Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Son yıllarda Türkiye’de tarihi filmlerde büyük bir patlama yaşanıyor. Ardı ardına yapılan filmler ve diziler ekranlarda seyirciyle buluşuyor. Muhteşem Yüzyıl’la çıkış yapan ve Fetih 1453 filmiyle zirve yapan tarihi yapımlar aynı zamanda izleyicilere tarihi yeniden ve daha eğlenceli bir şekilde öğrenme fırsatı sunuyor. Bununla birlikte bu tarihi yapımlar bazı tartışmaları ve soruları da beraberinde getiriyor. ‘Tarih okullarda mı yoksa sinema da mı öğrenilir?’ sinemanın ünlü ve başarılı yönetmenlerinden Ezel Akay’a göre ‘Tarih sinemada öğrenilir.’
'Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?' ve '7 Kocalı Hürmüz' gibi tarihi filmlerin yönetmeni Ezel Akay', ilk üç bölümünü çöpe atmak zorunda kaldığı TRT'nin yeni dizisi 'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam' ile tarihe ilgisini sürdürüyor. Genel tasarımını yaptığı dizinin beğenilmeyen bölümleri için "Çirkin şeyler çekmedik. Büyük ihtimalle bizim yaptığımız onlara reytingleri yükseltecek gibi görünmedi..." diyen Akay, yönetmen olarak hafiften pilinin bittiğini söylüyor. Tarihin okulda değil, sinemada öğrenildiğini iddia eden Akay ile başta 'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam' olmak üzere tarihi film ve dizileri konuştuk...
İlk üç bölümü çöpe atılan 'Burası Osmanlı' nasıl 'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam' oldu?
Sonuçta çirkin şeyler çekmemiştik. Büyük ihtimalle bizim yaptığımız reytingleri yükseltecek gibi görünmedi. 'Hikâyeyi daha ileriden başlatalım ilginç olur' denildi. Çektiklerimizle uğraşmak yerine yenisini çekmeyi tercih ettik. Masraflı ve uzun süren bir iş oldu, inşallah değer...
Projeden kopmadığınız gibi genel tasarımını üstlenmişsiniz...
Benim yönetmen olarak hafiften pilim bitmişti. Ben genel tasarımında yer alıyorum. Projeyi Burhan Özkan ve Gürsel Korat ile birlikte geliştirdik. Bu bizim projemiz ve bir şekilde devam ediyoruz.
'Hacivat-Karagöz Neden Öldürüldü?' ve '7 Kocalı Hürmüz'de tarihi komedi unsuru olarak kullanmıştınız. Ancak 'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam' ciddi bir proje.
Bizim çektiğimiz bölümlerin de komediyle bir ilgisi yoktu. Birer trajedi ve entrikayı anlatıyordu. Benim de yalnız komedi çekerim diye bir kaygım yok. Ama televizyon farklı. Kanallar, yapım şirketleri uzun süre oynanması için yazılmış senaryolar var. Biraz da seyircinin tepkilerine göre değişen bir format dizi senaryosu.
Konu Osmanlı tarihi olunca eleştiren de çok olur. Hazırlıklı mısınız?
Çatlasak da patlasak da tarihî filmler olacak, tarihî filmlerde tarihi hatalar olacak. Biz adam gibi yapılmış hataları, ciddiye alıp tartışacağız. Orada bir hata olabilir. Ama film hak ediyorsa, oturacağız o hataları tartışacağız. İşte tarih böyle öğreniliyor. Maalesef, tarih okulda değil bu yüzyılda tarih sinemada öğreniliyor. İnsanlar bir tarihî eseri okur gibi o eserden neler alıyorlarsa, neredeyse filmden de benzer şeyleri, daha fazla eğlenerek alıyorlar.
İzleyiciler bu tür filmlerde tarihin çarpıtıldığından şikâyetçi...
O yüzden hem çok dikkat etmek, hem da tarihi öğrenmenin tek kaynaktan olmayacağını unutmamak lazım. Sinema filmleri tarihin tartışılması için gerekli ortamı hazırlıyor. Bazı yanlışlar oluyor elbette. Bunların hepsi, ya bilerek ya da bilmeyerek yapılan şeyler. Cehalet kötü, cehaletten yapılan hataları affetmemek lazım. Ama bilinçi yapılan hatalar, değişiklikler tarihi çarpıtmalardan korkmamak lazım. Başka türlü yapılamaz çünkü. Aman şurasına dokunmasın dedikçe tatsız tuzsuz bir şey haline gelir.
