Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun kapsamında yeniden düzenlenen ve pek çok yeniliği içeren 4+4+4 eğitim sistemi, 17 Eylül Pazartesi günü başlıyor.
93 soruda 4+4+4 yeni eğitim sistemi haberi için tıklayın
Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun kapsamında yeniden düzenlenen ve pek çok yeniliği içeren 4+4+4 eğitim sistemi, 17 Eylül Pazartesi günü başlıyor. Üç aylık yaz tatilinin ardından yaklaşık 17 milyon öğrenci ve 800 bin öğretmen için ders zili Pazartesi çalacak. Okula yeni başlayan 66-72 aylık yaklaşık 1 milyon 600 bin birinci sınıf öğrencisi de aldıkları bir haftalık uyum eğitiminin ardından eğitime adım atacak.
Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun, 11 Nisan 2012'de ''İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'' ismiyle Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlayacak kanundaki değişikliklerle 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim yerine 12 yıllık zorunlu kademeli eğitime geçildi.
Üç kademeye ayrılan eğitim sistemi, birinci kademe 4 yıl süreli ilkokul, ikinci kademe 4 yıl süreli ortaokul, üçüncü kademe 4 yıl süreli lise olarak düzenlendi. Yeni düzenlemeyle ilkokul, ortaokul ve liselerin birlikte veya birbirinden bağımsız oluşturulması imkanı getirildi.
Ders müfredatında yenilikler yapılması gerekliliğini düzenlemeyle ortaokulda okutulan seçmeli dersler arasına Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin Hayatı ile Yaşayan Diller ve Lehçeler gibi yeni dersler eklenirken, bu yıldan itibaren imam hatip liselerinin ortaokul bölümleri de açılacak.
Yabancı dil öğretiminde yapılan değişiklikle ilkokul 2. sınıftan itibaren başlayacak, ayrıca Oyun ve Fiziki Etkinlikler ile İnsan Hakları Yurttaşlık ve Demokrasi dersi zorunlu dersler kapsamına alınacak.
66 aylıklar da okul yolunda
İlkokula başlama yaşında yapılan değişiklikle 30 Eylül 2012 tarihi itibarıyla 66 ayını dolduran çocuklar birinci sınıfa başlayacak. Ancak 61-66 aylık olup velisinin isteğiyle fiziki ve ruhi gelişim yönünden hazır olan çocuklar da ilkokula başlayabilecek.
Geçen yıl ilköğretim 8. sınıfta okuyan öğrenciler, eğitim sisteminden ayrılmayarak lise 1. sınıftan eğitime devam edecek. Geçen eğitim öğretim yılı 4. sınıfı tamamlayan ilköğretim öğrencileri ise ortaokul 1. sınıf öğrencisi olacak.
Öte yandan eski sistemde 37-72 ay arasındaki çocuklar okul öncesi eğitim alırken, yeni düzenlemeyle 36 ayını tamamlamış çocuklar okul öncesine başlayacak. 30 Eylül 2012 tarihi itibariyle 37-66 ay arasındaki çocukların anaokulu veya uygulama sınıflarında 48-66 ay arasındaki çocukların ise ana sınıflarında okul öncesi eğitim almaları sağlanacak.
Ortaokul 8. sınıftan sonra öğrenciler mesleki eğitime yönlenebilecek, dolayısıyla mesleki eğitim lise 9. sınıftan itibaren başlayacak. Meslek liselerine giden öğrenciler alan seçimlerini 10. sınıftan itibaren yapacak.
Şartların uygun olmaması durumunda aynı binada bulunan ilkokul ve ortaokul için ikili öğretim yapılacak. İkili öğretim yapan okullarda ortaokullar sabahçı, ilkokullar öğlenci olacak.
187 milyon ders kitabı ücretsiz dağıtılacak
2012-2013 eğitim ve öğretim yılında resmi ilköğretim ve orta öğretim okul ve kurumlarında eğitim-öğretim görecek yaklaşık 16 milyon öğrenciye ücretsiz dağıtılmak üzere 518 çeşit toplam 187 milyon ders kitabı basıldı. Ücretsiz ders kitapları için yaklaşık 300 milyon lira ödenek ayrıldı.
Ayrıca ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin okullara uyumunu sağlamak üzere hazırlanan çalışma kitaplarıyla öğretmen kitabından da toplam 3 milyon 570 bin basıldı. Bu kitaplar da 10 Eylül Pazartesi günü öğrencilerin hizmetine sunulacak.
Ders kitaplarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in yeni eğitim-öğretim yılına ilişkin mesajları da yer alacak.
İlköğretimdeki erkek öğrenci sayısı kızlardan fazla
MEB'in 2011-2012 yılı verilerine göre, Türkiye genelinde resmi ve özel 2 bin 916 anaokulu olmak üzere toplam 28 bin 625 okul öncesi eğitim kurumu bulunuyor.
Okul öncesi eğitimden 1 milyon 169 bin 556 öğrenci faydalanırken, bu kurumlarda toplam 55 bin 883 öğretmen görev yapıyor.
Okul öncesi eğitim alan öğrenciler arasında 607 bin 52'si erkek, 562 bin 504'ü kız öğrenciler oluşturuyor. Okul öncesi eğitim kurumlarının 48 bin 802 dersliği bulunuyor.
Türkiye'de 32 bin 108 ilköğretim okulunda 10 milyon 979 bin 301 çocuk okuyor. Bu okullarda 344 bin 710 derslikte, 515 bin 852 öğretmen görev yapıyor.
İlköğretimde, erkek öğrenci sayısı kız öğrenci sayısından daha fazla. Geçen sene, erkek öğrenci sayısı 5 milyon 622 bin 666 iken, kız öğrenci sayısı 5 milyon 356 bin 640 olarak belirlendi.
Açık ilköğretim kurumlarında 607 bin 890, resmi ilköğretim kurumlarında 10 milyon 84 bin 439, özel ilköğretim kurumlarında ise 286 bin 972 öğrenci eğitim görüyor.
495 yatılı ilköğretim bölge okulunda 100 bin 539'u kız, 112 bin 355'i erkek olmak üzere toplam 212 bin 894 öğrenci okuyor. 8 bin 647 derslik olan bu okullarda toplam 11 bin 485 öğretmen görev yapıyor.
Ortaöğretimde 4 milyon öğrenci
Genel ortaöğretimde, 4 bin 171 genel lisede, toplam 2 milyon 666 bin 066 öğrenci öğrenim görüyor. Mesleki ve teknik ortaöğretimde de 5 bin 501 lisede 2 milyon 90 bin 220 öğrenci okuyor. Genel ve mesleki ortaöğretim kurumlarında toplam 235 bin 814 öğretmen görevli.
Ortaöğretimde de ilköğretimde olduğu gibi erkek öğrenci sayısı kız öğrenci sayısından fazla olarak tespit edildi. Buna göre, ortaöğretim kurumlarının tamamında 2 milyon 526 bin 428'i erkek, 2 milyon 229 bin 858'i kız olmak üzere toplam 4 milyon 756 bin 286 öğrenci eğitim görüyor.
