Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Okul müdürlerinin ve yöneticilerin nasıl atanacağının belirlendiği, “MEB yönetici atama ve yer değiştirme yönetmeliği” Eğitim-İş Sendikası tarafından yargıya taşındı. Eğitim-İş, ‘Yönetici Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğe ilişkin yaptığı açıklamada, "Garabet yönetmeliğini yargıya taşıdık" ifadesini kullandı.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul müdürlerini ve yöneticilerini valilerin atamasını öngören yeni yönetmeliği, Eğitim-İş Sendikası tarafından yargıya taşındı. Eğitim-İş şu açıklamayı yaptı;

"Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir gece yarısı operasyonuyla çıkardığı garabet örneği ‘Yönetici Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay nezdinde dava açtık.

Eğitim-İş’in uzun soluklu mücadelesi sonucu, eski Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu döneminde sendikaların da katkı sunduğu 13.08.2009 tarihli yönetmelik eğitim çalışanları ve onların temsilcisi sendikalardan intikam alırcasına yürürlükten kaldırıldı. Tamamıyla ‘Ben istediğim kişiyi yönetici olarak atarım’ mantığıyla hazırlanan yeni yönetmeliğin hukuka aykırı, kariyer ve liyakatı gözetmeyen, torpile ve adam kayırmacılığa açık hükümlerini yönetmeliğin yayımlandığı gün bir basın açıklaması yaparak kamuoyu ile paylaşmıştık.

Bu bağlamda garabet yönetmeliğinin sözlü sınav yapılmasını ve sınav usulünü düzenleyen, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni dışlayan, müdür başyardımcılığı normlarının görevlendirme yolu ile doldurulmasını öngören, yöneticilere iller arası sürgünü düzenleyen, 2011 ve öncesi alınan teşekkür, taktir ve aylıkla ödüllerin değerlendirme dışı tutulmasını, atanmak için hiçbir kriteri olmayan kurucu müdürlere 10 puan verilmesini, müdürlük hizmetinde geçen sürelerin puanlama dışı tutulmasını öngören hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle kamuoyunun beklediği davayı 01.03.2013 tarihi itibarı ile açtık.

Bu vesile ile yeni Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya çağrıda bulunuyoruz; gerçekten ‘Milli’ eğitimin ve eğitim çalışanlarının bakanı olmak istiyorsanız, komisyon başkanlığınız döneminde 21 maddeyi 25 dakikada geçirme anlayışınızı terk edip, okumadan imzaladığınız bu yönetmeliği tekrar değerlendirip yeni bir kaos dönemi yaşatmamak için geri çekiniz. Aksi taktirde Eğitim-İş dün olduğu gibi bugün de ders almayanlara ders vermeye devam edecektir. Çünkü eğitim çalışanlarının gözü kulağı ve sesi olan Eğitim-İş, hak, hukuk, vicdan, adalet yoksunlarına demokratik ve meşru zeminlerde gerekli dersi verecek kararlılığa ve güce sahiptir. "

> Eğitim-İş: Garabet yönetmeliğini yargıya taşıdık

Okul müdürlerinin ve yöneticilerin nasıl atanacağının belirlendiği, “MEB yönetici atama ve yer değiştirme yönetmeliği” Eğitim-İş Sendikası tarafından yargıya taşındı. Eğitim-İş, ‘Yönetici Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'nde yapılan değişikliğe ilişkin yaptığı açıklamada, "Garabet yönetmeliğini yargıya taşıdık" ifadesini kullandı.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul müdürlerini ve yöneticilerini valilerin atamasını öngören yeni yönetmeliği, Eğitim-İş Sendikası tarafından yargıya taşındı. Eğitim-İş şu açıklamayı yaptı;

"Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir gece yarısı operasyonuyla çıkardığı garabet örneği ‘Yönetici Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği’nin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay nezdinde dava açtık.

Eğitim-İş’in uzun soluklu mücadelesi sonucu, eski Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu döneminde sendikaların da katkı sunduğu 13.08.2009 tarihli yönetmelik eğitim çalışanları ve onların temsilcisi sendikalardan intikam alırcasına yürürlükten kaldırıldı. Tamamıyla ‘Ben istediğim kişiyi yönetici olarak atarım’ mantığıyla hazırlanan yeni yönetmeliğin hukuka aykırı, kariyer ve liyakatı gözetmeyen, torpile ve adam kayırmacılığa açık hükümlerini yönetmeliğin yayımlandığı gün bir basın açıklaması yaparak kamuoyu ile paylaşmıştık.

