Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Danıştay 10. Dairesi'nin Türk Eğitim-Sen'in açtığı davada Milli Eğitim Bakanlığı'nın ''Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'' konulu genelgesinin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin, kararının gerekçesi belli oldu.
Gerekçede, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun'un 4. maddesinde ulusal ve resmi bayramlarda yapılacak törenlerin Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor ile Kültür Bakanlıklarınca ortaklaşa hazırlanacak bir yönetmelikle düzenleneceğinin kurala bağlandığı belirtildi.
Kanunun bu maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilerek, ''Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliğini''nin 1 Ekim 1981 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandığı hatırlatılan gerekçede, yönetmelikte Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinin nasıl yapılacağının belirlendiği ifade edildi. Gerekçede aynı yönetmelikte başkentte ve diğer illerde bayramın nasıl kutlanacağının da açıklandığı vurgulandı.
Bu yönetmelik uyarınca Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2007 yılının Nisan ayında Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlama Yönergesinin çıkarıldığı belirtilen gerekçede, bu yönergede de bayramların nasıl kutlanacağına ilişkin hükümlere yer verildiği kaydedildi.
Gerekçede, ''Konuyla ilgili yasa, yönetmelik ve yönerge hükümlerinden, Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının içeriği ve yerinin kutlama komitesince yönetmelik esasları dahilinde belirlenmek suretiyle öğrencilerin ve halkın katılımıyla varsa stadyumda, yoksa belirlenen tören alanında gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda kutlama komitelerince öğrenci sayısı sınırlandırılarak ve abartılı bir takım etkinliklere yer verilmeden törenlerin yapılabileceği de açıktır'' denildi.
Dava konusu genelgede ise Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının mevzuata uygun biçimde tüm gençliğin dahil edileceği bir formatta gerçekleştirileceği belirtilmesine karşın takip eden cümlede, ''Kanun ve yönetmelikte kutlamaların öğrencilerin katılımıyla yapılacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır'' şeklinde yönetmelik ve yönerge ile bağdaşmayan bir ifadeye yer verildiği belirtilen gerekçede, sonraki cümlede de kutlamaların sadece okullarda yapılabileceği anlamına gelebilecek biçimde ''Günün anlam ve önemiyle uygun kutlamaların okullarımızda ve öğrencilerin katılımıyla icra edilmesine devam edilecektir'' denildiği hatırlatıldı.
Genelge ile ortaya çıkan belirsizliğin giderilmesi için alınan ara karara Milli Eğitim Bakanlığı'nca verilen cevapta konunun açıklığa kavuşturulamadığı ifade edilen gerekçede, ''Davalı idarece verilen cevapta ve savunmada yönetmelik ve yönergedeki açık kurallara rağmen öğrencilerin il ve ilçe düzeyindeki törenlerde yer almasının zorunlu olmadığı savunulmuş, genelgedeki belirsizlik savunma ve ara karara verilen cevapta da sürdürülmüştür'' tespiti yapıldı.
Anayasa'nın 123. maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olup yasayla düzenleneceği, 124. maddesinde ise başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren yasaların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceğinin hükme bağlandığı ifade edildi.
Düzenleme yetkisinin kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlı olduğu vurgulanan gerekçede, kuralın ise hukukta sürekli soyut ve objektif ve genel durumları belirleyen, bireysel olmayan, tükenmez norm olarak tanımlandığı kaydedildi. İdarenin Anayasa ve yasal düzenlemelerden aldığı yetkiyle kural koyma, düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu belirtilen gerekçede, şöyle denildi:
''Düzenleme yetkisini kullanarak tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge gibi düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için söz konusu işlemin sürekli, soyut, objektif, bireysel olmayan, genel durumları belirleyen ve gösteren, maddi olaylara uygulanabilecek nitelikte diğer bir değişle hukuk aleminden maddi aleme aktarılabilecek açıklık ve belirlilikte hükümler içermesi gerekmektedir.
