Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Bakan Yazıcı açılacak sınavlarla bakanlığa 2 bin 289 personel alınacağını bildirdi.
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, alınacak personelin binin muhafaza memuru, 506'sının memur, 400'ünün muayene memuru, 150'sinin gümrük ve ticaret denetmen yardımcısı, 100'ünün gümrük ve ticaret uzman yardımcısı, 35'inin gümrük ve ticaret müfettiş yardımcısı, 25'inin icra memuru, 20'sinin avukat, kalan 59'unun da teknisyen, şoför, mütercim gibi kadrolarda olacağını söyledi.
Donanımlı, verimli ve çalışkan personele önem verdiklerini belirten Yazıcı, ''Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın ihtiyaç duyduğu kadroları oluştururken temel kriterimiz liyakattir. Alanında uzman, kendisini geliştirmiş, öz güveni yüksek, ekip çalışmasına uyumlu bir kadro oluşturma gayretindeyiz. Bu noktada alacağımız arkadaşları seçerken KPSS'de gerekli puanı almalarının dışında mülakat yapacak olmamızı bu çerçevede değerlendirmek gerekir'' dedi.
Bu arada alınacak toplam 2 bin 289 personelin 147'si merkezde, 42'si döner sermayede, 2 bin 100'ü de taşrada görev yapacak.

> Bakan'dan KADRO müjdesi!

Bakan Yazıcı açılacak sınavlarla bakanlığa 2 bin 289 personel alınacağını bildirdi.
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, alınacak personelin binin muhafaza memuru, 506'sının memur, 400'ünün muayene memuru, 150'sinin gümrük ve ticaret denetmen yardımcısı, 100'ünün gümrük ve ticaret uzman yardımcısı, 35'inin gümrük ve ticaret müfettiş yardımcısı, 25'inin icra memuru, 20'sinin avukat, kalan 59'unun da teknisyen, şoför, mütercim gibi kadrolarda olacağını söyledi.
Donanımlı, verimli ve çalışkan personele önem verdiklerini belirten Yazıcı, ''Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'nın ihtiyaç duyduğu kadroları oluştururken temel kriterimiz liyakattir. Alanında uzman, kendisini geliştirmiş, öz güveni yüksek, ekip çalışmasına uyumlu bir kadro oluşturma gayretindeyiz. Bu noktada alacağımız arkadaşları seçerken KPSS'de gerekli puanı almalarının dışında mülakat yapacak olmamızı bu çerçevede değerlendirmek gerekir'' dedi.
Bu arada alınacak toplam 2 bin 289 personelin 147'si merkezde, 42'si döner sermayede, 2 bin 100'ü de taşrada görev yapacak.

Son Güncelleme: Çarşamba, 28 Mart 2012 11:56

Gösterim: 2020

Almanya'nın Münih kentinde düzenlenen Türk-Alman Diyalogu Forumu'nda konuşan Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Bugün 3 milyonun üzerinde Türk vatandaşımız Almanya'da var. Bu demektir ki geleceğin ustaları Almanya'da Türk olacaktır" dedi.
isdunyasiAlmanya'daki yabancı çalışanların yüzde 40'ın Türk vatandaşları olduğunu belirten Palandöken, "Onun için geleceğin ustaları Almanya'da Türklerden oluşacak. Almanya'da bizim eşdeğer kuruluşumuz ZDH'nin yaptığı bir ankete göre Türk gençlerinin yüzde 80'i serbest çalışmaktan yana. Almanlar ise serbest ve tek çalışmaktan yana değiller. Bu da Türk insanının girişimciliğini ve gelecekte bu ülkede ticarette büyük başarılara imza atacağımızı göstermektedir" dedi.

"MESLEKİ EĞİTİME ÖNEM VERİLMELİ"
Türkiye ve Almanya'nın en büyük ihtiyaçlarından birinin de vasıflı eleman olduğunu ifade eden Palandöken, "Bu konuda önem verilmesi gereken konu iki ülkenin mesleki eğitim sistemleridir. Günümüzde sadece normal okul sistemiyle kalifiye meslek elemanı yetiştirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bunun içindir ki; mesleki eğitimde okul ve işyerinin ortaklaşa görev ve sorumluluk alacağı bir sistem hedeflenmektedir. Çıraklık eğitimiyle yapılan meslek eğitimi, okul sistemine göre yapılan meslek eğitiminden daha
ucuza mal olmaktadır. Ekonomik yönden çok güçlü olan ülkeler bile, meslek eğitimini örgün eğitimle yapacak kadar zengin olmadıklarını belirtmektedirler. Ülkemizde hızlı sanayileşme ve gelişen özel sektör işletmeleri, çıraklık sisteminin mesleki eğitim sisteminin içine alınması sonucunu doğurmuştur. Ülkemiz mesleki eğitim sisteminde; Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içinde meslek kuruluşları sistemde önemli roller üstlenmiştir. Ülkemizin AB'ye tam üyelik sürecinde, uluslar arası piyasalarda söz sahibi
olabilmesinde, rekabet gücü kazanmasında en kritik noktalardan biri, sahip olduğu işgücünü nitelikli hale getirebilmesidir. TESK, mesleki eğitim alanında kendi isteğiyle görev ve sorumluluk üstlenen, elini taşın altına koyan ve bunu mevzuatına yansıtan tek meslek kuruluşudur. Esnaf ve sanatkarımızın meslek kollarında ulusal meslek standartları geliştirilmektedir. Bundan sonraki süreçte ulusal yeterliliklerin geliştirilmesi süreci başlayacaktır. TESK bu konuda yetkilendirilmiş bir kuruluş olarak standart ve
yeterlilik geliştirmektedir. Belge veren yetkili kuruluş olma çalışmaları da başlatılmış durumdadır" şeklinde konuştu.

"AB VATANDAŞLIĞI DEĞİL MESLEK ÖN PLANA ÇIKIYOR"
Almanya'da "Yurtdışında Edinilen Mesleki Yeterliliğin Saptanması ve Tanınmasında İyileştirme Öngören Yasa"nın gelecek ay yürürlüğe gireceğini kaydeden Palandöken, "Yasa yurt dışında edinilen mesleki yeterliliğin değerlendirilmesini talep etme hakkını bir hayli genişletmekte ve yöntemi standart ve şeffaf hale getirmektedir. Bu meslekler için kişinin sahip olduğu mesleki niteliklerin eşdeğerde olup olmadığı sorusu bundan böyle standart kriterlere ve yönteme göre değerlendirilecektir. Almanya'daki pek çok
meslek için gerek mesleğin icrası, gerekse tanınma uygulamasına dahil olunabilmesi, şimdiye kadar Alman vatandaşı ya da bir AB ülkesi vatandaşı olma koşuluna bağlanmıştı. Yeni yasa, vatandaşlığa bağlı olma durumunu büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Bundan böyle, mesleklerin çoğunda vatandaşlık ya da milliyet değil, sadece mesleki yeterliliğin içeriği ve niteliği esas alınacak. Söz konusu yasanın yürürlüğe girmesi konfederasyonumuz ve Türkiye'deki ilgili Bakanlıkların işbirliği halinde çalışmasıyla her
iki ülkedeki yurttaşlarımızın serbest dolaşımına ve kurumlar arasındaki işbirliğini gelişmesine de imkan sağlayacaktır" dedi.

> Avrupa'da GELECEĞİN USTALARI Türkler olacak

Almanya'nın Münih kentinde düzenlenen Türk-Alman Diyalogu Forumu'nda konuşan Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Bugün 3 milyonun üzerinde Türk vatandaşımız Almanya'da var. Bu demektir ki geleceğin ustaları Almanya'da Türk olacaktır" dedi.
isdunyasiAlmanya'daki yabancı çalışanların yüzde 40'ın Türk vatandaşları olduğunu belirten Palandöken, "Onun için geleceğin ustaları Almanya'da Türklerden oluşacak. Almanya'da bizim eşdeğer kuruluşumuz ZDH'nin yaptığı bir ankete göre Türk gençlerinin yüzde 80'i serbest çalışmaktan yana. Almanlar ise serbest ve tek çalışmaktan yana değiller. Bu da Türk insanının girişimciliğini ve gelecekte bu ülkede ticarette büyük başarılara imza atacağımızı göstermektedir" dedi.

