banner
banner
banner

İmkansızlıklar içinde okusam da tüm hedeflerimi gerçekleştirdim




Prof. Dr. Şenay Yalçın, okuma yazma bilmeyen anne babanın okumaya hevesli çocuğuydu. Devletin yatılı imkanlarından faydalanarak eğitim hayatına devam etti. Öğretmenliğin ilk yıllarında bir hoca sayesinde hayatı değişti ve akademik hayatı başladı. Hava Harp Okulu’nda da öğretim üyeliği yapmış olan Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şenay Yalçın, cerrah olmak isterken, maddi yetersizliklerden dolayı öğretmen okuluna gittiğini söylüyor. 

Öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

Eğitim hayatıma 1959 yılında Erzurum’un Olur ilçesi Karacasu Köyü’nde yer alan 2 odalı bir ilkokulda başladım. Birinci sınıftan, beşinci sınıfa kadar tüm öğrencilerin bir arada olduğu birleştirilmiş bir sınıfta eğitim gördüm. İlkokuldan sonra Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulu’nda yatılı olarak eğitim hayatıma başladım. Okulun son sınıfına geçtiğim zaman 6 yıllık Yüksek Öğretmen Okulları’na seçilen 3 kişi arasındaydım. İzmir, Ankara ve İstanbul’da yüksek öğretmen okulları vardı. Kura çektik, İzmir Yüksek öğretmen Okulu’na düştük.

Neden öğretmen okulunu tercih ettiniz?

Kazamızda ortaokul yoktu. Ortaokul olmayınca sadece devletin yatılı okullarında okuma şansına sahip oluyorsunuz. Bu sebepten dolayı yatılı okul sınavlarına girmeye karar verdim. Önce yaşadığım kazada yazılı bir sınava girdim. Ardından Erzurum’da sözlü sınava aldılar. Oradaki sözlü sınavı kazanınca yatılı öğretmen okulundaki eğitim hayatım başladı.

O yıllarda eğitim hayatınıza devam etmek sizin için bir hedefti değil mi?

Evet, eğitim hayatına devam etmek istiyordum. Orada da öğretmenlerin etkisi oluyor. Bir yedek subay öğretmenimiz vardı. O çok ısrar etmişti rahmetli babama, “Bu çocuğu İstanbul’a götüreyim, orada okusun, mutlaka okumalı” diye. Annem babam okuma yazma bilmezlerdi. Babam hep okumamı isterdi ama o yıllarda İstanbul’a da beni tek başıma göndermek istememişti. Bunun üzerine eski adı Pulur Köy Enstitüsü olan Yavuz Selim İlköğretmen Okulu’na gittim. Son sınıfa geçince seçilen grup arasında İzmir Yüksek Öğretmen Okulu’na geldim. Bir sene hazırlık okudum. Bir sene sonra da 1970 yılında üniversite sınavına girdim. O zaman merkezi sınav vardı. Ancak merkezi yerleştirme yoktu. ODTÜ sınavını kendisi yapardı. Ben de onun sınavına girmiştim. Aldığınız puana göre de müracaat edip ön kaydınızı yaptırıyordunuz. Benim niyetim cerrah olmaktı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne ön kaydımı yaptırdım. Babama doktor olmak istediğimi yazmıştım. Bizim köy orman köyüdür. Babam da orada orman memuruna yazdırmış, devletin okuttuğu bir yer varsa oku, gel ilkokul öğretmeni olursun diye. Maddi yetersizliklerden dolayı ben de oradan kaydımı aldım. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi’ne geldim. Çünkü Fen Fakültesi’nde okursanız, gece de Yüksek Öğretmen Okulu’nu okuyorsunuz. O zaman yatılı kalabiliyorsunuz. Yüksek Öğretmen Okulu ve Fen Fakültesi’nden ayrı ayrı diploma aldım. Okulu bitirdikten sonra Malatya Atatürk Lisesi’ne tayinim çıktı. O sırada benim akademisyen olarak yüksek lisans/doktora yapmamı isteyen hocalar vardı. Ben Malatya’dayken bir hoca beni aradı. O hocadan tek bir ders almıştım. Onun dışında kendisini tanımazdım. Benim hayatımın değişimine o hoca sebep olmuştur. Adını da hiç unutmuyorum, rahmetli Prof. Dr. Numan Zengin’di. Numan Hoca sayesinde akademik hayatım başladı.

