Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Dinçer, "Eğitimde paradigmamızı değiştirmeye çalışıyoruz. Eğitimi demokratikleştirmeye ve esnekleştirmeye çalışıyoruz" dedi.

paradigma değişikliği için çalışıyoruzMilli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi'nde gerçekleştirilen ''Yazarlar Okulda Projesi'' yılsonu kapanış programına katıldı.

Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen eğitimi kesintisiz 12 yıla yükselten kanunun çıktığını, ''Fatih'' ve ''Okulda Hayat Olsun'' projelerinin başlatıldığını ifade eden Dinçer, şöyle konuştu:

''Bunların hepsi tartışma konusu yapılıyor ama esas söylemek istediğim şu; bunların her birisi kendi başına anlamlı değil, esas olan, eğitimde paradigma değişikliği yapmaya çalışıyoruz. Belki de vurgulanması gereken şey bu.''

Toplumun her kesiminin kendisini bulabileceği bir yapı kurgulamak istediklerini dile getiren Bakan Dinçer, ''Çocuklara küresel düzeyde rekabet gücünü sağlayacak, bilgi ve yetenekleri esas alan kazanımları zorunlu olarak vereceğiz. Onun dışındaki her şeyi çocukların ilgisine, ihtiyacına, yeteneklerine göre yönlendireceğiz'' şeklinde konuştu.

Kitap okumayı teşvik eden bir kültürü yaratmak zorunda olduklarını kaydeden Bakan Dinçer, ''Türkiye'de kitap okuma konusunda bazı gariplikler var. Bunların arasında 'Kitap okuyacağına ders çalışsana' veya 'çok okuma gözün bozulur' yaklaşımı ya da evinizde bir kitaplık var ve içinde de 3-5 kitap varsa 'Bütün bunları okudun mu?' sorusudur'' dedi.

> Dinçer 4+4+4'teki asıl amaçlarını açıkladı

Dinçer, "Eğitimde paradigmamızı değiştirmeye çalışıyoruz. Eğitimi demokratikleştirmeye ve esnekleştirmeye çalışıyoruz" dedi.

paradigma değişikliği için çalışıyoruzMilli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Prof. Dr. Mümtaz Turhan Sosyal Bilimler Lisesi'nde gerçekleştirilen ''Yazarlar Okulda Projesi'' yılsonu kapanış programına katıldı.

Kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen eğitimi kesintisiz 12 yıla yükselten kanunun çıktığını, ''Fatih'' ve ''Okulda Hayat Olsun'' projelerinin başlatıldığını ifade eden Dinçer, şöyle konuştu:

''Bunların hepsi tartışma konusu yapılıyor ama esas söylemek istediğim şu; bunların her birisi kendi başına anlamlı değil, esas olan, eğitimde paradigma değişikliği yapmaya çalışıyoruz. Belki de vurgulanması gereken şey bu.''

Toplumun her kesiminin kendisini bulabileceği bir yapı kurgulamak istediklerini dile getiren Bakan Dinçer, ''Çocuklara küresel düzeyde rekabet gücünü sağlayacak, bilgi ve yetenekleri esas alan kazanımları zorunlu olarak vereceğiz. Onun dışındaki her şeyi çocukların ilgisine, ihtiyacına, yeteneklerine göre yönlendireceğiz'' şeklinde konuştu.

Kitap okumayı teşvik eden bir kültürü yaratmak zorunda olduklarını kaydeden Bakan Dinçer, ''Türkiye'de kitap okuma konusunda bazı gariplikler var. Bunların arasında 'Kitap okuyacağına ders çalışsana' veya 'çok okuma gözün bozulur' yaklaşımı ya da evinizde bir kitaplık var ve içinde de 3-5 kitap varsa 'Bütün bunları okudun mu?' sorusudur'' dedi.

Son Güncelleme: Pazar, 27 May 2012 17:03

Gösterim: 1470

Milli Eğitim Bakanlığı, meslek ve teknik liselerine vereceği teşvikleri artırıyor. Meslek lisesi mezunları kendi işini kurarken teşviklerden yararlanabilecek.

meslek liselilere kredi kolaylığıBakanlık özellikle meslek liselerinden mezun olanlar, kendi işini kurması durumunda kredi bulacak

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), meslek ve teknik liselere talebin tekrar artması için çalışmalarını sürdürüyor. MEB, 2010-2014 strateji planıyla bu okulların saygın kurumlar haline getirilmesi için kendisine hedef belirledi.

Girişimcilik özendiriliyor

Plana göre Bakanlık, istihdama yönelik olarak ilgili kurumlarla iş birliği içerisinde kendi işini kurmak isteyen mezun öğrencilere kredi bulacak. Bakanlıkça hazırlanacak "Girişimcilik El Kitabı-İş Kurma Rehberi" ile bilgilendirilecek olan mezun öğrenciler kredi desteğiyle de kendi işinin sahibi olacak.