"MESLEKİ EĞİTİME ÖNEM VERİLMELİ"
Türkiye ve Almanya'nın en büyük ihtiyaçlarından birinin de vasıflı eleman olduğunu ifade eden Palandöken, "Bu konuda önem verilmesi gereken konu iki ülkenin mesleki eğitim sistemleridir. Günümüzde sadece normal okul sistemiyle kalifiye meslek elemanı yetiştirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bunun içindir ki; mesleki eğitimde okul ve işyerinin ortaklaşa görev ve sorumluluk alacağı bir sistem hedeflenmektedir. Çıraklık eğitimiyle yapılan meslek eğitimi, okul sistemine göre yapılan meslek eğitiminden daha
ucuza mal olmaktadır. Ekonomik yönden çok güçlü olan ülkeler bile, meslek eğitimini örgün eğitimle yapacak kadar zengin olmadıklarını belirtmektedirler. Ülkemizde hızlı sanayileşme ve gelişen özel sektör işletmeleri, çıraklık sisteminin mesleki eğitim sisteminin içine alınması sonucunu doğurmuştur. Ülkemiz mesleki eğitim sisteminde; Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içinde meslek kuruluşları sistemde önemli roller üstlenmiştir. Ülkemizin AB'ye tam üyelik sürecinde, uluslar arası piyasalarda söz sahibi
olabilmesinde, rekabet gücü kazanmasında en kritik noktalardan biri, sahip olduğu işgücünü nitelikli hale getirebilmesidir. TESK, mesleki eğitim alanında kendi isteğiyle görev ve sorumluluk üstlenen, elini taşın altına koyan ve bunu mevzuatına yansıtan tek meslek kuruluşudur. Esnaf ve sanatkarımızın meslek kollarında ulusal meslek standartları geliştirilmektedir. Bundan sonraki süreçte ulusal yeterliliklerin geliştirilmesi süreci başlayacaktır. TESK bu konuda yetkilendirilmiş bir kuruluş olarak standart ve
yeterlilik geliştirmektedir. Belge veren yetkili kuruluş olma çalışmaları da başlatılmış durumdadır" şeklinde konuştu.

"AB VATANDAŞLIĞI DEĞİL MESLEK ÖN PLANA ÇIKIYOR"
Almanya'da "Yurtdışında Edinilen Mesleki Yeterliliğin Saptanması ve Tanınmasında İyileştirme Öngören Yasa"nın gelecek ay yürürlüğe gireceğini kaydeden Palandöken, "Yasa yurt dışında edinilen mesleki yeterliliğin değerlendirilmesini talep etme hakkını bir hayli genişletmekte ve yöntemi standart ve şeffaf hale getirmektedir. Bu meslekler için kişinin sahip olduğu mesleki niteliklerin eşdeğerde olup olmadığı sorusu bundan böyle standart kriterlere ve yönteme göre değerlendirilecektir. Almanya'daki pek çok
meslek için gerek mesleğin icrası, gerekse tanınma uygulamasına dahil olunabilmesi, şimdiye kadar Alman vatandaşı ya da bir AB ülkesi vatandaşı olma koşuluna bağlanmıştı. Yeni yasa, vatandaşlığa bağlı olma durumunu büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Bundan böyle, mesleklerin çoğunda vatandaşlık ya da milliyet değil, sadece mesleki yeterliliğin içeriği ve niteliği esas alınacak. Söz konusu yasanın yürürlüğe girmesi konfederasyonumuz ve Türkiye'deki ilgili Bakanlıkların işbirliği halinde çalışmasıyla her
iki ülkedeki yurttaşlarımızın serbest dolaşımına ve kurumlar arasındaki işbirliğini gelişmesine de imkan sağlayacaktır" dedi.

Son Güncelleme: Salı, 20 Mart 2012 16:37

Gösterim: 2106

İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu,  adil olabilmek, olayları doğru analiz edebilmek ve iletişim biçimi görevini yerine getirirken çok önem verdiği noktalar olduğunu söylüyor.

biriz_kutoglu_ikuDemokratik bir yönetim modelini benimsediğini ifade eden Kutoğlu, “Takım ruhunun oluşması ve takım oyuncusu olabilen lider olmak bence çok önemli. Bunların yanında çalışma barışını sağlayan bir ortamın oluşması da aslında yöneticilerin elinde. Eksiklere karşı yaptırım uygulayan değil iş geliştiren yönetici olabilmeyi önemsiyorum” diye konuşuyor.

1977 Ankara doğumlu olan İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri lisans, Beykent Üniversitesi işletme yüksek lisans sahibi. Özel okullarda ve sivil toplum kuruluşlarında eğitim uzmanlığı, okul geliştirme uzmanlığı, eğitim yönetimi danışmanlığı, okullar koordinatörlüğü ve genel koordinatörlük görevlerinde bulunan Kutoğlu, eğitim yayıncılığı alanında öğretmenlere yönelik yayınların program geliştirme, öğretim yöntem ve teknikleri, materyal geliştirme, ölçme ve değerlendirme bölümlerinde yazarlık yapmış. Türkiye genelinde  öğretmenlerin hizmet içi eğitimlerine yönelik pek çok organizasyonda yönetici ve eğitimci olarak görev alan Biriz Kutoğlu, evli ve 1 çocuk annesi. “Kurumlar ya da statüler değişse de hep, eğitimini aldığım işi yaptım” diyen Kutoğlu, eğitim sektöründe, kadınların sayısı daha fazla olması sebebiyle kariyerinde kadın ayrımcılığına yönelik bir engelle karşılaşmadığını belirtiyor. 

KÜTÜPHANELERİ SEVEN BİR ÖĞRENCİYDİM
Eğitim hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Hangi okullarda okudunuz? Nasıl bir öğrenciydiniz?

Lise ve üniversiteyi Ankara’da okudum. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Eğitim Programları ve Öğretim Anabilim Dalı’nda lisans, Beykent Üniversitesi’nde İşletme yüksek lisansı yaptım. Benim için eğitim ve işletme her zaman bir bütündü. Birbirinden bağımsız düşünemediğim iki alan. Ancak, eğitim hep bir adım öndeydi. Ailemin de isteğiyle eğitimciliği tercih ettim. Hayatında dersten başka bir şeyin olmadığı, öğrenmeyi ve öğretmeyi, kütüphaneleri seven bir öğrenciydim.

Üniversiteden mezun olduktan sonra kariyeriniz nerede başladı ve sonrasında nerelerde devam etti? Kariyer basamaklarını tırmanırken bir kadın olarak ne gibi engellerle karşılaştınız ve bu engelleri nasıl aştınız?

Hacettepe Üniversitesi içindeki bir ilköğretim okulunda eğitim uzmanı olarak iş hayatına atıldım. Sonrasında, vakıf okulları, sivil toplum kuruluşları, eğitim danışmanlığı şirketleri ve eğitim yayıncılığı alanlarında farklı deneyimlerim oldu. Kurumlar ya da statüler değişse de hep, eğitimini aldığım işi yaptım. Eğitim sektöründe, kadınların sayısı daha fazla. Bu sebeple, kariyer konusunda kadın ayrımcılığına yönelik bir engelle karşılaşmadım. Erkek egemen bir sektörde olsaydım, durum böyle olmayabilirdi.

Eğitimciliğe başlarken düşünceleriniz neydi? Bugün eğitimle ilgili neler düşünüyorsunuz? Yaşanan sorunlar ve bu sorunlara ilişkin sizin çözüm önerileriniz nelerdir?

