Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Milli Eğitim Bakanı Avcı, Avrupa ve çoğunlukla Orta Asya'da temel eğitimin ve ortaöğretimin birinci kademesindeki 2,5 milyon, okul öncesi eğitim çağındaki 1,6 milyon çocuk ile ortaöğretim kademesindeki yaklaşık 12 milyon gencin okula gidemediğini söyledi.
"Her Çocuğun Kaliteli Eğitime Erişiminin Sağlanması: Bölgesel Bakanlar Düzeyi Eğitim Konferansı"nın ikinci bölümünde, okul dışında kalan milyonlarca çocuğun tekrar nitelikli eğitime erişiminin sağlanması için 10'u bakan düzeyinde olmak üzere 30 ülkenin temsilcilerine eylem çağrısı yapıldı.
Dünyada okula gidemeyen 12 milyon genç var
Milli Eğitim Bakanlığı’nın ev sahipliğinde UNICEF işbirliğinde düzenlenen toplantıda konuşan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Avrupa ve çoğunlukla Orta Asya'da temel eğitimin ve ortaöğretimin birinci kademesindeki 2,5 milyon, okul öncesi eğitim çağındaki 1,6 milyon çocuk ile ortaöğretim kademesindeki yaklaşık 12 milyon gencin okula gidemediğini söyledi.
Bunun yanında Orta ve Doğu Avrupa ile Bağımsız Devletler Topluluğu bölgesinde birçoğu okula gidemeyen yaklaşık 5,1 milyon engelli çocuğun bulunduğuna işaret eden Avcı, engelli çocukların sağlığı, mutluluğu ve toplumsal hayata katılımlarının en önemli unsurunun eğitim olduğunu bildirdi.
Bu alandaki hak ihlalleriyle daha kararlı bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizen Avcı, "Türkiye, geçtiğimiz kasım ayında ev sahipliğini yaptığı '2015 Sonrası Kalkınma Gündemi Üzerine Avrupa ve Orta Asya'dan Perspektifler' toplantısında, çok önemli bir rol üstlenmiş, söz konusu gündemin belirlenmesine liderlik etmiştir. Bu bağlamda, öne çıkan alanlardan birisi de eğitim alanıdır" diye konuştu.
"Avrupa ve Orta Asya'daki hükümetlere harekete geçme çağrısı yapıyoruz"
Çocukların okula gitme ve eğitim alma imkanlarından mahrum bırakılmasına son verilmesi ve her çocuğun nitelikli eğitime erişebilmesi konusunda Avrupa ve Orta Asya'daki hükümetlere harekete geçme çağrısı yapan Avcı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu amaçla burada bulunan Orta ve Doğu Avrupa, Orta Asya, Kafkasya ve Bağımsız Devletler Topluluğu'nun çok değerli hükümet temsilcileriyle bölgedeki hükümetlere, eğitimde hakkaniyetin sağlanması yönündeki adımlarını hızlandırmaları çağrısında bulunuyorum. Çocukların, temel eğitimi tamamlayıp, ortaöğretimin 2. kademesine erişimlerinde, düzenli devamlarının sağlanmasında ve süreci zamanında tamamlayabilmelerinde, hakkaniyete ilişkin siyasi ivmenin hızlandırılması gerekmektedir.
Eğitim sistemleri, okul dışında kalan, okulu bırakan veya okulu bırakma riskiyle karşı karşıya olan çocukları tespit etmek ve her bir çocuğun kimliğine saygı gösterip, hepsinin ihtiyaçlarına cevap vermek üzere donatılmalıdır."
Avcı, her gencin, 21. yüzyılın gereklerine ve kendi yaşamına uygun bilgi ve niteliklerle mezun olmasını sağlamak için ilgili devletlerin eğitim sistemlerinin kalitesini arttırmasının şart olduğunu ifade etti.
"Okul öncesi eğitim yaygınlaştırılmalı"
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, kaliteli erken çocukluk eğitimi hizmetlerine olan erişimin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, 6 yaşını geçmemek kaydıyla en az bir yıllık okul öncesi eğitimini tamamlayan her çocuğun, 1. sınıfa başlamasının sağlanması gerektiğini vurguladı.
Avcı, "Bu husus çocukların gelecek yıllarda edineceği kazanımların sağlam temellere oturması açısında önem arz etmektedir. Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması, mevcut okul öncesi hizmetlerinin izlenmesi, kalitesinin arttırılması ve her çocuğun zamanında temel eğitime başlamasını sağlamak amacıyla gerekli politikaların uygulamaya konması için acilen harekete geçilmelidir. İstisnasız her çocuğa ulaşabilmemiz için etkili ve etkin yönetişim modelleri uygulamaya konmalıdır" ifadelerini kullandı.
"Şeffaf eğitim sistemlerine sahip olunmalı"
Avcı, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine uygun düzenlemelere sahip eğitim sistemleri için iyi yönetişimin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi.
Eğitimde verimliliğin arttırılmasının, bu alanda daha fazla yatırım yapılmasını beraberinde getirdiğini kaydeden Avcı, okul dışındaki çocukların sayısının ve eğitim kazanımları bağlamındaki hakkaniyetsizliklerin azaltılması için dezavantajlı çocukların ihtiyaçlarına hitap edecek yönetişim sistemlerinin ve finansal mekanizmaların yenilenmesine yönelik acil tedbirler alınması gerektiğini bildirdi.
Avcı, etkin ve kapsayıcılığa yönelik yapılacak yatırımların, mevcut bütçeler dahilinde etkili kazanımlar sağlayarak telafi edici olabildiğini sözlerine ekledi.
Milli Eğitim Bakın Nabi Avcı, bir katılımcının, ayrımcılığın ortadan kaldırılması için gerçekleştirilen faaliyetler konusunda görüşlerini açıklamasını istemesi üzerine, özellikle sivil toplum kuruluşlarını ve gençleri karar alma süreçlerine katabilmek için pek çok düzenleme yaptıklarını anımsattı.
Bunlardan birinin de seçme ve seçilme yaşının birçok Avrupa ülkesinin altına çekilmesi olduğuna işaret eden Avcı, "Türkiye Cumhuriyeti, çocuklar için resmi bayram tahsis etmiş ilk ülkedir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız var bizim. Bunu yıllardan beri uluslararası bir organizasyon olarak da kutluyoruz. Bu Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren çocuklarımızın toplumsal hayattaki yerine verdiğimiz önemin sembolik bir göstergesidir" dedi.
Bakan Avcı, 3 yıl önce Gençlik Meclisi uygulamasını başlattıklarını anımsatarak, illerden seçilen temsilcilerin önemli günlerde toplantı gerçekleştirdiklerini anlattı.
