendirdiği ‘One More Cup of Coffee’ adlı şarkının da yer aldığı Bob Dylan albümünü piyasaya çıkaran Erener, albümdeki bu şarkının Amerika’da geniş yankı uyandırdığını ve Penelope Cruz, Jessica Lange, Johny Goodman ve Jeff Bridges’ın başrollerini paylaştığı ‘Masked and Anonymous’ adlı Hollywood yapımı filmde şarkının soundtrack olarak seçildiğini anlatıyor. Bu başarının ardından 2005 yılında ‘Aşk Ölmez’ albümünü yayınlayan Erener, 2009 yılında türkülerin İngilizce seslendirildiği ‘Painted on Water’, 2010 yılında da listelerde rekorlar kıran ‘Rengarenk’ albümüyle müzikseverlerin karşısına çıkıyor. Grammy Ödülü almayı da kafasına koyan Erener, “Eurovision'dan sonra beni F-16'lar karşılamıştı, Grammy'den sonra herhalde savaş gemileri karşılar" diyor.
Müziğin her daim hayatında önemli bir yer tuttuğunu söyleyen Erener sözlerini şöyle noktalıyor: “Kendimi ‘ben’ diye tanımladığım günden beri müziğe olan eğilimimin altını çizip, parlattım. Müzik hayatımın bir parçası fakat tamamından ibaret de değil. Keyif aldığım ve ilgilendiğim başka alanlar da var. Müziği profesyonel olarak yapmayı bıraktığım gün hayatımı müzik kadar keyifli hale getirecek ve besleyecek ilgi alanlarım var. Yaşadığım süre içerisinde umarım bir okul kurabilirim”
Son Güncelleme: Pazar, 15 Nisan 2012 15:13
Gösterim: 23285
Ekonomi okudu, finans alanında çalıştı, evlenince aile şirketinin kasasını yönetti, KAGİDER’i kurdu. Türkiye’nin en etkili sivil toplum kuruluşu olan TÜSİAD’da iki dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı, şimdi başkan. 10 parmağında 10 marifet olan Boyner, kadınlar için dümenin başında olmanın büyük önem ifade ettiğini düşünüyor.
Ümit Boyner bir anne, Boyner Holding’de yönetici ve TÜSİAD Başkanı… Türkiye’nin en güçlü kadınlarından birisi, çeyrek asra yaklaşan iş yaşantısında hep çok çalışmış ama çocukları ve ailesi onun için her zaman ilk sırada yer almış. Çalışan annelerin ortak kaderini paylaştığını söylüyor Boyner ve ekliyor; “Çalıştığım için suçluluk duygusu bol bir anneyim.”
1963 İstanbul doğumlu olan Ümit Boyner, üniversite eğitimini ekonomi üzerine University of Rochester’da okumuş. Özel sektörde finans yöneticisi olarak çalıştığı dönemde, kick boks yaparken tanıştığı Cem Boyner ile evliliği farklı bir hayatın kapısını açmış ona.
Kariyerine bankacılık ile başlamış Boyner. “Eskiden herkes doktor, avukat ya da iş adamı olmak isterdi. Çünkü bu meslekler kabul görürdü ve biz de öyle kodlanmıştık. Ben de doktor olmak istemiştim mesela…” diyen Boyner, ancak finansı sevdiği için kendisini bankacılık sektörünün içinde bulduğunu anlatıyor. Boyner, bankacılıktan sonra özel sektörde çalışmaya başladığında da hep finansman yöneticiliği yaptığını ve hiç pişman olmadığını vurguluyor. Evliliğin ardından biraz da kayınpederinin teşvikiyle Boyner Holding’de yöneticilik yapmaya başlamış. Ümit Boyner, yabancı bir bankadan teklif aldığı zaman kayınpederi, “Çalışacaksan bizimle beraber çalış” deyince başlarda biraz tereddütte kalmış ama sonunda kabul etmiş. Bu durumdan başta rahatsızlık duyduğunu itiraf eden Boyner, göreve başladığında çok çabaladığını ve sorumluluk altını belirtiyor. Boyner, özel statü havası yaratmamak için işten erken çıkmak ve yemekleri yemekhanede yemeye varana kadar her konuya hassasiyetle yaklaşmış. “21 yıllık iş hayatımda en fazla yapmaya çalıştığım şey, karşıdakinin yerine kendini koyabilmek. Bu hayata çok boyutlu bakabilmenizi, insanlara çok boyutlu bakıp daha ılımlı yaklaşabilmenizi sağlıyor” diyen Boyner, çok çalışkan olsa da işkolik olmayacağını esprili bir dille söylüyor.