Hep çok idealisttim. Hala da öyleyimdir. Hiç ümitsizliğe kapılmadım. İnandığım şeyleri hep yaptım. Çoğunlukla da başardım. Başaramadıklarım olsa bile, inancımı hiç yitirmedim. Mutlaka bir kez daha denedim. Son 20 yıla bakıldığında, eğitim sektöründe pek çok gelişmenin olduğunu görüyoruz. Artan özel okul sayısı, devlet okullarındaki iyileştirmeler, sınıf kontenjanlarının düşmesi, eğitim teknolojilerinin öğrencilerin hizmetine sunulması olumlu yöndeki gelişmeler. Bunlarla birlikte, eğitimin niteliği tartışma konusu. Biz eğitimcilerin hedefi, gelecek için birey yetiştirebilmek. Ülkeyi ileri götürebilecek, topluma fayda sağlayabilecek, yetişkin bir birey olduğunda aldığı eğitim sayesinde sahip olduğu donanımla hedeflerini gerçekleştirebilecek düzeyde olmalarını sağlamaktır. Bunun için, eğitimcinin kendini geliştirmesi çok önemli. Sürekli araştırması, dünyayı gezmesi, okuması, ilgi alanlarını mesleğine transfer edebilmesi, kaynak taraması yapması… Bunlar bireysel çabalarla yapılabilecekler… Bunların yanı sıra bir de kurumların sorumluluğunda olması gerekenler var. Hizmet içi eğitim olmazsa olmaz. Etkili hizmet içi eğitimler, süpervizyon çalışmaları, üniversitelerin sürekli eğitim merkezlerinin okullarla entegre çalışmaları sürdürülebilir politikalar üretilmesiyle gerçekleşebilir.

DEMOKRATİK BİR YÖNETİM MODELİNİ BENİMSİYORUM

Şu an İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü olarak görev yapıyorsunuz. Ne zamandır bu görevi yürütüyorsunuz? Görevinizi yerine getirirken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir yönetim modelini benimsiyorsunuz? Ayrıca size göre kadın yönetici ile erkek yönetici arasındaki farklar nelerdir? Bahsedebilir misiniz?

İstanbul Kültür Eğitim Kurumları’ndaki görevime 2015 Temmuz ayında başladım. Adil olabilmek, olayları doğru analiz edebilmek, iletişim biçimi çok önemli. Ben, demokratik bir yönetim modelini benimsiyorum. Takım ruhunun oluşması ve takım oyuncusu olabilen lider olmak bence çok önemli. Bunların yanında çalışma barışını sağlayan bir ortamın oluşması da aslında yöneticilerin elinde. Eksiklere karşı yaptırım uygulayan değil iş geliştiren yönetici olabilmeyi önemsiyorum. Denetleyen değil destek sağlayan yönetici olmak da işin bir başka boyutu. İş yerinde başarı; hedef belirleme, planlama, iletişim, motivasyon ve mutlulukla ortaya çıkıyor. Eğitim sektöründe, kadın ve erkek yönetici olmaktan çok kişilik özelliklerinin daha belirleyici olduğuna inanıyorum. Kadınlar daha detaycı, erkekler daha az duygusal gibi genellemeleri doğru bulmuyorum. Bir kişi eğitim sektöründe çalışıyorsa; çocuk söz konusudur. Detaylar zaten çok önemlidir. Duygu işin odağındadır.

Ülkemizde birçok kadın, eğitim-öğretim imkânlarından ve çalışma hakkından yoksun bırakılıyor. İş hayatına girdiğinde ise ayrımcılık ve gelir adaletsizliği gibi birçok sorunla karşılaşabiliyor. Türkiye’de kadının toplumdaki ve iş dünyasındaki bu konumunun değişmesi sizce neye bağlı? Bu değişimin gerçekleşmesinde kadınların eğitimi ne derece önemli?

Sadece kadın olmanın bile zor olduğu Türkiye'de bir de çalışan kadın olmak, hele hele çalışan anne olmak herkesin kolay kolay altından kalkabileceği bir yaşam tarzı değil. İş hayatının dışında kalan hayatın bütün sorumluluğu da kendi omuzlarına yüklendiği için, hayatını bir gün öncesinden dakika dakika prova etmesi gerekiyor. Ülkemizde kadın erkek  eşitliğine dair yasal gereklilikler çok büyük oranda yerine getirilmiş olsa da, toplumsal hayatta kadın ve erkeğin  eşit görülmesinde sorunlar olduğunu düşünüyorum. "Çalışan erkek" gibi bir kavram yok bildiğim kadarıyla. Ama çalışan kadın, çalışan anne gibi kavramların olması bile kadının iş hayatında yaşadığı zorlukların bir ispatı gibi. İşte çalışan kadın bu algıya karşı dimdik ayakta durduğunda zorunlu değişimler ne olursa olsun yeri sağlamlaşıyor.

Kadınların eğitim dünyasındaki yerini genel anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca yeni mezun olan kadın öğretmenlere ve eğitim sektöründeki genç kadın girişimcilere tavsiyeleriniz neler olur?

Yapılan araştırmalara göre, iş hayatında kadın istihdamında geçtiğimiz yıla oranla yüzde 33’lük bir artış yaşanmış. İstihdam edilen kadınların eğitim seviyesi artarken, kariyer beklentilerinin de yükseldiği gözlemlenmiş. Yine araştırmalar, kadınların en çok tercih ettiği sektörün eğitim sektörü olduğunu söylüyor bize.  Kolejden üniversiteye, anaokullarından dil okullarına kadar farklı biçimlerde hizmet üreten eğitim sektöründe yaklaşık 25 bin kurum faaliyet gösteriyor. Böylesine dev bir istihdam sağlayan bir sektör içinde kadınların hem çalışan hem de girişimci olması çok normal. Eğitim sektörünün kendi içerisinde yarattığı ekosistem her geçen gün daha da büyüyor. Bu durum beraberinde yenilikleri de getirmek durumunda. Bu durumda, biz kadınlara düşen en büyük görev de çevreyi bu yeniliklere adapte etmek.

EN SEVDİĞİM ŞEY BASKETBOL OYNAMAK

Biraz da özel yaşamınıza değinelim. Ev ve iş yaşantınızdaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız? Hobileriniz nelerdir?

Açık konuşmak gerekirse dengeyi sağladığım söylenemez. İşkolik biri olarak iş hayatı her zaman ağır basıyor. İş odaklı olmak, sorumluluklarını yerini getirme duygusu ile birleşince ister istemez ağırlığın iş hayatına verilmesine neden oluyor. Bununla birlikte, kendi kendime kaldığımda farklı kültürlere ait müzikleri dinlemeyi tercih ediyorum. Tabi bir de, farklı mimariye sahip okulları incelemek, o okulları araştırmak, eğitim ortamları ile ilgili görselleri, haberleri arşivlemek… Gördüğünüz gibi iş yine evin içinde. En sevdiğim şey ise basketbol oynamak. Okul bahçesinde gezerken ne zaman bir potanın önünden geçsem bir basketbol topu bulup mutlaka bir basket atışı yaparım. Hatta, okulda öğretmenler arası spor turnuvaları yapıyoruz. Basketbol dalında, 3 takım oluşturduk. Ben, bu takımlardan birinde oynuyorum. Benim için, spor çok önemli. Okul bu anlamda, çalışanlarına da hitap edebilmeli. Bunun için, tüm öğretmenlerimize spor yapmalarına yönelik ortamı sunuyoruz.

> Yaptırımcı değil, iş geliştiren yönetici: Biriz Kutoğlu

İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu,  adil olabilmek, olayları doğru analiz edebilmek ve iletişim biçimi görevini yerine getirirken çok önem verdiği noktalar olduğunu söylüyor.

biriz_kutoglu_ikuDemokratik bir yönetim modelini benimsediğini ifade eden Kutoğlu, “Takım ruhunun oluşması ve takım oyuncusu olabilen lider olmak bence çok önemli. Bunların yanında çalışma barışını sağlayan bir ortamın oluşması da aslında yöneticilerin elinde. Eksiklere karşı yaptırım uygulayan değil iş geliştiren yönetici olabilmeyi önemsiyorum” diye konuşuyor.

