Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
İtalya'nın Brindisi kentindeki Falcone-Morvillo Enstitüsü'nde bu sabah meydana gelen patlamada, bir kişinin öldüğü bildirildi.
Ülkenin güneydoğusundaki Brindisi'de, Galanti caddesinde bulunan kız öğrencilerin çoğunlukta olduğu Falcone-Morvillo Enstitüsü'nün nizamiye girişindeki duvar dibine konulan bir bombanın, yerel saatle 07.35 sularında patlamasının ardından, 16 yaşında Melissa Bassi isimli bir kız öğrenci hayatını kaybetti.
Patlama nedeniyle 8 öğrencinin yaralandığı, yaralılardan birinin durumunun ciddiyetini koruduğu belirtildi. Yerel bir gazete ise söz konusu öğrencinin hayatını kaybettiğini ileri sürdü.
Patlamanın, öğrencilerin okula girmek için enstitü önünde beklediği bir zamanda gerçekleşmesinin, büyük bir paniğe neden olduğu ifade edildi. Bombalı saldırının ardından kentteki diğer okulların hızla boşaltıldığı, velilerin de çocuklarını okullardan almaya gittikleri bildirildi. İtalya'da okullar, Cumartesi günleri yarım gün eğitim ve öğretime devam ediyor.
Enstitünün dekanı Angelo Rampino, ANSA haber ajansına yaptığı açıklamada, "Bu saldırı, kızların tam da okula girdiği bir zamanda, öldürmek için yapılmış bir saldırıdır" dedi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
İtalya'nın Brindisi kentindeki Falcone-Morvillo Enstitüsü'nde bu sabah meydana gelen patlamada, bir kişinin öldüğü bildirildi.
Ülkenin güneydoğusundaki Brindisi'de, Galanti caddesinde bulunan kız öğrencilerin çoğunlukta olduğu Falcone-Morvillo Enstitüsü'nün nizamiye girişindeki duvar dibine konulan bir bombanın, yerel saatle 07.35 sularında patlamasının ardından, 16 yaşında Melissa Bassi isimli bir kız öğrenci hayatını kaybetti.
Patlama nedeniyle 8 öğrencinin yaralandığı, yaralılardan birinin durumunun ciddiyetini koruduğu belirtildi. Yerel bir gazete ise söz konusu öğrencinin hayatını kaybettiğini ileri sürdü.
Patlamanın, öğrencilerin okula girmek için enstitü önünde beklediği bir zamanda gerçekleşmesinin, büyük bir paniğe neden olduğu ifade edildi. Bombalı saldırının ardından kentteki diğer okulların hızla boşaltıldığı, velilerin de çocuklarını okullardan almaya gittikleri bildirildi. İtalya'da okullar, Cumartesi günleri yarım gün eğitim ve öğretime devam ediyor.
Enstitünün dekanı Angelo Rampino, ANSA haber ajansına yaptığı açıklamada, "Bu saldırı, kızların tam da okula girdiği bir zamanda, öldürmek için yapılmış bir saldırıdır" dedi.
Son Güncelleme: Cumartesi, 19 May 2012 12:58
Gösterim: 1577
Üsküdar’da yoğun yağışla birlikte sel sularına kapılan 4 ilköğretim öğrencisi, yol üzerindeki bir kamyona tutunarak kurtuldu. 4 kız öğrenci çevredeki vatandaşların yardımıyla sudan çıkartılarak hastaneye kaldırıldı.
İstanbul’da akşam saatlerinde aniden bastıran sağanak yağış, hayatı felç etti. Yağışla birlikte kaldırım taşları da yerinden sökülüp, ana yollara yayıldı. Trafik durma noktasına gelirken, çok sayıda işyerini de su bastı. Vatandaşlar ellerinde kovalarla işyerlerine dolan suları tahliye etmeye çalıştı. Birçok noktada su baskınları yaşanırken, yollar su altında kaldı. Üsküdar Çavuşdere Caddesi üzerinde ise üç koldan birleşen yağmur suları nehir gibi aktı. Sağanak yağmura yakalanan 4 kız öğrenci, kaçmaya çalışırken sel sularına kapıldı. Suyla birlikte sürüklenen öğrenciler, park halindeki bir kamyona tutundu. Çevreden yetişen vatandaşlar, kamyona tutunan öğrencileri kurtardı. Öğrencileri çevreden geçen vatandaşlar kurtardı. Olay yerine gelen ambulansa alınan öğrenciler hastaneye kaldırıldı.
DEHŞETİ ANLATTI
Üsküdar’da sel sularına kapılan ve bir kamyon kasasına tutunarak son anda kurtulan 4 kız öğrencinden Gizem Kopuz, “Yoldan karşıya geçmek isterken yukarıdan gelen sel bize vurdu. Dengemizi kaybettik. Benim çantam suya kapıldı. Tam yere düşüyordum o sırada yanımdaki arkadaşımı suya kapılacaktı onu kolundan tutup kenara çektim. Şeyda’yı kurtarmak için uzanacaktım ki Şeyda sulara kapıldı” dedi.