'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam'da harem ve özel hayata gösterilen özen için ne söyleyeceksiniz?
Osmanlı'yı saraydan değil, sokaktan anlatıyoruz. Osmanlı'nın en az anlatılmış tarafı sokak. Daha normal insanlarla saraylı insanlar arasında geçişler köprüler kuruyoruz. Böyle bir şey çıktı ortaya.
İçinize sindi mi?
İki senedir uğraşıyoruz. Dönüp kendi yapımımıza karar vermemiz kolay değil. Elimizden gelen özeni gösterdik. Çok büyük masraf ettik. Bu kadar büyük bir masraf hiçbir dizide görülmedi henüz.
Dizi için çok büyük platolar kuruldu. Hazır mekânlarımız varken yeni projeler olacak mı?
Çok büyük plato kurduk. Birtakım imkânlar ortaya çıktı. O imkânları değerlendirecek yeni projeler yapmak gerekiyor. Ben birçok projeye göz attım. Onları değerlendireceğiz...
(zaman)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Son yıllarda Türkiye’de tarihi filmlerde büyük bir patlama yaşanıyor. Ardı ardına yapılan filmler ve diziler ekranlarda seyirciyle buluşuyor. Muhteşem Yüzyıl’la çıkış yapan ve Fetih 1453 filmiyle zirve yapan tarihi yapımlar aynı zamanda izleyicilere tarihi yeniden ve daha eğlenceli bir şekilde öğrenme fırsatı sunuyor. Bununla birlikte bu tarihi yapımlar bazı tartışmaları ve soruları da beraberinde getiriyor. ‘Tarih okullarda mı yoksa sinema da mı öğrenilir?’ sinemanın ünlü ve başarılı yönetmenlerinden Ezel Akay’a göre ‘Tarih sinemada öğrenilir.’
'Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?' ve '7 Kocalı Hürmüz' gibi tarihi filmlerin yönetmeni Ezel Akay', ilk üç bölümünü çöpe atmak zorunda kaldığı TRT'nin yeni dizisi 'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam' ile tarihe ilgisini sürdürüyor. Genel tasarımını yaptığı dizinin beğenilmeyen bölümleri için "Çirkin şeyler çekmedik. Büyük ihtimalle bizim yaptığımız onlara reytingleri yükseltecek gibi görünmedi..." diyen Akay, yönetmen olarak hafiften pilinin bittiğini söylüyor. Tarihin okulda değil, sinemada öğrenildiğini iddia eden Akay ile başta 'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam' olmak üzere tarihi film ve dizileri konuştuk...
İlk üç bölümü çöpe atılan 'Burası Osmanlı' nasıl 'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam' oldu?
Sonuçta çirkin şeyler çekmemiştik. Büyük ihtimalle bizim yaptığımız reytingleri yükseltecek gibi görünmedi. 'Hikâyeyi daha ileriden başlatalım ilginç olur' denildi. Çektiklerimizle uğraşmak yerine yenisini çekmeyi tercih ettik. Masraflı ve uzun süren bir iş oldu, inşallah değer...
Projeden kopmadığınız gibi genel tasarımını üstlenmişsiniz...
Benim yönetmen olarak hafiften pilim bitmişti. Ben genel tasarımında yer alıyorum. Projeyi Burhan Özkan ve Gürsel Korat ile birlikte geliştirdik. Bu bizim projemiz ve bir şekilde devam ediyoruz.
'Hacivat-Karagöz Neden Öldürüldü?' ve '7 Kocalı Hürmüz'de tarihi komedi unsuru olarak kullanmıştınız. Ancak 'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam' ciddi bir proje.
Bizim çektiğimiz bölümlerin de komediyle bir ilgisi yoktu. Birer trajedi ve entrikayı anlatıyordu. Benim de yalnız komedi çekerim diye bir kaygım yok. Ama televizyon farklı. Kanallar, yapım şirketleri uzun süre oynanması için yazılmış senaryolar var. Biraz da seyircinin tepkilerine göre değişen bir format dizi senaryosu.
Konu Osmanlı tarihi olunca eleştiren de çok olur. Hazırlıklı mısınız?
