Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan’ın bugünkü yazısı.
- “Okullar ve süt” denilince milli hafızamız derhal harekete geçer: Marshall Planı doğrultusunda ABD’den çocuklara dağıtılsın diye gönderilen süt tozu gelir aklımıza. Bakır sahanlardaki ılık suların içinde yarı erimiş süt tozunun çocuklarda yarattığı bulantı hissi falan...
- Yıllar önce o Amerikan süt tozlarından içip bulantı hissi çekenler, bugün devleti yönetenler olarak ücretsiz süt dağıtıyorlar okullarda... Ve bingo! İlk günden yüzlerce zehirlenme vakası... “Nesillerden nesillere miras” dedikleri bu olsa gerek.
- “Süt” mevzusu her türden mavraya her zaman açık olmuştur. Sinemanın en kötü adamının lakabı “sütçü”dür. Demokrasi tanımında adı geçmiştir: “Sabahın kör saatinde kapınızı polisin değil de sütçünün çaldığı rejimin adıdır”.
- “Dağıtılan sütten zehirlenen çocuklar” olgusu, fantastik yetkili beyanları külliyatının nadide eserler kazanmasına yol açmıştır. En güzelini valilerden biri söyledi: “Çocuklar birbirinden etkilendi. Zehirlenme yok. Olay tamamen psikolojik”. Böylece zehirlenme çeşitlerine, “psikolojik süt zehirlenmesi” de eklenmiş oldu.
- Bir de “sütten zehirlenen çocuklar var” cümlesine Milli Eğitim Bakanı’nın “sütü daha bugün dağıttık” diye verdiği karşılığı da eklemek gerek “fantastik” beyanlar silsilesine...
- Göreceksiniz, tıpkı radyasyonlu çay meselesinden bir şey çıkmadığı gibi bu “zehirli süt” meselesinden de bir şey çıkmayacak. Bakanlık özür dilemeyecektir, hangi firmaların dağıttığı sütlerin zehirli olduğu açıklanmayacaktır, o firmalara verilen ihaleler iptal edilmeyecektir. Çünkü Türkiye, o kadar da değişmemiştir.
(Ahmet Hakan-hürriyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Hürriyet Gazetesi Yazarı Ahmet Hakan’ın bugünkü yazısı.
- “Okullar ve süt” denilince milli hafızamız derhal harekete geçer: Marshall Planı doğrultusunda ABD’den çocuklara dağıtılsın diye gönderilen süt tozu gelir aklımıza. Bakır sahanlardaki ılık suların içinde yarı erimiş süt tozunun çocuklarda yarattığı bulantı hissi falan...
- Yıllar önce o Amerikan süt tozlarından içip bulantı hissi çekenler, bugün devleti yönetenler olarak ücretsiz süt dağıtıyorlar okullarda... Ve bingo! İlk günden yüzlerce zehirlenme vakası... “Nesillerden nesillere miras” dedikleri bu olsa gerek.
- “Süt” mevzusu her türden mavraya her zaman açık olmuştur. Sinemanın en kötü adamının lakabı “sütçü”dür. Demokrasi tanımında adı geçmiştir: “Sabahın kör saatinde kapınızı polisin değil de sütçünün çaldığı rejimin adıdır”.
- “Dağıtılan sütten zehirlenen çocuklar” olgusu, fantastik yetkili beyanları külliyatının nadide eserler kazanmasına yol açmıştır. En güzelini valilerden biri söyledi: “Çocuklar birbirinden etkilendi. Zehirlenme yok. Olay tamamen psikolojik”. Böylece zehirlenme çeşitlerine, “psikolojik süt zehirlenmesi” de eklenmiş oldu.
- Bir de “sütten zehirlenen çocuklar var” cümlesine Milli Eğitim Bakanı’nın “sütü daha bugün dağıttık” diye verdiği karşılığı da eklemek gerek “fantastik” beyanlar silsilesine...
- Göreceksiniz, tıpkı radyasyonlu çay meselesinden bir şey çıkmadığı gibi bu “zehirli süt” meselesinden de bir şey çıkmayacak. Bakanlık özür dilemeyecektir, hangi firmaların dağıttığı sütlerin zehirli olduğu açıklanmayacaktır, o firmalara verilen ihaleler iptal edilmeyecektir. Çünkü Türkiye, o kadar da değişmemiştir.
