Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Erken yaşta fark edilmeyen, edildiği halde tedavisi ihmal edilen konuşma bozuklukları, birçok yönüyle çocuğun yaşamını olumsuz etkiliyor.
En geç 3 yaşına kadar konuşma gelişimini tamamlaması gereken çocuklarda farklı gerekçelerle ortaya çıkan konuşma bozuklukları zamanla konuşma kaygısı, sosyal fobi ve okul fobisine dönüşebiliyor. Bu çocukların tedavisinin kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen uzmanlar okulların açılmasına az bir süre kaldığını hatırlatarak ebeveynleri uyarıyor!
Konuşma bozukluklarını, konuşmanın gelişmesinde, akıcılığında, seslendirmede, gramer yapısında ve konuşma organlarının yapısından kaynaklanan konuşma kusurları olarak tanımlayan Üsküdar Üniversitesi Etiler Polikliniği Konuşma Terapisti Uzm. Psk. Leyla Arslan, konuşma bozukluklarının nörolojik işleyişinden olabildiği gibi fizyolojik bazı sorunlardan dolayı da ortaya çıkabileceğini söyledi.
İnsanın konuşmaya doğuştan programlandığını, içinde bulunduğu toplumun sembollerini kullanarak dil gelişimini tamamladığını ifade eden Arslan, gelişimin tam ve zamanında olabilmesi için çocuğun önce işitmesi, yeterince sözlü konuşma duyması ve söz üretebilmesi gerektiğini kaydetti. Kişinin söz üretebilmesi için de sesleri doğru algılaması ve konuşma organlarını düzgün kullanabilmesinin şart olduğunu belirten Arslan, konuşma bozukluklarının çeşitlilik gösterdiğini, sınıflandırmanın nörolojik ve fizyolojik açıdan da yapılabileceğini sözlerine ekledi. Arslan, konuşma bozukluklarının gecikmiş konuşma, artikülasyon bozukluğu, özgün konuşma ve kekemelik olduğunu ifade etti. Arslan şunları söyledi:
Gecikmiş konuşma
Kişin kendisinden beklenen yaşa uygun dili kullanamaması. Konuşma gelişimi 2, 5 yaşında tamamlanmış olmalıdır. Eğer bir çocuk 3 yaşına geldiği halde hala konuşamıyorsa bu durum gecikmiş konuşma olarak adlandırılabilir. Ciddi bir sorundan kaynaklanıyor olabilir ve kesinlikle ihmal edilmemeli. Gerekiyorsa tıbbi yardım alınmalı. Bir çocuk 2 yaşında eğer tek tek sözcük kullanamıyorsa ebeveyn durumdan şüphelenmeli. Bir konuşma gecikmesi söz konusu olabilir.
Arslan gecikmiş konuşma bozukluğunun; aile içerisindeki iletişimin yetersizliği, konuşma organlarındaki kusurdan, otizm, asperger gibi rahatsızlıklara bağlı ortaya çıkabildiğini kaydetti.
Bir diğer konuşma bozukluğunun artikülasyon olduğunu ifade eden Arslan bu bozukluğun sözlü sembolleri doğru kullanamama ve ses üretememekle ilgili olduğunu belirtti. Arslan;
Artikülasyon Bozukluğu
“Çocuk bazı sesleri birbiri yerine de kullanabiliyor. Buna ses ritim bozukluğu diyoruz. Örneğin ‘ R ‘ yerine çocuk ‘ Y ‘ sesini kullanabiliyor. Bu duruma artikülasyon, fonolojik bozukluk diyoruz.
Artikülasyon bozukluğu çocuğun konuşma organlarını doğru kullanamaması, uzun süre emzik emmesi, yutkunma davranışı sorunu, ağız ve yüz kaslarını doğru kullanmama, geniz eti, burun, yarık damak, yarık dudak gibi fiziksel sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilmekte.” Dedi.
Uzm. Psk. Leyla Arslan;
Özgün konuşma bozukluğu
“Bazı çocuklarda dilin gramer yapısıyla ilgili sorunlar olabilir. Cümle yerine sözcük kullanır çocuk. Sözcükleri arka arkaya kullanır ve bu sözcükleri tekrar eder. Cümle içinde sözcük atlamaları yapar. Harfleri karışık kullanırlar. Kendine özgü kusurlar olarak görülür. Bu gruba özgün konuşma bozukluğu diyoruz.
Havaleler, zor doğumda beynin oksijensiz kaldığı her durum, düşmeler, başın arka kısmının çarpma sonucu zarar görmesi, nefesi bozan hastalıklardan olabildiği gibi epilepsi gibi nörolojik sebepler de özgün konuşma bozukluklarına neden olabilmekte.” Dedi.
Kekemelik
Kekemeliğin de bir konuşma bozukluğu olduğunu dile getiren Arslan, konuşma ritmi ve akıcılıkla ilgili bir bozukluk olduğunu,kişilerde kararsız kalma, uzatma, hece tekrarları, duraklama şeklinde görülebildiğini belirtti. Her çocuk iki ay gelişimsel olarak kekeleyebilir diyen Arslan bu davranışın kesinlikle pekiştirilmemesi gerektiğini aksi halde 2 aydan fazla sürmesi halinde durumun alışkanlığı dönme riskinin olduğunu ifade etti.
Arslan kekemeliğin genetik bir geçişle olabildiği gibi, aile içi gerginlik, yaşanmış travma, zihinsel gelişimin hızlı oluşundan bazen de gelişim dönemine bağlı olarak kısa bir süreliğine ortaya çıkabileceğinin altını çizdi.