Ortaöğretimdeki derslik sayısı ise geçen yıl 121 bin 914 olarak belirlendi.
11 bin yeni derslik kazandırıldı
MEB, yeni eğitim öğretim yılına, Türkiye genelinde yapımı tamamlanan 11 bin 536 yeni derslikle girecek. Bakanlık, bu yıl yapılan yeni derslik sayısıyla, 2011 yılında yapılan toplam 9 bin 374 derslik sayısını yüzde 23 oranında geçti.
Bakanlık verilerine göre, 25 Ekim 2011 tarihinden 30 Ağustos 2012 tarihine kadar yapımı tamamlanan yeni derslik sayısı, okul öncesi ve ilköğretimde 8 bin 24, ortaöğretimde 2 bin 101, mesleki ve teknik eğitimde bin 438 olmak üzere toplam 11 bin 563 olarak tespit edildi.
Daha önceki 2003-2011 yılları arasında yapılarak hizmete sunulan 169 bin 753 dersliğe yeni yapılan 11 bin 536 dersliğin eklenmesiyle toplam derslik sayısı 181 bin 316'ya ulaştı.
Birinci yarıyıl tatili 25 Ocak'ta
Yeni eğitim öğretim yılının birinci dönemi 25 Ocak 2013'te sona erecek. Yarıyıl tatili 28 Ocak-8 Şubat 2013 tarihleri arasında yapılacak. Eğitim-öğretim yılının ikinci yarısı ise 11 Şubat 2013'te başlayacak ve 14 Haziran 2013'e kadar sürecek. 2013-2014 eğitim öğretim yılı ise 16 Eylül 2013 Cuma günü başlayacak.
Başbakan, yeni eğitim yılını imam hatiple açacak
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun kapsamında yeniden düzenlenen ve pek çok yeniliği içeren 4+4+4 eğitim sistemi, 17 Eylül Pazartesi günü başlıyor.
93 soruda 4+4+4 yeni eğitim sistemi haberi için tıklayın
Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun kapsamında yeniden düzenlenen ve pek çok yeniliği içeren 4+4+4 eğitim sistemi, 17 Eylül Pazartesi günü başlıyor. Üç aylık yaz tatilinin ardından yaklaşık 17 milyon öğrenci ve 800 bin öğretmen için ders zili Pazartesi çalacak. Okula yeni başlayan 66-72 aylık yaklaşık 1 milyon 600 bin birinci sınıf öğrencisi de aldıkları bir haftalık uyum eğitiminin ardından eğitime adım atacak.
Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanun, 11 Nisan 2012'de ''İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'' ismiyle Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
2012-2013 eğitim-öğretim yılından itibaren uygulanmaya başlayacak kanundaki değişikliklerle 8 yıllık kesintisiz zorunlu eğitim yerine 12 yıllık zorunlu kademeli eğitime geçildi.
Üç kademeye ayrılan eğitim sistemi, birinci kademe 4 yıl süreli ilkokul, ikinci kademe 4 yıl süreli ortaokul, üçüncü kademe 4 yıl süreli lise olarak düzenlendi. Yeni düzenlemeyle ilkokul, ortaokul ve liselerin birlikte veya birbirinden bağımsız oluşturulması imkanı getirildi.
Ders müfredatında yenilikler yapılması gerekliliğini düzenlemeyle ortaokulda okutulan seçmeli dersler arasına Kur'an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin Hayatı ile Yaşayan Diller ve Lehçeler gibi yeni dersler eklenirken, bu yıldan itibaren imam hatip liselerinin ortaokul bölümleri de açılacak.
Yabancı dil öğretiminde yapılan değişiklikle ilkokul 2. sınıftan itibaren başlayacak, ayrıca Oyun ve Fiziki Etkinlikler ile İnsan Hakları Yurttaşlık ve Demokrasi dersi zorunlu dersler kapsamına alınacak.
66 aylıklar da okul yolunda
İlkokula başlama yaşında yapılan değişiklikle 30 Eylül 2012 tarihi itibarıyla 66 ayını dolduran çocuklar birinci sınıfa başlayacak. Ancak 61-66 aylık olup velisinin isteğiyle fiziki ve ruhi gelişim yönünden hazır olan çocuklar da ilkokula başlayabilecek.
Geçen yıl ilköğretim 8. sınıfta okuyan öğrenciler, eğitim sisteminden ayrılmayarak lise 1. sınıftan eğitime devam edecek. Geçen eğitim öğretim yılı 4. sınıfı tamamlayan ilköğretim öğrencileri ise ortaokul 1. sınıf öğrencisi olacak.
Öte yandan eski sistemde 37-72 ay arasındaki çocuklar okul öncesi eğitim alırken, yeni düzenlemeyle 36 ayını tamamlamış çocuklar okul öncesine başlayacak. 30 Eylül 2012 tarihi itibariyle 37-66 ay arasındaki çocukların anaokulu veya uygulama sınıflarında 48-66 ay arasındaki çocukların ise ana sınıflarında okul öncesi eğitim almaları sağlanacak.
Ortaokul 8. sınıftan sonra öğrenciler mesleki eğitime yönlenebilecek, dolayısıyla mesleki eğitim lise 9. sınıftan itibaren başlayacak. Meslek liselerine giden öğrenciler alan seçimlerini 10. sınıftan itibaren yapacak.
Şartların uygun olmaması durumunda aynı binada bulunan ilkokul ve ortaokul için ikili öğretim yapılacak. İkili öğretim yapan okullarda ortaokullar sabahçı, ilkokullar öğlenci olacak.
187 milyon ders kitabı ücretsiz dağıtılacak
2012-2013 eğitim ve öğretim yılında resmi ilköğretim ve orta öğretim okul ve kurumlarında eğitim-öğretim görecek yaklaşık 16 milyon öğrenciye ücretsiz dağıtılmak üzere 518 çeşit toplam 187 milyon ders kitabı basıldı. Ücretsiz ders kitapları için yaklaşık 300 milyon lira ödenek ayrıldı.
Ayrıca ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin okullara uyumunu sağlamak üzere hazırlanan çalışma kitaplarıyla öğretmen kitabından da toplam 3 milyon 570 bin basıldı. Bu kitaplar da 10 Eylül Pazartesi günü öğrencilerin hizmetine sunulacak.
Ders kitaplarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in yeni eğitim-öğretim yılına ilişkin mesajları da yer alacak.
İlköğretimdeki erkek öğrenci sayısı kızlardan fazla
MEB'in 2011-2012 yılı verilerine göre, Türkiye genelinde resmi ve özel 2 bin 916 anaokulu olmak üzere toplam 28 bin 625 okul öncesi eğitim kurumu bulunuyor.
Okul öncesi eğitimden 1 milyon 169 bin 556 öğrenci faydalanırken, bu kurumlarda toplam 55 bin 883 öğretmen görev yapıyor.
