Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

İstanbul Eğitim Zirvesi'nde TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Vatan Okulları Kurucusu Dr. Turay Kesler'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Uzaktan Eğitim ve Öğretmen Yeterlilikleri” oturumunda Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Özdemir, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Küçüktepe ve Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Balçıkanlı görüşlerini paylaştılar.

iez_oturum_3Zirvenin önceki iki oturumda okullarda ve uygulanan programlardaki değişim ve dönüşümün ele alındığını belirten TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Vatan Okulları Kurucusu Dr. Turay Kesler, “Bu oturumun konuşmacıları arasında eğitimcinin eğitimiyle ilgili asli görevi olan çok kıymetli akademisyenler var. Kendilerinden hem yetiştirdikleri öğretmenler ve yeterlilikleri hem de ortamlarıyla ilgili bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşacaklar. Ben de doktora eğitimini eğitimde teknoloji kullanımı üzerine yapmış biri ve aynı zamanda bir eğitim girişimcisi olarak böyle bir oturumu yönetmekten büyük memnuniyet duyuyorum. 2001 yılında “coğrafya eğitiminde teknoloji kullanımı” konulu doktora tezimi danışman hocama sunduğum zaman bana çok ilginç gelmişti. Artık bütün eğitim alanlarında dijital eğitimin ne kadar önemli hale geldiği noktasında sanırım burada bulunan herkes aynı düşüncede” diye konuştu.

PROF. DR. SELÇUK ÖZDEMİR: KLASİK EĞİTİM KRİZİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Oturumda ilk konuşmayı yapan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Bilişim Garajı Kurucusu Prof. Dr. Selçuk Özdemir, eğitimde yaşanan sorunların pandemiden kaynaklanmadığını ve uzaktan eğitim sorunu olmadığını vurguladı. Türkiye gibi eğitimde sorun yaşayan ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde, emeğin dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan yeni bilgi-beceri setlerinin öğrencilere nasıl kazandırılacağı konusunda kafa karışıklığı sorununun yaşandığını belirten Özdemir, “Aslında durum sınıfların kapalı kapıları ardında zaten yaşanmakta olan büyük krizin, kapılar açıldıktan sonra dışarıya taşması ve herkesin bunu fark etmesidir. Ama benim gördüğüm, Türkiye’de karar vericiler de, veliler de ve öğretmenler de ‘tekrar şu kapıyı kapatalım da bu sorun görünmez olsun’ derdi içerisinde. Bu tutum gelecekte bize çok pahalıya patlar. Ülkemizin üzerinde durması gereken en acil konusu yeni nesillere kazandırılması gereken bilgi-beceri setlerinin neler olması ve bunların nasıl verilmesi gerektiği olmalıydı. Ancak bizler yüz yüze eğitimde verilen sabitlenmiş bilginin uzaktan eğitimle bilgisayar ekranlarından empoze edildiğini, sınıftaki aynı modelin verildiğini gözlemledik. Sonrasında da uzaktan eğitimin çalışmadığını ve teknolojinin iyi bir şey olmadığı eleştirileri geldi. Halbuki aynı şey sınıfta da çalışmıyordu. Aslında biz klasik eğitim kriziyle karşı karşıyayız” diye konuştu.    

ÖĞRETMENİ YENİDEN TANIMLAMALIYIZ

Bu krizle baş etmek için ilk olarak öğretmen kavramının yeniden tanımlanması gerektiğine dikkat çeken Profesör Selçuk Özdemir, “Öğretmeni tanımlamadan öğretmeni hangi yönde değiştireceğinizin kararını veremezsiniz. Türkiye bu açıdan öğretmen tanımını acilen ele almak zorundadır. Öğretmeni teknik konularda becerili hale getirerek bu sorunu çözemezsiniz hatta sorunu daha da derinleştirirsiniz. Bunun yanı sıra öğrenci ve okul tanımlarını baştan aşağı değiştirmek zorundayız. Çünkü bu kavramlar şu anda zorlayarak kullandığımız pedagojiye ait bütün bileşenler sanayi devriminin ihtiyaçlarına göre sosyalist ve kapitalist ülkelerde tanımlanmış ve bugüne kadar işe yaramıştır. Bunlara kötü demiyorum ama sözünü ettiğim modelde çocuklara kazandırılan bilgi ve becerilerin yeni çıkan teknolojiler yüzünden artık günümüz çocuklarının geleceklerinde hiçbir anlamı kalmadı. Onlara yanlış bilgi ve beceri setleri yüklüyoruz. Yani at arabasına dizel motoru takmaya çalışıyoruz. Şu ana kadar yaptığımız bütün konuşmalar da at arabasına motor takmaktan farklı değil. Radikal söylemlerden kaçınmamamız gereken bir sürecin göbeğindeyiz. Var olan durumu devam ettirmeye çalışan toplumların eğitimcileri o ülkenin toplumuna en büyük zararı veren kesimi oluşturur. Dolayısıyla eğitimin en radikal şekilde değişmesi gerektiği bir dönemin içindeyiz.” ifadelerini kullandı.

DOÇ. DR. COŞKUN KÜÇÜKTEPE: EĞİTİMDE EZBERLERİN BOZULMASININ VAKTİ GELDİ

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Küçüktepe, eğitimde ezberlerin bozulması gerektiğini ve ‘kral çıplak’ demenin vaktinin geldiğini söyledi. Covid-19 pandemisinin öğretmen yeterlilikleriyle ilgili tüm konuşmaları sadece 3-4 yıl öne çektiğini anlatan Küçüktepe, “Dünya zaten ciddi şekilde bir yere gidiyor ve biz dünyanın gittiği yeri çok doğru biçimde okuyarak buna uygun aksiyon geliştirmeliyiz. Fakat bunu yapamıyoruz” şeklinde konuştu.

21. yüzyılda birçok alanda olduğu gibi eğitimde de bütün ezberlerin bozulduğunu kaydeden Küçüktepe, “Örneğin bir araştırmaya göre 2000 yılından itibaren dünyadaki teknik alandaki bilgiler her iki yılda bir 2 kat artıyormuş. Biz bunu gördük mü hayır, üstelik pandemi de yoktu. Pandemi sadece bununla yüzleşme konusunda hızlandırıcı bir etki yaptı. Bu araştırmanın bir benzeri 2 yıl önce açıklandı. Yale Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı yaptığı araştırmaya göre, dünyadaki teknik bilgiler her iki yılda bir 2 kat artıyor, üstelik mevcut iki yıl önceki bilgilerin de yüzde 84’ü güvenilirliğini kaybediyor ya da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Örneğin mühendislik fakültesinde okuyan bir çocuğu düşünün. Birinci sınıfta çocuğa bir şeyler öğretiyorsunuz ama üçüncü sınıfta aynı çocuğa ‘pardon sana öğrettiklerimiz değişti’ diyorsunuz. Birinci ve ikinci sınıfta öğrettiklerinizi üçte ve dörtte düzeltebiliyorsunuz peki üçüncü ve dördüncü sınıfta öğrettikleriniz ne olacak? Çocuk üniversiteden eksik bilgilerle mezun oluyor. Dolayısıyla diplomaya yoğunlaşmanın bir anlamı da kalmadı. Dünyada diploma sadece bir mesleğe başlamak için başlatıcı görevi görüyor. Artık dünyada akreditasyon dediğimiz bir gerçek var ve siz isteseniz de istemeseniz de buraya gelmek zorundasınız. İnsanların meslekleriyle ilgili aldıkları sertifikalar uluslararası alanda en önemli akademik sermaye durumuna geldi. Bu yüzden dünyanın önde gelen üniversiteleri yeni enstitüler ve laboratuvarlar açmaktan çok uzaktan eğitim merkezleri ve sürekli eğitim merkezleri açıyor. Çünkü oralar sertifika veriyor. Yani kafamızı kuma gömemeyiz” diye konuştu.

PROF. DR. CEM BALÇIKANLI: EĞİTİM FAKÜLTELERİ UZMANLAŞMALI

Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Balçıkanlı ise, eğitimi dönüştürmek için yapılan konuşmalara harcanan zamanın yerine sahaya inilmesi durumunda daha başarılı sonuçlar elde edilebileceğini belirtti. Türkiye’de öğretmenlere eğitimlerini içselleştirme ve onları doğru zamanda kullanma şansı tanınmadığını açıklayan Balçıkanlı, “Devlet ve özel okul ayrımı yapmaksızın bunu söylüyorum. Kaldı ki son 3 yıldır Milli Eğitim Bakanlığı’nın yabancı dillerle ilgili eğitim politikalarında danışman olarak bunu söylüyorum. O zaman şu soruyu sormakta büyük yarar görüyorum. Sayıları 90’ları bulan eğitim fakülteleri sözünü ettiğimiz öğretmen yeterliliklerini ne kadar hazırlıyor? Şunu net olarak ifade edebilirim ki eğitim fakültelerinin sayısı çok fazla ve bu yüzden biz öğretmen yeterliliklerini tartışır hale geliyoruz. Belki de her ilde eğitim fakültesi açmak yerine, bu fakültelerin uzmanlaşmalarını sağlayacak adımları atmamız gerekiyor” dedi. 

3 GRUP ÖĞRETMEN VAR

Güney Kore’nin eğitim bakan yardımcısının “biz en iyi zekaya sahip bireylerimizi öğretmenliğe yönlendiriyoruz” sözünü hatırlatan Cem Balçıkanlı, “Alanım yabancı dil olduğu için dünyanın pek çok ülkesinden meslektaşlarımla konuştuğumda onlara “Türkiye’de hiçbir şey olamazsan öğretmen olursun diye bir anlayış var. Siz de böyle bir şey var mı?’ diye soruyorum. Bana hayır cevabını veriyorlar. Öğretmen statüsünün yüksek olduğu ülkelerin PISA’da da başarılı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla eğitime bütünsel anlamda bakmak gerekiyor. Buradan hareketle Güney Kore’nin eğitim bakan yardımcısının sözlerini tartışmalı ve öğretmenlerin statüsünü yukarı çıkarmalıyız. Bu konuda YÖK tarafından atılan adımlar var ama daha fazlasını yapmak gerekiyor” şeklinde konuştu.    

Türkiye’de öğretmenlerin 3 kategoride değerlendirebileceğini anlatan Cem Balçıkanlı, “Bunlardan birincisi yıldız öğretmenler. Bu kişiler küresel öğretmen ödülü alıyorlar, sizin okullarınızı ve öğrencilerini adeta uçuruyorlar. İnstagramda 100 binlerce takipçileri var ve kendi youtube videolarını hazırlayıp diğer insanlara da öğretiyorlar. İkinci grupta arada olan öğretmenler var. Onları kaybedebiliriz ya da yıldız öğretmenler seviyesine çekebiliriz. Üçüncü grup ise maalesef problemli olan öğretmenler. Dolayısıyla öğretmenlik bağlamında baktığımızda o üçüncü grubu öğrenen özerkliğinden öğreten özerkliğine doğru dönüştürmemiz gerekiyor. O yüzden bizim İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi bu ülkeye eğitim felsefesi anlamında çok büyük katkılarda bulunmuş doğru eğitimcilerin izinden yürüyecek ve bu çapta hizmet verecek eğitimcileri doğru biçimde planlamamız çok önemli” ifadelerini kullandı.  

 

 

            

 

 

 

 

 

 

 

     

 

Eğitim krizinden çıkışın anahtarı: Yeni Öğretmenler

 

İstanbul Eğitim Zirvesi'nde TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Vatan Okulları Kurucusu Dr. Turay Kesler'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Uzaktan Eğitim ve Öğretmen Yeterlilikleri” oturumunda Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Özdemir, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Küçüktepe ve Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Balçıkanlı görüşlerini paylaştılar.

 

Zirvenin önceki iki oturumda okullarda ve uygulanan programlardaki değişim ve dönüşümün ele alındığını belirten TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Vatan Okulları Kurucusu Dr. Turay Kesler, “Bu oturumun konuşmacıları arasında eğitimcinin eğitimiyle ilgili asli görevi olan çok kıymetli akademisyenler var. Kendilerinden hem yetiştirdikleri öğretmenler ve yeterlilikleri hem de ortamlarıyla ilgili bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşacaklar. Ben de doktora eğitimini eğitimde teknoloji kullanımı üzerine yapmış biri ve aynı zamanda bir eğitim girişimcisi olarak böyle bir oturumu yönetmekten büyük memnuniyet duyuyorum. 2001 yılında “coğrafya eğitiminde teknoloji kullanımı” konulu doktora tezimi danışman hocama sunduğum zaman bana çok ilginç gelmişti. Artık bütün eğitim alanlarında dijital eğitimin ne kadar önemli hale geldiği noktasında sanırım burada bulunan herkes aynı düşüncede” diye konuştu.

 

PROF. DR. SELÇUK ÖZDEMİR
KLASİK EĞİTİM KRİZİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Oturumda ilk konuşmayı yapan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Bilişim Garajı Kurucusu Prof. Dr. Selçuk Özdemir, eğitimde yaşanan sorunların pandemiden kaynaklanmadığını ve uzaktan eğitim sorunu olmadığını vurguladı. Türkiye gibi eğitimde sorun yaşayan ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde, emeğin dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan yeni bilgi-beceri setlerinin öğrencilere nasıl kazandırılacağı konusunda kafa karışıklığı sorununun yaşandığını belirten Özdemir, “Aslında durum sınıfların kapalı kapıları ardında zaten yaşanmakta olan büyük krizin, kapılar açıldıktan sonra dışarıya taşması ve herkesin bunu fark etmesidir. Ama benim gördüğüm, Türkiye’de karar vericiler de, veliler de ve öğretmenler de ‘tekrar şu kapıyı kapatalım da bu sorun görünmez olsun’ derdi içerisinde. Bu tutum gelecekte bize çok pahalıya patlar. Ülkemizin üzerinde durması gereken en acil konusu yeni nesillere kazandırılması gereken bilgi-beceri setlerinin neler olması ve bunların nasıl verilmesi gerektiği olmalıydı. Ancak bizler yüz yüze eğitimde verilen sabitlenmiş bilginin uzaktan eğitimle bilgisayar ekranlarından empoze edildiğini, sınıftaki aynı modelin verildiğini gözlemledik. Sonrasında da uzaktan eğitimin çalışmadığını ve teknolojinin iyi bir şey olmadığı eleştirileri geldi. Halbuki aynı şey sınıfta da çalışmıyordu. Aslında biz klasik eğitim kriziyle karşı karşıyayız” diye konuştu.       

 

ÖĞRETMENİ YENİDEN TANIMLAMALIYIZ

Bu krizle baş etmek için ilk olarak öğretmen kavramının yeniden tanımlanması gerektiğine dikkat çeken Profesör Selçuk Özdemir, “Öğretmeni tanımlamadan öğretmeni hangi yönde değiştireceğinizin kararını veremezsiniz. Türkiye bu açıdan öğretmen tanımını acilen ele almak zorundadır. Öğretmeni teknik konularda becerili hale getirerek bu sorunu çözemezsiniz hatta sorunu daha da derinleştirirsiniz. Bunun yanı sıra öğrenci ve okul tanımlarını baştan aşağı değiştirmek zorundayız. Çünkü bu kavramlar şu anda zorlayarak kullandığımız pedagojiye ait bütün bileşenler sanayi devriminin ihtiyaçlarına göre sosyalist ve kapitalist ülkelerde tanımlanmış ve bugüne kadar işe yaramıştır. Bunlara kötü demiyorum ama sözünü ettiğim modelde çocuklara kazandırılan bilgi ve becerilerin yeni çıkan teknolojiler yüzünden artık günümüz çocuklarının geleceklerinde hiçbir anlamı kalmadı. Onlara yanlış bilgi ve beceri setleri yüklüyoruz. Yani at arabasına dizel motoru takmaya çalışıyoruz. Şu ana kadar yaptığımız bütün konuşmalar da at arabasına motor takmaktan farklı değil. Radikal söylemlerden kaçınmamamız gereken bir sürecin göbeğindeyiz. Var olan durumu devam ettirmeye çalışan toplumların eğitimcileri o ülkenin toplumuna en büyük zararı veren kesimi oluşturur. Dolayısıyla eğitimin en radikal şekilde değişmesi gerektiği bir dönemin içindeyiz.” ifadelerini kullandı.

 

DOÇ. DR. COŞKUN KÜÇÜKTEPE
EĞİTİMDE EZBERLERİN BOZULMASININ VAKTİ GELDİ

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Küçüktepe, eğitimde ezberlerin bozulması gerektiğini ve ‘kral çıplak’ demenin vaktinin geldiğini söyledi. Covid-19 pandemisinin öğretmen yeterlilikleriyle ilgili tüm konuşmaları sadece 3-4 yıl öne çektiğini anlatan Küçüktepe, “Dünya zaten ciddi şekilde bir yere gidiyor ve biz dünyanın gittiği yeri çok doğru biçimde okuyarak buna uygun aksiyon geliştirmeliyiz. Fakat bunu yapamıyoruz” şeklinde konuştu.

21. yüzyılda birçok alanda olduğu gibi eğitimde de bütün ezberlerin bozulduğunu kaydeden Küçüktepe, “Örneğin bir araştırmaya göre 2000 yılından itibaren dünyadaki teknik alandaki bilgiler her iki yılda bir 2 kat artıyormuş. Biz bunu gördük mü hayır, üstelik pandemi de yoktu. Pandemi sadece bununla yüzleşme konusunda hızlandırıcı bir etki yaptı. Bu araştırmanın bir benzeri 2 yıl önce açıklandı. Yale Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı yaptığı araştırmaya göre, dünyadaki teknik bilgiler her iki yılda bir 2 kat artıyor, üstelik mevcut iki yıl önceki bilgilerin de yüzde 84’ü güvenilirliğini kaybediyor ya da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Örneğin mühendislik fakültesinde okuyan bir çocuğu düşünün. Birinci sınıfta çocuğa bir şeyler öğretiyorsunuz ama üçüncü sınıfta aynı çocuğa ‘pardon sana öğrettiklerimiz değişti’ diyorsunuz. Birinci ve ikinci sınıfta öğrettiklerinizi üçte ve dörtte düzeltebiliyorsunuz peki üçüncü ve dördüncü sınıfta öğrettikleriniz ne olacak? Çocuk üniversiteden eksik bilgilerle mezun oluyor. Dolayısıyla diplomaya yoğunlaşmanın bir anlamı da kalmadı. Dünyada diploma sadece bir mesleğe başlamak için başlatıcı görevi görüyor. Artık dünyada akreditasyon dediğimiz bir gerçek var ve siz isteseniz de istemeseniz de buraya gelmek zorundasınız. İnsanların meslekleriyle ilgili aldıkları sertifikalar uluslararası alanda en önemli akademik sermaye durumuna geldi. Bu yüzden dünyanın önde gelen üniversiteleri yeni enstitüler ve laboratuvarlar açmaktan çok uzaktan eğitim merkezleri ve sürekli eğitim merkezleri açıyor. Çünkü oralar sertifika veriyor. Yani kafamızı kuma gömemeyiz” diye konuştu.

 

PROF. DR. CEM BALÇIKANLI
EĞİTİM FAKÜLTELERİ UZMANLAŞMALI

Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Balçıkanlı ise, eğitimi dönüştürmek için yapılan konuşmalara harcanan zamanın yerine sahaya inilmesi durumunda daha başarılı sonuçlar elde edilebileceğini belirtti. Türkiye’de öğretmenlere eğitimlerini içselleştirme ve onları doğru zamanda kullanma şansı tanınmadığını açıklayan Balçıkanlı, “Devlet ve özel okul ayrımı yapmaksızın bunu söylüyorum. Kaldı ki son 3 yıldır Milli Eğitim Bakanlığı’nın yabancı dillerle ilgili eğitim politikalarında danışman olarak bunu söylüyorum. O zaman şu soruyu sormakta büyük yarar görüyorum. Sayıları 90’ları bulan eğitim fakülteleri sözünü ettiğimiz öğretmen yeterliliklerini ne kadar hazırlıyor? Şunu net olarak ifade edebilirim ki eğitim fakültelerinin sayısı çok fazla ve bu yüzden biz öğretmen yeterliliklerini tartışır hale geliyoruz. Belki de her ilde eğitim fakültesi açmak yerine, bu fakültelerin uzmanlaşmalarını sağlayacak adımları atmamız gerekiyor” dedi.

 

3 GRUP ÖĞRETMEN VAR

Güney Kore’nin eğitim bakan yardımcısının “biz en iyi zekaya sahip bireylerimizi öğretmenliğe yönlendiriyoruz” sözünü hatırlatan Cem Balçıkanlı, “Alanım yabancı dil olduğu için dünyanın pek çok ülkesinden meslektaşlarımla konuştuğumda onlara “Türkiye’de hiçbir şey olamazsan öğretmen olursun diye bir anlayış var. Siz de böyle bir şey var mı?’ diye soruyorum. Bana hayır cevabını veriyorlar. Öğretmen statüsünün yüksek olduğu ülkelerin PISA’da da başarılı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla eğitime bütünsel anlamda bakmak gerekiyor. Buradan hareketle Güney Kore’nin eğitim bakan yardımcısının sözlerini tartışmalı ve öğretmenlerin statüsünü yukarı çıkarmalıyız. Bu konuda YÖK tarafından atılan adımlar var ama daha fazlasını yapmak gerekiyor” şeklinde konuştu.    