Bu bağlamda garabet yönetmeliğinin sözlü sınav yapılmasını ve sınav usulünü düzenleyen, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni dışlayan, müdür başyardımcılığı normlarının görevlendirme yolu ile doldurulmasını öngören, yöneticilere iller arası sürgünü düzenleyen, 2011 ve öncesi alınan teşekkür, taktir ve aylıkla ödüllerin değerlendirme dışı tutulmasını, atanmak için hiçbir kriteri olmayan kurucu müdürlere 10 puan verilmesini, müdürlük hizmetinde geçen sürelerin puanlama dışı tutulmasını öngören hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle kamuoyunun beklediği davayı 01.03.2013 tarihi itibarı ile açtık.

Bu vesile ile yeni Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya çağrıda bulunuyoruz; gerçekten ‘Milli’ eğitimin ve eğitim çalışanlarının bakanı olmak istiyorsanız, komisyon başkanlığınız döneminde 21 maddeyi 25 dakikada geçirme anlayışınızı terk edip, okumadan imzaladığınız bu yönetmeliği tekrar değerlendirip yeni bir kaos dönemi yaşatmamak için geri çekiniz. Aksi taktirde Eğitim-İş dün olduğu gibi bugün de ders almayanlara ders vermeye devam edecektir. Çünkü eğitim çalışanlarının gözü kulağı ve sesi olan Eğitim-İş, hak, hukuk, vicdan, adalet yoksunlarına demokratik ve meşru zeminlerde gerekli dersi verecek kararlılığa ve güce sahiptir. "

Son Güncelleme: Cumartesi, 02 Mart 2013 09:54

Gösterim: 1876

Kitapta KDV indirimi için Kültür Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı çalışma başlatıyor

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, basılı kitap, süreli yayınlar ve elektronik yayınlarda KDV oranlarının düşürülmesiyle ilgili Maliye Bakanlığı ile yazışmaların yapıldığını bildirdi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın konuya ilişkin soru önergesini cevapladı.

Türkiye'de 2012'de 42 bin 626 başlık kitap üretildiğini ifade eden Çelik, bu kitapların konularına göre dağılımlarını şöyle sıraladı:

''Genel konular 901 adet, felsefe ve psikoloji bin 933 adet, din 2 bin 826 adet, toplum bilimleri 14 bin 542 adet, dil ve dilbilim 651 adet, doğa bilimleri ve matematik 656 adet, teknoloji (uygulamalı bilimler) 2 bin 104 adet, güzel sanatlar bin 420 adet, edebiyat ve retorik 14 bin 726 adet, coğrafya ve tarih 2 bin 867 adettir.''

Telif Hakları Genel Müdürlüğü ile YAY-FED işbirliğinde 2012 yılında verilen ''Satılan Kitap Bandrol'' adedinin 293 milyon 257 bin 824 olarak belirtildiğini ifade eden Çelik, ücretsiz 187 milyon ders kitabı dağıtıldığını, üretilen toplam kitap adedinin ise 480 milyon 257 bin 824 olduğunu kaydetti.

KDV oranları

Kitaptaki KDV oranlarının düşürülmesine yönelik Maliye Bakanlığı ile yazıştıklarını bildiren Çelik şöyle dedi:

 ''Türkiye'de basılı kitaplarda KDV oranı yüzde 8 (basılı Kuran-ı Kerim için yüzde 1), süreli yayınlarda yüzde 1, elektronik yayınlarda ise yüzde 18'dir. Konuyla ilgili düzenleme yapma yetkisi Maliye Bakanlığı'na aittir. Yürürlükte olan oranların düşürülmesi ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı ile yazışmalar yapılmış bulunmaktadır.''

> Kitapta KDV indirimi sinyali

Kitapta KDV indirimi için Kültür Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı çalışma başlatıyor

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, basılı kitap, süreli yayınlar ve elektronik yayınlarda KDV oranlarının düşürülmesiyle ilgili Maliye Bakanlığı ile yazışmaların yapıldığını bildirdi.

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın konuya ilişkin soru önergesini cevapladı.