1977 Ankara doğumlu olan İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü Biriz Kutoğlu, Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri lisans, Beykent Üniversitesi işletme yüksek lisans sahibi. Özel okullarda ve sivil toplum kuruluşlarında eğitim uzmanlığı, okul geliştirme uzmanlığı, eğitim yönetimi danışmanlığı, okullar koordinatörlüğü ve genel koordinatörlük görevlerinde bulunan Kutoğlu, eğitim yayıncılığı alanında öğretmenlere yönelik yayınların program geliştirme, öğretim yöntem ve teknikleri, materyal geliştirme, ölçme ve değerlendirme bölümlerinde yazarlık yapmış. Türkiye genelinde  öğretmenlerin hizmet içi eğitimlerine yönelik pek çok organizasyonda yönetici ve eğitimci olarak görev alan Biriz Kutoğlu, evli ve 1 çocuk annesi. “Kurumlar ya da statüler değişse de hep, eğitimini aldığım işi yaptım” diyen Kutoğlu, eğitim sektöründe, kadınların sayısı daha fazla olması sebebiyle kariyerinde kadın ayrımcılığına yönelik bir engelle karşılaşmadığını belirtiyor. 

KÜTÜPHANELERİ SEVEN BİR ÖĞRENCİYDİM
Eğitim hayatınızdan bahsedebilir misiniz? Hangi okullarda okudunuz? Nasıl bir öğrenciydiniz?

Lise ve üniversiteyi Ankara’da okudum. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Eğitim Programları ve Öğretim Anabilim Dalı’nda lisans, Beykent Üniversitesi’nde İşletme yüksek lisansı yaptım. Benim için eğitim ve işletme her zaman bir bütündü. Birbirinden bağımsız düşünemediğim iki alan. Ancak, eğitim hep bir adım öndeydi. Ailemin de isteğiyle eğitimciliği tercih ettim. Hayatında dersten başka bir şeyin olmadığı, öğrenmeyi ve öğretmeyi, kütüphaneleri seven bir öğrenciydim.

Üniversiteden mezun olduktan sonra kariyeriniz nerede başladı ve sonrasında nerelerde devam etti? Kariyer basamaklarını tırmanırken bir kadın olarak ne gibi engellerle karşılaştınız ve bu engelleri nasıl aştınız?

Hacettepe Üniversitesi içindeki bir ilköğretim okulunda eğitim uzmanı olarak iş hayatına atıldım. Sonrasında, vakıf okulları, sivil toplum kuruluşları, eğitim danışmanlığı şirketleri ve eğitim yayıncılığı alanlarında farklı deneyimlerim oldu. Kurumlar ya da statüler değişse de hep, eğitimini aldığım işi yaptım. Eğitim sektöründe, kadınların sayısı daha fazla. Bu sebeple, kariyer konusunda kadın ayrımcılığına yönelik bir engelle karşılaşmadım. Erkek egemen bir sektörde olsaydım, durum böyle olmayabilirdi.

Eğitimciliğe başlarken düşünceleriniz neydi? Bugün eğitimle ilgili neler düşünüyorsunuz? Yaşanan sorunlar ve bu sorunlara ilişkin sizin çözüm önerileriniz nelerdir?

Hep çok idealisttim. Hala da öyleyimdir. Hiç ümitsizliğe kapılmadım. İnandığım şeyleri hep yaptım. Çoğunlukla da başardım. Başaramadıklarım olsa bile, inancımı hiç yitirmedim. Mutlaka bir kez daha denedim. Son 20 yıla bakıldığında, eğitim sektöründe pek çok gelişmenin olduğunu görüyoruz. Artan özel okul sayısı, devlet okullarındaki iyileştirmeler, sınıf kontenjanlarının düşmesi, eğitim teknolojilerinin öğrencilerin hizmetine sunulması olumlu yöndeki gelişmeler. Bunlarla birlikte, eğitimin niteliği tartışma konusu. Biz eğitimcilerin hedefi, gelecek için birey yetiştirebilmek. Ülkeyi ileri götürebilecek, topluma fayda sağlayabilecek, yetişkin bir birey olduğunda aldığı eğitim sayesinde sahip olduğu donanımla hedeflerini gerçekleştirebilecek düzeyde olmalarını sağlamaktır. Bunun için, eğitimcinin kendini geliştirmesi çok önemli. Sürekli araştırması, dünyayı gezmesi, okuması, ilgi alanlarını mesleğine transfer edebilmesi, kaynak taraması yapması… Bunlar bireysel çabalarla yapılabilecekler… Bunların yanı sıra bir de kurumların sorumluluğunda olması gerekenler var. Hizmet içi eğitim olmazsa olmaz. Etkili hizmet içi eğitimler, süpervizyon çalışmaları, üniversitelerin sürekli eğitim merkezlerinin okullarla entegre çalışmaları sürdürülebilir politikalar üretilmesiyle gerçekleşebilir.

DEMOKRATİK BİR YÖNETİM MODELİNİ BENİMSİYORUM

Şu an İstanbul Kültür Eğitim Kurumları Okullar Koordinatörü olarak görev yapıyorsunuz. Ne zamandır bu görevi yürütüyorsunuz? Görevinizi yerine getirirken nelere dikkat ediyorsunuz? Nasıl bir yönetim modelini benimsiyorsunuz? Ayrıca size göre kadın yönetici ile erkek yönetici arasındaki farklar nelerdir? Bahsedebilir misiniz?

İstanbul Kültür Eğitim Kurumları’ndaki görevime 2015 Temmuz ayında başladım. Adil olabilmek, olayları doğru analiz edebilmek, iletişim biçimi çok önemli. Ben, demokratik bir yönetim modelini benimsiyorum. Takım ruhunun oluşması ve takım oyuncusu olabilen lider olmak bence çok önemli. Bunların yanında çalışma barışını sağlayan bir ortamın oluşması da aslında yöneticilerin elinde. Eksiklere karşı yaptırım uygulayan değil iş geliştiren yönetici olabilmeyi önemsiyorum. Denetleyen değil destek sağlayan yönetici olmak da işin bir başka boyutu. İş yerinde başarı; hedef belirleme, planlama, iletişim, motivasyon ve mutlulukla ortaya çıkıyor. Eğitim sektöründe, kadın ve erkek yönetici olmaktan çok kişilik özelliklerinin daha belirleyici olduğuna inanıyorum. Kadınlar daha detaycı, erkekler daha az duygusal gibi genellemeleri doğru bulmuyorum. Bir kişi eğitim sektöründe çalışıyorsa; çocuk söz konusudur. Detaylar zaten çok önemlidir. Duygu işin odağındadır.

Ülkemizde birçok kadın, eğitim-öğretim imkânlarından ve çalışma hakkından yoksun bırakılıyor. İş hayatına girdiğinde ise ayrımcılık ve gelir adaletsizliği gibi birçok sorunla karşılaşabiliyor. Türkiye’de kadının toplumdaki ve iş dünyasındaki bu konumunun değişmesi sizce neye bağlı? Bu değişimin gerçekleşmesinde kadınların eğitimi ne derece önemli?

Sadece kadın olmanın bile zor olduğu Türkiye'de bir de çalışan kadın olmak, hele hele çalışan anne olmak herkesin kolay kolay altından kalkabileceği bir yaşam tarzı değil. İş hayatının dışında kalan hayatın bütün sorumluluğu da kendi omuzlarına yüklendiği için, hayatını bir gün öncesinden dakika dakika prova etmesi gerekiyor. Ülkemizde kadın erkek  eşitliğine dair yasal gereklilikler çok büyük oranda yerine getirilmiş olsa da, toplumsal hayatta kadın ve erkeğin  eşit görülmesinde sorunlar olduğunu düşünüyorum. "Çalışan erkek" gibi bir kavram yok bildiğim kadarıyla. Ama çalışan kadın, çalışan anne gibi kavramların olması bile kadının iş hayatında yaşadığı zorlukların bir ispatı gibi. İşte çalışan kadın bu algıya karşı dimdik ayakta durduğunda zorunlu değişimler ne olursa olsun yeri sağlamlaşıyor.