Döner sermaye desteği

Bakanlık öğrencilerin alan ve dallarının gerektirdiği becerileri ve yeterlilikleri kazandırmak amacıyla mesleki ve teknik eğitimde öğrencilere yönelik uygulamalı eğitimi artıracak. Bakanlık bu politikayı gerçekleştirmek amacıyla, okul ve işletmelerde mesleki eğitim uygulamaları ile Döner Sermaye (DÖSE) işletmelerine alınan siparişler yoluyla yapacak.

Şirketlerde eğitim birimi

Özel sektörün işletmelerinde eğitim birimi kurması da teşvik edilecek. Bakanlık, meslek kuruluşları ile işçi ve işveren kuruluşlarının meslek eğitimi vermelerini özendirmeyi de planlanıyor.

Meslek yüksekokullarının mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarıyla entegrasyonu da güçlendirilerek meslek yüksekokulları daha işlevsel hale getirilecek.

(bugün)

> Meslek liselilere iş kurma kredisi geliyor

Milli Eğitim Bakanlığı, meslek ve teknik liselerine vereceği teşvikleri artırıyor. Meslek lisesi mezunları kendi işini kurarken teşviklerden yararlanabilecek.

meslek liselilere kredi kolaylığıBakanlık özellikle meslek liselerinden mezun olanlar, kendi işini kurması durumunda kredi bulacak

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), meslek ve teknik liselere talebin tekrar artması için çalışmalarını sürdürüyor. MEB, 2010-2014 strateji planıyla bu okulların saygın kurumlar haline getirilmesi için kendisine hedef belirledi.

Girişimcilik özendiriliyor

Plana göre Bakanlık, istihdama yönelik olarak ilgili kurumlarla iş birliği içerisinde kendi işini kurmak isteyen mezun öğrencilere kredi bulacak. Bakanlıkça hazırlanacak "Girişimcilik El Kitabı-İş Kurma Rehberi" ile bilgilendirilecek olan mezun öğrenciler kredi desteğiyle de kendi işinin sahibi olacak.

Döner sermaye desteği

Bakanlık öğrencilerin alan ve dallarının gerektirdiği becerileri ve yeterlilikleri kazandırmak amacıyla mesleki ve teknik eğitimde öğrencilere yönelik uygulamalı eğitimi artıracak. Bakanlık bu politikayı gerçekleştirmek amacıyla, okul ve işletmelerde mesleki eğitim uygulamaları ile Döner Sermaye (DÖSE) işletmelerine alınan siparişler yoluyla yapacak.

Şirketlerde eğitim birimi

Özel sektörün işletmelerinde eğitim birimi kurması da teşvik edilecek. Bakanlık, meslek kuruluşları ile işçi ve işveren kuruluşlarının meslek eğitimi vermelerini özendirmeyi de planlanıyor.

Meslek yüksekokullarının mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarıyla entegrasyonu da güçlendirilerek meslek yüksekokulları daha işlevsel hale getirilecek.

(bugün)

Son Güncelleme: Pazar, 27 May 2012 13:37

Gösterim: 3049

Ekonomi Bakanı Çağlayan, "AB, Türkiye'ye bugün yine çok şey bahşetmiş, vize konusunda ciddi kıyak yapacaklarmış. Al başına çal, ne diyeyim ben sana" dedi.

çağlayan'dan ab'ye vize tepkisiEkonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Çorum Sanayici ve İş Adamları Derneği (ÇORUMSİAD) ile Orta Karadeniz Sanayici ve İş Adamları Derneği (OKASİFED) tarafından organize edilen ''Yerel Dinamikler'' toplantısına katıldı.

Bugün Türkiye'ye sadece Türk olarak bakmamak gerektiğini vurgulayan Çağlayan, bu bakışın şaşı bir bakış olacağını kaydetti.

Türkiye'nin 56 ülkeye dört saatlik uçuş mesafesinde olduğuna dikkati çeken Çağlayan, ''Türkiye, sadece Avrupa'nın en büyük kara ve taşıma filosuna sahip, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke değil. Bugün Türkiye, 56 ülkeye dört saatlik uçuş mesafesinde olan bir ülke. Bu 56 ülkede dünya toplam ithalatının yüzde 46'sı burada yatıyor. Avrupa'nın yaş ortalaması 45, iş bitmiş'' dedi.

AB'nin Türkiye'ye yönelik vize kolaylığı yapacağını okuduğunu belirten Çağlayan, ''AB, Türkiye'ye bugün yine çok şey bahşetmişler. Türkiye'ye vize konusunda ciddi kıyak yapacaklarmış. Al başına çal ne diyeyim ben sana'' diye konuştu.

