Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Son günlerde Türkiye’nin ağladığı çocuk suçlarını işleyenlerin büyük kısmı yakın çevreden. Türkiye İstatistik Kurumu ve Adalet Bakanlığı’nın son rakamlarına göre cinsel istismar mağduru sıfatıyla güvenlik birimlerine giden veya götürülen çocukların sayısı 80 bine ulaşıyor.
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şükran Şıpka, kanunda getirilen cezaların bu suçun işlenmesini önlemekte yeterli olmadığını belirterek “2012 yılı adli sicil istatistikleri göz önüne alındığında, çocuğun cinsel istismarı suçundan Cumhuriyet Başsavcılıklarına 33 bin 992 başvuru yapıldığı ve aynı yıl bu suç nedeniyle ceza mahkemelerinde 17 bin 589 dava açıldığı görülüyor. Yine Türkiye İstatistik Kurumu ve Adalet Bakanlığı’nın 2011’de yaptığı çalışma ise daha da çarpıcı sonuçları ortaya koyuyor. Bu çalışmaya göre cinsel istismar mağduru çocukların yüzde 35’inin (yüzde 21’i erkek, yüzde 14’ü kız çocukları olmak üzere) 11 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Bu rakamlar yaşanan bu durumun ne denli vahim ve trajik olduğunu gösteriyor. Bu istatistiklere reşit olmayan çocukla cinsel ilişki suçuna ve ayrı bir çalışmaya konu olmadığı için ensest fiiline ilişkin rakamlar dahil değil” Dedi.
SALDIRGANLAR KİM?
Çocuğa genellikle en yakın olan kişiler. Saldırılar daha çok aile içinde meydana geldiği için sırasıyla, babalar, ağabeyler, dedeler ve yakın akrabalar olduğu söylenebilir. Aile içi örneklerin yanı sıra aile dışında ise komşular, öğretmenler ve doktorları da istismar suçunu işleyenler arasında saymak mümkün.
SÖYLEYEMEZLER ÇÜNKÜ...
*Olayın ne olduğunu anlamayacak ve kelimelerle ifade edemeyecek kadar küçük olabilirler,
*Olayın gizli tutulması için tehdit edilebilirler,
*Cinsel istismar yolu ile verilen ilgiden ve buna eşlik eden duygulardan dolayı kafaları karışmış olabilir,
*Kimsenin kendilerine inanamayacağını düşünürler,
*Kendilerini suçlarlar veya kendilerinin kötü olduğuna ve istismarın kendileri için bir ceza olduğuna inanırlar,
*Utanıyor olabilirler,
*Cezalandırılma korkusuyla yaşayabilirler,
*Sevdiklerinin sorun yaşayacağı korkusu ile söylemeyebilirler.
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR
Yanlış: Çocuklar cinsel istismarı hayal güçlerinin genişliği nedeniyle uydururlar.
Doğru: Çocuklar bu konuda genellikle yalan söylemez. İlk kural çocuğa inanmaktır.
Yanlış: Yaşanmış bir iki olay önemli değil. Çocuklar olan biteni çabuk unuturlar.
Doğru: Bir kez olan ya da tekrarlayan cinsel istismar çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından ciddi derecede zarar verir.
Yanlış: Olayı provoke eden çocuklar, şirin ve cazip kız çocuklar, evden kaçan çocuklar, ihmal edilmiş çocuklar.
Doğru: Mağdurlar her sosyo-ekonomik ve her sosyo-kültürel gruptan gelen kız ve erkek çocuklar olabilir.
Yanlış: Parklar, genel tuvaletler, ıssız sokaklar, karanlık yerler, boş inşaat sahaları tehlikeli bölgelerdir.
Doğru: Olayın olduğu yer genellikle ev, okul, ev ile okul arasındaki yol gibi çocuğun içinde bulunduğu yakın çevresidir.
Yanlış: İstismarcılar genellikle yaşlı ve yabancı erkeklerle sokakta yaşayan kimsesiz insanlardır.
Doğru: Olayların yüzde 80-95’inde fail 20-40 yaşları arasındaki, mağdur tarafından tanınan evli ve çocuklu erkeklerdir.