Bunun bütün gençliğin her ne kadar seçimle geliyor olsa da karar alma süreçlerine çok etkin biçimde katıldıkları anlamına gelmediğini vurgulayan Avcı, "Bunu, bu konudaki niyetimizin görünür olduğu uygulamalardan biri olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı.
Sivil toplum kuruluşlarının eğitim konusunda özellikle dezavantajlı gruplar konusunda ciddi misyon üstlendiklerini anlatan Avcı, "Kendilerine teşekkür ediyorum. Yaptığımız düzenlemelerde toplumsal desteğin olmasında sivil toplum kuruluşlarının katkısı önemli rol oynadı" diye konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanı Avcı, Avrupa ve çoğunlukla Orta Asya'da temel eğitimin ve ortaöğretimin birinci kademesindeki 2,5 milyon, okul öncesi eğitim çağındaki 1,6 milyon çocuk ile ortaöğretim kademesindeki yaklaşık 12 milyon gencin okula gidemediğini söyledi.
"Her Çocuğun Kaliteli Eğitime Erişiminin Sağlanması: Bölgesel Bakanlar Düzeyi Eğitim Konferansı"nın ikinci bölümünde, okul dışında kalan milyonlarca çocuğun tekrar nitelikli eğitime erişiminin sağlanması için 10'u bakan düzeyinde olmak üzere 30 ülkenin temsilcilerine eylem çağrısı yapıldı.
Dünyada okula gidemeyen 12 milyon genç var
Milli Eğitim Bakanlığı’nın ev sahipliğinde UNICEF işbirliğinde düzenlenen toplantıda konuşan Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Avrupa ve çoğunlukla Orta Asya'da temel eğitimin ve ortaöğretimin birinci kademesindeki 2,5 milyon, okul öncesi eğitim çağındaki 1,6 milyon çocuk ile ortaöğretim kademesindeki yaklaşık 12 milyon gencin okula gidemediğini söyledi.
Bunun yanında Orta ve Doğu Avrupa ile Bağımsız Devletler Topluluğu bölgesinde birçoğu okula gidemeyen yaklaşık 5,1 milyon engelli çocuğun bulunduğuna işaret eden Avcı, engelli çocukların sağlığı, mutluluğu ve toplumsal hayata katılımlarının en önemli unsurunun eğitim olduğunu bildirdi.
Bu alandaki hak ihlalleriyle daha kararlı bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizen Avcı, "Türkiye, geçtiğimiz kasım ayında ev sahipliğini yaptığı '2015 Sonrası Kalkınma Gündemi Üzerine Avrupa ve Orta Asya'dan Perspektifler' toplantısında, çok önemli bir rol üstlenmiş, söz konusu gündemin belirlenmesine liderlik etmiştir. Bu bağlamda, öne çıkan alanlardan birisi de eğitim alanıdır" diye konuştu.
"Avrupa ve Orta Asya'daki hükümetlere harekete geçme çağrısı yapıyoruz"
Çocukların okula gitme ve eğitim alma imkanlarından mahrum bırakılmasına son verilmesi ve her çocuğun nitelikli eğitime erişebilmesi konusunda Avrupa ve Orta Asya'daki hükümetlere harekete geçme çağrısı yapan Avcı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu amaçla burada bulunan Orta ve Doğu Avrupa, Orta Asya, Kafkasya ve Bağımsız Devletler Topluluğu'nun çok değerli hükümet temsilcileriyle bölgedeki hükümetlere, eğitimde hakkaniyetin sağlanması yönündeki adımlarını hızlandırmaları çağrısında bulunuyorum. Çocukların, temel eğitimi tamamlayıp, ortaöğretimin 2. kademesine erişimlerinde, düzenli devamlarının sağlanmasında ve süreci zamanında tamamlayabilmelerinde, hakkaniyete ilişkin siyasi ivmenin hızlandırılması gerekmektedir.
Eğitim sistemleri, okul dışında kalan, okulu bırakan veya okulu bırakma riskiyle karşı karşıya olan çocukları tespit etmek ve her bir çocuğun kimliğine saygı gösterip, hepsinin ihtiyaçlarına cevap vermek üzere donatılmalıdır."
Avcı, her gencin, 21. yüzyılın gereklerine ve kendi yaşamına uygun bilgi ve niteliklerle mezun olmasını sağlamak için ilgili devletlerin eğitim sistemlerinin kalitesini arttırmasının şart olduğunu ifade etti.
"Okul öncesi eğitim yaygınlaştırılmalı"
Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, kaliteli erken çocukluk eğitimi hizmetlerine olan erişimin yaygınlaştırılması gerektiğini belirterek, 6 yaşını geçmemek kaydıyla en az bir yıllık okul öncesi eğitimini tamamlayan her çocuğun, 1. sınıfa başlamasının sağlanması gerektiğini vurguladı.
Avcı, "Bu husus çocukların gelecek yıllarda edineceği kazanımların sağlam temellere oturması açısında önem arz etmektedir. Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması, mevcut okul öncesi hizmetlerinin izlenmesi, kalitesinin arttırılması ve her çocuğun zamanında temel eğitime başlamasını sağlamak amacıyla gerekli politikaların uygulamaya konması için acilen harekete geçilmelidir. İstisnasız her çocuğa ulaşabilmemiz için etkili ve etkin yönetişim modelleri uygulamaya konmalıdır" ifadelerini kullandı.
"Şeffaf eğitim sistemlerine sahip olunmalı"
Avcı, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerine uygun düzenlemelere sahip eğitim sistemleri için iyi yönetişimin teşvik edilmesi gerektiğini söyledi.
Eğitimde verimliliğin arttırılmasının, bu alanda daha fazla yatırım yapılmasını beraberinde getirdiğini kaydeden Avcı, okul dışındaki çocukların sayısının ve eğitim kazanımları bağlamındaki hakkaniyetsizliklerin azaltılması için dezavantajlı çocukların ihtiyaçlarına hitap edecek yönetişim sistemlerinin ve finansal mekanizmaların yenilenmesine yönelik acil tedbirler alınması gerektiğini bildirdi.
Avcı, etkin ve kapsayıcılığa yönelik yapılacak yatırımların, mevcut bütçeler dahilinde etkili kazanımlar sağlayarak telafi edici olabildiğini sözlerine ekledi.
Milli Eğitim Bakın Nabi Avcı, bir katılımcının, ayrımcılığın ortadan kaldırılması için gerçekleştirilen faaliyetler konusunda görüşlerini açıklamasını istemesi üzerine, özellikle sivil toplum kuruluşlarını ve gençleri karar alma süreçlerine katabilmek için pek çok düzenleme yaptıklarını anımsattı.