(Ahmet Hakan-hürriyet)
Son Güncelleme: Perşembe, 03 May 2012 08:52
Gösterim: 2902
Hürriyet Gazetesi Yazarı Taha Akyol’un bugünkü yazısı.

Fethullah Gülen hareketine bağlı okulların arkasında ne var?! Yurtdışında ilk defa 1991’de Azerbaycan’da okul açıldığına göre, bunlara otuz yılda dünyada bu kadar yaygınlık kazandıran güç nedir?!
Bu okulların arkasında emperyalizmin “yeşil kuşak” teorisi ya da “ılımlı İslam projesi” olabilir mi?! Fakat “yeşil kuşak” teorilerinin çok konuşulduğu Soğuk Harp döneminde bu okullar, bu hareket yoktu! Bush yönetimi 2001’de radikal İslamcılara karşı laik hukuku benimseyen “ılımlı İslam” teorisini ortaya attığında, bu okullar yirmi yıllıktı! Hem bu kadar gönüllü öğretmen ve toplumsal bir taban olmadan hangi siyasi güç böyle bir hareketi yaratabilirdi?
Bir ‘toplumsal taban’ söz konusu olduğuna göre, sosyoloji açısından bakmak gerekir.
Protestan tarikatları
Sosyolog Max Weber’in “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı kitabı sosyolojinin temel eserlerindendir. 19. yüzyılda şehirleşme, sanayileşme, eğitimin yaygınlaşması ve profesyonelleşme sürecinden geçen Avrupa’da Protestanların Katoliklerden daha başarılı olduğunu anlatır.
Katolikler dünyaya çok önem vermemekle; Protestanlar ise dünyada başarılı olmakla “Allah’ın rızasını” kazanacaklarına inanıyorlardı. Katolikler genelde devlet memurluğuna itibar ediyordu. Protestanlar ise “yoğun bir dindarlıkla birleşmiş gelişkin bir ticari zihniyet”e sahipti...
Protestan tarikatlar, mensuplarını “Allah rızası için” dünya zevklerinden uzak durmaya, tasarrufa (sermaye birikimine) ve ticarete yöneltiyordu: “Tanrı Hıristiyanların sosyal hayatta başarılı olmasını isterdi; böylece dünyevi hayat Tanrı’nın isteklerine göre yaşanmış olurdu.”
İbadet heyecanıyla ve dindarlığın hayat disipliniyle çalışan tarikat şirketleri için sofu Protestan kitleler hazır müşterilerdi... Protestan ülkeler bu dinamizmle Katolik ülkeleri geçmişti.
19. yüzyıl, aynı zamanda, dünyanın çeşitli ülkelerinde kolejler açan Protestan misyonerlerin de Katolikleri geçtiği dönemdir.
Weber ve İslam
Weber’e göre İslam, dünya işlerine önem vermeyen, cihat ve ganimeti öne çıkaran bir “siyasi din” olduğu için “kapitalizmin ruhu”na müsait değildi. Müslümanlar kapitalizm çağında geri kalmışlığa adeta mahkûmdu... Kendisi de ‘Weberci’ olan merhum Prof. Sabri Ülgener “Zihniyet ve Din” adlı eserinde bu tezi eleştirdi: Weber İslam tarihinde tezini doğrulayan örneklere bakarak hüküm vermişti. Ticaretin geliştiği dönemlere ve Kuran’ın ticareti teşvik eden ayetlerine dikkat etmemişti...
İşte bugün “Anadolu sermayesi, muhafazakâr sermaye, Anadolu kaplanları” denilen ve MÜSİAD, TUSKON gibi derneklerde kurumlaşan geniş bir girişimci kesim vardır. Bunlar “Allah rızası”nı eski usul ‘bir hırka bir lokma’da değil, ticari başarıda, okul açmada, okulları desteklemede görüyorlar. Weber’in İslam hakkındaki teorisi yanlış çıkmış, fakat “dünyevi konularda dindarca çalışma” diye özetleyebileceğim temel teorisi doğrulanmıştır.
Türkiye’de piyasa ve eğitim
Köylü bir Türkiye’de bu okullar bu kadar öğretmen bulamazdı, sponsorluk yapacak Anadolu kaplanları da yoktu! Köylü zihniyetindeki dindarlar böyle bir harekete ilgi de duymazdı.