Yanlış: Marjinal ortamlarda ortaya çıkar, muhafazakâr veya tutucu ortamlarda ortaya çıkmaz.
Doğru: Çocuklara yönelik cinsel taciz, tüm ortamlarda ve istisnasız tüm sosyal sınıflarda görülebilir.
Yanlış: Bazı tacizler daha önemsiz, bazıları ise çok önemlidir.
Doğru: Cinsel tacizde önem dereceleri olmaz, şiddetin dereceleri vardır.
YAPILMASI GEREKENLER
Durumu yazılı ya da sözlü olarak en yakın karakol ya da Cumhuriyet Savcılığına bildirin. Bulguların kaybolmaması için çocuğu en yakın sağlık kurumuna götürerek rapor alın. Savcılık durumu Adli Tabiblik’e gerekli incelemeler yapılması için yönlendirir. Çocuğun ruhsal belirtileri çok ve fazla ise bir sağlık kuruluşundan ve profesyonelden yardım alın.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Son günlerde Türkiye’nin ağladığı çocuk suçlarını işleyenlerin büyük kısmı yakın çevreden. Türkiye İstatistik Kurumu ve Adalet Bakanlığı’nın son rakamlarına göre cinsel istismar mağduru sıfatıyla güvenlik birimlerine giden veya götürülen çocukların sayısı 80 bine ulaşıyor.
İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şükran Şıpka, kanunda getirilen cezaların bu suçun işlenmesini önlemekte yeterli olmadığını belirterek “2012 yılı adli sicil istatistikleri göz önüne alındığında, çocuğun cinsel istismarı suçundan Cumhuriyet Başsavcılıklarına 33 bin 992 başvuru yapıldığı ve aynı yıl bu suç nedeniyle ceza mahkemelerinde 17 bin 589 dava açıldığı görülüyor. Yine Türkiye İstatistik Kurumu ve Adalet Bakanlığı’nın 2011’de yaptığı çalışma ise daha da çarpıcı sonuçları ortaya koyuyor. Bu çalışmaya göre cinsel istismar mağduru çocukların yüzde 35’inin (yüzde 21’i erkek, yüzde 14’ü kız çocukları olmak üzere) 11 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Bu rakamlar yaşanan bu durumun ne denli vahim ve trajik olduğunu gösteriyor. Bu istatistiklere reşit olmayan çocukla cinsel ilişki suçuna ve ayrı bir çalışmaya konu olmadığı için ensest fiiline ilişkin rakamlar dahil değil” Dedi.
SALDIRGANLAR KİM?
Çocuğa genellikle en yakın olan kişiler. Saldırılar daha çok aile içinde meydana geldiği için sırasıyla, babalar, ağabeyler, dedeler ve yakın akrabalar olduğu söylenebilir. Aile içi örneklerin yanı sıra aile dışında ise komşular, öğretmenler ve doktorları da istismar suçunu işleyenler arasında saymak mümkün.
SÖYLEYEMEZLER ÇÜNKÜ...
*Olayın ne olduğunu anlamayacak ve kelimelerle ifade edemeyecek kadar küçük olabilirler,
*Olayın gizli tutulması için tehdit edilebilirler,
*Cinsel istismar yolu ile verilen ilgiden ve buna eşlik eden duygulardan dolayı kafaları karışmış olabilir,
*Kimsenin kendilerine inanamayacağını düşünürler,
*Kendilerini suçlarlar veya kendilerinin kötü olduğuna ve istismarın kendileri için bir ceza olduğuna inanırlar,
*Utanıyor olabilirler,
*Cezalandırılma korkusuyla yaşayabilirler,
*Sevdiklerinin sorun yaşayacağı korkusu ile söylemeyebilirler.
DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR
Yanlış: Çocuklar cinsel istismarı hayal güçlerinin genişliği nedeniyle uydururlar.
Doğru: Çocuklar bu konuda genellikle yalan söylemez. İlk kural çocuğa inanmaktır.
Yanlış: Yaşanmış bir iki olay önemli değil. Çocuklar olan biteni çabuk unuturlar.
Doğru: Bir kez olan ya da tekrarlayan cinsel istismar çocuğun ruhsal ve fiziksel sağlığı açısından ciddi derecede zarar verir.