S&P'ye artık double S&P diyorum

Türkiye'ye bazı derecelendirme kuruluşlarının da iki yüzlü davrandığını dile getiren Çağlayan, ''Biliyorsunuz bir derecelendirme şirketi Standard&Poor's (S&P) var. O artık double S&P oldu. Çünkü ben ona çifte standart diyorum. S&P bugün haritada bulamayacağınız, gece sokaklarında gezemeyeceğiniz ülkeler, Avrupa'da resmen oksijene bağlanmış, hayat ünitesine, yoğun bakıma bağlanmış bu ülkelere hak etmediği notları verirken, Türkiye'ye gelince şaşırıyor'' diye konuştu.

S&P'nin Türkiye ile ilgili derecelendirmelerinin dikkate alınmadığını belirten Çağlayan, ''Bu açıklamayı yaptı ne oldu? Hangi ekonomik birim, kurum Türkiye'nin faiz dengesini bozdu? Allah'a şükür 'Ti'ye bile almadılar. Türkiye'nin karizmasını çizelim derken kendi karizmalarını çizdiler'' dedi.

Yeni teşvik paketi en cömert teşvik sistemi oldu

Teşvikle ilgili yasa tasarısının önümüzdeki hafta TBMM'ye getirileceğini hatırlatan Çağlayan, ''Yeni teşvik paketi, en cömert ve babayiğit teşvik sistemi olmuştur. TOBB, TÜSİAD gibi bütün sivil toplum kuruluşlarımızdan yüzde 90'dan fazla beğeni almıştır'' diye konuştu.

Türkiye'nin ekonomik alanda Avrupa'ya ders verdiğini dile getiren Çağlayan, ''Bugün AB'nin 27 ülkesinin koymuş olduğu Maastricht kriterlerini, 21 Avrupa ülkesinin çok daha ötesinde önemli kazanımlarla elde etmiş bir ülkeyiz. İşsizlikte Avrupa'nın işsizlik ortalamasının altında olan bir konuma geldik. Nüfusu bir milyon artan, her yıl nüfusuna bir milyon kişi eklenen bir ülkeyiz'' diye konuştu.

> Bakan’dan AB'ye 'vize' tepkisi

Ekonomi Bakanı Çağlayan, "AB, Türkiye'ye bugün yine çok şey bahşetmiş, vize konusunda ciddi kıyak yapacaklarmış. Al başına çal, ne diyeyim ben sana" dedi.

çağlayan'dan ab'ye vize tepkisiEkonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Çorum Sanayici ve İş Adamları Derneği (ÇORUMSİAD) ile Orta Karadeniz Sanayici ve İş Adamları Derneği (OKASİFED) tarafından organize edilen ''Yerel Dinamikler'' toplantısına katıldı.

Bugün Türkiye'ye sadece Türk olarak bakmamak gerektiğini vurgulayan Çağlayan, bu bakışın şaşı bir bakış olacağını kaydetti.

Türkiye'nin 56 ülkeye dört saatlik uçuş mesafesinde olduğuna dikkati çeken Çağlayan, ''Türkiye, sadece Avrupa'nın en büyük kara ve taşıma filosuna sahip, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke değil. Bugün Türkiye, 56 ülkeye dört saatlik uçuş mesafesinde olan bir ülke. Bu 56 ülkede dünya toplam ithalatının yüzde 46'sı burada yatıyor. Avrupa'nın yaş ortalaması 45, iş bitmiş'' dedi.

AB'nin Türkiye'ye yönelik vize kolaylığı yapacağını okuduğunu belirten Çağlayan, ''AB, Türkiye'ye bugün yine çok şey bahşetmişler. Türkiye'ye vize konusunda ciddi kıyak yapacaklarmış. Al başına çal ne diyeyim ben sana'' diye konuştu.

S&P'ye artık double S&P diyorum

Türkiye'ye bazı derecelendirme kuruluşlarının da iki yüzlü davrandığını dile getiren Çağlayan, ''Biliyorsunuz bir derecelendirme şirketi Standard&Poor's (S&P) var. O artık double S&P oldu. Çünkü ben ona çifte standart diyorum. S&P bugün haritada bulamayacağınız, gece sokaklarında gezemeyeceğiniz ülkeler, Avrupa'da resmen oksijene bağlanmış, hayat ünitesine, yoğun bakıma bağlanmış bu ülkelere hak etmediği notları verirken, Türkiye'ye gelince şaşırıyor'' diye konuştu.