Bunlardan birinin de seçme ve seçilme yaşının birçok Avrupa ülkesinin altına çekilmesi olduğuna işaret eden Avcı, "Türkiye Cumhuriyeti, çocuklar için resmi bayram tahsis etmiş ilk ülkedir. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız var bizim. Bunu yıllardan beri uluslararası bir organizasyon olarak da kutluyoruz. Bu Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren çocuklarımızın toplumsal hayattaki yerine verdiğimiz önemin sembolik bir göstergesidir" dedi.
Bakan Avcı, 3 yıl önce Gençlik Meclisi uygulamasını başlattıklarını anımsatarak, illerden seçilen temsilcilerin önemli günlerde toplantı gerçekleştirdiklerini anlattı.
Bunun bütün gençliğin her ne kadar seçimle geliyor olsa da karar alma süreçlerine çok etkin biçimde katıldıkları anlamına gelmediğini vurgulayan Avcı, "Bunu, bu konudaki niyetimizin görünür olduğu uygulamalardan biri olarak görüyoruz" ifadelerini kullandı.
Sivil toplum kuruluşlarının eğitim konusunda özellikle dezavantajlı gruplar konusunda ciddi misyon üstlendiklerini anlatan Avcı, "Kendilerine teşekkür ediyorum. Yaptığımız düzenlemelerde toplumsal desteğin olmasında sivil toplum kuruluşlarının katkısı önemli rol oynadı" diye konuştu.
Son Güncelleme: Çarşamba, 11 Aralık 2013 10:12
Gösterim: 2407
Açıköğretim Fakültesi (AÖF) güz dönemi sınavları 14-15 Aralık hafta sonu yapılacak. AÖF sınavlarına toplam 1 milyon 378 bin 924 öğrenci girecek.
Açıköğretim Fakültesi'nin 14-15 Aralık tarihlerinde 98 merkezde yapılacak sınavlarına, 2 bin 218'i cezaevlerindeki bulunan tutuklu ve hükümlü, 3 bin 382'si de engelli olmak üzere toplamda 1 milyon 378 bin 924 öğrenci girecek. 197 bin 245 salonda yapılacak sınavlarda, 507 bin 843 görevli görev yapacak. Ayrıca 98 merkeze, Anadolu Üniversitesi'nde görevli öğretim görevlilerinin, araştırma görevlilerinin ve okutmanların da temsilci olarak gideceği belirtildi. Sınav merkezlerine gönderilecek temsilcilere verilecek eğitimlerden önce İHA'ya açıklamalarda bulunan AÜ Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın, hafta sonu yapacakları AÖF'ün Güz Dönemi sınavlarının, AÖF tarihinin en büyük sınavları olacağını söyledi.
Bütün hazırlıkları tamamladıklarını ve öğrencilerin de ders materyalleri sayesinde sınavlara çok iyi hazırlandığını ifade eden Aydın, "Öğrencilerimiz sınavlara hem kitaplarıyla hem etkileşimli kitaplarıyla hem de deneme sorularıyla e-Öğrenme Portalı'nı çok etkin bir şekilde kullanarak hazırlandı. Dolayısıyla bu sınavda çok başarılı olacaklarına inanıyorum. Ayrıca bu sınavda öğretim görevlilerimiz, araştırma görevlilerimiz ve okutman arkadaşlarımız da üniversiteyi temsilen illere gidiyorlar" dedi.
"AÜ olarak dijital devrim gerçekleştiriyoruz"
Anadolu Üniversitesi olarak 'Dijital Devrim' gerçekleştirdiklerini aktaran Aydın, şöyle devam etti:
"Hafta sonu yapılacak sınavlar, bu dijital devrim kapsamında gerçekleştirdiğimiz sınavlardandır ve çok iyi sonuçlar alacağımıza inanıyorum. Bütün öğrenci arkadaşlarımıza ve sınavda görev yapacaklara başarılar diliyorum. Anadolu Üniversitesi olarak görevimizi büyük bir sorumluluk içerisinde, değişim-dönüşüm süreçlerini başarıyla yürüterek sürdürüyoruz. Bu değişim-dönüşümün sonuçları da hafta sonu yapılacak olan sınavla ortaya çıkmış olacak. İnanıyorum ki geçmiş yıllara göre öğrencilerimizin başarı düzeyi yükselecektir. Ayrıca son 30 yılda ilk defa bu kadar büyük ölçekte, bu kadar büyük bir sayıyla çok kaliteli bir sınav yapıyoruz. Şimdiden hayırlı olsun diyorum."
15 dakikadan sonra geç gelen öğrenci sınava alınmayacak
AÜ Bilgisayar Araştırma ve Uygulama Merkezi (BAUM) Müdürü Yard. Doç. Dr. Özgür Yılmazel ise, hafta sonu yapılacak Açıköğretim İktisat ve İşletme Fakülteleri Güz Dönemi ara sınavlarının 14-15 Aralık'ta 4 oturum halinde yapılacağını kaydetti. Sınavlara toplamda 1 milyon 378 bin 924 kişinin gireceğini anlatan Yılmazel, "Bu sınavda, sınava 15 dakikadan fazla geç kalan öğrenciler sınava kesinlikle alınmayacaktır. Bu sınav, açıköğretim tarihinde yapılan en büyük sınav özelliğini taşıyor. Sınavımız 81 ilde, 7 ilçede ve Lefkoşa'da gerçekleştirilecek. Toplam 98 sınav merkezinde gerçekleştirilecek sınav için 27 bin 514 tane kutu kullanılacak ve 1 milyon 378 bin 924 öğrenci sınava katılacaktır. Bu sınav için 3 milyon 784 bin 673 cevap kağıdı ve soru kitapçığı hazırlandı. Bu kitapçıklar da bu hafta içerisinde belli ilere ve sınav merkezlerine iletilecekler. Tüm öğrencilerimize sınavda başarılar dileriz" diye konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Açıköğretim Fakültesi (AÖF) güz dönemi sınavları 14-15 Aralık hafta sonu yapılacak. AÖF sınavlarına toplam 1 milyon 378 bin 924 öğrenci girecek.
Açıköğretim Fakültesi'nin 14-15 Aralık tarihlerinde 98 merkezde yapılacak sınavlarına, 2 bin 218'i cezaevlerindeki bulunan tutuklu ve hükümlü, 3 bin 382'si de engelli olmak üzere toplamda 1 milyon 378 bin 924 öğrenci girecek. 197 bin 245 salonda yapılacak sınavlarda, 507 bin 843 görevli görev yapacak. Ayrıca 98 merkeze, Anadolu Üniversitesi'nde görevli öğretim görevlilerinin, araştırma görevlilerinin ve okutmanların da temsilci olarak gideceği belirtildi. Sınav merkezlerine gönderilecek temsilcilere verilecek eğitimlerden önce İHA'ya açıklamalarda bulunan AÜ Rektörü Prof. Dr. Davut Aydın, hafta sonu yapacakları AÖF'ün Güz Dönemi sınavlarının, AÖF tarihinin en büyük sınavları olacağını söyledi.
