Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Yılda yaklaşık 250 bin turistin balon uçuşu yaptığı Kapadokya’da, üniversite bünyesinde balon pilotluğu ön lisans programı açıldı. Programa biri tam burslu, toplam 5 öğrenci alınacak.
Peri Bacaları ile dünya çapında tanınan Kapadokya, balon turizmi ve balon pilotaj eğitiminin merkezi olmaya aday. Her yıl yaklaşık 250 bin turistin vadi manzaralarında balon turu yaptığı Kapadokya’da ve İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı içinde yerleşkesi bulunan Kapadokya Meslek Yüksekokulu, diplomalı balon pilotu yetiştirmeye başladı. Daha öncesinde bünyesinde açılan kurslarla balon pilotu yetiştiren yüksekokulun, 2011’de YÖK tarafından ek yerleştirme kapsamında öğrenci almasına izin verildi. Bu yıl ise programa 2012-ÖSYS sonuçlarına göre öğrenci alınacak.
YGS-6 puanlarına göre öğrenci alacak bölüme biri tam burslu olmak üzere 5 öğrenci alınacak. Ayrıca, isteyenler programı tamamladıktan sonra Dikey Geçiş Sınavı’na girerek Uçak Pilotluğu’na da geçebilecek.
Hedef yurtdışında da tanınırlığı sağlayarak Kapadokya’yı dünyanın balon turizm merkezi yanında, balon pilotaj eğitiminin de merkezi yapmak.
Bölgede 150 civarında balon var
Kapadokya Meslek Yüksekokulu Müdürü Funda Firuz Aktan, “Balonlar, Peri Bacaları gibi Kapadokya’nın sembolü haline geldi. Bugün Kapadokya’da 20’nin üzerinde balonculuk işletmesi, 150 civarında balonla, yerli-yabancı misafirlerimize hizmet veriyor. Sıcak hava balonculuğu, havacılığın tüm dalları gibi, emniyet kurallarına en üst düzeyde uymayı gerektiren, ciddiyetle yürütülmesi gereken bir iş kolu. Bölgemizdeki uçuşların çoğunluğu 20 kişi civarında yolcu taşıyabilen büyük ölçekli balonlarla yapılıyor. Balon pilotlarının donanımlı, becerikli, yabancı dil bilen ve asgari turistik bilgiye sahip olmaları, işlerinin erbabı olmaları gerekiyor. Biz de işte tam bu ihtiyaca cevap vermek üzere bu özel programı açtık” diyor.
Programa katılacak öğrencilerin, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından uluslararası yönetmeliklere paralel olarak belirlenmiş olan özellikleri taşımaları gerekiyor. Bu şartların başında ruhsal ve bedensel sağlığın uçuşa uygun olması geliyor. Sağlık yeterliliği, özel yetkili hastanelerden alınan sağlık raporu ile belgelendiriliyor. Sağlık durumu uygun olan ve SHGM’nin öngördüğü şartları taşıyan herkes balon pilotu olmak için başvurabiliyor.
Kadın balon pilotları da var
Balon pilotlarının çoğunluğunun erkek olmasından dolayı, biraz erkek mesleği olarak görülebildiğini de belirten Aktan, “Sayıları az da olsa, çok başarılı kadın pilotlar var. Bizim okulumuzda uçuş öğretmenlerimizden biri kadın. Kendisi çok da başarılı bir kontrol pilotu. Kız öğrencilerimiz de mevcut” diye konuştu.
***
Nasıl bir eğitim verilecek?
Programda uçuşa yönelik teorik ve pratik dersler, yabancı dil dersleri ve temel turizm dersleri yer alıyor. Uçuş eğitimleri kademeli olarak veriliyor. İlk yıl öğrencilere balon pilot lisansı PPL (B), ikinci yıl ise ticari lisans CPL (B) verilmesi hedefleniyor. PPL (B) lisansı ile öğrenciler sportif uçuşlara katılabiliyor, CPL (B) ile ise ticari uçuş yapabiliyor. Eğitim süresi iki yıl ancak trimester uygulaması, yani bir yılda üç dönem eğitim uygulaması yapılıyor. Öğrencilere haftalık 12 saat civarında, yoğun İngilizce eğitimi verilerek, yabancı dil seviyesi mesleğin gerektirdiği akıcı konuşma düzeyine yükseltilmeye çalışılıyor.
Programdan mezun olanlar hem bir ön lisans diplomasına sahip olacak, hem de pilot lisansı almaya hak kazanacak.
(hürriyeteğitim)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Yılda yaklaşık 250 bin turistin balon uçuşu yaptığı Kapadokya’da, üniversite bünyesinde balon pilotluğu ön lisans programı açıldı. Programa biri tam burslu, toplam 5 öğrenci alınacak.
Peri Bacaları ile dünya çapında tanınan Kapadokya, balon turizmi ve balon pilotaj eğitiminin merkezi olmaya aday. Her yıl yaklaşık 250 bin turistin vadi manzaralarında balon turu yaptığı Kapadokya’da ve İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı içinde yerleşkesi bulunan Kapadokya Meslek Yüksekokulu, diplomalı balon pilotu yetiştirmeye başladı. Daha öncesinde bünyesinde açılan kurslarla balon pilotu yetiştiren yüksekokulun, 2011’de YÖK tarafından ek yerleştirme kapsamında öğrenci almasına izin verildi. Bu yıl ise programa 2012-ÖSYS sonuçlarına göre öğrenci alınacak.