S&P'nin Türkiye ile ilgili derecelendirmelerinin dikkate alınmadığını belirten Çağlayan, ''Bu açıklamayı yaptı ne oldu? Hangi ekonomik birim, kurum Türkiye'nin faiz dengesini bozdu? Allah'a şükür 'Ti'ye bile almadılar. Türkiye'nin karizmasını çizelim derken kendi karizmalarını çizdiler'' dedi.

Yeni teşvik paketi en cömert teşvik sistemi oldu

Teşvikle ilgili yasa tasarısının önümüzdeki hafta TBMM'ye getirileceğini hatırlatan Çağlayan, ''Yeni teşvik paketi, en cömert ve babayiğit teşvik sistemi olmuştur. TOBB, TÜSİAD gibi bütün sivil toplum kuruluşlarımızdan yüzde 90'dan fazla beğeni almıştır'' diye konuştu.

Türkiye'nin ekonomik alanda Avrupa'ya ders verdiğini dile getiren Çağlayan, ''Bugün AB'nin 27 ülkesinin koymuş olduğu Maastricht kriterlerini, 21 Avrupa ülkesinin çok daha ötesinde önemli kazanımlarla elde etmiş bir ülkeyiz. İşsizlikte Avrupa'nın işsizlik ortalamasının altında olan bir konuma geldik. Nüfusu bir milyon artan, her yıl nüfusuna bir milyon kişi eklenen bir ülkeyiz'' diye konuştu.

Son Güncelleme: Pazar, 27 May 2012 11:21

Gösterim: 1552

Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde yetiştirilen ve tanesi 2 bin TL'den satışa çıkarılan 35 keçi için 55 kişi başvuruda bulundu. Taleplerin yoğun olması sebebiyle üniversite, önümüzdeki yıl keçi üretimini artırmayı düşünüyor.

üniversiteli keçilere yoğun ilgiUludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi, kendi bünyesinde yetiştirdiği damızlık dişi keçileri satışa çıkardı. Günlük 3 ile 7 kilo arasında süt veren 35 dişi keçiyi almak için 55 kişi başvuruda bulundu. Fiyatları 2 bin lira olan dişi keçilerin hepsini almak isteyen vatandaşların taleplerine cevap veremeyen yetkililer, keçi alımına sınırlama getirdi.

Süt verimi yüksek olan keçilerden almak isteyen her vatandaş sadece 2 adet keçi alabilecek. Talebin yoğun olması üzerine üniversite, önümüzdeki yıllarda daha fazla keçi yetiştirmek için kolları sıvadı. Özel yemlerle beslenen ve günlük kontrolleri yapılan keçiler doğar doğmaz özel bölmelere alınıyor. 5 aylık olan keçiler daha sonra satışa sunuluyor.

Yetiştirdikleri keçilerin yıllık ortalama süt verimlerinin 750 ile bin 500 kilo arasında olduğunu söyleyen Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Abdülkadir Orman, vatandaşlardan gelen taleplere cevap veremediklerini söyledi. Keçi fiyatlarının yüksek olmasını ıslah çalışmalarına bağlayan Orman, sürü sağlığı için keçilerin günlük kontrolden geçirildiklerini belirtti. Keçi fiyatlarının yüksek olmasına rağmen vatandaşlardan çok yoğun talep aldıklarını vurgulayan Orman, önümüzdeki yıllarda keçi üretiminin artacağını ifade etti. Damızlık keçi sektörünün gelişen bir sektör olduğunu hatırlatan Orman, "Son 3 yıldır dişi damızlık satışlarımız başladı. Ondan önce erkek damızlık satışlarımız vardı. Şu anda kendi ihtiyacımızın dışında 35 dişi keçiyi satışa çıkardık. Buna da 50 den fazla kişi başvurdu. Satışa çıkarılan keçilerin hepsini sadece bir kişi almak istiyor. Durum böyle olunca diğer taleplere cevap veremiyorduk. Bunun için bir sınırlama getirdik, her vatandaşımız sadece 2 adet keçi alabiliyor. 5 aylık olan dişi keçilerimizin fiyatı 2 bin TL, erkek damızlık keçilerimizin fiyatı ise bin TL. civarında. Tabii ürettiğimiz keçilerin sadece yarısını satabiliyoruz. Kalanları ise sürüyü geliştirmek ve keçi üretimi artırmak için elimizde tutuyoruz" diye konuştu.

15 günde bir hayvanların süt verimlerinin kontrol edildiğini belirten Orman, keçi sütü fiyatının yüksek olmasından dolayı bu sektörün büyükbaş hayvancılığa göre daha fazla kar kazandırdığını söyledi.

(sabah)

> Üniversiteli keçiler kapış kapış

Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde yetiştirilen ve tanesi 2 bin TL'den satışa çıkarılan 35 keçi için 55 kişi başvuruda bulundu. Taleplerin yoğun olması sebebiyle üniversite, önümüzdeki yıl keçi üretimini artırmayı düşünüyor.