Bütün hazırlıkları tamamladıklarını ve öğrencilerin de ders materyalleri sayesinde sınavlara çok iyi hazırlandığını ifade eden Aydın, "Öğrencilerimiz sınavlara hem kitaplarıyla hem etkileşimli kitaplarıyla hem de deneme sorularıyla e-Öğrenme Portalı'nı çok etkin bir şekilde kullanarak hazırlandı. Dolayısıyla bu sınavda çok başarılı olacaklarına inanıyorum. Ayrıca bu sınavda öğretim görevlilerimiz, araştırma görevlilerimiz ve okutman arkadaşlarımız da üniversiteyi temsilen illere gidiyorlar" dedi.
"AÜ olarak dijital devrim gerçekleştiriyoruz"
Anadolu Üniversitesi olarak 'Dijital Devrim' gerçekleştirdiklerini aktaran Aydın, şöyle devam etti:
"Hafta sonu yapılacak sınavlar, bu dijital devrim kapsamında gerçekleştirdiğimiz sınavlardandır ve çok iyi sonuçlar alacağımıza inanıyorum. Bütün öğrenci arkadaşlarımıza ve sınavda görev yapacaklara başarılar diliyorum. Anadolu Üniversitesi olarak görevimizi büyük bir sorumluluk içerisinde, değişim-dönüşüm süreçlerini başarıyla yürüterek sürdürüyoruz. Bu değişim-dönüşümün sonuçları da hafta sonu yapılacak olan sınavla ortaya çıkmış olacak. İnanıyorum ki geçmiş yıllara göre öğrencilerimizin başarı düzeyi yükselecektir. Ayrıca son 30 yılda ilk defa bu kadar büyük ölçekte, bu kadar büyük bir sayıyla çok kaliteli bir sınav yapıyoruz. Şimdiden hayırlı olsun diyorum."
15 dakikadan sonra geç gelen öğrenci sınava alınmayacak
AÜ Bilgisayar Araştırma ve Uygulama Merkezi (BAUM) Müdürü Yard. Doç. Dr. Özgür Yılmazel ise, hafta sonu yapılacak Açıköğretim İktisat ve İşletme Fakülteleri Güz Dönemi ara sınavlarının 14-15 Aralık'ta 4 oturum halinde yapılacağını kaydetti. Sınavlara toplamda 1 milyon 378 bin 924 kişinin gireceğini anlatan Yılmazel, "Bu sınavda, sınava 15 dakikadan fazla geç kalan öğrenciler sınava kesinlikle alınmayacaktır. Bu sınav, açıköğretim tarihinde yapılan en büyük sınav özelliğini taşıyor. Sınavımız 81 ilde, 7 ilçede ve Lefkoşa'da gerçekleştirilecek. Toplam 98 sınav merkezinde gerçekleştirilecek sınav için 27 bin 514 tane kutu kullanılacak ve 1 milyon 378 bin 924 öğrenci sınava katılacaktır. Bu sınav için 3 milyon 784 bin 673 cevap kağıdı ve soru kitapçığı hazırlandı. Bu kitapçıklar da bu hafta içerisinde belli ilere ve sınav merkezlerine iletilecekler. Tüm öğrencilerimize sınavda başarılar dileriz" diye konuştu.
Son Güncelleme: Çarşamba, 11 Aralık 2013 09:22
Gösterim: 1530
Akıl oyunları, çocukların eğlenirken zekâsını geliştirmesi, zihinsel yeteneklerinin artmasını sağlamada etkili oyunlardır. Çocuklar bu oyunlarla var olan zihinsel ve bilişsel yeteneklerini geliştirebildikleri gibi, yeni zihinsel yetenekler de kazanırlar.
Akıl oyunları çocuklara; çabuk karar verme, sonraki aşamaları düşünme ve öngörme, olasılıkları hesaplama, mantığını etkili ve yetkin bir şekilde kullanma yetenekleri kazandırdığı gibi planlı hareket etmeyi, hızlı ve doğru karar vermeyi öğretir. Olaylara ve durumlara nasıl farklı açılardan yaklaşılabileceğini, nasıl farklı yorumlar getirilebileceğini gösterir. Çocuk akıl oyunlarında bir şeyler öğrendikçe ve zekasını, bilgi ve becerisini etkin kullanarak başarılı oldukça kendine güveni artar.
Akıl oyunları aracılığı ile yüksek konsantrasyon gerektiren oyunlar oynandığından çocuklar bu oyunları oynarken, dikkatini yoğunlaştırma becerileri kazanırlar. Kazanılan bu beceriler çocukların ezberci bir anlayış yerine; araştırıcı, sorgulayıcı bir yaklaşımı benimsemelerini sağlar. Çocukların yaptığı çalışmalar ve sorgulamalar çocuğun yaratıcılığını da geliştirecek, hayatta daha başarılı ve fark yaratan bir birey olmasını sağlayacaktır. Okul başarısının artmasına yol açacaktır.
Akıl Oyunlarının IQ’yu Arttırdığı bilimsel olarak ispatlandı!
Akıl oyunları dersinin öğrencinin zihinsel gelişimine olan katkısı yapılan araştırmalarda desteklemektedir. Bu konuda yapılan araştırmaların en güncel ve en dikkat çekici olanı Amerika Birleşik Devletleri’nde yer alan UC Berkeley Üniversitesinde Dr. Silvia BUNGE ve bir grup bilim adamı tarafından yapılmıştır. Dr. BUNGE ve diğer bilim adamlarının yapmış olduğu araştırmada; 7-10 yaşları arasındaki bir grup çocukla 8 hafta süresince, haftada iki kez akıl oyunları çalışması yapmıştır. Yapılan çalışmalar sonunda çocukların IQ düzeylerinde ortalama 10 puanlık artış yaşandığını belirlemişlerdir. Dr. BUNGE zeka ve akıl oyunları çalışmalarının çocukların zeka seviyelerinde artışa sebep olduğuna dair benzer araştırmaları da mevcuttur. Araştırmalar sonunda ortaya çıkan sonuç normal zeka seviyesindeki bir çocuğun parlak zeka, parlak zeka seviyesindeki bir çocuğun ise üstün zeka seviyesine çıkabilmesine olanak olabileceğini göstermektedir
Dr. Özgür ŞİMŞEK
Anabilim Eğitim Kurumları Akademik Danışmanı
Konu ile ilgili video: http://www.bigleap.org/challenge/games-that-make-kids-smarter/
Konu İle İlgili Kaynak: http://ihd.berkeley.edu/Mackey_DevSci_withSuppl_2011-1.pdf
www.tuzder.org
www.akiloyunlari.com
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Akıl oyunları, çocukların eğlenirken zekâsını geliştirmesi, zihinsel yeteneklerinin artmasını sağlamada etkili oyunlardır. Çocuklar bu oyunlarla var olan zihinsel ve bilişsel yeteneklerini geliştirebildikleri gibi, yeni zihinsel yetenekler de kazanırlar.