YGS-6 puanlarına göre öğrenci alacak bölüme biri tam burslu olmak üzere 5 öğrenci alınacak. Ayrıca, isteyenler programı tamamladıktan sonra Dikey Geçiş Sınavı’na girerek Uçak Pilotluğu’na da geçebilecek.
Hedef yurtdışında da tanınırlığı sağlayarak Kapadokya’yı dünyanın balon turizm merkezi yanında, balon pilotaj eğitiminin de merkezi yapmak.
Bölgede 150 civarında balon var
Kapadokya Meslek Yüksekokulu Müdürü Funda Firuz Aktan, “Balonlar, Peri Bacaları gibi Kapadokya’nın sembolü haline geldi. Bugün Kapadokya’da 20’nin üzerinde balonculuk işletmesi, 150 civarında balonla, yerli-yabancı misafirlerimize hizmet veriyor. Sıcak hava balonculuğu, havacılığın tüm dalları gibi, emniyet kurallarına en üst düzeyde uymayı gerektiren, ciddiyetle yürütülmesi gereken bir iş kolu. Bölgemizdeki uçuşların çoğunluğu 20 kişi civarında yolcu taşıyabilen büyük ölçekli balonlarla yapılıyor. Balon pilotlarının donanımlı, becerikli, yabancı dil bilen ve asgari turistik bilgiye sahip olmaları, işlerinin erbabı olmaları gerekiyor. Biz de işte tam bu ihtiyaca cevap vermek üzere bu özel programı açtık” diyor.
Programa katılacak öğrencilerin, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından uluslararası yönetmeliklere paralel olarak belirlenmiş olan özellikleri taşımaları gerekiyor. Bu şartların başında ruhsal ve bedensel sağlığın uçuşa uygun olması geliyor. Sağlık yeterliliği, özel yetkili hastanelerden alınan sağlık raporu ile belgelendiriliyor. Sağlık durumu uygun olan ve SHGM’nin öngördüğü şartları taşıyan herkes balon pilotu olmak için başvurabiliyor.
Kadın balon pilotları da var
Balon pilotlarının çoğunluğunun erkek olmasından dolayı, biraz erkek mesleği olarak görülebildiğini de belirten Aktan, “Sayıları az da olsa, çok başarılı kadın pilotlar var. Bizim okulumuzda uçuş öğretmenlerimizden biri kadın. Kendisi çok da başarılı bir kontrol pilotu. Kız öğrencilerimiz de mevcut” diye konuştu.
***
Nasıl bir eğitim verilecek?
Programda uçuşa yönelik teorik ve pratik dersler, yabancı dil dersleri ve temel turizm dersleri yer alıyor. Uçuş eğitimleri kademeli olarak veriliyor. İlk yıl öğrencilere balon pilot lisansı PPL (B), ikinci yıl ise ticari lisans CPL (B) verilmesi hedefleniyor. PPL (B) lisansı ile öğrenciler sportif uçuşlara katılabiliyor, CPL (B) ile ise ticari uçuş yapabiliyor. Eğitim süresi iki yıl ancak trimester uygulaması, yani bir yılda üç dönem eğitim uygulaması yapılıyor. Öğrencilere haftalık 12 saat civarında, yoğun İngilizce eğitimi verilerek, yabancı dil seviyesi mesleğin gerektirdiği akıcı konuşma düzeyine yükseltilmeye çalışılıyor.
Programdan mezun olanlar hem bir ön lisans diplomasına sahip olacak, hem de pilot lisansı almaya hak kazanacak.
(hürriyeteğitim)
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Temmuz 2012 11:22
Gösterim: 8133
Kim Milyoner Olmak İster yarışmasına katılan, LYS'de Türkiye 22'incisi olan Robert Koleji'nden mezun ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olan Onur Yorgun ilk soruda elendi.

Kenan Işık'ın da stüdyodaki seyircilerin de çok iyi bir yarışma çıkarmasını bekledikleri genç yarışmacı, ilk soruya verdiği yanıtla bir anda stüdyoda buz gibi bir hava esmesine neden oldu.
Kenan Işık'ın yanağına hafifçe vurarak, "Üzülmeyin Onur, bu farklı bir şey, sağlık olsun" diye teselli ettiği yarışmacı, stüdyoya yanında Galatasaray Üniversitesi'nden ve Robert Kolejinden iki arkadaşıyla gelmişti.
İŞTE ELENDİĞİ SORU
(milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Kim Milyoner Olmak İster yarışmasına katılan, LYS'de Türkiye 22'incisi olan Robert Koleji'nden mezun ve Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi olan Onur Yorgun ilk soruda elendi.

Kenan Işık'ın da stüdyodaki seyircilerin de çok iyi bir yarışma çıkarmasını bekledikleri genç yarışmacı, ilk soruya verdiği yanıtla bir anda stüdyoda buz gibi bir hava esmesine neden oldu.