İŞ HAYATINDA KADINLARA ÖNYARGILI YAKLAŞILIYOR
Çalışan bir kadın olarak, iş hayatında kadınlara yapılan negatif ayrımcılıklara karşı çok mücadele vermiş Boyner. “Bazen bir pozisyona eleman alınacakken, erkek tercih edildiği oluyor. Çünkü kadınların doğum yapıyor olması negatif olarak ele alınıyor” diyen Boyner bir yönetici olarak bunun mücadelesini çok verdiğine dikkat çekiyor ve bir anısını paylaşıyor: “İşe ilk yabancı bir bankada başlamıştım. Bir gün bana o bankadaki Türk yönetici, ‘4 yıl sonra nerede olmak istiyorsun?’ diye sordu. Ben de ‘sizin yerinizde’ gibi bir cevap vermiştim. Bunun üzerine, ‘Bu öyle kolay kolay olmaz. Türkiye’de hiçbir erkek bunu kabul etmez’ demişti. Ama şimdi gerçekten yönetim seviyesinde çok kadın görmeye başladık. Özellikle servis sektöründe insan ilişkileri kuvvetli olduğu için kadınlar erkeklerden daha başarılı oluyor.”
SUÇLULUK DUYGUSU BOL BİR ANNEYİM
Sabah kalktığında gidecek bir işi olması onu hep mutlu etse de, Boyner için hayatında işinden daha da önemli bir şey var, ailesi ve çocukları... İş hayatı ve özel hayatını olabildiğince dengede tutmaya çalışan Boyner, programını günlük ihtiyaçlara göre şekillendiriyor. En büyük önceliğinin ailesi ve çocukları olduğunu dile getiren Boyner sözlerini şöyle sürdürüyor: “Öldüğünüz zaman yaptığınız işlerden öte, nasıl çocuklar yetiştirdiğiniz ve nasıl bir aileye sahip olduğunuz önemli. Bir insanın bıraktığı en önemli mirasın çocukları olduğunu düşünüyorum. Çocuklarıma ve eşime doğru ve kaliteli bir zaman ayırmaya çalışıyorum. Zor oluyor, ama öncelikleri belirlemek gerekiyor. Sabah kalktığımda gidecek bir yerim olmazsa, ne yaparım bilemiyorum. Gün içindeki hayatım işe göre ayarlanmış durumda. STK’larla ilgili çalışmalarım ya sabah erken saatlerde ya da akşam iş çıkışlarında oluyor. Mümkün olduğu kadar planlı olmaya çalışıyorum. Geri kalan zamanlarımda seyahat ediyorum ve aileme vakit ayırıyorum.”
Boyner, çalışan bir anne olduğu için suçluluk duygusunun da bol olduğunu inkar etmiyor. Bazen çok disiplinli, bazen de çok yumuşak olabildiğine işaret eden Boyner, “Onlarla arkadaş olmaya çalışıyorum. Birlikte spor yapıyoruz. Birlikte dalıyoruz. Kalabalık bir çocuk grubumuz var. Maceradan hoşlanıyoruz. Ayvalık’ta beraber yürüyüş yapmaktan keyif alıyoruz. Eğlenceli ve çocuklarına yol göstermeye çalışan bir anneyim. Bazen gösterdiğim yolu beğenmezlerse, kızıyorum. En büyük çatışma burada oluyor. Sürekli karşılıklı karakter testi yapıyoruz” diye konuşuyor.
Çalışmaktan asla yüksünmese de, emeklilik için şimdiden planlarını yapmaya başlamış Boyner. Emeklilik dönemi için en büyük hayalleri ise seyahat etmek ve su altında çektiği filmlerin rejisörlüğünü yapmak. Ama bir gün bunları yapmaya karar verdiğinde kendisiyle ilgili “Doğru bir insan oldum, doğru şeyler yaptım, doğru çocuklar yetiştirdim, bazı konularda fark yarattım” demek istiyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
Ekonomi okudu, finans alanında çalıştı, evlenince aile şirketinin kasasını yönetti, KAGİDER’i kurdu. Türkiye’nin en etkili sivil toplum kuruluşu olan TÜSİAD’da iki dönem yönetim kurulu üyeliği yaptı, şimdi başkan. 10 parmağında 10 marifet olan Boyner, kadınlar için dümenin başında olmanın büyük önem ifade ettiğini düşünüyor.