Üsküdar’da yoğun yağışla birlikte sel sularına kapılan 4 lise öğrencisi, yol üzerindeki bir kamyona tutunarak kurtuldu. Üsküdar Cumhuriyet Kız Meslek Lisesi’nde okuyan öğrenciler olayın ardından Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Öğrencilerden Selin Karakuş (16) ile Şeyda Şahin (16) halen hastanede tedavi altında tutulurken Gizem Kopuz (18) ile soyadı öğrenilemeyen 16 yaşındaki Meryem ise ayakta tedavi edildi.
Kız öğrencilerden Gizem Kopuz yaşadıkları dehşet dakikalarını İHA muhabirine anlattı. Kopuz, aşırı yağışlar dolayısıyla okul yönetiminin yarım saat erken çıkış izni vermesiyle birlikte aynı okulda okuyan kız arkadaşları Şeyda ve Meryem ile birlikte okuldan çıktıklarını anlattı. Kopuz, “Arkadaşlarım ‘Üsküdar’a ineceksen beraber inelim, kol kola gireriz, başımıza bir şey gelmeden eve gideriz’ dediler, bende tamam dedim. Çok yoğun bir yağmur yağışı vardı. Sanki yağmur değil kafamıza taş yağıyordu. Ben bir apartmana sığınalım yağmuru dinmesini bekleyelim dedim. Apartmana girer girmez yağmurun yoğun yağışından korktuk, biraz daha beklersek başımıza bir iş gelir diye de çekindik. Bir an önce evimize gidelim diye buradan ayrıldık ve aşağı doğru yürümeye başladık. Yürürken bir ara durduk çünkü yer çamur gibiydi. Ayaklarımız bastıkça yere batmaya başladı. Sanki yol içeri çöküyor gibiydi. Korktuk” dedi.
Yolun karşısına geçtikten sonra bir anda sel sularına kapıldıklarını anlatan Kopuz, “Yolun karşısına geçmek istedik. Yoldan karşıya geçmek isterken yukarıdan gelen sel bize vurdu. Dengemizi kaybettik. Benim çantam suya kapıldı. Tam yere düşüyordum o sırada yanımdaki arkadaşımı suya kapılacaktı onu kolundan tutup kenara çektim. Şeyda’yı kurtarmak için uzanacaktım ki Şeyda sulara kapıldı. En sonunda bir aracın altına girerken gördük. O sırada tabi ki çok korktuk ve çığlık çığlığa yardım istedik ve polisi aradık. Arkadaşımız o sel suyu ile arabanın altında da geçmiş ileride bir vatandaş onu kurtarmış. Bir tane de erkek çocuk vardı. Arabaya tutunmuştu çok kötü durumdaydı. O sırada polisler geldi ve onu da kurtardılar” diye konuştu.
Arkadaşlarının sağlık durumunun iyi olduğunu ifade eden Gizem Kopuz, “Şuanda arkadaşım iyi ve serviste yatıyor. Kendisi zaten astım hastasıydı, boyunluk taktılar. Şuanda sağlık durumu iyi” dedi.
Öğrencilerden Şeyda Şahin ile Selin Karakuş’un hastanedeki tedavileri sürerken olayı haber alan öğrencilerin aileleri hastaneye gelerek bilgi almaya çalıştı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Üsküdar’da yoğun yağışla birlikte sel sularına kapılan 4 ilköğretim öğrencisi, yol üzerindeki bir kamyona tutunarak kurtuldu. 4 kız öğrenci çevredeki vatandaşların yardımıyla sudan çıkartılarak hastaneye kaldırıldı.
İstanbul’da akşam saatlerinde aniden bastıran sağanak yağış, hayatı felç etti. Yağışla birlikte kaldırım taşları da yerinden sökülüp, ana yollara yayıldı. Trafik durma noktasına gelirken, çok sayıda işyerini de su bastı. Vatandaşlar ellerinde kovalarla işyerlerine dolan suları tahliye etmeye çalıştı. Birçok noktada su baskınları yaşanırken, yollar su altında kaldı. Üsküdar Çavuşdere Caddesi üzerinde ise üç koldan birleşen yağmur suları nehir gibi aktı. Sağanak yağmura yakalanan 4 kız öğrenci, kaçmaya çalışırken sel sularına kapıldı. Suyla birlikte sürüklenen öğrenciler, park halindeki bir kamyona tutundu. Çevreden yetişen vatandaşlar, kamyona tutunan öğrencileri kurtardı. Öğrencileri çevreden geçen vatandaşlar kurtardı. Olay yerine gelen ambulansa alınan öğrenciler hastaneye kaldırıldı.
DEHŞETİ ANLATTI
Üsküdar’da sel sularına kapılan ve bir kamyon kasasına tutunarak son anda kurtulan 4 kız öğrencinden Gizem Kopuz, “Yoldan karşıya geçmek isterken yukarıdan gelen sel bize vurdu. Dengemizi kaybettik. Benim çantam suya kapıldı. Tam yere düşüyordum o sırada yanımdaki arkadaşımı suya kapılacaktı onu kolundan tutup kenara çektim. Şeyda’yı kurtarmak için uzanacaktım ki Şeyda sulara kapıldı” dedi.