Kenan Işık'ın yanağına hafifçe vurarak, "Üzülmeyin Onur, bu farklı bir şey, sağlık olsun" diye teselli ettiği yarışmacı, stüdyoya yanında Galatasaray Üniversitesi'nden ve Robert Kolejinden iki arkadaşıyla gelmişti.
İŞTE ELENDİĞİ SORU
(milliyet)
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Temmuz 2012 10:52
Gösterim: 3121
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, katıldığı iftar yemeğinde yeni eğitim sistemi hakkında bilgi verdi
Bağcılar Belediyesi’nin iftar yemeğine katılan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, iftar programının ardından vatandaşlarla bir araya geldi. Yeni eğitim sistemi hakkında bilgi veren Bakan Dinçer, “Eğitimin 12 yıla çıkarılması Türkiye için ciddi bir ihtiyaçtı” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Bağcılar Belediyesi’nin iftar yemeğine katıldı. İftar programının ardından Ramazan Çadırı’nda vatandaşlarla bir araya gelen Dinçer, yeni eğitim sisteminde bilinmeyenleri anlattı.
Milli Eğitim Bakanlığı olarak büyük değişimlere imza attıklarını belirten Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, “Milli Eğitim Bakanlığı gelenekleri en sağlam olan, kuruluşundan bu yana katılaşmış, gelenekleri olan bir bakanlıktı. Türkiye’nin en merkezi yapısına sahip, en otoriter kurumlarından birisiydi. O kadar büyümüştü ki, bakanlık bünyesinde 35 civarında genel müdürlüğümüz vardı. Biz bunları değiştirdik. Bakanlığımızı küçülttük. Bakanlık şu an 16 bağımsız yönetim birimine sahip” diye konuştu.
ÇOCUKLARIMIZI İNTERNET KAFEDEN KURTARACAĞIZ
Fatih Projesi’nin eğitimde bir devrim olduğunu ifade eden Dinçer, şunları söyledi: “Eğitimde Fatih projesini başlattık. Fatih projesi çocuklara sadece bilgisayar dağıtmak projesi değil. Fatih projesinin 5 temel öğesi vardı. Bunlardan bir tanesi çocuklarımıza tablet bilgisayar dağıtmak. Ama daha öncesinde sınıflara akıllı tahta koymaktı. Ama bu tahta sıradan bir tahta değil. Halbuki Milli Eğitim Bakanlığı’nın tanımladığı akıllı tahta doğrudan doğruya bilgisayardır. O dokunmatik bilgisayar çocuklarımızın dünyadaki herhangi bir bilgiyi ulaştıracak bir altyapıya da sahip. Tablet bilgisayar olacak. Akıllı tahta olacak ama beraberinde internet hizmeti de olacak. Çocuklarımızı bu vesileyle internet kafelerden kurtaracağız. Ücretsiz dağıttığımız kitapları zenginleştireceğiz. Her konuyla ilgili belgeseller, görsel sunumlar olacak. Tablet bilgisayarı, akıllı tahtasıyla bir bütünlük içerisinde dünyanın en gelişmiş teknolojilerinden birisini proje olarak uyguluyoruz.”
Bir üçüncü projenin Okullar Hayat Olsun Projesi olduğunu açıklayan Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu daha çok velileri ilgilendiriyor. Biz bugüne kadar okullarımızı sadece eğitim hizmeti için kullandık. Halbuki bu okullar mahallenin ihtiyaçlarını karşılayacak potansiyele sahipti. Şimdi okulları mahallenin hizmetine veriyoruz. Eğer spor, konferans salonu varsa kolayca kullanabileceksiniz. Belediyeler hizmetlerini okullarda yaparak size sunabilecek. Okul bahçeleri, o mahallenin yeşil alanını karşılayacak. Bu projede bizler kütüphanelerle bilgisayar laboratuvarlarını birleştirerek yeni bir hizmet vereceğiz. Yeni bilgisayar laboratuvarı olan kütüphaneler oluşturacağız. Genelde kütüphaneler sadece ders için açılıyordu şimdi her zaman açık, çocukların zeka oyunlarıyla haşır neşir olacağı bir kütüphane tasarlıyoruz. Bunu sadece çocuklar değil velilerde kullanabilecek. Okullar mahallemizin hayat alanı olsun. Lütfen gidip kullanın.”
Dördüncü ve en önemli değişimin eğitimde 4+4+4 sistemi olduğunu belirten Dinçer, sistemin detaylarını vatandaşlara şöyle anlattı: “Eğitimde çok köklü değişiklik yapmaya başladık. Bu değişiklik birbirinden kopuk değişiklikler değildir. Bunların her biri ortak bir anlam ifade ediyor. Bunca zaman Türkiye’de devletler, hükümetler tek bir eğitim hizmeti sundu. Bireysel farklılıklar göz önüne alınmadı. Çocuklar tek düze kabul edildi. Hepsine aynı eğitim hizmeti sunuldu. Sadece çocuklara değil, bu topraklarda yaşayan farklı inanca, etnik yapıya sahip insanların da ihtiyaçları göz önüne alınmadı. Farklı mezhep, dinde olanların beklentileri ihtiyaçları farklıydı. Devlet bir eğitim sistemi tasarlıyor, herkese bunu alın diyordu. Aslında bu eğitimin amacı belirli tek tip insan yetiştirmekti. Son yıllarda yapılan değişimle bu anlayışı terk ediyor, yeni bir yaklaşım tarzı sunuyoruz. Her çocuk özeldir. Farklı ilgi ve ihtiyaçları olur. Bunu hesap ediyoruz. Ayrıca toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçları da farklı olabilir. Dolayısıyla onlarında ihtiyaçları göz önüne alınmalıdır. Türkiye’nin çağdaş dünyayla rekabet edeceği yeni bir düzlem anlamına gelir.”