Akıl oyunları çocuklara; çabuk karar verme, sonraki aşamaları düşünme ve öngörme, olasılıkları hesaplama, mantığını etkili ve yetkin bir şekilde kullanma yetenekleri kazandırdığı gibi planlı hareket etmeyi, hızlı ve doğru karar vermeyi öğretir. Olaylara ve durumlara nasıl farklı açılardan yaklaşılabileceğini, nasıl farklı yorumlar getirilebileceğini gösterir. Çocuk akıl oyunlarında bir şeyler öğrendikçe ve zekasını, bilgi ve becerisini etkin kullanarak başarılı oldukça kendine güveni artar.
Akıl oyunları aracılığı ile yüksek konsantrasyon gerektiren oyunlar oynandığından çocuklar bu oyunları oynarken, dikkatini yoğunlaştırma becerileri kazanırlar. Kazanılan bu beceriler çocukların ezberci bir anlayış yerine; araştırıcı, sorgulayıcı bir yaklaşımı benimsemelerini sağlar. Çocukların yaptığı çalışmalar ve sorgulamalar çocuğun yaratıcılığını da geliştirecek, hayatta daha başarılı ve fark yaratan bir birey olmasını sağlayacaktır. Okul başarısının artmasına yol açacaktır.
Akıl Oyunlarının IQ’yu Arttırdığı bilimsel olarak ispatlandı!
Akıl oyunları dersinin öğrencinin zihinsel gelişimine olan katkısı yapılan araştırmalarda desteklemektedir. Bu konuda yapılan araştırmaların en güncel ve en dikkat çekici olanı Amerika Birleşik Devletleri’nde yer alan UC Berkeley Üniversitesinde Dr. Silvia BUNGE ve bir grup bilim adamı tarafından yapılmıştır. Dr. BUNGE ve diğer bilim adamlarının yapmış olduğu araştırmada; 7-10 yaşları arasındaki bir grup çocukla 8 hafta süresince, haftada iki kez akıl oyunları çalışması yapmıştır. Yapılan çalışmalar sonunda çocukların IQ düzeylerinde ortalama 10 puanlık artış yaşandığını belirlemişlerdir. Dr. BUNGE zeka ve akıl oyunları çalışmalarının çocukların zeka seviyelerinde artışa sebep olduğuna dair benzer araştırmaları da mevcuttur. Araştırmalar sonunda ortaya çıkan sonuç normal zeka seviyesindeki bir çocuğun parlak zeka, parlak zeka seviyesindeki bir çocuğun ise üstün zeka seviyesine çıkabilmesine olanak olabileceğini göstermektedir
Dr. Özgür ŞİMŞEK
Anabilim Eğitim Kurumları Akademik Danışmanı
Konu ile ilgili video: http://www.bigleap.org/challenge/games-that-make-kids-smarter/
Konu İle İlgili Kaynak: http://ihd.berkeley.edu/Mackey_DevSci_withSuppl_2011-1.pdf
www.tuzder.org
www.akiloyunlari.com
Son Güncelleme: Çarşamba, 11 Aralık 2013 08:33
Gösterim: 3996
Rektörler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın öğrenci aflarının kısıtlanmasına yönelik sözleriyle ilgili açıklama yaptı.
İşte üniversite rektörlerinin öğrenci affı yorumları;
Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, üniversiteden yaşam boyu atılmamanın sıkıntılarını hem eğitim hem hizmet boyutunda yaşadıklarını söyledi.
Eğitimdeki kalitenin düştüğüne dikkati çeken Prof. Dr. İbiş, "Hizmet gerçekleştirme bağlamında da büyük sıkıntı içerisindeyiz. Bir üniversiteden yaşam boyu atılmama gibi bir durum olamaz. Değişik toplantılarda bu düşüncelerimizi diğer rektörlerle YÖK düzeyinde ilgililere ilettik. Üniversiteden atılmamanın doğru bir uygulama olmadığını vurguladık. Bu bağlamda eski uygulamanın yerinde olduğunu düşünüyoruz. Atılmama ciddi aksaklıklara yol açıyor. Özellikle yüksek lisans öğrencilerinde sorunlar yaşıyoruz" dedi.
Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber de öğrencilere verilen sınırsız affın eğitimde ciddi manada kalite düşüklüğüne sebep olduğunu söyledi. Ara verilen süre nedeniyle geri dönen öğrencilerin, geçmişteki derslerini toparlamada büyük sıkıntılar çektiğini dile getiren Büyükberber, ''Mutlaka eğitimin belli bir bütünlük içinde yapılması gerekiyor. Ara verilen sürenin belli bir zamanı geçmemesi gerekiyor" diye konuştu.
Öğrencilik süresinin uzamasıyla devlete olan maliyetlerin de yükseldiğini ifade eden Büyükberber, ayrıca sınırsız hakka sahip olmanın getirdiği rahatlıkla öğrencilerin mezuniyetlerini sürekli erteleyebildiğini söyledi.
"Üniversiteye bu kadar çok talebin olduğu bir ülkede sınırsız sayıda hak adil de değil" değerlendirmesinde bulunan Büyükberber, öğrenciliğin uzatılması kararının mazeretler ölçüsünde her fakülte için ayrı ayrı verilebileceğini vurguladı.
Üniversitelerde terör olaylarına karışan kişilerin, daha çok sınırsız af nedeniyle gelen öğrenciler arasından çıktığını ifade eden Büyükberber, "Teröre karşı önlem belki disiplin yönetmelikleriyle alınabilir. Belki bu yolla teröre bulaşan öğrencilerin üniversitelerden daha rahat ihraç edilmesi sağlanabilir" dedi.
"Başarısızlık, atılma nedeni olmalıdır"
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer ise atılmanın geri getirilmesine ilişkin düzenleme yapılmasını olumlu bulduğunu dile getirerek, sınırsız affın, öğrencilerin motivasyonunu olumsuz etkilediğini dile getirdi.