Okul öncesi eğitim alan öğrenciler arasında 607 bin 52'si erkek, 562 bin 504'ü kız öğrenciler oluşturuyor. Okul öncesi eğitim kurumlarının 48 bin 802 dersliği bulunuyor.
Türkiye'de 32 bin 108 ilköğretim okulunda 10 milyon 979 bin 301 çocuk okuyor. Bu okullarda 344 bin 710 derslikte, 515 bin 852 öğretmen görev yapıyor.
İlköğretimde, erkek öğrenci sayısı kız öğrenci sayısından daha fazla. Geçen sene, erkek öğrenci sayısı 5 milyon 622 bin 666 iken, kız öğrenci sayısı 5 milyon 356 bin 640 olarak belirlendi.
Açık ilköğretim kurumlarında 607 bin 890, resmi ilköğretim kurumlarında 10 milyon 84 bin 439, özel ilköğretim kurumlarında ise 286 bin 972 öğrenci eğitim görüyor.
495 yatılı ilköğretim bölge okulunda 100 bin 539'u kız, 112 bin 355'i erkek olmak üzere toplam 212 bin 894 öğrenci okuyor. 8 bin 647 derslik olan bu okullarda toplam 11 bin 485 öğretmen görev yapıyor.
Ortaöğretimde 4 milyon öğrenci
Genel ortaöğretimde, 4 bin 171 genel lisede, toplam 2 milyon 666 bin 066 öğrenci öğrenim görüyor. Mesleki ve teknik ortaöğretimde de 5 bin 501 lisede 2 milyon 90 bin 220 öğrenci okuyor. Genel ve mesleki ortaöğretim kurumlarında toplam 235 bin 814 öğretmen görevli.
Ortaöğretimde de ilköğretimde olduğu gibi erkek öğrenci sayısı kız öğrenci sayısından fazla olarak tespit edildi. Buna göre, ortaöğretim kurumlarının tamamında 2 milyon 526 bin 428'i erkek, 2 milyon 229 bin 858'i kız olmak üzere toplam 4 milyon 756 bin 286 öğrenci eğitim görüyor.
Ortaöğretimdeki derslik sayısı ise geçen yıl 121 bin 914 olarak belirlendi.
11 bin yeni derslik kazandırıldı
MEB, yeni eğitim öğretim yılına, Türkiye genelinde yapımı tamamlanan 11 bin 536 yeni derslikle girecek. Bakanlık, bu yıl yapılan yeni derslik sayısıyla, 2011 yılında yapılan toplam 9 bin 374 derslik sayısını yüzde 23 oranında geçti.
Bakanlık verilerine göre, 25 Ekim 2011 tarihinden 30 Ağustos 2012 tarihine kadar yapımı tamamlanan yeni derslik sayısı, okul öncesi ve ilköğretimde 8 bin 24, ortaöğretimde 2 bin 101, mesleki ve teknik eğitimde bin 438 olmak üzere toplam 11 bin 563 olarak tespit edildi.
Daha önceki 2003-2011 yılları arasında yapılarak hizmete sunulan 169 bin 753 dersliğe yeni yapılan 11 bin 536 dersliğin eklenmesiyle toplam derslik sayısı 181 bin 316'ya ulaştı.
Birinci yarıyıl tatili 25 Ocak'ta
Yeni eğitim öğretim yılının birinci dönemi 25 Ocak 2013'te sona erecek. Yarıyıl tatili 28 Ocak-8 Şubat 2013 tarihleri arasında yapılacak. Eğitim-öğretim yılının ikinci yarısı ise 11 Şubat 2013'te başlayacak ve 14 Haziran 2013'e kadar sürecek. 2013-2014 eğitim öğretim yılı ise 16 Eylül 2013 Cuma günü başlayacak.
Başbakan, yeni eğitim yılını imam hatiple açacak
Son Güncelleme: Cuma, 14 Eylül 2012 10:20
Gösterim: 2774
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Murat Yalçıntaş, son zamanlarda gündemde olan dershanelerin kanun zoruyla kapatılmasını doğru bulmadıklarını söyledi.
İstanbul Ticaret Odası Meclisi eylül toplantısında konuşan Yalçıntaş, "Dershaneleri kanun zoruyla değil ama artık işlevleri ile faydaları kalmadığından ve örgün eğitimde verilen eğitim her çevreye yeterli hale geldiğinden dolayı kendi kendilerine kapanmalarını sağlayacak güzel bir eğitim sistemine geçmek artık zorunludur." dedi. Dershanelerden en çok yararlanan kesimin orta sınıf olduğunu belirten Yalçıntaş, "Durumu iyi olanlar zaten çocuklarına özel öğretmen tutuyor. Ama özel ders alamayacak olanlar ne yazık ki okulda alamadıkları eğitimi, dershanelerle kapatmaya çalışıyor. Ben Türkiye'nin bu dershane meselesini de eğitim kalitesini artırarak çözüme kavuşturacağına inanıyorum." şeklinde konuştu. Yalçıntaş dershanelerin kapatılması durumunda 'merdivenaltı' dershanelerin yaygınlaşmasından endişe ettiğini de dile getirdi. Ayrıca Yalçıntaş dershaneleri kapatmadan önce eğitim reformunun gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, "2023'te ilk 10 ekonomi arasında yer almak isteyen bir ülkeye bu eğitim sistemi yeterli gelmiyor. Bunun çabucak değiştirilmesi, çalışan, üreten bir yeni neslin yetişmesi gerekli." ifadelerini kullandı.
Yalçıntaş konuşmasına 17 Eylül'de Yassıada'da idam edilen eski Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarını anarak başladı. Yalçıntaş, "İTO 27 Mayıs darbesinden tam 2 ay evvel Adnan Menderes'i ağırlamıştı. Orada rahmetli Menderes, Türk ekonomisinin gelişmesinde özel sektöre düşen vazifelerden bahsetmişti. Menderes, ülkenin sıcaktan kavrulan bir toprak gibi yatırımlara muhtaç olduğundan bahsetmişti. Ama ömrü vefa etmedi. Onu rahmetle anıyorum." ifadelerini kullandı. Yalçıntaş, yüzde 4'lük büyüme hedefinin tehlikeye girdiğini belirtirken, Merkez Bankası'nı sıkı para politikalarından vazgeçmeye çağırdı. Piyasaya biraz daha fazla para sürülmesi, faizlerin birazcık daha düşürülmesi gerektiğini belirten Yalçıntaş, bu şekilde yıl sonu büyümenin yüzde 4 seviyesine yaklaştırılabileceğini kaydetti.(zaman)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Murat Yalçıntaş, son zamanlarda gündemde olan dershanelerin kanun zoruyla kapatılmasını doğru bulmadıklarını söyledi.