Üsküdar’da yoğun yağışla birlikte sel sularına kapılan 4 lise öğrencisi, yol üzerindeki bir kamyona tutunarak kurtuldu. Üsküdar Cumhuriyet Kız Meslek Lisesi’nde okuyan öğrenciler olayın ardından Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Öğrencilerden Selin Karakuş (16) ile Şeyda Şahin (16) halen hastanede tedavi altında tutulurken Gizem Kopuz (18) ile soyadı öğrenilemeyen 16 yaşındaki Meryem ise ayakta tedavi edildi.
Kız öğrencilerden Gizem Kopuz yaşadıkları dehşet dakikalarını İHA muhabirine anlattı. Kopuz, aşırı yağışlar dolayısıyla okul yönetiminin yarım saat erken çıkış izni vermesiyle birlikte aynı okulda okuyan kız arkadaşları Şeyda ve Meryem ile birlikte okuldan çıktıklarını anlattı. Kopuz, “Arkadaşlarım ‘Üsküdar’a ineceksen beraber inelim, kol kola gireriz, başımıza bir şey gelmeden eve gideriz’ dediler, bende tamam dedim. Çok yoğun bir yağmur yağışı vardı. Sanki yağmur değil kafamıza taş yağıyordu. Ben bir apartmana sığınalım yağmuru dinmesini bekleyelim dedim. Apartmana girer girmez yağmurun yoğun yağışından korktuk, biraz daha beklersek başımıza bir iş gelir diye de çekindik. Bir an önce evimize gidelim diye buradan ayrıldık ve aşağı doğru yürümeye başladık. Yürürken bir ara durduk çünkü yer çamur gibiydi. Ayaklarımız bastıkça yere batmaya başladı. Sanki yol içeri çöküyor gibiydi. Korktuk” dedi.
Yolun karşısına geçtikten sonra bir anda sel sularına kapıldıklarını anlatan Kopuz, “Yolun karşısına geçmek istedik. Yoldan karşıya geçmek isterken yukarıdan gelen sel bize vurdu. Dengemizi kaybettik. Benim çantam suya kapıldı. Tam yere düşüyordum o sırada yanımdaki arkadaşımı suya kapılacaktı onu kolundan tutup kenara çektim. Şeyda’yı kurtarmak için uzanacaktım ki Şeyda sulara kapıldı. En sonunda bir aracın altına girerken gördük. O sırada tabi ki çok korktuk ve çığlık çığlığa yardım istedik ve polisi aradık. Arkadaşımız o sel suyu ile arabanın altında da geçmiş ileride bir vatandaş onu kurtarmış. Bir tane de erkek çocuk vardı. Arabaya tutunmuştu çok kötü durumdaydı. O sırada polisler geldi ve onu da kurtardılar” diye konuştu.
Arkadaşlarının sağlık durumunun iyi olduğunu ifade eden Gizem Kopuz, “Şuanda arkadaşım iyi ve serviste yatıyor. Kendisi zaten astım hastasıydı, boyunluk taktılar. Şuanda sağlık durumu iyi” dedi.
Öğrencilerden Şeyda Şahin ile Selin Karakuş’un hastanedeki tedavileri sürerken olayı haber alan öğrencilerin aileleri hastaneye gelerek bilgi almaya çalıştı.
Son Güncelleme: Cumartesi, 19 May 2012 12:42
Gösterim: 2091
Hürriyet Yazarı Mehmet Y. Yılmaz’ın bugünkü yazısı.
‘Çirkinlik ölçer’ (Ugly Meter) isimli iPhone uygulaması ile ilgili tartışmaya televizyonun akşam haberlerinde rastladım.
Bir eğitimci, çocukların bu uygulamadan olumsuz etkileneceklerini, “güzellik-çirkinlik” kavramının böyle ölçülebilir bir şey olmadığını anlatıyordu.
Haberi seyrederken ilk işim uygulamayı telefonuma indirmek oldu. 99 cent’e satılıyor, tanıtımında uygulamanın 6 milyondan fazla indirildiği ve 24 milyondan fazla yüzün bu program ile taranıp, güzel mi çirkin mi olduğunun ortaya çıkarıldığı vurgulanıyor. Kaba bir hesapla uygulama programını yazan şirket, App Store payı düştükten sonra 4 milyon dolara yakın bir para kazanmış olmalı.
Uygulama bu konuda “tek” de değil, uygulama mağazasında ben 36 değişik program saydım. Değişik isimler altında ama hepsi aynı şeyi yapıyor. Uygulamayı çalıştırıyorsunuz, telefonunuzu arkadaşınızın yüzüne ya da cepheden çekilmiş bir fotoğrafına tutuyorsunuz, size güzel mi çirkin mi olduğunu söylüyor. Bir de durumunuz ile ilgili değerlendirme yapıyor.
“Güzelliğin altın oranı” fikri ile çalışan programda puanlama 1 ile 10 puan arasında yapılıyor.
Eğer 10 aldıysanız, muhtemelen sizi annenizden başka kimse güzel bulmuyor olmalı. 1 aldıysanız da sokaktan geçerken herkesin size baktığını varsaymalısınız.