Esasen düzenleyici işlemlerin açık, belirli ve öngörülebilir olması hukuk güvenliğinin dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Zira idare ancak açık ve belirgin hukuk kurallarına yürürlüğe koymak suretiyle hukuk güvenliğini sağlayabilir. İlgi yönetmelik ve yönergeyle yapılan düzenlemeler çerçevesinde, 19 Mayıs'ta il ve ilçe düzeyinde ortak formatta yapılacak törenlerde yetkili komitelerce belirlenecek sayıda öğrencilerin katılımı gerektiği halde bu gerekliliği ortadan kaldıran ifadelere yer veren dava konusu genelge, yönetmelik ve yönergeye aykırı saptamalar içerdiği gibi bir düzenleyici işlemde olması gereken 'açık ve belirgin olma' niteliğini de taşımamaktadır.
Bu haliyle dava konusu genelge 19 Mayıs'ta il ve ilçe düzeyinde yapılacak törenlere öğrencilerin katılıp katılmayacağını belirsiz hale getirmek suretiyle yürürlüğünü koruyan yönetmelik ve yönergeye aykırı uygulamalara yol açabilecek niteliktedir.''
Danıştay 10. Dairesinin 4 üyesinin yürütmenin durdurulmasını yerinde gördüğü karara, bir üye farklı gerekçe ile katılmadı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Danıştay 10. Dairesi'nin Türk Eğitim-Sen'in açtığı davada Milli Eğitim Bakanlığı'nın ''Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'' konulu genelgesinin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin, kararının gerekçesi belli oldu.
Gerekçede, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun'un 4. maddesinde ulusal ve resmi bayramlarda yapılacak törenlerin Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor ile Kültür Bakanlıklarınca ortaklaşa hazırlanacak bir yönetmelikle düzenleneceğinin kurala bağlandığı belirtildi.
Kanunun bu maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla kabul edilerek, ''Ulusal ve Resmi Bayramlarda Yapılacak Törenler Yönetmeliğini''nin 1 Ekim 1981 tarihli Resmi Gazete'de yayımlandığı hatırlatılan gerekçede, yönetmelikte Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı törenlerinin nasıl yapılacağının belirlendiği ifade edildi. Gerekçede aynı yönetmelikte başkentte ve diğer illerde bayramın nasıl kutlanacağının da açıklandığı vurgulandı.
Bu yönetmelik uyarınca Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2007 yılının Nisan ayında Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlama Yönergesinin çıkarıldığı belirtilen gerekçede, bu yönergede de bayramların nasıl kutlanacağına ilişkin hükümlere yer verildiği kaydedildi.
Gerekçede, ''Konuyla ilgili yasa, yönetmelik ve yönerge hükümlerinden, Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının içeriği ve yerinin kutlama komitesince yönetmelik esasları dahilinde belirlenmek suretiyle öğrencilerin ve halkın katılımıyla varsa stadyumda, yoksa belirlenen tören alanında gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda kutlama komitelerince öğrenci sayısı sınırlandırılarak ve abartılı bir takım etkinliklere yer verilmeden törenlerin yapılabileceği de açıktır'' denildi.
Dava konusu genelgede ise Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının mevzuata uygun biçimde tüm gençliğin dahil edileceği bir formatta gerçekleştirileceği belirtilmesine karşın takip eden cümlede, ''Kanun ve yönetmelikte kutlamaların öğrencilerin katılımıyla yapılacağına dair bir hüküm bulunmamaktadır'' şeklinde yönetmelik ve yönerge ile bağdaşmayan bir ifadeye yer verildiği belirtilen gerekçede, sonraki cümlede de kutlamaların sadece okullarda yapılabileceği anlamına gelebilecek biçimde ''Günün anlam ve önemiyle uygun kutlamaların okullarımızda ve öğrencilerin katılımıyla icra edilmesine devam edilecektir'' denildiği hatırlatıldı.
Genelge ile ortaya çıkan belirsizliğin giderilmesi için alınan ara karara Milli Eğitim Bakanlığı'nca verilen cevapta konunun açıklığa kavuşturulamadığı ifade edilen gerekçede, ''Davalı idarece verilen cevapta ve savunmada yönetmelik ve yönergedeki açık kurallara rağmen öğrencilerin il ve ilçe düzeyindeki törenlerde yer almasının zorunlu olmadığı savunulmuş, genelgedeki belirsizlik savunma ve ara karara verilen cevapta da sürdürülmüştür'' tespiti yapıldı.
Anayasa'nın 123. maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olup yasayla düzenleneceği, 124. maddesinde ise başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren yasaların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceğinin hükme bağlandığı ifade edildi.