Ümit Boyner bir anne, Boyner Holding’de yönetici ve TÜSİAD Başkanı… Türkiye’nin en güçlü kadınlarından birisi, çeyrek asra yaklaşan iş yaşantısında hep çok çalışmış ama çocukları ve ailesi onun için her zaman ilk sırada yer almış. Çalışan annelerin ortak kaderini paylaştığını söylüyor Boyner ve ekliyor; “Çalıştığım için suçluluk duygusu bol bir anneyim.”
1963 İstanbul doğumlu olan Ümit Boyner, üniversite eğitimini ekonomi üzerine University of Rochester’da okumuş. Özel sektörde finans yöneticisi olarak çalıştığı dönemde, kick boks yaparken tanıştığı Cem Boyner ile evliliği farklı bir hayatın kapısını açmış ona.
Kariyerine bankacılık ile başlamış Boyner. “Eskiden herkes doktor, avukat ya da iş adamı olmak isterdi. Çünkü bu meslekler kabul görürdü ve biz de öyle kodlanmıştık. Ben de doktor olmak istemiştim mesela…” diyen Boyner, ancak finansı sevdiği için kendisini bankacılık sektörünün içinde bulduğunu anlatıyor. Boyner, bankacılıktan sonra özel sektörde çalışmaya başladığında da hep finansman yöneticiliği yaptığını ve hiç pişman olmadığını vurguluyor. Evliliğin ardından biraz da kayınpederinin teşvikiyle Boyner Holding’de yöneticilik yapmaya başlamış. Ümit Boyner, yabancı bir bankadan teklif aldığı zaman kayınpederi, “Çalışacaksan bizimle beraber çalış” deyince başlarda biraz tereddütte kalmış ama sonunda kabul etmiş. Bu durumdan başta rahatsızlık duyduğunu itiraf eden Boyner, göreve başladığında çok çabaladığını ve sorumluluk altını belirtiyor. Boyner, özel statü havası yaratmamak için işten erken çıkmak ve yemekleri yemekhanede yemeye varana kadar her konuya hassasiyetle yaklaşmış. “21 yıllık iş hayatımda en fazla yapmaya çalıştığım şey, karşıdakinin yerine kendini koyabilmek. Bu hayata çok boyutlu bakabilmenizi, insanlara çok boyutlu bakıp daha ılımlı yaklaşabilmenizi sağlıyor” diyen Boyner, çok çalışkan olsa da işkolik olmayacağını esprili bir dille söylüyor.
İŞ HAYATINDA KADINLARA ÖNYARGILI YAKLAŞILIYOR
Çalışan bir kadın olarak, iş hayatında kadınlara yapılan negatif ayrımcılıklara karşı çok mücadele vermiş Boyner. “Bazen bir pozisyona eleman alınacakken, erkek tercih edildiği oluyor. Çünkü kadınların doğum yapıyor olması negatif olarak ele alınıyor” diyen Boyner bir yönetici olarak bunun mücadelesini çok verdiğine dikkat çekiyor ve bir anısını paylaşıyor: “İşe ilk yabancı bir bankada başlamıştım. Bir gün bana o bankadaki Türk yönetici, ‘4 yıl sonra nerede olmak istiyorsun?’ diye sordu. Ben de ‘sizin yerinizde’ gibi bir cevap vermiştim. Bunun üzerine, ‘Bu öyle kolay kolay olmaz. Türkiye’de hiçbir erkek bunu kabul etmez’ demişti. Ama şimdi gerçekten yönetim seviyesinde çok kadın görmeye başladık. Özellikle servis sektöründe insan ilişkileri kuvvetli olduğu için kadınlar erkeklerden daha başarılı oluyor.”