Çatlasak da patlasak da tarihî filmler olacak, tarihî filmlerde tarihi hatalar olacak. Biz adam gibi yapılmış hataları, ciddiye alıp tartışacağız. Orada bir hata olabilir. Ama film hak ediyorsa, oturacağız o hataları tartışacağız. İşte tarih böyle öğreniliyor. Maalesef, tarih okulda değil bu yüzyılda tarih sinemada öğreniliyor. İnsanlar bir tarihî eseri okur gibi o eserden neler alıyorlarsa, neredeyse filmden de benzer şeyleri, daha fazla eğlenerek alıyorlar.
İzleyiciler bu tür filmlerde tarihin çarpıtıldığından şikâyetçi...
O yüzden hem çok dikkat etmek, hem da tarihi öğrenmenin tek kaynaktan olmayacağını unutmamak lazım. Sinema filmleri tarihin tartışılması için gerekli ortamı hazırlıyor. Bazı yanlışlar oluyor elbette. Bunların hepsi, ya bilerek ya da bilmeyerek yapılan şeyler. Cehalet kötü, cehaletten yapılan hataları affetmemek lazım. Ama bilinçi yapılan hatalar, değişiklikler tarihi çarpıtmalardan korkmamak lazım. Başka türlü yapılamaz çünkü. Aman şurasına dokunmasın dedikçe tatsız tuzsuz bir şey haline gelir.
'Bir Zamanlar Osmanlı-Kıyam'da harem ve özel hayata gösterilen özen için ne söyleyeceksiniz?
Osmanlı'yı saraydan değil, sokaktan anlatıyoruz. Osmanlı'nın en az anlatılmış tarafı sokak. Daha normal insanlarla saraylı insanlar arasında geçişler köprüler kuruyoruz. Böyle bir şey çıktı ortaya.
İçinize sindi mi?
İki senedir uğraşıyoruz. Dönüp kendi yapımımıza karar vermemiz kolay değil. Elimizden gelen özeni gösterdik. Çok büyük masraf ettik. Bu kadar büyük bir masraf hiçbir dizide görülmedi henüz.
Dizi için çok büyük platolar kuruldu. Hazır mekânlarımız varken yeni projeler olacak mı?
Çok büyük plato kurduk. Birtakım imkânlar ortaya çıktı. O imkânları değerlendirecek yeni projeler yapmak gerekiyor. Ben birçok projeye göz attım. Onları değerlendireceğiz...
(zaman)
Son Güncelleme: Çarşamba, 21 Mart 2012 16:00
Gösterim: 3892
Milliyet Yazarı Metin Münir'in Türkiye'deki eğitim sistemi ile ilgili çarpıcı yorumu.
Türkiye’de eğitim sistemleri sık sık değişir ama eğitimin kalitesi hiç değişmez. O hep kötüdür.
Sisteme yapılan değişiklikler eğitimin kalitesini yükseltmez çünkü amaç eğitsel değil ideolojiktir.
Okullardan, ortalama olarak, esnek olmayan kafa yapısında, itaatkar, okumayan, yabancı dil bilmeyen tartışmayan, sorgulamayan, yaratıcı olmayan çocuklar çıkar.
Ve bu çocuklar eğitim kalitesini ölçen uluslararası yarışmalarda hep sonuncu gelir. Ama bu kimsenin pek umurunda olmaz.
Bu yarışlardan belki de en ünlüsü OECD’nin her üç yılda bir 65 ülkede uyguladığı PISA adlı sınavdır. On beş yaşındaki öğrencilerin katıldığı bu sınavın sonuncusu 2009’da yapıldı.
Bu sınavda Türk çocukları bütün konularda OECD ortalamasının altında kaldı. Genel sıralamada Avrupa ülkeleri arasında sonuncu oldu. Genel değerlendirmede 2000 yılından bu yana yapılmakta olan bu yarışlarda hep son sıralardayız.
PISA’nın ortaya çıkardığı sonuçlar bu ülke adına korkunç ve ruh çökerticidir: Türkiye’de on beş yaşındaki öğrencilerin yüzde 25’i okuduğunu anlamıyor. Yüzde 42’si basit matematiksel problemleri çözemiyor.
Tezgahtaki sistem değişikliği bu performansı değiştirmeyecek. Amaç, gene, eğitimin kalitesini yükseltmek değil. Bundan bahseden kimse yok, böyle bir beklenti de yok.