Yanlış: Olayı provoke eden çocuklar, şirin ve cazip kız çocuklar, evden kaçan çocuklar, ihmal edilmiş çocuklar.
Doğru: Mağdurlar her sosyo-ekonomik ve her sosyo-kültürel gruptan gelen kız ve erkek çocuklar olabilir.
Yanlış: Parklar, genel tuvaletler, ıssız sokaklar, karanlık yerler, boş inşaat sahaları tehlikeli bölgelerdir.
Doğru: Olayın olduğu yer genellikle ev, okul, ev ile okul arasındaki yol gibi çocuğun içinde bulunduğu yakın çevresidir.
Yanlış: İstismarcılar genellikle yaşlı ve yabancı erkeklerle sokakta yaşayan kimsesiz insanlardır.
Doğru: Olayların yüzde 80-95’inde fail 20-40 yaşları arasındaki, mağdur tarafından tanınan evli ve çocuklu erkeklerdir.
Yanlış: Marjinal ortamlarda ortaya çıkar, muhafazakâr veya tutucu ortamlarda ortaya çıkmaz.
Doğru: Çocuklara yönelik cinsel taciz, tüm ortamlarda ve istisnasız tüm sosyal sınıflarda görülebilir.
Yanlış: Bazı tacizler daha önemsiz, bazıları ise çok önemlidir.
Doğru: Cinsel tacizde önem dereceleri olmaz, şiddetin dereceleri vardır.
YAPILMASI GEREKENLER
Durumu yazılı ya da sözlü olarak en yakın karakol ya da Cumhuriyet Savcılığına bildirin. Bulguların kaybolmaması için çocuğu en yakın sağlık kurumuna götürerek rapor alın. Savcılık durumu Adli Tabiblik’e gerekli incelemeler yapılması için yönlendirir. Çocuğun ruhsal belirtileri çok ve fazla ise bir sağlık kuruluşundan ve profesyonelden yardım alın.
Son Güncelleme: Cuma, 02 May 2014 16:41
Gösterim: 983
Kanadalı bilim adamlarının araştırması, bilişsel becerilerin en üst düzeye ulaştığı dönemin 24 yaş olduğunu gösterdi.
Kanadalı bilim adamlarının araştırması, bilişsel becerilerin en üst düzeye ulaştığı dönemin 24 yaş olduğunu gösterdi.
Simon Fraser Üniversitesi'nden bilim adamları, 24 yaşından sonra motor becerilerde azalma olduğunu ancak beynin bu azalmayı hızlıca telafi etmeyi öğrendiğini, dolayısıyla ''kurnazlaştığını'' belirtti.
Bilişsel ve motor becerilerin ne zaman azaldığını anlamak için bilim adamları 3 bin 305 katılımcıya bu becerileri gerektiren bir bilgisayar oyunu oynattı.
Bilim adamları ortalama 24 yaşından sonra ''beyin hızının'' yavaşlamaya başladığını gördü.
Ancak nispeten yavaş olsalar da daha yaşlı oyuncuların hız eksikliğini oyununun arayüzünü daha iyi kullanarak telafi ettiği ortaya çıktı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Kanadalı bilim adamlarının araştırması, bilişsel becerilerin en üst düzeye ulaştığı dönemin 24 yaş olduğunu gösterdi.
Kanadalı bilim adamlarının araştırması, bilişsel becerilerin en üst düzeye ulaştığı dönemin 24 yaş olduğunu gösterdi.
Simon Fraser Üniversitesi'nden bilim adamları, 24 yaşından sonra motor becerilerde azalma olduğunu ancak beynin bu azalmayı hızlıca telafi etmeyi öğrendiğini, dolayısıyla ''kurnazlaştığını'' belirtti.
Bilişsel ve motor becerilerin ne zaman azaldığını anlamak için bilim adamları 3 bin 305 katılımcıya bu becerileri gerektiren bir bilgisayar oyunu oynattı.
Bilim adamları ortalama 24 yaşından sonra ''beyin hızının'' yavaşlamaya başladığını gördü.
Ancak nispeten yavaş olsalar da daha yaşlı oyuncuların hız eksikliğini oyununun arayüzünü daha iyi kullanarak telafi ettiği ortaya çıktı.