İsimlerini vermeme gerek yok, internette bulduğum bazı tanınmış Türklerin fotoğraflarına bu deneyi yaptım, sadece sarışın bir Türk kadını için şöyle bir yorum yaptı: “Çok seksisiniz. Bilim sizi açıklayamıyor”. Adını söylemeyeceğim, dedikodu çıkarmanın anlamı yok çünkü.
Monocle dergisinin moda sayfalarındaki manken kıza uyguladım, 10 üzerinden 5 aldı. Bana göre gayet güzel bir kızdı, ona şöyle bir yorum yaptı: “Çok tatlı sayılmazsınız.”
Bir gözlük reklamındaki erkek modele 10 üzerinden 7 verdi, “Çok çirkinsiniz, anneniz size süt vermeden önce içki içmek zorunda kalmış olmalı.” Oysa delikanlı, bizim Kıvanç Tatlıtuğ’un biraz bakımsızıydı, o kadar.
Televizyon haberlerinde konuşan eğitimcinin bunu çocuklar için neden zararlı bulduğunu da böylece anlamış oldum.
Birbirlerine bu testi yaptıktan sonra çocuk acımasızlığı ile arkadaşlarıyla nasıl dalga geçebileceklerini ve bu durumun o çocuk üzerinde nasıl olumsuz etkiler bırakabileceğini tahmin etmek zor değil çünkü.
Böyle bir durumla karşılaşan o çocuklara gelin de “güzellik” denen şeyin aslında o kadar da önemli olmadığını, insanların birbirlerini sevmek için başka şeyler de aradıklarını anlatın bakalım.
“Âşık olup uğruna çöllere düştüğün, geceler boyu ıstırap çektiğin Leyla; bu yüzüne bakılamayacak kadar çirkin, topal ve ağzı çarpık kadın mıydı?” diye soran Emir’e, Kays’ın “Siz bir de onu benim gözlerimle görseniz” dediğini hatırlatmak o yaşlarda işe yaramaz sanırım.
Tabii Âşık Veysel’in türküsünü de unutmayalım: “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa.”
Joe Black isimli filmde bir ölüm meleğini canlandıran Brad Pitt, canını almak üzere dünyaya gönderildiği adamın kızına âşık oluyordu. Görevini tamamlayıp giderken de yerine “bedenini ödünç aldığı genç erkeği” bırakıyordu, yine kendisini tabii!
Kız durumdan kuşkulansa da bir şey anlamıyor ve aşktan kendini kaybetmiş hayatını sürdürüyordu.
Ugly Meter ile oynarken o filmi ve sorusunu hatırladım: Aşkın öznesi ile ilgili bir soru bu. Nasıl ve kime âşık oluruz sorusunun filmdeki yanıtı, özne Brad Pitt olduğu için “plastik güzellik” diye şekilleniyor.
Doğrusunu isterseniz güzellik-çirkinlik elbette önemli olmak ile birlikte, bizi birisine âşık eden şey sadece bundan oluşmuyor. Hayata bakış, olaylar karşısındaki tutum, ahlaki ve insani değerler gibi sevdiğimizde bulduğumuz ve bizi ona bağlayan özellikler, insanların fiziksel görüntülerinden çok daha önemlidir ve bunca insan birbirine âşık oluyorsa zaten aksi de düşünülemez.
Ne bütün erkekler Brad Pitt’e benziyor ne de bütün kadınlar Charlize Theron’a.
Ortega y Gasset şöyle yazmış bu konuda: “Sevgiyi etkin biçimde esinleyen nitelik kanımca belli bir var olma biçiminde görülen anlatımcı çekiciliktir, plastik kusursuzluk değil.”
Taksi Şoförü filminde Robert De Niro, Broadway’de beyaz elbiseleri içinde yürürken gördüğü Cybill Shephard’ı bir meleğe benzetiyor ve kararını veriyordu: “Kimse ona dokunamaz.”
“Mükemmel güzelliğin” böyle uzaklaştırıcı bir etkisi de vardır, erkekler üzerinde. Kadınların da istisnaları bir kenara bırakırsak “çok güzel erkeklere meraklı oldukları” söylenemez. Zaten “insanlık halinin” böyle olması hepimiz için de bir şans değil mi?
Facebook ve twitter için yeni kelimeler
İNGİLİZCE “kent sözlüğü” Urban Dictionary’nin yeni baskısını aldım. Bu sözlük yaklaşık 20 yıldır yayımlanıyor. Bir internet sitesi aracılığıyla kent yaşamında yeni ortaya çıkan sözcükler toplanıyor. İnternet öncesi dönemde bizzat yazarların çabasıyla toplanırmış bu sözcükler.
Bir tür “yaşayan dil sözlüğü” diye tarif edebiliriz. Neden bizde de böyle bir sözlük yok, bilemiyorum. Oysa bizde de özellikle gençlerin türettikleri, mizah dergilerinin dolaşıma soktukları çok sayıda yeni sözcük var.