Kadınların eğitim dünyasındaki yerini genel anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz? Ayrıca yeni mezun olan kadın öğretmenlere ve eğitim sektöründeki genç kadın girişimcilere tavsiyeleriniz neler olur?

Yapılan araştırmalara göre, iş hayatında kadın istihdamında geçtiğimiz yıla oranla yüzde 33’lük bir artış yaşanmış. İstihdam edilen kadınların eğitim seviyesi artarken, kariyer beklentilerinin de yükseldiği gözlemlenmiş. Yine araştırmalar, kadınların en çok tercih ettiği sektörün eğitim sektörü olduğunu söylüyor bize.  Kolejden üniversiteye, anaokullarından dil okullarına kadar farklı biçimlerde hizmet üreten eğitim sektöründe yaklaşık 25 bin kurum faaliyet gösteriyor. Böylesine dev bir istihdam sağlayan bir sektör içinde kadınların hem çalışan hem de girişimci olması çok normal. Eğitim sektörünün kendi içerisinde yarattığı ekosistem her geçen gün daha da büyüyor. Bu durum beraberinde yenilikleri de getirmek durumunda. Bu durumda, biz kadınlara düşen en büyük görev de çevreyi bu yeniliklere adapte etmek.

EN SEVDİĞİM ŞEY BASKETBOL OYNAMAK

Biraz da özel yaşamınıza değinelim. Ev ve iş yaşantınızdaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz? Boş zamanlarınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız? Hobileriniz nelerdir?

Açık konuşmak gerekirse dengeyi sağladığım söylenemez. İşkolik biri olarak iş hayatı her zaman ağır basıyor. İş odaklı olmak, sorumluluklarını yerini getirme duygusu ile birleşince ister istemez ağırlığın iş hayatına verilmesine neden oluyor. Bununla birlikte, kendi kendime kaldığımda farklı kültürlere ait müzikleri dinlemeyi tercih ediyorum. Tabi bir de, farklı mimariye sahip okulları incelemek, o okulları araştırmak, eğitim ortamları ile ilgili görselleri, haberleri arşivlemek… Gördüğünüz gibi iş yine evin içinde. En sevdiğim şey ise basketbol oynamak. Okul bahçesinde gezerken ne zaman bir potanın önünden geçsem bir basketbol topu bulup mutlaka bir basket atışı yaparım. Hatta, okulda öğretmenler arası spor turnuvaları yapıyoruz. Basketbol dalında, 3 takım oluşturduk. Ben, bu takımlardan birinde oynuyorum. Benim için, spor çok önemli. Okul bu anlamda, çalışanlarına da hitap edebilmeli. Bunun için, tüm öğretmenlerimize spor yapmalarına yönelik ortamı sunuyoruz.

Son Güncelleme: Pazartesi, 21 Mart 2016 09:06

Gösterim: 22683

Kariyerlerine sigorta sektöründe yön vermek isteyen yeni mezun adayları zorlu bir işe alım sürecinden geçiren şirketler, operasyon ağırlığının yüzde 80’ini üstlenen satış ve pazarlama birimlerinde çalışacak işgücünü bulmakta sıkıntı yaşıyor.

sigorta universiteÜniversitelerin müfredatlarında teknik ve operasyon konularında çok büyük bir ders yükü bulunurken, buna karşın satış ve pazarlama konularına hemen hemen hiç yer verilmediğine dikkat çeken sektör temsilcileri, uygulamada birbirinden farklı olan Bankacılık ve Sigortacılık mesleklerine yönelik eğitimlerin de tek bir programda birleştirilmesinin uzmanlaşmaya olanak sağlayan bir eğitim anlayışını engellediğini düşünüyor. Türkiye Sigorta Enstitüsü Vakfı Eğitim Birim Yöneticisi Hamit Barış Taş, bu nedenle Türkiye’de sigortacılık eğitimi veren 8 dört yıllık fakülte ve 110 meslek yüksekokulundan mezun olanların sadece yüzde 3’ünün sektörde istihdam edildiğini söylüyor.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte yapılan mevzuat düzenlemeleri, sigortalılık bilincinin arttırılmasına yönelik tanıtım faaliyetleri, ürün yelpazesindeki artış, doğal afetler sonrasında sigortalıların güveninin kazanılması, istikrarlı ekonomik konjonktür gibi etkenler Türkiye’de sigortaya olan talebi olumlu yönde etkilemeye devam ediyor.
Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’nin verdiği bilgilere göre 31 Aralık 2011 tarihi itibariyle sektörde 35 hayat dışı, 15 hayat ve emeklilik, 10 hayat ve 1 reasürans şirketi olmak üzere toplam 61 sigorta ve reasürans şirketi aktif olarak faaliyet gösteriyor. 2010 yılı sonu itibariyle sigorta sektöründe istihdam edilen kişi sayısı 16 bin 568 kişiye ulaşırken, sektörde faaliyet gösteren acenteler, brokerler ve eksperler de dikkate alındığında sigorta sektörü 75 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor.
Gerek sözleşme sayıları, gerek prim üretimi gerekse de sağlanan teminat tutarları açısından büyüme ivmesi ivmesini sürdüren Türk sigortacılık sektörü, hızlı koşusunda yanında olacak yetişmiş iş gücüne her geçen dün daha fazla ihtiyaç duyuyor. Sigorta sektörünün 2007 yılından itibaren sürekli gelişen ve dinamik bir sektör haline gelmesi neticesinde sektörde çalışacak kişilere de kendini geliştirme fırsatları sunduğunu söyleyen Türkiye Sigorta Vakfı Eğitim Birim Yöneticisi Hamit Barış Taş, “Özellikle, gerek nitelikli istihdam ihtiyacı gerekse de sektörün sürekli olarak büyümesi çalışkan ve kendine geliştirmeye açık adaylara uzun vadede çok iyi kariyer imkanları yaratıyor” diyor.
Taş, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen Türkiye’de sigortacılık eğitimi veren 8 adet dört yıllık fakülte ve 110 adet meslek yüksek okulu olmasına karşın, bu eğitim programlarından mezun olan kişilerin sektörde istihdam edilme oranlarının %3’de kaldığına işaret ediyor. “Bunun en önde gelen sebebi ise, sektör ile akademik kurumlar arasındaki iletişim ve işbirliği eksikliği nedeni ile akademik kurumlarda verilen mesleki eğitimlerin sektörün ihtiyaç ve beklentilerini karşılamada yetersiz kalmasıdır” diyen Taş, sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak ve öğrencilerin mezunlaşmasına olacak sağlayacak müfredatların uygulanması gerektiğini vurguluyor.

Sigorta şirketleri personellerini seçerken hangi kriterleri esas alıyor? Bu alanda ne tür eğitimler veriyor ve eğitimlere ne kadarlık kaynak aktarıyor?