Son Güncelleme: Çarşamba, 16 Nisan 2014 23:40
Gösterim: 1589
Necmettin Erbakan Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Selahattin Avşaroğlu, güdüleyici özelliği nedeniyle stresin kişiyi, öğrenmeye ve yenileri araştırmaya yönelttiğini söyledi.
Avşaroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversite öğrencileri üzerinde yaptıkları "stres" konulu araştırmada, hep zararları olduğu belirtilen stresin kişiye sağladığı faydaların ortaya çıktığını ifade etti.
Stresin bazen kişinin hedefe ulaşmasına yardımcı olabildiğini dile getiren Avşaroğlu, "Güçlükler, insanı yenileri aramaya yönlendiriyor. Bu şekilde düşünüldüğünde stres, kişiyi ileriye götürücü bir rol oynuyor" diye konuştu.
"Güdüleyici özelliği nedeniyle stres; kişiyi, öğrenmeye, yenileri araştırmaya yöneltiyor" diyen Avşaroğlu, çeşitli kültürlerde zorlamaların insan hayatına getirdiklerini anlatan, "Öğrenmek için stres gereklidir" gibi özdeyişler bile bulunduğunu hatırlattı.
Avşaroğlu, baş etme ve uyum becerisi gösterildiğinde zararından çok faydasının görülebileceği stresin, uzmanlardan alınacak destekle kontrol altına alınabileceğine işaret etti.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Necmettin Erbakan Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Selahattin Avşaroğlu, güdüleyici özelliği nedeniyle stresin kişiyi, öğrenmeye ve yenileri araştırmaya yönelttiğini söyledi.
Avşaroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, üniversite öğrencileri üzerinde yaptıkları "stres" konulu araştırmada, hep zararları olduğu belirtilen stresin kişiye sağladığı faydaların ortaya çıktığını ifade etti.
Stresin bazen kişinin hedefe ulaşmasına yardımcı olabildiğini dile getiren Avşaroğlu, "Güçlükler, insanı yenileri aramaya yönlendiriyor. Bu şekilde düşünüldüğünde stres, kişiyi ileriye götürücü bir rol oynuyor" diye konuştu.
"Güdüleyici özelliği nedeniyle stres; kişiyi, öğrenmeye, yenileri araştırmaya yöneltiyor" diyen Avşaroğlu, çeşitli kültürlerde zorlamaların insan hayatına getirdiklerini anlatan, "Öğrenmek için stres gereklidir" gibi özdeyişler bile bulunduğunu hatırlattı.
Avşaroğlu, baş etme ve uyum becerisi gösterildiğinde zararından çok faydasının görülebileceği stresin, uzmanlardan alınacak destekle kontrol altına alınabileceğine işaret etti.
Son Güncelleme: Pazartesi, 14 Nisan 2014 10:46
Gösterim: 1434
Ebeveynlerin çocuklarının eğitiminden beklentileri Asya ve Batılı ülkelerinde farklılık gösteriyor. Asyalılar okulda disipline, Batılılar mutluluğa önem veriyor. Peki Türkiye’de durum ne?
Ebeveynlerin çocuklarının eğitiminden beklentilerinin Asya ve Batılı ülkelerde farklılık gösterdiği belirlendi.
Ipsos araştırma şirketinin, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 15 ülkede, internet üzerinden yaptığı kamuoyu yoklaması, tüm ebeveynlerin okulu birinci öncelik olarak gördüğünü ancak eğitimden beklentilerin farklılık gösterdiğini ortaya koydu.
Kamuoyu yoklamasında Asya ülkelerindeki ebeveynler okulu disiplin yeri olarak gördüklerini belirtti.
Endonezyalıların yüzde 69'u, Malezyalıların yüzde 64'ü, Hong Kongluların yüzde 62'si ve Singapurluların yüzde 52'si disiplinin eğitimdeki önemini vurguladı. Ancak başta Fransız ve İngilizler olmak üzere Avrupalı ebeveynlerin okul konusunda daha rahat olduğu ortaya çıktı.
Brezilyalı, Çinli, Türk ve Endonezyalı ebeveynler eğitimin çocukları için yapabilecekleri en iyi yatırım olduğunu belirtirken, Fransız ve İngilizler okulda çocuklarının mutluluğunun önemine işaret etti.
