Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

YÖK'ün 3 Mayıs toplantısının ardından YÖK ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB ) üzerinde çalıştığı yeni öğretmenlik modelinin ayrıntıları belli olmaya başladı.

meb yök logo

Yeni modelde, hem fen-edebiyat hem de eğitim fakültesi mezunları öğretmen olabilecek. Fen-edebiyat mezunlarının liselerde branş öğretmeni, eğitim fakültesi mezunlarının ise anaokulu ve ilkokul sınıf öğretmeni olması üzerinde duruluyor.

'Halen eğitim gören' ve 'daha önce mezun olan fen-edebiyat fakültesi öğrencileri'ne formasyon hakkı tanınmasının ardından yeni öğretmenlik modelinin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Buna göre, fen-edebiyatta okuyan ve formasyonu olan öğretmenler, liselere branş öğretmeni olarak atanacak. Eğitim fakültesi mezunları ise anaokulu ve sınıf öğretmenliğinin yanı sıra ortaokullarda ilk seviye branş öğretmeni de olabilecek. Fen-edebiyat fakültelerine tanınan kontenjan azaltılacak.

Halen eğitim gören ve daha önce mezun olan fen-edebiyat fakültesi öğrencilerine formasyon hakkı tanınmasının ardından Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile MEB'in üzerinde çalıştığı yeni öğretmenlik modelinin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Buna göre, fen-edebiyatlar başta olmak üzere önümüzdeki yıldan itibaren üniversite kontenjanları yeniden belirlenecek. Fen-edebiyatta okuyan ve formasyonu olan öğretmenler, liselere branş öğretmeni olarak atanacak. Eğitim fakültesi mezunları ise anaokulu ve sınıf öğretmenliğinin yanı sıra ortaokullardaki ilk seviye branş öğretmenliklerine atanacak. MEB'in de sıcak baktığı formülle, fen-edebiyat fakültesinin işlevini tamamen bitirmeden kontenjanlarının azaltılması üzerinde duruluyor.

Öte yandan MEB, Türkiye nüfusunun 2020'den sonra azalışa geçeceği ve 2030'lu yıllarda öğretmen fazlalılığı oluşacağı yönünde hazırladığı raporu YÖK'e sundu. YÖK, bu rapor doğrultusunda fen-edebiyat ve eğitim fakültelerinin kontenjanlarını belirleyecek. Bu fakültelerin kontenjanları, MEB'in gelecek yıllardaki öğretmen ihtiyacına göre ciddi şekilde daraltılacak. Yeni formülle de hem fen-edebiyat fakültelerinin işlevini tamamen yitirmesi önlenecek hem de kontenjanları azaltılarak öğretmen fazlalığının önüne geçilecek.

Atama bekleyen ve mezun olacak öğretmen adayları ile ihtiyaç duyulan alanlar arasında uyumsuzluk yaşanıyor. Bu nedeni ihtiyaç olmayan bölümlerin yıllarca fazla mezun vermesi ve ikinci öğretimlerin eğitime devam etmesi. Bir başka sebep ise 2008'e kadar MEB ile YÖK arasında uyumlu çalışma yapılamaması. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından atanan ve 2007'nin Aralık ayına kadar YÖK başkanlığı yapan Erdoğan Teziç, sürekli olarak hükümetle çatışmayı seçmişti. Teziç yönetimindeki YÖK'ün Milli Eğitim Bakanlığı ile koordineli çalışmayı ve planlama yapmayı reddetmesi nedeniyle öğretmen yetiştirmeye dönük planlama yapılamamıştı.

Rehber öğretmenlik açığın en yüksek olduğu branşlar arasında

Öğretmen açığının branşlara göre dağılımına bakıldığında ilk sırada 19 bin 730 ile rehber öğretmenler geliyor. Bunu 13 bin 122 ile okulöncesi öğretmen ve 10 bin 966 beden eğitimi öğretmeni ihtiyacı takip ediyor. Din kültürü öğretmeni ihtiyacı 8 bin 882, İngilizce öğretmeni ihtiyacı 8 bin 465.