üniversiteli keçilere yoğun ilgiUludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi, kendi bünyesinde yetiştirdiği damızlık dişi keçileri satışa çıkardı. Günlük 3 ile 7 kilo arasında süt veren 35 dişi keçiyi almak için 55 kişi başvuruda bulundu. Fiyatları 2 bin lira olan dişi keçilerin hepsini almak isteyen vatandaşların taleplerine cevap veremeyen yetkililer, keçi alımına sınırlama getirdi.

Süt verimi yüksek olan keçilerden almak isteyen her vatandaş sadece 2 adet keçi alabilecek. Talebin yoğun olması üzerine üniversite, önümüzdeki yıllarda daha fazla keçi yetiştirmek için kolları sıvadı. Özel yemlerle beslenen ve günlük kontrolleri yapılan keçiler doğar doğmaz özel bölmelere alınıyor. 5 aylık olan keçiler daha sonra satışa sunuluyor.

Yetiştirdikleri keçilerin yıllık ortalama süt verimlerinin 750 ile bin 500 kilo arasında olduğunu söyleyen Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi Zootekni Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Abdülkadir Orman, vatandaşlardan gelen taleplere cevap veremediklerini söyledi. Keçi fiyatlarının yüksek olmasını ıslah çalışmalarına bağlayan Orman, sürü sağlığı için keçilerin günlük kontrolden geçirildiklerini belirtti. Keçi fiyatlarının yüksek olmasına rağmen vatandaşlardan çok yoğun talep aldıklarını vurgulayan Orman, önümüzdeki yıllarda keçi üretiminin artacağını ifade etti. Damızlık keçi sektörünün gelişen bir sektör olduğunu hatırlatan Orman, "Son 3 yıldır dişi damızlık satışlarımız başladı. Ondan önce erkek damızlık satışlarımız vardı. Şu anda kendi ihtiyacımızın dışında 35 dişi keçiyi satışa çıkardık. Buna da 50 den fazla kişi başvurdu. Satışa çıkarılan keçilerin hepsini sadece bir kişi almak istiyor. Durum böyle olunca diğer taleplere cevap veremiyorduk. Bunun için bir sınırlama getirdik, her vatandaşımız sadece 2 adet keçi alabiliyor. 5 aylık olan dişi keçilerimizin fiyatı 2 bin TL, erkek damızlık keçilerimizin fiyatı ise bin TL. civarında. Tabii ürettiğimiz keçilerin sadece yarısını satabiliyoruz. Kalanları ise sürüyü geliştirmek ve keçi üretimi artırmak için elimizde tutuyoruz" diye konuştu.

15 günde bir hayvanların süt verimlerinin kontrol edildiğini belirten Orman, keçi sütü fiyatının yüksek olmasından dolayı bu sektörün büyükbaş hayvancılığa göre daha fazla kar kazandırdığını söyledi.

(sabah)

Son Güncelleme: Pazar, 27 May 2012 11:46

Gösterim: 4314

Hürriyet Yazarı İsmet Berkan’ın bugünkü yazısı.

ismet berkanKuşkusuz koca bir imparatorluğun yüzyıllar süren bir gerileme ve sonra da yüz yıldan fazla süren bir çöküş yaşaması tek bir nedene bağlanamaz.

Ama ben eğer tek bir neden sayma hakkım bulunsaydı, Osmanlı’nın bilime sırtını döndüğü için battığını söylerdim.

Taha Akyol belki bana kızacak ama Osmanlı’nın Kanuni döneminin ortalarından itibaren, yani gücünün doruğunda olduğu yıllardan itibaren bilime sırtını dönüp kendini taassuba kaptırdığını düşünenlerdenim.

Bu elbette bir gün ansızın ve tek bir adımda gerçekleşmiş değil. O güne kadar bilimle uğraşanlar Şeyhülislam Ebussuut Efendi bir fetva verdi diye bilimden vazgeçmediler ama o günden sonra bilim Osmanlı’nın devlet önceliklerinden biri olmaktan çıktı. Çıkış o çıkış.

Osmanlı gerilemeye başladığını, Batı karşısında savaşları kaybeder olduğunda anladı. Bugün bizim ders kitaplarımıza bakarsanız, Osmanlı gerilemesini hâlâ savaş ve toprak kaybı olarak gördüğümüzü anlarsınız. Kafamız çok da değişmedi yani.

Savaş ve toprak kayıpları sürdükçe buna çare arayışları da hızlandı. Aranan şey şuydu: Batının askeri gücünü sağlayan teknolojisi ve sistemini biz kendimize nasıl uyarlayabilirdik?