Düzenleme yetkisinin kamu hukukunda kural koyma ile eş anlamlı olduğu vurgulanan gerekçede, kuralın ise hukukta sürekli soyut ve objektif ve genel durumları belirleyen, bireysel olmayan, tükenmez norm olarak tanımlandığı kaydedildi. İdarenin Anayasa ve yasal düzenlemelerden aldığı yetkiyle kural koyma, düzenleme yapma yetkisine sahip olduğu belirtilen gerekçede, şöyle denildi:
''Düzenleme yetkisini kullanarak tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge gibi düzenleyici işlemleri yapan idarenin bir işleminin düzenleyici nitelik taşıdığının kabul edilebilmesi için söz konusu işlemin sürekli, soyut, objektif, bireysel olmayan, genel durumları belirleyen ve gösteren, maddi olaylara uygulanabilecek nitelikte diğer bir değişle hukuk aleminden maddi aleme aktarılabilecek açıklık ve belirlilikte hükümler içermesi gerekmektedir.
Esasen düzenleyici işlemlerin açık, belirli ve öngörülebilir olması hukuk güvenliğinin dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Zira idare ancak açık ve belirgin hukuk kurallarına yürürlüğe koymak suretiyle hukuk güvenliğini sağlayabilir. İlgi yönetmelik ve yönergeyle yapılan düzenlemeler çerçevesinde, 19 Mayıs'ta il ve ilçe düzeyinde ortak formatta yapılacak törenlerde yetkili komitelerce belirlenecek sayıda öğrencilerin katılımı gerektiği halde bu gerekliliği ortadan kaldıran ifadelere yer veren dava konusu genelge, yönetmelik ve yönergeye aykırı saptamalar içerdiği gibi bir düzenleyici işlemde olması gereken 'açık ve belirgin olma' niteliğini de taşımamaktadır.
Bu haliyle dava konusu genelge 19 Mayıs'ta il ve ilçe düzeyinde yapılacak törenlere öğrencilerin katılıp katılmayacağını belirsiz hale getirmek suretiyle yürürlüğünü koruyan yönetmelik ve yönergeye aykırı uygulamalara yol açabilecek niteliktedir.''
Danıştay 10. Dairesinin 4 üyesinin yürütmenin durdurulmasını yerinde gördüğü karara, bir üye farklı gerekçe ile katılmadı.
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Nisan 2012 13:57
Gösterim: 1626
17 yaşındaki lise öğrencisi Saliha İyidoğan, şofbenden sızan gazdan zehirlenerek hayatını kaybetti. Saliha’nın ailesinin ev sahibinden bacayı temizletmesini istediği, ancak bir yanıt alamadığı iddia edildi.

İstanbul Beylikdüzü’nde korkunç bir ölüm olayı yaşandı. Geçtiğimiz hafta perşembe günü Altınyıldız sitesindeki evlerinde ailesinin olmamasını fırsat bilen Recep Güngör Lisesi 11’inci sınıf öğrencisi Saliha İyidoğan, kız arkadaşlarını eve çağırdı. Birlikte müzik dinleyip eğlenen geçler, akşam yemeği için hazırlık yapmaya başladı. Bu sırada saçlarının yağlı olduğunu ve bir duş alacağını söyleyen Saliha İyidoğan banyoya girdi.
AMBULANS GEÇ GELDİ İDDİASI
Vatan gazetesinin haberine göre, Saliha’nın uzun süre banyodan çıkmamasından şüphelenen kız arkadaşları H.G ve E.Ç, önce banyonun kapısını çaldı. Ancak Saliha’dan bir cevap alamayan kızlar banyoya girdiklerinde korkunç manzara ile karşılaştı. Saliha banyo küvetinde hareketsiz halde yatıyordu. Korku içinde 112’yi arayarak ambulans çağıran kızlar, bir yandan da pencereleri açarak evi havalandırmaya çalıştı. Ancak ambulans bir türlü gelmek bilmedi. Dakikalar sonra olay yerine gelen ambulanstaki sağlık görevlileri, liseli kızın hâlâ hayatta olduğunu belirledi. Ancak yapılan müdahaleye rağmen Saliha İyidoğan kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
BACA ARIZALI MI
Genç kızın cansız bedeni otopsi yapılmak üzere önce Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından ise Şirinevler Camii’nde Cuma günü ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. Genç kızın gazetecilik yaptığı öğrenilen babası Servet İyidoğan ve annesi ile iki kardeşinin cenazede sinir krizleri geçirdiği öğrenildi. Öte yandan, İyidoğan ailesinin kiralık olarak kaldıkları evin baca sistemiyle sorunlar yaşadıkları ve ev sahibine daha önce bacayı temizletmesi için başvurdukları, ancak olumsuz cevap aldıkları iddia edildi.
(milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
17 yaşındaki lise öğrencisi Saliha İyidoğan, şofbenden sızan gazdan zehirlenerek hayatını kaybetti. Saliha’nın ailesinin ev sahibinden bacayı temizletmesini istediği, ancak bir yanıt alamadığı iddia edildi.

İstanbul Beylikdüzü’nde korkunç bir ölüm olayı yaşandı. Geçtiğimiz hafta perşembe günü Altınyıldız sitesindeki evlerinde ailesinin olmamasını fırsat bilen Recep Güngör Lisesi 11’inci sınıf öğrencisi Saliha İyidoğan, kız arkadaşlarını eve çağırdı. Birlikte müzik dinleyip eğlenen geçler, akşam yemeği için hazırlık yapmaya başladı. Bu sırada saçlarının yağlı olduğunu ve bir duş alacağını söyleyen Saliha İyidoğan banyoya girdi.
AMBULANS GEÇ GELDİ İDDİASI
Vatan gazetesinin haberine göre, Saliha’nın uzun süre banyodan çıkmamasından şüphelenen kız arkadaşları H.G ve E.Ç, önce banyonun kapısını çaldı. Ancak Saliha’dan bir cevap alamayan kızlar banyoya girdiklerinde korkunç manzara ile karşılaştı. Saliha banyo küvetinde hareketsiz halde yatıyordu. Korku içinde 112’yi arayarak ambulans çağıran kızlar, bir yandan da pencereleri açarak evi havalandırmaya çalıştı. Ancak ambulans bir türlü gelmek bilmedi. Dakikalar sonra olay yerine gelen ambulanstaki sağlık görevlileri, liseli kızın hâlâ hayatta olduğunu belirledi. Ancak yapılan müdahaleye rağmen Saliha İyidoğan kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
BACA ARIZALI MI
Genç kızın cansız bedeni otopsi yapılmak üzere önce Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından ise Şirinevler Camii’nde Cuma günü ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından toprağa verildi. Genç kızın gazetecilik yaptığı öğrenilen babası Servet İyidoğan ve annesi ile iki kardeşinin cenazede sinir krizleri geçirdiği öğrenildi. Öte yandan, İyidoğan ailesinin kiralık olarak kaldıkları evin baca sistemiyle sorunlar yaşadıkları ve ev sahibine daha önce bacayı temizletmesi için başvurdukları, ancak olumsuz cevap aldıkları iddia edildi.
(milliyet)
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Nisan 2012 12:31
Gösterim: 5719
Erzurum’un Çat ilçesi Çimenözü köyüne bağlı Kütüklü'de 15 çocuk, okulla mezra arasındaki derenin taşması sebebiyle yaklaşık 2 aydır okula gidemiyor.
Baharla birlikte eriyen kar suları, Anadolu'da hayatı zorlaştırıyor. Karın aylarca yerden kalkmadığı Erzurum'da özellikle öğrenciler benzer sıkıntılar yaşıyor.
Çat ilçesi Çimenözü köyüne bağlı Kütüklü'de 15 çocuk, okulla mezra arasındaki derenin taşması sebebiyle yaklaşık 2 aydır okula gidemiyor. Gözü kara bazı öğrencilerin taşkına kapılma pahasına babalarının sırtında okula gitmesi ise felakete davetiye çıkarıyor.
52 öğrencinin birleştirilmiş sınıflarda eğitim gördüğü Deliktaş mezrası ilkokulunda sınıfların ve sıraların yarısı boş. Nedeni ise
(zaman)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Erzurum’un Çat ilçesi Çimenözü köyüne bağlı Kütüklü'de 15 çocuk, okulla mezra arasındaki derenin taşması sebebiyle yaklaşık 2 aydır okula gidemiyor.