Sözcüklerin hemen hepsinin komik açıklamaları var, bir mizah kitabı gibi de okunabiliyor. Türkiye, facebook ve twitter kullanımında dünyanın hatırı sayılır ülkelerinden oldu, bu nedenle bizi de ilgilendireceğini düşündüğüm facebook ve twitter kökenli yeni sözcükleri sizlere aktarayım.
Face temelli ilişki: İnsanların yeni romantik ilişkilerini facebook sayfalarına doldurdukları yeni fotoğrafları aracılığıyla duyurmaları.
Facebook ezmek: Sürekli olarak arkadaşlarının facebook sayfalarına girip, fotoğraflarına ve mesajlarına bakmak.
Facebook ateşi: Bilgisayarınızda facebook sayfanızı sürekli açık tutmak.
Facebook ön sevişmesi: Facebook’ta seksi mesajlar yazmak.
Twitter çarpması: Bir partide tanıştığınız karşı cinsten birisiyle 140 harften daha uzun bir konuşma yapabilmek.
Twitter ezmesi: Birisine delicesine âşık olan insanların başkalarıyla konuşamamaları durumu.
(Mehmet Y. Yılmaz-hürriyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Hürriyet Yazarı Mehmet Y. Yılmaz’ın bugünkü yazısı.
‘Çirkinlik ölçer’ (Ugly Meter) isimli iPhone uygulaması ile ilgili tartışmaya televizyonun akşam haberlerinde rastladım.
Bir eğitimci, çocukların bu uygulamadan olumsuz etkileneceklerini, “güzellik-çirkinlik” kavramının böyle ölçülebilir bir şey olmadığını anlatıyordu.
Haberi seyrederken ilk işim uygulamayı telefonuma indirmek oldu. 99 cent’e satılıyor, tanıtımında uygulamanın 6 milyondan fazla indirildiği ve 24 milyondan fazla yüzün bu program ile taranıp, güzel mi çirkin mi olduğunun ortaya çıkarıldığı vurgulanıyor. Kaba bir hesapla uygulama programını yazan şirket, App Store payı düştükten sonra 4 milyon dolara yakın bir para kazanmış olmalı.
Uygulama bu konuda “tek” de değil, uygulama mağazasında ben 36 değişik program saydım. Değişik isimler altında ama hepsi aynı şeyi yapıyor. Uygulamayı çalıştırıyorsunuz, telefonunuzu arkadaşınızın yüzüne ya da cepheden çekilmiş bir fotoğrafına tutuyorsunuz, size güzel mi çirkin mi olduğunu söylüyor. Bir de durumunuz ile ilgili değerlendirme yapıyor.
“Güzelliğin altın oranı” fikri ile çalışan programda puanlama 1 ile 10 puan arasında yapılıyor.
Eğer 10 aldıysanız, muhtemelen sizi annenizden başka kimse güzel bulmuyor olmalı. 1 aldıysanız da sokaktan geçerken herkesin size baktığını varsaymalısınız.
İsimlerini vermeme gerek yok, internette bulduğum bazı tanınmış Türklerin fotoğraflarına bu deneyi yaptım, sadece sarışın bir Türk kadını için şöyle bir yorum yaptı: “Çok seksisiniz. Bilim sizi açıklayamıyor”. Adını söylemeyeceğim, dedikodu çıkarmanın anlamı yok çünkü.
Monocle dergisinin moda sayfalarındaki manken kıza uyguladım, 10 üzerinden 5 aldı. Bana göre gayet güzel bir kızdı, ona şöyle bir yorum yaptı: “Çok tatlı sayılmazsınız.”
Bir gözlük reklamındaki erkek modele 10 üzerinden 7 verdi, “Çok çirkinsiniz, anneniz size süt vermeden önce içki içmek zorunda kalmış olmalı.” Oysa delikanlı, bizim Kıvanç Tatlıtuğ’un biraz bakımsızıydı, o kadar.
Televizyon haberlerinde konuşan eğitimcinin bunu çocuklar için neden zararlı bulduğunu da böylece anlamış oldum.
Birbirlerine bu testi yaptıktan sonra çocuk acımasızlığı ile arkadaşlarıyla nasıl dalga geçebileceklerini ve bu durumun o çocuk üzerinde nasıl olumsuz etkiler bırakabileceğini tahmin etmek zor değil çünkü.
Böyle bir durumla karşılaşan o çocuklara gelin de “güzellik” denen şeyin aslında o kadar da önemli olmadığını, insanların birbirlerini sevmek için başka şeyler de aradıklarını anlatın bakalım.
“Âşık olup uğruna çöllere düştüğün, geceler boyu ıstırap çektiğin Leyla; bu yüzüne bakılamayacak kadar çirkin, topal ve ağzı çarpık kadın mıydı?” diye soran Emir’e, Kays’ın “Siz bir de onu benim gözlerimle görseniz” dediğini hatırlatmak o yaşlarda işe yaramaz sanırım.
Tabii Âşık Veysel’in türküsünü de unutmayalım: “Güzelliğin on para etmez, bu bendeki aşk olmasa.”
Joe Black isimli filmde bir ölüm meleğini canlandıran Brad Pitt, canını almak üzere dünyaya gönderildiği adamın kızına âşık oluyordu. Görevini tamamlayıp giderken de yerine “bedenini ödünç aldığı genç erkeği” bırakıyordu, yine kendisini tabii!