2006 yılından günümüze baktığımızda, sigorta sektöründeki yabancı sermayeli şirket sayısı neredeyse %100 oranında artış gösterdi. Buna paralel olarak da sigorta şirketlerinin yabancı dil bilen personel ihtiyacı gün geçtikçe artıyor. Hali hazırda, Türk sigorta sektöründe bulunan yabancı sermayeye baktığımızda, İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Almanca, Flemenkçe ve hatta Japonca bilen adayların avantajlı olacağını söyleyebiliriz.
Bununla birlikte, sektörün, AB’ye uyum çerçevesinde 2007 yılında başlayan dönüşüm süreci, artan yerel ve küresel rekabet sektörün nitelikli ve iyi yetişmiş istihdama ihtiyacını giderek arttırdı ve bu tarihten itibaren sektördeki üniversite ve yüksek lisans mezunu çalışanların sayısı artış gösterdi. Bugün, pek çok lisans ve yüksek lisans mezunu için çok cazip bir sektör haline sigortacılık, özellikle Yangın ve Mühendislik Sigortaları iş kollarındaki teknik bilgi ihtiyacı nedeni ile Mühendislik mezunlarına cazip olanaklar sunuyor.
Kariyerlerine sigorta sektöründe yön vermek isteyen yeni mezun adaylar şirketlerin zorlu bir işe alım sürecinden geçiyor. Pek çok şirket geliştirdiği “Yönetici Adayı Geliştirme” programları ile çoklu aşamalardan oluşan eleme süreçleri uyguluyor. Bu aşamaları başarı ile tamamlayan adayları ise sektörü, çalışacakları şirketi ve sigortacılık işini tanıyacakları kapsamlı bir oryantasyon süreci bekliyor. İç ve dış kaynaklı eğitimlerden oluşan bu süreç, bazı şirketlerde zaman zaman yurtdışı değişim programları ya da çalışanın yurtdışındaki eğitimlere gönderilmesi ile de destekleniyor.
Sigorta şirketlerinin eğitime ayırdıkları kaynakları net bir rakam vererek ifade etmek mümkün olmasa da, özellikle yabancı ortaklı şirketlerin, bu konuda hem alt yapı anlamında hem de oluşan ihtiyaç ve beklentilerin karşılanması anlamında önemli yatırımlar yaptığı söylenebilir. Son dönemlerde, yabancı ortaklı şirketler, eğitim ve kariyer yönetimi sistemlerini yurtdışındaki yönetim merkezleri ile paralel olacak şekilde revize etme yolunda değişik projeler yürütüyorlar. Diğer taraftan, bazı yabancı ortaklı şirketler ise yurtdışındaki yönetim merkezlerine örnek teşkil edecek şekilde büyük ilerleme kaydettiler.

AKADEMİK MÜFREDATLAR SEKTÖRÜN BEKLENTİLERİNİ KARŞILAMALI
Sigortacılık sektöründe hangi alanlarda yoğun yetişmiş iş gücüne ihtiyaç duyuluyor? Sizce lise ve üniversitelerde sigortacılık sektörüne yönelik verilen eğitimin kapsamının ve kalitesinin nasıl olması gerekiyor?

Sigorta şirketlerinde operasyon ağırlığının yüzde 80’inin satış ve pazarlama birimlerinde olduğu ve sektörün bu yönde bir büyüme gösterdiği biliniyor. Sonuç olarak, bu bölümde yetişmiş iş gücüne duyulan ihtiyacın çok olduğu görülürken, bunun tersine üniversitelerin müfredatlarında satış ve pazarlama konularına hemen hemen hiç yer verilmezken teknik ve operasyon konularında çok büyük bir ders yükü bulunuyor. Bu durum, sektörün istihdam yapısının ve ihtiyaçlarının doğru tespit edilmesinin hem sigortacılık eğitiminin yapısının belirlenmesinin, hem de yeni mezun iş gücünün bu koşullara hazırlanarak doğru kanallara yönlendirilmesinin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi… Bu hususta atılabilecek en önemli adım üniversite ve sektör arasındaki iletişim ve işbirliğinin geliştirilerek sektörün ihtiyaç ve beklentilerine göre akademik müfredatların oluşturulması; şirketler tarafında ise satış bölümlerine mezunların ilgisini çekebilmek için prim ve ödüllendirme sistemlerinin daha özendirici hale getirilmesidir.
Üniversitelerdeki sigortacılık eğitimine ilişkin tartışılabilecek bir diğer husus ise uygulamada birbirinden farklı olan Bankacılık ve Sigortacılık mesleklerine ilişkin programların kontenjanlarının birleştirilerek tek program haline getirilmesi ile birlikte uzmanlaşmaya olanak sağlamayan bir eğitim anlayışının ortaya çıkmasıdır.

Enstitünüzün sigorta sektöründe eğitimli işgücüne yönelik yürüttüğü çalışmalar ve projelerden de kısaca söz eder misiniz?

Son yıllarda sektörün yaşadığı gelişim ve dönüşüm sürecini, nitelikli istihdamın oluşturulması ve sektöre kazandırılması yolu ile desteklemeyi amaçlayan, TSEV, yaptığı tüm çalışmaları 3 ana hedeften oluşan bir Eylem Planı içerisinde topladı.
Mevcut personelin niteliğinin arttırılması: Vakfın kurulduğu 1970 yılından beri devam eden ‘Temel Sigortacılık Eğitim Programı’, her sene 80’e yakın katılımcısına Türkiye’nin en köklü ve kapsamlı mesleki sigortacılık eğitimini sunuyor. Sigorta şirketlerinin kariyer yönetim sistemlerinin önemli bir parçası haline bu program, şirket içi terfilerde de ayırt edici bir unsur olarak değerlendiriliyor. Bu programın yanı sıra; TSEV, her sene sektöre 4 adet daha uzun dönemli ve yaklaşık 100 adet Kısa Süreli Eğitim Programı sunarak yılda ortalama 1000 sigorta şirketi, acente, broker ve ekspertiz şirketi çalışanına eğitim veriyor.
Ayrıca, 2009 yılında Hazine Müsteşarlığı'nın kontrolünde ve SEGEM'in organizasyonunda, TOBB ile işbirliği yapılarak, Türkiye tarihindeki en büyük eğitim projesi olan ‘Zorunlu Acente Teknik Personel Eğitimi’ni gerçekleştirdi. Proje kapsamında, Türkiye’nin 18 il merkezinde yaklaşık 40 bin kişiye ulaşıldı. 2012 yılında gerçekleştirilecek projeler kapsamında ise Türkiye’nin 7 il merkezinde yaklaşık 5 bin acente teknik personeline ve 3 il merkezinde yaklaşık 600 sigorta ve reasürans brokeri teknik personeline ulaşılması hedefleniyor.

Sektörün eğitime ayırdığı kaynak maliyetinin azaltılabilmesi ve nitelikli gençlerin sektöre katılmasının sağlanması: TSEV, Türkiye’deki sigorta eğitiminin niteliğini artırmak amacı ile 2005 yılında “Sigorta Eğitim Seminerleri”ne başladı ve bugüne kadar düzenlenen 26 seminer kapsamında Türkiye’nin hemen her yerinde sigortacılık eğitimi veren üniversite ve meslek yüksek okulları ziyaret edilerek konusunda uzman sektör profesyonelleri akademisyen ve öğrenciler ile buluşturuldu.
Bununla birlikte, 2009 yılında Türkiye’nin ilk Sigorta ve Aktüerya Eğitimi Zirvesi gerçekleştirilerek üniversite ve sektör temsilcileri bir araya getirildi. Zirvenin sonuçları rapor haline getirilerek YÖK ile de paylaşıldı.
TSEV, sigorta şirketlerinde çalışacak olan sigortacı adaylarını mesleğe hazırlamak adına da önemli roller de üstleniyor. Son yıllarda, pek çok sigorta şirketi “Yönetici Adayı Geliştirme” projeleri çerçevesinde TSEV ile çözüm ortaklığı yapıyor ve şirketlerin bu ihtiyaçlarına yönelik farklı programlar gerçekleştiriliyor.
Diğer taraftan, Avrupa Finansal Belgelendirme Organizasyonu (eficert) tarafından akredite edilen ve Milli Eğitim Bakanlığı onayı ile açılan “Özel Sigortacılık Kursu” aracılığı ile de sektörün ara eleman ihtiyacının karşılanması ve gençlerin hem çok kolay iş bulabilmelerine, hem de işe başlar başlamaz üretken olabilmelerine çalışılıyor.