EĞİTİMİN 12 YILA ÇIKARILMASI TÜRKİYE İÇİN CİDDİ BİR İHTİYAÇTI
Dördüncü ve en önemli gelişme olan eğitimde 4+4+4 sisteminin Türkiye için bir ihtiyaç olduğunu dile getiren Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, yeni eğitim anlayışında 3 ana ayak belirlediklerini söyledi. Bakan Dinçer, konuşmasında, “Birincisi, küresel dünyada çocuklarımızın rekabet edeceği bilgi ve yeteneklerle onları donatmak. İkincisi, toplumumuzun ihtiyaç duyduğu bilgi ve yeteneklerle donatmak. Üçüncüsü, sosyal sorumluluk duygusuna sahip, toplumsal ve ahlaki değerleri kazanmış, onlarla donanmış, tarih ve millet şuuru olan bir nesil yetiştirmek olacak. Bu üçünü yan yana koyduğumuzda çocuklarımızın ilgi ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek türden tercihler yapılabileceği, zenginleştirilmiş bir eğitim sistemi kurgulamaya çalışıyoruz. Biz eğitimi 12 yıla çıkardık. Eğitimin 12 yıla çıkarılması Türkiye için ciddi bir ihtiyaçtı. Bunun hiç kaçarı yok.”
Eğitim sistemini değiştirirken haksız eleştirilere de maruz kaldıklarını belirten Bakan Dinçer, sözlerine şöyle devam etti: “Kanun mecliste görüşülüyorken, genellikle muhalefet ve toplumun belli kesimleri ideolojik davranarak, kız çocuklarının okullaşmalarının önünün kesileceğine dair kara propaganda yaptı. Şimdi size soruyorum. 7 yaşında çocuk okula başlıyor. 8 yıllık zorunlu eğitimi alıyorsa, 15 yaşından sonra onu eğitime zorlayan bir şey var mıydı? Peki böyle bir çocuk mu evinde olurdu? Yoksa 12 yıllık eğitimi alınca, 18 yaşına kadar okumak zorunda olan çocuk mu evinde oturmuş olacak? Erken evliliğe açık hale gelecek. Sizce hangisi daha mantıklı? Eğitimin kademeli hale gelmesi Türkiye’de eğitimin daha demokratik, daha esnek hale gelmesidir. Daha demokratik ve esnek bir demokrasi kurguluyorken, bu kez de dindar nesil yetiştirme konusu üzerinden bize eleştiri yapmaya başladılar."
Bakan Ömer Dinçer vatandaşların sorularını cevapladıktan sonra Başkan Lokman Çağırıcı tarafından kendisine çeşitli hediyeler takdim edildi.
Vatandaşların Ramazanını tebrik eden Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı ise, “Sayın bakanımıza sizler adına teşekkür ediyorum. Gönül sofralarımız devam edecek” dedi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, katıldığı iftar yemeğinde yeni eğitim sistemi hakkında bilgi verdi
Bağcılar Belediyesi’nin iftar yemeğine katılan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, iftar programının ardından vatandaşlarla bir araya geldi. Yeni eğitim sistemi hakkında bilgi veren Bakan Dinçer, “Eğitimin 12 yıla çıkarılması Türkiye için ciddi bir ihtiyaçtı” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Bağcılar Belediyesi’nin iftar yemeğine katıldı. İftar programının ardından Ramazan Çadırı’nda vatandaşlarla bir araya gelen Dinçer, yeni eğitim sisteminde bilinmeyenleri anlattı.
Milli Eğitim Bakanlığı olarak büyük değişimlere imza attıklarını belirten Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, “Milli Eğitim Bakanlığı gelenekleri en sağlam olan, kuruluşundan bu yana katılaşmış, gelenekleri olan bir bakanlıktı. Türkiye’nin en merkezi yapısına sahip, en otoriter kurumlarından birisiydi. O kadar büyümüştü ki, bakanlık bünyesinde 35 civarında genel müdürlüğümüz vardı. Biz bunları değiştirdik. Bakanlığımızı küçülttük. Bakanlık şu an 16 bağımsız yönetim birimine sahip” diye konuştu.