(zaman)

> Öğretmen yetiştirmede yeni formül belli oldu

YÖK'ün 3 Mayıs toplantısının ardından YÖK ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB ) üzerinde çalıştığı yeni öğretmenlik modelinin ayrıntıları belli olmaya başladı.

meb yök logo

Yeni modelde, hem fen-edebiyat hem de eğitim fakültesi mezunları öğretmen olabilecek. Fen-edebiyat mezunlarının liselerde branş öğretmeni, eğitim fakültesi mezunlarının ise anaokulu ve ilkokul sınıf öğretmeni olması üzerinde duruluyor.

'Halen eğitim gören' ve 'daha önce mezun olan fen-edebiyat fakültesi öğrencileri'ne formasyon hakkı tanınmasının ardından yeni öğretmenlik modelinin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Buna göre, fen-edebiyatta okuyan ve formasyonu olan öğretmenler, liselere branş öğretmeni olarak atanacak. Eğitim fakültesi mezunları ise anaokulu ve sınıf öğretmenliğinin yanı sıra ortaokullarda ilk seviye branş öğretmeni de olabilecek. Fen-edebiyat fakültelerine tanınan kontenjan azaltılacak.

Halen eğitim gören ve daha önce mezun olan fen-edebiyat fakültesi öğrencilerine formasyon hakkı tanınmasının ardından Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile MEB'in üzerinde çalıştığı yeni öğretmenlik modelinin ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Buna göre, fen-edebiyatlar başta olmak üzere önümüzdeki yıldan itibaren üniversite kontenjanları yeniden belirlenecek. Fen-edebiyatta okuyan ve formasyonu olan öğretmenler, liselere branş öğretmeni olarak atanacak. Eğitim fakültesi mezunları ise anaokulu ve sınıf öğretmenliğinin yanı sıra ortaokullardaki ilk seviye branş öğretmenliklerine atanacak. MEB'in de sıcak baktığı formülle, fen-edebiyat fakültesinin işlevini tamamen bitirmeden kontenjanlarının azaltılması üzerinde duruluyor.

Öte yandan MEB, Türkiye nüfusunun 2020'den sonra azalışa geçeceği ve 2030'lu yıllarda öğretmen fazlalılığı oluşacağı yönünde hazırladığı raporu YÖK'e sundu. YÖK, bu rapor doğrultusunda fen-edebiyat ve eğitim fakültelerinin kontenjanlarını belirleyecek. Bu fakültelerin kontenjanları, MEB'in gelecek yıllardaki öğretmen ihtiyacına göre ciddi şekilde daraltılacak. Yeni formülle de hem fen-edebiyat fakültelerinin işlevini tamamen yitirmesi önlenecek hem de kontenjanları azaltılarak öğretmen fazlalığının önüne geçilecek.

Atama bekleyen ve mezun olacak öğretmen adayları ile ihtiyaç duyulan alanlar arasında uyumsuzluk yaşanıyor. Bu nedeni ihtiyaç olmayan bölümlerin yıllarca fazla mezun vermesi ve ikinci öğretimlerin eğitime devam etmesi. Bir başka sebep ise 2008'e kadar MEB ile YÖK arasında uyumlu çalışma yapılamaması. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından atanan ve 2007'nin Aralık ayına kadar YÖK başkanlığı yapan Erdoğan Teziç, sürekli olarak hükümetle çatışmayı seçmişti. Teziç yönetimindeki YÖK'ün Milli Eğitim Bakanlığı ile koordineli çalışmayı ve planlama yapmayı reddetmesi nedeniyle öğretmen yetiştirmeye dönük planlama yapılamamıştı.

Rehber öğretmenlik açığın en yüksek olduğu branşlar arasında

Öğretmen açığının branşlara göre dağılımına bakıldığında ilk sırada 19 bin 730 ile rehber öğretmenler geliyor. Bunu 13 bin 122 ile okulöncesi öğretmen ve 10 bin 966 beden eğitimi öğretmeni ihtiyacı takip ediyor. Din kültürü öğretmeni ihtiyacı 8 bin 882, İngilizce öğretmeni ihtiyacı 8 bin 465.