Sigorta sektörünün mesleki yeterliliklerinin belirlenmesi: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Mesleki Yeterlilik Kurumu ile Türk Sigorta Enstitüsü Vakfı ve Türk Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği arasında 2010 yılında bir protokol imzalanarak “Sigorta Sektöründe Meslek Standartlarının Belirlenmesi Projesi”ne başlandı. Projenin amacı; kişilere, sigorta sektörü içerisindeki meslekleri doğru tanıtarak, onlara kendilerini geliştirme yönünde bir yol haritası sunmak ve giderek artan küresel rekabet ortamında, sektörün istihdam yönünden eksiklerini ve ihtiyaçlarını belirleyerek, inovasyonu ve üretimi attırıcı istihdam politikalarına yönelmek…

> Sigortacılardan Üniversitelere KIRIK NOT

Kariyerlerine sigorta sektöründe yön vermek isteyen yeni mezun adayları zorlu bir işe alım sürecinden geçiren şirketler, operasyon ağırlığının yüzde 80’ini üstlenen satış ve pazarlama birimlerinde çalışacak işgücünü bulmakta sıkıntı yaşıyor.

sigorta universiteÜniversitelerin müfredatlarında teknik ve operasyon konularında çok büyük bir ders yükü bulunurken, buna karşın satış ve pazarlama konularına hemen hemen hiç yer verilmediğine dikkat çeken sektör temsilcileri, uygulamada birbirinden farklı olan Bankacılık ve Sigortacılık mesleklerine yönelik eğitimlerin de tek bir programda birleştirilmesinin uzmanlaşmaya olanak sağlayan bir eğitim anlayışını engellediğini düşünüyor. Türkiye Sigorta Enstitüsü Vakfı Eğitim Birim Yöneticisi Hamit Barış Taş, bu nedenle Türkiye’de sigortacılık eğitimi veren 8 dört yıllık fakülte ve 110 meslek yüksekokulundan mezun olanların sadece yüzde 3’ünün sektörde istihdam edildiğini söylüyor.

5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte yapılan mevzuat düzenlemeleri, sigortalılık bilincinin arttırılmasına yönelik tanıtım faaliyetleri, ürün yelpazesindeki artış, doğal afetler sonrasında sigortalıların güveninin kazanılması, istikrarlı ekonomik konjonktür gibi etkenler Türkiye’de sigortaya olan talebi olumlu yönde etkilemeye devam ediyor.
Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği’nin verdiği bilgilere göre 31 Aralık 2011 tarihi itibariyle sektörde 35 hayat dışı, 15 hayat ve emeklilik, 10 hayat ve 1 reasürans şirketi olmak üzere toplam 61 sigorta ve reasürans şirketi aktif olarak faaliyet gösteriyor. 2010 yılı sonu itibariyle sigorta sektöründe istihdam edilen kişi sayısı 16 bin 568 kişiye ulaşırken, sektörde faaliyet gösteren acenteler, brokerler ve eksperler de dikkate alındığında sigorta sektörü 75 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor.
Gerek sözleşme sayıları, gerek prim üretimi gerekse de sağlanan teminat tutarları açısından büyüme ivmesi ivmesini sürdüren Türk sigortacılık sektörü, hızlı koşusunda yanında olacak yetişmiş iş gücüne her geçen dün daha fazla ihtiyaç duyuyor. Sigorta sektörünün 2007 yılından itibaren sürekli gelişen ve dinamik bir sektör haline gelmesi neticesinde sektörde çalışacak kişilere de kendini geliştirme fırsatları sunduğunu söyleyen Türkiye Sigorta Vakfı Eğitim Birim Yöneticisi Hamit Barış Taş, “Özellikle, gerek nitelikli istihdam ihtiyacı gerekse de sektörün sürekli olarak büyümesi çalışkan ve kendine geliştirmeye açık adaylara uzun vadede çok iyi kariyer imkanları yaratıyor” diyor.
Taş, tüm bu olumlu gelişmelere rağmen Türkiye’de sigortacılık eğitimi veren 8 adet dört yıllık fakülte ve 110 adet meslek yüksek okulu olmasına karşın, bu eğitim programlarından mezun olan kişilerin sektörde istihdam edilme oranlarının %3’de kaldığına işaret ediyor. “Bunun en önde gelen sebebi ise, sektör ile akademik kurumlar arasındaki iletişim ve işbirliği eksikliği nedeni ile akademik kurumlarda verilen mesleki eğitimlerin sektörün ihtiyaç ve beklentilerini karşılamada yetersiz kalmasıdır” diyen Taş, sektörün ihtiyaçlarını karşılayacak ve öğrencilerin mezunlaşmasına olacak sağlayacak müfredatların uygulanması gerektiğini vurguluyor.

Sigorta şirketleri personellerini seçerken hangi kriterleri esas alıyor? Bu alanda ne tür eğitimler veriyor ve eğitimlere ne kadarlık kaynak aktarıyor?

2006 yılından günümüze baktığımızda, sigorta sektöründeki yabancı sermayeli şirket sayısı neredeyse %100 oranında artış gösterdi. Buna paralel olarak da sigorta şirketlerinin yabancı dil bilen personel ihtiyacı gün geçtikçe artıyor. Hali hazırda, Türk sigorta sektöründe bulunan yabancı sermayeye baktığımızda, İngilizce, Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Almanca, Flemenkçe ve hatta Japonca bilen adayların avantajlı olacağını söyleyebiliriz.
Bununla birlikte, sektörün, AB’ye uyum çerçevesinde 2007 yılında başlayan dönüşüm süreci, artan yerel ve küresel rekabet sektörün nitelikli ve iyi yetişmiş istihdama ihtiyacını giderek arttırdı ve bu tarihten itibaren sektördeki üniversite ve yüksek lisans mezunu çalışanların sayısı artış gösterdi. Bugün, pek çok lisans ve yüksek lisans mezunu için çok cazip bir sektör haline sigortacılık, özellikle Yangın ve Mühendislik Sigortaları iş kollarındaki teknik bilgi ihtiyacı nedeni ile Mühendislik mezunlarına cazip olanaklar sunuyor.
Kariyerlerine sigorta sektöründe yön vermek isteyen yeni mezun adaylar şirketlerin zorlu bir işe alım sürecinden geçiyor. Pek çok şirket geliştirdiği “Yönetici Adayı Geliştirme” programları ile çoklu aşamalardan oluşan eleme süreçleri uyguluyor. Bu aşamaları başarı ile tamamlayan adayları ise sektörü, çalışacakları şirketi ve sigortacılık işini tanıyacakları kapsamlı bir oryantasyon süreci bekliyor. İç ve dış kaynaklı eğitimlerden oluşan bu süreç, bazı şirketlerde zaman zaman yurtdışı değişim programları ya da çalışanın yurtdışındaki eğitimlere gönderilmesi ile de destekleniyor.
Sigorta şirketlerinin eğitime ayırdıkları kaynakları net bir rakam vererek ifade etmek mümkün olmasa da, özellikle yabancı ortaklı şirketlerin, bu konuda hem alt yapı anlamında hem de oluşan ihtiyaç ve beklentilerin karşılanması anlamında önemli yatırımlar yaptığı söylenebilir. Son dönemlerde, yabancı ortaklı şirketler, eğitim ve kariyer yönetimi sistemlerini yurtdışındaki yönetim merkezleri ile paralel olacak şekilde revize etme yolunda değişik projeler yürütüyorlar. Diğer taraftan, bazı yabancı ortaklı şirketler ise yurtdışındaki yönetim merkezlerine örnek teşkil edecek şekilde büyük ilerleme kaydettiler.

AKADEMİK MÜFREDATLAR SEKTÖRÜN BEKLENTİLERİNİ KARŞILAMALI
Sigortacılık sektöründe hangi alanlarda yoğun yetişmiş iş gücüne ihtiyaç duyuluyor? Sizce lise ve üniversitelerde sigortacılık sektörüne yönelik verilen eğitimin kapsamının ve kalitesinin nasıl olması gerekiyor?