SUÇLULUK DUYGUSU BOL BİR ANNEYİM
Sabah kalktığında gidecek bir işi olması onu hep mutlu etse de, Boyner için hayatında işinden daha da önemli bir şey var, ailesi ve çocukları... İş hayatı ve özel hayatını olabildiğince dengede tutmaya çalışan Boyner, programını günlük ihtiyaçlara göre şekillendiriyor. En büyük önceliğinin ailesi ve çocukları olduğunu dile getiren Boyner sözlerini şöyle sürdürüyor: “Öldüğünüz zaman yaptığınız işlerden öte, nasıl çocuklar yetiştirdiğiniz ve nasıl bir aileye sahip olduğunuz önemli. Bir insanın bıraktığı en önemli mirasın çocukları olduğunu düşünüyorum. Çocuklarıma ve eşime doğru ve kaliteli bir zaman ayırmaya çalışıyorum. Zor oluyor, ama öncelikleri belirlemek gerekiyor. Sabah kalktığımda gidecek bir yerim olmazsa, ne yaparım bilemiyorum. Gün içindeki hayatım işe göre ayarlanmış durumda. STK’larla ilgili çalışmalarım ya sabah erken saatlerde ya da akşam iş çıkışlarında oluyor. Mümkün olduğu kadar planlı olmaya çalışıyorum. Geri kalan zamanlarımda seyahat ediyorum ve aileme vakit ayırıyorum.”
Boyner, çalışan bir anne olduğu için suçluluk duygusunun da bol olduğunu inkar etmiyor. Bazen çok disiplinli, bazen de çok yumuşak olabildiğine işaret eden Boyner, “Onlarla arkadaş olmaya çalışıyorum. Birlikte spor yapıyoruz. Birlikte dalıyoruz. Kalabalık bir çocuk grubumuz var. Maceradan hoşlanıyoruz. Ayvalık’ta beraber yürüyüş yapmaktan keyif alıyoruz. Eğlenceli ve çocuklarına yol göstermeye çalışan bir anneyim. Bazen gösterdiğim yolu beğenmezlerse, kızıyorum. En büyük çatışma burada oluyor. Sürekli karşılıklı karakter testi yapıyoruz” diye konuşuyor.
Çalışmaktan asla yüksünmese de, emeklilik için şimdiden planlarını yapmaya başlamış Boyner. Emeklilik dönemi için en büyük hayalleri ise seyahat etmek ve su altında çektiği filmlerin rejisörlüğünü yapmak. Ama bir gün bunları yapmaya karar verdiğinde kendisiyle ilgili “Doğru bir insan oldum, doğru şeyler yaptım, doğru çocuklar yetiştirdim, bazı konularda fark yarattım” demek istiyor.
Son Güncelleme: Cumartesi, 14 Nisan 2012 18:22
Gösterim: 2776
Yaşamdan Dakikalar ekibi, 5 Nisan 1925 doğumlu Sadri Alışık sevenleri için bir sürpriz hazırladı, “Yalan Dünya”nın Emir’i Sarp Apak’ı plastik makyaj yöntemiyle Alışık’a benzeterek stüdyoda ağırladı. Makyaj sanatçısı Derya Ergün’ün tam üç saatte tamamladığı makyajla Alışık’a benzetilen Apak, program yorumcuları Nebil Özgentürk, Hıncal Uluç ve Sunay Akın’ı “Dostlardan selam getirdim” diyerek selamladı manlig-halsa.se.
Hıncal Uluç, Nebil Özgentürk ve Sunay Akın’ın sunduğu program ekibi, günler öncesinde 5 Nisan 1925 doğumlu Sadri Alışık’ın doğum günü anısına özel bir anma yapmak istedi. Çolpan ılhan ve Kerem Alışık’ın da daha önce “Yüzü Sadri Alışık’ın gençliğine çok benziyor” dediği Sarp Apak’a makyajla Sadri Alışık’a benzetilmesi için teklif götürüldü. Teklifi kabul eden Apak’la makyöz Derya Ergün birkaç kez makyaj provası yaptı. Özel peruk hazırlandı. Ve çekim günü tam üç saat süren makyaj sayesinde “Yalan Dünya”nın Emir’i şaşırtıcı biçimde Sadri Alışık’a benzedi.