Amaç “Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik,” yetiştirmek.
Finlandiya dünyadaki en kaliteli eğitim sistemine sahip ülkelerden biridir. 2000’den bu yana yapılmakta olan PISA ölçümlerinde ya tepededir ya da ilk üçte.
Geçenlerde Finlandiya’nın bu başarıya nasıl ulaştığını anlatan bir kitap geçti elime. Fin Dersleri: Dünya Finlandiya’daki Eğitim Değişiminden Ne Öğrenebilir(*) adlı bu kısa kitapta bu küçük kuzey ülkesinin nasıl eğitim rekortmeni olduğu anlatılıyor.
Finlandiya’nın doğru yaptığı en önemli şeylerden biri bizde üzerinde hiç durulmayan bir şeydir: Öğretmen eğitimi. Finlandiya’da öğretmenler sıkı bir eğitimden geçer. Öğretmen eğiten özel üniversitelere başvuran on kişiden biri girme başarısını gösterebilir. Öğretmenler normal öğrenciler dışında disleksi gibi özel öğrenme sorunu olan çocukları eğitmek konusunda da uzmanlaşırlar.
Çocukların yüzde 98’inin katıldığı okul öncesi eğitim bedavadır. Zorunlu eğitim yedi yaşında başlar. İlk eğitim dokuz yıldır ve bu süre içinde çocukların akademik yetenekleri testlerle falan ölçülmez. Dokuz yılık ilk eğitimden sonra öğrenciler ya akademik okullara ya meslek liselerine girerler. Çocukların yüzde 43’ü meslek lisesini seçer.
Öğretmenlere hangi dersleri öğretecekleri söylenir ama ders kitabı ve öğretim yöntemi seçmekte hürdürler.
Fin eğitim sisteminin amacı düşünen, faal, yaratıcı gençler yetiştirmektir, ezberleyip sınav geçen değil. Ve eğitimin ana stratejisi rekabet değil dayanışmadır.
Finlandiya’nın eğitimde doğru yaptıklarının tamamını yanlış yapıyoruz. Bu da gösteriyor ki eğitimde çözüm dinde değil Fin’dedir.
(Metin Münir-Milliyet Yazarı)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milliyet Yazarı Metin Münir'in Türkiye'deki eğitim sistemi ile ilgili çarpıcı yorumu.
Türkiye’de eğitim sistemleri sık sık değişir ama eğitimin kalitesi hiç değişmez. O hep kötüdür.
Sisteme yapılan değişiklikler eğitimin kalitesini yükseltmez çünkü amaç eğitsel değil ideolojiktir.
Okullardan, ortalama olarak, esnek olmayan kafa yapısında, itaatkar, okumayan, yabancı dil bilmeyen tartışmayan, sorgulamayan, yaratıcı olmayan çocuklar çıkar.
Ve bu çocuklar eğitim kalitesini ölçen uluslararası yarışmalarda hep sonuncu gelir. Ama bu kimsenin pek umurunda olmaz.
Bu yarışlardan belki de en ünlüsü OECD’nin her üç yılda bir 65 ülkede uyguladığı PISA adlı sınavdır. On beş yaşındaki öğrencilerin katıldığı bu sınavın sonuncusu 2009’da yapıldı.
Bu sınavda Türk çocukları bütün konularda OECD ortalamasının altında kaldı. Genel sıralamada Avrupa ülkeleri arasında sonuncu oldu. Genel değerlendirmede 2000 yılından bu yana yapılmakta olan bu yarışlarda hep son sıralardayız.
PISA’nın ortaya çıkardığı sonuçlar bu ülke adına korkunç ve ruh çökerticidir: Türkiye’de on beş yaşındaki öğrencilerin yüzde 25’i okuduğunu anlamıyor. Yüzde 42’si basit matematiksel problemleri çözemiyor.
Tezgahtaki sistem değişikliği bu performansı değiştirmeyecek. Amaç, gene, eğitimin kalitesini yükseltmek değil. Bundan bahseden kimse yok, böyle bir beklenti de yok.
Amaç “Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik,” yetiştirmek.
Finlandiya dünyadaki en kaliteli eğitim sistemine sahip ülkelerden biridir. 2000’den bu yana yapılmakta olan PISA ölçümlerinde ya tepededir ya da ilk üçte.