(zaman)

Son Güncelleme: Cumartesi, 05 May 2012 12:06

Gösterim: 4011

Mehmet Ali Birand Kanal D Ana Haber bülteninde yaptığı gaflarla sosyal paylaşım sitelerinde en çok konuşulan isimlerden birisi. Haber bültenini eğlenceli hale getirmek için elinden geleni yapıyor. Bu videoda Birand’ın en popüler gafları bir arada.

Videoyu izlemek için tıklayın

mehmet ali birand gafları


> Mehmet Ali Birand’dan ‘GAF’ dolu haber bülteni

Mehmet Ali Birand Kanal D Ana Haber bülteninde yaptığı gaflarla sosyal paylaşım sitelerinde en çok konuşulan isimlerden birisi. Haber bültenini eğlenceli hale getirmek için elinden geleni yapıyor. Bu videoda Birand’ın en popüler gafları bir arada.

Videoyu izlemek için tıklayın

mehmet ali birand gafları


Son Güncelleme: Cumartesi, 05 May 2012 11:30

Gösterim: 2252

Sabah Gazetesi Yazarı Emre Aköz’ün bugünkü Yazısı.

Ankara Çankaya'da yaşayan bir okurumuzdan gelen mesajı özetliyorum:

"İlkokul 1'inci sınıfa giden bir kız çocuk babasıyım. 30 küsur yaşındayım. Son yıllarda tarihle barışma anlamında olumlu birçok olay yaşanmasına rağmen bazı şeyler değişmiyor. Mesela yeni eğitim sistemi tartışıldı ama müfredat hiç tartışılmadı.

Kızım eve ödev getiriyor, bakıyorum öğretmen okuyup deftere yazma parçası vermiş. Parçada aynen şu ifadeler var:

'Eskiden Arap alfabesi vardı, çok zordu. Atatürk, Türk alfabesine geçmemizi sağladı. Eskiden kadınların hiçbir hakkı yoktu. Ülkeyi padişahlar yönetiyordu. Ülkemizi düşmanlar işgal etti. Eskiden medreseler vardı, Atatürk modern okullar açtı' vs vs...

Binlerce yıllık Latin alfabesinin bir anda Türk alfabesi olmasına mı yanarsınız, Cumhuriyeti sevdirmek için ille de Osmanlı'da ne varsa kötülenmesine mi şaşarsınız? Anlayamıyorum, üzülüyorum. Bir öğretmen Latin alfabesi nedir bilmez mi? Bir müfredat bu kadar mı yalan üzerine kurulu olur? Ben kızıma doğruları anlatınca kafası karışıyor."

Kemalist veliler çarpar

Okurumuzun e-mektubunu acı acı gülümseyerek okudum. Son cümleye geldiğimde ise eyvah dedim.

Sevgili okurumuz... Sakın kızınıza gerçekleri anlatmaya kalkışmayın!

Çünkü onu uyarsanız dahi, sizden öğrendiklerini arkadaşlarına söyleyecektir. Arkadaşları da evde anlatacaktır.

Sonuçta Kemalist veliler, öğretmenin, hatta okul müdürünün karşısına dikilerek, kızınızı ve sizi cezalandırmaları için baskı yapacaktır. Okul aile birliğini ayaklandıracaklardır.

Bu olay arkadaşlarımın başına geldi. Oğullarına bir konuda gerçeği anlatmışlar. Çocuk da sınıfta söylemiş.

Ana-babayı okula çağırdılar. Kaşlar çatılmış, ağızlar aranmış. Adeta sorguya çekilmişler.

İşin içinde bir burs durumu olduğu için bizimkiler direnememiş. "Asıl siz gerçekleri öğretin" diyememişler.

"Çocuk yanlış anlamış. TV'deki bir tartışma programında söylenmiş..." filan demişler. "Bir daha olmasın..." uyarısıyla eve dönmüşler.