Kültür Sanat içerikli programın sohbetli dakikaları sürerken aniden stüdyoya giren genç oyuncu, Alışık’ın filmlerinde çokça kullandığı “Maaşallah maaşallah iyisiniz gençler!” repliğiyle ekibi selamladı. Sonrasında Sadri Alışık’ın aşağıdaki dizelerle başlayan biyografi şiirini okudu:
Paşabahçe’de doğmuşum
Sayı bilmişim sünnet olmuşum
Koynumda pabuçlarım
Uyanık uykular uyumuşum arife geceleri
Uluç, Özgentürk ve Akın’ın şaşkın bakışları arasında Alışık’ın vücut dilini de kullanarak doğum günü anısına hazırlanan minik oyunu oynayan Sarp Apak, stüdyoya gelen makyöz Derya Ergün’ün peruğunu, makyajını ve bıyığını sökerek çıkarmasıyla eski haline döndürüldü.
ÇOK MUTLU OLDUM ONUR DUYDUM
“Yaşamdan Dakikalar” programına Sadri Alışık rolüne bürünerek konuk olan Sarp Apak, çekim sonrası şunları söyledi: “Çok mutlu oldum. Onur duydum. Benim amacım da bu büyük ustalarımız gibi sanatı en güzel şekilde icra etmek ve kalıcı olmak. Yıllardan beri Sadri Alışık’a benzetilirdim. Nebil Abi beni aradığında bu teklifi heyecanla kabul ettim. Sadri Alışık ile doğum gününde böyle bir rabıta kurabilmek benim için çok güzel bir fırsattı.”
NECO DA ALIŞIK VE BORA ANISINA ŞARKI SÖYLEDİ
Gelişim Orkestrası’ndan ayrıldıktan sonra ilk kez “Yaşamdan Dakikalar” programına konuk olan Neco da Sadri Alışık anısına bir şarkı söyledi. “Hayatta en sevdiğim insanlardan biriydi. Sadri bu şarkıyı çok severdi” diyerek hem Sadri Alışık hem de onun doğum gününde ölen Ekrem Bora için “şimdi Uzaklardasın”ı seslendirdi.
BU MAHARETİNLE YÜZ NAKLİ DE YAPARSIN
Birdenbire Sarp Apak’ı Sadri Alışık makyajıyla stüdyoda gören Hıncal Uluç, makyöz Derya Ergün’e “Sen bu maharetinle yüz nakli de yaparsın” diye takıldı.
AH GÜZEL İSTANBUL KOSTÜMÜ
Sarp Apak, bu özel çekime Sadri Alışık’ın “Ah Güzel İstanbul” filmindeki karakteri Haşmet ıbriktaroğlu’nun kostümüne benzeyen palto, şapka ve atkı ile katıldı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
Yaşamdan Dakikalar ekibi, 5 Nisan 1925 doğumlu Sadri Alışık sevenleri için bir sürpriz hazırladı, “Yalan Dünya”nın Emir’i Sarp Apak’ı plastik makyaj yöntemiyle Alışık’a benzeterek stüdyoda ağırladı. Makyaj sanatçısı Derya Ergün’ün tam üç saatte tamamladığı makyajla Alışık’a benzetilen Apak, program yorumcuları Nebil Özgentürk, Hıncal Uluç ve Sunay Akın’ı “Dostlardan selam getirdim” diyerek selamladı manlig-halsa.se.
Hıncal Uluç, Nebil Özgentürk ve Sunay Akın’ın sunduğu program ekibi, günler öncesinde 5 Nisan 1925 doğumlu Sadri Alışık’ın doğum günü anısına özel bir anma yapmak istedi. Çolpan ılhan ve Kerem Alışık’ın da daha önce “Yüzü Sadri Alışık’ın gençliğine çok benziyor” dediği Sarp Apak’a makyajla Sadri Alışık’a benzetilmesi için teklif götürüldü. Teklifi kabul eden Apak’la makyöz Derya Ergün birkaç kez makyaj provası yaptı. Özel peruk hazırlandı. Ve çekim günü tam üç saat süren makyaj sayesinde “Yalan Dünya”nın Emir’i şaşırtıcı biçimde Sadri Alışık’a benzedi.
Kültür Sanat içerikli programın sohbetli dakikaları sürerken aniden stüdyoya giren genç oyuncu, Alışık’ın filmlerinde çokça kullandığı “Maaşallah maaşallah iyisiniz gençler!” repliğiyle ekibi selamladı. Sonrasında Sadri Alışık’ın aşağıdaki dizelerle başlayan biyografi şiirini okudu:
Paşabahçe’de doğmuşum
Sayı bilmişim sünnet olmuşum
Koynumda pabuçlarım
Uyanık uykular uyumuşum arife geceleri
Uluç, Özgentürk ve Akın’ın şaşkın bakışları arasında Alışık’ın vücut dilini de kullanarak doğum günü anısına hazırlanan minik oyunu oynayan Sarp Apak, stüdyoya gelen makyöz Derya Ergün’ün peruğunu, makyajını ve bıyığını sökerek çıkarmasıyla eski haline döndürüldü.