Bangui’deki Türk Okulu’nda beslenme saati
Weber’in yazdığı piyasa ekonomisi ve profesyonel eğitim faktörleri bugün İslam dünyasında sadece Türkiye’de ileri düzeydedir. Türkiye’de genel eğitim düzeyi ve girişimci orta sınıf geliştikçe, dindar kitlelerin eski pasif tekke ve katı medrese dindarlığı yerine “okul” ve “girişimcilik” motivasyonlu bu harekete en azından sempati duymaları tabiidir.
Fakat bütün dindarların aynı anlayışı paylaşması gerekmediği gibi, sosyal hayatın seküler olmasını tercih eden kitlelerin bu harekete uzak durması hatta eleştirmesi de normaldir. Zaten modernleşme kaçınılmaz olarak ‘çoğulculuk’ getirir. Yanlış olan, kimden gelirse gelsin, çatışmacı tavırdır.
Fransa’da 1880’li yıllarda pazar ayinine giden öğretmenleri bile ‘antilaik’ diye işten atan keskin laik Başbakan Gambetta, niye Kuzey Afrika’daki misyonerlere büyük destek verdiği sorulduğunda, onların Fransızcayı yaydıklarını söylemişti. Bu modern okullar da Türkçeyi yayıyorlar, unutmayalım.
(Taha Akyol-hürriyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Hürriyet Gazetesi Yazarı Taha Akyol’un bugünkü yazısı.

Fethullah Gülen hareketine bağlı okulların arkasında ne var?! Yurtdışında ilk defa 1991’de Azerbaycan’da okul açıldığına göre, bunlara otuz yılda dünyada bu kadar yaygınlık kazandıran güç nedir?!
Bu okulların arkasında emperyalizmin “yeşil kuşak” teorisi ya da “ılımlı İslam projesi” olabilir mi?! Fakat “yeşil kuşak” teorilerinin çok konuşulduğu Soğuk Harp döneminde bu okullar, bu hareket yoktu! Bush yönetimi 2001’de radikal İslamcılara karşı laik hukuku benimseyen “ılımlı İslam” teorisini ortaya attığında, bu okullar yirmi yıllıktı! Hem bu kadar gönüllü öğretmen ve toplumsal bir taban olmadan hangi siyasi güç böyle bir hareketi yaratabilirdi?
Bir ‘toplumsal taban’ söz konusu olduğuna göre, sosyoloji açısından bakmak gerekir.
Protestan tarikatları
Sosyolog Max Weber’in “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı kitabı sosyolojinin temel eserlerindendir. 19. yüzyılda şehirleşme, sanayileşme, eğitimin yaygınlaşması ve profesyonelleşme sürecinden geçen Avrupa’da Protestanların Katoliklerden daha başarılı olduğunu anlatır.
Katolikler dünyaya çok önem vermemekle; Protestanlar ise dünyada başarılı olmakla “Allah’ın rızasını” kazanacaklarına inanıyorlardı. Katolikler genelde devlet memurluğuna itibar ediyordu. Protestanlar ise “yoğun bir dindarlıkla birleşmiş gelişkin bir ticari zihniyet”e sahipti...
Protestan tarikatlar, mensuplarını “Allah rızası için” dünya zevklerinden uzak durmaya, tasarrufa (sermaye birikimine) ve ticarete yöneltiyordu: “Tanrı Hıristiyanların sosyal hayatta başarılı olmasını isterdi; böylece dünyevi hayat Tanrı’nın isteklerine göre yaşanmış olurdu.”
İbadet heyecanıyla ve dindarlığın hayat disipliniyle çalışan tarikat şirketleri için sofu Protestan kitleler hazır müşterilerdi... Protestan ülkeler bu dinamizmle Katolik ülkeleri geçmişti.
19. yüzyıl, aynı zamanda, dünyanın çeşitli ülkelerinde kolejler açan Protestan misyonerlerin de Katolikleri geçtiği dönemdir.
Weber ve İslam
Weber’e göre İslam, dünya işlerine önem vermeyen, cihat ve ganimeti öne çıkaran bir “siyasi din” olduğu için “kapitalizmin ruhu”na müsait değildi. Müslümanlar kapitalizm çağında geri kalmışlığa adeta mahkûmdu... Kendisi de ‘Weberci’ olan merhum Prof. Sabri Ülgener “Zihniyet ve Din” adlı eserinde bu tezi eleştirdi: Weber İslam tarihinde tezini doğrulayan örneklere bakarak hüküm vermişti. Ticaretin geliştiği dönemlere ve Kuran’ın ticareti teşvik eden ayetlerine dikkat etmemişti...