Geçenlerde Finlandiya’nın bu başarıya nasıl ulaştığını anlatan bir kitap geçti elime. Fin Dersleri: Dünya Finlandiya’daki Eğitim Değişiminden Ne Öğrenebilir(*) adlı bu kısa kitapta bu küçük kuzey ülkesinin nasıl eğitim rekortmeni olduğu anlatılıyor.
Finlandiya’nın doğru yaptığı en önemli şeylerden biri bizde üzerinde hiç durulmayan bir şeydir: Öğretmen eğitimi. Finlandiya’da öğretmenler sıkı bir eğitimden geçer. Öğretmen eğiten özel üniversitelere başvuran on kişiden biri girme başarısını gösterebilir. Öğretmenler normal öğrenciler dışında disleksi gibi özel öğrenme sorunu olan çocukları eğitmek konusunda da uzmanlaşırlar.
Çocukların yüzde 98’inin katıldığı okul öncesi eğitim bedavadır. Zorunlu eğitim yedi yaşında başlar. İlk eğitim dokuz yıldır ve bu süre içinde çocukların akademik yetenekleri testlerle falan ölçülmez. Dokuz yılık ilk eğitimden sonra öğrenciler ya akademik okullara ya meslek liselerine girerler. Çocukların yüzde 43’ü meslek lisesini seçer.
Öğretmenlere hangi dersleri öğretecekleri söylenir ama ders kitabı ve öğretim yöntemi seçmekte hürdürler.
Fin eğitim sisteminin amacı düşünen, faal, yaratıcı gençler yetiştirmektir, ezberleyip sınav geçen değil. Ve eğitimin ana stratejisi rekabet değil dayanışmadır.
Finlandiya’nın eğitimde doğru yaptıklarının tamamını yanlış yapıyoruz. Bu da gösteriyor ki eğitimde çözüm dinde değil Fin’dedir.
(Metin Münir-Milliyet Yazarı)
Son Güncelleme: Çarşamba, 21 Mart 2012 14:50
Gösterim: 3136
Başbakan Erdoğan bugünden itibaren anasınıfı ile beşinci sınıfları da kapsayacak öğrencilere süt dağıtımına başlandığını açıkladı.
Erdoğan şunları kaydetti: "Biliyorsunuz çocukların yeterli beslenememesi bir sıkıntı. Anasınıfı ile beşinci sınıf arasındaki çocukların yeterli beslenmesiyle ilgili bir müjdeyi veriyoruz. Resmi eğitim kurumlarında başlayan öğrencilerimize, zengin fakir ayrımı yapmadan bugün itibariyle, 7 milyon yavrumuza uzun ömürlü kutu süt dağıtımı yapacağız. Bu uygulama ile sağlıklı beslenmeye katkı olduğu gibi süt arzı fazlalığını da gidermiş olacağız."
(haber7)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Başbakan Erdoğan bugünden itibaren anasınıfı ile beşinci sınıfları da kapsayacak öğrencilere süt dağıtımına başlandığını açıkladı.
Erdoğan şunları kaydetti: "Biliyorsunuz çocukların yeterli beslenememesi bir sıkıntı. Anasınıfı ile beşinci sınıf arasındaki çocukların yeterli beslenmesiyle ilgili bir müjdeyi veriyoruz. Resmi eğitim kurumlarında başlayan öğrencilerimize, zengin fakir ayrımı yapmadan bugün itibariyle, 7 milyon yavrumuza uzun ömürlü kutu süt dağıtımı yapacağız. Bu uygulama ile sağlıklı beslenmeye katkı olduğu gibi süt arzı fazlalığını da gidermiş olacağız."
(haber7)
Son Güncelleme: Çarşamba, 21 Mart 2012 12:45
Gösterim: 2341
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in Diyarbakır’da, ilköğretim okulu öğrencisi 14 yaşındaki R.Ü.’ye tecavüz olayını adliyeye taşıyarak olayı gerçekleştiren 3 şüphelinin tutuklanmasını sağlayan öğretmen E.Y.’yi telefonla arayarak teşekkür etti. Bakan Dinçer, konuyla ilgili müfettiş görevlendirdiğini belirterek kutladığı öğretmenden olayı müfettişe anlatmasını istedi.