ÇOK MUTLU OLDUM ONUR DUYDUM
“Yaşamdan Dakikalar” programına Sadri Alışık rolüne bürünerek konuk olan Sarp Apak, çekim sonrası şunları söyledi: “Çok mutlu oldum. Onur duydum. Benim amacım da bu büyük ustalarımız gibi sanatı en güzel şekilde icra etmek ve kalıcı olmak. Yıllardan beri Sadri Alışık’a benzetilirdim. Nebil Abi beni aradığında bu teklifi heyecanla kabul ettim. Sadri Alışık ile doğum gününde böyle bir rabıta kurabilmek benim için çok güzel bir fırsattı.”
NECO DA ALIŞIK VE BORA ANISINA ŞARKI SÖYLEDİ
Gelişim Orkestrası’ndan ayrıldıktan sonra ilk kez “Yaşamdan Dakikalar” programına konuk olan Neco da Sadri Alışık anısına bir şarkı söyledi. “Hayatta en sevdiğim insanlardan biriydi. Sadri bu şarkıyı çok severdi” diyerek hem Sadri Alışık hem de onun doğum gününde ölen Ekrem Bora için “şimdi Uzaklardasın”ı seslendirdi.
BU MAHARETİNLE YÜZ NAKLİ DE YAPARSIN
Birdenbire Sarp Apak’ı Sadri Alışık makyajıyla stüdyoda gören Hıncal Uluç, makyöz Derya Ergün’e “Sen bu maharetinle yüz nakli de yaparsın” diye takıldı.
AH GÜZEL İSTANBUL KOSTÜMÜ
Sarp Apak, bu özel çekime Sadri Alışık’ın “Ah Güzel İstanbul” filmindeki karakteri Haşmet ıbriktaroğlu’nun kostümüne benzeyen palto, şapka ve atkı ile katıldı.
Son Güncelleme: Cuma, 06 Nisan 2012 15:48
Gösterim: 2474
Yazarlığını yaptığı ve oynadığı her yapımı zirveye götürmüş ,usta bir oyuncu ve senarist olan Meral Okay , en son Muhteşem Yüzyıl dizisinin
senaristliğini yapmaktaydı.
20 Eylül 1958 tarihinde, Ankara'da doğdu. Sanat dünyasıyla ilgilenmeden önce beş yıl süresinde devlet memurluğu yaptı. Bu süreçte Toprak Mahsülleri Ofisi'nin düzenlediği Dünya Bankası projelerinde yer aldı.
12 Eylül döneminde İşçi Partisi'nin üyesi ve işyeri temsilcisiydi; bu dönemde yaşadığı olayları daha sonra yapım koordinatörü ve oyuncusu olduğu Beynelmilel filminde izleyicilerine aktardı.
1984 yılında, sinema ve tiyatroya büyük emeği geçmiş olan usta oyuncu Yaman Okay ile evlendi. Bu evlilik, eşinin pankreas kanseri yüzünden vefat ettiği 1993 yılına kadar devam etti.
Ankara'dan İstanbul'a taşınması sanat ve yayın hayatına geçişini kolaylaştırdı. İlk olarak Günaydın gazetesinde çalışan Okay, dergi yayıncılığı, yapımcılık gibi farklı işlerde çalıştı. Sezen Aksu ile birlikte şarkı sözleri de yazan Okay, 1992 yılında, Seni Seviyorum Rosa filmindeki rolü ile oyunculuk hayatına başladı.
Propoganda filminde basın danışmanlığı, Asmalı Konak dizisinde senaryo yazarlığı, İkinci Bahar, Yeditepe İstanbul dizileri ve O Şimdi Asker filminde oyunculuk yaparak kariyerini güçlendiren Okay, popüler dizi Bir Bulut Olsam'ın senaryosunu yazmakta ve dizide İnci Batur karakterini canlandırmaktadır.