Baharla birlikte eriyen kar suları, Anadolu'da hayatı zorlaştırıyor. Karın aylarca yerden kalkmadığı Erzurum'da özellikle öğrenciler benzer sıkıntılar yaşıyor.
Çat ilçesi Çimenözü köyüne bağlı Kütüklü'de 15 çocuk, okulla mezra arasındaki derenin taşması sebebiyle yaklaşık 2 aydır okula gidemiyor. Gözü kara bazı öğrencilerin taşkına kapılma pahasına babalarının sırtında okula gitmesi ise felakete davetiye çıkarıyor.
52 öğrencinin birleştirilmiş sınıflarda eğitim gördüğü Deliktaş mezrası ilkokulunda sınıfların ve sıraların yarısı boş. Nedeni ise
(zaman)
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Nisan 2012 10:19
Gösterim: 3611
James Bond filminin oyuncusu Daniel Craig ve ekibi basın toplantısında Türkiye ve İstanbul hakkında açıklamalarda bulundu.
Yönetmen Sam Mendes ve Bond kızları Naomie Harris ile Berenice Marlohe’yle İstanbul Çırağan Sarayı’nda bir basın toplantısı düzenleyen Daniel Craig “Bu İstanbul’a ikinci gelişim. Muhteşem bir kent. 15 yıl önce bir kez daha gelmiştim. Ancak o zamandan bu yana trafik çok artmış” dedi. Craig, İstanbul’un filmde İran gibi gösterileceği iddialarına ise “Burayı olduğu gibi göstereceğiz” sözleriyle yanıt verdi. Basın toplantısını dünyadan ve Türkiye’den 100’e yakın basın mensubu takip etti.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
James Bond filminin oyuncusu Daniel Craig ve ekibi basın toplantısında Türkiye ve İstanbul hakkında açıklamalarda bulundu.
Yönetmen Sam Mendes ve Bond kızları Naomie Harris ile Berenice Marlohe’yle İstanbul Çırağan Sarayı’nda bir basın toplantısı düzenleyen Daniel Craig “Bu İstanbul’a ikinci gelişim. Muhteşem bir kent. 15 yıl önce bir kez daha gelmiştim. Ancak o zamandan bu yana trafik çok artmış” dedi. Craig, İstanbul’un filmde İran gibi gösterileceği iddialarına ise “Burayı olduğu gibi göstereceğiz” sözleriyle yanıt verdi. Basın toplantısını dünyadan ve Türkiye’den 100’e yakın basın mensubu takip etti.
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Nisan 2012 11:20
Gösterim: 2128
2012 YGS'de sığır puan alanların sayısı 2 yıl öncesine göre yüzde 258 arttı. 14 binden 38 binlere fırladı. Sıfırcı öğrenciler neden sıfır aldıklarını Radikal’e anlattı.
YGS’de sıfır puan alanların sayısı katlandı. YGS’nin en başarısız ili Hakkâri’den iki ‘sıfır’cı öğrenciye nedenini sorduk. Utandıkları için soyadlarının yazılmasını istemediler. Oysa utanması gereken onlar değil. Öğrencilerin anlattıkları sadece kendilerinin değil, 1998’den beri 14 senedir, sınav sonuçları açıklandığında ‘başarısız iller’ sırasının değişmeyeni Hakkâri’nin neden başarısız olduğunu da gözler önüne seriyor.