Konuşma bozukluğu düzelir demeyin!
Çocuk eğer konuşurken bazı sesleri yanlış çıkarıyor ve bu durum 5 yaşını geçtiyse çocukta öğrenme güçlüğü riskinin söz konusu olduğuna dikkat çeken Arslan, ebeveynlerin bu durumda duyarsız kalmaması gerektiğini hatırlattı. Her ses için yapılması gereken konuşma egzersizlerinin olduğunu kaydeden Arslan bu noktada dil ve konuşma terapistinden destek alınması gerektiğini söyledi.
Konuşma bozukluğu Sosyal Fobiye dönebiliyor!
Konuşma bozukluğu yaşayan çocuklar zihinsel yönde kusur göstermemelerine rağmen çekingen kişilik sergileyebildikleri konusunda da uyarılarda bulunan Uzm. Psk. Leyla Arslan, sorun yaşayan kişilerde konuşma kaygısı, ileride sosyal fobi ve okul fobisinin olabileceğini vurguladı.
Arslan bu konuda ebeyven ve okul öğretmenlerine önemli sorumlulukların düştüğünü sözlerine ekledi.
Öğretmenlere de görev düşüyor!
“Bu kişilerle okulda arkadaşları alay edebiliyor. Çünkü farlı konuşma karşısında nasıl tepki vereceklerini çocuklar bilemeyebiliyor. Öğretmen bu durumu fark ettiğinde sınıfa konuşma yapmalı. Bu konuşma o kişinin olmadığı bir zamanda yapılmalı. Sınıfa, farklı özelliklerde olan çocuklara nasıl davranmaları gerektiğini anlatmalı. Onunla alay edilecek bir durumun olmadığı, konuşmanın şeklinden çok ne söylediğine odaklanması gerektiği konusunda telkinlerde bulunmalı. Bu durumun geçici bir özellik olduğu ifade edilmeli. Ve öğrenci kesinlikle öğretmen tarafından yardıma yönlendirmeli.”
Bütün konuşma bozuklukları tedavi edilebilir
Tedavide erken müdahalenin önemli olduğunun altını çizen Arslan, 5 yaşından önce başlanan tedavinin hiçbir şekilde çocuğun geleceğine yansımayacağını hatırlattı ve ekledi.
“Tedavide ne kadar geç kalınırsa iyileşme süreci de o kadar uzuyor. Aksi durumda tedavi edilmeyen konuşma bozuklukları kişiliği olumsuz etkileyebiliyor. Bu rahatsızlığın tedavisinde kesinlikle çok yönlü bir yaklaşım söz konusu olmalı. Bu yüzden tedavide biz nörolojik, psikiyatrik ve psikoloji disiplinlerini bir arada kullanıyor, tetkiklerimizi bu bağlamda yapıyoruz. Bu alanda 10 yıldır hizmet veren konuşma bozukluğu merkezimiz var. Bugüne kadar çok sayıda konuşma bozukluğu vakasını düzelttik.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM VE REHBERLİK MAKALELERİ
Erken yaşta fark edilmeyen, edildiği halde tedavisi ihmal edilen konuşma bozuklukları, birçok yönüyle çocuğun yaşamını olumsuz etkiliyor.
En geç 3 yaşına kadar konuşma gelişimini tamamlaması gereken çocuklarda farklı gerekçelerle ortaya çıkan konuşma bozuklukları zamanla konuşma kaygısı, sosyal fobi ve okul fobisine dönüşebiliyor. Bu çocukların tedavisinin kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen uzmanlar okulların açılmasına az bir süre kaldığını hatırlatarak ebeveynleri uyarıyor!
Konuşma bozukluklarını, konuşmanın gelişmesinde, akıcılığında, seslendirmede, gramer yapısında ve konuşma organlarının yapısından kaynaklanan konuşma kusurları olarak tanımlayan Üsküdar Üniversitesi Etiler Polikliniği Konuşma Terapisti Uzm. Psk. Leyla Arslan, konuşma bozukluklarının nörolojik işleyişinden olabildiği gibi fizyolojik bazı sorunlardan dolayı da ortaya çıkabileceğini söyledi.
İnsanın konuşmaya doğuştan programlandığını, içinde bulunduğu toplumun sembollerini kullanarak dil gelişimini tamamladığını ifade eden Arslan, gelişimin tam ve zamanında olabilmesi için çocuğun önce işitmesi, yeterince sözlü konuşma duyması ve söz üretebilmesi gerektiğini kaydetti. Kişinin söz üretebilmesi için de sesleri doğru algılaması ve konuşma organlarını düzgün kullanabilmesinin şart olduğunu belirten Arslan, konuşma bozukluklarının çeşitlilik gösterdiğini, sınıflandırmanın nörolojik ve fizyolojik açıdan da yapılabileceğini sözlerine ekledi. Arslan, konuşma bozukluklarının gecikmiş konuşma, artikülasyon bozukluğu, özgün konuşma ve kekemelik olduğunu ifade etti. Arslan şunları söyledi:
Gecikmiş konuşma
Kişin kendisinden beklenen yaşa uygun dili kullanamaması. Konuşma gelişimi 2, 5 yaşında tamamlanmış olmalıdır. Eğer bir çocuk 3 yaşına geldiği halde hala konuşamıyorsa bu durum gecikmiş konuşma olarak adlandırılabilir. Ciddi bir sorundan kaynaklanıyor olabilir ve kesinlikle ihmal edilmemeli. Gerekiyorsa tıbbi yardım alınmalı. Bir çocuk 2 yaşında eğer tek tek sözcük kullanamıyorsa ebeveyn durumdan şüphelenmeli. Bir konuşma gecikmesi söz konusu olabilir.