Türkiye’de öğretmenlerin 3 kategoride değerlendirebileceğini anlatan Cem Balçıkanlı, “Bunlardan birincisi yıldız öğretmenler. Bu kişiler küresel öğretmen ödülü alıyorlar, sizin okullarınızı ve öğrencilerini adeta uçuruyorlar. İnstagramda 100 binlerce takipçileri var ve kendi youtube videolarını hazırlayıp diğer insanlara da öğretiyorlar. İkinci grupta arada olan öğretmenler var. Onları kaybedebiliriz ya da yıldız öğretmenler seviyesine çekebiliriz. Üçüncü grup ise maalesef problemli olan öğretmenler. Dolayısıyla öğretmenlik bağlamında baktığımızda o üçüncü grubu öğrenen özerkliğinden öğreten özerkliğine doğru dönüştürmemiz gerekiyor. O yüzden bizim İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi bu ülkeye eğitim felsefesi anlamında çok büyük katkılarda bulunmuş doğru eğitimcilerin izinden yürüyecek ve bu çapta hizmet verecek eğitimcileri doğru biçimde planlamamız çok önemli” ifadelerini kullandı. 

 

 

            

 

 

 

 

 

 

 

     

 

> Eğitim krizinden çıkışın anahtarı: Yeni Öğretmenler

İstanbul Eğitim Zirvesi'nde TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Vatan Okulları Kurucusu Dr. Turay Kesler'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Uzaktan Eğitim ve Öğretmen Yeterlilikleri” oturumunda Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Özdemir, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Küçüktepe ve Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Balçıkanlı görüşlerini paylaştılar.

iez_oturum_3Zirvenin önceki iki oturumda okullarda ve uygulanan programlardaki değişim ve dönüşümün ele alındığını belirten TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Vatan Okulları Kurucusu Dr. Turay Kesler, “Bu oturumun konuşmacıları arasında eğitimcinin eğitimiyle ilgili asli görevi olan çok kıymetli akademisyenler var. Kendilerinden hem yetiştirdikleri öğretmenler ve yeterlilikleri hem de ortamlarıyla ilgili bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşacaklar. Ben de doktora eğitimini eğitimde teknoloji kullanımı üzerine yapmış biri ve aynı zamanda bir eğitim girişimcisi olarak böyle bir oturumu yönetmekten büyük memnuniyet duyuyorum. 2001 yılında “coğrafya eğitiminde teknoloji kullanımı” konulu doktora tezimi danışman hocama sunduğum zaman bana çok ilginç gelmişti. Artık bütün eğitim alanlarında dijital eğitimin ne kadar önemli hale geldiği noktasında sanırım burada bulunan herkes aynı düşüncede” diye konuştu.

PROF. DR. SELÇUK ÖZDEMİR: KLASİK EĞİTİM KRİZİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Oturumda ilk konuşmayı yapan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Bilişim Garajı Kurucusu Prof. Dr. Selçuk Özdemir, eğitimde yaşanan sorunların pandemiden kaynaklanmadığını ve uzaktan eğitim sorunu olmadığını vurguladı. Türkiye gibi eğitimde sorun yaşayan ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde, emeğin dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan yeni bilgi-beceri setlerinin öğrencilere nasıl kazandırılacağı konusunda kafa karışıklığı sorununun yaşandığını belirten Özdemir, “Aslında durum sınıfların kapalı kapıları ardında zaten yaşanmakta olan büyük krizin, kapılar açıldıktan sonra dışarıya taşması ve herkesin bunu fark etmesidir. Ama benim gördüğüm, Türkiye’de karar vericiler de, veliler de ve öğretmenler de ‘tekrar şu kapıyı kapatalım da bu sorun görünmez olsun’ derdi içerisinde. Bu tutum gelecekte bize çok pahalıya patlar. Ülkemizin üzerinde durması gereken en acil konusu yeni nesillere kazandırılması gereken bilgi-beceri setlerinin neler olması ve bunların nasıl verilmesi gerektiği olmalıydı. Ancak bizler yüz yüze eğitimde verilen sabitlenmiş bilginin uzaktan eğitimle bilgisayar ekranlarından empoze edildiğini, sınıftaki aynı modelin verildiğini gözlemledik. Sonrasında da uzaktan eğitimin çalışmadığını ve teknolojinin iyi bir şey olmadığı eleştirileri geldi. Halbuki aynı şey sınıfta da çalışmıyordu. Aslında biz klasik eğitim kriziyle karşı karşıyayız” diye konuştu.    

ÖĞRETMENİ YENİDEN TANIMLAMALIYIZ

Bu krizle baş etmek için ilk olarak öğretmen kavramının yeniden tanımlanması gerektiğine dikkat çeken Profesör Selçuk Özdemir, “Öğretmeni tanımlamadan öğretmeni hangi yönde değiştireceğinizin kararını veremezsiniz. Türkiye bu açıdan öğretmen tanımını acilen ele almak zorundadır. Öğretmeni teknik konularda becerili hale getirerek bu sorunu çözemezsiniz hatta sorunu daha da derinleştirirsiniz. Bunun yanı sıra öğrenci ve okul tanımlarını baştan aşağı değiştirmek zorundayız. Çünkü bu kavramlar şu anda zorlayarak kullandığımız pedagojiye ait bütün bileşenler sanayi devriminin ihtiyaçlarına göre sosyalist ve kapitalist ülkelerde tanımlanmış ve bugüne kadar işe yaramıştır. Bunlara kötü demiyorum ama sözünü ettiğim modelde çocuklara kazandırılan bilgi ve becerilerin yeni çıkan teknolojiler yüzünden artık günümüz çocuklarının geleceklerinde hiçbir anlamı kalmadı. Onlara yanlış bilgi ve beceri setleri yüklüyoruz. Yani at arabasına dizel motoru takmaya çalışıyoruz. Şu ana kadar yaptığımız bütün konuşmalar da at arabasına motor takmaktan farklı değil. Radikal söylemlerden kaçınmamamız gereken bir sürecin göbeğindeyiz. Var olan durumu devam ettirmeye çalışan toplumların eğitimcileri o ülkenin toplumuna en büyük zararı veren kesimi oluşturur. Dolayısıyla eğitimin en radikal şekilde değişmesi gerektiği bir dönemin içindeyiz.” ifadelerini kullandı.

DOÇ. DR. COŞKUN KÜÇÜKTEPE: EĞİTİMDE EZBERLERİN BOZULMASININ VAKTİ GELDİ

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Küçüktepe, eğitimde ezberlerin bozulması gerektiğini ve ‘kral çıplak’ demenin vaktinin geldiğini söyledi. Covid-19 pandemisinin öğretmen yeterlilikleriyle ilgili tüm konuşmaları sadece 3-4 yıl öne çektiğini anlatan Küçüktepe, “Dünya zaten ciddi şekilde bir yere gidiyor ve biz dünyanın gittiği yeri çok doğru biçimde okuyarak buna uygun aksiyon geliştirmeliyiz. Fakat bunu yapamıyoruz” şeklinde konuştu.

21. yüzyılda birçok alanda olduğu gibi eğitimde de bütün ezberlerin bozulduğunu kaydeden Küçüktepe, “Örneğin bir araştırmaya göre 2000 yılından itibaren dünyadaki teknik alandaki bilgiler her iki yılda bir 2 kat artıyormuş. Biz bunu gördük mü hayır, üstelik pandemi de yoktu. Pandemi sadece bununla yüzleşme konusunda hızlandırıcı bir etki yaptı. Bu araştırmanın bir benzeri 2 yıl önce açıklandı. Yale Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı yaptığı araştırmaya göre, dünyadaki teknik bilgiler her iki yılda bir 2 kat artıyor, üstelik mevcut iki yıl önceki bilgilerin de yüzde 84’ü güvenilirliğini kaybediyor ya da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Örneğin mühendislik fakültesinde okuyan bir çocuğu düşünün. Birinci sınıfta çocuğa bir şeyler öğretiyorsunuz ama üçüncü sınıfta aynı çocuğa ‘pardon sana öğrettiklerimiz değişti’ diyorsunuz. Birinci ve ikinci sınıfta öğrettiklerinizi üçte ve dörtte düzeltebiliyorsunuz peki üçüncü ve dördüncü sınıfta öğrettikleriniz ne olacak? Çocuk üniversiteden eksik bilgilerle mezun oluyor. Dolayısıyla diplomaya yoğunlaşmanın bir anlamı da kalmadı. Dünyada diploma sadece bir mesleğe başlamak için başlatıcı görevi görüyor. Artık dünyada akreditasyon dediğimiz bir gerçek var ve siz isteseniz de istemeseniz de buraya gelmek zorundasınız. İnsanların meslekleriyle ilgili aldıkları sertifikalar uluslararası alanda en önemli akademik sermaye durumuna geldi. Bu yüzden dünyanın önde gelen üniversiteleri yeni enstitüler ve laboratuvarlar açmaktan çok uzaktan eğitim merkezleri ve sürekli eğitim merkezleri açıyor. Çünkü oralar sertifika veriyor. Yani kafamızı kuma gömemeyiz” diye konuştu.

PROF. DR. CEM BALÇIKANLI: EĞİTİM FAKÜLTELERİ UZMANLAŞMALI

Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Balçıkanlı ise, eğitimi dönüştürmek için yapılan konuşmalara harcanan zamanın yerine sahaya inilmesi durumunda daha başarılı sonuçlar elde edilebileceğini belirtti. Türkiye’de öğretmenlere eğitimlerini içselleştirme ve onları doğru zamanda kullanma şansı tanınmadığını açıklayan Balçıkanlı, “Devlet ve özel okul ayrımı yapmaksızın bunu söylüyorum. Kaldı ki son 3 yıldır Milli Eğitim Bakanlığı’nın yabancı dillerle ilgili eğitim politikalarında danışman olarak bunu söylüyorum. O zaman şu soruyu sormakta büyük yarar görüyorum. Sayıları 90’ları bulan eğitim fakülteleri sözünü ettiğimiz öğretmen yeterliliklerini ne kadar hazırlıyor? Şunu net olarak ifade edebilirim ki eğitim fakültelerinin sayısı çok fazla ve bu yüzden biz öğretmen yeterliliklerini tartışır hale geliyoruz. Belki de her ilde eğitim fakültesi açmak yerine, bu fakültelerin uzmanlaşmalarını sağlayacak adımları atmamız gerekiyor” dedi. 

3 GRUP ÖĞRETMEN VAR

Güney Kore’nin eğitim bakan yardımcısının “biz en iyi zekaya sahip bireylerimizi öğretmenliğe yönlendiriyoruz” sözünü hatırlatan Cem Balçıkanlı, “Alanım yabancı dil olduğu için dünyanın pek çok ülkesinden meslektaşlarımla konuştuğumda onlara “Türkiye’de hiçbir şey olamazsan öğretmen olursun diye bir anlayış var. Siz de böyle bir şey var mı?’ diye soruyorum. Bana hayır cevabını veriyorlar. Öğretmen statüsünün yüksek olduğu ülkelerin PISA’da da başarılı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla eğitime bütünsel anlamda bakmak gerekiyor. Buradan hareketle Güney Kore’nin eğitim bakan yardımcısının sözlerini tartışmalı ve öğretmenlerin statüsünü yukarı çıkarmalıyız. Bu konuda YÖK tarafından atılan adımlar var ama daha fazlasını yapmak gerekiyor” şeklinde konuştu.    

Türkiye’de öğretmenlerin 3 kategoride değerlendirebileceğini anlatan Cem Balçıkanlı, “Bunlardan birincisi yıldız öğretmenler. Bu kişiler küresel öğretmen ödülü alıyorlar, sizin okullarınızı ve öğrencilerini adeta uçuruyorlar. İnstagramda 100 binlerce takipçileri var ve kendi youtube videolarını hazırlayıp diğer insanlara da öğretiyorlar. İkinci grupta arada olan öğretmenler var. Onları kaybedebiliriz ya da yıldız öğretmenler seviyesine çekebiliriz. Üçüncü grup ise maalesef problemli olan öğretmenler. Dolayısıyla öğretmenlik bağlamında baktığımızda o üçüncü grubu öğrenen özerkliğinden öğreten özerkliğine doğru dönüştürmemiz gerekiyor. O yüzden bizim İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi bu ülkeye eğitim felsefesi anlamında çok büyük katkılarda bulunmuş doğru eğitimcilerin izinden yürüyecek ve bu çapta hizmet verecek eğitimcileri doğru biçimde planlamamız çok önemli” ifadelerini kullandı.  

 

 

            

 

 

 

 

 

 

 

     

 

Eğitim krizinden çıkışın anahtarı: Yeni Öğretmenler

 

İstanbul Eğitim Zirvesi'nde TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Vatan Okulları Kurucusu Dr. Turay Kesler'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Uzaktan Eğitim ve Öğretmen Yeterlilikleri” oturumunda Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Özdemir, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Küçüktepe ve Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Balçıkanlı görüşlerini paylaştılar.

 

Zirvenin önceki iki oturumda okullarda ve uygulanan programlardaki değişim ve dönüşümün ele alındığını belirten TÖDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Vatan Okulları Kurucusu Dr. Turay Kesler, “Bu oturumun konuşmacıları arasında eğitimcinin eğitimiyle ilgili asli görevi olan çok kıymetli akademisyenler var. Kendilerinden hem yetiştirdikleri öğretmenler ve yeterlilikleri hem de ortamlarıyla ilgili bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşacaklar. Ben de doktora eğitimini eğitimde teknoloji kullanımı üzerine yapmış biri ve aynı zamanda bir eğitim girişimcisi olarak böyle bir oturumu yönetmekten büyük memnuniyet duyuyorum. 2001 yılında “coğrafya eğitiminde teknoloji kullanımı” konulu doktora tezimi danışman hocama sunduğum zaman bana çok ilginç gelmişti. Artık bütün eğitim alanlarında dijital eğitimin ne kadar önemli hale geldiği noktasında sanırım burada bulunan herkes aynı düşüncede” diye konuştu.

 

PROF. DR. SELÇUK ÖZDEMİR
KLASİK EĞİTİM KRİZİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Oturumda ilk konuşmayı yapan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Bilişim Garajı Kurucusu Prof. Dr. Selçuk Özdemir, eğitimde yaşanan sorunların pandemiden kaynaklanmadığını ve uzaktan eğitim sorunu olmadığını vurguladı. Türkiye gibi eğitimde sorun yaşayan ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde, emeğin dönüşmesi sonucunda ortaya çıkan yeni bilgi-beceri setlerinin öğrencilere nasıl kazandırılacağı konusunda kafa karışıklığı sorununun yaşandığını belirten Özdemir, “Aslında durum sınıfların kapalı kapıları ardında zaten yaşanmakta olan büyük krizin, kapılar açıldıktan sonra dışarıya taşması ve herkesin bunu fark etmesidir. Ama benim gördüğüm, Türkiye’de karar vericiler de, veliler de ve öğretmenler de ‘tekrar şu kapıyı kapatalım da bu sorun görünmez olsun’ derdi içerisinde. Bu tutum gelecekte bize çok pahalıya patlar. Ülkemizin üzerinde durması gereken en acil konusu yeni nesillere kazandırılması gereken bilgi-beceri setlerinin neler olması ve bunların nasıl verilmesi gerektiği olmalıydı. Ancak bizler yüz yüze eğitimde verilen sabitlenmiş bilginin uzaktan eğitimle bilgisayar ekranlarından empoze edildiğini, sınıftaki aynı modelin verildiğini gözlemledik. Sonrasında da uzaktan eğitimin çalışmadığını ve teknolojinin iyi bir şey olmadığı eleştirileri geldi. Halbuki aynı şey sınıfta da çalışmıyordu. Aslında biz klasik eğitim kriziyle karşı karşıyayız” diye konuştu.       

 

ÖĞRETMENİ YENİDEN TANIMLAMALIYIZ

Bu krizle baş etmek için ilk olarak öğretmen kavramının yeniden tanımlanması gerektiğine dikkat çeken Profesör Selçuk Özdemir, “Öğretmeni tanımlamadan öğretmeni hangi yönde değiştireceğinizin kararını veremezsiniz. Türkiye bu açıdan öğretmen tanımını acilen ele almak zorundadır. Öğretmeni teknik konularda becerili hale getirerek bu sorunu çözemezsiniz hatta sorunu daha da derinleştirirsiniz. Bunun yanı sıra öğrenci ve okul tanımlarını baştan aşağı değiştirmek zorundayız. Çünkü bu kavramlar şu anda zorlayarak kullandığımız pedagojiye ait bütün bileşenler sanayi devriminin ihtiyaçlarına göre sosyalist ve kapitalist ülkelerde tanımlanmış ve bugüne kadar işe yaramıştır. Bunlara kötü demiyorum ama sözünü ettiğim modelde çocuklara kazandırılan bilgi ve becerilerin yeni çıkan teknolojiler yüzünden artık günümüz çocuklarının geleceklerinde hiçbir anlamı kalmadı. Onlara yanlış bilgi ve beceri setleri yüklüyoruz. Yani at arabasına dizel motoru takmaya çalışıyoruz. Şu ana kadar yaptığımız bütün konuşmalar da at arabasına motor takmaktan farklı değil. Radikal söylemlerden kaçınmamamız gereken bir sürecin göbeğindeyiz. Var olan durumu devam ettirmeye çalışan toplumların eğitimcileri o ülkenin toplumuna en büyük zararı veren kesimi oluşturur. Dolayısıyla eğitimin en radikal şekilde değişmesi gerektiği bir dönemin içindeyiz.” ifadelerini kullandı.

 

DOÇ. DR. COŞKUN KÜÇÜKTEPE
EĞİTİMDE EZBERLERİN BOZULMASININ VAKTİ GELDİ

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Coşkun Küçüktepe, eğitimde ezberlerin bozulması gerektiğini ve ‘kral çıplak’ demenin vaktinin geldiğini söyledi. Covid-19 pandemisinin öğretmen yeterlilikleriyle ilgili tüm konuşmaları sadece 3-4 yıl öne çektiğini anlatan Küçüktepe, “Dünya zaten ciddi şekilde bir yere gidiyor ve biz dünyanın gittiği yeri çok doğru biçimde okuyarak buna uygun aksiyon geliştirmeliyiz. Fakat bunu yapamıyoruz” şeklinde konuştu.

21. yüzyılda birçok alanda olduğu gibi eğitimde de bütün ezberlerin bozulduğunu kaydeden Küçüktepe, “Örneğin bir araştırmaya göre 2000 yılından itibaren dünyadaki teknik alandaki bilgiler her iki yılda bir 2 kat artıyormuş. Biz bunu gördük mü hayır, üstelik pandemi de yoktu. Pandemi sadece bununla yüzleşme konusunda hızlandırıcı bir etki yaptı. Bu araştırmanın bir benzeri 2 yıl önce açıklandı. Yale Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı yaptığı araştırmaya göre, dünyadaki teknik bilgiler her iki yılda bir 2 kat artıyor, üstelik mevcut iki yıl önceki bilgilerin de yüzde 84’ü güvenilirliğini kaybediyor ya da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Örneğin mühendislik fakültesinde okuyan bir çocuğu düşünün. Birinci sınıfta çocuğa bir şeyler öğretiyorsunuz ama üçüncü sınıfta aynı çocuğa ‘pardon sana öğrettiklerimiz değişti’ diyorsunuz. Birinci ve ikinci sınıfta öğrettiklerinizi üçte ve dörtte düzeltebiliyorsunuz peki üçüncü ve dördüncü sınıfta öğrettikleriniz ne olacak? Çocuk üniversiteden eksik bilgilerle mezun oluyor. Dolayısıyla diplomaya yoğunlaşmanın bir anlamı da kalmadı. Dünyada diploma sadece bir mesleğe başlamak için başlatıcı görevi görüyor. Artık dünyada akreditasyon dediğimiz bir gerçek var ve siz isteseniz de istemeseniz de buraya gelmek zorundasınız. İnsanların meslekleriyle ilgili aldıkları sertifikalar uluslararası alanda en önemli akademik sermaye durumuna geldi. Bu yüzden dünyanın önde gelen üniversiteleri yeni enstitüler ve laboratuvarlar açmaktan çok uzaktan eğitim merkezleri ve sürekli eğitim merkezleri açıyor. Çünkü oralar sertifika veriyor. Yani kafamızı kuma gömemeyiz” diye konuştu.

 

PROF. DR. CEM BALÇIKANLI
EĞİTİM FAKÜLTELERİ UZMANLAŞMALI

Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Balçıkanlı ise, eğitimi dönüştürmek için yapılan konuşmalara harcanan zamanın yerine sahaya inilmesi durumunda daha başarılı sonuçlar elde edilebileceğini belirtti. Türkiye’de öğretmenlere eğitimlerini içselleştirme ve onları doğru zamanda kullanma şansı tanınmadığını açıklayan Balçıkanlı, “Devlet ve özel okul ayrımı yapmaksızın bunu söylüyorum. Kaldı ki son 3 yıldır Milli Eğitim Bakanlığı’nın yabancı dillerle ilgili eğitim politikalarında danışman olarak bunu söylüyorum. O zaman şu soruyu sormakta büyük yarar görüyorum. Sayıları 90’ları bulan eğitim fakülteleri sözünü ettiğimiz öğretmen yeterliliklerini ne kadar hazırlıyor? Şunu net olarak ifade edebilirim ki eğitim fakültelerinin sayısı çok fazla ve bu yüzden biz öğretmen yeterliliklerini tartışır hale geliyoruz. Belki de her ilde eğitim fakültesi açmak yerine, bu fakültelerin uzmanlaşmalarını sağlayacak adımları atmamız gerekiyor” dedi.

 

3 GRUP ÖĞRETMEN VAR

Güney Kore’nin eğitim bakan yardımcısının “biz en iyi zekaya sahip bireylerimizi öğretmenliğe yönlendiriyoruz” sözünü hatırlatan Cem Balçıkanlı, “Alanım yabancı dil olduğu için dünyanın pek çok ülkesinden meslektaşlarımla konuştuğumda onlara “Türkiye’de hiçbir şey olamazsan öğretmen olursun diye bir anlayış var. Siz de böyle bir şey var mı?’ diye soruyorum. Bana hayır cevabını veriyorlar. Öğretmen statüsünün yüksek olduğu ülkelerin PISA’da da başarılı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla eğitime bütünsel anlamda bakmak gerekiyor. Buradan hareketle Güney Kore’nin eğitim bakan yardımcısının sözlerini tartışmalı ve öğretmenlerin statüsünü yukarı çıkarmalıyız. Bu konuda YÖK tarafından atılan adımlar var ama daha fazlasını yapmak gerekiyor” şeklinde konuştu.    