‘Öğretmen kalsa Türkçe öğreniriz’
22 yaşındaki Savaş, bir yıl uzatmalı bitirmiş ticaret lisesini. Geçen yıl YGS’de barajı geçmiş ancak 2. sınava girmemiş kazanamam diye. Bu yıl daha büyük hüsran. Ona göre neden sorusunun cevabı ilköğretime kadar uzanıyor:
“İlk sıkıntımız anadil. Türkçeyi öğrendiğimde 4. sınıftaydım. İkinci sıkıntımız, çok fazla öğretmen değişmesi. Ben ilkokul öğretmenimi hatırlamıyorum. 1. sınıftan ilkokul 5’e kadar 7 öğretmen değiştirdim. Bir tek 5. sınıf öğretmenimi hatırlıyorum, adı Emine idi. ‘Çok sevdim başarılı olacağınıza inanıyorum’ demişti. Tüm sınıfa takdir vermişti. 5 yıl aynı öğretmenler okutsa dil sorunu çözülür aslında. Meslek lisesine başladım. Gelen öğretmenlerin hepsi yeni mezun olmuş. Herkes bir an önce gitmeye bakıyor. Dershaneye gitmek istedim. Geçen sene barajı aştım ama 2. sınava yapamam diye girmedim. Bu yıl da dershaneye gitmedim. Çok iyi geçmemişti sınav ama sıfır beklemiyordum. Hayal kırıklığı yaşadım. 5 kardeşiz. Çalıştım kardeşlerimi dershaneye yolladım. Garsonluk yapıyorum. 5 kardeşiz. Ayda 350-400 lira kazanıyorum. Haftanın 7 günü çalışıyorum. Kardeşlerim dershaneye gitsin diye. ”
Cesur 19 yaşında, lise son sınıfta. Bu sene YGS’de en başarılı il olan Burdur’da okumuş lisenin ilk iki yılını. Hakkâri’de Yatılı Bölge Okulu’ndan mezun olduktan sonra öğretmeni ‘Kendine bir gelecek kurabilsin’ diye Burdur’daki pansiyonlu liseye yollamış onu. 30 Kürt öğrenci gitmişler, pek çoğu memleketine geri dönmüş . Sebep; ayrımcılık. Burdur’dan sonra Hakkâri’deki liseye devam eden Cesur batı ile doğu arasındaki farkı anlatıyor:
“Arada dünyalar kadar fark var. Eğitimdeki sıkıntılar okuldaki disiplinsizliklerdir. Burada bir öğretmen iki-üç ay okula gelmiyorken batıda en fazla bir hafta gelemez. Burdur’daki okulda 20 yıllık öğretmen vardı, inanamadım. En tecrübesizi 5 yıllıktı. Fen dersi laboratuvarda olurdu. Coğrafya dersinde harita ve malzemeler vardı. Hakkâri’ye dönünce hayal kırıklığı yaşadım. 32 kişilik sınıfımızda 4 kişi YGS’de barajı geçti. Okuldan da toplasan 10-15 öğrenci geçmiştir. 90 soru çözdüm sınavda. Ancak soruları okuyordum anlamayınca atıyordum. Sıfır aldım. 7 kardeşiz bir tek babam çalışıyor. Adalet için hukuk okumak istiyordum ama olmadı. Her sene doğudaki her genç gibi yazın çalışacağım ki kışın okuyabileyim. Dershaneye gitmek istiyorum. Para biriktirmem lazım. Seneye de kazanamazsam… Ne yapayım bu ülkenin çobana da çöpçüye de ihtiyacı var. Hayat bana ne derse onu yapacağım .”
‘Çoğu dershane için yazın inşaatta çalışıyor’
Hakkâri Eğitim Sen Başkanı Şerif Ateş ise “Eğitime bütçe ayrılırken bölgesel geri kalmışlık göz önüne alınmalı. Okulların donanım ve fiziksel koşul olarak çok eksikleri var. Bir tek buralı öğretmenler kalıcı diğerleri gidiyor. Çünkü ne maaşlarında farklılık var ne lojman yetiyor. Buradan ayrılmak için sahte evlilik yapanlar bile var. Öğrencilerin çoğu dershane için yazın inşaatlarda çalışmak üzere İstanbul’a gidiyor. Hakkâri’de gezin kahvehaneler 18 yaşın altındaki çocuklarla doludur” dedi.
(radikal)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
2012 YGS'de sığır puan alanların sayısı 2 yıl öncesine göre yüzde 258 arttı. 14 binden 38 binlere fırladı. Sıfırcı öğrenciler neden sıfır aldıklarını Radikal’e anlattı.
YGS’de sıfır puan alanların sayısı katlandı. YGS’nin en başarısız ili Hakkâri’den iki ‘sıfır’cı öğrenciye nedenini sorduk. Utandıkları için soyadlarının yazılmasını istemediler. Oysa utanması gereken onlar değil. Öğrencilerin anlattıkları sadece kendilerinin değil, 1998’den beri 14 senedir, sınav sonuçları açıklandığında ‘başarısız iller’ sırasının değişmeyeni Hakkâri’nin neden başarısız olduğunu da gözler önüne seriyor.