Arslan gecikmiş konuşma bozukluğunun; aile içerisindeki iletişimin yetersizliği, konuşma organlarındaki kusurdan, otizm, asperger gibi rahatsızlıklara bağlı ortaya çıkabildiğini kaydetti.
Bir diğer konuşma bozukluğunun artikülasyon olduğunu ifade eden Arslan bu bozukluğun sözlü sembolleri doğru kullanamama ve ses üretememekle ilgili olduğunu belirtti. Arslan;
Artikülasyon Bozukluğu
“Çocuk bazı sesleri birbiri yerine de kullanabiliyor. Buna ses ritim bozukluğu diyoruz. Örneğin ‘ R ‘ yerine çocuk ‘ Y ‘ sesini kullanabiliyor. Bu duruma artikülasyon, fonolojik bozukluk diyoruz.
Artikülasyon bozukluğu çocuğun konuşma organlarını doğru kullanamaması, uzun süre emzik emmesi, yutkunma davranışı sorunu, ağız ve yüz kaslarını doğru kullanmama, geniz eti, burun, yarık damak, yarık dudak gibi fiziksel sorunlara bağlı olarak ortaya çıkabilmekte.” Dedi.
Uzm. Psk. Leyla Arslan;
Özgün konuşma bozukluğu
“Bazı çocuklarda dilin gramer yapısıyla ilgili sorunlar olabilir. Cümle yerine sözcük kullanır çocuk. Sözcükleri arka arkaya kullanır ve bu sözcükleri tekrar eder. Cümle içinde sözcük atlamaları yapar. Harfleri karışık kullanırlar. Kendine özgü kusurlar olarak görülür. Bu gruba özgün konuşma bozukluğu diyoruz.
Havaleler, zor doğumda beynin oksijensiz kaldığı her durum, düşmeler, başın arka kısmının çarpma sonucu zarar görmesi, nefesi bozan hastalıklardan olabildiği gibi epilepsi gibi nörolojik sebepler de özgün konuşma bozukluklarına neden olabilmekte.” Dedi.
Kekemelik
Kekemeliğin de bir konuşma bozukluğu olduğunu dile getiren Arslan, konuşma ritmi ve akıcılıkla ilgili bir bozukluk olduğunu,kişilerde kararsız kalma, uzatma, hece tekrarları, duraklama şeklinde görülebildiğini belirtti. Her çocuk iki ay gelişimsel olarak kekeleyebilir diyen Arslan bu davranışın kesinlikle pekiştirilmemesi gerektiğini aksi halde 2 aydan fazla sürmesi halinde durumun alışkanlığı dönme riskinin olduğunu ifade etti.
Arslan kekemeliğin genetik bir geçişle olabildiği gibi, aile içi gerginlik, yaşanmış travma, zihinsel gelişimin hızlı oluşundan bazen de gelişim dönemine bağlı olarak kısa bir süreliğine ortaya çıkabileceğinin altını çizdi.
Konuşma bozukluğu düzelir demeyin!
Çocuk eğer konuşurken bazı sesleri yanlış çıkarıyor ve bu durum 5 yaşını geçtiyse çocukta öğrenme güçlüğü riskinin söz konusu olduğuna dikkat çeken Arslan, ebeveynlerin bu durumda duyarsız kalmaması gerektiğini hatırlattı. Her ses için yapılması gereken konuşma egzersizlerinin olduğunu kaydeden Arslan bu noktada dil ve konuşma terapistinden destek alınması gerektiğini söyledi.
Konuşma bozukluğu Sosyal Fobiye dönebiliyor!
Konuşma bozukluğu yaşayan çocuklar zihinsel yönde kusur göstermemelerine rağmen çekingen kişilik sergileyebildikleri konusunda da uyarılarda bulunan Uzm. Psk. Leyla Arslan, sorun yaşayan kişilerde konuşma kaygısı, ileride sosyal fobi ve okul fobisinin olabileceğini vurguladı.
Arslan bu konuda ebeyven ve okul öğretmenlerine önemli sorumlulukların düştüğünü sözlerine ekledi.
Öğretmenlere de görev düşüyor!
“Bu kişilerle okulda arkadaşları alay edebiliyor. Çünkü farlı konuşma karşısında nasıl tepki vereceklerini çocuklar bilemeyebiliyor. Öğretmen bu durumu fark ettiğinde sınıfa konuşma yapmalı. Bu konuşma o kişinin olmadığı bir zamanda yapılmalı. Sınıfa, farklı özelliklerde olan çocuklara nasıl davranmaları gerektiğini anlatmalı. Onunla alay edilecek bir durumun olmadığı, konuşmanın şeklinden çok ne söylediğine odaklanması gerektiği konusunda telkinlerde bulunmalı. Bu durumun geçici bir özellik olduğu ifade edilmeli. Ve öğrenci kesinlikle öğretmen tarafından yardıma yönlendirmeli.”
Bütün konuşma bozuklukları tedavi edilebilir
Tedavide erken müdahalenin önemli olduğunun altını çizen Arslan, 5 yaşından önce başlanan tedavinin hiçbir şekilde çocuğun geleceğine yansımayacağını hatırlattı ve ekledi.