İşte bugün “Anadolu sermayesi, muhafazakâr sermaye, Anadolu kaplanları” denilen ve MÜSİAD, TUSKON gibi derneklerde kurumlaşan geniş bir girişimci kesim vardır. Bunlar “Allah rızası”nı eski usul ‘bir hırka bir lokma’da değil, ticari başarıda, okul açmada, okulları desteklemede görüyorlar. Weber’in İslam hakkındaki teorisi yanlış çıkmış, fakat “dünyevi konularda dindarca çalışma” diye özetleyebileceğim temel teorisi doğrulanmıştır.
Türkiye’de piyasa ve eğitim
Köylü bir Türkiye’de bu okullar bu kadar öğretmen bulamazdı, sponsorluk yapacak Anadolu kaplanları da yoktu! Köylü zihniyetindeki dindarlar böyle bir harekete ilgi de duymazdı.
Bangui’deki Türk Okulu’nda beslenme saati
Weber’in yazdığı piyasa ekonomisi ve profesyonel eğitim faktörleri bugün İslam dünyasında sadece Türkiye’de ileri düzeydedir. Türkiye’de genel eğitim düzeyi ve girişimci orta sınıf geliştikçe, dindar kitlelerin eski pasif tekke ve katı medrese dindarlığı yerine “okul” ve “girişimcilik” motivasyonlu bu harekete en azından sempati duymaları tabiidir.
Fakat bütün dindarların aynı anlayışı paylaşması gerekmediği gibi, sosyal hayatın seküler olmasını tercih eden kitlelerin bu harekete uzak durması hatta eleştirmesi de normaldir. Zaten modernleşme kaçınılmaz olarak ‘çoğulculuk’ getirir. Yanlış olan, kimden gelirse gelsin, çatışmacı tavırdır.
Fransa’da 1880’li yıllarda pazar ayinine giden öğretmenleri bile ‘antilaik’ diye işten atan keskin laik Başbakan Gambetta, niye Kuzey Afrika’daki misyonerlere büyük destek verdiği sorulduğunda, onların Fransızcayı yaydıklarını söylemişti. Bu modern okullar da Türkçeyi yayıyorlar, unutmayalım.
(Taha Akyol-hürriyet)
Son Güncelleme: Cumartesi, 05 May 2012 10:36
Gösterim: 2525
'Okul Sütü' projesi kapsamında bugün dağıtımına başlanan sütlerden etkilenen 100'lerce çocuk hastaneye kaldırıldı. Dağıtılan bazı sütlerin bozuk olduğu iddiaları gözleri dağıtımı yapan firmalara çevirdi. Öte yandan Adana'da dağıtılan sütlerin 2005 yılına ait olduğu iddia edildi.
Tarım Bakanlığı ise, sütlerden numune alındığını, analize gönderildiğini açıkladı. Konya, Diyarbakır, Edirne, Adana, Sivas, Kırıkkale, Sakarya, Antalya ve Samsun'da okullarda dağıtılan sütlerden etkilenen 100'lerce öğrenci hastaneye kaldırıldı. Bu gelişmelerin ardından gözler ''Okul Sütü Projesi'' kapsamında dağıtılan sütlerin hangi firmalarca sağlandığına çevrildi.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nca belirlenen 4 bölge için 17 Nisan'da düzenlenen ihaleyi kazanan firmalar şöyle:
İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu: Yavuz Blok Bims İnş. Malz. Gıda Tic. A.Ş pilot ortaklığında Gülsan Gıda A.Ş-Mar Tüketim A.Ş-Mamsan Gıda A.Ş-Bakraç Süt ve Süt Ürünleri Ltd. Şti
Doğu Anadolu ve Ege Bölgeleri: Dimes Gıda San. Tic. A.Ş pilot ortaklığında Pınar Süt Mam. San. A.Ş-Balkan Süt Ür. San. Tic. Ltd. Şti
Akdeniz bölgesi: Yörükoğlu Süt ve Ürn. San. Tic. pilot ortaklığında Güney Süt San. ve Gıda Mad. Tic. A.Ş-Oğuz Gıda San. ve Tic. A.Ş-Akbel Süt Ürn. San. Tic. A.Ş
Marmara ve Karadeniz bölgeleri: Ak Gıda San. ve Tic. A.Ş pilot ortaklığındaki Sütaş Süt Ürünleri A.Ş-Danone Tikveşli Gıda ve İçecek San. Tic. A.Ş- Tat Konserve San. A.Ş-Yörükler Dış Tic. A.Ş.