İstanbul Ticaret Odası Meclisi eylül toplantısında konuşan Yalçıntaş, "Dershaneleri kanun zoruyla değil ama artık işlevleri ile faydaları kalmadığından ve örgün eğitimde verilen eğitim her çevreye yeterli hale geldiğinden dolayı kendi kendilerine kapanmalarını sağlayacak güzel bir eğitim sistemine geçmek artık zorunludur." dedi. Dershanelerden en çok yararlanan kesimin orta sınıf olduğunu belirten Yalçıntaş, "Durumu iyi olanlar zaten çocuklarına özel öğretmen tutuyor. Ama özel ders alamayacak olanlar ne yazık ki okulda alamadıkları eğitimi, dershanelerle kapatmaya çalışıyor. Ben Türkiye'nin bu dershane meselesini de eğitim kalitesini artırarak çözüme kavuşturacağına inanıyorum." şeklinde konuştu. Yalçıntaş dershanelerin kapatılması durumunda 'merdivenaltı' dershanelerin yaygınlaşmasından endişe ettiğini de dile getirdi. Ayrıca Yalçıntaş dershaneleri kapatmadan önce eğitim reformunun gerçekleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, "2023'te ilk 10 ekonomi arasında yer almak isteyen bir ülkeye bu eğitim sistemi yeterli gelmiyor. Bunun çabucak değiştirilmesi, çalışan, üreten bir yeni neslin yetişmesi gerekli." ifadelerini kullandı.
Yalçıntaş konuşmasına 17 Eylül'de Yassıada'da idam edilen eski Başbakan Adnan Menderes ve arkadaşlarını anarak başladı. Yalçıntaş, "İTO 27 Mayıs darbesinden tam 2 ay evvel Adnan Menderes'i ağırlamıştı. Orada rahmetli Menderes, Türk ekonomisinin gelişmesinde özel sektöre düşen vazifelerden bahsetmişti. Menderes, ülkenin sıcaktan kavrulan bir toprak gibi yatırımlara muhtaç olduğundan bahsetmişti. Ama ömrü vefa etmedi. Onu rahmetle anıyorum." ifadelerini kullandı. Yalçıntaş, yüzde 4'lük büyüme hedefinin tehlikeye girdiğini belirtirken, Merkez Bankası'nı sıkı para politikalarından vazgeçmeye çağırdı. Piyasaya biraz daha fazla para sürülmesi, faizlerin birazcık daha düşürülmesi gerektiğini belirten Yalçıntaş, bu şekilde yıl sonu büyümenin yüzde 4 seviyesine yaklaştırılabileceğini kaydetti.(zaman)
Son Güncelleme: Cuma, 14 Eylül 2012 10:10
Gösterim: 2005
29 yaşını tamamlamış üniversite son sınıf öğrencileri askerliği bir yıl daha erteleyebilecek. 1, 2 ve 3. sınıflar ile afla dönenler ise okula ara verip askere gidecek.
ODTÜ de son sınıf okuyan 29 yaşındaki Arda Güven ve Hüseyin Dinçer, askerlik şubesinden okula bu yıl devam edebilmelerini sağlayan yazıyı aldı.
Radikal Gazetesi’nin haberine göre, Milli Savunma Bakanlığı’ndan 29 yaş sınırında bulunan üniversite öğrencilerine bir iyi, bir de kötü haber var. 29 yaşını tamamlamış olan son sınıf öğrencileri 30 yaşına kadar eğitimlerine devam edip mezun olacak. Ancak 29 yaşını doldurmuş 1., 2. ve 3. sınıf öğrencileri ile afla üniversiteye geri dönen 29 yaş üstü öğrenciler, eğitime ara verip askere gidecek.
Milli Savunma Bakanlığı 18 Ocak 2012’de YÖK ’e yolladığı yazıda, 29 yaşından büyük yükümlülerin askerliklerinin ertelenmesine imkân olmadığını belirterek bu kişilerin eğitime askerliği tamamladıktan sonra devam edebilmeleri için gerekli tedbirlerin alınmasını istemişti. Bunun üzerine 29 yaş sınırında bulunan üniversite öğrencilerini apar topar askere alınma endişesi sarmıştı.
Radikal bu durumu ‘29 yaş bunalımı’ başlığıyla gündeme getirince sosyal medya yoluyla örgütlenen öğrenciler, seslerini duyurmak için Eğitim-Bir-Sen’e başvurmuştu. Eğitim-Bir-Sen de öğrencilerin eğitimlerini tamamladıktan sonra askerliğe alınmaları için Milli Savunma Bakanlığı’na yazılı başvuru yaptı. Milli Savunma Bakanlığı’nın Eğitim-Bir-Sen’e cevaben yolladığı 3 Eylül 2012 tarihli yazıda Askerlik Kanunu’na göre 29 yaş sonuna kadar mezun olamayanların askerliklerinin ertelenmesine yasal olarak imkân bulunmadığı, ancak yükümlülerden askerlik muayenesi yapılanların 30 yaşına kadar öğrenim görmelerinde sakınca olmadığı belirtildi.
Bu durumda 1983 doğumlu son sınıf öğrencileri 30 yaşına kadar öğrenciliğe devam edip mezun olabilecek. Ancak henüz 1., 2.ve 3. sınıfta okuyanlar ile afla üniversiteye dönen 29 yaşını geçmiş öğrenciler bu yıl kayıt yaptıramayacak. Çünkü üniversiteler 29 yaş sınırında bulunan öğrencilerin kaydında askerlik durum belgesi istiyor. 29 yaşını doldurmuş bu öğrencilerin seçeneği kayıtlarını dondurup askerlik yapmak.
‘Afla geldim, yasayla gidiyorum’
Af yasasından faydalanarak üniversiteye geri dönen İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisi Zafer Duman ortada haksız bir durum olduğu iddiasında:
“Ben 2009 yılında uygulamaya konulan af yasasıyla okula geri döndüm. 31 yaşındayım ve okul, kaydımın yapılması için askerlik durum belgesi istiyor. Ancak Askerlik Kanunu’na göre 29 yaşından sonra askerliğimi erteleme şansım yok. Bu durumda askerlik durum belgesi alamıyorum. Kaydımı yapamazsam askere gitmek zorunda kalacağım. Anlayacağınız afla geldim, yasayla gidiyorum. Benim gibi binlerce öğrenci var. Yetkililerden yardım istiyoruz.”
Belgelerini aldılar
ODTÜ İşletme Bölümü son sınıf öğrencisi Arda Güven (29) ile İnşaat Mühendisliği son sınıf öğrencisi Hüseyin Dinçer (29) uygulamanın yüzünü güldürdüğü öğrencilerden. İki öğrenci, üniversiteye kayıt için askerlik durum belgesi almak üzere Ankara Keçiören Askerlik Şubesi’ne gitti. Askerlik şubesi de 31 Aralık 2012’ye kadar geçerli askerlik durum belgesi verdi. Öğrenciler bu belgeyle kayıtlarını yaptırabilecekler. Sonraki sürecin nasıl işleyeceğini de Güven şöyle anlattı:
“Aldığım bu belgeyle güz yarıyılında eğitime devam edeceğim. 24 Şubat 2013 son yoklama tarihinde ise kasım ayında askere gitmek için askerlik şubesine başvuracağım. Askerlik şubesi de bana Kasım 2013’e kadar askerlikle sorunum olmadığına dair bir belge verecek. Ben de bu belge sayesinde 2013 eğitim yılının bahar yarıyıl döneminde üniversite kaydımı yapacağım. Zaten Haziran 2013 yılında mezun oluyorum. Haziran 2013 yılında mezun olduğuma dair belgeyi askerlik şubesine teslim edip 2013 yılında askere gideceğim.”(radikal)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
29 yaşını tamamlamış üniversite son sınıf öğrencileri askerliği bir yıl daha erteleyebilecek. 1, 2 ve 3. sınıflar ile afla dönenler ise okula ara verip askere gidecek.