“Tedavide ne kadar geç kalınırsa iyileşme süreci de o kadar uzuyor. Aksi durumda tedavi edilmeyen konuşma bozuklukları kişiliği olumsuz etkileyebiliyor. Bu rahatsızlığın tedavisinde kesinlikle çok yönlü bir yaklaşım söz konusu olmalı. Bu yüzden tedavide biz nörolojik, psikiyatrik ve psikoloji disiplinlerini bir arada kullanıyor, tetkiklerimizi bu bağlamda yapıyoruz. Bu alanda 10 yıldır hizmet veren konuşma bozukluğu merkezimiz var. Bugüne kadar çok sayıda konuşma bozukluğu vakasını düzelttik.”
Son Güncelleme: Pazartesi, 15 Aralık 2014 06:51
Gösterim: 3031
Despotça yapılmalı. Demokratik falan olursa, maazallah, şeytan çarpar! Çünkü kanunda, yönetmelikte ne diyorsa doğrudur! Doğru olan her şey etiktir! Etik olanı uygulamak, sevaptır. Sevaplar, zalimlere gereklidir. Dolayısıyla kanun/yönetmelikte yer alanları uygulamak kimilerine göre farzdır. (Ama her kanun hüküm, doğru; her doğru, kanun değildir!)
Görevlendirmelerde amaç, başka yere hizmet götürmek olduğundan öğretmen arkadaşın fikrinin sorulmasına gerek yoktur! Maksat, sizin işiniz görülsün; sorun çıkmasın! Liste yapacaksın nerde kaç öğretmen var. Öğretmeni norm kadro fazlası olup olmadığına bakmadan fazlalıkları(!) kafaya göre hooppp oraya buraya göndereceksin. Norm kadro, dediğin onlara sadece tayin dönemlerinde lazım! Diğer zamanlar norm kadro sadece bir rakamdır! Öğretmen arkadaşın aracı var mı, gidebilecek mi, aktarma mı yapacak, ömrü yollarda mı geçecek; bunların hiç önemi yok! Yeter ki ağa babalar, sizin iş/işlemlerinizden memnun olsunlar. Filler tepişsin, çimenlerin ezilmesi önemsizdir!
Genç ve bekâr öğretmenleri görevlendirmek, doğru değildir. Evlilerden başlanmalı! Hastalığı/mazereti olan öğretmenler önceliklidir. Sağlık sorunu bulunmayan öğretmenler, kendi okullarında daha yararlı olurlar. Dolayısıyla nerede hasta öğretmen varsa görevlendir. Kamu yararı falan onlar hukukla ilgili, biz iş kolunda hükümsüzdür!
Görevlendirmeyi kabûl etmeyen, gönülsüz olan kim varsa görevlendirilmeli! Gönüllülerin görevlendirilmesine gerek yok. Gönüllümatik mi var elimizde? Görevlendirerek samimiyetini nasıl ölçeceksiniz? Adam zaten gönüllü… (Gönülsüz adayı görevlendirerek vebâl alınır mı? Onlar İslam’ la ilgili, azizim…)
Daha önce hiç görevlendirilmemiş öğretmenler asla ve kat’a görevlendirilmemeli! Görevlendirme tecrübesi olan öğretmenlerden başlanmalı!
Referandumla engellilere pozitif ayrıcalık verildiğinden engelli öğretmen ve personeller yine ilk tercih olmalı! Engeli bulunmayan öğretmenler, her yerde görev yapabilir ama engelliler öyle mi? Görevlendirmelerle engelli öğretmenlere değişik okullarda görev yapma imkânı sunulmalı!
Görevlendirmelerde el altından da olsa sendikal tercihler rol oynamalı! Kendi adamını iyi yere, diğerlerini kafaya göre… Eee, sendika boşuna mı var?
Kamu Denetçiliği Kurumu usûlsüz/keyfî görevlendirmelerin hukuka aykırı olduğu kanaatine varmışken, Danıştay/İdare Mahkemeler görevlendirmelerden doğan uyuşmazlıklarda müştekî öğretmenler lehinde onlarca karar vermişken, demokratik ilkeleri benimsemeye dair Millî Eğitim Bakanlığı yönergesi yayınlanmışken, devlet kurumlarının amir ve çalışanlar tarafından birlikte yönetilecekken, çalışma barışının bozulmasına hukukta mobbing deniyorken, öğrencilerimize empatiyi ön planda tutan çağdaş bir sistemde eğitim veriyorken, idarelerin kararları hayat standartımızı yükseltmek üzerine ayarlanması gerekiyorken bilmem ne yönetmeliğinden cımbızla çekip aldığı aslında kendisinin de tam olarak anlamadığı bir maddeye istinaden öğretmenleri sağa sola görevlendirmek; psikologların incelemesi gereken bir egoyu işaret eder. (Mahkeme kadıya mülk değildir! Bugün oturduğunuz koltuklar, gün gelir, hayal olur.)