Bu durumun zamanında okulunu bitiren öğrencilere de haksızlık olduğunun altını çizen Tuncer, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çalışmayan, bitirmeye motivasyonu olmayan, derslerden kalan, başarısız öğrencilerin atılmaması gibi bir uygulama dünyanın hiçbir yerinde yok. Bunun bir sınırı olması lazım, yapamazsanız geçemezsiniz. Atılmanın kaldırılması yönünde birçok rektörün talebi oldu. Eğitim planlaması, öğrenci, öğretim üyesi planlaması yapılamıyor. Önünüzü göremiyorsunuz. Üniversitede sadece başarısızlık atılma nedeni olmalıdır. Ama diğer nedenler, kıyafet, başörtüsü, dünya görüşü, siyasi görüş bunlar atılma nedeni olamaz."
"Öğrenciliğin belli sınırları olmalı"
Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran İnan da öğrenciliğin sınırlandırılması gerektiğini ifade ederek, "Öğrencilerin öğrenciliklerini ilelebet devam ettirebilmeleri bence de yanlış. Öğrenciliğin belli bir sınırının olması daha iyi. Bir de kişilere yanlış bir yola sevketmiş oluyorsunuz. Devamlı mezun olacağım beklentisi oluşuyor ancak mezun olamayabiliyor. O da bu sürede hayatını hangi yöne götürecekse götürür" şeklinde konuştu.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Rektörler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın öğrenci aflarının kısıtlanmasına yönelik sözleriyle ilgili açıklama yaptı.
İşte üniversite rektörlerinin öğrenci affı yorumları;
Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, üniversiteden yaşam boyu atılmamanın sıkıntılarını hem eğitim hem hizmet boyutunda yaşadıklarını söyledi.
Eğitimdeki kalitenin düştüğüne dikkati çeken Prof. Dr. İbiş, "Hizmet gerçekleştirme bağlamında da büyük sıkıntı içerisindeyiz. Bir üniversiteden yaşam boyu atılmama gibi bir durum olamaz. Değişik toplantılarda bu düşüncelerimizi diğer rektörlerle YÖK düzeyinde ilgililere ilettik. Üniversiteden atılmamanın doğru bir uygulama olmadığını vurguladık. Bu bağlamda eski uygulamanın yerinde olduğunu düşünüyoruz. Atılmama ciddi aksaklıklara yol açıyor. Özellikle yüksek lisans öğrencilerinde sorunlar yaşıyoruz" dedi.
Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber de öğrencilere verilen sınırsız affın eğitimde ciddi manada kalite düşüklüğüne sebep olduğunu söyledi. Ara verilen süre nedeniyle geri dönen öğrencilerin, geçmişteki derslerini toparlamada büyük sıkıntılar çektiğini dile getiren Büyükberber, ''Mutlaka eğitimin belli bir bütünlük içinde yapılması gerekiyor. Ara verilen sürenin belli bir zamanı geçmemesi gerekiyor" diye konuştu.
Öğrencilik süresinin uzamasıyla devlete olan maliyetlerin de yükseldiğini ifade eden Büyükberber, ayrıca sınırsız hakka sahip olmanın getirdiği rahatlıkla öğrencilerin mezuniyetlerini sürekli erteleyebildiğini söyledi.
"Üniversiteye bu kadar çok talebin olduğu bir ülkede sınırsız sayıda hak adil de değil" değerlendirmesinde bulunan Büyükberber, öğrenciliğin uzatılması kararının mazeretler ölçüsünde her fakülte için ayrı ayrı verilebileceğini vurguladı.
Üniversitelerde terör olaylarına karışan kişilerin, daha çok sınırsız af nedeniyle gelen öğrenciler arasından çıktığını ifade eden Büyükberber, "Teröre karşı önlem belki disiplin yönetmelikleriyle alınabilir. Belki bu yolla teröre bulaşan öğrencilerin üniversitelerden daha rahat ihraç edilmesi sağlanabilir" dedi.
"Başarısızlık, atılma nedeni olmalıdır"
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Murat Tuncer ise atılmanın geri getirilmesine ilişkin düzenleme yapılmasını olumlu bulduğunu dile getirerek, sınırsız affın, öğrencilerin motivasyonunu olumsuz etkilediğini dile getirdi.
Bu durumun zamanında okulunu bitiren öğrencilere de haksızlık olduğunun altını çizen Tuncer, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Çalışmayan, bitirmeye motivasyonu olmayan, derslerden kalan, başarısız öğrencilerin atılmaması gibi bir uygulama dünyanın hiçbir yerinde yok. Bunun bir sınırı olması lazım, yapamazsanız geçemezsiniz. Atılmanın kaldırılması yönünde birçok rektörün talebi oldu. Eğitim planlaması, öğrenci, öğretim üyesi planlaması yapılamıyor. Önünüzü göremiyorsunuz. Üniversitede sadece başarısızlık atılma nedeni olmalıdır. Ama diğer nedenler, kıyafet, başörtüsü, dünya görüşü, siyasi görüş bunlar atılma nedeni olamaz."
"Öğrenciliğin belli sınırları olmalı"
Koç Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Umran İnan da öğrenciliğin sınırlandırılması gerektiğini ifade ederek, "Öğrencilerin öğrenciliklerini ilelebet devam ettirebilmeleri bence de yanlış. Öğrenciliğin belli bir sınırının olması daha iyi. Bir de kişilere yanlış bir yola sevketmiş oluyorsunuz. Devamlı mezun olacağım beklentisi oluşuyor ancak mezun olamayabiliyor. O da bu sürede hayatını hangi yöne götürecekse götürür" şeklinde konuştu.
Son Güncelleme: Salı, 10 Aralık 2013 12:10
Gösterim: 2086
YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Hükümetin harçların kaldırılması kararından sonra öğrencilik süreleri konusunda bir boşluk doğduğunu, bu sorunun giderilmesi gerektiğini ifade ederek, ''Birtakım çalışmalar yapılmaktadır ama henüz nihai bir aşamaya gelinmemiştir, bir karar yoktur'' dedi.
Çetinsaya, TOBB'da düzenlenen "TOBB Yükseköğretim Meclisi Toplantısı"nın açılışında yaptığı konuşmada, 6111 sayılı yasanın 44. maddesi etrafında basında çıkan bazı haberlere açıklamak getirmek istediğini ifade etti.