Diyarbakır’da babası bir süre önce vefat eden, annesi ve 7 kardeşiyle birlikte yaşayan ilköğretim okulu 8’inci sınıf öğrencisi R.Ü., geçen Aralık ayında yolda yürürken aynı mahallede oturan 4 kişi tarafından önü kesildi. Bu kişiler R.Ü.’yü zorla bir evin çatı katına götürüp ters ilişkiye girdi. R.Ü.’yü tehdit eden saldırganlar, "Kimseye anlatma, yoksa seni öldürürüz. Senin fotoğraf ve görüntülerin çektik. Eğer anlatırsan, görüntü ve fotoğrafları ailene ve okulda arkadaşlarına dağıtırız" diyerek korkuttu.
Korkudan olayı kimseye anlatamayan R.Ü., eğitimine devam ederken bu kez aynı sınıfta okuduğu erkek öğrenci E.K., R.Ü.’nün tecavüze uğradığını öğrendi. Aynı zamanda tecavüzcülerin arkadaşı olan E.K., sık sık R.Ü.’yü rahatsız edip, "Elimde fotoğraf ve görüntülerin var. Eğer benimle birlikte olmazsan, bildiğim herşeyi okul ve mahallede anlatacağım. Fotoğraf ve görüntülerini de herkese göstereceğim" diyerek kendisiyle ilişki kurmak istedi. Sınıf arkadaşının tehditlerine boyun eğmeyen R.Ü., "Anlatırsan anlat, ben seninle birlikte olmayacağım" deyince E.K. de tecavüz olayını bazı arkadaşlarına anlattı.
Rehber öğretmenden yardım istedi
R.Ü., başından geçenleri gittiği rehber öğretmeni E.Y.’ye anlatırken, "Artık dayanamayacağım. Suçluların cezalandırılmasını istiyorum. Bu olayı ailemin kesinlikle duymasını istemiyorum. Öğrenirlerse beni öldürürler. Bana yardım edin" dedi.
Öğretmen E.Y., yaptığı girişimlerle olayı savcılığa kadar götürüp, 3 tecavüz şüphelisinin tutuklanmasını sağladı.
Bakan telefonla aradı
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, olayın basına yansımasının ardından öğretmen E.Y’yi telefonla arayarak teşükkür etti. Dinçer’in öğretmene olayın ortaya çıkması için ne gerekirse yapacaklarını ve konuyla ilgili bir bakanlık müfetişini görevlendirdiği söylediği belirtildi. Bakan Dinçer’in E.Y.’ye, "Ne yaşandıysa hepsini müfetişlere anlat. Müfetişlerin incelemesi ve soruşturmasından sonra gereken yapılacaktır" dedi. Bakan Ömer Dinçer’in öğretmen E.Y ile görüşmesinden sonda bir müffetişin Diyarbakır’a gelerek çalışmalara başladığı belirtildi.
Öğretmen tarafından Cumhuriyet Savcılığı’na verilen suç duyurusu dilekçesinde olayın okul dışında meydana geldiği gerekçesiyle olayı kapatmakla suçlanan İlçe Milli Eğitim Müdürü Y.Y. ve okul müdürü Ö.A’nın olayı soruşturan İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verdikleri ifadeler de ortaya çıktı. İki müdürün suçlamaları reddettikleri ve öğretmenin okulda karşılaştığı sıkıntı ve sorunları bu olay üzerinde kullandığıı ve olayın kendilerine intikal ettirilmesinden sonra gerekli işlemleri yaptıkları ve öğretmeni Kaymakamın yanına çıkararak adli ve idari işlemlerin başlatılmasını sağladıklarını söyledikleri belirtildi. .
Okul müdürü Ö.A’nın, "Öğretmen olaydan önce aldığı cezalar ve sıkıntılar nedeniyle bu olayı aleyhimde kullanmış. Ben olayı duyar duymaz İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne bildirdim" dediği ifade edildi. İlçe Milli Eğitim Müdürü Y.Y’nın ise, "Öğretmen bana geldiğinde kendisini Kaymakam beye çıkadım ve olay ile ilgili adli ve idari işlem başlatırdı. Birileri bu olay üzerinden beni yıpratmaya çalışıyor. Gerçekler ortaya çıkacaktır" dediği kaydedildi.
(hürriyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in Diyarbakır’da, ilköğretim okulu öğrencisi 14 yaşındaki R.Ü.’ye tecavüz olayını adliyeye taşıyarak olayı gerçekleştiren 3 şüphelinin tutuklanmasını sağlayan öğretmen E.Y.’yi telefonla arayarak teşekkür etti. Bakan Dinçer, konuyla ilgili müfettiş görevlendirdiğini belirterek kutladığı öğretmenden olayı müfettişe anlatmasını istedi.
Diyarbakır’da babası bir süre önce vefat eden, annesi ve 7 kardeşiyle birlikte yaşayan ilköğretim okulu 8’inci sınıf öğrencisi R.Ü., geçen Aralık ayında yolda yürürken aynı mahallede oturan 4 kişi tarafından önü kesildi. Bu kişiler R.Ü.’yü zorla bir evin çatı katına götürüp ters ilişkiye girdi. R.Ü.’yü tehdit eden saldırganlar, "Kimseye anlatma, yoksa seni öldürürüz. Senin fotoğraf ve görüntülerin çektik. Eğer anlatırsan, görüntü ve fotoğrafları ailene ve okulda arkadaşlarına dağıtırız" diyerek korkuttu.
Korkudan olayı kimseye anlatamayan R.Ü., eğitimine devam ederken bu kez aynı sınıfta okuduğu erkek öğrenci E.K., R.Ü.’nün tecavüze uğradığını öğrendi. Aynı zamanda tecavüzcülerin arkadaşı olan E.K., sık sık R.Ü.’yü rahatsız edip, "Elimde fotoğraf ve görüntülerin var. Eğer benimle birlikte olmazsan, bildiğim herşeyi okul ve mahallede anlatacağım. Fotoğraf ve görüntülerini de herkese göstereceğim" diyerek kendisiyle ilişki kurmak istedi. Sınıf arkadaşının tehditlerine boyun eğmeyen R.Ü., "Anlatırsan anlat, ben seninle birlikte olmayacağım" deyince E.K. de tecavüz olayını bazı arkadaşlarına anlattı.
Rehber öğretmenden yardım istedi
R.Ü., başından geçenleri gittiği rehber öğretmeni E.Y.’ye anlatırken, "Artık dayanamayacağım. Suçluların cezalandırılmasını istiyorum. Bu olayı ailemin kesinlikle duymasını istemiyorum. Öğrenirlerse beni öldürürler. Bana yardım edin" dedi.
Öğretmen E.Y., yaptığı girişimlerle olayı savcılığa kadar götürüp, 3 tecavüz şüphelisinin tutuklanmasını sağladı.
Bakan telefonla aradı
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, olayın basına yansımasının ardından öğretmen E.Y’yi telefonla arayarak teşükkür etti. Dinçer’in öğretmene olayın ortaya çıkması için ne gerekirse yapacaklarını ve konuyla ilgili bir bakanlık müfetişini görevlendirdiği söylediği belirtildi. Bakan Dinçer’in E.Y.’ye, "Ne yaşandıysa hepsini müfetişlere anlat. Müfetişlerin incelemesi ve soruşturmasından sonra gereken yapılacaktır" dedi. Bakan Ömer Dinçer’in öğretmen E.Y ile görüşmesinden sonda bir müffetişin Diyarbakır’a gelerek çalışmalara başladığı belirtildi.
Öğretmen tarafından Cumhuriyet Savcılığı’na verilen suç duyurusu dilekçesinde olayın okul dışında meydana geldiği gerekçesiyle olayı kapatmakla suçlanan İlçe Milli Eğitim Müdürü Y.Y. ve okul müdürü Ö.A’nın olayı soruşturan İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verdikleri ifadeler de ortaya çıktı. İki müdürün suçlamaları reddettikleri ve öğretmenin okulda karşılaştığı sıkıntı ve sorunları bu olay üzerinde kullandığıı ve olayın kendilerine intikal ettirilmesinden sonra gerekli işlemleri yaptıkları ve öğretmeni Kaymakamın yanına çıkararak adli ve idari işlemlerin başlatılmasını sağladıklarını söyledikleri belirtildi. .
Okul müdürü Ö.A’nın, "Öğretmen olaydan önce aldığı cezalar ve sıkıntılar nedeniyle bu olayı aleyhimde kullanmış. Ben olayı duyar duymaz İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne bildirdim" dediği ifade edildi. İlçe Milli Eğitim Müdürü Y.Y’nın ise, "Öğretmen bana geldiğinde kendisini Kaymakam beye çıkadım ve olay ile ilgili adli ve idari işlem başlatırdı. Birileri bu olay üzerinden beni yıpratmaya çalışıyor. Gerçekler ortaya çıkacaktır" dediği kaydedildi.