Azizim, ben sınıfta bile yerine değiştirirken öğrenciye soruyorum; adamlar okulunu değiştirirken öğretmene sorma zahmetinde bulunmuyorlar! Bizim insanlar olarak adalet terazimiz şaşıyor ama yukarıda biri var onun hiç şaşmıyor! Boynuzsuz koçun boynuzlu koçtan hakkını alacağı düzende öğretmeni zorla görevlendirenlerin durumunu düşünemiyorum bile! Neyse, onlar için üzülmüyorum: cehennemde odun çok…
Yücel ÖNDER
Türk Eğitim-Sen
Esenler İlçe Başkanı
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM VE REHBERLİK MAKALELERİ
Despotça yapılmalı. Demokratik falan olursa, maazallah, şeytan çarpar! Çünkü kanunda, yönetmelikte ne diyorsa doğrudur! Doğru olan her şey etiktir! Etik olanı uygulamak, sevaptır. Sevaplar, zalimlere gereklidir. Dolayısıyla kanun/yönetmelikte yer alanları uygulamak kimilerine göre farzdır. (Ama her kanun hüküm, doğru; her doğru, kanun değildir!)
Görevlendirmelerde amaç, başka yere hizmet götürmek olduğundan öğretmen arkadaşın fikrinin sorulmasına gerek yoktur! Maksat, sizin işiniz görülsün; sorun çıkmasın! Liste yapacaksın nerde kaç öğretmen var. Öğretmeni norm kadro fazlası olup olmadığına bakmadan fazlalıkları(!) kafaya göre hooppp oraya buraya göndereceksin. Norm kadro, dediğin onlara sadece tayin dönemlerinde lazım! Diğer zamanlar norm kadro sadece bir rakamdır! Öğretmen arkadaşın aracı var mı, gidebilecek mi, aktarma mı yapacak, ömrü yollarda mı geçecek; bunların hiç önemi yok! Yeter ki ağa babalar, sizin iş/işlemlerinizden memnun olsunlar. Filler tepişsin, çimenlerin ezilmesi önemsizdir!
Genç ve bekâr öğretmenleri görevlendirmek, doğru değildir. Evlilerden başlanmalı! Hastalığı/mazereti olan öğretmenler önceliklidir. Sağlık sorunu bulunmayan öğretmenler, kendi okullarında daha yararlı olurlar. Dolayısıyla nerede hasta öğretmen varsa görevlendir. Kamu yararı falan onlar hukukla ilgili, biz iş kolunda hükümsüzdür!
Görevlendirmeyi kabûl etmeyen, gönülsüz olan kim varsa görevlendirilmeli! Gönüllülerin görevlendirilmesine gerek yok. Gönüllümatik mi var elimizde? Görevlendirerek samimiyetini nasıl ölçeceksiniz? Adam zaten gönüllü… (Gönülsüz adayı görevlendirerek vebâl alınır mı? Onlar İslam’ la ilgili, azizim…)
Daha önce hiç görevlendirilmemiş öğretmenler asla ve kat’a görevlendirilmemeli! Görevlendirme tecrübesi olan öğretmenlerden başlanmalı!
Referandumla engellilere pozitif ayrıcalık verildiğinden engelli öğretmen ve personeller yine ilk tercih olmalı! Engeli bulunmayan öğretmenler, her yerde görev yapabilir ama engelliler öyle mi? Görevlendirmelerle engelli öğretmenlere değişik okullarda görev yapma imkânı sunulmalı!
Görevlendirmelerde el altından da olsa sendikal tercihler rol oynamalı! Kendi adamını iyi yere, diğerlerini kafaya göre… Eee, sendika boşuna mı var?
Kamu Denetçiliği Kurumu usûlsüz/keyfî görevlendirmelerin hukuka aykırı olduğu kanaatine varmışken, Danıştay/İdare Mahkemeler görevlendirmelerden doğan uyuşmazlıklarda müştekî öğretmenler lehinde onlarca karar vermişken, demokratik ilkeleri benimsemeye dair Millî Eğitim Bakanlığı yönergesi yayınlanmışken, devlet kurumlarının amir ve çalışanlar tarafından birlikte yönetilecekken, çalışma barışının bozulmasına hukukta mobbing deniyorken, öğrencilerimize empatiyi ön planda tutan çağdaş bir sistemde eğitim veriyorken, idarelerin kararları hayat standartımızı yükseltmek üzerine ayarlanması gerekiyorken bilmem ne yönetmeliğinden cımbızla çekip aldığı aslında kendisinin de tam olarak anlamadığı bir maddeye istinaden öğretmenleri sağa sola görevlendirmek; psikologların incelemesi gereken bir egoyu işaret eder. (Mahkeme kadıya mülk değildir! Bugün oturduğunuz koltuklar, gün gelir, hayal olur.)
Azizim, ben sınıfta bile yerine değiştirirken öğrenciye soruyorum; adamlar okulunu değiştirirken öğretmene sorma zahmetinde bulunmuyorlar! Bizim insanlar olarak adalet terazimiz şaşıyor ama yukarıda biri var onun hiç şaşmıyor! Boynuzsuz koçun boynuzlu koçtan hakkını alacağı düzende öğretmeni zorla görevlendirenlerin durumunu düşünemiyorum bile! Neyse, onlar için üzülmüyorum: cehennemde odun çok…
Yücel ÖNDER
Türk Eğitim-Sen
Esenler İlçe Başkanı
Son Güncelleme: Çarşamba, 19 Kasım 2014 08:28
Gösterim: 3072
Ortaöğretim Yönetmeliği'nde yapılan son değişiklikle Anadolu Liselerine öğrenci nakillerinde, sınıf kontenjanlarının 30’dan 34’e çıkarılması ve puan şartının kaldırılması, her tür okuldan bu okullara nakil yapılabilmesi Anadolu Liselerine indirilen son darbedir.