ÇOCUKLARIMIZI İNTERNET KAFEDEN KURTARACAĞIZ
Fatih Projesi’nin eğitimde bir devrim olduğunu ifade eden Dinçer, şunları söyledi: “Eğitimde Fatih projesini başlattık. Fatih projesi çocuklara sadece bilgisayar dağıtmak projesi değil. Fatih projesinin 5 temel öğesi vardı. Bunlardan bir tanesi çocuklarımıza tablet bilgisayar dağıtmak. Ama daha öncesinde sınıflara akıllı tahta koymaktı. Ama bu tahta sıradan bir tahta değil. Halbuki Milli Eğitim Bakanlığı’nın tanımladığı akıllı tahta doğrudan doğruya bilgisayardır. O dokunmatik bilgisayar çocuklarımızın dünyadaki herhangi bir bilgiyi ulaştıracak bir altyapıya da sahip. Tablet bilgisayar olacak. Akıllı tahta olacak ama beraberinde internet hizmeti de olacak. Çocuklarımızı bu vesileyle internet kafelerden kurtaracağız. Ücretsiz dağıttığımız kitapları zenginleştireceğiz. Her konuyla ilgili belgeseller, görsel sunumlar olacak. Tablet bilgisayarı, akıllı tahtasıyla bir bütünlük içerisinde dünyanın en gelişmiş teknolojilerinden birisini proje olarak uyguluyoruz.”
Bir üçüncü projenin Okullar Hayat Olsun Projesi olduğunu açıklayan Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu daha çok velileri ilgilendiriyor. Biz bugüne kadar okullarımızı sadece eğitim hizmeti için kullandık. Halbuki bu okullar mahallenin ihtiyaçlarını karşılayacak potansiyele sahipti. Şimdi okulları mahallenin hizmetine veriyoruz. Eğer spor, konferans salonu varsa kolayca kullanabileceksiniz. Belediyeler hizmetlerini okullarda yaparak size sunabilecek. Okul bahçeleri, o mahallenin yeşil alanını karşılayacak. Bu projede bizler kütüphanelerle bilgisayar laboratuvarlarını birleştirerek yeni bir hizmet vereceğiz. Yeni bilgisayar laboratuvarı olan kütüphaneler oluşturacağız. Genelde kütüphaneler sadece ders için açılıyordu şimdi her zaman açık, çocukların zeka oyunlarıyla haşır neşir olacağı bir kütüphane tasarlıyoruz. Bunu sadece çocuklar değil velilerde kullanabilecek. Okullar mahallemizin hayat alanı olsun. Lütfen gidip kullanın.”
Dördüncü ve en önemli değişimin eğitimde 4+4+4 sistemi olduğunu belirten Dinçer, sistemin detaylarını vatandaşlara şöyle anlattı: “Eğitimde çok köklü değişiklik yapmaya başladık. Bu değişiklik birbirinden kopuk değişiklikler değildir. Bunların her biri ortak bir anlam ifade ediyor. Bunca zaman Türkiye’de devletler, hükümetler tek bir eğitim hizmeti sundu. Bireysel farklılıklar göz önüne alınmadı. Çocuklar tek düze kabul edildi. Hepsine aynı eğitim hizmeti sunuldu. Sadece çocuklara değil, bu topraklarda yaşayan farklı inanca, etnik yapıya sahip insanların da ihtiyaçları göz önüne alınmadı. Farklı mezhep, dinde olanların beklentileri ihtiyaçları farklıydı. Devlet bir eğitim sistemi tasarlıyor, herkese bunu alın diyordu. Aslında bu eğitimin amacı belirli tek tip insan yetiştirmekti. Son yıllarda yapılan değişimle bu anlayışı terk ediyor, yeni bir yaklaşım tarzı sunuyoruz. Her çocuk özeldir. Farklı ilgi ve ihtiyaçları olur. Bunu hesap ediyoruz. Ayrıca toplumun farklı kesimlerinin ihtiyaçları da farklı olabilir. Dolayısıyla onlarında ihtiyaçları göz önüne alınmalıdır. Türkiye’nin çağdaş dünyayla rekabet edeceği yeni bir düzlem anlamına gelir.”
EĞİTİMİN 12 YILA ÇIKARILMASI TÜRKİYE İÇİN CİDDİ BİR İHTİYAÇTI
Dördüncü ve en önemli gelişme olan eğitimde 4+4+4 sisteminin Türkiye için bir ihtiyaç olduğunu dile getiren Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, yeni eğitim anlayışında 3 ana ayak belirlediklerini söyledi. Bakan Dinçer, konuşmasında, “Birincisi, küresel dünyada çocuklarımızın rekabet edeceği bilgi ve yeteneklerle onları donatmak. İkincisi, toplumumuzun ihtiyaç duyduğu bilgi ve yeteneklerle donatmak. Üçüncüsü, sosyal sorumluluk duygusuna sahip, toplumsal ve ahlaki değerleri kazanmış, onlarla donanmış, tarih ve millet şuuru olan bir nesil yetiştirmek olacak. Bu üçünü yan yana koyduğumuzda çocuklarımızın ilgi ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek türden tercihler yapılabileceği, zenginleştirilmiş bir eğitim sistemi kurgulamaya çalışıyoruz. Biz eğitimi 12 yıla çıkardık. Eğitimin 12 yıla çıkarılması Türkiye için ciddi bir ihtiyaçtı. Bunun hiç kaçarı yok.”