Türkiye'de 2012'de 42 bin 626 başlık kitap üretildiğini ifade eden Çelik, bu kitapların konularına göre dağılımlarını şöyle sıraladı:

''Genel konular 901 adet, felsefe ve psikoloji bin 933 adet, din 2 bin 826 adet, toplum bilimleri 14 bin 542 adet, dil ve dilbilim 651 adet, doğa bilimleri ve matematik 656 adet, teknoloji (uygulamalı bilimler) 2 bin 104 adet, güzel sanatlar bin 420 adet, edebiyat ve retorik 14 bin 726 adet, coğrafya ve tarih 2 bin 867 adettir.''

Telif Hakları Genel Müdürlüğü ile YAY-FED işbirliğinde 2012 yılında verilen ''Satılan Kitap Bandrol'' adedinin 293 milyon 257 bin 824 olarak belirtildiğini ifade eden Çelik, ücretsiz 187 milyon ders kitabı dağıtıldığını, üretilen toplam kitap adedinin ise 480 milyon 257 bin 824 olduğunu kaydetti.

KDV oranları

Kitaptaki KDV oranlarının düşürülmesine yönelik Maliye Bakanlığı ile yazıştıklarını bildiren Çelik şöyle dedi:

 ''Türkiye'de basılı kitaplarda KDV oranı yüzde 8 (basılı Kuran-ı Kerim için yüzde 1), süreli yayınlarda yüzde 1, elektronik yayınlarda ise yüzde 18'dir. Konuyla ilgili düzenleme yapma yetkisi Maliye Bakanlığı'na aittir. Yürürlükte olan oranların düşürülmesi ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı ile yazışmalar yapılmış bulunmaktadır.''

Son Güncelleme: Cumartesi, 02 Mart 2013 09:42

Gösterim: 1577

Doktorlara ait bir forum internet sitesi geçtiğimiz günlerde "En çok hangi meslek gruplarıyla sorun yaşıyorsunuz" anketi yaptı. Çıkan sonuçlarda ilk sırayı öğretmenlerin alması şaşırttı.

Doktorlarla bir internet sitesinde yapılan "En çok hangi meslek gruplarıyla sorun yaşıyorsunuz" anketinde birinci öğretmen, ikinci hemşire üçüncü olarak ise meslektaşları doktorlar çıktı.

Doktorlara ait bir forum internet sitesi geçtiğimiz günlerde "En çok hangi meslek gruplarıyla sorun yaşıyorsunuz" anketi yaptı. Toplam 2712 doktor oy kullandı. Önceki gün açıklanan ve yine aynı internet sitesinde yayınlanan sonuçlar ise şaşırtıcı oldu. 2712 oydan 1115'i öğretmen, 466'sı hemşire, 357'si ise doktor olarak sorun yaşadıkları meslek gruplarını sıraladı.

Bu üç mesleği sırasıyla 304'le savcı, 169'la bankacı, 89'la avukat, 60'la eczacı, 39'la diş hekimi, 37'yle mühendis, 30'la muhasebeci ve 27 ile diyetisyen ve psikolog izledi.

Öğretmenler ile sınav ve rapor durumundan dolayı, hemşireler ile sayılarının yetersizliği, alt üst ilişkisinin eş dost ve ilk gelen öncelik sırasına göre belirlenmesinden dolayı sorun yaşandığı ifade edilen ankette doktorun doktorla anlaşamamasının gerekçesi ise "Birlik olamamak, sosyal yönden paylaşım zenginliklerine sahip olamamak, sağlık alanında performans gibi maddi kaygıların doktorlara zorla kabul edilmesi, çalışma şartları" diye açıklandı.

> Öğretmenler en çok onlarla anlaşamıyor

Doktorlara ait bir forum internet sitesi geçtiğimiz günlerde "En çok hangi meslek gruplarıyla sorun yaşıyorsunuz" anketi yaptı. Çıkan sonuçlarda ilk sırayı öğretmenlerin alması şaşırttı.

Doktorlarla bir internet sitesinde yapılan "En çok hangi meslek gruplarıyla sorun yaşıyorsunuz" anketinde birinci öğretmen, ikinci hemşire üçüncü olarak ise meslektaşları doktorlar çıktı.

Doktorlara ait bir forum internet sitesi geçtiğimiz günlerde "En çok hangi meslek gruplarıyla sorun yaşıyorsunuz" anketi yaptı. Toplam 2712 doktor oy kullandı. Önceki gün açıklanan ve yine aynı internet sitesinde yayınlanan sonuçlar ise şaşırtıcı oldu. 2712 oydan 1115'i öğretmen, 466'sı hemşire, 357'si ise doktor olarak sorun yaşadıkları meslek gruplarını sıraladı.