Sigorta şirketlerinde operasyon ağırlığının yüzde 80’inin satış ve pazarlama birimlerinde olduğu ve sektörün bu yönde bir büyüme gösterdiği biliniyor. Sonuç olarak, bu bölümde yetişmiş iş gücüne duyulan ihtiyacın çok olduğu görülürken, bunun tersine üniversitelerin müfredatlarında satış ve pazarlama konularına hemen hemen hiç yer verilmezken teknik ve operasyon konularında çok büyük bir ders yükü bulunuyor. Bu durum, sektörün istihdam yapısının ve ihtiyaçlarının doğru tespit edilmesinin hem sigortacılık eğitiminin yapısının belirlenmesinin, hem de yeni mezun iş gücünün bu koşullara hazırlanarak doğru kanallara yönlendirilmesinin ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi… Bu hususta atılabilecek en önemli adım üniversite ve sektör arasındaki iletişim ve işbirliğinin geliştirilerek sektörün ihtiyaç ve beklentilerine göre akademik müfredatların oluşturulması; şirketler tarafında ise satış bölümlerine mezunların ilgisini çekebilmek için prim ve ödüllendirme sistemlerinin daha özendirici hale getirilmesidir.
Üniversitelerdeki sigortacılık eğitimine ilişkin tartışılabilecek bir diğer husus ise uygulamada birbirinden farklı olan Bankacılık ve Sigortacılık mesleklerine ilişkin programların kontenjanlarının birleştirilerek tek program haline getirilmesi ile birlikte uzmanlaşmaya olanak sağlamayan bir eğitim anlayışının ortaya çıkmasıdır.

Enstitünüzün sigorta sektöründe eğitimli işgücüne yönelik yürüttüğü çalışmalar ve projelerden de kısaca söz eder misiniz?

Son yıllarda sektörün yaşadığı gelişim ve dönüşüm sürecini, nitelikli istihdamın oluşturulması ve sektöre kazandırılması yolu ile desteklemeyi amaçlayan, TSEV, yaptığı tüm çalışmaları 3 ana hedeften oluşan bir Eylem Planı içerisinde topladı.
Mevcut personelin niteliğinin arttırılması: Vakfın kurulduğu 1970 yılından beri devam eden ‘Temel Sigortacılık Eğitim Programı’, her sene 80’e yakın katılımcısına Türkiye’nin en köklü ve kapsamlı mesleki sigortacılık eğitimini sunuyor. Sigorta şirketlerinin kariyer yönetim sistemlerinin önemli bir parçası haline bu program, şirket içi terfilerde de ayırt edici bir unsur olarak değerlendiriliyor. Bu programın yanı sıra; TSEV, her sene sektöre 4 adet daha uzun dönemli ve yaklaşık 100 adet Kısa Süreli Eğitim Programı sunarak yılda ortalama 1000 sigorta şirketi, acente, broker ve ekspertiz şirketi çalışanına eğitim veriyor.
Ayrıca, 2009 yılında Hazine Müsteşarlığı'nın kontrolünde ve SEGEM'in organizasyonunda, TOBB ile işbirliği yapılarak, Türkiye tarihindeki en büyük eğitim projesi olan ‘Zorunlu Acente Teknik Personel Eğitimi’ni gerçekleştirdi. Proje kapsamında, Türkiye’nin 18 il merkezinde yaklaşık 40 bin kişiye ulaşıldı. 2012 yılında gerçekleştirilecek projeler kapsamında ise Türkiye’nin 7 il merkezinde yaklaşık 5 bin acente teknik personeline ve 3 il merkezinde yaklaşık 600 sigorta ve reasürans brokeri teknik personeline ulaşılması hedefleniyor.

Sektörün eğitime ayırdığı kaynak maliyetinin azaltılabilmesi ve nitelikli gençlerin sektöre katılmasının sağlanması: TSEV, Türkiye’deki sigorta eğitiminin niteliğini artırmak amacı ile 2005 yılında “Sigorta Eğitim Seminerleri”ne başladı ve bugüne kadar düzenlenen 26 seminer kapsamında Türkiye’nin hemen her yerinde sigortacılık eğitimi veren üniversite ve meslek yüksek okulları ziyaret edilerek konusunda uzman sektör profesyonelleri akademisyen ve öğrenciler ile buluşturuldu.
Bununla birlikte, 2009 yılında Türkiye’nin ilk Sigorta ve Aktüerya Eğitimi Zirvesi gerçekleştirilerek üniversite ve sektör temsilcileri bir araya getirildi. Zirvenin sonuçları rapor haline getirilerek YÖK ile de paylaşıldı.
TSEV, sigorta şirketlerinde çalışacak olan sigortacı adaylarını mesleğe hazırlamak adına da önemli roller de üstleniyor. Son yıllarda, pek çok sigorta şirketi “Yönetici Adayı Geliştirme” projeleri çerçevesinde TSEV ile çözüm ortaklığı yapıyor ve şirketlerin bu ihtiyaçlarına yönelik farklı programlar gerçekleştiriliyor.
Diğer taraftan, Avrupa Finansal Belgelendirme Organizasyonu (eficert) tarafından akredite edilen ve Milli Eğitim Bakanlığı onayı ile açılan “Özel Sigortacılık Kursu” aracılığı ile de sektörün ara eleman ihtiyacının karşılanması ve gençlerin hem çok kolay iş bulabilmelerine, hem de işe başlar başlamaz üretken olabilmelerine çalışılıyor.

Sigorta sektörünün mesleki yeterliliklerinin belirlenmesi: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı Mesleki Yeterlilik Kurumu ile Türk Sigorta Enstitüsü Vakfı ve Türk Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği arasında 2010 yılında bir protokol imzalanarak “Sigorta Sektöründe Meslek Standartlarının Belirlenmesi Projesi”ne başlandı. Projenin amacı; kişilere, sigorta sektörü içerisindeki meslekleri doğru tanıtarak, onlara kendilerini geliştirme yönünde bir yol haritası sunmak ve giderek artan küresel rekabet ortamında, sektörün istihdam yönünden eksiklerini ve ihtiyaçlarını belirleyerek, inovasyonu ve üretimi attırıcı istihdam politikalarına yönelmek…

Son Güncelleme: Cumartesi, 18 Şubat 2012 15:17

Gösterim: 1795

Nobel Ödüllü İtalyan biyolog Rita Levi-Montalcini 103 yaşında hayata veda etti.

Nobel Ödüllü İtalyan biyolog Rita Levi-Montalcini 103 yaşında hayata veda etti.

Roma Belediye Başkanı Gianni Alemanno, 1940lı yıllarda yaptığı hücre çalışmalarıyla öne çıkan Levi-Montalcini'nin ölümünü "tüm insanlık için büyük kayıp" diye niteledi.

Nobel Tıp Ödülü'nü 1986 yılında Amerikalı bilimadamı Stanley Cohen ile paylaşan Levi-Montalcini'nin hücre üzerine yaptığı çalışmalar pekçok hastalığın anlaşılmasına katkıda bulundu.

Roma'daki evinde hayata gözlerini yuman Levi-Montalcini'nin son ana kadar çalışmalarını sürdürdüğü belirtiliyor.

Levi-Montalcini, 2001'de "yaşam boyu senatör" unvanı da almıştı.

> Bilim dünyasının büyük kaybı

Nobel Ödüllü İtalyan biyolog Rita Levi-Montalcini 103 yaşında hayata veda etti.

Nobel Ödüllü İtalyan biyolog Rita Levi-Montalcini 103 yaşında hayata veda etti.

Roma Belediye Başkanı Gianni Alemanno, 1940lı yıllarda yaptığı hücre çalışmalarıyla öne çıkan Levi-Montalcini'nin ölümünü "tüm insanlık için büyük kayıp" diye niteledi.

Nobel Tıp Ödülü'nü 1986 yılında Amerikalı bilimadamı Stanley Cohen ile paylaşan Levi-Montalcini'nin hücre üzerine yaptığı çalışmalar pekçok hastalığın anlaşılmasına katkıda bulundu.

Roma'daki evinde hayata gözlerini yuman Levi-Montalcini'nin son ana kadar çalışmalarını sürdürdüğü belirtiliyor.

Levi-Montalcini, 2001'de "yaşam boyu senatör" unvanı da almıştı.

Son Güncelleme: Pazartesi, 31 Aralık 2012 07:51

Gösterim: 5558


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.