Eğitim sistemini değiştirirken haksız eleştirilere de maruz kaldıklarını belirten Bakan Dinçer, sözlerine şöyle devam etti: “Kanun mecliste görüşülüyorken, genellikle muhalefet ve toplumun belli kesimleri ideolojik davranarak, kız çocuklarının okullaşmalarının önünün kesileceğine dair kara propaganda yaptı. Şimdi size soruyorum. 7 yaşında çocuk okula başlıyor. 8 yıllık zorunlu eğitimi alıyorsa, 15 yaşından sonra onu eğitime zorlayan bir şey var mıydı? Peki böyle bir çocuk mu evinde olurdu? Yoksa 12 yıllık eğitimi alınca, 18 yaşına kadar okumak zorunda olan çocuk mu evinde oturmuş olacak? Erken evliliğe açık hale gelecek. Sizce hangisi daha mantıklı? Eğitimin kademeli hale gelmesi Türkiye’de eğitimin daha demokratik, daha esnek hale gelmesidir. Daha demokratik ve esnek bir demokrasi kurguluyorken, bu kez de dindar nesil yetiştirme konusu üzerinden bize eleştiri yapmaya başladılar."
Bakan Ömer Dinçer vatandaşların sorularını cevapladıktan sonra Başkan Lokman Çağırıcı tarafından kendisine çeşitli hediyeler takdim edildi.
Vatandaşların Ramazanını tebrik eden Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı ise, “Sayın bakanımıza sizler adına teşekkür ediyorum. Gönül sofralarımız devam edecek” dedi.
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Temmuz 2012 10:27
Gösterim: 1717
Üniversiteye giriş sınavlarının ikinci basamağında baraj puanının düşürülmesi tartışmasında devreye Cumhurbaşkanı Gül girdi.
Vakıf üniversitelerinin temsilcileriyle görüşen Gül, önümüzdeki hafta da YÖK Başkanı Çetinsaya ile bir araya gelerek çözüm yolu arayacak.
Geçen yıl 0.15 olan LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı) puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayının bu yıl 0.12’ye düşmesi üniversite adaylarının sonuçlarını olumsuz etkiledi ve puanların düşmesi, çok sayıda adayın da barajın altında kalmasına neden oldu. Baraj puanının altında kalan on binlerce üniversite adayı üniversite öğrenimini 1 yıl ertelemek zorunda kalırken, üniversitelerde de kontenjanların boş kalması riski ortaya çıktı. Sonuçların açıklanmasının ardından eğitim uzmanları arasında baraj puanının 180’den 165’e indirilmesi formülü tartışılmaya başlandı. Kulislerde formülün YÖK Başkanı Prof. Gökhan Çetinsaya’ya da iletildiği konuşulurken çok sayıda adaya üniversite kapısını açacağı ve üniversite kontenjanlarının boş kalmasını önleyeceği gerekçesiyle YÖK’ün bu yönde bir karar alacağı beklentisi doğdu.
YÖK 165’e karşı çıktı
Ancak YÖK geçen Salı bir açıklama yaparak kötü haber verdi. YÖK açıklamasında “Baraj puanının düşürülmesi Yükseköğretim Genel Kurulu’nun gündeminde yer almıyor” denildi. YÖK’ün bu açıklaması üzerine baraj puanının düşürülmesini sağlayacak bir çıkış yolu aramaya başlayan vakıf üniversiteleri Cumhurbaşkanı’ndan randevu talep etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, önceki gün kabul ettiği vakıf üniversiteleri temsilcilerinin bu yıl ortaya çıkan tablo ile nedenleri ve sonuçları hakkında sundukları bilgileri dinledi.
‘Kontenjanlar boş kaldı’
“Üniversitelerde on binlerce boş kontenjan ortaya çıkarken geri dönülemeyecek zararların oluşmasından endişe ettiklerini, yüz binlerce adayın da tercih bile yapamadan bir sene kaybedeceğini” dile getiren vakıf üniversitelerinin temsilcileri, LYS’nin bir “puanlama” sınavından çok “sıralama” sınavı olduğuna da dikkat çekerek, “başarı çıtasının” 180 yerine 170 veya 165 olarak belirlenebileceğini dile getirdi. Bunca devlet ve vakıf üniversitesinin boş sıralara eğitim vermesini önlemek için baraj puanının düşürülmesi gerektiğini anlatan temsilciler, böyle bir adımın en az 225 bin gence daha üniversite kapısını açacağını, belirlenecek yeni puana göre bu sayısının 400 bine kadar çıkacağını söyledi.
YÖK başkanıyla görüşecek
Gül, sunulan bilgileni dinledikten sonra, konuyla ilgileneceğine ve devreye gireceğine söz verdi. Danışmanlarına da sorunu etraflıca incelemeleri için talimat veren Gül, hafta başında İstanbul’dan Ankara’ya dönecek ve pazartesi günü YÖK başkanı Prof. Gökhan Çetinsaya ve ÖSYM Başkanı Prof. Ali Demir’le görüşecek. Gül’ün hem üniversite kontenjanlarının boş kalmamasını, hem de çok sayıda gence üniversite kapısının açılmasını sağlayacak bir çözüm aranmasını isteyecek.