Size bir önerim var

Sevgili okurumuz! Sanırım sizi anlıyorum. "Ya çocuğum gerçekleri hiçbir zaman öğrenmezse" diye kaygılanıyorsunuz.

Merak etmeyin. Babasını seven bir çocuk ileride onun izinden gidecek, en azından bu konuları merak edecektir.

Size bir önerim var: Bir defter alın. Mektubunuzda sözünü ettiğiniz "Türk alfabesi" türünden olayları, tarihiyle birlikte deftere not edin.

Mesela, "Sevgili kızım, bugün eve getirdiğin ödevde şöyle bir gülünçlük vardı... Ama okulda baskı görmemen için sustuk, sana gerçeği öğretemedik" diye yazın.

Defteri ona göstermeden doldurun. Hatta verilen ödevleri, yazdığı metinleri, yaptığı resimleri filan da saklayabilirsiniz.

Sonra ileride, ne bileyim mesela üniversiteyi kazandığı gün, çıkarıp defteri hediye edin.

Emin olun hayatında aldığı en güzel, en etkileyici hediyelerden biri olacaktır. Kemalist bir bağnazlıkla yetişmiş olsa dahi (ki sanmıyorum), içine kurt düşecek, ideolojik palavraları sorgulamaya başlayacaktır.

> Her gerçeği çocuğunuza anlatmayın!

Sabah Gazetesi Yazarı Emre Aköz’ün bugünkü Yazısı.

Ankara Çankaya'da yaşayan bir okurumuzdan gelen mesajı özetliyorum:

"İlkokul 1'inci sınıfa giden bir kız çocuk babasıyım. 30 küsur yaşındayım. Son yıllarda tarihle barışma anlamında olumlu birçok olay yaşanmasına rağmen bazı şeyler değişmiyor. Mesela yeni eğitim sistemi tartışıldı ama müfredat hiç tartışılmadı.

Kızım eve ödev getiriyor, bakıyorum öğretmen okuyup deftere yazma parçası vermiş. Parçada aynen şu ifadeler var:

'Eskiden Arap alfabesi vardı, çok zordu. Atatürk, Türk alfabesine geçmemizi sağladı. Eskiden kadınların hiçbir hakkı yoktu. Ülkeyi padişahlar yönetiyordu. Ülkemizi düşmanlar işgal etti. Eskiden medreseler vardı, Atatürk modern okullar açtı' vs vs...

Binlerce yıllık Latin alfabesinin bir anda Türk alfabesi olmasına mı yanarsınız, Cumhuriyeti sevdirmek için ille de Osmanlı'da ne varsa kötülenmesine mi şaşarsınız? Anlayamıyorum, üzülüyorum. Bir öğretmen Latin alfabesi nedir bilmez mi? Bir müfredat bu kadar mı yalan üzerine kurulu olur? Ben kızıma doğruları anlatınca kafası karışıyor."

Kemalist veliler çarpar

Okurumuzun e-mektubunu acı acı gülümseyerek okudum. Son cümleye geldiğimde ise eyvah dedim.

Sevgili okurumuz... Sakın kızınıza gerçekleri anlatmaya kalkışmayın!

Çünkü onu uyarsanız dahi, sizden öğrendiklerini arkadaşlarına söyleyecektir. Arkadaşları da evde anlatacaktır.

Sonuçta Kemalist veliler, öğretmenin, hatta okul müdürünün karşısına dikilerek, kızınızı ve sizi cezalandırmaları için baskı yapacaktır. Okul aile birliğini ayaklandıracaklardır.

Bu olay arkadaşlarımın başına geldi. Oğullarına bir konuda gerçeği anlatmışlar. Çocuk da sınıfta söylemiş.

Ana-babayı okula çağırdılar. Kaşlar çatılmış, ağızlar aranmış. Adeta sorguya çekilmişler.

İşin içinde bir burs durumu olduğu için bizimkiler direnememiş. "Asıl siz gerçekleri öğretin" diyememişler.

"Çocuk yanlış anlamış. TV'deki bir tartışma programında söylenmiş..." filan demişler. "Bir daha olmasın..." uyarısıyla eve dönmüşler.