ODTÜ de son sınıf okuyan 29 yaşındaki Arda Güven ve Hüseyin Dinçer, askerlik şubesinden okula bu yıl devam edebilmelerini sağlayan yazıyı aldı.
Radikal Gazetesi’nin haberine göre, Milli Savunma Bakanlığı’ndan 29 yaş sınırında bulunan üniversite öğrencilerine bir iyi, bir de kötü haber var. 29 yaşını tamamlamış olan son sınıf öğrencileri 30 yaşına kadar eğitimlerine devam edip mezun olacak. Ancak 29 yaşını doldurmuş 1., 2. ve 3. sınıf öğrencileri ile afla üniversiteye geri dönen 29 yaş üstü öğrenciler, eğitime ara verip askere gidecek.
Milli Savunma Bakanlığı 18 Ocak 2012’de YÖK ’e yolladığı yazıda, 29 yaşından büyük yükümlülerin askerliklerinin ertelenmesine imkân olmadığını belirterek bu kişilerin eğitime askerliği tamamladıktan sonra devam edebilmeleri için gerekli tedbirlerin alınmasını istemişti. Bunun üzerine 29 yaş sınırında bulunan üniversite öğrencilerini apar topar askere alınma endişesi sarmıştı.
Radikal bu durumu ‘29 yaş bunalımı’ başlığıyla gündeme getirince sosyal medya yoluyla örgütlenen öğrenciler, seslerini duyurmak için Eğitim-Bir-Sen’e başvurmuştu. Eğitim-Bir-Sen de öğrencilerin eğitimlerini tamamladıktan sonra askerliğe alınmaları için Milli Savunma Bakanlığı’na yazılı başvuru yaptı. Milli Savunma Bakanlığı’nın Eğitim-Bir-Sen’e cevaben yolladığı 3 Eylül 2012 tarihli yazıda Askerlik Kanunu’na göre 29 yaş sonuna kadar mezun olamayanların askerliklerinin ertelenmesine yasal olarak imkân bulunmadığı, ancak yükümlülerden askerlik muayenesi yapılanların 30 yaşına kadar öğrenim görmelerinde sakınca olmadığı belirtildi.
Bu durumda 1983 doğumlu son sınıf öğrencileri 30 yaşına kadar öğrenciliğe devam edip mezun olabilecek. Ancak henüz 1., 2.ve 3. sınıfta okuyanlar ile afla üniversiteye dönen 29 yaşını geçmiş öğrenciler bu yıl kayıt yaptıramayacak. Çünkü üniversiteler 29 yaş sınırında bulunan öğrencilerin kaydında askerlik durum belgesi istiyor. 29 yaşını doldurmuş bu öğrencilerin seçeneği kayıtlarını dondurup askerlik yapmak.
‘Afla geldim, yasayla gidiyorum’
Af yasasından faydalanarak üniversiteye geri dönen İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğrencisi Zafer Duman ortada haksız bir durum olduğu iddiasında:
“Ben 2009 yılında uygulamaya konulan af yasasıyla okula geri döndüm. 31 yaşındayım ve okul, kaydımın yapılması için askerlik durum belgesi istiyor. Ancak Askerlik Kanunu’na göre 29 yaşından sonra askerliğimi erteleme şansım yok. Bu durumda askerlik durum belgesi alamıyorum. Kaydımı yapamazsam askere gitmek zorunda kalacağım. Anlayacağınız afla geldim, yasayla gidiyorum. Benim gibi binlerce öğrenci var. Yetkililerden yardım istiyoruz.”
Belgelerini aldılar
ODTÜ İşletme Bölümü son sınıf öğrencisi Arda Güven (29) ile İnşaat Mühendisliği son sınıf öğrencisi Hüseyin Dinçer (29) uygulamanın yüzünü güldürdüğü öğrencilerden. İki öğrenci, üniversiteye kayıt için askerlik durum belgesi almak üzere Ankara Keçiören Askerlik Şubesi’ne gitti. Askerlik şubesi de 31 Aralık 2012’ye kadar geçerli askerlik durum belgesi verdi. Öğrenciler bu belgeyle kayıtlarını yaptırabilecekler. Sonraki sürecin nasıl işleyeceğini de Güven şöyle anlattı:
“Aldığım bu belgeyle güz yarıyılında eğitime devam edeceğim. 24 Şubat 2013 son yoklama tarihinde ise kasım ayında askere gitmek için askerlik şubesine başvuracağım. Askerlik şubesi de bana Kasım 2013’e kadar askerlikle sorunum olmadığına dair bir belge verecek. Ben de bu belge sayesinde 2013 eğitim yılının bahar yarıyıl döneminde üniversite kaydımı yapacağım. Zaten Haziran 2013 yılında mezun oluyorum. Haziran 2013 yılında mezun olduğuma dair belgeyi askerlik şubesine teslim edip 2013 yılında askere gideceğim.”(radikal)
Son Güncelleme: Cuma, 14 Eylül 2012 13:30
Gösterim: 3358
Zaman Gazetesi’nden Atilla Yayla’nın bugünkü yazısı
Kanun nedir? Doğa kanunlarına benzer beşerî kanunlar var mıdır? Kanunları kim yapar? Hukuk kanunları doğa kanunlarına benzer mi? Ya iktisadî kanunlar? İktisadî kanunlar hukuktaki kanunlar gibi zorla uygulanabilir mi? Hükümet-devlet-parlamento, kanunları istediği zaman dilediği şekilde değiştirilebilir mi?
Şüphe yok ki, tabiat kanunlarıyla sosyal hayatta zuhur eden ve bazen kanun adı verilen davranış kalıpları, birbirinin tıpkısının aynısı değil. Bu yüzden, belki de, her ikisinin de aynı terim kullanılarak "kanun'' olarak adlandırılması hatalı. Tabiat kanunları beşerî hayat için bir veridir. İnsanlara dışlarından verilir. Başka bir şekilde ifade edilirse, insan kendini tabiat kanunlarının tanzim ettiği bir ortam içinde bulur ve bu kanunları keyfince tadil veya iptal etme gücünden mahrumdur. Tabiat kanunları insanın iradesinden bağımsızdır. Zayıf da şişman da, uzun da kısa da, fakir de zengin de yerçekimi kanununa aynı şekilde tabidir. Bu bakımdan insanlar arasında mutlak bir eşitlik bulunur.