Türkiye’de öğretmenlerin 3 kategoride değerlendirebileceğini anlatan Cem Balçıkanlı, “Bunlardan birincisi yıldız öğretmenler. Bu kişiler küresel öğretmen ödülü alıyorlar, sizin okullarınızı ve öğrencilerini adeta uçuruyorlar. İnstagramda 100 binlerce takipçileri var ve kendi youtube videolarını hazırlayıp diğer insanlara da öğretiyorlar. İkinci grupta arada olan öğretmenler var. Onları kaybedebiliriz ya da yıldız öğretmenler seviyesine çekebiliriz. Üçüncü grup ise maalesef problemli olan öğretmenler. Dolayısıyla öğretmenlik bağlamında baktığımızda o üçüncü grubu öğrenen özerkliğinden öğreten özerkliğine doğru dönüştürmemiz gerekiyor. O yüzden bizim İsmail Hakkı Baltacıoğlu gibi bu ülkeye eğitim felsefesi anlamında çok büyük katkılarda bulunmuş doğru eğitimcilerin izinden yürüyecek ve bu çapta hizmet verecek eğitimcileri doğru biçimde planlamamız çok önemli” ifadelerini kullandı. 

 

 

            

 

 

 

 

 

 

 

     

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 23 Kasım 2020 11:16

Gösterim: 4102

Maltepe Üniversitesi, 24 Kasım Öğretmenler Gününde Türkiye’nin dört bir yanında pes etmeyen öğretmenleri buldu, ilham veren hikâyelerini ekrana taşıdı.

hasan_kartalTürkiye’nin kahraman öğretmenleri, bir kara tahtadan ibaret köy okulunu baştan inşa ediyor, hızına hız katıp Avrupa şampiyonluğuna taşıyor, “konuşamaz” denilen öğrencisini opera sanatçısı olarak dünya birincisi yapıyor... Öğrencilerinin kaderini değiştiren öğretmenler Türkiye’nin geleceğini alın teriyle, sevgiyle ve emekle çiziyor… Maltepe Üniversitesi, 24 Kasım Öğretmenler Gününde pes etmeyen kahraman öğretmenlerin hikâyelerini ölümsüzleştirmeyi sürdürüyor.

Millî Eğitim Bakanlığının desteği, Vanilla Media’nın yapımcılığında gerçekleşen 24 Kasım Öğretmenler Günü kısa film projesi için Şırnak’tan Konya’ya, Muş’tan Antalya’ya Anadolu’nun dört bir yanında görev yapan örnek öğretmenlerin peşine düşüldü. Zorluklara ve yokluklara rağmen asla pes etmeyen öğretmenlerin ilham veren hikâyeleri ekrana taşındı.

İzmir, İstanbul ve Diyarbakır’da günler süren çekimlerde kameranın karşısına geçenler ise öğrenciler oldu. “Kendi Hikâyeni Yaz” sloganıyla hayata geçirilen filmlerde bu yıl;

- Diyarbakır’ın Kumrucuk Köyü’nde yaşayan Azra Tosun, kara tahta ve sıralardan oluşan bir sınıftan ibaret okulu bir yaşam, bilim ve sanat merkezine çeviren köy öğretmeni Hasan Kartal’ı,

- İzmir’de otizmli opera bölümü öğrencisi Recep Ege Altıncıoğlu, kendisini konservatuvara ve dünya birinciliğine taşıyan Müzik Öğretmeni Orçun Berrakçay’ı,

- İstanbul’da 20 yaş altı genç atletler 4x400 koşusunda Türkiye’ye ilk kez Avrupa şampiyonluğunu getiren milli sporcu Oğuzhan Kaya, kendisini keşfeden ve yetiştiren beden öğretmeni Samet Eğribel’i anlatıyor…

“Türkiye’nin fedakâr öğretmenlerine teşekkür ediyoruz”

Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar, 2018’den bu yana ilham veren öğretmen hikâyelerinin ekrana taşındığını hatırlatarak, “Başta Atatürk olmak üzere Türkiye’nin tüm fedakâr öğretmenlerine teşekkür etmek amacıyla çıktığımız yolda yeni hikâyelerle güç bulmaya devam ediyoruz. 24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun” dedi.

Pes etmeyen kahramanların hikâyelerine küresel salgın koşullarına rağmen ara verilmediğini anlatan Karasar, şöyle konuştu: “Dünya çapında çok zor, travmatik günlerden geçiyoruz. Koronavirüsle mücadele sürecinde çocuklarımızın elini bırakmayan, eğitimin gücüyle bizleri ayakta tutan öğretmenlerimize ne kadar teşekkür etsek az. Tüm kahraman öğretmenlerimizi temsilen seçtiğimiz üç eğitimcinin hikâyesi Türkiye’ye armağan olsun.”

İşte o öğretmenler ve hayatları değişen öğrencilerin hikâyeleri…

Sınıfta robotik, bahçede tarım, avluda yoga

Diyarbakır'ın Sur ilçesine bağlı Kumrucuk Köyü'nde öğretmenlik yapan Hasan Kartal, 31 öğrencili köy okulunun birleştirilmiş sınıfında mucizeler yaratıyor. Kartal, baştan aşağı yenilediği okulu âdeta bir bilim, sanat ve yaşam merkezine çevirdi. Öğretmen Kartal’ı filmde 10 yaşındaki öğrencisi Azra Tosun anlattı. Tosun, “Öğretmenim bize mutlu olmayı öğretiyor. Ben de öğretmen olacağım, köy çocuklarının hayallerini gerçekleştireceğim. Çünkü çocukların hayalleri gerçek olmalı.” dedi.

Kartal, altı yıl önce atandığı köy okulunun fiziki yapısını; bilimi, sanatı, tiyatroyu, edebiyatı, matematiği, Atatürk’ü düşünerek baştan tasarladı. Kartal, bu süreci “Sınıf olarak adlandırılan çevrenin soğuk dört duvardan ibaret veya sadece sıra masa ve kara tahtadan oluşan bir yer olmaması gerektiğini hep düşünüyordum. Bu düşüncemi canlandıran masum bakışlar ve eğitime aç olan bu minikler oldu. Sınıftaki malzemeleri köy şartlarında topladık. Çocukların hayal kurabilecekleri, yaratıcı düşünmelerine yardımcı olacak ve kendilerini mutlu hissedecekleri alanlar yaratıyorum” diye anlatıyor.

Bilim, sanat, fen, teknoloji, kültür, spor, akıl oyunları, tarım, kodlama, yaratıcı drama derslerini müfredatına ekleyen Kartal, köy okulunda jimnastik, yoga dersleri veriyor. Okulun bahçesine öğrencileriyle birlikte 81 ili temsilen 81 ağaç diken Kartal, bahçeye kurduğu projeksiyonla film günleri düzenliyor. Okul bahçesine sebze tarlası, kümes kuran, çocuklarla birlikte konserve, turşu, reçel hazırlayan, bilgisayar, robotik ve kodlama eğitimi de veren Kartal, hayatında köyün dışına çıkmamış öğrencilerini her yıl Çanakkale Şehitliğine, Bandırma Vapuruna, Anıtkabir’e götürüyor.

Kartal, “Çocukluk yıllarından beri öğretmen olmak istiyordum. Mesleğimin 10. yılında hâlâ büyük bir aşkla görevimi yapıyorum.” diyor.

“Konuşamaz” denilen çocuğa şan ders verdi: Opera sanatçısı ve dünya birincisi oldu

Bir diğer pes etmeyen öğretmen ise İzmir Otizm Orkestrası ve Korosu Kurucu Şefi, Müzik Öğretmeni Orçun Berrakçay.

Yıllardır otizmli çocuklara gönüllü şan ve enstrüman dersleri veren müzik öğretmeni Berrakçay, İzmir'de 1,5 yaşındayken otizm teşhisi konan, ağır seyredeceği için konuşamayacağı da söylenen otizmli Recep Ege Altıncıoğlu’nın hayatını değiştirdi. Altıncıoğlu bugün 23 yaşında, yüksek lisans öğrencisi bir opera sanatçısı.

Berrakçay, İzmir Otizm Orkestrası ve Korosu’nu kurduğunda otizmi çocukların kendi kabuğundan çıkmasını hedefliyordu. Dört çocukla çıktığı yolda bugün sayısız otizmli çocuk, bir müzik aleti çalmayı ve sahnede şarkı söylemeyi öğreniyor. Bu öğrencilerden biri de Recep Ege Altıncıoğlu... Öğrencisine küçük yaşlardan itibaren şan dersleri veren, yıllarca eğitimi ve kişisel gelişimiyle birebir ilgilenen Berrakçay, Kanada’da düzenlenen Vanka Otizm Festivalindeki Müzik Yarışmasına hazırladığı öğrencisinin Şan Bölümünde Dünya Birincisi olmasını sağladı. Bu başarının ardından hız kesmeyen ve lisans eğitimine başlayan Altıncıoğlu’yu konservatuvar ve yüksek lisans sınavlarına hazırlayan yine öğretmeni Orçun Berrakçay oldu. Opera ve Şan Bölümünü başarıyla tamamlayan Altıncıoğlu, yıllardır sayısız ulusal ve uluslararası konsere katılıyor, dev organizasyonlarda öğretmeninin desteğiyle sahne alıyor, otizmli bir opera sanatçısı olarak harikalar yaratıyor.

Berrakçay’ın şimdiki hayali, gönüllü korosuyla kurduğu oluşumu bir müzik akademisine dönüştürmek. Berrakçay gibi öğretmen olmayı seçen otizmli Altıncıoğlu da “Ben de öğretmenimin izinden giderek otizmli küçük çocuklara ders veriyorum. Eğitimim bitince hem operaya devam edeceğim hem de engelli kardeşlerime öğretmenlik yapacağım” diyor.

Hızlı koştuğunu fark etti, yetiştirdi: O şimdi Avrupa şampiyonu

İstanbul’da beden eğitimi öğretmeni olarak görev yaparken hızlı koştuğunu fark ettiği öğrencisinin hayatını değiştiren kahraman öğretmenin adı ise Samet Eğribel…

Eğribel, Beden Eğitimi ve Spor Bölümünde lisansını, Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Hareket ve Antrenman Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra çocukluk hayalini gerçekleştirmek için Millî Eğitim Bakanlığna öğretmenlik başvurusunda bulundu. İlk görev yeri ise Esenler’deki Örfi Çetinkaya Ortaokulu oldu. Okul futbol takımını çalıştırmaya başlayan Eğribel, hızı ve atletik performansı nedeniyle Oğuzhan Kaya ile özel olarak ilgilenmeye başladı. Kaya şimdi 19 yaşında, milli sporcu. Spor Akademisi öğrencisi. Üstelik adı Türkiye spor tarihine altın harflerle geçti; 2019’da İsveç’te düzenlenen U20 Avrupa Şampiyonasında Türkiye’ye ilk kez altın madalya getiren takımın ilk koşucusuydu.

Kaya’nın bu başarıları öğretmeni Eğribel’in kendisindeki ışığı keşfettiği güne bağlı. Öğretmeni Kaya’yı ilçe ve ilde düzenlenen koşu yarışlarına hazırladı. Kaya aslında katıldığı ilk yarışta elendi çünkü tüm yarışmacılar çivili ayakkabılar ve özel giysilerle koşarken, onun ayağında günlük spor ayakkabılar, normal spor giysileri vardı. Yarış kurallarını bile bilmiyordu. Eğribel o günü “Kendi imkânlarımızla başardık, okulun ve ailesinin iznini bile zor alıyorduk. İlk yarışında kaybettiğinde çok ağladı. Ama ben ilk koşuda söyledim: ‘Sen şampiyon olacaksın’ dedim. O gün bizi izleyen Galasataray Spor Kulübü, Oğuzhan’ı takımına çağırdı” diye anlatıyor.

Kaya halen lisanslı sporcusu olduğu Galatasaray Spor Kulübünde sayısız yarışa katıldı, birçok ulusal ve uluslararası başarısı, madalyaları var. O günden bu yana da öğretmeniyle hiç ayrılmadılar. Kaya’nın şimdiki hedefi 2022 dünya şampiyonasını kazanmak. Hayali ise, antrenörlük ve beden eğitimi öğretmenliği yapmak. “Ben bir mucizeyim. Beden eğitimi öğretmenim beni gördü, onun sayesinde ben buralardayım. Koşabildiğim kadar koşmak ve kazanmak, sonra başkalarının mucizesi olmak istiyorum” diyor.

> Pes etmeyen 3 öğretmenin özel hikayesi

Maltepe Üniversitesi, 24 Kasım Öğretmenler Gününde Türkiye’nin dört bir yanında pes etmeyen öğretmenleri buldu, ilham veren hikâyelerini ekrana taşıdı.

hasan_kartalTürkiye’nin kahraman öğretmenleri, bir kara tahtadan ibaret köy okulunu baştan inşa ediyor, hızına hız katıp Avrupa şampiyonluğuna taşıyor, “konuşamaz” denilen öğrencisini opera sanatçısı olarak dünya birincisi yapıyor... Öğrencilerinin kaderini değiştiren öğretmenler Türkiye’nin geleceğini alın teriyle, sevgiyle ve emekle çiziyor… Maltepe Üniversitesi, 24 Kasım Öğretmenler Gününde pes etmeyen kahraman öğretmenlerin hikâyelerini ölümsüzleştirmeyi sürdürüyor.

Millî Eğitim Bakanlığının desteği, Vanilla Media’nın yapımcılığında gerçekleşen 24 Kasım Öğretmenler Günü kısa film projesi için Şırnak’tan Konya’ya, Muş’tan Antalya’ya Anadolu’nun dört bir yanında görev yapan örnek öğretmenlerin peşine düşüldü. Zorluklara ve yokluklara rağmen asla pes etmeyen öğretmenlerin ilham veren hikâyeleri ekrana taşındı.

İzmir, İstanbul ve Diyarbakır’da günler süren çekimlerde kameranın karşısına geçenler ise öğrenciler oldu. “Kendi Hikâyeni Yaz” sloganıyla hayata geçirilen filmlerde bu yıl;

- Diyarbakır’ın Kumrucuk Köyü’nde yaşayan Azra Tosun, kara tahta ve sıralardan oluşan bir sınıftan ibaret okulu bir yaşam, bilim ve sanat merkezine çeviren köy öğretmeni Hasan Kartal’ı,

- İzmir’de otizmli opera bölümü öğrencisi Recep Ege Altıncıoğlu, kendisini konservatuvara ve dünya birinciliğine taşıyan Müzik Öğretmeni Orçun Berrakçay’ı,

- İstanbul’da 20 yaş altı genç atletler 4x400 koşusunda Türkiye’ye ilk kez Avrupa şampiyonluğunu getiren milli sporcu Oğuzhan Kaya, kendisini keşfeden ve yetiştiren beden öğretmeni Samet Eğribel’i anlatıyor…

“Türkiye’nin fedakâr öğretmenlerine teşekkür ediyoruz”

Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar, 2018’den bu yana ilham veren öğretmen hikâyelerinin ekrana taşındığını hatırlatarak, “Başta Atatürk olmak üzere Türkiye’nin tüm fedakâr öğretmenlerine teşekkür etmek amacıyla çıktığımız yolda yeni hikâyelerle güç bulmaya devam ediyoruz. 24 Kasım Öğretmenler Günü kutlu olsun” dedi.

Pes etmeyen kahramanların hikâyelerine küresel salgın koşullarına rağmen ara verilmediğini anlatan Karasar, şöyle konuştu: “Dünya çapında çok zor, travmatik günlerden geçiyoruz. Koronavirüsle mücadele sürecinde çocuklarımızın elini bırakmayan, eğitimin gücüyle bizleri ayakta tutan öğretmenlerimize ne kadar teşekkür etsek az. Tüm kahraman öğretmenlerimizi temsilen seçtiğimiz üç eğitimcinin hikâyesi Türkiye’ye armağan olsun.”

İşte o öğretmenler ve hayatları değişen öğrencilerin hikâyeleri…

Sınıfta robotik, bahçede tarım, avluda yoga

Diyarbakır'ın Sur ilçesine bağlı Kumrucuk Köyü'nde öğretmenlik yapan Hasan Kartal, 31 öğrencili köy okulunun birleştirilmiş sınıfında mucizeler yaratıyor. Kartal, baştan aşağı yenilediği okulu âdeta bir bilim, sanat ve yaşam merkezine çevirdi. Öğretmen Kartal’ı filmde 10 yaşındaki öğrencisi Azra Tosun anlattı. Tosun, “Öğretmenim bize mutlu olmayı öğretiyor. Ben de öğretmen olacağım, köy çocuklarının hayallerini gerçekleştireceğim. Çünkü çocukların hayalleri gerçek olmalı.” dedi.

Kartal, altı yıl önce atandığı köy okulunun fiziki yapısını; bilimi, sanatı, tiyatroyu, edebiyatı, matematiği, Atatürk’ü düşünerek baştan tasarladı. Kartal, bu süreci “Sınıf olarak adlandırılan çevrenin soğuk dört duvardan ibaret veya sadece sıra masa ve kara tahtadan oluşan bir yer olmaması gerektiğini hep düşünüyordum. Bu düşüncemi canlandıran masum bakışlar ve eğitime aç olan bu minikler oldu. Sınıftaki malzemeleri köy şartlarında topladık. Çocukların hayal kurabilecekleri, yaratıcı düşünmelerine yardımcı olacak ve kendilerini mutlu hissedecekleri alanlar yaratıyorum” diye anlatıyor.

Bilim, sanat, fen, teknoloji, kültür, spor, akıl oyunları, tarım, kodlama, yaratıcı drama derslerini müfredatına ekleyen Kartal, köy okulunda jimnastik, yoga dersleri veriyor. Okulun bahçesine öğrencileriyle birlikte 81 ili temsilen 81 ağaç diken Kartal, bahçeye kurduğu projeksiyonla film günleri düzenliyor. Okul bahçesine sebze tarlası, kümes kuran, çocuklarla birlikte konserve, turşu, reçel hazırlayan, bilgisayar, robotik ve kodlama eğitimi de veren Kartal, hayatında köyün dışına çıkmamış öğrencilerini her yıl Çanakkale Şehitliğine, Bandırma Vapuruna, Anıtkabir’e götürüyor.

Kartal, “Çocukluk yıllarından beri öğretmen olmak istiyordum. Mesleğimin 10. yılında hâlâ büyük bir aşkla görevimi yapıyorum.” diyor.

“Konuşamaz” denilen çocuğa şan ders verdi: Opera sanatçısı ve dünya birincisi oldu

Bir diğer pes etmeyen öğretmen ise İzmir Otizm Orkestrası ve Korosu Kurucu Şefi, Müzik Öğretmeni Orçun Berrakçay.

Yıllardır otizmli çocuklara gönüllü şan ve enstrüman dersleri veren müzik öğretmeni Berrakçay, İzmir'de 1,5 yaşındayken otizm teşhisi konan, ağır seyredeceği için konuşamayacağı da söylenen otizmli Recep Ege Altıncıoğlu’nın hayatını değiştirdi. Altıncıoğlu bugün 23 yaşında, yüksek lisans öğrencisi bir opera sanatçısı.

Berrakçay, İzmir Otizm Orkestrası ve Korosu’nu kurduğunda otizmi çocukların kendi kabuğundan çıkmasını hedefliyordu. Dört çocukla çıktığı yolda bugün sayısız otizmli çocuk, bir müzik aleti çalmayı ve sahnede şarkı söylemeyi öğreniyor. Bu öğrencilerden biri de Recep Ege Altıncıoğlu... Öğrencisine küçük yaşlardan itibaren şan dersleri veren, yıllarca eğitimi ve kişisel gelişimiyle birebir ilgilenen Berrakçay, Kanada’da düzenlenen Vanka Otizm Festivalindeki Müzik Yarışmasına hazırladığı öğrencisinin Şan Bölümünde Dünya Birincisi olmasını sağladı. Bu başarının ardından hız kesmeyen ve lisans eğitimine başlayan Altıncıoğlu’yu konservatuvar ve yüksek lisans sınavlarına hazırlayan yine öğretmeni Orçun Berrakçay oldu. Opera ve Şan Bölümünü başarıyla tamamlayan Altıncıoğlu, yıllardır sayısız ulusal ve uluslararası konsere katılıyor, dev organizasyonlarda öğretmeninin desteğiyle sahne alıyor, otizmli bir opera sanatçısı olarak harikalar yaratıyor.

Berrakçay’ın şimdiki hayali, gönüllü korosuyla kurduğu oluşumu bir müzik akademisine dönüştürmek. Berrakçay gibi öğretmen olmayı seçen otizmli Altıncıoğlu da “Ben de öğretmenimin izinden giderek otizmli küçük çocuklara ders veriyorum. Eğitimim bitince hem operaya devam edeceğim hem de engelli kardeşlerime öğretmenlik yapacağım” diyor.