Hiç düşünmedik, Batıyı üstün yapan şeyin görünür yüzüydü silah teknolojisi ve ordu düzeni. Marksist terminolojiden aşırma yapacak olursak, biz sadece ‘üst yapı’yı görüyor ve o ‘üst yapı’ya sahip olmaya çalışıyorduk. Ama Batıya o ‘üst yapı’yı sağlayan bir de ‘alt yapı’ vardı; onu ya hiç merak etmiyorduk ya da etsek bile kendimize almayı düşünmüyorduk.

İşte o ‘alt yapı’ özgürlükler düzeni ve bilimdi. Batıda özgürlük kiliseye karşı kazanılmış, kilisenin bilgi üzerindeki tekeli kırıldıktan sonra rönesans yaşanmıştı. Şaşırtıcı biçimde pek çok Avrupa ülkesinde neredeyse eş zamanlı olarak benzer şeyler yaşanmıştı ve bunlar hep benzer sonuçlar doğurmuştu.

Ticaret yollarının ele geçirilmesini sağlayan bilimsel teknolojik gelişmeler, onu izleyen ve bilime dayalı askeri teknoloji, sömürgecilik sayesinde oluşan sermaye birikimi, ölçek ekonomisine geçiş, giderek sanayi devrimi, ulaştırma ve haberleşme devrimleri...

Biz bütün bunları var eden alt yapıyla hemen hemen hiç ilgilenmedik. Kendimize özgü bir gelişim modeli de üretemedik. Ama bu bilimsel gelişmelerin sonucu olan teknolojiyi hep istedik.

Türkiye’de kurulan ilk modern ve batılı eğitim kurumunun mühendis okulu olması çok anlamlı. Temel bilimler fakültesi değil mühendislik fakültesi açtık biz. Bugünkü İTÜ’nün kökenini yani.

Cumhuriyeti kuranlar, özellikle de Atatürk, sanki o alt yapıyı biliyor, onun önemini kavramış gibi duruyor ama ancak bir mesafeden bakınca bu böyle.

Evet genç Türkiye kurduğu, yaptığı üniversite reformuyla Batılı modele geçti, temel bilim fakülteleri kuruldu vs ama Batının modeli tam olarak alınmadı, kısmen alındı. Yani taklit ederken bile tam bir taklit yapmadık, işimize gelen kadarını (özgürlükler dışarıda kaldı örneğin) veya yapabildiğimiz kadarını (halkta sermaye birikimi olmadığı için devlet eliyle sermaye birikimi yaratılması, yani yolsuzluk ve kayırma ekonomisinin kural haline gelmesi) yaptık.

Baktığınızda, yıl 2012 ama bu durum değişmiş değil. Temelde 17. yüzyıl Osmanlı bürokratı veya erken cumhuriyet dönemi politikacısıyla bugünün yöneticileri aynı biçimde bakıyor soruna: Şu teknolojiye bir sahip olsak da eski güzel günlerimize geri dönsek...

Oysa biz o teknolojiye sahip olduğumuzda o Batı bir üst teknolojiye çoktan geçmiş oluyor. Yarışta hâlâ gerideyiz; çünkü taklit etmeye devam ediyoruz, taklidi de tam yapmıyoruz. 

Devlet eliyle kapitalist yaratma maceramız bitmiyor

Cuma günü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e birlikte sosyal paylaşım ağı Twitter’ın merkez ofisine gittik, twitter’ı kuran adamla tanıştık, ondan bilgi aldık.

Çıkışta bir başka şirkette çalışan ama Cumhurbaşkanı’nı görmeye gelen bir Türk bilgisayar mühendisiyle tanıştım, ayak üstü biraz sohbet ettik.

Mühendis, ‘Türkiye’de para yok’ dedi. ‘Sanayi bakanı üç yılda 30 milyon lira dağıtacağız diyor ama bu para burada iş yapacak girişimciler için fındık fıstık parası. Türkiye’nin ayırdığı bu bütçenin tamamını tek başına alarak işe başlayan şirketler var burada.’

Aslında bu mühendis doğru bir gözlem yapıyor ve doğruyu söylüyor ama bence o da tüm resmi göremiyor. Tüm resme baktığınızda, Türkiye’nin sermaye birikiminin hâlâ yetersiz olduğunu, bir ölçek ekonomisini hâlâ yaratamadığımızı söylemek durumundayız.

Bu böyle olduğu için zaten devlet hâlâ parasal teşvik veriyor; yani eksik sermayeyi kısmen de olsa tamamlamaya çalışıyor. Amerika’da hayal edilebilir bir şey değil; devletin doğrudan girişimcinin cebine para koyması.