Bu üç mesleği sırasıyla 304'le savcı, 169'la bankacı, 89'la avukat, 60'la eczacı, 39'la diş hekimi, 37'yle mühendis, 30'la muhasebeci ve 27 ile diyetisyen ve psikolog izledi.

Öğretmenler ile sınav ve rapor durumundan dolayı, hemşireler ile sayılarının yetersizliği, alt üst ilişkisinin eş dost ve ilk gelen öncelik sırasına göre belirlenmesinden dolayı sorun yaşandığı ifade edilen ankette doktorun doktorla anlaşamamasının gerekçesi ise "Birlik olamamak, sosyal yönden paylaşım zenginliklerine sahip olamamak, sağlık alanında performans gibi maddi kaygıların doktorlara zorla kabul edilmesi, çalışma şartları" diye açıklandı.

Son Güncelleme: Cuma, 01 Mart 2013 15:24

Gösterim: 2421

Sabah Gazetesi Köşe Yazarı ve Eğitimci Sait Gürsoy verdiği konferansta üniversite adaylarına, “Üniversitelerin bahçelerini değil amfilerini gezin, üniversitenin adına değil akademik kadrosuna bakın.” dedi.

Türkiye’deki eğitim sistemini en iyi bilen isimlerden biri olan Sait Gürsoy, İhlas Koleji Bahçelievler Kampüsü Konferans Salonu’nda 11. ve 12. sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katıldı.

Üniversite sınavına hazırlanan gençlere yönelik hazırladığı programlarla tanınan Gürsoy, tecrübelerini keyifli sunumuyla birleştirerek önemli bilgileri gençlerle paylaştı.

“Üniversite tercihi yapmak ruh ister”

Konuşmasına, üniversite sınavı sonrasında yapılan tercih yanlışlarıyla başlayan Gürsoy, öğrencilerin tercihlerini düşünerek ve isteyerek yapmaları gerektiğini belirtti. Tercihleri bilgisayar ortamına ya da tamamen rehber hocalarının eline bırakmayın diyen Gürsoy, “Yapacağınız tercihlere şimdiden karar vermiş olmanız gerekiyor. Tercihlerinizi rehberlik öğretmenlerine götürdüğünüzden bilgisayar gibi ruhsuz aletlerden çıkan tonlarca kâğıdın insafına bırakmayın. Tercih ruh ister. Bizler sizin tercihleriniz üzerinde bilimsel dokunuşlar yapabiliriz ama sizin yerinize tercih yapamayız.” dedi.

İşe alımlarda stajın önemi

Üniversiteyi bitirmenin artık iş bulmak için yeterli olmadığını belirten Gürsoy, işe alımlarda artık mesleki bilgi sorulduğunu belirtti. “Bu durumdan, ben daha yeni mezunum, diye kurtulamazsınız. Okul döneminde yapacağınız stajlara özen gösterin. Bu staj, mutlaka size değer katsın. Artık okul sıralarında meslek bilgisi edinmek önem kazandı.” diyen Gürsoy, 30 günlük sıradan stajların da yeterli olmadığını belirtti.

Okulun bahçesine bakıp aldanmayın

Üniversite seçiminde okul isimlerinin önemli olmadığını vurgulayan Gürsoy, gençlerden mutlaka tercih edecekleri okulların fiziki yapıları, akademik kadroları, sağladıkları imkânları (erasmus, yabancı dil, çift dal imkânı) yerinde görmeleri gerektiğini ifade etti. “Anlamadığım bir şey var: Çocuklar okullara gidiyor, okulların bahçesine bakıp “Aaa ne güzel okul!” diyorlar. Ne kadar saçma! Arkadaşım, gir okulun içine, amfilerini gez, git akademik kadrosunu sor; yabancı dil, çift dal imkânlarını araştır, hangi seçmeli dersleri verdiklerini sor. Ancak o zaman bir okulu daha iyi tanırsın! İnternet başından bakacağınıza gezin dolaşın.” diyen Gürsoy, bütün bunların sonucunda okullar arasındaki farkların anlaşılacağını ve doğru bir tercih listesi hazırlanacağını vurguladı.