SON KULLANMA TARİHİ 2005 ÇIKTI
Okul sütü projesi iyi bir şey yapalım derken tam bir skandala dönüştü. Adana'dan gelen haber akıllara zarar: Çocuklara 2005 yılına ait sütler dağıtılmış.
Türkiye'nin dört bir yanından gelen bozuk süt zehirlenmelerinin en çarpıcı olanı Adana'da kayıtlara geçti. Çocuklara dağıtılan sütlerin üzerinde 2005 yılı ibaresi bulunuyordu.
(milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
'Okul Sütü' projesi kapsamında bugün dağıtımına başlanan sütlerden etkilenen 100'lerce çocuk hastaneye kaldırıldı. Dağıtılan bazı sütlerin bozuk olduğu iddiaları gözleri dağıtımı yapan firmalara çevirdi. Öte yandan Adana'da dağıtılan sütlerin 2005 yılına ait olduğu iddia edildi.
Tarım Bakanlığı ise, sütlerden numune alındığını, analize gönderildiğini açıkladı. Konya, Diyarbakır, Edirne, Adana, Sivas, Kırıkkale, Sakarya, Antalya ve Samsun'da okullarda dağıtılan sütlerden etkilenen 100'lerce öğrenci hastaneye kaldırıldı. Bu gelişmelerin ardından gözler ''Okul Sütü Projesi'' kapsamında dağıtılan sütlerin hangi firmalarca sağlandığına çevrildi.
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nca belirlenen 4 bölge için 17 Nisan'da düzenlenen ihaleyi kazanan firmalar şöyle:
İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu: Yavuz Blok Bims İnş. Malz. Gıda Tic. A.Ş pilot ortaklığında Gülsan Gıda A.Ş-Mar Tüketim A.Ş-Mamsan Gıda A.Ş-Bakraç Süt ve Süt Ürünleri Ltd. Şti
Doğu Anadolu ve Ege Bölgeleri: Dimes Gıda San. Tic. A.Ş pilot ortaklığında Pınar Süt Mam. San. A.Ş-Balkan Süt Ür. San. Tic. Ltd. Şti
Akdeniz bölgesi: Yörükoğlu Süt ve Ürn. San. Tic. pilot ortaklığında Güney Süt San. ve Gıda Mad. Tic. A.Ş-Oğuz Gıda San. ve Tic. A.Ş-Akbel Süt Ürn. San. Tic. A.Ş
Marmara ve Karadeniz bölgeleri: Ak Gıda San. ve Tic. A.Ş pilot ortaklığındaki Sütaş Süt Ürünleri A.Ş-Danone Tikveşli Gıda ve İçecek San. Tic. A.Ş- Tat Konserve San. A.Ş-Yörükler Dış Tic. A.Ş.
SON KULLANMA TARİHİ 2005 ÇIKTI
Okul sütü projesi iyi bir şey yapalım derken tam bir skandala dönüştü. Adana'dan gelen haber akıllara zarar: Çocuklara 2005 yılına ait sütler dağıtılmış.
Türkiye'nin dört bir yanından gelen bozuk süt zehirlenmelerinin en çarpıcı olanı Adana'da kayıtlara geçti. Çocuklara dağıtılan sütlerin üzerinde 2005 yılı ibaresi bulunuyordu.
(milliyet)
Son Güncelleme: Çarşamba, 02 May 2012 20:54
Gösterim: 2832
YÖK’ün fen-edebiyat fakültelerine öğretmenlik yolunu kapatan formasyon kararının ardından üniversitelerde bu karara karşı protesto gösterileri düzenleniyor. Bunlardan biri de Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinden geldi.
Fen Edebiyat fakültelerinde formasyonun kaldırılmasına tepki amacıyla yürüyüş ve açık hava toplantısı düzenleyerek, oturma eylemi yaptı.
''Formasyon hakkıma dokunma'' yazılı pankart taşıyan öğrenciler, Ali Paşa Mahallesi Çinigar Caddesi'nde yürüyüşe başladı.
Formasyon hakkının korunmasını içeren slogan atan grubun yürüyüşü, Atatürk Bulvarı takip edilerek Zafer Meydanı'nda sona erdi.