Kız durumdan kuşkulansa da bir şey anlamıyor ve aşktan kendini kaybetmiş hayatını sürdürüyordu.
Ugly Meter ile oynarken o filmi ve sorusunu hatırladım: Aşkın öznesi ile ilgili bir soru bu. Nasıl ve kime âşık oluruz sorusunun filmdeki yanıtı, özne Brad Pitt olduğu için “plastik güzellik” diye şekilleniyor.
Doğrusunu isterseniz güzellik-çirkinlik elbette önemli olmak ile birlikte, bizi birisine âşık eden şey sadece bundan oluşmuyor. Hayata bakış, olaylar karşısındaki tutum, ahlaki ve insani değerler gibi sevdiğimizde bulduğumuz ve bizi ona bağlayan özellikler, insanların fiziksel görüntülerinden çok daha önemlidir ve bunca insan birbirine âşık oluyorsa zaten aksi de düşünülemez.
Ne bütün erkekler Brad Pitt’e benziyor ne de bütün kadınlar Charlize Theron’a.
Ortega y Gasset şöyle yazmış bu konuda: “Sevgiyi etkin biçimde esinleyen nitelik kanımca belli bir var olma biçiminde görülen anlatımcı çekiciliktir, plastik kusursuzluk değil.”
Taksi Şoförü filminde Robert De Niro, Broadway’de beyaz elbiseleri içinde yürürken gördüğü Cybill Shephard’ı bir meleğe benzetiyor ve kararını veriyordu: “Kimse ona dokunamaz.”
“Mükemmel güzelliğin” böyle uzaklaştırıcı bir etkisi de vardır, erkekler üzerinde. Kadınların da istisnaları bir kenara bırakırsak “çok güzel erkeklere meraklı oldukları” söylenemez. Zaten “insanlık halinin” böyle olması hepimiz için de bir şans değil mi?
Facebook ve twitter için yeni kelimeler
İNGİLİZCE “kent sözlüğü” Urban Dictionary’nin yeni baskısını aldım. Bu sözlük yaklaşık 20 yıldır yayımlanıyor. Bir internet sitesi aracılığıyla kent yaşamında yeni ortaya çıkan sözcükler toplanıyor. İnternet öncesi dönemde bizzat yazarların çabasıyla toplanırmış bu sözcükler.
Bir tür “yaşayan dil sözlüğü” diye tarif edebiliriz. Neden bizde de böyle bir sözlük yok, bilemiyorum. Oysa bizde de özellikle gençlerin türettikleri, mizah dergilerinin dolaşıma soktukları çok sayıda yeni sözcük var.
Sözcüklerin hemen hepsinin komik açıklamaları var, bir mizah kitabı gibi de okunabiliyor. Türkiye, facebook ve twitter kullanımında dünyanın hatırı sayılır ülkelerinden oldu, bu nedenle bizi de ilgilendireceğini düşündüğüm facebook ve twitter kökenli yeni sözcükleri sizlere aktarayım.
Face temelli ilişki: İnsanların yeni romantik ilişkilerini facebook sayfalarına doldurdukları yeni fotoğrafları aracılığıyla duyurmaları.
Facebook ezmek: Sürekli olarak arkadaşlarının facebook sayfalarına girip, fotoğraflarına ve mesajlarına bakmak.
Facebook ateşi: Bilgisayarınızda facebook sayfanızı sürekli açık tutmak.
Facebook ön sevişmesi: Facebook’ta seksi mesajlar yazmak.
Twitter çarpması: Bir partide tanıştığınız karşı cinsten birisiyle 140 harften daha uzun bir konuşma yapabilmek.
Twitter ezmesi: Birisine delicesine âşık olan insanların başkalarıyla konuşamamaları durumu.
(Mehmet Y. Yılmaz-hürriyet)
Son Güncelleme: Cumartesi, 19 May 2012 10:14
Gösterim: 2081
Hükümet ve memur sendikaları arasında kıran kırana geçen pazarlık masasında öğretmenlere müjdeli haber çıktı.
Hükümet ve memur sendikaları arasında kıran kırana geçen pazarlık masasında öğretmenlere müjdeli haber çıktı. Ders görevlerinin çeşitli sebeplerle yerine getirilmemesi veya öğretime değişik sebeplerle ara verilmesi yüzünden ders görevini yerine getiremeyen öğretmenlerin bu sürelerde varsa ders ve ek ders görevlerini yapmış sayılacak. Böylelikle kar tatili gibi beklenmedik okul tatillerinde ek ders ücreti alamayan öğretmenin ek ders çilesi sona erecek.
Ayrıca eğitim kurumlarında yöneticilik görevlerinde geçici görevle görev yapanların görevlendirildikleri unvan ile asli görevleri için planlanan ek ders ücretleri arasında kıyas yapılarak fazla olan ek ders ücretinin ödenmesi de sağlanacak. Diğer kamu kurumlarına görevlendirilen öğretmenlere ek derslerinin verilecek.