Hızlı koştuğunu fark etti, yetiştirdi: O şimdi Avrupa şampiyonu

İstanbul’da beden eğitimi öğretmeni olarak görev yaparken hızlı koştuğunu fark ettiği öğrencisinin hayatını değiştiren kahraman öğretmenin adı ise Samet Eğribel…

Eğribel, Beden Eğitimi ve Spor Bölümünde lisansını, Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Hareket ve Antrenman Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra çocukluk hayalini gerçekleştirmek için Millî Eğitim Bakanlığna öğretmenlik başvurusunda bulundu. İlk görev yeri ise Esenler’deki Örfi Çetinkaya Ortaokulu oldu. Okul futbol takımını çalıştırmaya başlayan Eğribel, hızı ve atletik performansı nedeniyle Oğuzhan Kaya ile özel olarak ilgilenmeye başladı. Kaya şimdi 19 yaşında, milli sporcu. Spor Akademisi öğrencisi. Üstelik adı Türkiye spor tarihine altın harflerle geçti; 2019’da İsveç’te düzenlenen U20 Avrupa Şampiyonasında Türkiye’ye ilk kez altın madalya getiren takımın ilk koşucusuydu.

Kaya’nın bu başarıları öğretmeni Eğribel’in kendisindeki ışığı keşfettiği güne bağlı. Öğretmeni Kaya’yı ilçe ve ilde düzenlenen koşu yarışlarına hazırladı. Kaya aslında katıldığı ilk yarışta elendi çünkü tüm yarışmacılar çivili ayakkabılar ve özel giysilerle koşarken, onun ayağında günlük spor ayakkabılar, normal spor giysileri vardı. Yarış kurallarını bile bilmiyordu. Eğribel o günü “Kendi imkânlarımızla başardık, okulun ve ailesinin iznini bile zor alıyorduk. İlk yarışında kaybettiğinde çok ağladı. Ama ben ilk koşuda söyledim: ‘Sen şampiyon olacaksın’ dedim. O gün bizi izleyen Galasataray Spor Kulübü, Oğuzhan’ı takımına çağırdı” diye anlatıyor.

Kaya halen lisanslı sporcusu olduğu Galatasaray Spor Kulübünde sayısız yarışa katıldı, birçok ulusal ve uluslararası başarısı, madalyaları var. O günden bu yana da öğretmeniyle hiç ayrılmadılar. Kaya’nın şimdiki hedefi 2022 dünya şampiyonasını kazanmak. Hayali ise, antrenörlük ve beden eğitimi öğretmenliği yapmak. “Ben bir mucizeyim. Beden eğitimi öğretmenim beni gördü, onun sayesinde ben buralardayım. Koşabildiğim kadar koşmak ve kazanmak, sonra başkalarının mucizesi olmak istiyorum” diyor.

Son Güncelleme: Cuma, 20 Kasım 2020 12:01

Gösterim: 4556

Gamze Çetinkaya Aydın - TEDMEM

covid_tedmemKüresel çapta bir krize neden olan COVID-19 salgını nedeniyle, 17 Nisan 2020 itibarıyla dünya genelinde 191 ülkede okullar kapatıldı ve 1.724.657.870 öğrenci bu süreçten etkilendi1. Eğitim sistemlerinin daha önce hiç karşılaşmadığı ve hazırlıksız olduğu bu kriz sürecinde pek çok ülkede öğrenme kaybını en aza indirebilmek adına çeşitli tedbirler alındı ve uzaktan eğitim uygulamaları hayata geçirildi. Pek çok öğretmen bir şeyler öğretmek veya öğrencilerine destek olmak için daha önce uzaktan eğitim araçlarını ve uygulamalarını hiç kullanmamıştı. Öğretmenler bir yandan mesleki olarak alışık oldukları yüz yüze iletişim dışında farklı yöntem ve araçlarla öğrencilerinin öğrenmesini ve iyi olma halini desteklemek, diğer yandan salgının kendi yaşamlarında ortaya çıkardığı sosyal ve psikolojik güçlüklerle baş etmek durumunda kaldı.

25 Mart 2020 tarihli verilere göre dünya genelinde okulların kapatılmasından etkilenen öğretmen sayısı yaklaşık 63 milyon2. Aniden uygulamaya koyulan uzaktan eğitim uygulamalarına olan yabancılık, salgın ile ilgili endişeler ve öğrencilere destek olma kaygısı, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler için işsiz kalma olasılığı ve maddi kaygılar öğretmenler için bu süreci oldukça stresli hale getiriyor. Üstelik -okullar arası farklılıklar olmakla birlikte- Türkiye dâhil pek çok ülkede öğretmenler bu süreci oldukça sınırlı bir destekle şekillendirmeye çalışıyor. Zira merkezi veya yerel yönetimler de hazırlıksız olarak yakalandıkları bu krizde önceliği öğrencilere uzaktan eğitim vermek için gerekli altyapı, program ve içerikleri ve hazırlamaya vermek durumunda kalıyor.

Uzaktan eğitim sürecinde öğretmenler

COVID-19 salgını yüzünden neredeyse dünya genelinde tüm okullar kapatıldı. Ancak pek çok ülkede öğretim bütünüyle durdurulmadı, ülkeler ve okullar uzaktan eğitim uygulamalarına yöneldi. Televizyon, çevrimiçi platformlar, internet, mobil uygulamalar gibi teknolojik araçlar kullanılarak öğrencilerin eğitim öğretim süreçlerinden tamamıyla kopmaması için çeşitli tedbirler alındı. Türkiye dâhil pek çok ülke okulların kapanmasının ardından çok hızlı bir biçimde uzaktan eğitime başladı. Bu süreçte öğretmenlerin de öğrencilere akademik olarak destek olması, uzaktan eğitim sürecine dâhil olması bekleniyor. Ancak pek çok ülkede öğretmenlerin öğrencileriyle iletişime geçmesi istense bile öğretmenlere “uzaktan eğitim” ile ilgili eğitim sağlanan ülke sayısı çok sınırlı; Avrupa ve Asya’da ülkelerin yalnızca %20 ila %30’unda öğretmenlere uzaktan eğitimle ilgili eğitim veriliyor 3.

Bugüne kadar hiç böyle bir deneyimi olmayan, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim süreçlerinde böyle bir krizle nasıl baş edileceğine dair yeterli eğitim almayan pek çok öğretmen bu sürece oldukça hazırlıksız yakalandı. Pek çok ülkede öğretmenlerin inisiyatif alarak bu süreci kendi başına yürütmesi bekleniyor ve öğretmenler yeterli desteği göremiyor. Uzaktan eğitim sağlama yeterlikleri ve becerileri kısıtlı olan öğretmenler bu süreci tek başına etkili bir biçimde yürütmede güçlüklerle karşılaşıyor. Ayrıca Türkiye’de ve pek çok ülkede dijital araçlara erişim ve bu araçları kullanabilme yeterlikleri açısından öğretmenler arasında önemli farklar bulunduğu da biliniyor. Öğretmenler arasındaki farklara ek olarak okulun sahip olduğu kaynaklar, öğrencilerin dijital araçlara erişim durumu ve kullanma yeterlikleri, okulun ve öğrencilerin sosyo-ekonomik profili, öğretmenlerin uzaktan eğitim sürecini nasıl geçirdiğini önemli ölçüde etkiliyor. Özellikle dezavantajlı bölgelerde ve okullarda görev yapan öğretmenler bu süreçte daha fazla zorlukla karşılaşıyor ve öğrencilerine ulaşma konusunda bile oldukça sıkıntı çekiyor.

Kaldı ki öğretmenler yeterli teknolojik becerilere sahip olsa ve tüm öğrencilere iletişim kanalları aracılığıyla ulaşabilse bile uzaktan eğitim bazı yaş grupları, sınıf seviyeleri, dersler ve öğrenciler için yetersiz kalabilmektedir. Ayrıca, uzaktan eğitimde kullanılacak pedagojik yöntem ve stratejiler sınıf ortamında kullanılanlardan daha farklı olmak durumundadır. Öğrencilerin katılımını ve motivasyonunu sağlamak, öğrenmeyi takip etmek, öğrencilere uzaktan destek olmak için öğretmenlerin farklı yöntemler kullanması ve daha fazla çaba harcaması gerekir. Farklı öğrencilerin ihtiyaçlarına göre öğretimi düzenlemek sınıf ortamında bile oldukça zorluyken, bunu uzaktan sağlamaya çalışmak –hele de yeterli hazırlık yapılamamışken- öğretmenlerin işini çok daha zor hale getiriyor ve öğretmenler üzerinde baskı oluşturuyor.

Türkiye’de çoğu öğretmen için uzaktan eğitim süreci, öğrencilerinden tamamıyla kopuş anlamına geliyor. Öğrenciler uzaktan eğitim içeriklerini EBA TV üzerinden takip ediyor veya takip ettiklerini varsayıyoruz. Öyle ki, bazı öğretmenlerin öğrencileriyle iletişim kurmaları, onların ne yaptıklarını izlemeleri, onlara destek sağlayabilmeleri mümkün değil. Bu sorun özellikle kırsal kesimde, dezavantajlı ailelerin çocuklarının devam ettiği okullarda daha belirgin hale geliyor. Öğretmenler için özellikle küçük yaştaki öğrencilere öğrenme desteği, sosyal ve duygusal destek sağlamak oldukça güç. Öğretmenlerin bir kısmının öğrencileriyle bağının tamamıyla kopmuş olması, okullar yeniden açıldığında karşılaşacakları güçlükler, uzaktan eğitime rağmen yaşanacak öğrenme kayıpları, öğrencilerin bir kısmı için yetersiz bilgi ve beceri ile öğrencinin öğrenmesine destek olmaya çabalayan ebeveynlerin veya aile bireylerinin bu çabalarının sonucunda yanlış öğrenme veya kavram yanılgılarının oluşması gibi olası sonuçlar öğretmenlerde endişeye neden olabilir.

Diğer yandan yelpazenin diğer ucunda öğretmenler sanal ortamda, iletişim teknolojilerinin de kolay erişilebilir olması ile okulların açık olduğu, eğitim öğretimin sınıfta sürdürüldüğü duruma göre çok daha yoğun bir iş yoğunluğu, talep ve beklentilerle baş etmek zorunda kalmakta. Okulların kapanması ile birlikte ebeveynlerin çocuklarının öğrenmesi ve gelişimi ile ilgili kaygılarının artması, öğretmenlerden daha çok ilgi ve kendi çocuklarına daha çok zaman ayırma talebine dönüşmektedir. Rekabetçi bir okul ve eğitim kültürünün hâkim olduğu bir toplumda ne yazık ki ebeveynlerin okulları, öğretmenleri ve kendi çocuklarını diğerleri ile kıyaslaması öğretmenler üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır. Bu baskının özel öğretim kurumlarında çok daha belirgin hale geldiği görülmektedir.

Öğretmenler için uzaktan eğitim desteği

Toplumun tüm kesimleri, farklı meslek grupları, üretim ve hizmet sektörlerinde çalışanlar salgın döneminde kendi sağlığının ve çevresindekilerin sağlığının korunmasının yanında bu süreci en az ekonomik, sosyal ve psikolojik kayıpla geçirmek için tedbirler alınmasını istiyor. Tüm insanlar için zorlu geçen COVID-19 salgını sürecinde önceliğin sağlık hizmetlerine ve bu sektörde çalışanlara verilmesi gerekiyor. Ancak bu süreç boyunca uzaktan eğitim çabalarını sürdüren, süreç sonrasında da öğrenme kayıplarının telafi edilmesi noktasında büyük görev düşen öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının da bu kriz döneminde iş güvencesinin devam etmesi, gelir kayıplarının önlenmesi, mesleki ihtiyaçlarının karşılanması için desteklenmesi gerekiyor4.

OECD tarafından 98 ülkeden toplam 330 eğitim çalışanı ve paydaşına okulların kapatıldığı bu kriz sürecinde eğitimle ilgili öncelikli müdahale alanlarına ilişkin görüşleri soruldu. Katılımcıların %84’ü bu süreçte öğrencilerin öğrenme sürecinin devamlılığının sağlanmasının oldukça önemli olduğunu bildirdi. Katılımcılar tarafından oldukça önemli olarak görülen diğer iki seçenek öğretmenlere profesyonel destek sağlanması (%77,9) ve öğretmenlerin iyi olma halinin sağlanması oldu (%77,6) 5.

OECD araştırmasının sonuçlarına paralel şekilde, bu süreçte öğretmenlerin en çok zorlandıkları konuların başında uzaktan eğitim uygulaması geliyor. Ülkelerin öğretmenleri bu süreçte yönlendirmek, onlara ihtiyaç duydukları desteği sağlamak, örnek uygulamalar sunmak, öğretmenler arası işbirliğinin uzaktan da yürütülmesine imkân verecek ortamlar oluşturmak gibi adımlar atması gerekiyor. Hem COVID-19 salgını boyunca hem de sonrasında öğretmenlere çok büyük görev düşüyor, bu nedenle öğretmenlere gerekli desteğin sağlanması büyük önem arz ediyor.

Bu süreçte kimi ülkelerde öğretmenleri desteklemek için çeşitli uygulamalar hayata geçirildi. Örneğin, Bulgaristan’da öğretmenler yerel eğitim kurumları tarafından destekleniyor. Ayrıca Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından uzaktan eğitimle ilgili çalışmalar, video dersler, eğitim programları ve etkinlikler içeren bir elektronik kütüphane öğretmenlerin hizmetine sunuldu. Kolombiya’da dijital öğrenmeyle ilgili çeşitli kaynakların paylaşılmasının yanı sıra uzaktan eğitim süreci başlamadan önce öğretmenlere hazırlık yapmaları için iki haftalık süre tanındı. Endonezya’da öğretmenler ve öğrenciler için ayrı televizyon kanalları üzerinden eğitim veriliyor. Meksika’da ise öğretmenlere özel bir televizyon programı hazırlanmasının yanı sıra öğretmenlere çevrimiçi dersler ve konferanslar aracılığıyla dijital eğitim veriliyor ve bu eğitimleri tamamlayan öğretmenler sertifika almaya hak kazanıyor https://www.worldbank.org/en/topic/edutech/brief/how-countries-are-using-edtech-to-support-remote-learning-during-the-covid-19-pandemic adresinden 14 Nisan 2020 tarihinde erişildi."6. Benzer şekilde pek çok ülkede eğitimle ilgili kaynaklar ve platformlar öğretmenlerin ücretsiz erişimine açıldı.

Pek çok ülkeye benzer şekilde, Türkiye’de de uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerden neler beklendiğine dair henüz net bir çerçeve çizilmedi. Öğrencilere EBA ve televizyon kanalları aracılığıyla uzaktan eğitim verilen bu süreçte, öğretmenler de kendi çabalarıyla öğrencilerine destek olmaya çalışıyor. MEB tarafından öğretmenlere yönelik hazırlanan uzaktan eğitim mesleki gelişim programları ise bilişim ağırlıklı olmasına karşın uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğine yönelik bir mesleki gelişim programı henüz duyurulmadı7. Bu süreçte önceliğin uzaktan eğitim uygulamalarına verilmesi çok anlaşılır olsa da, öğretmenlerin desteklenmesi için gerekli adımların da bir an önce atılması gerekiyor.

Öğretmenler için uzaktan eğitim önerileri

Pek çok öğretmen için oldukça yeni bir deneyim olan uzaktan eğitim sürecinin neden olduğu zorluklar, değişen derecelerde olsa da tüm öğretmenleri etkiliyor. Bu süreç öncesinde de teknolojik araçları aktif bir biçimde kullanan öğretmenler bile, öğretimle ilgili her şeyi bir anda çevrimiçi olarak yürütmeye çalışırken oldukça zorlandığını ifade ediyor https://www.kqed.org/mindshift/55710/teaching-without-schools-grief-then-a-free-for-all adresinden erişildi."8. Bu kapsamda, uzaktan eğitim sürecinde zorlanan öğretmenlere yol göstermesi için sunulan önerilerden bazıları şöyle 9:

  1. 1.Yeni araçlar kullanmak için acele etmeyin. Var olan öğretim materyallerini, ders kitaplarını ve çevrimiçi platformları kullanmaya gayret edin. Elinizdeki öğretim materyallerinin yetersiz kaldığı durumlarda alternatif araçlara yönelin.
  2. 2.Uzaktan yapacağınız görüşmelerde öğrenci sayısını düşük tutun. E-posta, sohbet programı, telefon veya diğer iletişim kanallarını kullanarak yapacağınız öğrenci görüşmelerinde katılımcı sayısını düşük tutmak görüşmelerin daha etkili olmasını sağlayacaktır. Her öğrenciyle her gün görüşmeniz elbette ki mümkün olmayacaktır ama haftada en az bir kez her bir öğrencinizle görüşmeye çalışın.
  3. 3.Öğrenciler arası işbirliğini sağlayın. Çevrimiçi platformları kullanarak öğrencilerin de birlikte çalışması sağlayın. Grup ödevleri ve çalışmaları aracılığıyla öğrencileriniz arasındaki iletişimi sürdürebilirsiniz.
  4. 4.Meslektaşlarınızla iletişimde olun. Birlikte çalıştığınız öğretmen arkadaşlarınızla fikirlerinizi, deneyimlerinizi, endişelerinizi paylaşmak sizler için rahatlatıcı olacaktır.
  5. 5.Ebeveynleri sürece dâhil etmeye çalışın. Evde eğitim sürecinin bir parçası olan ebeveynleri çocuklarıyla uzaktan eğitim süreciyle ilgili konuşmaları ve onları desteklemeleri için yönlendirin.
  6. 6.Dezavantajlı öğrencilerinize destek olun. Evinde teknolojik araçları olmayan, uzaktan eğitim sürecine aktif olarak katılmayan öğrencilerinizi basılı materyallerle ve alternatif yöntemlerle sürece dâhil etmeye çalışın.

Bu önerilerin bir kısmının hayata geçirilmesinin okulun öğretmene ihtiyacı olan imkân ve şartları sağlamasına bağlı olduğunun dikkate alınması gerekir. Örneğin, bazı öğrencilere basılı alternatif materyallerin sağlanmasının, söz konusu materyallerin okul tarafından teminine ve öğrenciye ulaştırılması için gerekli imkânların varlığına bağlı olduğu açıktır.

Öğretmenlerin iyi olma hali

COVID-19 salgını nedeniyle tüm dünya çok büyük bir stres altında. Hastalığın henüz kesin bir tedavisinin olmaması, vaka ve ölüm sayılarının her geçen gün artması, karantina sürecinin ne kadar uzayacağının bilinmemesi, yaşanan ve yaşanacak olan ekonomik kayıplar ve krizler, insanların sağlığını ve sevdiklerini kaybetme korkusu dünya genelinde tüm insanları psikolojik olarak zorluyor. Bu sürecin sonunda pek çok insanın depresyon, travma sonrası stres, asabiyet, kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklara sahip olacağı tahmin ediliyor 10.

Elbette ki öğretmenler ve öğrenciler de bu süreçten oldukça fazla etkileniyor. Bir yandan stresle baş etmeye çalışan öğretmenler bir yandan da stres altındaki öğrencilerine yardımcı olmaya çalışıyor. Zaten stres altında olan öğrencilerle uzaktan eğitimi sürdürürken onları ödev ve etkinliklere boğmamaya, süreçten soğutmamaya, motive etmeye ve desteklemeye çalışmak öğretmenlerin karşılaştığı başlıca zorluklar olarak görülüyor. Sınıf ortamında bile disiplini sağlamak, her öğrencinin gelişimini takip etmek, düzeni sağlamak, öğrenme açıklarını tespit edip telafi etmeye çalışmak öğretmenler için oldukça zorlu bir mücadeleyken, bunu uzaktan yürütmek öğretmenlerin hem iş yükünü artırıyor hem de öğretmenler için ekstra stres oluşturuyor.

Öğretmenlerin pek çoğu yabancı oldukları uzaktan eğitim sürecine adapte olmaya ve yaşadıkları zorluklarla baş etmeye çalışırken, ayrıca okul yönetimi ve öğrenci velilerinin beklentilerini de karşılamaya çalışıyor. Üstelik hazır olmadan kendilerini içinde buldukları ve çoğunlukla yalnız yürütmeye çalıştıkları bu süreçte yaşadıkları zorluklarla ilgili haksız eleştirilere de maruz kalıyorlar. Bir yandan devam eden sınav baskısı, bir yandan velilerin bu süreçte sürekli destek beklemesi, bir yandan tüm öğrencilere erişme ve yetişme kaygısı, bir yandan uzaktan öğretim planlamanın zorlukları öğretmenler üzerinde çok ciddi bir baskı ve stres oluşturuyor. Salgın sürecinin sonunda, okula dönüşte de öğretmenleri yaşanan öğrenme kayıplarını telafi etme ve öğrenciler arasındaki farkları azaltmaya çalışma noktasında oldukça zorlu günler bekliyor. Uluslararası kuruluşlar, şimdiden salgın sonrası okula dönüşte salgının ortaya çıkardığı veya artmasına sebep olduğu öğrenme farklılıklarının, eşitsizliklerinin azaltılması için acil olarak planlama yapılması ve öğretmenlerin hazırlanması gerektiğine dikkat çekiyor https://en.unesco.org/news/unesco-futures-education-commission-urges-planning-ahead-against-increased-inequalities adresinden erişildi."11.

COVID-19 salgınının psikolojik etkilerinin yanı sıra dünya genelinde pek çok sektör ve çalışan salgının ekonomik sonuçlarıyla baş etmeye çalışıyor. Kriz nedeniyle işsiz kalan, ücretsiz izne çıkarılan ve/veya bu süreçte iş yerini kapatmak zorunda kalan pek çok insan sağlıkla ilgili kaygıların yanı sıra maddi kaygılarla da boğuşuyor. Hem salgın süreci boyunca hem de süreç sonrasında dünyanın her yerinde ve hemen hemen her sektörde maddi sıkıntılar yaşanması bekleniyor. Konaklama ve yemek hizmetleri, emlak, üretim, toptan ve perakende satış hizmetleri, otomotiv gibi sektörlerin bu krizden en ağır darbeyi alması beklenirken, eğitim şu an için en az zarar göreceği tahmin edilen sektörlerden biri12. Ancak diğer sektörlerdeki ekonomik kayıpların devlet okullarını kamu finansmanı ve hane halkı eğitim harcamaları yönüyle etkilemesi beklenirken, özel öğretim kurumlarında da doğrudan finansman yapısını bozucu etkileri görülebilir. Salgının özel öğretim kurumları üzerindeki parasal etkileri, salgının diğer sektörlerdeki üretimi ve hizmeti engelleyici etkilerinin ne kadar süreceğine bağlı olarak, önümüzdeki aylarda daha net olarak görülebilecektir.