Buradaki açık hava toplantısında grup adına açıklama yapan DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisi Selen Özkiremitçi, Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK), 5 Nisan'daki toplantıda Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin formasyon hakkının kaldırılmasına karar verdiğini söyledi.
Kararın, Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin öğretmen olma hayallerini suya düşürdüğünü savunan Özkiremitçi, şöyle konuştu:
''Türkiye genelinde 160 Fen Edebiyat Fakültesi bulunmaktadır. Bu da formasyon hakkı ellerinden alındığında yaklaşık 400 bin diplomalı işsiz demek oluyor. Geleceğimize, binbir güçlükle kazandığımız üniversitelerde mezun işsizler kervanına katılarak değil, geleceğimizi garanti altına alacak bir eğitim sistemiyle devam etmek istiyoruz. Bu mağduriyetin derhal giderilmesini, mevcut bütün öğrencilerin bizden önceki dönemlerde olduğu gibi herhangi bir şart öne sürülmeden formasyon almasını talep ediyoruz.''
Grup, açıklamanın ardından bir süre oturma eylemi yaparak şarkılar söyledikten sonra olaysız dağıldı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
YÖK’ün fen-edebiyat fakültelerine öğretmenlik yolunu kapatan formasyon kararının ardından üniversitelerde bu karara karşı protesto gösterileri düzenleniyor. Bunlardan biri de Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinden geldi.
Fen Edebiyat fakültelerinde formasyonun kaldırılmasına tepki amacıyla yürüyüş ve açık hava toplantısı düzenleyerek, oturma eylemi yaptı.
''Formasyon hakkıma dokunma'' yazılı pankart taşıyan öğrenciler, Ali Paşa Mahallesi Çinigar Caddesi'nde yürüyüşe başladı.
Formasyon hakkının korunmasını içeren slogan atan grubun yürüyüşü, Atatürk Bulvarı takip edilerek Zafer Meydanı'nda sona erdi.
Buradaki açık hava toplantısında grup adına açıklama yapan DPÜ Fen Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisi Selen Özkiremitçi, Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK), 5 Nisan'daki toplantıda Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin formasyon hakkının kaldırılmasına karar verdiğini söyledi.
Kararın, Fen Edebiyat Fakültesi öğrencilerinin öğretmen olma hayallerini suya düşürdüğünü savunan Özkiremitçi, şöyle konuştu:
''Türkiye genelinde 160 Fen Edebiyat Fakültesi bulunmaktadır. Bu da formasyon hakkı ellerinden alındığında yaklaşık 400 bin diplomalı işsiz demek oluyor. Geleceğimize, binbir güçlükle kazandığımız üniversitelerde mezun işsizler kervanına katılarak değil, geleceğimizi garanti altına alacak bir eğitim sistemiyle devam etmek istiyoruz. Bu mağduriyetin derhal giderilmesini, mevcut bütün öğrencilerin bizden önceki dönemlerde olduğu gibi herhangi bir şart öne sürülmeden formasyon almasını talep ediyoruz.''
Grup, açıklamanın ardından bir süre oturma eylemi yaparak şarkılar söyledikten sonra olaysız dağıldı.
Son Güncelleme: Çarşamba, 02 May 2012 21:32
Gösterim: 2864
Günün ‘süt zehirlenmesi’nde en çarpıcı açıklaması Sivas Valisi Kolat'tan geldi. Kolat, "Zehirlenme değil de arkadaşlar sanıyorum süt herhalde biraz bozuk" dedi.
Mide bulantısı ve karın ağrısı şikayetiyle Sivas Numune Hastanesi'nde tedavi gören öğrencileri ziyaret eden Vali Kolat, çocukların sağlık durumları hakkında bilgi aldı. Çocuklarla yakından ilgilenen Kolat, ağlayan bazı çocukları da teselli etti.
Hastane çıkışında basın mensuplarının sorularını cevaplandıran Vali Kolat, “Zehirlenme değil de arkadaşlar sanıyorum süt herhalde biraz bozuk. Bozuk süt olduğu anlaşılıyor, arkadaşlarımızın tespitleri öyle. 'Zehirlenme' demeyelim de bozuk sütün, bozuk gıdanın verdiği biraz kısmen psikolojik diyelim, kısmen de rahatsızlık şeklinde ama ciddi bir vaka yok” diye konuştu.