Türk ve Endonezyalı ebeveynlerin yüzde 75'i eğitimin en iyi yatırım olduğunu ifade ederken, Brezillyalıların yüzde 75'i ve Çinlilerin yüzde 77'si aynı görüşü paylaştı.
İngiltere'de ebeveynlerin yüzde 35'i, Fransızların yüzde 36'sı ve Avustralyalıların yüzde 37'si eğitimin en iyi yatırım olduğu görüşünü dile getirdi.
Ayrıca kamuoyu yoklaması 5 ebeveynden 1'inin eğitim konusunun stres kaynağı olduğunu belirttiğini, en stresli ebeveynlerin ise Tayvanlılar (yüzde 69) olduğunu gösterdi.
''Eğitimin değeri: Başarı için sıçrama tahtası'' adlı yoklamaya katılanların yüzde 89'u çocuklarının üniversiteye gitmesini, yüzde 62'si çocuklarının lisans üstü eğitim almasını istediğini belirtti. Genel olarak tüm ebeveynler eğitimin iyi iş ve iyi gelir sahibi olunmasına yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.
Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Hong Kong, Hindistan, Endonezya, Malezya, Meksika, Singapur, Tayvan, Türkiye, İngiltere ve ABD'den 4 bin 500'den fazla ebeveynin katıldığı kamuoyu yoklaması, HSBC'nin talebi üzerine yapıldı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Ebeveynlerin çocuklarının eğitiminden beklentileri Asya ve Batılı ülkelerinde farklılık gösteriyor. Asyalılar okulda disipline, Batılılar mutluluğa önem veriyor. Peki Türkiye’de durum ne?
Ebeveynlerin çocuklarının eğitiminden beklentilerinin Asya ve Batılı ülkelerde farklılık gösterdiği belirlendi.
Ipsos araştırma şirketinin, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 15 ülkede, internet üzerinden yaptığı kamuoyu yoklaması, tüm ebeveynlerin okulu birinci öncelik olarak gördüğünü ancak eğitimden beklentilerin farklılık gösterdiğini ortaya koydu.
Kamuoyu yoklamasında Asya ülkelerindeki ebeveynler okulu disiplin yeri olarak gördüklerini belirtti.
Endonezyalıların yüzde 69'u, Malezyalıların yüzde 64'ü, Hong Kongluların yüzde 62'si ve Singapurluların yüzde 52'si disiplinin eğitimdeki önemini vurguladı. Ancak başta Fransız ve İngilizler olmak üzere Avrupalı ebeveynlerin okul konusunda daha rahat olduğu ortaya çıktı.
Brezilyalı, Çinli, Türk ve Endonezyalı ebeveynler eğitimin çocukları için yapabilecekleri en iyi yatırım olduğunu belirtirken, Fransız ve İngilizler okulda çocuklarının mutluluğunun önemine işaret etti.
Türk ve Endonezyalı ebeveynlerin yüzde 75'i eğitimin en iyi yatırım olduğunu ifade ederken, Brezillyalıların yüzde 75'i ve Çinlilerin yüzde 77'si aynı görüşü paylaştı.
İngiltere'de ebeveynlerin yüzde 35'i, Fransızların yüzde 36'sı ve Avustralyalıların yüzde 37'si eğitimin en iyi yatırım olduğu görüşünü dile getirdi.
Ayrıca kamuoyu yoklaması 5 ebeveynden 1'inin eğitim konusunun stres kaynağı olduğunu belirttiğini, en stresli ebeveynlerin ise Tayvanlılar (yüzde 69) olduğunu gösterdi.
''Eğitimin değeri: Başarı için sıçrama tahtası'' adlı yoklamaya katılanların yüzde 89'u çocuklarının üniversiteye gitmesini, yüzde 62'si çocuklarının lisans üstü eğitim almasını istediğini belirtti. Genel olarak tüm ebeveynler eğitimin iyi iş ve iyi gelir sahibi olunmasına yardımcı olduğuna inandığını ifade etti.
Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Hong Kong, Hindistan, Endonezya, Malezya, Meksika, Singapur, Tayvan, Türkiye, İngiltere ve ABD'den 4 bin 500'den fazla ebeveynin katıldığı kamuoyu yoklaması, HSBC'nin talebi üzerine yapıldı.
Son Güncelleme: Çarşamba, 16 Nisan 2014 12:27
Gösterim: 1157
Çocukların anne-babaları ve öğretmenleriyle yaptıkları kitap okuma etkinliklerine katılımlarının ve bu süreçte aralarındaki etkileşimin artırılmasının, öğrenme sürecini olumlu yönde etkilediği tespit edildi
Anne, baba ve öğretmenle yapılan kitap okuma etkinliklerinin, çocukların okuma, okuduğunu anlama becerilerini ve akademik başarısını artırdığı bildirildi.
Ankara Üniversitesi (AÜ) TÜBİTAK destekli "Etkileşimli Kitap Okuma Uygumasının Etkileri Proje"si yürüttü.
AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Cevriye Ergül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, erken çocukluktaki kitap okuma deneyimleriyle sonraki yıllarda gösterilen akademik başarı arasında güçlü bir ilişki olduğunu belirtti.
Okul öncesi dönemde yetişkin ile çocuğun birlikte kitap okumasının en sık yapılan etkinliklerden biri olduğuna dikkati çeken Ergül, bu etkinliklerin, çocukların yeni sözcükler öğrenmeleri için fırsatlar sunduğunu söyledi.
Küçük çocukların, sözcüklerin anlamlarının açıklanmadığı durumlarda bile kitabın iki kez okunmasıyla yeni sözcükleri kolaylıkla öğrenebildiğini ve sözcük bilgilerinin önemli ölçüde arttıdıklarını ifade eden Ergül, "Örneğin, kitap okuma sırasında öğrenilmesi hedeflenen sözcükler hakkındaki soruları yanıtlayan çocukların, hedeflenen sözcükleri sadece tekrarlayan ve parmakla gösteren akranlarına göre daha fazla sözcük öğrendiği tespit edilmiştir" dedi.
Bu temelde oluşturulan "Etkileşimli Kitap Okuma" yönteminin ise birçok ülkede okul öncesi eğitim kurumlarında ve anne-babalar tarafından, çocukların dil ve okuma yazmaya hazırlık becerilerinin gelişimini desteklemek amacıyla kullanıldığını anlatan Ergül, etkileşimli kitap okuma sırasında yetişkinin etkin bir dinleyici ve soru soran konumunda olduğunu, öykünün okunması sırasında çocuklara konuşmaları için sık sık fırsatlar vererek, sorular sorarak, bilinmeyen sözcükleri açıklayarak ve okuma etkinliği boyunca öğrenilen yeni sözcükleri tekrarlayarak öğrenmeye yardımcı olduklarını ifade etti.
Etkileşimli okumada, çocuğun kitap okuma etkinliğine katılımı için desteklenmesinin, konuşmalarına ilişkin geribildirim sağlanmasının ve çocuğun dil becerilerini ve ilgilerini temel alan kitapların seçilerek konuşma konularının belirlemenin önemine işaret eden Ergül, yetişkinlerin konuşma başlatmak için çocuktan öyküdeki bir ifadeyi, cümleyi veya resimlerde anlatılan olayı tanımlamasını veya daha sonra ne olacağını tahmin etmesini isteyebileceğini ya da öyküdeki olaylar hakkında soru sorabileceğini dile getirdi.
Proje TÜBİTAK tarafından desteklendi
Yurt dışında, etkileşimli kitap okuma yönteminin okul öncesi dönemde pek çok gelişimsel beceri üzerinde etkili olduğunu gösteren çok sayıda araştırma sonucu olduğunu belirten Ergül, bu kapsamda kendilerinin de Türkiye'de TÜBİTAK tarafından desteklenen bir projeye imza attıklarını kaydetti.
Ergül, projeyle okul öncesi dönemde düşük sosyo ekonomik düzey nedeniyle risk altında bulunan çocukların erken okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesine yönelik bir müdahale programı olarak geliştirilen etkileşimli kitap okuma uygulamalarının etkilerinin incelendiğini ifade etti.