İlgili maddeyle öğrencilik süresine ilişkin düzenleme yapıldığını anımsatan Çetinsaya, göreve geldiği 2012 yılı başından itibaren hem vakıf hem de devlet üniversiteleriyle çeşitli çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Bölge toplantıları düzenlediklerini, üniversite ziyaretleri yaptıklarını, öğretim üyeleri, öğrenciler, dekanlar ve enstitü müdürleriyle bir araya geldiklerini anlatan Çetinsaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bütün bu toplantılarda ortaya çıkan meseleleri de biz ayrı ayrı masaya yatırıp, tabii ki tartışıyoruz. Öğrenciliğin sonlandırılamaması konusu da birçok açıdan bu beyin fırtınaları ve tartışmalarda önümüze gelen meselelerden bir tanesidir. Bunda dile getirilen konulardan bir tanesi de 6111 sayılı yasanın 44. maddesinin ilk halinde öğrencilik süreleri mali esaslarla düzenlenmişti. Fakat Hükümetimizin harçların kaldırılması kararından sonra bu konuda bir boşluk doğdu. Dolayısıyla bu boşluğun doldurulmasına yönelik bir çalışma yapılması gerekiyor. Aynı şekilde mali esaslar ortadan kalkınca bu harçların kaldırılması kararıyla birlikte üniversitelerimizin planlama yapamama durumları ortaya çıktı. Yine buna yönelik bir çalışma, bir tartışma yürütülüyor."
"Komisyonlarda ön çalışmalar yapılıyor"
Çetinsaya, bu konuda özellikle fen bilimleri ve sosyal bilimler enstitülerinde önemli sorunlar yaşandığını ifade ederek, şöyle konuştu:
''Özellikle yüksek lisans ve doktora eğitimlerinde öğrenciliğin bitmemesi giderek öğretim üyeleri ve enstitüler üzerindeki tez yüklerini artırıyor ve sağlıklı bir lisans üstü eğitim yapılması önünde birtakım sorunlar oluşturabiliyor. Bu aşağı yukarı, bütün enstitülerle yaptığımız toplantılarda ortaya çıkan bir konu.
Aynı şekilde birçok üniversitemizde şöyle bir sorunla karşılaşmaya başladık. Üniversitenin kağıt üzerinde 71 bin öğrencisi var ama o sene 51 bin öğrenci ders seçiyor. Bunun tabii üniversitelerin, sınıf planlamalarından ders planlamalarına, öğretim üyesi planlamalarına kadar çok boyutta sorunla karşılaşmalarına sebep oluyor. Aynı şekilde öğrenci motivasyonunun kaybolduğu, öğrencilerin 'nasıl olsa bir gün mezun olurum' motivasyonuyla veya gerekçesiyle öğrenciliklerini uzatma eğilimine girdiği, bunun da sosyal ve toplumsal birçok bakımdan sorunlara yol açabileceği konusunda bizlere ulaşmış çeşitli öneriler ve talepler bulunmakta.
Aynı şekilde son bir faktör de istatistik meselesi. Uluslararası kuruluşlarda özellikle istatistiklerimiz tartışılmaya başlandı, bu gerçek öğrenci sayıları dolayısıyla. Çünkü özellikle açıköğretim başta olmak üzere aktif ve pasif öğrencilerin analiz edilmesinde uluslararası ve ulusal istatistiklerde yer almalarında bir netliğe kavuşmamız gerekiyor.
Bütün bu gerekçelerle doğrudur. Ön fikirler olarak birtakım komisyonlarda ön çalışmalar yapılmaktadır ama henüz nihai bir aşamaya gelinmemiştir, bir karar yoktur. Şu anda düşünce safhasında, komisyonlarda ön çalışma safhasında ilerlemektedir.''
"Yeni sınav sisteminde yeni projeler tartışılıyor"
Prof. Dr. Çetinsaya, yeni sınav sistemi tartışmalarına da değinerek, Bilim, Teknoloji ve Yüksek Kurulunda (BTYK) geçen yıl alınan "2014 yılı sonuna kadar yükseköğretim giriş sisteminde yeni çalışmalar yapılması" kararını anımsattı. Çetinsaya, karar doğrultusunda toplumdan, öğrencilerden ve üniversitelerden gelen eleştiriler ve çözüm önerileri üzerinde çalışmalar yapıldığını ifade etti.
Bu konuda dünyada farklı modeller olduğunu, Türkiye'de çeşitli sorunlara çözüm olarak önerilmiş farklı projelerin ayrı ayrı tartışıldığını belirten Çetinsaya, bunlar arasında öğrencilerin stresini azaltmak için sınavın yılda bir kaç kere yapılması, test yerine bazı açık uçlu sorulara yer verilmesi, sınavların dijital ortamda yapılması, öğrencilerin spor ve kültür faaliyetlerinin, topluma hizmet yahut sosyal sorumluluk projelerinin nihai puanlarına katkı sağlaması gibi fikirlerin bulunduğunu söyledi. Tüm bu alternatiflerin uzmanlarca değerlendirilip, tartışıldığını anlatan Çetinsaya, "Ama şunu açıklıkla ifade etmek isterim ki şu ana kadar henüz somutlaşmış, bilimsel altyapısı oluşturulmuş, karar düzeyine yahut politika düzeyine getirilmiş bir model yahut karar bulunmamaktadır. Tabii ki BTYK kararı herkes için belirleyicidir. Bu konudaki çalışmalar devam etmektedir" dedi.
Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, yükseköğretim sisteminin önünde niteliksel büyümeyi yakalayabilmek, nitelikli öğretim üyesi yetiştirebilmek ve uluslararasılaşmak olmak üzere üç büyük hedefin bulunduğunu anlattı. Yükseköğretim sisteminin en azından gelecek 10 yılda şimdi büyüdüğü kadar daha büyümeye devam edeceğini ifade eden Çetinsaya, yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılması, finansman, kalite ve uluslararasılaşma konularının gündemlerinde olduğunu söyledi. Bu konuda da vakıf üniversitelerinin çok önemli bir rol oynacağını vurgulayan Çetinsaya, vakıf üniversitelerinin olumlu bir rekabet alanını teşvik ettiklerini ve birçok devlet üniversitelesinin de kendilerine çeki düzen vererek bu rekabet içinde iyileştirme süreçlerine başlamalarına vesile olduklarını sözlerine ekledi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, Hükümetin harçların kaldırılması kararından sonra öğrencilik süreleri konusunda bir boşluk doğduğunu, bu sorunun giderilmesi gerektiğini ifade ederek, ''Birtakım çalışmalar yapılmaktadır ama henüz nihai bir aşamaya gelinmemiştir, bir karar yoktur'' dedi.
Çetinsaya, TOBB'da düzenlenen "TOBB Yükseköğretim Meclisi Toplantısı"nın açılışında yaptığı konuşmada, 6111 sayılı yasanın 44. maddesi etrafında basında çıkan bazı haberlere açıklamak getirmek istediğini ifade etti.