Buna karşılık, beşeri dünyanın kanun adı verilebilecek davranış düzenlilik ve kalıpları, insanın eseridir. İnsanlar belli şekillerde davrandığı için veya bu sayede doğar ve yaşarlar. Ancak burada düşünce tarihi boyunca birçok filozofun -meselâ Rousseau'nun- gözden kaçırdığı mühim bir nokta var. Sosyal davranış kuralları insan davranışının eseri olmakla beraber, bilinçli ve amaçlı insan dizaynının ürünü değildir. Deneme yanılmayla ilerleyen; genel fayda kuralı tarafından rehberlik edilen; hiçbir somut tekil iradenin kontrol, denetim ve yönlendirmesinde olmayan; anonim olan ve davranışların milyonlarca defa tekrarına dayanan; başarıların doğmasıyla kurumsallaşan ve başarıların taklit edilmesiyle kurumsallaşmayı yayan bir beşerî akışın ürünüdür. Bu yönüyle sosyal kurallar kanun yapan otoritenin -parlamentonun veya monarkın- iradesinin ötesinde ve üstündedir. Kimileri bunu doğal hukuk kavramıyla açıklar. Benim bağlı olduğum felsefî gelenekse evrim, tekâmül, inkişaf, kendiliğinden doğan düzen terimlerini bu beşerî akış ve oluşumu izah etmek için kullanır.
Bu yaklaşımı iktisadî hayata uygularsak karşımıza ne çıkar? Kısaca cevap vereyim: İktisadî hayatın kendine mahsus kurallarının ve işleyişinin olduğu ve bunlara keyfî şekilde müdahale edilmeyeceği. Bir örnek vereyim: Bir malın fiyatı onun arzı ile talebinin buluştuğu noktada oluşur. Böyle olması, bir siyasî emrin veya pozitif hukuk kanununun sonucu değildir. Bundan dolayı da bir siyasî emir veya pozitif hukuk kanunuyla ortadan kaldırılamaz, değiştirilemez. Bu, bazı kimselere insanın acizliği gibi görünür, ama uzun vadeli incelendiğinde uygarlığın ve özgürlüğün temeli olduğu anlaşılır. Bir başka iktisadî hayat kuralı, bir mala veya hizmete ihtiyaç-talep varsa piyasa aktörlerinin mutlaka onu üretmenin ve sunmanın bir yolunu bulacak olmasıdır.
ZENGİN-FAKİR-EĞİTİM
Dershaneler de bu çerçevede görülebilir. Üniversitelileşme oranı nispeten düşük olan ülkemizde üniversite eğitimine büyük bir talep var. Buna karşılık, arz sınırlı. Sebep, eğitimde piyasanın işlemesine müsaade edilmemesi, devletin bu alanda katı bir tekel olmayı on yıllardır sürdürmesi. Arz ile talep arasındaki dengesizlik ister istemez sınav yaparak üniversiteye girmek isteyen öğrenciler arasında bir eleme yapılması mecburiyetini doğuruyor. Bu yüzden lise öğrencileri neredeyse daha ilk yıllarından itibaren çılgın bir sınav kazanma yarışına başlıyor. Dershaneler, işte bu eğitim sisteminin ürünü. Her öğrenci yarışta daha avantajlı konuma gelmek için formel eğitim sisteminin dışında bilgi ve ders kaynağı aramaya başlayınca, ilave ve formel yapı dışı ders almanın kurumsallaşmış ve ticarileşmiş yapılanması olarak dershaneler ortaya çıktı. Ve dershaneler toplumdan çok ilgi gördü, çok da iyi işler yaptı. Bunu nereden anlıyoruz? Ayakta kalmalarından, gelişmelerinden ve devamlı "müşteri'' bulabilmelerinden. Üniversitede okumuş ve okuyan pek çok öğrencinin yolunun dershanelerden geçmiş olmasından.
Son açıklamalarına bakılırsa Başbakan, dershanelere kötü bakışı sanki kafasında sabit fikir hâline getirmiş. Üslubu da yakışıksız, kırıcı ve otoriteryen tınılı. "Dershaneler kapanacak!" diyor. Niye? Dershanelerden insanlar ne zarar gördü? Dershanelere gidenler kendileri için, dershanelere çocuklarını gönderenler çocukları için neyin iyi olduğunu bilmiyorlar mı? Dershaneleri kapatmak fakire yararlı olur zannediyorsanız tamamıyla yanılıyorsunuz. Devlet tekelini kırıp yükseköğretim piyasasını serbestleştirsek ve böylece arz ile talebi dengelesek bile, özel-ek-formel eğitim sistemi dışı ders ihtiyacı ortadan kalkmaz. Bazı okullar her zaman daha çok ilgi göreceği için yarış sürer. Zengin çocukları, en pahalı hocalar kiralanarak sınavlara hazırlanırken fakir çocukları ilave dersin maliyetlerini kendileri gibi fakirlerle paylaşarak karşılanabilir miktara indiremeyeceği için, yarışta geri kalmaya mahkûm olur. Bana sorarsanız, dershaneleri değil Milli Eğitim okullarını kapatmak daha doğru ve faydalı. Baksanıza, okulların 10 senede kazandıramadığını dershaneler bir senede kazandırıyor. Bu başarının izahı da gayet basit. Herkes MEB okullarına zorla gidiyor. Yani okula gidiş gönüllülüğe dayanmıyor. Öğretmenler, iş garantisine sahip. İşe hangi donanımla başladılarsa onunla, hatta daha azıyla, emekli olabilirler. Rekabet yok denecek kadar az. Öğrenciler ve veliler eğitimin maliyetini hissetmiyor ve üstlenmiyor. Böyle bir sistem etkin ve verimli olabilir mi? Dershanelerde bunların tam tersi söz konusu. Gönüllülük esas. Maliyeti müşteri ödüyor. Her bakımdan rekabet müthiş. Kaynaklar çok daha etkin kullanılıyor. MEB kaynakları dershanelere aktarılsa, dershaneler eğitim sistemini uçurur.
Başbakan'ın dershanelere karşı anlaşılmaz tavrının başka implikasyonları da var. Dershanecilik, bir özel teşebbüs işi. Dershaneleri siyasî güçle ve hukuku araçsallaştırarak budama, girişim özgürlüğüne darbe indirir. Kâr etmeye çalışmak ahlâklı ve meşru, elde edilen kâr da müteşebbisin anasının ak sütü kadar helâldir. Ayrıca müesseselerin kâr etmesi topluma çok faydalıdır. Kâr eden kurumlar kaynakları etkin şekilde kullanıyor ve topluma arzu edilen bir hizmet veya mal arz ediyor demektir. Keşke, kamu kurumlarının çalışmalarını ve performanslarını da kâr açısından düzenlemek ve denetlemek mümkün olsaydı.