Süt dağıtılan 7 okuldan şikayet geldiğini belirten Kolat, şunları söyledi:
“Birbirinden duyan okullar da tedbir anlamında gelmeye başladı. Yoğun bir şey var. Arkadaşlarımız duruma müdahale ediyorlar. Hemen hepsine gerekli müdahaleyi yapıyorlar. Ciddi bir vakamız yok. Çocukların genel durumu iyi. İnşallah bizi üzecek bir durum olmayacak. Sonra arkadaşlar durumu rapor edip, tespit edecekler.”
Sütlerin gıda yönünden tahlilini yaptırdıklarını, süt dağıtımını durdurduklarını vurgulayan Kolat, konuyu takip ettiklerini söyledi.
Paketler üzerinde yazılı olan son kullanma tarihlerinde olumsuzluk görülmediğini, iki parti halinde gelen sütlerden birisinin gıda tahlilinin yapıldığını, bunda da olumsuz bir durum olmadığını belirten Kolat, “Gıda tahlilini yapmadığımız ya da bizden habersiz dağıtım olmuş, inisiyatifimiz dışında dağıtım olmuş sanıyorum, muhtemelen o ikinci partideki dağıtımdan kaynaklandı. Son kullanım tarihi 26 Ağustos tarihi olan partiden kaynaklandı” diye konuştu.
Eğitime ara verilip verilmeyeceği yönündeki soru üzerine Kolat, bu durumun söz konusu olmadığına, tedavi gören öğrencilerin durumlarına göre okullarına dönebileceğini söyledi.
Bu arada bazı veliler, dağıtıcı firmaların, çocuklarına son kullanım tarihi geçmiş süt verdiğini öne sürdü.
(radikal)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Günün ‘süt zehirlenmesi’nde en çarpıcı açıklaması Sivas Valisi Kolat'tan geldi. Kolat, "Zehirlenme değil de arkadaşlar sanıyorum süt herhalde biraz bozuk" dedi.
Mide bulantısı ve karın ağrısı şikayetiyle Sivas Numune Hastanesi'nde tedavi gören öğrencileri ziyaret eden Vali Kolat, çocukların sağlık durumları hakkında bilgi aldı. Çocuklarla yakından ilgilenen Kolat, ağlayan bazı çocukları da teselli etti.
Hastane çıkışında basın mensuplarının sorularını cevaplandıran Vali Kolat, “Zehirlenme değil de arkadaşlar sanıyorum süt herhalde biraz bozuk. Bozuk süt olduğu anlaşılıyor, arkadaşlarımızın tespitleri öyle. 'Zehirlenme' demeyelim de bozuk sütün, bozuk gıdanın verdiği biraz kısmen psikolojik diyelim, kısmen de rahatsızlık şeklinde ama ciddi bir vaka yok” diye konuştu.
Süt dağıtılan 7 okuldan şikayet geldiğini belirten Kolat, şunları söyledi:
“Birbirinden duyan okullar da tedbir anlamında gelmeye başladı. Yoğun bir şey var. Arkadaşlarımız duruma müdahale ediyorlar. Hemen hepsine gerekli müdahaleyi yapıyorlar. Ciddi bir vakamız yok. Çocukların genel durumu iyi. İnşallah bizi üzecek bir durum olmayacak. Sonra arkadaşlar durumu rapor edip, tespit edecekler.”
Sütlerin gıda yönünden tahlilini yaptırdıklarını, süt dağıtımını durdurduklarını vurgulayan Kolat, konuyu takip ettiklerini söyledi.
Paketler üzerinde yazılı olan son kullanma tarihlerinde olumsuzluk görülmediğini, iki parti halinde gelen sütlerden birisinin gıda tahlilinin yapıldığını, bunda da olumsuz bir durum olmadığını belirten Kolat, “Gıda tahlilini yapmadığımız ya da bizden habersiz dağıtım olmuş, inisiyatifimiz dışında dağıtım olmuş sanıyorum, muhtemelen o ikinci partideki dağıtımdan kaynaklandı. Son kullanım tarihi 26 Ağustos tarihi olan partiden kaynaklandı” diye konuştu.
Eğitime ara verilip verilmeyeceği yönündeki soru üzerine Kolat, bu durumun söz konusu olmadığına, tedavi gören öğrencilerin durumlarına göre okullarına dönebileceğini söyledi.
Bu arada bazı veliler, dağıtıcı firmaların, çocuklarına son kullanım tarihi geçmiş süt verdiğini öne sürdü.
(radikal)
Son Güncelleme: Çarşamba, 02 May 2012 17:22
Gösterim: 1852