‘Öğretmen kalsa Türkçe öğreniriz’
22 yaşındaki Savaş, bir yıl uzatmalı bitirmiş ticaret lisesini. Geçen yıl YGS’de barajı geçmiş ancak 2. sınava girmemiş kazanamam diye. Bu yıl daha büyük hüsran. Ona göre neden sorusunun cevabı ilköğretime kadar uzanıyor:
“İlk sıkıntımız anadil. Türkçeyi öğrendiğimde 4. sınıftaydım. İkinci sıkıntımız, çok fazla öğretmen değişmesi. Ben ilkokul öğretmenimi hatırlamıyorum. 1. sınıftan ilkokul 5’e kadar 7 öğretmen değiştirdim. Bir tek 5. sınıf öğretmenimi hatırlıyorum, adı Emine idi. ‘Çok sevdim başarılı olacağınıza inanıyorum’ demişti. Tüm sınıfa takdir vermişti. 5 yıl aynı öğretmenler okutsa dil sorunu çözülür aslında. Meslek lisesine başladım. Gelen öğretmenlerin hepsi yeni mezun olmuş. Herkes bir an önce gitmeye bakıyor. Dershaneye gitmek istedim. Geçen sene barajı aştım ama 2. sınava yapamam diye girmedim. Bu yıl da dershaneye gitmedim. Çok iyi geçmemişti sınav ama sıfır beklemiyordum. Hayal kırıklığı yaşadım. 5 kardeşiz. Çalıştım kardeşlerimi dershaneye yolladım. Garsonluk yapıyorum. 5 kardeşiz. Ayda 350-400 lira kazanıyorum. Haftanın 7 günü çalışıyorum. Kardeşlerim dershaneye gitsin diye. ”
Cesur 19 yaşında, lise son sınıfta. Bu sene YGS’de en başarılı il olan Burdur’da okumuş lisenin ilk iki yılını. Hakkâri’de Yatılı Bölge Okulu’ndan mezun olduktan sonra öğretmeni ‘Kendine bir gelecek kurabilsin’ diye Burdur’daki pansiyonlu liseye yollamış onu. 30 Kürt öğrenci gitmişler, pek çoğu memleketine geri dönmüş . Sebep; ayrımcılık. Burdur’dan sonra Hakkâri’deki liseye devam eden Cesur batı ile doğu arasındaki farkı anlatıyor:
“Arada dünyalar kadar fark var. Eğitimdeki sıkıntılar okuldaki disiplinsizliklerdir. Burada bir öğretmen iki-üç ay okula gelmiyorken batıda en fazla bir hafta gelemez. Burdur’daki okulda 20 yıllık öğretmen vardı, inanamadım. En tecrübesizi 5 yıllıktı. Fen dersi laboratuvarda olurdu. Coğrafya dersinde harita ve malzemeler vardı. Hakkâri’ye dönünce hayal kırıklığı yaşadım. 32 kişilik sınıfımızda 4 kişi YGS’de barajı geçti. Okuldan da toplasan 10-15 öğrenci geçmiştir. 90 soru çözdüm sınavda. Ancak soruları okuyordum anlamayınca atıyordum. Sıfır aldım. 7 kardeşiz bir tek babam çalışıyor. Adalet için hukuk okumak istiyordum ama olmadı. Her sene doğudaki her genç gibi yazın çalışacağım ki kışın okuyabileyim. Dershaneye gitmek istiyorum. Para biriktirmem lazım. Seneye de kazanamazsam… Ne yapayım bu ülkenin çobana da çöpçüye de ihtiyacı var. Hayat bana ne derse onu yapacağım .”
‘Çoğu dershane için yazın inşaatta çalışıyor’
Hakkâri Eğitim Sen Başkanı Şerif Ateş ise “Eğitime bütçe ayrılırken bölgesel geri kalmışlık göz önüne alınmalı. Okulların donanım ve fiziksel koşul olarak çok eksikleri var. Bir tek buralı öğretmenler kalıcı diğerleri gidiyor. Çünkü ne maaşlarında farklılık var ne lojman yetiyor. Buradan ayrılmak için sahte evlilik yapanlar bile var. Öğrencilerin çoğu dershane için yazın inşaatlarda çalışmak üzere İstanbul’a gidiyor. Hakkâri’de gezin kahvehaneler 18 yaşın altındaki çocuklarla doludur” dedi.
(radikal)
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Nisan 2012 10:08
Gösterim: 2439