İşte Abdullah Gül Üniversitesi’nin kampüsü
Abdullah Gül Üniversitesi’nin kampüs projesi, Dünya Mimarlık Festivali Ödülleri’nde, ‘geleceğin projeleri-eğitim yapıları’ kategorisinde finale kaldı. Londra merkezli EMAP Media Grup tarafından düzenlenen ve 3-5 Ekim tarihleri arasında Singapur’da 5’incisi gerçekleştirilecek Dünya Mimarlık Festivali’ne, 65 ülkeden katılım oldu. Festivalin ödül sonuçları ise 5 Ekim tarihinde açıklanacak. İnşaatı devam eden ve şehir merkezinin dışında olan yerleşke, Kayseri’nin doğusunda yer alıyor. Proje inşaatının 2015 yılında tamamlanması öngörülüyor. 3.5 milyon metrekarelik alan üzerindeki kampüsün kapalı alanı 300 bin metrekare.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Üniversiteye giriş sınavlarının ikinci basamağında baraj puanının düşürülmesi tartışmasında devreye Cumhurbaşkanı Gül girdi.
Vakıf üniversitelerinin temsilcileriyle görüşen Gül, önümüzdeki hafta da YÖK Başkanı Çetinsaya ile bir araya gelerek çözüm yolu arayacak.
Geçen yıl 0.15 olan LYS (Lisans Yerleştirme Sınavı) puanlarının hesaplanmasında kullanılan katsayının bu yıl 0.12’ye düşmesi üniversite adaylarının sonuçlarını olumsuz etkiledi ve puanların düşmesi, çok sayıda adayın da barajın altında kalmasına neden oldu. Baraj puanının altında kalan on binlerce üniversite adayı üniversite öğrenimini 1 yıl ertelemek zorunda kalırken, üniversitelerde de kontenjanların boş kalması riski ortaya çıktı. Sonuçların açıklanmasının ardından eğitim uzmanları arasında baraj puanının 180’den 165’e indirilmesi formülü tartışılmaya başlandı. Kulislerde formülün YÖK Başkanı Prof. Gökhan Çetinsaya’ya da iletildiği konuşulurken çok sayıda adaya üniversite kapısını açacağı ve üniversite kontenjanlarının boş kalmasını önleyeceği gerekçesiyle YÖK’ün bu yönde bir karar alacağı beklentisi doğdu.
YÖK 165’e karşı çıktı
Ancak YÖK geçen Salı bir açıklama yaparak kötü haber verdi. YÖK açıklamasında “Baraj puanının düşürülmesi Yükseköğretim Genel Kurulu’nun gündeminde yer almıyor” denildi. YÖK’ün bu açıklaması üzerine baraj puanının düşürülmesini sağlayacak bir çıkış yolu aramaya başlayan vakıf üniversiteleri Cumhurbaşkanı’ndan randevu talep etti. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, önceki gün kabul ettiği vakıf üniversiteleri temsilcilerinin bu yıl ortaya çıkan tablo ile nedenleri ve sonuçları hakkında sundukları bilgileri dinledi.
‘Kontenjanlar boş kaldı’
“Üniversitelerde on binlerce boş kontenjan ortaya çıkarken geri dönülemeyecek zararların oluşmasından endişe ettiklerini, yüz binlerce adayın da tercih bile yapamadan bir sene kaybedeceğini” dile getiren vakıf üniversitelerinin temsilcileri, LYS’nin bir “puanlama” sınavından çok “sıralama” sınavı olduğuna da dikkat çekerek, “başarı çıtasının” 180 yerine 170 veya 165 olarak belirlenebileceğini dile getirdi. Bunca devlet ve vakıf üniversitesinin boş sıralara eğitim vermesini önlemek için baraj puanının düşürülmesi gerektiğini anlatan temsilciler, böyle bir adımın en az 225 bin gence daha üniversite kapısını açacağını, belirlenecek yeni puana göre bu sayısının 400 bine kadar çıkacağını söyledi.
YÖK başkanıyla görüşecek
Gül, sunulan bilgileni dinledikten sonra, konuyla ilgileneceğine ve devreye gireceğine söz verdi. Danışmanlarına da sorunu etraflıca incelemeleri için talimat veren Gül, hafta başında İstanbul’dan Ankara’ya dönecek ve pazartesi günü YÖK başkanı Prof. Gökhan Çetinsaya ve ÖSYM Başkanı Prof. Ali Demir’le görüşecek. Gül’ün hem üniversite kontenjanlarının boş kalmamasını, hem de çok sayıda gence üniversite kapısının açılmasını sağlayacak bir çözüm aranmasını isteyecek.
İşte Abdullah Gül Üniversitesi’nin kampüsü
Abdullah Gül Üniversitesi’nin kampüs projesi, Dünya Mimarlık Festivali Ödülleri’nde, ‘geleceğin projeleri-eğitim yapıları’ kategorisinde finale kaldı. Londra merkezli EMAP Media Grup tarafından düzenlenen ve 3-5 Ekim tarihleri arasında Singapur’da 5’incisi gerçekleştirilecek Dünya Mimarlık Festivali’ne, 65 ülkeden katılım oldu. Festivalin ödül sonuçları ise 5 Ekim tarihinde açıklanacak. İnşaatı devam eden ve şehir merkezinin dışında olan yerleşke, Kayseri’nin doğusunda yer alıyor. Proje inşaatının 2015 yılında tamamlanması öngörülüyor. 3.5 milyon metrekarelik alan üzerindeki kampüsün kapalı alanı 300 bin metrekare.
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Temmuz 2012 10:44
Gösterim: 2547
Üniversite tercihte bu yıl uygulanan sistemle alan farkı kaldırıldığı için her alanda soru çözen adaylar bütün bölümleri tercih etme şansına sahip olacak.