Sınav bittikten sonra yaşanacaklara da vurgu yapan Gürsoy, ailenin yaklaşımının her zaman değişik olduğunu söyledi. “Sınava sadece siz değil, bütün aileniz giriyor.” diyerek ailenin stresini de ifade eden Gürsoy, ev içinde yaşanacaklara eğlenceli örnekler verdi.

Gençlere mutlu olacakları işleri seçmeleri yönünde tavsiyede bulunan Gürsoy, “ Üniversiteyi birinci bitirmişsin ama mutsuzsun, sevmediğin bir işi yapıyorsun. Bunun bir değeri yok. Yüzünüze bir tebessüm konduracak bölümleri, işleri seçin.” dedi.

Konuşmasının sonunda İhlas Kolejinin Türk aile yapısına önem veren, örf, adet ve geleneklere uygun bir eğitim verdiğini söyleyen Gürsoy, İhlas Kolejinin eğitim dünyasında saygın bir yere sahip, güvenilir bir eğitim kurumu olduğunu ifade etti.

Başından sonuna kadar sunumu ilgiyle dinlenen Sait Gürsoy’a günün anısına çiçek ve plaket verilmesiyle konferans sona erdi.

YASAL UYARI: Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. 

> ‘Üniversite tercihi yapmak ruh ister!’

Sabah Gazetesi Köşe Yazarı ve Eğitimci Sait Gürsoy verdiği konferansta üniversite adaylarına, “Üniversitelerin bahçelerini değil amfilerini gezin, üniversitenin adına değil akademik kadrosuna bakın.” dedi.

Türkiye’deki eğitim sistemini en iyi bilen isimlerden biri olan Sait Gürsoy, İhlas Koleji Bahçelievler Kampüsü Konferans Salonu’nda 11. ve 12. sınıf öğrencilerine yönelik düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katıldı.

Üniversite sınavına hazırlanan gençlere yönelik hazırladığı programlarla tanınan Gürsoy, tecrübelerini keyifli sunumuyla birleştirerek önemli bilgileri gençlerle paylaştı.

“Üniversite tercihi yapmak ruh ister”

Konuşmasına, üniversite sınavı sonrasında yapılan tercih yanlışlarıyla başlayan Gürsoy, öğrencilerin tercihlerini düşünerek ve isteyerek yapmaları gerektiğini belirtti. Tercihleri bilgisayar ortamına ya da tamamen rehber hocalarının eline bırakmayın diyen Gürsoy, “Yapacağınız tercihlere şimdiden karar vermiş olmanız gerekiyor. Tercihlerinizi rehberlik öğretmenlerine götürdüğünüzden bilgisayar gibi ruhsuz aletlerden çıkan tonlarca kâğıdın insafına bırakmayın. Tercih ruh ister. Bizler sizin tercihleriniz üzerinde bilimsel dokunuşlar yapabiliriz ama sizin yerinize tercih yapamayız.” dedi.

İşe alımlarda stajın önemi

Üniversiteyi bitirmenin artık iş bulmak için yeterli olmadığını belirten Gürsoy, işe alımlarda artık mesleki bilgi sorulduğunu belirtti. “Bu durumdan, ben daha yeni mezunum, diye kurtulamazsınız. Okul döneminde yapacağınız stajlara özen gösterin. Bu staj, mutlaka size değer katsın. Artık okul sıralarında meslek bilgisi edinmek önem kazandı.” diyen Gürsoy, 30 günlük sıradan stajların da yeterli olmadığını belirtti.

Okulun bahçesine bakıp aldanmayın

Üniversite seçiminde okul isimlerinin önemli olmadığını vurgulayan Gürsoy, gençlerden mutlaka tercih edecekleri okulların fiziki yapıları, akademik kadroları, sağladıkları imkânları (erasmus, yabancı dil, çift dal imkânı) yerinde görmeleri gerektiğini ifade etti. “Anlamadığım bir şey var: Çocuklar okullara gidiyor, okulların bahçesine bakıp “Aaa ne güzel okul!” diyorlar. Ne kadar saçma! Arkadaşım, gir okulun içine, amfilerini gez, git akademik kadrosunu sor; yabancı dil, çift dal imkânlarını araştır, hangi seçmeli dersleri verdiklerini sor. Ancak o zaman bir okulu daha iyi tanırsın! İnternet başından bakacağınıza gezin dolaşın.” diyen Gürsoy, bütün bunların sonucunda okullar arasındaki farkların anlaşılacağını ve doğru bir tercih listesi hazırlanacağını vurguladı.