Size bir önerim var

Sevgili okurumuz! Sanırım sizi anlıyorum. "Ya çocuğum gerçekleri hiçbir zaman öğrenmezse" diye kaygılanıyorsunuz.

Merak etmeyin. Babasını seven bir çocuk ileride onun izinden gidecek, en azından bu konuları merak edecektir.

Size bir önerim var: Bir defter alın. Mektubunuzda sözünü ettiğiniz "Türk alfabesi" türünden olayları, tarihiyle birlikte deftere not edin.

Mesela, "Sevgili kızım, bugün eve getirdiğin ödevde şöyle bir gülünçlük vardı... Ama okulda baskı görmemen için sustuk, sana gerçeği öğretemedik" diye yazın.

Defteri ona göstermeden doldurun. Hatta verilen ödevleri, yazdığı metinleri, yaptığı resimleri filan da saklayabilirsiniz.

Sonra ileride, ne bileyim mesela üniversiteyi kazandığı gün, çıkarıp defteri hediye edin.

Emin olun hayatında aldığı en güzel, en etkileyici hediyelerden biri olacaktır. Kemalist bir bağnazlıkla yetişmiş olsa dahi (ki sanmıyorum), içine kurt düşecek, ideolojik palavraları sorgulamaya başlayacaktır.

Son Güncelleme: Cumartesi, 05 May 2012 10:13

Gösterim: 2066

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın öğretmen açığı ile ilgili verdiği soru önergesini yanıtladı. Dinçer halen 111 bin 529 öğretmen açığı bulunduğunu belirtti.

bakan dinçer öğretmen açığı

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer halen 111 bin 529 öğretmen açığı bulunduğunu belirtirken, en fazla açığın, “Rehber Öğretmenlik”, “Okul Öncesi Öğretmenlik” ve “Beden Eğitimi” alanlarında bulunduğunu açıkladı.

Ömer Dinçer, 2011-2012 eğitim öğretim yılında 50 bin 150 ücretli öğretmen alındığını belirtirken, halen eğitim fakültelerinde 257 bin 738 öğrencinin eğitimini sürdürdüğünü bildirdi. Dinçer, daha önce verdiği bir demeçte haziran ayında öğretmen ataması yapılmayacağını ancak atamaların 2012 ağustos  ayında gerçekleştirilebileceğini açıklamıştı.

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın soru önergesini yanıtlayan Dinçer, 29 Şubat itibarıyla bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında 111 bin 529 öğretmen ihtiyacı bulunduğunu belirterek, alanlara göre rakamsal dağılım hakkında da bilgi verdi.

Dinçer’in verdiği bilgilere göre en fazla ihtiyacın bulunduğu alanlar şöyle:

İhtiyaç fazlaları

“Rehber Öğretmen 18 bin 956, Okul Öncesi Öğretmenliği 11 bin 138, Beden Eğitimi 10 bin 582, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 8 bin 690, Teknoloji ve Tasarım 8 bin 267, Zihin Engelliler Sınıfı 7 bin 631, İngilizce 7 bin 466, Türk Dili ve Edebiyatı 6 bin 113, Müzik 5 bin 390, Matematik 3 bin 991, Görsel Sanatlar/Resim 2 bin 846, Fen ve Teknoloji 2 bin 297, Sosyal Bilgiler 2 bin 35.”

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, atanamayan öğretmenlerin yoğun talebine karşın bu yıl haziran ayında öğretmen ataması yapılmayacağını, ağustos ayında yapılmasının planlandığını duyurmuştu. Dinçer’in verdiği bilgiye göre, halen eğitim fakültelerinde öğrenimi sürdüren 138 bin 450’si kadın toplam 257 bin 738 öğretmen adayı öğrenci bulunuyor.