Salgın sürecinde sözleşmeli öğretmen, yardımcı personel, ücretli öğretmen gibi kadrolarda görev yapan pek çok eğitim çalışanı maddi kaygılarla karşı karşıya. Örneğin, Kanada’nın Alberta eyaletinde eğitime ayrılan kaynakların bir kısmı geçici bir süreliğine COVID-19 salgınıyla mücadeleye aktarıldı. Bunun bir sonucu olarak yardımcı öğretim personeli olarak çalışan binlerce insanın nisan ayı sonunda işsiz kalması bekleniyor https://globalnews.ca/news/6746803/alberta-school-funding-redirected-covid-19/ adresinden erişildi."13. Türkiye’de ise kadrolu ve sözleşmeli olarak görev yapan öğretmenlerin yanı sıra ücretli öğretmen ve usta öğretici olarak görev yapan öğretmenlerin de uzaktan eğitim çalışmalarına katkı sağlayacağı ve maaş almaya devam edeceği duyuruldu 14. Ayrıca kamuda görev yapan yönetici ve öğretmenlerin “COVID-19 salgını nedeniyle eğitim kurumlarının kapatıldığı günlerde üzerlerinde bulunan ek ders görevlerini yapmış sayılarak karşılığında ek ders ücretinden yararlandırılacağı” karara15. Dolayısıyla, şu aşamada kamuda görevli öğretmenler için işsizlik kaygısı söz konusu değil. Ancak özel sektörde görev yapan öğretmenler için bir garanti verilebilmesi elbette ki söz konusu değil. Özellikle rehabilitasyon merkezi, kreş gibi kurumlardaki öğretmenler bu süreçte maddi sıkıntılar yaşama riskiyle karşı karşıya. Finansman yapısı bozulan özel eğitim ve öğretim kurumlarındaki öğretmenlerin ve diğer eğitim çalışanlarının iş ve gelir güvencelerinin sağlanması için acil olarak tedbirler alınması gerekmektedir.

Öğretmenlerin iyi olma halinin desteklenmesi

COVID-19 salgını sürecinde ve sonrasında öğretmenlerin psikolojik olarak da desteklenmesi büyük önem taşıyor. OECD tarafından yapılan COVID-19 salgını sürecinde eğitim alanında öncelik verilmesi gereken müdahalelerle ilgili araştırmanın sonuçları da öğretmenlerin iyi olma halinin sağlanmasının eğitim çalışanları ve paydaşları tarafından oldukça önemli görüldüğünü gösteriyor 16. Hem salgının psikolojik etkileri hem de uzaktan eğitim sürecinin yarattığı stres bu süreçte öğretmenler için oldukça yıpratıcı bir hale geliyor. Bu nedenle, eğitim çalışanlarının fiziksel ve ruhsal sağlığının takip edilmesi ve desteklenmesi, stres altındaki öğretmenler için süreç boyunca ve sonrasında destek mekanizmaları oluşturulması, öğretmenlere bu süreçten olumsuz etkilenen öğrencileri belirleyebilmesi ve onlara yardımcı olabilmesi adına destek sağlanması ve bu krizin psikososyal etkileriyle ilgili eğitim verilmesi gibi uygulamaların hayata geçirilmesi gerekiyor17. Dünya Sağlık Örgütü de sağlık personeli, karantina alanlarında çalışan ekipler, müdahale ekipleri gibi çalışanların yanı sıra öğretmenlerin de “psikolojik ilk yardım” konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini ifade18.

Okul yöneticilerinin de birlikte çalıştığı öğretmenlere bu zorlu süreçte destek olması gerekiyor. Okul yöneticileri için sunulan bazı öneriler şöyle19:

  1. 1.Öğretmenlerin bu süreçteki ihtiyaçlarına kulak verin.
  2. 2.Öğretmenlerin bu süreçte yaşadığı zorlukları dinleyin, anlamaya ve yardımcı olmaya çalışın.
  3. 3.Bu süreçte okulla ilgili alınacak kararlara öğretmenleri dâhil edin.
  4. 4.Bu süreçte öğretmenlerin uzaktan yürütmesini istediğiniz görevleri gerekçelendirin.

Öğretmenlerin bu dönemde yetkililer ve okul yöneticileri tarafından desteklenmesinin yanı sıra veliler tarafından da destek görmesi oldukça önemli. Öğretmenlerin uzaktan eğitim çalışmalarına yönelik rencide edici, meslek onurunu ve itibarını zedeleyici nitelikte eleştiri ve paylaşımlardan uzak durulması, bu süreçte yaşanan öğrenme kayıplarıyla ilgili tüm sorumluluğun öğretmenlere yüklenmemesi, gelecek sınavlardaki performansları ile ilgili baskı yapılmaması öğretmenlerin üzerindeki stresin azalmasına yardımcı olabilir. Zira bu öğretmenler için önceden planlanmış bir uzaktan eğitim süreci değil; ani gelişen bu duruma uyum sağlamaya çalışan öğretmenlere karşı anlayışlı ve destekleyici olunması gerekiyor. Unutulmamalıdır ki, bu kriz sona erdiğinde, çocuklar tekrar okula dönecek ve sosyal medyada adeta linç edilen öğretmenlerle eğitim öğretime devam edecek. Bu krizle birlikte öğretmenler sınıf ortamından çıkıp, sadece öğrenciyle değil, sanal olarak ebeveynlerle ve bütün aileyle birlikte eğitim öğretime devam edilen bir ortama geçti. Yapılan her türlü eleştirinin, görüntülerin sosyal medya veya çeşitli kanallardan paylaşılmasının öğretmenin ve bazen de çocukların kişisel haklarının ihlali olabileceğinin bilinmesi yanında, öğretmenlik mesleğinin itibarını da zedelediğinin bilinmesi, toplumsal bir mutabakat olarak bu davranışlardan kaçınılması gerekiyor.

Son olarak, öğretmenlerin bunca stresle başa çıkmaya çalıştığı bir dönemde, en azından maddi kaygılarının olmaması öğretmenlerin iyi olma halinin desteklenmesi açısından oldukça önemli. Türkiye bu açıdan oldukça olumlu bir adım atarak süreçten olumsuz etkilenme kaygısı olan ücretli öğretmenler de dâhil olmak üzere kamuda görev yapan öğretmenlerin mağduriyet yaşamayacağını ifade etti ve bu yönde gerekli düzenlemeleri yaptı. Üstelik ek ders ücretlerinin de kesilmemesiyle birlikte öğretmenlerin bu süreçte maddi açıdan strese girmelerinin önüne de geçilmiş oldu.

Öğretmenler için stresle başa çıkma önerileri

Öğretmenler mesleklerinin doğası gereği önceliği öğrencilere vermek ve onlara destek olmak konusunda kendilerini sorumlu hisseder. Ancak bireysel olarak stres altında olan ve kendisi çeşitli psikolojik zorluklar yaşayan bir kişinin başkalarına yardımcı olması mümkün değildir. Bu nedenle hem kendisi hem sevdikleri için kaygılanan, salgın sürecinin ve karantinada kalma durumunun yaşattığı zorluklarla başa çıkmaya çalışan öğretmenlerin öncelikle kendilerini korumaya çalışması gerekir. Bu süreçte uzmanlar tarafından öğretmenlere sunulan bazı önerilere aşağıda yer verilmiştir 20:

  1. 1.Hızlı gerçekleşen bu değişimler karşısında strese girmeniz ve kaygılanmanız oldukça normal. Değişime uyum sağlamak için kendinize zaman verin.
  2. 2.Okulların kapanması sürecinde öğretmenlerden ne beklendiğine dair bir belirsizlik konusu. Bu belirsizlikle başa çıkmak için: (a) kontrolünüz dışında gelişen durumlar için endişelenmeyin, kontrol edebildiğiniz durumlara odaklanın; (b) kendi rutinlerinizi oluşturmaya çalışın ve (c) meslektaşlarınızla iletişimde kalın, birbirinize destek olun.
  3. 3.Eğer bu sürecin olumsuz etkileriyle baş edemediğinizi düşünüyorsanız profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.

Tüm insanlar gibi öğretmenler için de bu süreçte öncelik kendilerinin ve diğer insanların fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak olmalı. Öğretmenlerin bu süreçte sakin kalması, öğrencileriyle iletişimde olması ve öğrencilerine akademik desteğin yanı sıra psikolojik destek de sağlaması oldukça önemli görülüyor. Öğretmenlerin bu desteği sağlayabilmesi de kendilerinin iyi olma haline ve dışarıdan görecekleri desteğe dayanıyor. Bu nedenle, bu sürecin yönetici, öğretmen, öğrenci, veli ve tüm eğitim paydaşları tarafından işbirliği içinde, özveriyle, anlayışla ve sükûnetle atlatılması sürecin olumsuz etkilerinin en aza indirilebilmesi için kritik önem taşıyor.

Değerlendirme ve öneriler

COVID-19 salgınının okullar ve eğitim üzerindeki etkileri, öğretmenler açısından alışılmış olan her şeye bir ara verilmesini, öğretme ve öğrenmenin geçici bir süre için de olsa tamamıyla yeniden biçimlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Öğretmenlerin içinde bulunduğu durum; okulların kapatıldığı bu süreçte hiçbir şekilde öğrencisine ulaşma ve destek olma şartlarına ve imkânına sahip olmayan öğretmenlerden, okulların açık olduğu “normal zamanlar”daki iş yoğunluğundan daha fazla iş yoğunluğuna sahip olan ve daha geniş bir yelpazedeki beklenti ve talepleri bilişim teknolojileri ve uzaktan öğrenme araçları marifetiyle karşılama ile ilgili güçlükler yaşayan öğretmenlere kadar çeşitlilik göstermektedir. “Kriz sonrası hiçbir şey aynı olmayacak” bugünlerin en yaygın kullanılan klişesi olabilir. Şu anda öğretmenlerin içinde bulunduğu durum, karşılaştıkları güçlükler, yaşadıkları kaygılar, öğrencileri desteklemek adına yapmaya çalıştıkları, yapabildikleri ve yapamadıkları kriz öncesi ile aynı değil. Öğretmenler öğrencilerinden fiziksel olarak uzakta ve bir kısmı daha önce hiç kullanmadığı yöntem ve teknolojileri kullanıyor, bir kısmı ise daha önce uzaktan erişim ve öğretme-öğrenme için daha önce kullandığı teknoloji, araç ve yöntemleri daha yoğun olarak kullanıyor. Bu süreç sadece öğretmenler için değil, kullandıkları teknoloji, araç ve yöntemler için de gerçek bir sınama anlamına geliyor. Bu anlamda, uzaktan öğretme-öğrenme teknoloji, araç ve yöntemlerinin gerçekten sadece onlara bağımlı kalınan bir durumda, nerede ne kadar işe yaradığını veya yetersiz kaldığını da test etme imkânı sunuyor. Ayrıca eğitim sistemlerinin teknoloji, araç ve yöntemleri kullanabilme kapasitesinin de test edilmesi anlamına geliyor.

Salgın süreci, öğretmenlere en acımasız eleştirilerin sunulması ile onların değerinin en çok anlaşılması tezatlığını bir araya getirdi. Salgın sürecini geride bırakıldığında hiçbir şeyin aynı olmayacağı doğru olabilir. Bu süreç sonrasıyla ilgili beklenti uzaktan öğretme-öğrenme teknoloji, araç ve yöntemlerinin öğrencinin öğrenmesinin desteklenmesinde daha çok, daha yaygın ve daha etkili kullanılmasıdır. Ayrıca salgın süreci, başta ebeveynler olmak üzere toplumun her kesimi için öğretmenlerin işinin daha iyi anlaşılması, çocuklarla olan bağlarının daha iyi kavranması, onların desteklenmesi ve takdir görmesi açılarından bir dönüm noktası olabilir. Öğretmenler açısından kriz süreci ve sonrasının onlar için nasıl bir anlam ifade edeceği, bu süreçte yaşananların onları mesleki ve kişisel olarak nasıl etkileyeceği büyük ölçüde merkezi yönetim düzeyinde ve kurumsal düzeyde izlenecek politikalara ve alınacak önlemlere bağlı olacaktır.

COVID-19 salgını ve sonrasında öğretmenlerin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi, öğretmenlerin iyi olma halinin ve öğretmenlik mesleğinin itibarının korunması sadece öğretmenler açısından değil, eğitim sistemlerinin geleceği açısından da hayati önem taşımaktadır. Uluslararası bir birlik olan UNESCO Öğretmen Görev Grubu, bu kriz süresince öğretmenlerin korunması, desteklenmesi ve takdir edilmesi için hükümetlere, eğitim yönetimlerine ve liderlere harekete geçme çağrısında bulundu. Salgın döneminde ve sonrasında öğretmenlerin desteklenmesi ve iyi olma halinin güvence altına alınması için sunulan öneriler şu şekilde özetlenebilir 21:

  1. 1.İş güvencesi ve gelir güvencesi sağlanmalıdır. Her ne kadar Türkiye’de kamuda çalışan öğretmenler için iş ve gelir güvencesi sağlanmış olsa da diğer eğitim çalışanları, geçici veya sözleşmeli statüde çalışanlar, çeşitli tedarikçiler açısından süresiz olarak işini ve gelirini kaybetme durumu söz konusu olabilmektedir. Kriz öğretmenlerin işten çıkarılması veya ücretlerini ve diğer özlük haklarını kaybetmeleri için bir gerekçe olamaz. Öğretmenler kadar yardımcı personelin de hakları korunmalıdır. Ayrıca özel öğretim kurumlarında istihdamın ve ücretlerin korunması için üç ay işten çıkarmayı engelleyen mevcut düzenlemenin ötesinde kurumsal ve finansal sürdürülebilirliği sağlayacak tedbirlerin alınması ve kriz dönemine özgü desteklerin sağlanması önem arz etmektedir.
  2. 2.Alınacak tedbirlerde ve sağlanacak desteklerde öğretmenlerin ve öğrencilerin sağlığı, güvenliği ve iyi olma hali öncelik olmalıdır. Kriz ortamında öğrencilere destek olmaya çalışmak ve onların öğrenmesinin sürekliliği için çabalamak öğretmenlere ilave bir stres yüklemektedir. Bu stresle baş etmek için öğretmenlerin de sosyal ve duygusal desteğe ihtiyacı vardır. Öğretmenlerin sosyal ve duygusal açıdan desteklenmesi için programlar ve eylem planları oluşturulmalıdır.
  3. 3.COVID-19 için oluşturulan eğitim tedbirlerine öğretmenler mutlaka dâhil edilmelidir. Okullar açıldığında yaşanacak yeniden uyum ve iyileşme sürecinde öğretmenler baş aktörler olacaktır. Bu nedenle öğretmenlerin planlama ve politika süreçlerine dâhil edilmesi gerekir. Aksi takdirde okullar yeniden açıldığında iyi bir başlangıç yapmak mümkün olmayabilir ve bu durum öğretmenler kadar öğrenciler için de uzun dönemli ve kalıcı kayıpların oluşmasına neden olabilir.
  4. 4.Öğretmenlere yeterli destek ve mesleki gelişim imkânı ve fırsatı sağlanmalıdır. Öğretmenler böyle bir krizi daha önce hiç yaşamadılar ve bu kriz ortamında öğrencilere nasıl destek olacakları, uzaktan-sanal ortamda öğrencilerin öğrenmesi için neler yapabilecekleri konusunda öğrenmeye ihtiyaçları var. Okullar açıldığında uzaktan eğitim faaliyetlerinin etkisini değerlendirme, öğrenme eksiklerini belirleme ve öğrencinin gelişimine ve ihtiyaçlarına uygun bir öğrenme süreci planlama konusunda öğretmenlere destek olunmalıdır. Ayrıca bu süreçte öğretmenlerin ihtiyaç duyacağı ilave içerik ve materyal desteğinin de sağlanması gerekir.
  5. 5.Eşitlik ve kapsayıcılık eğitim tedbirlerinin odağına alınmalıdır. Kırsal kesimde ve dezavantajlı bölgelerde yer alan okulların, engelli ve dezavantajlı öğrencilerin süreç boyunca ve sonrasında daha fazla desteğe ihtiyacı olacaktır. Buralardaki çocukları ihmal etmemek için kırsal kesimde ve dezavantajlı bölgelerdeki okullarda görev yapan öğretmenlere daha fazla esneklik verilmeli ve daha fazla destek sağlanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, COVID-19 salgını sürecinde ve sonrasında, okullar açıldığında kurumlar ve yöneticileri de öğretmenlerine sağladıkları destek ve kriz döneminde ortaya koydukları liderlik performansı bakımından bir sınav vermiş olacaklar. Öğretmenlerine ve eğitim çalışanlarına ne kadar destek oldukları, zor zamanların yükünü ne ölçüde paylaştıkları, bugüne kadar dile getirilen her türlü paydaşlık, kurumsallık ve bir aile olma gibi modern zaman yönetişim söylemlerinin de bir sınaması olacaktır. Kurumlar ve işletmeler açısından bu durumu, Dünya Ekonomik Forumu “COVID-19 Salgını Paydaş Kapitalizminin Turnusol Testidir” başlığıyla ifade etmektedir22. Bu bağlamda merkezi yönetimler ile resmî veya özel kurumlar açısından öğretmenlere ve diğer eğitim çalışanlarına destek olunması, iş ve özlük haklarının güvence altına alınması, krizin ortaya çıkardığı ihtiyaçların acil durum ihtiyacı olarak görülerek karşılanması, liderlik testi olduğu kadar eğitimin geleceği açısından da belirleyici bir etkiye sahip olacaktır.

 

Dipnotlar:

  1. 1.UNESCO. (2020). COVID-19 educational disruption andhttps://en.unesco.org/covid19/educationresponse adresinden 17 Nisan 2020 tarihinde erişildi. 
  2. 2.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). Response to the COVID-19 outbreak – Call for action onhttp://www.teachersforefa.unesco.org/v2/index.php/en/ressources/file/470-response-to-the-covid-19-outbreak-call-for-action-on-teachers adresinden erişildi. 
  3. 3.Vegas, E. (2020, 14 Nisan). School closures, government responses, and learning inequality around the world during COVID-https://www.brookings.edu/research/school-closures-government-responses-and-learning-inequality-around-the-world-during-covid-19/ adresinden erişildi. 
  4. 4.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). A.G.
  5. 5.OECD. (2020). A framework to guide an education response to the COVID-19 Pandemic ofhttps://read.oecd-ilibrary.org/view/?ref=126_126988-t63lxosohs&;;title=A-framework-to-guide-an-education-response-to-the-Covid-19-Pandemic-of-2020 adresinden erişildi. 
  6. 6.World Bank. (2020). How countries are using edtech (including online learning, radio, television, texting) to support access to remote learning during the COVID-19https://www.worldbank.org/en/topic/edutech/brief/how-countries-are-using-edtech-to-support-remote-learning-during-the-covid-19-pandemic adresinden 14 Nisan 2020 tarihinde erişildi. 
  7. 7.MEB. (2020, 9 Nisan). Öğretmenler için de “uzaktan eğitim” başladı. http://www.meb.gov.tr/ogretmenler-icin-de-uzaktan-egitim-basladi/haber/20667/tr adresinden eriş
  8. 8.Turner, C., Adame, D. ve Nadworny, E. (2020, 12 Nisan). Teaching without schools: Grief, then a ‘Free-For-All’. https://www.kqed.org/mindshift/55710/teaching-without-schools-grief-then-a-free-for-all adresinden eriş
  9. 9.Hamilton, L. S., Pane, J. F. ve Steiner, E. D. (2020, 2 Nisan). Online doesn’t have to meanhttps://www.rand.org/blog/2020/04/online-doesnt-have-to-mean-impersonal.html adresinden erişildi. 
  10. 10.World Economic Forum. (2020, 9 Nisan). Lockdown is the world’s biggest psychological experiment – and we will pay thehttps://www.weforum.org/agenda/2020/04/this-is-the-psychological-side-of-the-covid-19-pandemic-that-were-ignoring/ adresinden erişildi. 
  11. 11.UNESCO. (2020, 16 Nisan). UNESCO Futures of Education Commission urges planning ahead against increased inequalities in the aftermath of the Covid-https://en.unesco.org/news/unesco-futures-education-commission-urges-planning-ahead-against-increased-inequalities adresinden erişildi. 
  12. 12.ILO. (2020). ILO Monitor 2nd edition: COVID-19 and the world ofhttps://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—dgreports/—dcomm/documents/briefingnote/wcms_740877.pdf adresinden erişildi. 
  13. 13.Bench, A. (2020, Mart 29). Alberta government redirects school funding into COVID-19 response; NDP calls move ‘unconscionable’. https://globalnews.ca/news/6746803/alberta-school-funding-redirected-covid-19/ adresinden eriş
  14. 14.MEB. (2020, 1 Nisan). Ücretli öğretmenlere ve usta öğreticilere ders ücreti ödemesi sühttp://www.meb.gov.tr/ucretli-ogretmenlere-ve-usta-ogreticilere-ders-ucreti-odemesi-surecek/haber/20624/tr adresinden erişildi. 
  15. 15.Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar (Karar Sayısı: 2347). T.C. Resmî Gazete, Sayı 31088 (2020). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/04/20200403-7.pdf 
  16. 16.OECD. (2020). A.G.
  17. 17.UNESCO. (2020). Provide continuous support to teachers, learners, and theirhttp://www.iiep.unesco.org/en/provide-continuous-support-teachers-learners-and-their-families-13375 adresinden erişildi. 
  18. 18.World Health Organization. (2020). Mental health and psychosocial considerations during the COVID-19https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/mental-health-considerations.pdf adresinden erişildi. 
  19. 19.Collie, R. Ve Martin, A. (2020, 7 Nisan). Teacher wellbeing during COVID-https://www.teachermagazine.com.au/articles/teacher-wellbeing-during-covid-19 adresinden erişildi. 
  20. 20.Grevatt, A. C. (2020, 20 Mart). Guidance for teachers on how to handle coronavirushttps://www.ase.org.uk/news/guidance-teachers-how-handle-coronavirus-anxiety adresinden erişildi. 
  21. 21.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). A.G.
  22. 22.Schwab, K. (2020, 25 Mart). COVID-19 is a litmus test for stakeholder capitalism. World Economichttps://www.weforum.org/agenda/2020/03/covid-19-is-a-litmus-test-for-stakeholder-capitalism/ adresinden erişildi. 