Rol Aldığı Film ve Diziler; Bir Bulut Olsam (2009) , Alia (2008), Beynelmilel (2006) , O Şimdi Asker (2002), Hiçbiryerde (2001), Koltuk Sevdası (2001), Yeditepe İstanbul (2001), İkinci Bahar (1998), Seni Seviyorum Rosa (1992)
Senaryo Yazarlığı Yaptığı Film ve Diziler; Bir Bulut Olsam (2009), Fedai (2007), Asmalı Konak (2002), Yasemince (1997)
Aldığı Ödüller; 14. Adana Altın Koza Film Şenliği – 2007 [En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Beynelmilel], 24. Siyad Türk Sineması Ödülleri - 2002 [En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Hiçbiryerde]
Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
Yazarlığını yaptığı ve oynadığı her yapımı zirveye götürmüş ,usta bir oyuncu ve senarist olan Meral Okay , en son Muhteşem Yüzyıl dizisinin
senaristliğini yapmaktaydı.
20 Eylül 1958 tarihinde, Ankara'da doğdu. Sanat dünyasıyla ilgilenmeden önce beş yıl süresinde devlet memurluğu yaptı. Bu süreçte Toprak Mahsülleri Ofisi'nin düzenlediği Dünya Bankası projelerinde yer aldı.
12 Eylül döneminde İşçi Partisi'nin üyesi ve işyeri temsilcisiydi; bu dönemde yaşadığı olayları daha sonra yapım koordinatörü ve oyuncusu olduğu Beynelmilel filminde izleyicilerine aktardı.
1984 yılında, sinema ve tiyatroya büyük emeği geçmiş olan usta oyuncu Yaman Okay ile evlendi. Bu evlilik, eşinin pankreas kanseri yüzünden vefat ettiği 1993 yılına kadar devam etti.
Ankara'dan İstanbul'a taşınması sanat ve yayın hayatına geçişini kolaylaştırdı. İlk olarak Günaydın gazetesinde çalışan Okay, dergi yayıncılığı, yapımcılık gibi farklı işlerde çalıştı. Sezen Aksu ile birlikte şarkı sözleri de yazan Okay, 1992 yılında, Seni Seviyorum Rosa filmindeki rolü ile oyunculuk hayatına başladı.
Propoganda filminde basın danışmanlığı, Asmalı Konak dizisinde senaryo yazarlığı, İkinci Bahar, Yeditepe İstanbul dizileri ve O Şimdi Asker filminde oyunculuk yaparak kariyerini güçlendiren Okay, popüler dizi Bir Bulut Olsam'ın senaryosunu yazmakta ve dizide İnci Batur karakterini canlandırmaktadır.
Rol Aldığı Film ve Diziler; Bir Bulut Olsam (2009) , Alia (2008), Beynelmilel (2006) , O Şimdi Asker (2002), Hiçbiryerde (2001), Koltuk Sevdası (2001), Yeditepe İstanbul (2001), İkinci Bahar (1998), Seni Seviyorum Rosa (1992)
Senaryo Yazarlığı Yaptığı Film ve Diziler; Bir Bulut Olsam (2009), Fedai (2007), Asmalı Konak (2002), Yasemince (1997)
Aldığı Ödüller; 14. Adana Altın Koza Film Şenliği – 2007 [En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Beynelmilel], 24. Siyad Türk Sineması Ödülleri - 2002 [En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Hiçbiryerde]
Son Güncelleme: Pazartesi, 09 Nisan 2012 10:38
Gösterim: 1806
Mustafa Kemal Atatürk'ün okuduğu Behçet Kemal Çağlar'ın "Asırlarca" şiiri gün yüzüne çıktı. Atatürk’üm kendi sesinden okuduğu şiiri dinlemek için fotoğrafın üstüne tıklayın.
Atatürk'ün kendi sesinden okuduğu şiiri dinlemek için tıklayın

Üst Kategori: ROOT Kategori: Öne Çıkanlar
Mustafa Kemal Atatürk'ün okuduğu Behçet Kemal Çağlar'ın "Asırlarca" şiiri gün yüzüne çıktı. Atatürk’üm kendi sesinden okuduğu şiiri dinlemek için fotoğrafın üstüne tıklayın.
Atatürk'ün kendi sesinden okuduğu şiiri dinlemek için tıklayın

Son Güncelleme: Perşembe, 05 Nisan 2012 11:08
Gösterim: 2629