> Bakan Dinçer’in rakamlarla öğretmen açığı açıklaması

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın öğretmen açığı ile ilgili verdiği soru önergesini yanıtladı. Dinçer halen 111 bin 529 öğretmen açığı bulunduğunu belirtti.

bakan dinçer öğretmen açığı

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer halen 111 bin 529 öğretmen açığı bulunduğunu belirtirken, en fazla açığın, “Rehber Öğretmenlik”, “Okul Öncesi Öğretmenlik” ve “Beden Eğitimi” alanlarında bulunduğunu açıkladı.

Ömer Dinçer, 2011-2012 eğitim öğretim yılında 50 bin 150 ücretli öğretmen alındığını belirtirken, halen eğitim fakültelerinde 257 bin 738 öğrencinin eğitimini sürdürdüğünü bildirdi. Dinçer, daha önce verdiği bir demeçte haziran ayında öğretmen ataması yapılmayacağını ancak atamaların 2012 ağustos  ayında gerçekleştirilebileceğini açıklamıştı.

CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın soru önergesini yanıtlayan Dinçer, 29 Şubat itibarıyla bakanlığa bağlı resmi eğitim kurumlarında 111 bin 529 öğretmen ihtiyacı bulunduğunu belirterek, alanlara göre rakamsal dağılım hakkında da bilgi verdi.

Dinçer’in verdiği bilgilere göre en fazla ihtiyacın bulunduğu alanlar şöyle:

İhtiyaç fazlaları

“Rehber Öğretmen 18 bin 956, Okul Öncesi Öğretmenliği 11 bin 138, Beden Eğitimi 10 bin 582, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 8 bin 690, Teknoloji ve Tasarım 8 bin 267, Zihin Engelliler Sınıfı 7 bin 631, İngilizce 7 bin 466, Türk Dili ve Edebiyatı 6 bin 113, Müzik 5 bin 390, Matematik 3 bin 991, Görsel Sanatlar/Resim 2 bin 846, Fen ve Teknoloji 2 bin 297, Sosyal Bilgiler 2 bin 35.”

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, atanamayan öğretmenlerin yoğun talebine karşın bu yıl haziran ayında öğretmen ataması yapılmayacağını, ağustos ayında yapılmasının planlandığını duyurmuştu. Dinçer’in verdiği bilgiye göre, halen eğitim fakültelerinde öğrenimi sürdüren 138 bin 450’si kadın toplam 257 bin 738 öğretmen adayı öğrenci bulunuyor.

Son Güncelleme: Cumartesi, 05 May 2012 10:37

Gösterim: 3033

Milliyet Yazarı Fikret Bila’nın bugünkü yazısı.

Anne sütünden kesildikten sonra her gün bir bardak süt içebilmiş çocuklara dokunmamıştır süt...

Sütten rahatsızlanan çocukların yaşadığı bölgeler, anne memesiyle birlikte süte veda etmiş çocukları düşündürdü bana.

Belki de, dedim, kendi kendime; memeden kesildikten sonra ilk kez okulda süt içtikleri için bünye tepki vermiştir.

Hali vakti yerinde ailelerin süte doymuş çocukları için çıkarılan, “meyveli süt”ler, eminim ki, bu çocukların semtine uğramamıştır...

Yetkililer, olayın bu yönüne de bakmalı...

Kuşkusuz, bozuk süt dağıtan, fırsat bu fırsattır diye piyasaya fırlamış uyanık sütçüler varsa, onlar da tespit edilmeli ve hesap sorulmalı...

Bakanların açıklaması

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, yaptıkları açıklamalarda olayın tam bir zehirlenme olarak tanımlanamayacağını söylediler. Bakanlar, sütlerin incelendiğini, kuşkulu olan bölgelerde dağıtımın durdurulduğunu belirttiler.

Eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş da sütlerde bakteri bulaşığı olmaması gerektiğini, bu açıdan üretici firmaların denetlenmesi ve dağıtımın da mutlaka soğuk zincirle yapılması gerektiğini vurguladı.

Hükümetin, olayı bu kuşkulara yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturması büyük önem taşıyor.

Amerikan süt tozu

Bizim kuşak iyi hatırlar...

Biz ilkokuldayken üçüncü teneffüste süt tozundan yapılmış süt verilirdi okullarda. Bazen de bir bardak ayran...