Milli Eğitim Bakanlığı son birkaç yılda Meslek Liseleri, İmam-Hatip Liseleri, Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri dışındaki bütün düz(genel) Liseleri Anadolu Lisesine dönüştürdü. Açıkçası düz Liseler Anadolu Liselerine değil, Anadolu Liseleri düz (genel) liselere dönüştürüldü. Ortaöğretim Yönetmeliği'nde yapılan son değişiklikle Anadolu Liselerine öğrenci nakillerinde, sınıf kontenjanlarının 30’dan 34’e çıkarılması ve puan şartının kaldırılması, her tür okuldan bu okullara nakil yapılabilmesi Anadolu Liselerine indirilen son darbedir.
Gelişmiş Batı ülkelerinde öğrencilerin farklılıklarına, özel ilgi, yetenek ve becerilerine göre çeşitli Liseler açılırken, Türkiye'de tek tip Lise uygulamasına gidilmesi gariptir. Anadolu Liseleri bir ihtiyaçtan doğmuş, misyonu ve vizyonu olan okullardır. Anadolu Liseleri, ülkenin iyi yabancı lisan bilen insan ihtiyacını karşılamak üzere kuruldu. Milli Eğitim Bakanlığı bu amaçla 1955-1956 öğretim yılında 6 Maarif Kolejini (İstanbul-Kadıköy, İzmir-Bornova, Diyarbakır, Konya, Samsun, Eskişehir) öğretime açtı indigenerics.com. Bu okulların adı, 1975 yılında "Anadolu Lisesi"ne dönüştürüldü. Milli Eğitim Bakanlığı, 1976 yılında Anadolu Lisesi açılmasına hız verdi. l993 yılı sonunda bu okulların sayısı 1993 yılında 193'e, 2003 yılında 500'e, 2011 yılında 1700’e ulaştı. Bugün Anadolu Liselerinin sayısı 3000’in üzerinde. Fakat Anadolu Liselerinin sayısının artması bu okulların eğitim kalitesini olumlu değil, olumsuz etkiledi.
Maarif Kolejlerinin kurulduğu 1955 yılından 1998'e kadar 43 yıl bu okullar, sınavla İlkokul mezunlarını alıyorlardı. Bu okulların eğitim süresi, 1 yıl Hazırlık sınıfı, 3 yıl Ortaokul ve 3 yıl Lise olmak üzere 7 yıldı. Bu okulları kazanan öğrenciler, haftada Hazırlık Sınıfında 24 saat, Ortaokulun 6., 7. ve 8. Sınıflarında 7'şer saat, Lise 9. Sınıfta 10 saat, 10. ve 11. Sınıflarda 4'er saat yabancı dil dersi okuyorlardı. Bir öğretim yılı 36 hafta olduğuna göre, yedi yılda toplam 2268 saat yabancı dil dersi okunuyordu.
28 Şubat 1997'den sonra oluşan siyasi atmosferde zorunlu eğitim sekiz yıla çıkarılırken İmam-Hatip Liselerinin orta kısımları ile birlikte Anadolu Liselerinin orta kısımları da kapatıldı. 28 Şubat Sürecinde en az İmam-Hatip Liseleri kadar Anadolu Liseleri de zarar gördü. Yabancı dil ders saatlerinin azalması ile bu okulların yabancı dil öğretmedeki verimi, birden yüzde 50 düştü. 2004-2005 Öğretim yılında Anadolu Liselerinin Hazırlık Sınıfları kapatılmasıyla ders saatleri bir defa daha azaltıldı. Böylece Anadolu Liselerinde 1998 yılına kadar 2268 saat olan Yabancı Dil dersi, 2010'da 648 saate indirildi. Bu gelişme, ülkenin zeki çocuklarına sahip çıkarak onlara evrensel bir vizyon kazandıran bu okulların hızlı bir şekilde misyonundan uzaklaşmasına sebep oldu.
Gelişmiş Batı ülkelerinde üstün zekalı öğrenciler için özel eğitim okulları bulunmaktadır. Ülkemizde ise üstün zekalı çocukların eğitimi için kurulmuş eğitim kurumları bulunmamaktadır. Cumhuriyet eğitimi bu açığı kapatmak için, Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri ile Anadolu Liselerini kurmuştur. Merkezi sistem sınavlarıyla öğrenci alan bu eğitim kurumları, Anadolu'daki on binlerce zeki çocuğumuzun harcanmasını önlemiştir. Ülkemizde de Batı standartlarında üstün zekalı öğrenciler için okullar açılıncaya kadar, eğitim sistemimizin oluşturduğu bu okulların eğitim kalitelerinin korunması gerekir. Fakat Milli Eğitim Bakanlığı’nın son yıllardaki uygulamalarına baktığımızda, Fen ve Sosyal Bilimler Liselerinin eğitim kaliteleri korunurken, tam aksine Anadolu Liselerinin eğitim kalitelerinin alınan yanlış kararlarla sürekli düşürüldüğünü görüyoruz.