İlgili maddeyle öğrencilik süresine ilişkin düzenleme yapıldığını anımsatan Çetinsaya, göreve geldiği 2012 yılı başından itibaren hem vakıf hem de devlet üniversiteleriyle çeşitli çalışmalar yürüttüklerini belirtti. Bölge toplantıları düzenlediklerini, üniversite ziyaretleri yaptıklarını, öğretim üyeleri, öğrenciler, dekanlar ve enstitü müdürleriyle bir araya geldiklerini anlatan Çetinsaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bütün bu toplantılarda ortaya çıkan meseleleri de biz ayrı ayrı masaya yatırıp, tabii ki tartışıyoruz. Öğrenciliğin sonlandırılamaması konusu da birçok açıdan bu beyin fırtınaları ve tartışmalarda önümüze gelen meselelerden bir tanesidir. Bunda dile getirilen konulardan bir tanesi de 6111 sayılı yasanın 44. maddesinin ilk halinde öğrencilik süreleri mali esaslarla düzenlenmişti. Fakat Hükümetimizin harçların kaldırılması kararından sonra bu konuda bir boşluk doğdu. Dolayısıyla bu boşluğun doldurulmasına yönelik bir çalışma yapılması gerekiyor. Aynı şekilde mali esaslar ortadan kalkınca bu harçların kaldırılması kararıyla birlikte üniversitelerimizin planlama yapamama durumları ortaya çıktı. Yine buna yönelik bir çalışma, bir tartışma yürütülüyor."
"Komisyonlarda ön çalışmalar yapılıyor"
Çetinsaya, bu konuda özellikle fen bilimleri ve sosyal bilimler enstitülerinde önemli sorunlar yaşandığını ifade ederek, şöyle konuştu:
''Özellikle yüksek lisans ve doktora eğitimlerinde öğrenciliğin bitmemesi giderek öğretim üyeleri ve enstitüler üzerindeki tez yüklerini artırıyor ve sağlıklı bir lisans üstü eğitim yapılması önünde birtakım sorunlar oluşturabiliyor. Bu aşağı yukarı, bütün enstitülerle yaptığımız toplantılarda ortaya çıkan bir konu.
Aynı şekilde birçok üniversitemizde şöyle bir sorunla karşılaşmaya başladık. Üniversitenin kağıt üzerinde 71 bin öğrencisi var ama o sene 51 bin öğrenci ders seçiyor. Bunun tabii üniversitelerin, sınıf planlamalarından ders planlamalarına, öğretim üyesi planlamalarına kadar çok boyutta sorunla karşılaşmalarına sebep oluyor. Aynı şekilde öğrenci motivasyonunun kaybolduğu, öğrencilerin 'nasıl olsa bir gün mezun olurum' motivasyonuyla veya gerekçesiyle öğrenciliklerini uzatma eğilimine girdiği, bunun da sosyal ve toplumsal birçok bakımdan sorunlara yol açabileceği konusunda bizlere ulaşmış çeşitli öneriler ve talepler bulunmakta.
Aynı şekilde son bir faktör de istatistik meselesi. Uluslararası kuruluşlarda özellikle istatistiklerimiz tartışılmaya başlandı, bu gerçek öğrenci sayıları dolayısıyla. Çünkü özellikle açıköğretim başta olmak üzere aktif ve pasif öğrencilerin analiz edilmesinde uluslararası ve ulusal istatistiklerde yer almalarında bir netliğe kavuşmamız gerekiyor.
Bütün bu gerekçelerle doğrudur. Ön fikirler olarak birtakım komisyonlarda ön çalışmalar yapılmaktadır ama henüz nihai bir aşamaya gelinmemiştir, bir karar yoktur. Şu anda düşünce safhasında, komisyonlarda ön çalışma safhasında ilerlemektedir.''
"Yeni sınav sisteminde yeni projeler tartışılıyor"
Prof. Dr. Çetinsaya, yeni sınav sistemi tartışmalarına da değinerek, Bilim, Teknoloji ve Yüksek Kurulunda (BTYK) geçen yıl alınan "2014 yılı sonuna kadar yükseköğretim giriş sisteminde yeni çalışmalar yapılması" kararını anımsattı. Çetinsaya, karar doğrultusunda toplumdan, öğrencilerden ve üniversitelerden gelen eleştiriler ve çözüm önerileri üzerinde çalışmalar yapıldığını ifade etti.
Bu konuda dünyada farklı modeller olduğunu, Türkiye'de çeşitli sorunlara çözüm olarak önerilmiş farklı projelerin ayrı ayrı tartışıldığını belirten Çetinsaya, bunlar arasında öğrencilerin stresini azaltmak için sınavın yılda bir kaç kere yapılması, test yerine bazı açık uçlu sorulara yer verilmesi, sınavların dijital ortamda yapılması, öğrencilerin spor ve kültür faaliyetlerinin, topluma hizmet yahut sosyal sorumluluk projelerinin nihai puanlarına katkı sağlaması gibi fikirlerin bulunduğunu söyledi. Tüm bu alternatiflerin uzmanlarca değerlendirilip, tartışıldığını anlatan Çetinsaya, "Ama şunu açıklıkla ifade etmek isterim ki şu ana kadar henüz somutlaşmış, bilimsel altyapısı oluşturulmuş, karar düzeyine yahut politika düzeyine getirilmiş bir model yahut karar bulunmamaktadır. Tabii ki BTYK kararı herkes için belirleyicidir. Bu konudaki çalışmalar devam etmektedir" dedi.
Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, yükseköğretim sisteminin önünde niteliksel büyümeyi yakalayabilmek, nitelikli öğretim üyesi yetiştirebilmek ve uluslararasılaşmak olmak üzere üç büyük hedefin bulunduğunu anlattı. Yükseköğretim sisteminin en azından gelecek 10 yılda şimdi büyüdüğü kadar daha büyümeye devam edeceğini ifade eden Çetinsaya, yükseköğretim sisteminin yeniden yapılandırılması, finansman, kalite ve uluslararasılaşma konularının gündemlerinde olduğunu söyledi. Bu konuda da vakıf üniversitelerinin çok önemli bir rol oynacağını vurgulayan Çetinsaya, vakıf üniversitelerinin olumlu bir rekabet alanını teşvik ettiklerini ve birçok devlet üniversitelesinin de kendilerine çeki düzen vererek bu rekabet içinde iyileştirme süreçlerine başlamalarına vesile olduklarını sözlerine ekledi.
Son Güncelleme: Pazartesi, 09 Aralık 2013 15:19
Gösterim: 1877