HAVA HARP OKULU’NA ÖĞRETİM ÜYESİ OLDUM

Peki, o zamanlar akademisyen olmayı düşünüyor muydunuz?

Hep düşünüyordum ama imkan yoktu. O zamanlar devlet tarafından, okuduğunuz her bir yıl yatılı hayata karşılık 1,5 yıl mecburi hizmetle yükümleniyorsunuz. Benim de 10 yıl yatılı hayata karşılık 15 yıl mecburi hizmet yapmam gerekiyordu. Numan Zengin Hoca, Ege Üniversitesi Mühendislik Bilimleri Fakültesi’nde asistanlık kadrosu açıldığını söyledi. Yüksek lisansımı yaparken asistanlık sınavını kazanınca kadrom Mühendislik Bilimleri Fakültesi’ne geçmiş oldu. Doktoramın sonuna doğru yaklaştığım zamanlarda üniversitelerde objektif bir şekilde göreviniz yapmanız söz konusu değildi. O sırada gazetede ilan gördüm hava kuvvetlerine öğretim üyesi alınacak diye. Müracaat ettim, ardından mülakata çağırdılar. Mülakat sonrası bana dediler ki, güvenlik soruşturması yapacağız, ondan sonra olup olmayacağını size bildireceğiz. Güvenlik soruşturması 1 yıl kadar sürdü. Bir sabah sarı bir zarf getirdiler. Zarfta, teğmen rütbesiyle Hava Harp Okulu’na atandığımı bildiren bir kararname vardı. Ancak doktorayı yazma safhasına gelmiş, bitirmek üzereydim. 1,5 yılım daha var diyerek izin istedim. Hava Lisan Okulu’na temel İngilizce kursuna atadılar ve tez yazarken Hava Lisan Okulu’nda İngilizce dersi vermeye başladım. Daha askerliğimi yapmamıştım. Çünkü doktoradan dolayı 4,5 yıl ertelenmişti ama askerliğin ortasında buldum kendimi. Daha sonra Tuzla’ya temel askerlik eğitimine geldim. Burada bir yaz eğitim gördük. O sırada üst teğmen olmuştum. Daha sonra Hava Harp Okulu’nda eğitim öğretim hayatına başladım.

Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları’nın Başkanı Enver Yücel ile tanışmanız nasıl oldu?

1979 yılında bir arkadaş vesilesiyle Enver Yücel ile yollarımız kesişti. Ben Hava Harp Okulu’na devam ediyordum ve kıdemli binbaşının son senesine gelmiştim. Birkaç ay sonra da yarbay olacaktım. O sırada 1-2 öğretim görevlisi arkadaşımız ayrılmayı düşünüyordu ve Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumu’nda çalışma niyetindeydi. O arkadaşları tavsiye için Enver Bey’e getirmiştim. Ancak Enver Bey benle çalışmak istediğini söyledi. Böyle bir şey beklemiyordum, silahlı kuvvetlerden ayrılmayı düşünmüyordum.

Bu teklif, Bahçeşehir Üniversitesi’nin kurulma aşamasında mı geldi?

Hayır, o sırada Bahçeşehir Koleji’nin kurulması söz konusuydu. Enver Bey, bu fikirden bahsetti. Ayrıca üniversite kurmak istediğini de belirtti. Silahlı kuvvetlerdeyken akademik ilerleme açısından bir sıkıntı vardı. Bu ayrıcalık sadece Gülhane Tıp Akademisi’ne aitti. 1995 yılında ani bir kararla erken emekliliğimi istedim. Ve böylece Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları’na katıldım. 1995 yılında hemen doçentlik sınavına girdim ve doçent oldum. Daha sonra Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları’nın değişik birimlerinde gerek kolejlerin yapılanmasında gerek dershanelerdeki yayın hayatının düzenlenmesinde gerekse Bahçeşehir Üniversitesi’nin kuruluş sürecinde yer aldım. Bahçehir Üniversitesi 15 Ocak 1998’te tescil edilip ilk öğrencilerini 1999 senesinde aldı. Profesör olabilmek için 5 yıllık bir süreç gerekiyordu. Bir taraftan da Harp Okulu’nda ders vermeye devam ettim.