Dershanelerle uğraşmak, sanal bir probleme zaman ve enerji harcamaktır. Bir sürü ağır ve acil problemi olan bir ülkede bunu yapmanın ne lüzumu, ne gereği ne de yararı var.(zaman)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Zaman Gazetesi’nden Atilla Yayla’nın bugünkü yazısı
Kanun nedir? Doğa kanunlarına benzer beşerî kanunlar var mıdır? Kanunları kim yapar? Hukuk kanunları doğa kanunlarına benzer mi? Ya iktisadî kanunlar? İktisadî kanunlar hukuktaki kanunlar gibi zorla uygulanabilir mi? Hükümet-devlet-parlamento, kanunları istediği zaman dilediği şekilde değiştirilebilir mi?
Şüphe yok ki, tabiat kanunlarıyla sosyal hayatta zuhur eden ve bazen kanun adı verilen davranış kalıpları, birbirinin tıpkısının aynısı değil. Bu yüzden, belki de, her ikisinin de aynı terim kullanılarak "kanun'' olarak adlandırılması hatalı. Tabiat kanunları beşerî hayat için bir veridir. İnsanlara dışlarından verilir. Başka bir şekilde ifade edilirse, insan kendini tabiat kanunlarının tanzim ettiği bir ortam içinde bulur ve bu kanunları keyfince tadil veya iptal etme gücünden mahrumdur. Tabiat kanunları insanın iradesinden bağımsızdır. Zayıf da şişman da, uzun da kısa da, fakir de zengin de yerçekimi kanununa aynı şekilde tabidir. Bu bakımdan insanlar arasında mutlak bir eşitlik bulunur.
Buna karşılık, beşeri dünyanın kanun adı verilebilecek davranış düzenlilik ve kalıpları, insanın eseridir. İnsanlar belli şekillerde davrandığı için veya bu sayede doğar ve yaşarlar. Ancak burada düşünce tarihi boyunca birçok filozofun -meselâ Rousseau'nun- gözden kaçırdığı mühim bir nokta var. Sosyal davranış kuralları insan davranışının eseri olmakla beraber, bilinçli ve amaçlı insan dizaynının ürünü değildir. Deneme yanılmayla ilerleyen; genel fayda kuralı tarafından rehberlik edilen; hiçbir somut tekil iradenin kontrol, denetim ve yönlendirmesinde olmayan; anonim olan ve davranışların milyonlarca defa tekrarına dayanan; başarıların doğmasıyla kurumsallaşan ve başarıların taklit edilmesiyle kurumsallaşmayı yayan bir beşerî akışın ürünüdür. Bu yönüyle sosyal kurallar kanun yapan otoritenin -parlamentonun veya monarkın- iradesinin ötesinde ve üstündedir. Kimileri bunu doğal hukuk kavramıyla açıklar. Benim bağlı olduğum felsefî gelenekse evrim, tekâmül, inkişaf, kendiliğinden doğan düzen terimlerini bu beşerî akış ve oluşumu izah etmek için kullanır.
Bu yaklaşımı iktisadî hayata uygularsak karşımıza ne çıkar? Kısaca cevap vereyim: İktisadî hayatın kendine mahsus kurallarının ve işleyişinin olduğu ve bunlara keyfî şekilde müdahale edilmeyeceği. Bir örnek vereyim: Bir malın fiyatı onun arzı ile talebinin buluştuğu noktada oluşur. Böyle olması, bir siyasî emrin veya pozitif hukuk kanununun sonucu değildir. Bundan dolayı da bir siyasî emir veya pozitif hukuk kanunuyla ortadan kaldırılamaz, değiştirilemez. Bu, bazı kimselere insanın acizliği gibi görünür, ama uzun vadeli incelendiğinde uygarlığın ve özgürlüğün temeli olduğu anlaşılır. Bir başka iktisadî hayat kuralı, bir mala veya hizmete ihtiyaç-talep varsa piyasa aktörlerinin mutlaka onu üretmenin ve sunmanın bir yolunu bulacak olmasıdır.
ZENGİN-FAKİR-EĞİTİM
Dershaneler de bu çerçevede görülebilir. Üniversitelileşme oranı nispeten düşük olan ülkemizde üniversite eğitimine büyük bir talep var. Buna karşılık, arz sınırlı. Sebep, eğitimde piyasanın işlemesine müsaade edilmemesi, devletin bu alanda katı bir tekel olmayı on yıllardır sürdürmesi. Arz ile talep arasındaki dengesizlik ister istemez sınav yaparak üniversiteye girmek isteyen öğrenciler arasında bir eleme yapılması mecburiyetini doğuruyor. Bu yüzden lise öğrencileri neredeyse daha ilk yıllarından itibaren çılgın bir sınav kazanma yarışına başlıyor. Dershaneler, işte bu eğitim sisteminin ürünü. Her öğrenci yarışta daha avantajlı konuma gelmek için formel eğitim sisteminin dışında bilgi ve ders kaynağı aramaya başlayınca, ilave ve formel yapı dışı ders almanın kurumsallaşmış ve ticarileşmiş yapılanması olarak dershaneler ortaya çıktı. Ve dershaneler toplumdan çok ilgi gördü, çok da iyi işler yaptı. Bunu nereden anlıyoruz? Ayakta kalmalarından, gelişmelerinden ve devamlı "müşteri'' bulabilmelerinden. Üniversitede okumuş ve okuyan pek çok öğrencinin yolunun dershanelerden geçmiş olmasından.
Son açıklamalarına bakılırsa Başbakan, dershanelere kötü bakışı sanki kafasında sabit fikir hâline getirmiş. Üslubu da yakışıksız, kırıcı ve otoriteryen tınılı. "Dershaneler kapanacak!" diyor. Niye? Dershanelerden insanlar ne zarar gördü? Dershanelere gidenler kendileri için, dershanelere çocuklarını gönderenler çocukları için neyin iyi olduğunu bilmiyorlar mı? Dershaneleri kapatmak fakire yararlı olur zannediyorsanız tamamıyla yanılıyorsunuz. Devlet tekelini kırıp yükseköğretim piyasasını serbestleştirsek ve böylece arz ile talebi dengelesek bile, özel-ek-formel eğitim sistemi dışı ders ihtiyacı ortadan kalkmaz. Bazı okullar her zaman daha çok ilgi göreceği için yarış sürer. Zengin çocukları, en pahalı hocalar kiralanarak sınavlara hazırlanırken fakir çocukları ilave dersin maliyetlerini kendileri gibi fakirlerle paylaşarak karşılanabilir miktara indiremeyeceği için, yarışta geri kalmaya mahkûm olur. Bana sorarsanız, dershaneleri değil Milli Eğitim okullarını kapatmak daha doğru ve faydalı. Baksanıza, okulların 10 senede kazandıramadığını dershaneler bir senede kazandırıyor. Bu başarının izahı da gayet basit. Herkes MEB okullarına zorla gidiyor. Yani okula gidiş gönüllülüğe dayanmıyor. Öğretmenler, iş garantisine sahip. İşe hangi donanımla başladılarsa onunla, hatta daha azıyla, emekli olabilirler. Rekabet yok denecek kadar az. Öğrenciler ve veliler eğitimin maliyetini hissetmiyor ve üstlenmiyor. Böyle bir sistem etkin ve verimli olabilir mi? Dershanelerde bunların tam tersi söz konusu. Gönüllülük esas. Maliyeti müşteri ödüyor. Her bakımdan rekabet müthiş. Kaynaklar çok daha etkin kullanılıyor. MEB kaynakları dershanelere aktarılsa, dershaneler eğitim sistemini uçurur.