 

> COVID - 19 salgını sürecinde öğretmenler

Gamze Çetinkaya Aydın - TEDMEM

covid_tedmemKüresel çapta bir krize neden olan COVID-19 salgını nedeniyle, 17 Nisan 2020 itibarıyla dünya genelinde 191 ülkede okullar kapatıldı ve 1.724.657.870 öğrenci bu süreçten etkilendi1. Eğitim sistemlerinin daha önce hiç karşılaşmadığı ve hazırlıksız olduğu bu kriz sürecinde pek çok ülkede öğrenme kaybını en aza indirebilmek adına çeşitli tedbirler alındı ve uzaktan eğitim uygulamaları hayata geçirildi. Pek çok öğretmen bir şeyler öğretmek veya öğrencilerine destek olmak için daha önce uzaktan eğitim araçlarını ve uygulamalarını hiç kullanmamıştı. Öğretmenler bir yandan mesleki olarak alışık oldukları yüz yüze iletişim dışında farklı yöntem ve araçlarla öğrencilerinin öğrenmesini ve iyi olma halini desteklemek, diğer yandan salgının kendi yaşamlarında ortaya çıkardığı sosyal ve psikolojik güçlüklerle baş etmek durumunda kaldı.

25 Mart 2020 tarihli verilere göre dünya genelinde okulların kapatılmasından etkilenen öğretmen sayısı yaklaşık 63 milyon2. Aniden uygulamaya koyulan uzaktan eğitim uygulamalarına olan yabancılık, salgın ile ilgili endişeler ve öğrencilere destek olma kaygısı, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenler için işsiz kalma olasılığı ve maddi kaygılar öğretmenler için bu süreci oldukça stresli hale getiriyor. Üstelik -okullar arası farklılıklar olmakla birlikte- Türkiye dâhil pek çok ülkede öğretmenler bu süreci oldukça sınırlı bir destekle şekillendirmeye çalışıyor. Zira merkezi veya yerel yönetimler de hazırlıksız olarak yakalandıkları bu krizde önceliği öğrencilere uzaktan eğitim vermek için gerekli altyapı, program ve içerikleri ve hazırlamaya vermek durumunda kalıyor.

Uzaktan eğitim sürecinde öğretmenler

COVID-19 salgını yüzünden neredeyse dünya genelinde tüm okullar kapatıldı. Ancak pek çok ülkede öğretim bütünüyle durdurulmadı, ülkeler ve okullar uzaktan eğitim uygulamalarına yöneldi. Televizyon, çevrimiçi platformlar, internet, mobil uygulamalar gibi teknolojik araçlar kullanılarak öğrencilerin eğitim öğretim süreçlerinden tamamıyla kopmaması için çeşitli tedbirler alındı. Türkiye dâhil pek çok ülke okulların kapanmasının ardından çok hızlı bir biçimde uzaktan eğitime başladı. Bu süreçte öğretmenlerin de öğrencilere akademik olarak destek olması, uzaktan eğitim sürecine dâhil olması bekleniyor. Ancak pek çok ülkede öğretmenlerin öğrencileriyle iletişime geçmesi istense bile öğretmenlere “uzaktan eğitim” ile ilgili eğitim sağlanan ülke sayısı çok sınırlı; Avrupa ve Asya’da ülkelerin yalnızca %20 ila %30’unda öğretmenlere uzaktan eğitimle ilgili eğitim veriliyor 3.

Bugüne kadar hiç böyle bir deneyimi olmayan, hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim süreçlerinde böyle bir krizle nasıl baş edileceğine dair yeterli eğitim almayan pek çok öğretmen bu sürece oldukça hazırlıksız yakalandı. Pek çok ülkede öğretmenlerin inisiyatif alarak bu süreci kendi başına yürütmesi bekleniyor ve öğretmenler yeterli desteği göremiyor. Uzaktan eğitim sağlama yeterlikleri ve becerileri kısıtlı olan öğretmenler bu süreci tek başına etkili bir biçimde yürütmede güçlüklerle karşılaşıyor. Ayrıca Türkiye’de ve pek çok ülkede dijital araçlara erişim ve bu araçları kullanabilme yeterlikleri açısından öğretmenler arasında önemli farklar bulunduğu da biliniyor. Öğretmenler arasındaki farklara ek olarak okulun sahip olduğu kaynaklar, öğrencilerin dijital araçlara erişim durumu ve kullanma yeterlikleri, okulun ve öğrencilerin sosyo-ekonomik profili, öğretmenlerin uzaktan eğitim sürecini nasıl geçirdiğini önemli ölçüde etkiliyor. Özellikle dezavantajlı bölgelerde ve okullarda görev yapan öğretmenler bu süreçte daha fazla zorlukla karşılaşıyor ve öğrencilerine ulaşma konusunda bile oldukça sıkıntı çekiyor.

Kaldı ki öğretmenler yeterli teknolojik becerilere sahip olsa ve tüm öğrencilere iletişim kanalları aracılığıyla ulaşabilse bile uzaktan eğitim bazı yaş grupları, sınıf seviyeleri, dersler ve öğrenciler için yetersiz kalabilmektedir. Ayrıca, uzaktan eğitimde kullanılacak pedagojik yöntem ve stratejiler sınıf ortamında kullanılanlardan daha farklı olmak durumundadır. Öğrencilerin katılımını ve motivasyonunu sağlamak, öğrenmeyi takip etmek, öğrencilere uzaktan destek olmak için öğretmenlerin farklı yöntemler kullanması ve daha fazla çaba harcaması gerekir. Farklı öğrencilerin ihtiyaçlarına göre öğretimi düzenlemek sınıf ortamında bile oldukça zorluyken, bunu uzaktan sağlamaya çalışmak –hele de yeterli hazırlık yapılamamışken- öğretmenlerin işini çok daha zor hale getiriyor ve öğretmenler üzerinde baskı oluşturuyor.

Türkiye’de çoğu öğretmen için uzaktan eğitim süreci, öğrencilerinden tamamıyla kopuş anlamına geliyor. Öğrenciler uzaktan eğitim içeriklerini EBA TV üzerinden takip ediyor veya takip ettiklerini varsayıyoruz. Öyle ki, bazı öğretmenlerin öğrencileriyle iletişim kurmaları, onların ne yaptıklarını izlemeleri, onlara destek sağlayabilmeleri mümkün değil. Bu sorun özellikle kırsal kesimde, dezavantajlı ailelerin çocuklarının devam ettiği okullarda daha belirgin hale geliyor. Öğretmenler için özellikle küçük yaştaki öğrencilere öğrenme desteği, sosyal ve duygusal destek sağlamak oldukça güç. Öğretmenlerin bir kısmının öğrencileriyle bağının tamamıyla kopmuş olması, okullar yeniden açıldığında karşılaşacakları güçlükler, uzaktan eğitime rağmen yaşanacak öğrenme kayıpları, öğrencilerin bir kısmı için yetersiz bilgi ve beceri ile öğrencinin öğrenmesine destek olmaya çabalayan ebeveynlerin veya aile bireylerinin bu çabalarının sonucunda yanlış öğrenme veya kavram yanılgılarının oluşması gibi olası sonuçlar öğretmenlerde endişeye neden olabilir.

Diğer yandan yelpazenin diğer ucunda öğretmenler sanal ortamda, iletişim teknolojilerinin de kolay erişilebilir olması ile okulların açık olduğu, eğitim öğretimin sınıfta sürdürüldüğü duruma göre çok daha yoğun bir iş yoğunluğu, talep ve beklentilerle baş etmek zorunda kalmakta. Okulların kapanması ile birlikte ebeveynlerin çocuklarının öğrenmesi ve gelişimi ile ilgili kaygılarının artması, öğretmenlerden daha çok ilgi ve kendi çocuklarına daha çok zaman ayırma talebine dönüşmektedir. Rekabetçi bir okul ve eğitim kültürünün hâkim olduğu bir toplumda ne yazık ki ebeveynlerin okulları, öğretmenleri ve kendi çocuklarını diğerleri ile kıyaslaması öğretmenler üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır. Bu baskının özel öğretim kurumlarında çok daha belirgin hale geldiği görülmektedir.

Öğretmenler için uzaktan eğitim desteği

Toplumun tüm kesimleri, farklı meslek grupları, üretim ve hizmet sektörlerinde çalışanlar salgın döneminde kendi sağlığının ve çevresindekilerin sağlığının korunmasının yanında bu süreci en az ekonomik, sosyal ve psikolojik kayıpla geçirmek için tedbirler alınmasını istiyor. Tüm insanlar için zorlu geçen COVID-19 salgını sürecinde önceliğin sağlık hizmetlerine ve bu sektörde çalışanlara verilmesi gerekiyor. Ancak bu süreç boyunca uzaktan eğitim çabalarını sürdüren, süreç sonrasında da öğrenme kayıplarının telafi edilmesi noktasında büyük görev düşen öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının da bu kriz döneminde iş güvencesinin devam etmesi, gelir kayıplarının önlenmesi, mesleki ihtiyaçlarının karşılanması için desteklenmesi gerekiyor4.

OECD tarafından 98 ülkeden toplam 330 eğitim çalışanı ve paydaşına okulların kapatıldığı bu kriz sürecinde eğitimle ilgili öncelikli müdahale alanlarına ilişkin görüşleri soruldu. Katılımcıların %84’ü bu süreçte öğrencilerin öğrenme sürecinin devamlılığının sağlanmasının oldukça önemli olduğunu bildirdi. Katılımcılar tarafından oldukça önemli olarak görülen diğer iki seçenek öğretmenlere profesyonel destek sağlanması (%77,9) ve öğretmenlerin iyi olma halinin sağlanması oldu (%77,6) 5.

OECD araştırmasının sonuçlarına paralel şekilde, bu süreçte öğretmenlerin en çok zorlandıkları konuların başında uzaktan eğitim uygulaması geliyor. Ülkelerin öğretmenleri bu süreçte yönlendirmek, onlara ihtiyaç duydukları desteği sağlamak, örnek uygulamalar sunmak, öğretmenler arası işbirliğinin uzaktan da yürütülmesine imkân verecek ortamlar oluşturmak gibi adımlar atması gerekiyor. Hem COVID-19 salgını boyunca hem de sonrasında öğretmenlere çok büyük görev düşüyor, bu nedenle öğretmenlere gerekli desteğin sağlanması büyük önem arz ediyor.

Bu süreçte kimi ülkelerde öğretmenleri desteklemek için çeşitli uygulamalar hayata geçirildi. Örneğin, Bulgaristan’da öğretmenler yerel eğitim kurumları tarafından destekleniyor. Ayrıca Eğitim ve Bilim Bakanlığı tarafından uzaktan eğitimle ilgili çalışmalar, video dersler, eğitim programları ve etkinlikler içeren bir elektronik kütüphane öğretmenlerin hizmetine sunuldu. Kolombiya’da dijital öğrenmeyle ilgili çeşitli kaynakların paylaşılmasının yanı sıra uzaktan eğitim süreci başlamadan önce öğretmenlere hazırlık yapmaları için iki haftalık süre tanındı. Endonezya’da öğretmenler ve öğrenciler için ayrı televizyon kanalları üzerinden eğitim veriliyor. Meksika’da ise öğretmenlere özel bir televizyon programı hazırlanmasının yanı sıra öğretmenlere çevrimiçi dersler ve konferanslar aracılığıyla dijital eğitim veriliyor ve bu eğitimleri tamamlayan öğretmenler sertifika almaya hak kazanıyor https://www.worldbank.org/en/topic/edutech/brief/how-countries-are-using-edtech-to-support-remote-learning-during-the-covid-19-pandemic adresinden 14 Nisan 2020 tarihinde erişildi."6. Benzer şekilde pek çok ülkede eğitimle ilgili kaynaklar ve platformlar öğretmenlerin ücretsiz erişimine açıldı.

Pek çok ülkeye benzer şekilde, Türkiye’de de uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerden neler beklendiğine dair henüz net bir çerçeve çizilmedi. Öğrencilere EBA ve televizyon kanalları aracılığıyla uzaktan eğitim verilen bu süreçte, öğretmenler de kendi çabalarıyla öğrencilerine destek olmaya çalışıyor. MEB tarafından öğretmenlere yönelik hazırlanan uzaktan eğitim mesleki gelişim programları ise bilişim ağırlıklı olmasına karşın uzaktan eğitim sürecinde öğretmenlerin nasıl bir yol izlemesi gerektiğine yönelik bir mesleki gelişim programı henüz duyurulmadı7. Bu süreçte önceliğin uzaktan eğitim uygulamalarına verilmesi çok anlaşılır olsa da, öğretmenlerin desteklenmesi için gerekli adımların da bir an önce atılması gerekiyor.

Öğretmenler için uzaktan eğitim önerileri

Pek çok öğretmen için oldukça yeni bir deneyim olan uzaktan eğitim sürecinin neden olduğu zorluklar, değişen derecelerde olsa da tüm öğretmenleri etkiliyor. Bu süreç öncesinde de teknolojik araçları aktif bir biçimde kullanan öğretmenler bile, öğretimle ilgili her şeyi bir anda çevrimiçi olarak yürütmeye çalışırken oldukça zorlandığını ifade ediyor https://www.kqed.org/mindshift/55710/teaching-without-schools-grief-then-a-free-for-all adresinden erişildi."8. Bu kapsamda, uzaktan eğitim sürecinde zorlanan öğretmenlere yol göstermesi için sunulan önerilerden bazıları şöyle 9:

  1. 1.Yeni araçlar kullanmak için acele etmeyin. Var olan öğretim materyallerini, ders kitaplarını ve çevrimiçi platformları kullanmaya gayret edin. Elinizdeki öğretim materyallerinin yetersiz kaldığı durumlarda alternatif araçlara yönelin.
  2. 2.Uzaktan yapacağınız görüşmelerde öğrenci sayısını düşük tutun. E-posta, sohbet programı, telefon veya diğer iletişim kanallarını kullanarak yapacağınız öğrenci görüşmelerinde katılımcı sayısını düşük tutmak görüşmelerin daha etkili olmasını sağlayacaktır. Her öğrenciyle her gün görüşmeniz elbette ki mümkün olmayacaktır ama haftada en az bir kez her bir öğrencinizle görüşmeye çalışın.
  3. 3.Öğrenciler arası işbirliğini sağlayın. Çevrimiçi platformları kullanarak öğrencilerin de birlikte çalışması sağlayın. Grup ödevleri ve çalışmaları aracılığıyla öğrencileriniz arasındaki iletişimi sürdürebilirsiniz.
  4. 4.Meslektaşlarınızla iletişimde olun. Birlikte çalıştığınız öğretmen arkadaşlarınızla fikirlerinizi, deneyimlerinizi, endişelerinizi paylaşmak sizler için rahatlatıcı olacaktır.
  5. 5.Ebeveynleri sürece dâhil etmeye çalışın. Evde eğitim sürecinin bir parçası olan ebeveynleri çocuklarıyla uzaktan eğitim süreciyle ilgili konuşmaları ve onları desteklemeleri için yönlendirin.
  6. 6.Dezavantajlı öğrencilerinize destek olun. Evinde teknolojik araçları olmayan, uzaktan eğitim sürecine aktif olarak katılmayan öğrencilerinizi basılı materyallerle ve alternatif yöntemlerle sürece dâhil etmeye çalışın.

Bu önerilerin bir kısmının hayata geçirilmesinin okulun öğretmene ihtiyacı olan imkân ve şartları sağlamasına bağlı olduğunun dikkate alınması gerekir. Örneğin, bazı öğrencilere basılı alternatif materyallerin sağlanmasının, söz konusu materyallerin okul tarafından teminine ve öğrenciye ulaştırılması için gerekli imkânların varlığına bağlı olduğu açıktır.

Öğretmenlerin iyi olma hali

COVID-19 salgını nedeniyle tüm dünya çok büyük bir stres altında. Hastalığın henüz kesin bir tedavisinin olmaması, vaka ve ölüm sayılarının her geçen gün artması, karantina sürecinin ne kadar uzayacağının bilinmemesi, yaşanan ve yaşanacak olan ekonomik kayıplar ve krizler, insanların sağlığını ve sevdiklerini kaybetme korkusu dünya genelinde tüm insanları psikolojik olarak zorluyor. Bu sürecin sonunda pek çok insanın depresyon, travma sonrası stres, asabiyet, kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklara sahip olacağı tahmin ediliyor 10.

Elbette ki öğretmenler ve öğrenciler de bu süreçten oldukça fazla etkileniyor. Bir yandan stresle baş etmeye çalışan öğretmenler bir yandan da stres altındaki öğrencilerine yardımcı olmaya çalışıyor. Zaten stres altında olan öğrencilerle uzaktan eğitimi sürdürürken onları ödev ve etkinliklere boğmamaya, süreçten soğutmamaya, motive etmeye ve desteklemeye çalışmak öğretmenlerin karşılaştığı başlıca zorluklar olarak görülüyor. Sınıf ortamında bile disiplini sağlamak, her öğrencinin gelişimini takip etmek, düzeni sağlamak, öğrenme açıklarını tespit edip telafi etmeye çalışmak öğretmenler için oldukça zorlu bir mücadeleyken, bunu uzaktan yürütmek öğretmenlerin hem iş yükünü artırıyor hem de öğretmenler için ekstra stres oluşturuyor.

Öğretmenlerin pek çoğu yabancı oldukları uzaktan eğitim sürecine adapte olmaya ve yaşadıkları zorluklarla baş etmeye çalışırken, ayrıca okul yönetimi ve öğrenci velilerinin beklentilerini de karşılamaya çalışıyor. Üstelik hazır olmadan kendilerini içinde buldukları ve çoğunlukla yalnız yürütmeye çalıştıkları bu süreçte yaşadıkları zorluklarla ilgili haksız eleştirilere de maruz kalıyorlar. Bir yandan devam eden sınav baskısı, bir yandan velilerin bu süreçte sürekli destek beklemesi, bir yandan tüm öğrencilere erişme ve yetişme kaygısı, bir yandan uzaktan öğretim planlamanın zorlukları öğretmenler üzerinde çok ciddi bir baskı ve stres oluşturuyor. Salgın sürecinin sonunda, okula dönüşte de öğretmenleri yaşanan öğrenme kayıplarını telafi etme ve öğrenciler arasındaki farkları azaltmaya çalışma noktasında oldukça zorlu günler bekliyor. Uluslararası kuruluşlar, şimdiden salgın sonrası okula dönüşte salgının ortaya çıkardığı veya artmasına sebep olduğu öğrenme farklılıklarının, eşitsizliklerinin azaltılması için acil olarak planlama yapılması ve öğretmenlerin hazırlanması gerektiğine dikkat çekiyor https://en.unesco.org/news/unesco-futures-education-commission-urges-planning-ahead-against-increased-inequalities adresinden erişildi."11.

COVID-19 salgınının psikolojik etkilerinin yanı sıra dünya genelinde pek çok sektör ve çalışan salgının ekonomik sonuçlarıyla baş etmeye çalışıyor. Kriz nedeniyle işsiz kalan, ücretsiz izne çıkarılan ve/veya bu süreçte iş yerini kapatmak zorunda kalan pek çok insan sağlıkla ilgili kaygıların yanı sıra maddi kaygılarla da boğuşuyor. Hem salgın süreci boyunca hem de süreç sonrasında dünyanın her yerinde ve hemen hemen her sektörde maddi sıkıntılar yaşanması bekleniyor. Konaklama ve yemek hizmetleri, emlak, üretim, toptan ve perakende satış hizmetleri, otomotiv gibi sektörlerin bu krizden en ağır darbeyi alması beklenirken, eğitim şu an için en az zarar göreceği tahmin edilen sektörlerden biri12. Ancak diğer sektörlerdeki ekonomik kayıpların devlet okullarını kamu finansmanı ve hane halkı eğitim harcamaları yönüyle etkilemesi beklenirken, özel öğretim kurumlarında da doğrudan finansman yapısını bozucu etkileri görülebilir. Salgının özel öğretim kurumları üzerindeki parasal etkileri, salgının diğer sektörlerdeki üretimi ve hizmeti engelleyici etkilerinin ne kadar süreceğine bağlı olarak, önümüzdeki aylarda daha net olarak görülebilecektir.