Mesela 4+4+4 eğitim sistemine geçilirken İmam-Hatip Ortaokulları açıldı. Bu sırada Anadolu Liselerinin Ortaokulları da açılabilirdi. Böylece bütün ülkenin geleceği ile ilgili bir eğitim sistemi değişikliği, sadece bir okul türünün yaralarını sarmak için yapılmamış olurdu. Çünkü, her iki okul türünün de orta kısım açma isteği, okutacakları yabancı dili, küçük yaşlarda öğrencilerine daha iyi öğretecekleri düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığının Ortaöğretim Yönetmeliği'nde yaptığı son değişiklikle Anadolu Liselerine öğrenci nakillerinde; sınıf kontenjanlarının –ara sınıflar dahil- 30’dan 34’e çıkarılması ve puan şartının kaldırılması, Anadolu Liselerinin eğitim kalitelerinin iyice sıfırlanmasına yol açtı. Bunun sonucunda eğitim hayatımızın çok yüksek puanlarla öğrenci alan Anadolu Liselerinin taban puanlarında, 200 puana varan düşüşler yaşanmıştır. Sadece önünde Hazırlık Sınıfı bulunan 10 Anadolu Lisesine (Galatasaray, İstanbul Erkek, Kadıköy Anadolu, Vefa, Kabataş Erkek, Cağaloğlu, Ankara Atatürk, İzmir Cihat Kora , Balıkesir Sırrı Yırcalı ve Hüseyin Avni Sözen Anadolu Liseleri) öğrenci nakillerinde Türkçe ve Yabancı Dil derslerinden seviye sınavı ile öğrenci nakil yapılabileceği şartı getirildi. Ama bu sınavların ne kadar sağlıklı yürüyeceği de tartışma konusudur. Her yerde ve her konuda her türlü baskının söz konusu olduğu bir ortamda, bu sınavlara müdahale edilemiyeceğini kim garanti edebilir.
Bu arada şu hususu da gözden uzak tutmamak gerekir. Bu okullara eğitim yılının başlamasından bir hafta sonra yapılan bir yönetmelik değişikliği ile alınan düşük puanlı öğrencilerin durumu da birçok sorunu beraberinde getirecektir. Bu öğrencilerin çoğunun akademik başarıları, diğer öğrencilere göre düşük olduğunda, psikolojileri bozulacak ve eğitim hayatları olumsuz etkilenecektir. Diğer öğrenciler tarafından dışlanma gibi durumları da yaşayabileceklerdir. Ayrıca çalışıp çabalayarak hakkıyla bu okullara giren öğrencilerin ve bunları her türlü fedakarlıkla sınavlara hazırlayan ailelerin devlete ve hukuka karşı güvenleri büyük ölçüde kaybolacaktır. Uzun mesleki hayatımız içinde bu tip uygulamaların çok olumsuz örneklerini gördük.
Ülkemiz gençlerine, çağdaş dünyanın gençleriyle rekabet edebilecek düzeyde eğitim ve öğretim verme amacı ile kurulan bu okulların bu duruma düşmesine sebep olan birçok etken var. Akademik başarısına bakılmaksızın her okulun Anadolu Lisesi yapılması, yetersiz yöneticilerin bu okullarda görevlendirilmesi, özel sınavla öğretmen atanırken sınavın kaldırılarak sınavsız öğretmen atanması, yabancı dil ve yabancı dille okutulan derslere farkı ücret uygulamasının kaldırılması, yönetici rotasyonları, son müdür kıyımı, fiziki yetersizliklerin (bina, derslik, laboratuar, salon, donanım, eğitim ekipmanları vb.) bulunması gibi sebeplerin bu süreçte mutlaka etkisi olmuştur.
Sonuç olarak diyorum ki, çocuklarımızın ve gençlerimizin kaderi, ülkemizin geleceği için özellikli okullarımızın eğitimini olumsuz etkileyecek müdahalelerden bir an önce vazgeçelim. Yapılan yanlışları da bir an önce düzeltelim. Atatürk’ün dediği gibi, “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder”.
Dr. Sakin ÖNER
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM VE REHBERLİK MAKALELERİ
Ortaöğretim Yönetmeliği'nde yapılan son değişiklikle Anadolu Liselerine öğrenci nakillerinde, sınıf kontenjanlarının 30’dan 34’e çıkarılması ve puan şartının kaldırılması, her tür okuldan bu okullara nakil yapılabilmesi Anadolu Liselerine indirilen son darbedir.
Milli Eğitim Bakanlığı son birkaç yılda Meslek Liseleri, İmam-Hatip Liseleri, Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri dışındaki bütün düz(genel) Liseleri Anadolu Lisesine dönüştürdü. Açıkçası düz Liseler Anadolu Liselerine değil, Anadolu Liseleri düz (genel) liselere dönüştürüldü. Ortaöğretim Yönetmeliği'nde yapılan son değişiklikle Anadolu Liselerine öğrenci nakillerinde, sınıf kontenjanlarının 30’dan 34’e çıkarılması ve puan şartının kaldırılması, her tür okuldan bu okullara nakil yapılabilmesi Anadolu Liselerine indirilen son darbedir.
Gelişmiş Batı ülkelerinde öğrencilerin farklılıklarına, özel ilgi, yetenek ve becerilerine göre çeşitli Liseler açılırken, Türkiye'de tek tip Lise uygulamasına gidilmesi gariptir. Anadolu Liseleri bir ihtiyaçtan doğmuş, misyonu ve vizyonu olan okullardır. Anadolu Liseleri, ülkenin iyi yabancı lisan bilen insan ihtiyacını karşılamak üzere kuruldu. Milli Eğitim Bakanlığı bu amaçla 1955-1956 öğretim yılında 6 Maarif Kolejini (İstanbul-Kadıköy, İzmir-Bornova, Diyarbakır, Konya, Samsun, Eskişehir) öğretime açtı indigenerics.com. Bu okulların adı, 1975 yılında "Anadolu Lisesi"ne dönüştürüldü. Milli Eğitim Bakanlığı, 1976 yılında Anadolu Lisesi açılmasına hız verdi. l993 yılı sonunda bu okulların sayısı 1993 yılında 193'e, 2003 yılında 500'e, 2011 yılında 1700’e ulaştı. Bugün Anadolu Liselerinin sayısı 3000’in üzerinde. Fakat Anadolu Liselerinin sayısının artması bu okulların eğitim kalitesini olumlu değil, olumsuz etkiledi.