Başbakan'ın dershanelere karşı anlaşılmaz tavrının başka implikasyonları da var. Dershanecilik, bir özel teşebbüs işi. Dershaneleri siyasî güçle ve hukuku araçsallaştırarak budama, girişim özgürlüğüne darbe indirir. Kâr etmeye çalışmak ahlâklı ve meşru, elde edilen kâr da müteşebbisin anasının ak sütü kadar helâldir. Ayrıca müesseselerin kâr etmesi topluma çok faydalıdır. Kâr eden kurumlar kaynakları etkin şekilde kullanıyor ve topluma arzu edilen bir hizmet veya mal arz ediyor demektir. Keşke, kamu kurumlarının çalışmalarını ve performanslarını da kâr açısından düzenlemek ve denetlemek mümkün olsaydı.
Dershanelerle uğraşmak, sanal bir probleme zaman ve enerji harcamaktır. Bir sürü ağır ve acil problemi olan bir ülkede bunu yapmanın ne lüzumu, ne gereği ne de yararı var.(zaman)
Son Güncelleme: Pazar, 16 Eylül 2012 10:55
Gösterim: 2847
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 17 Eylül Pazartesi günü, Denizli’de yeni eğitim yılını imam hatip lisesi açılışıyla yapacak.
Denizli Ak Parti İl Başkanı Avni Örki, milletvekilleri Nihat Zeybekci, Mehmet Yüksel ve Nurcan Dalbudak, Belediye Başkanı Osman Zolan’la düzenlediği basın toplantısında Başbakan Erdoğan’ın Denizli ziyaretiyle ilgili bilgi verdi. Örki, Başbakan Erdoğan’ın bu ziyaretinin öncekilerinden daha anlamlı olduğunu belirterek, şöyle dedi:
“Başbakanımız, yeni eğitim öğretim sisteminin açılışını Denizli’den yapacak. Manevi, milli, ahlaki değerlere sahip gençlik yetişmesi, hem bizim hem de ülkemiz için çok önemli. Başbakanımız, işadamı Orhan Abalıoğlu tarafından Sevindik Mahallesi’ne yaptırılan 50 derslikli, bin 500 öğrencinin öğrenim göreceği imam hatip lisesinin açılışını yapacak. Daha sonra da helikopterle Manisa’nın Turgutlu İlçesi’ne geçecek.”
Bu rövanş almak değil
AK Parti Milletvekili Nihat Zeybekci de, bu yıl 5’inci sınıfa geçen 3’üncü çocuğu Ertuğrul’u, Ahmet Yesevi İmam Hatip Okulu’na kaydettirdiğini, 63 aylık oğlu Efe’nin de Emsan İlköğretim Okulu’nda öğretime başladığını söyledi. Zeybekçi, “Başbakanımız yeni eğitim öğretim yılı açılış törenine Denizli’de katılacağı için çok mutlu olduk. İmam hatip okullarının bu ülkede yıllarca hakları yendi. Sakın yanlış anlaşılmasın. Bu rövanş almak değil. Biz bütün okulları eşit görüyoruz. Meslek liselerinde, düz liselerde öğrenim gören tüm çocuklarımız bu ülkenin evladı. Eşit şartlarda eğitim almaları gerekiyor. Bizim de yapmaya çalıştığımız budur” diye konuştu.
Turgutlu’da açılışlar yapacak
Başbakan Erdoğan’ın aynı gün Manisa’nın Turgutlu İlçesi’nde 300 yataklı Turgutlu Devlet Hastanesi, Turgutlu Belediyesi ve hayırsever işadamı Sedat Özcan’ın ortaklaşa yaptırdığı 320 öğrenci kapasiteli yurdu ve Orka Üzüm İşletmeleri’nin yeni tesislerini açacağı belirtildi.(hürriyeteğitim)
Eğitim sisteminde Atatürk'e veda!
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 17 Eylül Pazartesi günü, Denizli’de yeni eğitim yılını imam hatip lisesi açılışıyla yapacak.
Denizli Ak Parti İl Başkanı Avni Örki, milletvekilleri Nihat Zeybekci, Mehmet Yüksel ve Nurcan Dalbudak, Belediye Başkanı Osman Zolan’la düzenlediği basın toplantısında Başbakan Erdoğan’ın Denizli ziyaretiyle ilgili bilgi verdi. Örki, Başbakan Erdoğan’ın bu ziyaretinin öncekilerinden daha anlamlı olduğunu belirterek, şöyle dedi:
“Başbakanımız, yeni eğitim öğretim sisteminin açılışını Denizli’den yapacak. Manevi, milli, ahlaki değerlere sahip gençlik yetişmesi, hem bizim hem de ülkemiz için çok önemli. Başbakanımız, işadamı Orhan Abalıoğlu tarafından Sevindik Mahallesi’ne yaptırılan 50 derslikli, bin 500 öğrencinin öğrenim göreceği imam hatip lisesinin açılışını yapacak. Daha sonra da helikopterle Manisa’nın Turgutlu İlçesi’ne geçecek.”
Bu rövanş almak değil
AK Parti Milletvekili Nihat Zeybekci de, bu yıl 5’inci sınıfa geçen 3’üncü çocuğu Ertuğrul’u, Ahmet Yesevi İmam Hatip Okulu’na kaydettirdiğini, 63 aylık oğlu Efe’nin de Emsan İlköğretim Okulu’nda öğretime başladığını söyledi. Zeybekçi, “Başbakanımız yeni eğitim öğretim yılı açılış törenine Denizli’de katılacağı için çok mutlu olduk. İmam hatip okullarının bu ülkede yıllarca hakları yendi. Sakın yanlış anlaşılmasın. Bu rövanş almak değil. Biz bütün okulları eşit görüyoruz. Meslek liselerinde, düz liselerde öğrenim gören tüm çocuklarımız bu ülkenin evladı. Eşit şartlarda eğitim almaları gerekiyor. Bizim de yapmaya çalıştığımız budur” diye konuştu.
Turgutlu’da açılışlar yapacak
Başbakan Erdoğan’ın aynı gün Manisa’nın Turgutlu İlçesi’nde 300 yataklı Turgutlu Devlet Hastanesi, Turgutlu Belediyesi ve hayırsever işadamı Sedat Özcan’ın ortaklaşa yaptırdığı 320 öğrenci kapasiteli yurdu ve Orka Üzüm İşletmeleri’nin yeni tesislerini açacağı belirtildi.(hürriyeteğitim)
Eğitim sisteminde Atatürk'e veda!
Son Güncelleme: Cuma, 14 Eylül 2012 10:20
Gösterim: 2440