Ancak bu konuda sayısalcılar daha şanslı. Zira sayısalcılar Türkçe ve sosyal soruları zorlanmadan yaparken diğerlerinin zorlandığı Fen-1 ve Mat-2 testlerinde de başarılılar. Örneğin meslek lisesi ya da sayısal çıkışlı olanlar hukuk, gazetecilik gibi bölümleri puanları düşmeden tercih edebilecek. Bu ise tercihleri etkileyecek.
"Yeni sistemde sayısal öğrencinin puan kalitesi eşit ağırlıkçıya, eşit ağırlık öğrencisinin puan kalitesi ise sözel öğrenciye baskın geliyor." diyen Uzman Rehber Öğretmen Bektaş Koç, "Elbette bu bir sayısal alan öğrencisi, eşit ağırlığın en iyilerini geçebilir anlamına gelmiyor ama bu yıl alanı dışında bölümleri tercih ederek yerleşecek çok fazla öğrenci göreceğiz." diyor. Koç, işletme, iktisat ve sınıf öğretmenliği gibi daha önce "ortak alan"dan yazılan birkaç bölüm için ise puanlarda ciddi bir değişiklik beklemediklerini ifade ediyor. FEM Dershaneleri Rehberlik Uzmanı Faruk Ardıç, bu yıl sayısal öğrencilerinin bir kısmının eşit ağırlıktaki psikoloji, hukuk gibi bölümlere yönelirken; eşit ağırlık öğrencilerinden de gazetecilik, radyo, sinema, televizyon gibi bölümleri tercih ederek puanların yükselmesine sebep olacaklarını belirtiyor. "Dil öğrencileri için ise mevcut durumla ilgili ciddi bir değişiklik olmayacak." diyen Ardıç, bunun nedenini, "Dil tercih edecek olanların büyük çoğunluğu zaten sadece dil sınavına hazırlanıyor. Diğer adaylar da bunu bildikleri için dile yönelmiyor." ifadeleri ile açıkladı.
Eşit ağırlıkta hukuk, psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, sözelde ise tarih, coğrafya, gazetecilik ve radyo-televizyon-sinema gibi bölümlerin puanlarının bu yıl yükselmesi bekleniyor. Eskiden yalnızca eşit ağırlık öğrencilerinin seçebildiği "hukuk", bu yıl sayısal ve sözel çıkışlı öğrencilerin bir kısmının da tercihi olacak.
(zaman)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Üniversite tercihte bu yıl uygulanan sistemle alan farkı kaldırıldığı için her alanda soru çözen adaylar bütün bölümleri tercih etme şansına sahip olacak.
Ancak bu konuda sayısalcılar daha şanslı. Zira sayısalcılar Türkçe ve sosyal soruları zorlanmadan yaparken diğerlerinin zorlandığı Fen-1 ve Mat-2 testlerinde de başarılılar. Örneğin meslek lisesi ya da sayısal çıkışlı olanlar hukuk, gazetecilik gibi bölümleri puanları düşmeden tercih edebilecek. Bu ise tercihleri etkileyecek.
"Yeni sistemde sayısal öğrencinin puan kalitesi eşit ağırlıkçıya, eşit ağırlık öğrencisinin puan kalitesi ise sözel öğrenciye baskın geliyor." diyen Uzman Rehber Öğretmen Bektaş Koç, "Elbette bu bir sayısal alan öğrencisi, eşit ağırlığın en iyilerini geçebilir anlamına gelmiyor ama bu yıl alanı dışında bölümleri tercih ederek yerleşecek çok fazla öğrenci göreceğiz." diyor. Koç, işletme, iktisat ve sınıf öğretmenliği gibi daha önce "ortak alan"dan yazılan birkaç bölüm için ise puanlarda ciddi bir değişiklik beklemediklerini ifade ediyor. FEM Dershaneleri Rehberlik Uzmanı Faruk Ardıç, bu yıl sayısal öğrencilerinin bir kısmının eşit ağırlıktaki psikoloji, hukuk gibi bölümlere yönelirken; eşit ağırlık öğrencilerinden de gazetecilik, radyo, sinema, televizyon gibi bölümleri tercih ederek puanların yükselmesine sebep olacaklarını belirtiyor. "Dil öğrencileri için ise mevcut durumla ilgili ciddi bir değişiklik olmayacak." diyen Ardıç, bunun nedenini, "Dil tercih edecek olanların büyük çoğunluğu zaten sadece dil sınavına hazırlanıyor. Diğer adaylar da bunu bildikleri için dile yönelmiyor." ifadeleri ile açıkladı.
Eşit ağırlıkta hukuk, psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik, sözelde ise tarih, coğrafya, gazetecilik ve radyo-televizyon-sinema gibi bölümlerin puanlarının bu yıl yükselmesi bekleniyor. Eskiden yalnızca eşit ağırlık öğrencilerinin seçebildiği "hukuk", bu yıl sayısal ve sözel çıkışlı öğrencilerin bir kısmının da tercihi olacak.
(zaman)
Son Güncelleme: Pazartesi, 30 Temmuz 2012 09:50
Gösterim: 1978