1999 yılında daha Bahçeşehir Üniversitesi’nde eğitim hayatına başlamadan önce 5 aylığına Montana’ya araştırma grubuna katıldım. Orada çalışmalarım sürdü. Daha önce silahlı kuvvetlerdeyken TÜBİTAK bursuyla Miami’ye gitim. 2000 yılında profesör oldum. 2001 yılı sonu Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı, 2004’te Mühendislik Bilimleri Fakültesi Dekanı oldum. 2007 yılında Rektör Yardımcılığına geldim. Geçici bir görevle 2008 yılında Kemerburgaz Üniversitesi’nin kurucu rektörü görevini üstlendim. 3 yıldan beri de Bahçeşehir Üniversitesi’nde Rektörlük yapıyorum.

Öğretmen Okulları’ndan gelen birisiniz. Türkiye’nin köy enstitülerinden, öğretmen okullarından gelen kendine özgün kuruluşları vardı. Ancak bunlar ya kapatıldı ya da dönüştürüldü. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kapatılmasının sonuçları sizce ne oldu?

Kurumlar ihtiyaçlarına göre doğar. Öğretmen okulları sınavlarına girebilmek için köyden diploma alınma şartı vardı. Amaç köydeki imkanı olmayan insanlara bu fırsatı yaratmaktı. Öğrenciler öyle yetiştiriliyor ki köyün ihtiyacı olan her alanda tarımcılık, arıcılık, hayvancılık, marangozluk, aklınıza ne geliyorsa her alanda eğitiyorsunuz. Köy enstitüleri 1940’lı yıllarda kuruldu. Ve çok büyük işlevler yaptı. Daha sonra adı öğretmen okulları olarak değiştirildi. Şimdiyse Öğretmen Anadolu Liseleri olarak devam ediyor. Eğitim öğretim yapısı gittikçe ihtiyaca göre değiştiriliyor. Her müessesenin kendi çağına göre değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Belki iyileştirme, onların geliştirilmesi yönde çalışmalar yapılabilinirdi. Önemli olan şu andaki öğretmen yetiştirme modelinde biz en iyi nasıl yapabiliriz, en doğru öğretmeni nasıl yetiştirebiliriz ona bakmak gerekir.

Nasıl bir rektörsünüz?

Çok istemediğim halde meslek hayatımın büyük bir bölümünde idarecilik yaptım. Bu, bana çok şey kattı. Katılımcı yönetim tarzını beğenmişimdir. Bir konuyu tek başıma karar vermem. Asistanlarım da dahil bir konu hakkında herkesin fikrini aldıktan sonra bir karara varırız. Hakkaniyete çok önem veririm. Bir de takım çalışması çok önemli. Takımın uyum sağlaması önemli ama takımda öyle insanlar olacak ki sizi ciddi şekilde eleştirecek. Eleştiriye açık olacaksınız. O zaman işiniz daha rahat oluyor. O bakımdan takım arkadaşlarımızla çok rahat ve uyumlu çalışıyoruz.

ELDE EDEMEDİĞİM HEDEFİM OLMADI

Başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Başarı göreseldir. Yüksek atlamayı düşünün. Birisine göre 1 metre atlarsa o başarıdır. Birisi de 2 metre hedef koyar. O 2 metreyi atlamak onun için başarıdır. O yüzden başarı ancak koyduğunuz hedeflere ulaştığınız sürece vardır. Aksi halde başarılı değilsinizdir. Hedefleri de elinizdeki imkanlar ve potansiyeliniz doğrultusunda gerçekçi koyacaksınız. Ölçülebilir bir yapıyı oluşturacaksınız. Ölçemiyorsanız o yaptığınız işi, başarılı olup olmadığı göreseldir.

Sizin ölçüleriniz var mıydı? Bundan sonraki hedefiniz nedir?