Salgın sürecinde sözleşmeli öğretmen, yardımcı personel, ücretli öğretmen gibi kadrolarda görev yapan pek çok eğitim çalışanı maddi kaygılarla karşı karşıya. Örneğin, Kanada’nın Alberta eyaletinde eğitime ayrılan kaynakların bir kısmı geçici bir süreliğine COVID-19 salgınıyla mücadeleye aktarıldı. Bunun bir sonucu olarak yardımcı öğretim personeli olarak çalışan binlerce insanın nisan ayı sonunda işsiz kalması bekleniyor https://globalnews.ca/news/6746803/alberta-school-funding-redirected-covid-19/ adresinden erişildi."13. Türkiye’de ise kadrolu ve sözleşmeli olarak görev yapan öğretmenlerin yanı sıra ücretli öğretmen ve usta öğretici olarak görev yapan öğretmenlerin de uzaktan eğitim çalışmalarına katkı sağlayacağı ve maaş almaya devam edeceği duyuruldu 14. Ayrıca kamuda görev yapan yönetici ve öğretmenlerin “COVID-19 salgını nedeniyle eğitim kurumlarının kapatıldığı günlerde üzerlerinde bulunan ek ders görevlerini yapmış sayılarak karşılığında ek ders ücretinden yararlandırılacağı” karara15. Dolayısıyla, şu aşamada kamuda görevli öğretmenler için işsizlik kaygısı söz konusu değil. Ancak özel sektörde görev yapan öğretmenler için bir garanti verilebilmesi elbette ki söz konusu değil. Özellikle rehabilitasyon merkezi, kreş gibi kurumlardaki öğretmenler bu süreçte maddi sıkıntılar yaşama riskiyle karşı karşıya. Finansman yapısı bozulan özel eğitim ve öğretim kurumlarındaki öğretmenlerin ve diğer eğitim çalışanlarının iş ve gelir güvencelerinin sağlanması için acil olarak tedbirler alınması gerekmektedir.

Öğretmenlerin iyi olma halinin desteklenmesi

COVID-19 salgını sürecinde ve sonrasında öğretmenlerin psikolojik olarak da desteklenmesi büyük önem taşıyor. OECD tarafından yapılan COVID-19 salgını sürecinde eğitim alanında öncelik verilmesi gereken müdahalelerle ilgili araştırmanın sonuçları da öğretmenlerin iyi olma halinin sağlanmasının eğitim çalışanları ve paydaşları tarafından oldukça önemli görüldüğünü gösteriyor 16. Hem salgının psikolojik etkileri hem de uzaktan eğitim sürecinin yarattığı stres bu süreçte öğretmenler için oldukça yıpratıcı bir hale geliyor. Bu nedenle, eğitim çalışanlarının fiziksel ve ruhsal sağlığının takip edilmesi ve desteklenmesi, stres altındaki öğretmenler için süreç boyunca ve sonrasında destek mekanizmaları oluşturulması, öğretmenlere bu süreçten olumsuz etkilenen öğrencileri belirleyebilmesi ve onlara yardımcı olabilmesi adına destek sağlanması ve bu krizin psikososyal etkileriyle ilgili eğitim verilmesi gibi uygulamaların hayata geçirilmesi gerekiyor17. Dünya Sağlık Örgütü de sağlık personeli, karantina alanlarında çalışan ekipler, müdahale ekipleri gibi çalışanların yanı sıra öğretmenlerin de “psikolojik ilk yardım” konusunda bilgilendirilmesi gerektiğini ifade18.

Okul yöneticilerinin de birlikte çalıştığı öğretmenlere bu zorlu süreçte destek olması gerekiyor. Okul yöneticileri için sunulan bazı öneriler şöyle19:

  1. 1.Öğretmenlerin bu süreçteki ihtiyaçlarına kulak verin.
  2. 2.Öğretmenlerin bu süreçte yaşadığı zorlukları dinleyin, anlamaya ve yardımcı olmaya çalışın.
  3. 3.Bu süreçte okulla ilgili alınacak kararlara öğretmenleri dâhil edin.
  4. 4.Bu süreçte öğretmenlerin uzaktan yürütmesini istediğiniz görevleri gerekçelendirin.

Öğretmenlerin bu dönemde yetkililer ve okul yöneticileri tarafından desteklenmesinin yanı sıra veliler tarafından da destek görmesi oldukça önemli. Öğretmenlerin uzaktan eğitim çalışmalarına yönelik rencide edici, meslek onurunu ve itibarını zedeleyici nitelikte eleştiri ve paylaşımlardan uzak durulması, bu süreçte yaşanan öğrenme kayıplarıyla ilgili tüm sorumluluğun öğretmenlere yüklenmemesi, gelecek sınavlardaki performansları ile ilgili baskı yapılmaması öğretmenlerin üzerindeki stresin azalmasına yardımcı olabilir. Zira bu öğretmenler için önceden planlanmış bir uzaktan eğitim süreci değil; ani gelişen bu duruma uyum sağlamaya çalışan öğretmenlere karşı anlayışlı ve destekleyici olunması gerekiyor. Unutulmamalıdır ki, bu kriz sona erdiğinde, çocuklar tekrar okula dönecek ve sosyal medyada adeta linç edilen öğretmenlerle eğitim öğretime devam edecek. Bu krizle birlikte öğretmenler sınıf ortamından çıkıp, sadece öğrenciyle değil, sanal olarak ebeveynlerle ve bütün aileyle birlikte eğitim öğretime devam edilen bir ortama geçti. Yapılan her türlü eleştirinin, görüntülerin sosyal medya veya çeşitli kanallardan paylaşılmasının öğretmenin ve bazen de çocukların kişisel haklarının ihlali olabileceğinin bilinmesi yanında, öğretmenlik mesleğinin itibarını da zedelediğinin bilinmesi, toplumsal bir mutabakat olarak bu davranışlardan kaçınılması gerekiyor.

Son olarak, öğretmenlerin bunca stresle başa çıkmaya çalıştığı bir dönemde, en azından maddi kaygılarının olmaması öğretmenlerin iyi olma halinin desteklenmesi açısından oldukça önemli. Türkiye bu açıdan oldukça olumlu bir adım atarak süreçten olumsuz etkilenme kaygısı olan ücretli öğretmenler de dâhil olmak üzere kamuda görev yapan öğretmenlerin mağduriyet yaşamayacağını ifade etti ve bu yönde gerekli düzenlemeleri yaptı. Üstelik ek ders ücretlerinin de kesilmemesiyle birlikte öğretmenlerin bu süreçte maddi açıdan strese girmelerinin önüne de geçilmiş oldu.

Öğretmenler için stresle başa çıkma önerileri

Öğretmenler mesleklerinin doğası gereği önceliği öğrencilere vermek ve onlara destek olmak konusunda kendilerini sorumlu hisseder. Ancak bireysel olarak stres altında olan ve kendisi çeşitli psikolojik zorluklar yaşayan bir kişinin başkalarına yardımcı olması mümkün değildir. Bu nedenle hem kendisi hem sevdikleri için kaygılanan, salgın sürecinin ve karantinada kalma durumunun yaşattığı zorluklarla başa çıkmaya çalışan öğretmenlerin öncelikle kendilerini korumaya çalışması gerekir. Bu süreçte uzmanlar tarafından öğretmenlere sunulan bazı önerilere aşağıda yer verilmiştir 20:

  1. 1.Hızlı gerçekleşen bu değişimler karşısında strese girmeniz ve kaygılanmanız oldukça normal. Değişime uyum sağlamak için kendinize zaman verin.
  2. 2.Okulların kapanması sürecinde öğretmenlerden ne beklendiğine dair bir belirsizlik konusu. Bu belirsizlikle başa çıkmak için: (a) kontrolünüz dışında gelişen durumlar için endişelenmeyin, kontrol edebildiğiniz durumlara odaklanın; (b) kendi rutinlerinizi oluşturmaya çalışın ve (c) meslektaşlarınızla iletişimde kalın, birbirinize destek olun.
  3. 3.Eğer bu sürecin olumsuz etkileriyle baş edemediğinizi düşünüyorsanız profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.

Tüm insanlar gibi öğretmenler için de bu süreçte öncelik kendilerinin ve diğer insanların fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak olmalı. Öğretmenlerin bu süreçte sakin kalması, öğrencileriyle iletişimde olması ve öğrencilerine akademik desteğin yanı sıra psikolojik destek de sağlaması oldukça önemli görülüyor. Öğretmenlerin bu desteği sağlayabilmesi de kendilerinin iyi olma haline ve dışarıdan görecekleri desteğe dayanıyor. Bu nedenle, bu sürecin yönetici, öğretmen, öğrenci, veli ve tüm eğitim paydaşları tarafından işbirliği içinde, özveriyle, anlayışla ve sükûnetle atlatılması sürecin olumsuz etkilerinin en aza indirilebilmesi için kritik önem taşıyor.

Değerlendirme ve öneriler

COVID-19 salgınının okullar ve eğitim üzerindeki etkileri, öğretmenler açısından alışılmış olan her şeye bir ara verilmesini, öğretme ve öğrenmenin geçici bir süre için de olsa tamamıyla yeniden biçimlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Öğretmenlerin içinde bulunduğu durum; okulların kapatıldığı bu süreçte hiçbir şekilde öğrencisine ulaşma ve destek olma şartlarına ve imkânına sahip olmayan öğretmenlerden, okulların açık olduğu “normal zamanlar”daki iş yoğunluğundan daha fazla iş yoğunluğuna sahip olan ve daha geniş bir yelpazedeki beklenti ve talepleri bilişim teknolojileri ve uzaktan öğrenme araçları marifetiyle karşılama ile ilgili güçlükler yaşayan öğretmenlere kadar çeşitlilik göstermektedir. “Kriz sonrası hiçbir şey aynı olmayacak” bugünlerin en yaygın kullanılan klişesi olabilir. Şu anda öğretmenlerin içinde bulunduğu durum, karşılaştıkları güçlükler, yaşadıkları kaygılar, öğrencileri desteklemek adına yapmaya çalıştıkları, yapabildikleri ve yapamadıkları kriz öncesi ile aynı değil. Öğretmenler öğrencilerinden fiziksel olarak uzakta ve bir kısmı daha önce hiç kullanmadığı yöntem ve teknolojileri kullanıyor, bir kısmı ise daha önce uzaktan erişim ve öğretme-öğrenme için daha önce kullandığı teknoloji, araç ve yöntemleri daha yoğun olarak kullanıyor. Bu süreç sadece öğretmenler için değil, kullandıkları teknoloji, araç ve yöntemler için de gerçek bir sınama anlamına geliyor. Bu anlamda, uzaktan öğretme-öğrenme teknoloji, araç ve yöntemlerinin gerçekten sadece onlara bağımlı kalınan bir durumda, nerede ne kadar işe yaradığını veya yetersiz kaldığını da test etme imkânı sunuyor. Ayrıca eğitim sistemlerinin teknoloji, araç ve yöntemleri kullanabilme kapasitesinin de test edilmesi anlamına geliyor.

Salgın süreci, öğretmenlere en acımasız eleştirilerin sunulması ile onların değerinin en çok anlaşılması tezatlığını bir araya getirdi. Salgın sürecini geride bırakıldığında hiçbir şeyin aynı olmayacağı doğru olabilir. Bu süreç sonrasıyla ilgili beklenti uzaktan öğretme-öğrenme teknoloji, araç ve yöntemlerinin öğrencinin öğrenmesinin desteklenmesinde daha çok, daha yaygın ve daha etkili kullanılmasıdır. Ayrıca salgın süreci, başta ebeveynler olmak üzere toplumun her kesimi için öğretmenlerin işinin daha iyi anlaşılması, çocuklarla olan bağlarının daha iyi kavranması, onların desteklenmesi ve takdir görmesi açılarından bir dönüm noktası olabilir. Öğretmenler açısından kriz süreci ve sonrasının onlar için nasıl bir anlam ifade edeceği, bu süreçte yaşananların onları mesleki ve kişisel olarak nasıl etkileyeceği büyük ölçüde merkezi yönetim düzeyinde ve kurumsal düzeyde izlenecek politikalara ve alınacak önlemlere bağlı olacaktır.

COVID-19 salgını ve sonrasında öğretmenlerin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi, öğretmenlerin iyi olma halinin ve öğretmenlik mesleğinin itibarının korunması sadece öğretmenler açısından değil, eğitim sistemlerinin geleceği açısından da hayati önem taşımaktadır. Uluslararası bir birlik olan UNESCO Öğretmen Görev Grubu, bu kriz süresince öğretmenlerin korunması, desteklenmesi ve takdir edilmesi için hükümetlere, eğitim yönetimlerine ve liderlere harekete geçme çağrısında bulundu. Salgın döneminde ve sonrasında öğretmenlerin desteklenmesi ve iyi olma halinin güvence altına alınması için sunulan öneriler şu şekilde özetlenebilir 21:

  1. 1.İş güvencesi ve gelir güvencesi sağlanmalıdır. Her ne kadar Türkiye’de kamuda çalışan öğretmenler için iş ve gelir güvencesi sağlanmış olsa da diğer eğitim çalışanları, geçici veya sözleşmeli statüde çalışanlar, çeşitli tedarikçiler açısından süresiz olarak işini ve gelirini kaybetme durumu söz konusu olabilmektedir. Kriz öğretmenlerin işten çıkarılması veya ücretlerini ve diğer özlük haklarını kaybetmeleri için bir gerekçe olamaz. Öğretmenler kadar yardımcı personelin de hakları korunmalıdır. Ayrıca özel öğretim kurumlarında istihdamın ve ücretlerin korunması için üç ay işten çıkarmayı engelleyen mevcut düzenlemenin ötesinde kurumsal ve finansal sürdürülebilirliği sağlayacak tedbirlerin alınması ve kriz dönemine özgü desteklerin sağlanması önem arz etmektedir.
  2. 2.Alınacak tedbirlerde ve sağlanacak desteklerde öğretmenlerin ve öğrencilerin sağlığı, güvenliği ve iyi olma hali öncelik olmalıdır. Kriz ortamında öğrencilere destek olmaya çalışmak ve onların öğrenmesinin sürekliliği için çabalamak öğretmenlere ilave bir stres yüklemektedir. Bu stresle baş etmek için öğretmenlerin de sosyal ve duygusal desteğe ihtiyacı vardır. Öğretmenlerin sosyal ve duygusal açıdan desteklenmesi için programlar ve eylem planları oluşturulmalıdır.
  3. 3.COVID-19 için oluşturulan eğitim tedbirlerine öğretmenler mutlaka dâhil edilmelidir. Okullar açıldığında yaşanacak yeniden uyum ve iyileşme sürecinde öğretmenler baş aktörler olacaktır. Bu nedenle öğretmenlerin planlama ve politika süreçlerine dâhil edilmesi gerekir. Aksi takdirde okullar yeniden açıldığında iyi bir başlangıç yapmak mümkün olmayabilir ve bu durum öğretmenler kadar öğrenciler için de uzun dönemli ve kalıcı kayıpların oluşmasına neden olabilir.
  4. 4.Öğretmenlere yeterli destek ve mesleki gelişim imkânı ve fırsatı sağlanmalıdır. Öğretmenler böyle bir krizi daha önce hiç yaşamadılar ve bu kriz ortamında öğrencilere nasıl destek olacakları, uzaktan-sanal ortamda öğrencilerin öğrenmesi için neler yapabilecekleri konusunda öğrenmeye ihtiyaçları var. Okullar açıldığında uzaktan eğitim faaliyetlerinin etkisini değerlendirme, öğrenme eksiklerini belirleme ve öğrencinin gelişimine ve ihtiyaçlarına uygun bir öğrenme süreci planlama konusunda öğretmenlere destek olunmalıdır. Ayrıca bu süreçte öğretmenlerin ihtiyaç duyacağı ilave içerik ve materyal desteğinin de sağlanması gerekir.
  5. 5.Eşitlik ve kapsayıcılık eğitim tedbirlerinin odağına alınmalıdır. Kırsal kesimde ve dezavantajlı bölgelerde yer alan okulların, engelli ve dezavantajlı öğrencilerin süreç boyunca ve sonrasında daha fazla desteğe ihtiyacı olacaktır. Buralardaki çocukları ihmal etmemek için kırsal kesimde ve dezavantajlı bölgelerdeki okullarda görev yapan öğretmenlere daha fazla esneklik verilmeli ve daha fazla destek sağlanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki, COVID-19 salgını sürecinde ve sonrasında, okullar açıldığında kurumlar ve yöneticileri de öğretmenlerine sağladıkları destek ve kriz döneminde ortaya koydukları liderlik performansı bakımından bir sınav vermiş olacaklar. Öğretmenlerine ve eğitim çalışanlarına ne kadar destek oldukları, zor zamanların yükünü ne ölçüde paylaştıkları, bugüne kadar dile getirilen her türlü paydaşlık, kurumsallık ve bir aile olma gibi modern zaman yönetişim söylemlerinin de bir sınaması olacaktır. Kurumlar ve işletmeler açısından bu durumu, Dünya Ekonomik Forumu “COVID-19 Salgını Paydaş Kapitalizminin Turnusol Testidir” başlığıyla ifade etmektedir22. Bu bağlamda merkezi yönetimler ile resmî veya özel kurumlar açısından öğretmenlere ve diğer eğitim çalışanlarına destek olunması, iş ve özlük haklarının güvence altına alınması, krizin ortaya çıkardığı ihtiyaçların acil durum ihtiyacı olarak görülerek karşılanması, liderlik testi olduğu kadar eğitimin geleceği açısından da belirleyici bir etkiye sahip olacaktır.

 

Dipnotlar:

  1. 1.UNESCO. (2020). COVID-19 educational disruption andhttps://en.unesco.org/covid19/educationresponse adresinden 17 Nisan 2020 tarihinde erişildi. 
  2. 2.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). Response to the COVID-19 outbreak – Call for action onhttp://www.teachersforefa.unesco.org/v2/index.php/en/ressources/file/470-response-to-the-covid-19-outbreak-call-for-action-on-teachers adresinden erişildi. 
  3. 3.Vegas, E. (2020, 14 Nisan). School closures, government responses, and learning inequality around the world during COVID-https://www.brookings.edu/research/school-closures-government-responses-and-learning-inequality-around-the-world-during-covid-19/ adresinden erişildi. 
  4. 4.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). A.G.
  5. 5.OECD. (2020). A framework to guide an education response to the COVID-19 Pandemic ofhttps://read.oecd-ilibrary.org/view/?ref=126_126988-t63lxosohs&;;title=A-framework-to-guide-an-education-response-to-the-Covid-19-Pandemic-of-2020 adresinden erişildi. 
  6. 6.World Bank. (2020). How countries are using edtech (including online learning, radio, television, texting) to support access to remote learning during the COVID-19https://www.worldbank.org/en/topic/edutech/brief/how-countries-are-using-edtech-to-support-remote-learning-during-the-covid-19-pandemic adresinden 14 Nisan 2020 tarihinde erişildi. 
  7. 7.MEB. (2020, 9 Nisan). Öğretmenler için de “uzaktan eğitim” başladı. http://www.meb.gov.tr/ogretmenler-icin-de-uzaktan-egitim-basladi/haber/20667/tr adresinden eriş
  8. 8.Turner, C., Adame, D. ve Nadworny, E. (2020, 12 Nisan). Teaching without schools: Grief, then a ‘Free-For-All’. https://www.kqed.org/mindshift/55710/teaching-without-schools-grief-then-a-free-for-all adresinden eriş
  9. 9.Hamilton, L. S., Pane, J. F. ve Steiner, E. D. (2020, 2 Nisan). Online doesn’t have to meanhttps://www.rand.org/blog/2020/04/online-doesnt-have-to-mean-impersonal.html adresinden erişildi. 
  10. 10.World Economic Forum. (2020, 9 Nisan). Lockdown is the world’s biggest psychological experiment – and we will pay thehttps://www.weforum.org/agenda/2020/04/this-is-the-psychological-side-of-the-covid-19-pandemic-that-were-ignoring/ adresinden erişildi. 
  11. 11.UNESCO. (2020, 16 Nisan). UNESCO Futures of Education Commission urges planning ahead against increased inequalities in the aftermath of the Covid-https://en.unesco.org/news/unesco-futures-education-commission-urges-planning-ahead-against-increased-inequalities adresinden erişildi. 
  12. 12.ILO. (2020). ILO Monitor 2nd edition: COVID-19 and the world ofhttps://www.ilo.org/wcmsp5/groups/public/—dgreports/—dcomm/documents/briefingnote/wcms_740877.pdf adresinden erişildi. 
  13. 13.Bench, A. (2020, Mart 29). Alberta government redirects school funding into COVID-19 response; NDP calls move ‘unconscionable’. https://globalnews.ca/news/6746803/alberta-school-funding-redirected-covid-19/ adresinden eriş
  14. 14.MEB. (2020, 1 Nisan). Ücretli öğretmenlere ve usta öğreticilere ders ücreti ödemesi sühttp://www.meb.gov.tr/ucretli-ogretmenlere-ve-usta-ogreticilere-ders-ucreti-odemesi-surecek/haber/20624/tr adresinden erişildi. 
  15. 15.Millî Eğitim Bakanlığı Yönetici ve Öğretmenlerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar (Karar Sayısı: 2347). T.C. Resmî Gazete, Sayı 31088 (2020). https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/04/20200403-7.pdf 
  16. 16.OECD. (2020). A.G.
  17. 17.UNESCO. (2020). Provide continuous support to teachers, learners, and theirhttp://www.iiep.unesco.org/en/provide-continuous-support-teachers-learners-and-their-families-13375 adresinden erişildi. 
  18. 18.World Health Organization. (2020). Mental health and psychosocial considerations during the COVID-19https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/mental-health-considerations.pdf adresinden erişildi. 
  19. 19.Collie, R. Ve Martin, A. (2020, 7 Nisan). Teacher wellbeing during COVID-https://www.teachermagazine.com.au/articles/teacher-wellbeing-during-covid-19 adresinden erişildi. 
  20. 20.Grevatt, A. C. (2020, 20 Mart). Guidance for teachers on how to handle coronavirushttps://www.ase.org.uk/news/guidance-teachers-how-handle-coronavirus-anxiety adresinden erişildi. 
  21. 21.The International Task Force on Teachers for Education 2030. (2020). A.G.
  22. 22.Schwab, K. (2020, 25 Mart). COVID-19 is a litmus test for stakeholder capitalism. World Economichttps://www.weforum.org/agenda/2020/03/covid-19-is-a-litmus-test-for-stakeholder-capitalism/ adresinden erişildi. 