"Etkileşimli okuma yaygınlaştırılmalı"
Projenin, 3 aşamada ve 2 yılda tamamlandığını anlatan Ergül, etkileşimli kitap okuma yönteminin, sınıf ve aile temelli uygulamaların yer aldığı 6 koşul temelinde incelendiğini kaydetti.
Öğretmen ve aile eğitimlerinin ardından 7 hafta boyunca, yaşları 5 ila 6 olan ve sayıları 14 ila 27 arasında değişen çocuklarla etkileşimli kitap okuma uygulamaları gerçekleştirdiklerini anlatan Ergül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Analiz sonuçları, bu uygulamanın genel olarak çocukların ifade edici dil becerileri, yazı farkındalığı, sözcük ve anlam bilgisi ile sesbilgisel farkındalık becerileri üzerinde etkili olduğunu gösterdi. Projeye katılan çocukların 1. sınıfta okuma hızı ve okuduğunu anlama düzeyleri çalışmaya katılmamış akranlarından oluşturulan kontrol grubunun performans düzeyi ile karşılaştırılarak programın uzun süreli etkisi de incelendi. Analizler sonucunda Etkileşimli Kitap Okuma uygulamalarına katılmış çocukların uygulamalara katılmamış akranlarına göre okuma ve okuduğunu anlama becerilerinde daha yüksek performans gösterdikleri bulundu. Çalışmadan elde edilen bulgular, alt sosyo ekonomik düzey nedeniyle risk grubunda değerlendirilen çocuklara okul öncesi dönemde uygulanan EKO programının kısa dönemde dil ve erken okuryazarlık becerileri, uzun dönemde ise okuma ve okuduğunu anlama becerileri üzerinde etkili olduğunu gösterdi. Yani akademik başarıyı artıyor. Dolayısıyla projedenelde edilen sonuçlar, etkileşimli kitap okuma yönteminin okul öncesi eğitim kurumlarında ve aileleri de içerecek şekilde yaygınlaştırılmasının son derece önemli olduğunu göstermektedir."
Ergül, proje ekibi olarak kendilerinin yaygınlaştırma çalışmaları yaptıklarını ancak bireysel çabalarının yeterli olmadığını, ilgili kurumların desteğin elzem olduğunu da sözlerine ekledi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Çocukların anne-babaları ve öğretmenleriyle yaptıkları kitap okuma etkinliklerine katılımlarının ve bu süreçte aralarındaki etkileşimin artırılmasının, öğrenme sürecini olumlu yönde etkilediği tespit edildi
Anne, baba ve öğretmenle yapılan kitap okuma etkinliklerinin, çocukların okuma, okuduğunu anlama becerilerini ve akademik başarısını artırdığı bildirildi.
Ankara Üniversitesi (AÜ) TÜBİTAK destekli "Etkileşimli Kitap Okuma Uygumasının Etkileri Proje"si yürüttü.
AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Cevriye Ergül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, erken çocukluktaki kitap okuma deneyimleriyle sonraki yıllarda gösterilen akademik başarı arasında güçlü bir ilişki olduğunu belirtti.
Okul öncesi dönemde yetişkin ile çocuğun birlikte kitap okumasının en sık yapılan etkinliklerden biri olduğuna dikkati çeken Ergül, bu etkinliklerin, çocukların yeni sözcükler öğrenmeleri için fırsatlar sunduğunu söyledi.
Küçük çocukların, sözcüklerin anlamlarının açıklanmadığı durumlarda bile kitabın iki kez okunmasıyla yeni sözcükleri kolaylıkla öğrenebildiğini ve sözcük bilgilerinin önemli ölçüde arttıdıklarını ifade eden Ergül, "Örneğin, kitap okuma sırasında öğrenilmesi hedeflenen sözcükler hakkındaki soruları yanıtlayan çocukların, hedeflenen sözcükleri sadece tekrarlayan ve parmakla gösteren akranlarına göre daha fazla sözcük öğrendiği tespit edilmiştir" dedi.