Yani devlet eliyle kapitalist yaratma maceramız hâlâ bitmiş değil aslında.

Ah bir Silikon Vadimiz olsa bütün dertler bitecek ama...

SALI gününden beri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte ABD’de San Francisco’da, Silikon Vadisi’ndeyiz. Bugün dönmüş olacağız.

Birkaç gün önce de yazdım; biz bakınca Silikon Vadisi’ni, buranın hepsi olağanüstü başarılı teknoloji şirketlerini, sosyal medyasını vs görüyoruz.

Oysa bunlar birer sonuç. Hiç de küçümsenmemesi gereken olağanüstü şeyler ama sonuç bunlar. Yani üst yapı.

Arka planda İngiltere’de Alan Turing diye bir adamı yetiştiren, var eden sistem var. Arka planda Macaristan göçmeni John von Neumann diye bir adamı eğiten ve var eden sistem var.

Bu iki dev matematikçi olmasa, bugün ne Steve Jobs olurdu ne Bill Gates ne de Mark Zuckerberg.

Biz o yaratılan matematiği değil, doğrudan Steve Jobs’u istiyoruz.

Biz, hemen komşu Stanford Üniversitesi’ni değil, önce Silikon Vadisini istiyoruz. Oysa yazmaya çalıştım, zamanın hippileri olmasa, burada Stanford ve Berkeley gibi üniversiteler olmasa, ne Silikon Vadisi olurdu ne Bill Gates.

(ismet Berkan-hürriyet)

> Bilimin değil de teknolojinin peşinde harcanan yüzyıllar

Hürriyet Yazarı İsmet Berkan’ın bugünkü yazısı.

ismet berkanKuşkusuz koca bir imparatorluğun yüzyıllar süren bir gerileme ve sonra da yüz yıldan fazla süren bir çöküş yaşaması tek bir nedene bağlanamaz.

Ama ben eğer tek bir neden sayma hakkım bulunsaydı, Osmanlı’nın bilime sırtını döndüğü için battığını söylerdim.

Taha Akyol belki bana kızacak ama Osmanlı’nın Kanuni döneminin ortalarından itibaren, yani gücünün doruğunda olduğu yıllardan itibaren bilime sırtını dönüp kendini taassuba kaptırdığını düşünenlerdenim.

Bu elbette bir gün ansızın ve tek bir adımda gerçekleşmiş değil. O güne kadar bilimle uğraşanlar Şeyhülislam Ebussuut Efendi bir fetva verdi diye bilimden vazgeçmediler ama o günden sonra bilim Osmanlı’nın devlet önceliklerinden biri olmaktan çıktı. Çıkış o çıkış.

Osmanlı gerilemeye başladığını, Batı karşısında savaşları kaybeder olduğunda anladı. Bugün bizim ders kitaplarımıza bakarsanız, Osmanlı gerilemesini hâlâ savaş ve toprak kaybı olarak gördüğümüzü anlarsınız. Kafamız çok da değişmedi yani.

Savaş ve toprak kayıpları sürdükçe buna çare arayışları da hızlandı. Aranan şey şuydu: Batının askeri gücünü sağlayan teknolojisi ve sistemini biz kendimize nasıl uyarlayabilirdik?

Hiç düşünmedik, Batıyı üstün yapan şeyin görünür yüzüydü silah teknolojisi ve ordu düzeni. Marksist terminolojiden aşırma yapacak olursak, biz sadece ‘üst yapı’yı görüyor ve o ‘üst yapı’ya sahip olmaya çalışıyorduk. Ama Batıya o ‘üst yapı’yı sağlayan bir de ‘alt yapı’ vardı; onu ya hiç merak etmiyorduk ya da etsek bile kendimize almayı düşünmüyorduk.

İşte o ‘alt yapı’ özgürlükler düzeni ve bilimdi. Batıda özgürlük kiliseye karşı kazanılmış, kilisenin bilgi üzerindeki tekeli kırıldıktan sonra rönesans yaşanmıştı. Şaşırtıcı biçimde pek çok Avrupa ülkesinde neredeyse eş zamanlı olarak benzer şeyler yaşanmıştı ve bunlar hep benzer sonuçlar doğurmuştu.

Ticaret yollarının ele geçirilmesini sağlayan bilimsel teknolojik gelişmeler, onu izleyen ve bilime dayalı askeri teknoloji, sömürgecilik sayesinde oluşan sermaye birikimi, ölçek ekonomisine geçiş, giderek sanayi devrimi, ulaştırma ve haberleşme devrimleri...

Biz bütün bunları var eden alt yapıyla hemen hemen hiç ilgilenmedik. Kendimize özgü bir gelişim modeli de üretemedik. Ama bu bilimsel gelişmelerin sonucu olan teknolojiyi hep istedik.