İLKSAN MECBUR DEĞİL
Öte yandan, sağlık ve sosyal yardımla ilgili meselelerde öğretmenleri birbirlerine yardım edici duruma getirmek amacıyla kurulan İLKSAN'a üyelik zorunlu değil isteğe bağlı hale getirilecek.
(haber7)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Hükümet ve memur sendikaları arasında kıran kırana geçen pazarlık masasında öğretmenlere müjdeli haber çıktı.
Hükümet ve memur sendikaları arasında kıran kırana geçen pazarlık masasında öğretmenlere müjdeli haber çıktı. Ders görevlerinin çeşitli sebeplerle yerine getirilmemesi veya öğretime değişik sebeplerle ara verilmesi yüzünden ders görevini yerine getiremeyen öğretmenlerin bu sürelerde varsa ders ve ek ders görevlerini yapmış sayılacak. Böylelikle kar tatili gibi beklenmedik okul tatillerinde ek ders ücreti alamayan öğretmenin ek ders çilesi sona erecek.
Ayrıca eğitim kurumlarında yöneticilik görevlerinde geçici görevle görev yapanların görevlendirildikleri unvan ile asli görevleri için planlanan ek ders ücretleri arasında kıyas yapılarak fazla olan ek ders ücretinin ödenmesi de sağlanacak. Diğer kamu kurumlarına görevlendirilen öğretmenlere ek derslerinin verilecek.
İLKSAN MECBUR DEĞİL
Öte yandan, sağlık ve sosyal yardımla ilgili meselelerde öğretmenleri birbirlerine yardım edici duruma getirmek amacıyla kurulan İLKSAN'a üyelik zorunlu değil isteğe bağlı hale getirilecek.
(haber7)
Son Güncelleme: Cumartesi, 19 May 2012 10:24
Gösterim: 2093
Can Dündar’ın bugünkü yazısı.
İtiraf edeyim ki ben de resmi bayramların asık suratından müşteki idim. Bütün o hamasi şiirler, bayrak öpmeler, elden ele taşınan meşaleler, resmigeçitler, ses sınırını aşan jetler, heyecanını çoktan yitirmiş bir bayramın köhnemiş ritüelleri gibiydi.
Ta 1995’in 19 Mayıs’ında “Her Türk asker doğar” diye geçit yapan gençler adına “Doğumda meslek seçimi serbest bırakılsın” diye yazmıştım.
* * *
Bayramlarda Cumhuriyet, haki renk bir kılıkta yürüyordu.
Oysa temelleri çok renkli bir sivil direnişle atılmıştı.
Öğrencilere sorun bakalım:
Mondros’tan hemen birkaç ay sonra Anadolu’nun değişik yerlerinde yerel kongreler toplanmaya başladığını, hatta Karslıların “Kars İslam Şzrası” adında bir “Cumhuriyet” ilan edip Japon İmparatoru’ndan tanınma talep ettiğini biliyorlar mı?
Daha 1919 başında bu yerel kongrelerin, Ali Fuat ve Kazım Karabekir paşaları ordularının başına çağırdığından haberdarlar mı?
19 Mayıs 1919 günü Türk Ocağı’nın Fatih Belediye binası önünde 80 bin kişilik dev bir miting yapıp Halide Edip’i kürsüye çıkardığını, onun “Her gecenin bir sabahı vardır” sözünü çılgınca alkışladığını, halkın, elde kara bayraklarla meydana aktığını, esnafın 5 gün süreyle kepenk kapattığını duymuşlar mı?
19 Mayıs, biraz da bu direniş ruhu değil midir?
* * *
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, hiç kuşkusuz İstiklal Savaşı’nın çok önemli bir adımıdır. Halkın, aradığı önderliğe kavuşmasının ilanıdır. Sonu Cumhuriyet’le bitecek yürüyüşün başlangıcıdır. Ancak Mustafa Kemal ve arkadaşlarını cesaretlendiren sivil direnişi görmezden gelmek, Hasan Tahsin’i ve İzmir’in 2 gün içinde verdiği 2 bin şehidi unutmak, yerel kongre iktidarlarını yok saymak, her şeyden önce bu ulusa haksızlıktır.
Cumhuriyete, şikâyet konusu haki üniformayı giydiren, onunla halk arasına görünmez bir tel örgü çeken, biraz da bu “unutkanlık”tır.
İşte o yüzden, evet, bu bayram, tankların namlusunu ensesinde hissederek uygun adım yürüyen gençlerin “rap-rap” sıkıcılığını hak etmiyordu; kutlamalar stadyumdan dışarı taşmalı, sivilleşmeli, coşmalıydı.
Hükümet, “1930 model kutlamalar”ı eleştirmekte haklıydı.
* * *
Ak Parti, aslında bu törenlerin Cumhuriyet, Atatürk ve Türk ordusuna methiye vesilesi olmasından rahatsızdı.
Bunu engelleyebilmek için 19 Mayıs’a stat yasağı denedi. Ancak Milli Eğitim’in genelgesi Danıştay’dan döndü. Bunun üzerine kutlamalar Gençlik Spor Bakanlığı’na devredildi. O da, -dün Hilal Kaplan’ın gayet veciz ifade ettiği gibi- işi, Atatürk’e doğum günü pastası kestirmeye indirgedi.