Bu temelde oluşturulan "Etkileşimli Kitap Okuma" yönteminin ise birçok ülkede okul öncesi eğitim kurumlarında ve anne-babalar tarafından, çocukların dil ve okuma yazmaya hazırlık becerilerinin gelişimini desteklemek amacıyla kullanıldığını anlatan Ergül, etkileşimli kitap okuma sırasında yetişkinin etkin bir dinleyici ve soru soran konumunda olduğunu, öykünün okunması sırasında çocuklara konuşmaları için sık sık fırsatlar vererek, sorular sorarak, bilinmeyen sözcükleri açıklayarak ve okuma etkinliği boyunca öğrenilen yeni sözcükleri tekrarlayarak öğrenmeye yardımcı olduklarını ifade etti.
Etkileşimli okumada, çocuğun kitap okuma etkinliğine katılımı için desteklenmesinin, konuşmalarına ilişkin geribildirim sağlanmasının ve çocuğun dil becerilerini ve ilgilerini temel alan kitapların seçilerek konuşma konularının belirlemenin önemine işaret eden Ergül, yetişkinlerin konuşma başlatmak için çocuktan öyküdeki bir ifadeyi, cümleyi veya resimlerde anlatılan olayı tanımlamasını veya daha sonra ne olacağını tahmin etmesini isteyebileceğini ya da öyküdeki olaylar hakkında soru sorabileceğini dile getirdi.
Proje TÜBİTAK tarafından desteklendi
Yurt dışında, etkileşimli kitap okuma yönteminin okul öncesi dönemde pek çok gelişimsel beceri üzerinde etkili olduğunu gösteren çok sayıda araştırma sonucu olduğunu belirten Ergül, bu kapsamda kendilerinin de Türkiye'de TÜBİTAK tarafından desteklenen bir projeye imza attıklarını kaydetti.
Ergül, projeyle okul öncesi dönemde düşük sosyo ekonomik düzey nedeniyle risk altında bulunan çocukların erken okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesine yönelik bir müdahale programı olarak geliştirilen etkileşimli kitap okuma uygulamalarının etkilerinin incelendiğini ifade etti.
"Etkileşimli okuma yaygınlaştırılmalı"
Projenin, 3 aşamada ve 2 yılda tamamlandığını anlatan Ergül, etkileşimli kitap okuma yönteminin, sınıf ve aile temelli uygulamaların yer aldığı 6 koşul temelinde incelendiğini kaydetti.
Öğretmen ve aile eğitimlerinin ardından 7 hafta boyunca, yaşları 5 ila 6 olan ve sayıları 14 ila 27 arasında değişen çocuklarla etkileşimli kitap okuma uygulamaları gerçekleştirdiklerini anlatan Ergül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Analiz sonuçları, bu uygulamanın genel olarak çocukların ifade edici dil becerileri, yazı farkındalığı, sözcük ve anlam bilgisi ile sesbilgisel farkındalık becerileri üzerinde etkili olduğunu gösterdi. Projeye katılan çocukların 1. sınıfta okuma hızı ve okuduğunu anlama düzeyleri çalışmaya katılmamış akranlarından oluşturulan kontrol grubunun performans düzeyi ile karşılaştırılarak programın uzun süreli etkisi de incelendi. Analizler sonucunda Etkileşimli Kitap Okuma uygulamalarına katılmış çocukların uygulamalara katılmamış akranlarına göre okuma ve okuduğunu anlama becerilerinde daha yüksek performans gösterdikleri bulundu. Çalışmadan elde edilen bulgular, alt sosyo ekonomik düzey nedeniyle risk grubunda değerlendirilen çocuklara okul öncesi dönemde uygulanan EKO programının kısa dönemde dil ve erken okuryazarlık becerileri, uzun dönemde ise okuma ve okuduğunu anlama becerileri üzerinde etkili olduğunu gösterdi. Yani akademik başarıyı artıyor. Dolayısıyla projedenelde edilen sonuçlar, etkileşimli kitap okuma yönteminin okul öncesi eğitim kurumlarında ve aileleri de içerecek şekilde yaygınlaştırılmasının son derece önemli olduğunu göstermektedir."
Ergül, proje ekibi olarak kendilerinin yaygınlaştırma çalışmaları yaptıklarını ancak bireysel çabalarının yeterli olmadığını, ilgili kurumların desteğin elzem olduğunu da sözlerine ekledi.
Son Güncelleme: Salı, 08 Nisan 2014 12:57
Gösterim: 2031