Türkiye’de kurulan ilk modern ve batılı eğitim kurumunun mühendis okulu olması çok anlamlı. Temel bilimler fakültesi değil mühendislik fakültesi açtık biz. Bugünkü İTÜ’nün kökenini yani.

Cumhuriyeti kuranlar, özellikle de Atatürk, sanki o alt yapıyı biliyor, onun önemini kavramış gibi duruyor ama ancak bir mesafeden bakınca bu böyle.

Evet genç Türkiye kurduğu, yaptığı üniversite reformuyla Batılı modele geçti, temel bilim fakülteleri kuruldu vs ama Batının modeli tam olarak alınmadı, kısmen alındı. Yani taklit ederken bile tam bir taklit yapmadık, işimize gelen kadarını (özgürlükler dışarıda kaldı örneğin) veya yapabildiğimiz kadarını (halkta sermaye birikimi olmadığı için devlet eliyle sermaye birikimi yaratılması, yani yolsuzluk ve kayırma ekonomisinin kural haline gelmesi) yaptık.

Baktığınızda, yıl 2012 ama bu durum değişmiş değil. Temelde 17. yüzyıl Osmanlı bürokratı veya erken cumhuriyet dönemi politikacısıyla bugünün yöneticileri aynı biçimde bakıyor soruna: Şu teknolojiye bir sahip olsak da eski güzel günlerimize geri dönsek...

Oysa biz o teknolojiye sahip olduğumuzda o Batı bir üst teknolojiye çoktan geçmiş oluyor. Yarışta hâlâ gerideyiz; çünkü taklit etmeye devam ediyoruz, taklidi de tam yapmıyoruz. 

Devlet eliyle kapitalist yaratma maceramız bitmiyor

Cuma günü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e birlikte sosyal paylaşım ağı Twitter’ın merkez ofisine gittik, twitter’ı kuran adamla tanıştık, ondan bilgi aldık.

Çıkışta bir başka şirkette çalışan ama Cumhurbaşkanı’nı görmeye gelen bir Türk bilgisayar mühendisiyle tanıştım, ayak üstü biraz sohbet ettik.

Mühendis, ‘Türkiye’de para yok’ dedi. ‘Sanayi bakanı üç yılda 30 milyon lira dağıtacağız diyor ama bu para burada iş yapacak girişimciler için fındık fıstık parası. Türkiye’nin ayırdığı bu bütçenin tamamını tek başına alarak işe başlayan şirketler var burada.’

Aslında bu mühendis doğru bir gözlem yapıyor ve doğruyu söylüyor ama bence o da tüm resmi göremiyor. Tüm resme baktığınızda, Türkiye’nin sermaye birikiminin hâlâ yetersiz olduğunu, bir ölçek ekonomisini hâlâ yaratamadığımızı söylemek durumundayız.

Bu böyle olduğu için zaten devlet hâlâ parasal teşvik veriyor; yani eksik sermayeyi kısmen de olsa tamamlamaya çalışıyor. Amerika’da hayal edilebilir bir şey değil; devletin doğrudan girişimcinin cebine para koyması.

Yani devlet eliyle kapitalist yaratma maceramız hâlâ bitmiş değil aslında.

Ah bir Silikon Vadimiz olsa bütün dertler bitecek ama...

SALI gününden beri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte ABD’de San Francisco’da, Silikon Vadisi’ndeyiz. Bugün dönmüş olacağız.

Birkaç gün önce de yazdım; biz bakınca Silikon Vadisi’ni, buranın hepsi olağanüstü başarılı teknoloji şirketlerini, sosyal medyasını vs görüyoruz.

Oysa bunlar birer sonuç. Hiç de küçümsenmemesi gereken olağanüstü şeyler ama sonuç bunlar. Yani üst yapı.

Arka planda İngiltere’de Alan Turing diye bir adamı yetiştiren, var eden sistem var. Arka planda Macaristan göçmeni John von Neumann diye bir adamı eğiten ve var eden sistem var.

Bu iki dev matematikçi olmasa, bugün ne Steve Jobs olurdu ne Bill Gates ne de Mark Zuckerberg.

Biz o yaratılan matematiği değil, doğrudan Steve Jobs’u istiyoruz.

Biz, hemen komşu Stanford Üniversitesi’ni değil, önce Silikon Vadisini istiyoruz. Oysa yazmaya çalıştım, zamanın hippileri olmasa, burada Stanford ve Berkeley gibi üniversiteler olmasa, ne Silikon Vadisi olurdu ne Bill Gates.

(ismet Berkan-hürriyet)

Son Güncelleme: Pazar, 27 May 2012 11:09

Gösterim: 1715


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.