Lakin bu süreçte asıl beklenen, hayırlı gelişme oldu:
Bence çok uzun zamandır ilk kez halk, bayramına sahip çıkmaya başladı. 19 Mayıs’ı kendi iradesiyle kutlamak için bayrak açtı.
Bu yıl 19 Mayıs, yasak savma gibi değil de, gerçekten sivil bir coşkuyla ve kararlılıkla, sokaklarda, alanlarda kutlanacaksa, bunu biraz da hükümetin ona el uzatmasına borçluyuz.
Bir taşla iki kuş:
Hem bayramı militarist bir gösteri olmaktan kurtardık; hem özündeki sivil direniş ruhunu canlandırdık.
Kutlu olsun!
(can Dündar-milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Can Dündar’ın bugünkü yazısı.
İtiraf edeyim ki ben de resmi bayramların asık suratından müşteki idim. Bütün o hamasi şiirler, bayrak öpmeler, elden ele taşınan meşaleler, resmigeçitler, ses sınırını aşan jetler, heyecanını çoktan yitirmiş bir bayramın köhnemiş ritüelleri gibiydi.
Ta 1995’in 19 Mayıs’ında “Her Türk asker doğar” diye geçit yapan gençler adına “Doğumda meslek seçimi serbest bırakılsın” diye yazmıştım.
* * *
Bayramlarda Cumhuriyet, haki renk bir kılıkta yürüyordu.
Oysa temelleri çok renkli bir sivil direnişle atılmıştı.
Öğrencilere sorun bakalım:
Mondros’tan hemen birkaç ay sonra Anadolu’nun değişik yerlerinde yerel kongreler toplanmaya başladığını, hatta Karslıların “Kars İslam Şzrası” adında bir “Cumhuriyet” ilan edip Japon İmparatoru’ndan tanınma talep ettiğini biliyorlar mı?
Daha 1919 başında bu yerel kongrelerin, Ali Fuat ve Kazım Karabekir paşaları ordularının başına çağırdığından haberdarlar mı?
19 Mayıs 1919 günü Türk Ocağı’nın Fatih Belediye binası önünde 80 bin kişilik dev bir miting yapıp Halide Edip’i kürsüye çıkardığını, onun “Her gecenin bir sabahı vardır” sözünü çılgınca alkışladığını, halkın, elde kara bayraklarla meydana aktığını, esnafın 5 gün süreyle kepenk kapattığını duymuşlar mı?
19 Mayıs, biraz da bu direniş ruhu değil midir?
* * *
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, hiç kuşkusuz İstiklal Savaşı’nın çok önemli bir adımıdır. Halkın, aradığı önderliğe kavuşmasının ilanıdır. Sonu Cumhuriyet’le bitecek yürüyüşün başlangıcıdır. Ancak Mustafa Kemal ve arkadaşlarını cesaretlendiren sivil direnişi görmezden gelmek, Hasan Tahsin’i ve İzmir’in 2 gün içinde verdiği 2 bin şehidi unutmak, yerel kongre iktidarlarını yok saymak, her şeyden önce bu ulusa haksızlıktır.
Cumhuriyete, şikâyet konusu haki üniformayı giydiren, onunla halk arasına görünmez bir tel örgü çeken, biraz da bu “unutkanlık”tır.
İşte o yüzden, evet, bu bayram, tankların namlusunu ensesinde hissederek uygun adım yürüyen gençlerin “rap-rap” sıkıcılığını hak etmiyordu; kutlamalar stadyumdan dışarı taşmalı, sivilleşmeli, coşmalıydı.
Hükümet, “1930 model kutlamalar”ı eleştirmekte haklıydı.
* * *
Ak Parti, aslında bu törenlerin Cumhuriyet, Atatürk ve Türk ordusuna methiye vesilesi olmasından rahatsızdı.
Bunu engelleyebilmek için 19 Mayıs’a stat yasağı denedi. Ancak Milli Eğitim’in genelgesi Danıştay’dan döndü. Bunun üzerine kutlamalar Gençlik Spor Bakanlığı’na devredildi. O da, -dün Hilal Kaplan’ın gayet veciz ifade ettiği gibi- işi, Atatürk’e doğum günü pastası kestirmeye indirgedi.
Lakin bu süreçte asıl beklenen, hayırlı gelişme oldu:
Bence çok uzun zamandır ilk kez halk, bayramına sahip çıkmaya başladı. 19 Mayıs’ı kendi iradesiyle kutlamak için bayrak açtı.
Bu yıl 19 Mayıs, yasak savma gibi değil de, gerçekten sivil bir coşkuyla ve kararlılıkla, sokaklarda, alanlarda kutlanacaksa, bunu biraz da hükümetin ona el uzatmasına borçluyuz.
Bir taşla iki kuş:
Hem bayramı militarist bir gösteri olmaktan kurtardık; hem özündeki sivil direniş ruhunu canlandırdık.
Kutlu olsun!
(can Dündar-milliyet)
Son Güncelleme: Cumartesi, 19 May 2012 10:00
Gösterim: 1948