Ayranı genellikle ekşi olduğundan içmez, sütü mümkün olduğunca hızla içer, teneffüsü kaçırmamaya çalışırdık.

Sonradan “68’liler” olduğunu öğrendiğimiz abilerimiz, “içmeyin bu sütleri” diye kulaklarımızı çekerdi.

“Niye?” diye sorunca da, “Marshall yardımı”ndan girip, “Bu Amerikalılar, bu süt tozuyla beyninizi dumura uğratacaklar”dan çıkarlardı.

68’lilerden aldığımız feyzle, arkadaşlarımızın daha önce içtiği teneke bardakları ağzımıza götürüp içiyor gibi yapardık ama yakalanınca da bu kez öğretmenler çekerdi kulaklarımızı...

O zamanlar beslenme çantası da yoktu tabii...

Sütün önemi

Anne sütünden kesildikten sonra da çocukluk çağında süt içilmesi gerektiğini çok sonra öğrendik...

“Çocukluk Çağında Beslenme: Okul Çocuğunun Beslenmesi” isimli makalesinde Dr. Özlem Durmaz Süoğlu, şöyle diyor mesela:

“Okul çocuğu halen büyüme çağındadır. Okul çocuklarının her gün 2-3 porsiyon et, balık ya da kümes hayvanları gibi protein içeriği yüksek besileri tüketmesi sağlanmalıdır. Süt ve süt ürünleri de iyi birer protein kaynağıdır.”

Sosyal devlet

Çocukların sağlıklı, dengeli beslenmesi sosyal devletin görevidir.

Sosyo-ekonomik farklılıkların yarattığı eşitsizlikleri sosyal devletin gidermesi gerekir.

Hızlı büyüme çağındaki çocukların, hem fiziki hem zihinsel olarak sağlıklı gelişmeleri sağlıklı beslenmelerine bağlı.

Bu gerçek ve sorumluluktan hareket eden devletin, ilkokul çocuklarına süt dağıtması bu nedenle yerinde bir uygulamadır.

Bu uygulama, Hasan Gemici’nin Devlet Bakanı olduğu dönemde de yapılmış ve memnuniyetle karşılanmıştı. İzmir Büyükşehir Belediyesi de bu uygulamayı sürdürüyor.

Hükümetin başlattığı ilkokul çocuklarına süt dağıtma projesi devam etmelidir.

Projeden beklenen faydaların sağlanması ise çok titiz bir denetime bağlı. Çocuklara dağıtılacak sütlerin sağlıklı olması, hijyen koşulları çok sıkı denetlenmelidir.

Uygulama ilgili bakanlıklar, öğretmenler ve aileler tarafından da yakından izlenmeli, çocuklar ne iktidar ne muhalefet tarafından siyaset malzemesi yapılmamalıdır.

Devlet olanaklarının elverdiği ölçüde sosyo-ekonomik koşulların iyi olmadığı bölgelerde çocuklara süt dışında da beslenme katkısı sağlanmalıdır.

Tabii kameraların önünde propaganda malzemesi olarak değil https://sildentadal.com/...

(Fikret Bila-milliyet)

> Süt...

Milliyet Yazarı Fikret Bila’nın bugünkü yazısı.

Anne sütünden kesildikten sonra her gün bir bardak süt içebilmiş çocuklara dokunmamıştır süt...

Sütten rahatsızlanan çocukların yaşadığı bölgeler, anne memesiyle birlikte süte veda etmiş çocukları düşündürdü bana.

Belki de, dedim, kendi kendime; memeden kesildikten sonra ilk kez okulda süt içtikleri için bünye tepki vermiştir.

Hali vakti yerinde ailelerin süte doymuş çocukları için çıkarılan, “meyveli süt”ler, eminim ki, bu çocukların semtine uğramamıştır...

Yetkililer, olayın bu yönüne de bakmalı...

Kuşkusuz, bozuk süt dağıtan, fırsat bu fırsattır diye piyasaya fırlamış uyanık sütçüler varsa, onlar da tespit edilmeli ve hesap sorulmalı...