Sınav bittikten sonra yaşanacaklara da vurgu yapan Gürsoy, ailenin yaklaşımının her zaman değişik olduğunu söyledi. “Sınava sadece siz değil, bütün aileniz giriyor.” diyerek ailenin stresini de ifade eden Gürsoy, ev içinde yaşanacaklara eğlenceli örnekler verdi.

Gençlere mutlu olacakları işleri seçmeleri yönünde tavsiyede bulunan Gürsoy, “ Üniversiteyi birinci bitirmişsin ama mutsuzsun, sevmediğin bir işi yapıyorsun. Bunun bir değeri yok. Yüzünüze bir tebessüm konduracak bölümleri, işleri seçin.” dedi.

Konuşmasının sonunda İhlas Kolejinin Türk aile yapısına önem veren, örf, adet ve geleneklere uygun bir eğitim verdiğini söyleyen Gürsoy, İhlas Kolejinin eğitim dünyasında saygın bir yere sahip, güvenilir bir eğitim kurumu olduğunu ifade etti.

Başından sonuna kadar sunumu ilgiyle dinlenen Sait Gürsoy’a günün anısına çiçek ve plaket verilmesiyle konferans sona erdi.

YASAL UYARI: Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. 

Son Güncelleme: Cuma, 01 Mart 2013 15:14

Gösterim: 3007

Milliyet Yazarı Mehmet Tezkan, köşesinde eğitim sistemini eleştirerek her yeni gelen Milli Eğitim Bakanı’nın bir önceki bakanın yaptığını bozduğunu ve yapılan düzenleme ve değişikliklerin sağlıklı bir şekilde yapılmadığını belirterek, “Her bakan olan yeni bir şey icat ediyor.. Kendine göre ayar çekiyor..” dedi.

Eğitim sistemi yaz boz tahtasından beter oldu..    Her bakan olan yeni bir şey icat ediyor.. Kendine göre ayar çekiyor..

Neredeyse son on yılımız böyle geçti..

Bakanlar aynı partiden ama çocukları liseye nasıl yerleştireceklerine bir türlü karar veremediler..

Birinin yaptığını öteki bozdu..

*

Minicik çocukların geleceğinin bir, bir buçuk saatte şekillenmesi doğru değil denildi, sınav sistemi üç yıla yayıldı..

Çocuklar altıncı sınıftan itibaren sınava girmeye başladılar.. Sadece sınav notuyla yetinilmedi, okul notu da katıldı.. Öğretmen kanaati de konuldu..

Öğretmen kanaati işi bozuyor araya torpil, iltimas giriyor diye itiraz edildi..

Çıkarıldı..

Yabancı okullar zaten bu sistemi hiç kabul etmedi.. Bakanlık bastırınca kapatır gideriz diye hafiften tehdit ettiler, bakanlık bastıramadı..

Bu sisteme geçilmesinin nedeni dershane düzenine son vermekti..

Tersi oldu, dershaneler ihya oldu..

*

Bakan değişince üç yıllık sınav maratonu da rafa kaldırıldı.. Yeni Bakan “öğrenciler mahvoldu, çocukluklarını yaşayamadılar, eğitim sistemi test çözme sistemine döndü” dedi ve kendine göre ayar çekti..

Sınavları bir yıla indirdi..

O Bakan gidince yerine gelen Bakan eğitimin tümüyle oynadı..

Yeniden kurguladı..

4+4+4 denilen yapıya böyle geçtik.. Bakan okul düzenini değiştirdi ama sınav düzenini değiştirmeye ‘bakanlık ömrü’ yetmedi..

Görevden gitti, yeni Bakan geldi..

*

Yeni bakanla birlikte sınav sistemi sil baştan yapıldı..

Kaldırıldı.. Kaldırılmış gibi yapıldı diyebiliriz.. Öğrencilerin liseye girmelerinde ders notlarıyla birlikte ders dışında katıldıkları etkinlikler de etkili olacakmış!..

Ama durun..

Bu yöntem Kabataş, İstanbul Erkek, Galatasaray gibi memleketin iyi okullarını kapsamayacakmış..

Oraya nasıl girilecek?

Yine sınavla.. Her okul ayrı sınav yapacakmış?