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 27 Nisan 2020 12:10

Gösterim: 11208

Öğretmen Ağı Değişim Elçileri Yaz Buluşması Bu Yıl Dijitalde Öğretmen Ağı’nın her yaz düzenlediği ve yüzlerce öğretmen ile eğitimcinin bir araya geldiği “Değişim Elçileri Yaz Buluşması”, 1-2 Temmuz tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleşecek.

ogretmenagi_logo“Burası Tamamen Bizim” temasıyla bu yıl 4.sü gerçekleşecek olan buluşmada, ‘Değişim Elçisi’ öğretmenler, buluşmaya partner olan sivil toplum kuruluşları ve Öğretmen Ağı’nı destekleyen 6 Vakıf ile bir araya gelecek. 2 gün sürecek Buluşma’nın ilk gününde, “Eğitimin Yarınını Şekillendirmek” ana başlığı ile Öğretmen Ağı Youtube kanalından canlı yayın düzenlenecek. 1 Temmuz Çarşamba günü saat 18.00 ile 20.00 arasında düzenlenecek ve iki oturumdan oluşan canlı yayında, yaratıcı düşünme ve eleştirel düşünmenin öngörülemeyen zamanlarda eğitimcilere nasıl katkı sunduğu tartışılacak.
Öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlenmelerini amaçlayan Öğretmen Ağı, yıl içerisinde gerçekleştirdiği en kapsamlı buluşma olan Değişim Elçileri Yaz Buluşması'nın dördüncüsünü çevrimiçi olarak gerçekleştirecek. Değişim Elçisi öğretmenler ile akademi ve sivil toplumdan paydaşların yılda bir kez yaz aylarında bir araya geldiği; bir takvim yılı içerisinde gerçekleştirilen çalışmaları kutladıkları, değerlendirdikleri ve bir sonraki yılı planladıkları buluşma, 1 ve 2 Temmuz 2020 tarihlerinde yapılıyor. Buluşma’ya, Ağ’ın yürütücülüğünü üstlenen Eğitim Reformu Girişimi (ERG)’nin yanı sıra; Ağ’ın ana destekçileri olan ve Türkiye’de, eğitim alanında faaliyet gösteren öncü 6 Vakıf; Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), Aydın Doğan Vakfı, Enka Vakfı, Mehmet Zorlu Vakfı, Sabancı Vakfı ve Vehbi Koç Vakfı da katılıyor.
2 gün sürecek buluşmanın ilk günü, 1 Temmuz akşamı saat 18:00 ila 20.00 arasında gerçekleştirilecek olan “Eğitimin Yarınını Şekillendirmek” başlıklı canlı yayın iki oturumdan oluşacak. “Yaratıcı Düşünme Yarını Nasıl Şekillendirecek?” başlıklı ilk oturumda Öğretmen Ağı Ağ Etkileşim Sorumlusu Zeynep Hancı’nın moderatörlüğünde, Öğretmen Ağı Değişim Elçisi öğretmenlerinden Türkay Tol, Selcen Tuğba Aytaş ve Öğretmen Ağı Yaratıcı Problem Çözme Programı danışmanı Derya Tombuloğlu konuşmacı olacak. “Eleştirel Düşünme Yarını Nasıl Şekillendirecek?” başlıklı ikinci oturumda ise Öğretmen Ağı Ağ Etkileşim Sorumlusu Günalp Turan’ın moderatörlüğünde, yine Öğretmen Ağı Değişim Elçisi öğretmenlerinden Ezgi Temiz ogretmenagi.org Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. facebook | instagram | twitter | youtube | medium @ogretmenagi Çeliker ve Ahmet Canbaz ile İELEV Özel 125. Yıl İlkokulu/Ortaokulu Müdürü Burcu Aybat konuşmacı. Her iki oturum da eğitimle ilgilenen herkese açık olarak, Öğretmen Ağı Youtube kanalından canlı yayınlanacak.
Canlı yayına, öğretmeninden velisine, öğrencisinden okul idarecisine eğitimin yarınını şekillendirmek isteyen herkesin katılımına açık. İzleyiciler, canlı yayın esnasında sorulan soruları yanıtlayarak eğitimin geleceğine dair bu tartışmanın bir parçası olacak.
Oturumunun yayınlanacağı Öğretmen Ağı Youtube kanalı, aynı zamanda pandemi sürecinde önemi daha da artan evde uygulanabilecek yaratıcı çözümlerin ve oyunların, Değişim Elçisi öğretmenlerin Öğretmen Ağı deneyimlerinin, Ağ araçlarını tarif eden animasyonların ve daha pek çok içeriğe erişilebilen zengin içerikler de sunmakta.

> Öğretmen Ağı Değişim Elçileri Yaz Buluşması 1-2 Temmuz'da

Öğretmen Ağı Değişim Elçileri Yaz Buluşması Bu Yıl Dijitalde Öğretmen Ağı’nın her yaz düzenlediği ve yüzlerce öğretmen ile eğitimcinin bir araya geldiği “Değişim Elçileri Yaz Buluşması”, 1-2 Temmuz tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleşecek.

ogretmenagi_logo“Burası Tamamen Bizim” temasıyla bu yıl 4.sü gerçekleşecek olan buluşmada, ‘Değişim Elçisi’ öğretmenler, buluşmaya partner olan sivil toplum kuruluşları ve Öğretmen Ağı’nı destekleyen 6 Vakıf ile bir araya gelecek. 2 gün sürecek Buluşma’nın ilk gününde, “Eğitimin Yarınını Şekillendirmek” ana başlığı ile Öğretmen Ağı Youtube kanalından canlı yayın düzenlenecek. 1 Temmuz Çarşamba günü saat 18.00 ile 20.00 arasında düzenlenecek ve iki oturumdan oluşan canlı yayında, yaratıcı düşünme ve eleştirel düşünmenin öngörülemeyen zamanlarda eğitimcilere nasıl katkı sunduğu tartışılacak.
Öğretmenlerin, meslektaşları ve farklı disiplinlerden kişi ve kurumlarla bir araya gelerek güçlenmelerini amaçlayan Öğretmen Ağı, yıl içerisinde gerçekleştirdiği en kapsamlı buluşma olan Değişim Elçileri Yaz Buluşması'nın dördüncüsünü çevrimiçi olarak gerçekleştirecek. Değişim Elçisi öğretmenler ile akademi ve sivil toplumdan paydaşların yılda bir kez yaz aylarında bir araya geldiği; bir takvim yılı içerisinde gerçekleştirilen çalışmaları kutladıkları, değerlendirdikleri ve bir sonraki yılı planladıkları buluşma, 1 ve 2 Temmuz 2020 tarihlerinde yapılıyor. Buluşma’ya, Ağ’ın yürütücülüğünü üstlenen Eğitim Reformu Girişimi (ERG)’nin yanı sıra; Ağ’ın ana destekçileri olan ve Türkiye’de, eğitim alanında faaliyet gösteren öncü 6 Vakıf; Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), Aydın Doğan Vakfı, Enka Vakfı, Mehmet Zorlu Vakfı, Sabancı Vakfı ve Vehbi Koç Vakfı da katılıyor.
2 gün sürecek buluşmanın ilk günü, 1 Temmuz akşamı saat 18:00 ila 20.00 arasında gerçekleştirilecek olan “Eğitimin Yarınını Şekillendirmek” başlıklı canlı yayın iki oturumdan oluşacak. “Yaratıcı Düşünme Yarını Nasıl Şekillendirecek?” başlıklı ilk oturumda Öğretmen Ağı Ağ Etkileşim Sorumlusu Zeynep Hancı’nın moderatörlüğünde, Öğretmen Ağı Değişim Elçisi öğretmenlerinden Türkay Tol, Selcen Tuğba Aytaş ve Öğretmen Ağı Yaratıcı Problem Çözme Programı danışmanı Derya Tombuloğlu konuşmacı olacak. “Eleştirel Düşünme Yarını Nasıl Şekillendirecek?” başlıklı ikinci oturumda ise Öğretmen Ağı Ağ Etkileşim Sorumlusu Günalp Turan’ın moderatörlüğünde, yine Öğretmen Ağı Değişim Elçisi öğretmenlerinden Ezgi Temiz ogretmenagi.org Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. facebook | instagram | twitter | youtube | medium @ogretmenagi Çeliker ve Ahmet Canbaz ile İELEV Özel 125. Yıl İlkokulu/Ortaokulu Müdürü Burcu Aybat konuşmacı. Her iki oturum da eğitimle ilgilenen herkese açık olarak, Öğretmen Ağı Youtube kanalından canlı yayınlanacak.
Canlı yayına, öğretmeninden velisine, öğrencisinden okul idarecisine eğitimin yarınını şekillendirmek isteyen herkesin katılımına açık. İzleyiciler, canlı yayın esnasında sorulan soruları yanıtlayarak eğitimin geleceğine dair bu tartışmanın bir parçası olacak.
Oturumunun yayınlanacağı Öğretmen Ağı Youtube kanalı, aynı zamanda pandemi sürecinde önemi daha da artan evde uygulanabilecek yaratıcı çözümlerin ve oyunların, Değişim Elçisi öğretmenlerin Öğretmen Ağı deneyimlerinin, Ağ araçlarını tarif eden animasyonların ve daha pek çok içeriğe erişilebilen zengin içerikler de sunmakta.

Son Güncelleme: Cuma, 26 Haziran 2020 10:48

Gösterim: 10722

Limak Vakfı’nın desteğiyle, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ve Harvard Üniversitesi arasında imzalanan protokol kapsamında gerçekleştirilen ‘Öğretmen Eğitimi Mesleki Gelişim Programı’ tanıtım toplantısı, Ankara’da düzenlendi.

meb_limak_harvard

Milli Eğitim Bakanlığı’nın “2023 Eğitim Vizyonu” hedefleri doğrultusunda ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin fizik, kimya, biyoloji ve matematik derslerinin öğretiminde yeni yaklaşımlar ve yöntemler hakkındaki mesleki yeterliklerinin artırılması, alanlarında teorik bilgilerinin ve uygulama becerilerinin geliştirilmesi ve yurt dışındaki uygulamaları yerinde deneyimleme ve inceleme imkânının sağlanması amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ile ABD'nin ve dünyanın en saygın üniversiteleri arasında gösterilen Harvard Üniversitesi arasında Mart 2019’da iş birliği protokolü imzalandı. Protokol kapsamında Türkiye’de 20-24 Ocak 2020 tarihleri arasında, Türkiye’nin farklı illerinde fen liselerinde görevli 100 öğretmenin katılımıyla, eğitimcilerin fizik, kimya, biyoloji ve matematik derslerinin bilim ve öğretiminde mesleki yetkinliklerini arttırmak amacıyla “Öğretmen Eğitimi ve Gelişimi Eğitici Eğitimi” düzenlendi. Program dahilinde eğitici eğitimleri, Harvard Üniversitesi ve ODTÜ’nün öğretim üyeleri tarafından verildi.
Fen bilimleri ve matematik alanında ülkemizin en başarılı okulları olan fen liselerinde görev yapan öğretmenlerimizin mesleki ve alan gelişimlerine katkı sağlayacak uluslararası akredite sertifika programı ile bu okullarımızdaki eğitimin niteliğinin artırılması ve uluslararası standartlara ulaştırılması hedefleniyor. Yürütülen mesleki gelişim programı aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2020-2021 eğitim öğretim yılında pilotlanacak müfredat değişikliği için temel bilimler alanında girdi olarak kullanılacak.

4 Şubat 2020 tarihinde Ankara’da Limak Ambassadore Hotel’de gerçekleştirilen “Öğretmen Eğitimi Mesleki Gelişim Programı”nın tanıtım toplantısına Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı, Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir ile çok sayıda bürokrat ve eğitim programına dahil olan öğretmenler katıldı.
Tanıtım toplantısında konuşma yapan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; “Fizik, Kimya, Biyoloji ve Matematik alanlarında öğretmenlerimizin uluslararası birikimle karşılaşmasını istedik ve Harvard Üniversitesi yaptığımız iş birliği, ODTÜ öğretim üyelerinin katkısı ve Limak Vakfı’nın özel desteğiyle bu projeye başladık. Öğretmenlerimizin daha eleştirel düşünebilmesi, daha somut konular üzerinde fikir yürütebilmesi ve sorgulayıcı çocuklar yetiştirebilmesi amacıyla mesleki gelişim programlarımızı güçlendiriyoruz. Öncelikle öğretmenimizi disiplinler üstü yaklaşımla tanıştırmak gerekiyordu. Bu anlamda da bu çalışmayı çok önemsiyoruz. Devamı gelecek… Hem öğretmenlerimiz gittikleri okullarda, illerde ve ilçelerde bunu paylaşma imkanı bulacaklar hem de üniversitelerdeki akademisyen arkadaşlarımız, bu bilgi içeriğinin yaygınlaşması için bize destek verecekler.” dedi.
"Güçlü öğretmen güçlü gelecek” vizyonuyla bu yöndeki çalışmaların artarak süreceğini vurgulayan Bakan Selçuk, "Biz öğretmenlerle yola çıkıyoruz. Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün deyişiyle; öğretmenlerin omuzunda yükselecek bu çalışmalar. Onların desteği sürdükçe bu ülkenin geleceği emin ellerde olacaktır. Bu vesileyle, Harvard Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleşen bu programın hayata geçirilmesinde bizlere verdikleri güçlü destek için Limak Vakfı’na ve değerli Ebru Özdemir hanımefendiye ayrıca teşekkür ediyorum“diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı ise, tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada: “Fen lisesi programı uygulayan okullarda görev yapan öğretmenlere fizik, kimya, matematik ve biyoloji alanlarındaki ilişkinin disiplinler üstü bir anlayışla ele alındığı eğitimler verildiğini anlattı. Boyacı, programda temel amacın inovasyon olduğuna işaret etti. Limak'ın desteğiyle uzaktan öğretim sistemi programı hazırlandığını dile getiren Boyacı, programın, bu yıl içerisinde 18 bin öğretmene ulaştırılacağını ifade etti.
Tanıtım toplantısında konuşma yapan Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir ise, “Limak Vakfı olarak, eğitime yatırımı, toplumsal gelişmenin vazgeçilmezi olarak görüyor ve tüm faaliyetlerimizi bu bakışla tasarlıyoruz” dedi. Eğitimde güç birliğiyle yol almanın önemli olduğunun altını çizen Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir, “Güç birliği kadar, küresel trendleri takip etmenin, çağımız dünyasında ne kadar kritik olduğunu biliyoruz. Bu sebeple Projeyi Sayın Bakanımızdan ilk duyduğumda, Limak Vakfı olarak desteklemekten mutluluk duyacağımızı ilettim. Çünkü bu Projenin, Limak Vakfı bünyesinde gerçekleştirdiğimiz, başta Türkiye’nin Mühendis Kızları olmak üzere sayısız çalışmanın devamı, tamamlayıcısı olduğuna inanıyorum” dedi. Özdemir sözlerine: “Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğümüz ile Harvard Üniversitesi tarafından öğretmenlerimizin mesleki gelişimlerini amaçlayan ve fizik, kimya, biyoloji, matematik alanında küresel trendleri ve iyi örnekleri öğretmenlerimiz ve elbette onlar aracılığıyla da öğrencilerimize sunan bu değerli projeyi desteklemekten mutluluk duyuyoruz” diyerek sürdürdü.

> Öğretmenler Harvard’lı olacak

Limak Vakfı’nın desteğiyle, Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ve Harvard Üniversitesi arasında imzalanan protokol kapsamında gerçekleştirilen ‘Öğretmen Eğitimi Mesleki Gelişim Programı’ tanıtım toplantısı, Ankara’da düzenlendi.

meb_limak_harvard

Milli Eğitim Bakanlığı’nın “2023 Eğitim Vizyonu” hedefleri doğrultusunda ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin fizik, kimya, biyoloji ve matematik derslerinin öğretiminde yeni yaklaşımlar ve yöntemler hakkındaki mesleki yeterliklerinin artırılması, alanlarında teorik bilgilerinin ve uygulama becerilerinin geliştirilmesi ve yurt dışındaki uygulamaları yerinde deneyimleme ve inceleme imkânının sağlanması amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ile ABD'nin ve dünyanın en saygın üniversiteleri arasında gösterilen Harvard Üniversitesi arasında Mart 2019’da iş birliği protokolü imzalandı. Protokol kapsamında Türkiye’de 20-24 Ocak 2020 tarihleri arasında, Türkiye’nin farklı illerinde fen liselerinde görevli 100 öğretmenin katılımıyla, eğitimcilerin fizik, kimya, biyoloji ve matematik derslerinin bilim ve öğretiminde mesleki yetkinliklerini arttırmak amacıyla “Öğretmen Eğitimi ve Gelişimi Eğitici Eğitimi” düzenlendi. Program dahilinde eğitici eğitimleri, Harvard Üniversitesi ve ODTÜ’nün öğretim üyeleri tarafından verildi.
Fen bilimleri ve matematik alanında ülkemizin en başarılı okulları olan fen liselerinde görev yapan öğretmenlerimizin mesleki ve alan gelişimlerine katkı sağlayacak uluslararası akredite sertifika programı ile bu okullarımızdaki eğitimin niteliğinin artırılması ve uluslararası standartlara ulaştırılması hedefleniyor. Yürütülen mesleki gelişim programı aynı zamanda Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2020-2021 eğitim öğretim yılında pilotlanacak müfredat değişikliği için temel bilimler alanında girdi olarak kullanılacak.

4 Şubat 2020 tarihinde Ankara’da Limak Ambassadore Hotel’de gerçekleştirilen “Öğretmen Eğitimi Mesleki Gelişim Programı”nın tanıtım toplantısına Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı, Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir ile çok sayıda bürokrat ve eğitim programına dahil olan öğretmenler katıldı.
Tanıtım toplantısında konuşma yapan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; “Fizik, Kimya, Biyoloji ve Matematik alanlarında öğretmenlerimizin uluslararası birikimle karşılaşmasını istedik ve Harvard Üniversitesi yaptığımız iş birliği, ODTÜ öğretim üyelerinin katkısı ve Limak Vakfı’nın özel desteğiyle bu projeye başladık. Öğretmenlerimizin daha eleştirel düşünebilmesi, daha somut konular üzerinde fikir yürütebilmesi ve sorgulayıcı çocuklar yetiştirebilmesi amacıyla mesleki gelişim programlarımızı güçlendiriyoruz. Öncelikle öğretmenimizi disiplinler üstü yaklaşımla tanıştırmak gerekiyordu. Bu anlamda da bu çalışmayı çok önemsiyoruz. Devamı gelecek… Hem öğretmenlerimiz gittikleri okullarda, illerde ve ilçelerde bunu paylaşma imkanı bulacaklar hem de üniversitelerdeki akademisyen arkadaşlarımız, bu bilgi içeriğinin yaygınlaşması için bize destek verecekler.” dedi.
"Güçlü öğretmen güçlü gelecek” vizyonuyla bu yöndeki çalışmaların artarak süreceğini vurgulayan Bakan Selçuk, "Biz öğretmenlerle yola çıkıyoruz. Başöğretmenimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün deyişiyle; öğretmenlerin omuzunda yükselecek bu çalışmalar. Onların desteği sürdükçe bu ülkenin geleceği emin ellerde olacaktır. Bu vesileyle, Harvard Üniversitesi iş birliğiyle gerçekleşen bu programın hayata geçirilmesinde bizlere verdikleri güçlü destek için Limak Vakfı’na ve değerli Ebru Özdemir hanımefendiye ayrıca teşekkür ediyorum“diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı ise, tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada: “Fen lisesi programı uygulayan okullarda görev yapan öğretmenlere fizik, kimya, matematik ve biyoloji alanlarındaki ilişkinin disiplinler üstü bir anlayışla ele alındığı eğitimler verildiğini anlattı. Boyacı, programda temel amacın inovasyon olduğuna işaret etti. Limak'ın desteğiyle uzaktan öğretim sistemi programı hazırlandığını dile getiren Boyacı, programın, bu yıl içerisinde 18 bin öğretmene ulaştırılacağını ifade etti.
Tanıtım toplantısında konuşma yapan Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir ise, “Limak Vakfı olarak, eğitime yatırımı, toplumsal gelişmenin vazgeçilmezi olarak görüyor ve tüm faaliyetlerimizi bu bakışla tasarlıyoruz” dedi. Eğitimde güç birliğiyle yol almanın önemli olduğunun altını çizen Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir, “Güç birliği kadar, küresel trendleri takip etmenin, çağımız dünyasında ne kadar kritik olduğunu biliyoruz. Bu sebeple Projeyi Sayın Bakanımızdan ilk duyduğumda, Limak Vakfı olarak desteklemekten mutluluk duyacağımızı ilettim. Çünkü bu Projenin, Limak Vakfı bünyesinde gerçekleştirdiğimiz, başta Türkiye’nin Mühendis Kızları olmak üzere sayısız çalışmanın devamı, tamamlayıcısı olduğuna inanıyorum” dedi. Özdemir sözlerine: “Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğümüz ile Harvard Üniversitesi tarafından öğretmenlerimizin mesleki gelişimlerini amaçlayan ve fizik, kimya, biyoloji, matematik alanında küresel trendleri ve iyi örnekleri öğretmenlerimiz ve elbette onlar aracılığıyla da öğrencilerimize sunan bu değerli projeyi desteklemekten mutluluk duyuyoruz” diyerek sürdürdü.

Son Güncelleme: Çarşamba, 05 Şubat 2020 13:46

Gösterim: 11215


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.