Bakanların açıklaması

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, yaptıkları açıklamalarda olayın tam bir zehirlenme olarak tanımlanamayacağını söylediler. Bakanlar, sütlerin incelendiğini, kuşkulu olan bölgelerde dağıtımın durdurulduğunu belirttiler.

Eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş da sütlerde bakteri bulaşığı olmaması gerektiğini, bu açıdan üretici firmaların denetlenmesi ve dağıtımın da mutlaka soğuk zincirle yapılması gerektiğini vurguladı.

Hükümetin, olayı bu kuşkulara yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturması büyük önem taşıyor.

Amerikan süt tozu

Bizim kuşak iyi hatırlar...

Biz ilkokuldayken üçüncü teneffüste süt tozundan yapılmış süt verilirdi okullarda. Bazen de bir bardak ayran...

Ayranı genellikle ekşi olduğundan içmez, sütü mümkün olduğunca hızla içer, teneffüsü kaçırmamaya çalışırdık.

Sonradan “68’liler” olduğunu öğrendiğimiz abilerimiz, “içmeyin bu sütleri” diye kulaklarımızı çekerdi.

“Niye?” diye sorunca da, “Marshall yardımı”ndan girip, “Bu Amerikalılar, bu süt tozuyla beyninizi dumura uğratacaklar”dan çıkarlardı.

68’lilerden aldığımız feyzle, arkadaşlarımızın daha önce içtiği teneke bardakları ağzımıza götürüp içiyor gibi yapardık ama yakalanınca da bu kez öğretmenler çekerdi kulaklarımızı...

O zamanlar beslenme çantası da yoktu tabii...

Sütün önemi

Anne sütünden kesildikten sonra da çocukluk çağında süt içilmesi gerektiğini çok sonra öğrendik...

“Çocukluk Çağında Beslenme: Okul Çocuğunun Beslenmesi” isimli makalesinde Dr. Özlem Durmaz Süoğlu, şöyle diyor mesela:

“Okul çocuğu halen büyüme çağındadır. Okul çocuklarının her gün 2-3 porsiyon et, balık ya da kümes hayvanları gibi protein içeriği yüksek besileri tüketmesi sağlanmalıdır. Süt ve süt ürünleri de iyi birer protein kaynağıdır.”

Sosyal devlet

Çocukların sağlıklı, dengeli beslenmesi sosyal devletin görevidir.

Sosyo-ekonomik farklılıkların yarattığı eşitsizlikleri sosyal devletin gidermesi gerekir.

Hızlı büyüme çağındaki çocukların, hem fiziki hem zihinsel olarak sağlıklı gelişmeleri sağlıklı beslenmelerine bağlı.

Bu gerçek ve sorumluluktan hareket eden devletin, ilkokul çocuklarına süt dağıtması bu nedenle yerinde bir uygulamadır.

Bu uygulama, Hasan Gemici’nin Devlet Bakanı olduğu dönemde de yapılmış ve memnuniyetle karşılanmıştı. İzmir Büyükşehir Belediyesi de bu uygulamayı sürdürüyor.

Hükümetin başlattığı ilkokul çocuklarına süt dağıtma projesi devam etmelidir.

Projeden beklenen faydaların sağlanması ise çok titiz bir denetime bağlı. Çocuklara dağıtılacak sütlerin sağlıklı olması, hijyen koşulları çok sıkı denetlenmelidir.

Uygulama ilgili bakanlıklar, öğretmenler ve aileler tarafından da yakından izlenmeli, çocuklar ne iktidar ne muhalefet tarafından siyaset malzemesi yapılmamalıdır.

Devlet olanaklarının elverdiği ölçüde sosyo-ekonomik koşulların iyi olmadığı bölgelerde çocuklara süt dışında da beslenme katkısı sağlanmalıdır.

Tabii kameraların önünde propaganda malzemesi olarak değil https://sildentadal.com/...

(Fikret Bila-milliyet)

Son Güncelleme: Cumartesi, 05 May 2012 10:04

Gösterim: 2969


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.