Bu şu demek, ortaokul son sınıfa gelenin hayatı sınavdan sınava koşmakla geçecek..

Şöyle izah edeyim.. Kabataş Lisesi’ne girmek için yüz binlerce öğrenci sınava girecek.. Aynı yüz binler Kadıköy Anadolu Lisesi sınavında da buluşacak.. İstanbul Lisesi sınavında da..

Bitmedi..

Yabancı okullar sınavı var..

Özel okullar sınavı var..

*

Durun telaş etmeyin..

Nasıl olsa bir sonraki Bakan ‘bu ne biçim’ iş diyerek kaldırır..

Yazının devamı için tıklayın

> ‘Eğitim sistemi yaz boz tahtasından beter oldu’

Milliyet Yazarı Mehmet Tezkan, köşesinde eğitim sistemini eleştirerek her yeni gelen Milli Eğitim Bakanı’nın bir önceki bakanın yaptığını bozduğunu ve yapılan düzenleme ve değişikliklerin sağlıklı bir şekilde yapılmadığını belirterek, “Her bakan olan yeni bir şey icat ediyor.. Kendine göre ayar çekiyor..” dedi.

Eğitim sistemi yaz boz tahtasından beter oldu..    Her bakan olan yeni bir şey icat ediyor.. Kendine göre ayar çekiyor..

Neredeyse son on yılımız böyle geçti..

Bakanlar aynı partiden ama çocukları liseye nasıl yerleştireceklerine bir türlü karar veremediler..

Birinin yaptığını öteki bozdu..

*

Minicik çocukların geleceğinin bir, bir buçuk saatte şekillenmesi doğru değil denildi, sınav sistemi üç yıla yayıldı..

Çocuklar altıncı sınıftan itibaren sınava girmeye başladılar.. Sadece sınav notuyla yetinilmedi, okul notu da katıldı.. Öğretmen kanaati de konuldu..

Öğretmen kanaati işi bozuyor araya torpil, iltimas giriyor diye itiraz edildi..

Çıkarıldı..

Yabancı okullar zaten bu sistemi hiç kabul etmedi.. Bakanlık bastırınca kapatır gideriz diye hafiften tehdit ettiler, bakanlık bastıramadı..

Bu sisteme geçilmesinin nedeni dershane düzenine son vermekti..

Tersi oldu, dershaneler ihya oldu..

*

Bakan değişince üç yıllık sınav maratonu da rafa kaldırıldı.. Yeni Bakan “öğrenciler mahvoldu, çocukluklarını yaşayamadılar, eğitim sistemi test çözme sistemine döndü” dedi ve kendine göre ayar çekti..

Sınavları bir yıla indirdi..

O Bakan gidince yerine gelen Bakan eğitimin tümüyle oynadı..

Yeniden kurguladı..

4+4+4 denilen yapıya böyle geçtik.. Bakan okul düzenini değiştirdi ama sınav düzenini değiştirmeye ‘bakanlık ömrü’ yetmedi..

Görevden gitti, yeni Bakan geldi..

*

Yeni bakanla birlikte sınav sistemi sil baştan yapıldı..

Kaldırıldı.. Kaldırılmış gibi yapıldı diyebiliriz.. Öğrencilerin liseye girmelerinde ders notlarıyla birlikte ders dışında katıldıkları etkinlikler de etkili olacakmış!..

Ama durun..

Bu yöntem Kabataş, İstanbul Erkek, Galatasaray gibi memleketin iyi okullarını kapsamayacakmış..

Oraya nasıl girilecek?

Yine sınavla.. Her okul ayrı sınav yapacakmış?

Bu şu demek, ortaokul son sınıfa gelenin hayatı sınavdan sınava koşmakla geçecek..

Şöyle izah edeyim.. Kabataş Lisesi’ne girmek için yüz binlerce öğrenci sınava girecek.. Aynı yüz binler Kadıköy Anadolu Lisesi sınavında da buluşacak.. İstanbul Lisesi sınavında da..

Bitmedi..

Yabancı okullar sınavı var..

Özel okullar sınavı var..

*

Durun telaş etmeyin..

Nasıl olsa bir sonraki Bakan ‘bu ne biçim’ iş diyerek kaldırır..

Yazının devamı için tıklayın

Son Güncelleme: Cuma, 01 Mart 2013 08:23

Gösterim: 2510


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.