Elbette vardı. Her zaman hedef koymuşumdur. Hayatım boyunca ilkokulun son yılları dahil olmak üzere hep hedef koydum. Ve bugüne kadar elde edemediğim hedef de olmadı. Bahçeşehir Üniversitesi’ni dünyanın ilk 100 üniversitesi içerisinde görmek benim hayalim. Asıl o zaman başarıyı yakaladık derim. Bunu yakalayabilecek hem irademiz hem potansiyelimiz var. Aslolan zaten mütevelli heyet başkanının vizyoner olmasıyla hedef göstermesi. Enver Yücel Bey de böyle bir vizyoner var. Okulun ilk açılış gününde şunu demişti; “Biz Harvard olmak için 250 sene bekleyemeyiz. Bizim hedefimiz Cumhuriyetin 100. yılında Harvard’ın yakaladığı dereceleri yakalamak.” Öyle de bir öngörü koymuştu. İddialı olacaksınız. İddianız yoksa başarılı olamazsınız zaten.

3 kızınız var. Kızlarınızla ilişkileriniz nasıl? Onları meslek seçimleri konusunda yönlendirdiniz mi?

Kızlarımın mesleki seçimlerinde hiç etki etmedim. Büyük kızım tıp seçti. Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Radyolog olarak çalışıyor. Bu kızımdan ikiz torunlarım var. Ortanca kızım mühendisliği seçti. Daha sonra doktorasını yurt dışında yaptı. Şimdi Bahçeşehir Üniversitesi’nde çalışıyor. Bu kızımdan da bir torunum var. Küçük kızım da bu sene tıptan mezun oldu. TUS Sınavı’na hazırlanıyor. Elimden geldiğince, imkanlarım ölçüsünde yurt dışında gönderdim çocuklarımı. Çünkü uluslararası tecrübe çok önemli. Büyük kızım İngilizce’yi, ortanca kızım hem İngilizce hem Almanca’yı ve küçük kızım da İngilizce, Almanca, İtalyanca ve İspanyolca’yı iyi bilir.

TÜRKİYE’NİN ÖĞRETİM ÜYESİNE İHTİYACI VAR

Eğitimin birçok farklı alanında görev yapmış, farklı konumlarda yer almışsınız. Bütün bu gözlemleriniz içerisinde Türkiye’de eğitimi nasıl görüyorsunuz?

Türkiye’de eğitimi okul öncesi, ilköğretim, lise ve yükseköğretim olarak değişik kademelerde görmek lazım. Bir bütün olarak ele almalıyız. Türkiye okullaşma açısından epey bir noktaya geldi. Zorunlu eğitim önceden 5 yıldı. Daha sonra 8 ve 12 yıla çıkarıldı. Bu önemli bir artıdır. Çünkü okuduğunu anlayan, yorumlayan insanlar lazım. Aksi halde hep başkalarının yorumuyla, başkalarının yönlendirmesiyle hareket edeceklerdir. Tabi Türkiye buna hazır mıydı, değil miydi ayrı bir olay. Sonuçta bunlar siyasi kararlarla oluyor. Keşke bilimsel çalışmaların sonucunda belirlenen ihtiyaçlara göre bunlar belirlense o zaman daha sağlıklı olur.

Son zamanlarda üniversite sayısı da oldukça hızla arttı. Bu yüzden sağlıklı bir büyüme olmadı. Türkiye’nin özellikle öğretim üyesine ihtiyacı var. Şu bir gerçek ki kaliteli eğitim öğretim yapabilmek için kaliteli öğretim elemanlarına ihtiyaç var. Yani altyapıyı ve fiziki imkanları kurabilirsiniz, bina oluşturabilirsiniz. Hatta laboratuvar da oluşturabilirsiniz. Ama önemli olan orayı işletecek olan yetişmiş elemandır. O binaya ruh verecek olan, oradaki eğitimi asıl bir yere taşıyacak olan öğretim üyeleridir. Eğer siz orada kaliteli öğretim üyelerini tutamazsanız, maalesef sadece diploma dağıtan bir müesseseler haline gelirsiniz. Bu da gelecek dönemlerde yine devletin büyük problemlerinden birisi olur.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.