(hürriyet)
Son Güncelleme: Çarşamba, 21 Mart 2012 14:10
Gösterim: 1905
Boğaziçi Üniversitesi dekanının öğretmen maaşlarıyla ilgili yaptığı açıklama büyük bir tartışma yarattı. Türkiye'de öğretmenler bakın ne kadar kazanıyormuş!
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in "Türkiye'de öğretmenlerin az çalıştığı"na yönelik açıklamaları öğretmen maaşlarını ve çalışma şartlarını yeniden gündeme getirdi. Bu tartışmalara Boğaziçi Üniversitesi Dekanı Güzver Yıldıran da katıldı. Yıldıran, Türkiye'de öğretmenlerin ortalama 1.700 euro maaş aldığını öne sürdü.
Bir programda konuşan Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Güzver Yıldıran, öğretmenlerin çalışma saatlerine yönelik farklı göstergelerin olduğunu belirterek, "Öğretmenlerin çalıştıkları gün sayısı Türkiye'de OECD ülkeleri ile aynı, minimum ders saati OECD ülkelerinden az. Öğretmenlerin toplam çalışma saatleri ise Türkiye'de, hem OECD ülkelerinden hem de AB ülkelerinden yüksek" dedi.
‘Kadrolu öğretmenler 1700 euro maaş alıyor’
Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında eğitime en az pay ayrılan ülke olduğunu belirten Yıldıran, öğretmenlerin aldığı ücretlerle ilgili şaşırtan rakamlar verdi.
Yıldıran, "Kadrolu öğretmenler ülkemizde yılda ortalama 22 bin euro maaş alıyor, bu 1700 euro gibi aylık maaşa karşılık geliyor" dedi.
Programın diğer konuğu Türkiye Eğitim Derneği Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu da öğretmenlerin çalışma saatlerini mukayese etmenin anlamsız olduğunu belirterek "Bizim için esas olan verimlilik ve toplam kalite. Öğretmen performansında Türkiye'de bir sorun olduğu açık" dedi.
(milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Gündem
Boğaziçi Üniversitesi dekanının öğretmen maaşlarıyla ilgili yaptığı açıklama büyük bir tartışma yarattı. Türkiye'de öğretmenler bakın ne kadar kazanıyormuş!
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in "Türkiye'de öğretmenlerin az çalıştığı"na yönelik açıklamaları öğretmen maaşlarını ve çalışma şartlarını yeniden gündeme getirdi. Bu tartışmalara Boğaziçi Üniversitesi Dekanı Güzver Yıldıran da katıldı. Yıldıran, Türkiye'de öğretmenlerin ortalama 1.700 euro maaş aldığını öne sürdü.
Bir programda konuşan Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Güzver Yıldıran, öğretmenlerin çalışma saatlerine yönelik farklı göstergelerin olduğunu belirterek, "Öğretmenlerin çalıştıkları gün sayısı Türkiye'de OECD ülkeleri ile aynı, minimum ders saati OECD ülkelerinden az. Öğretmenlerin toplam çalışma saatleri ise Türkiye'de, hem OECD ülkelerinden hem de AB ülkelerinden yüksek" dedi.
‘Kadrolu öğretmenler 1700 euro maaş alıyor’
Türkiye'nin OECD ülkeleri arasında eğitime en az pay ayrılan ülke olduğunu belirten Yıldıran, öğretmenlerin aldığı ücretlerle ilgili şaşırtan rakamlar verdi.
Yıldıran, "Kadrolu öğretmenler ülkemizde yılda ortalama 22 bin euro maaş alıyor, bu 1700 euro gibi aylık maaşa karşılık geliyor" dedi.
Programın diğer konuğu Türkiye Eğitim Derneği Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu da öğretmenlerin çalışma saatlerini mukayese etmenin anlamsız olduğunu belirterek "Bizim için esas olan verimlilik ve toplam kalite. Öğretmen performansında Türkiye'de bir sorun olduğu açık" dedi.
(milliyet)
Son Güncelleme: Çarşamba, 21 Mart 2012 12:17
Gösterim: 3369