Maarif Kolejlerinin kurulduğu 1955 yılından 1998'e kadar 43 yıl bu okullar, sınavla İlkokul mezunlarını alıyorlardı. Bu okulların eğitim süresi, 1 yıl Hazırlık sınıfı, 3 yıl Ortaokul ve 3 yıl Lise olmak üzere 7 yıldı. Bu okulları kazanan öğrenciler, haftada Hazırlık Sınıfında 24 saat, Ortaokulun 6., 7. ve 8. Sınıflarında 7'şer saat, Lise 9. Sınıfta 10 saat, 10. ve 11. Sınıflarda 4'er saat yabancı dil dersi okuyorlardı. Bir öğretim yılı 36 hafta olduğuna göre, yedi yılda toplam 2268 saat yabancı dil dersi okunuyordu.
28 Şubat 1997'den sonra oluşan siyasi atmosferde zorunlu eğitim sekiz yıla çıkarılırken İmam-Hatip Liselerinin orta kısımları ile birlikte Anadolu Liselerinin orta kısımları da kapatıldı. 28 Şubat Sürecinde en az İmam-Hatip Liseleri kadar Anadolu Liseleri de zarar gördü. Yabancı dil ders saatlerinin azalması ile bu okulların yabancı dil öğretmedeki verimi, birden yüzde 50 düştü. 2004-2005 Öğretim yılında Anadolu Liselerinin Hazırlık Sınıfları kapatılmasıyla ders saatleri bir defa daha azaltıldı. Böylece Anadolu Liselerinde 1998 yılına kadar 2268 saat olan Yabancı Dil dersi, 2010'da 648 saate indirildi. Bu gelişme, ülkenin zeki çocuklarına sahip çıkarak onlara evrensel bir vizyon kazandıran bu okulların hızlı bir şekilde misyonundan uzaklaşmasına sebep oldu.
Gelişmiş Batı ülkelerinde üstün zekalı öğrenciler için özel eğitim okulları bulunmaktadır. Ülkemizde ise üstün zekalı çocukların eğitimi için kurulmuş eğitim kurumları bulunmamaktadır. Cumhuriyet eğitimi bu açığı kapatmak için, Fen ve Sosyal Bilimler Liseleri ile Anadolu Liselerini kurmuştur. Merkezi sistem sınavlarıyla öğrenci alan bu eğitim kurumları, Anadolu'daki on binlerce zeki çocuğumuzun harcanmasını önlemiştir. Ülkemizde de Batı standartlarında üstün zekalı öğrenciler için okullar açılıncaya kadar, eğitim sistemimizin oluşturduğu bu okulların eğitim kalitelerinin korunması gerekir. Fakat Milli Eğitim Bakanlığı’nın son yıllardaki uygulamalarına baktığımızda, Fen ve Sosyal Bilimler Liselerinin eğitim kaliteleri korunurken, tam aksine Anadolu Liselerinin eğitim kalitelerinin alınan yanlış kararlarla sürekli düşürüldüğünü görüyoruz.
Mesela 4+4+4 eğitim sistemine geçilirken İmam-Hatip Ortaokulları açıldı. Bu sırada Anadolu Liselerinin Ortaokulları da açılabilirdi. Böylece bütün ülkenin geleceği ile ilgili bir eğitim sistemi değişikliği, sadece bir okul türünün yaralarını sarmak için yapılmamış olurdu. Çünkü, her iki okul türünün de orta kısım açma isteği, okutacakları yabancı dili, küçük yaşlarda öğrencilerine daha iyi öğretecekleri düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığının Ortaöğretim Yönetmeliği'nde yaptığı son değişiklikle Anadolu Liselerine öğrenci nakillerinde; sınıf kontenjanlarının –ara sınıflar dahil- 30’dan 34’e çıkarılması ve puan şartının kaldırılması, Anadolu Liselerinin eğitim kalitelerinin iyice sıfırlanmasına yol açtı. Bunun sonucunda eğitim hayatımızın çok yüksek puanlarla öğrenci alan Anadolu Liselerinin taban puanlarında, 200 puana varan düşüşler yaşanmıştır. Sadece önünde Hazırlık Sınıfı bulunan 10 Anadolu Lisesine (Galatasaray, İstanbul Erkek, Kadıköy Anadolu, Vefa, Kabataş Erkek, Cağaloğlu, Ankara Atatürk, İzmir Cihat Kora , Balıkesir Sırrı Yırcalı ve Hüseyin Avni Sözen Anadolu Liseleri) öğrenci nakillerinde Türkçe ve Yabancı Dil derslerinden seviye sınavı ile öğrenci nakil yapılabileceği şartı getirildi. Ama bu sınavların ne kadar sağlıklı yürüyeceği de tartışma konusudur. Her yerde ve her konuda her türlü baskının söz konusu olduğu bir ortamda, bu sınavlara müdahale edilemiyeceğini kim garanti edebilir.
Bu arada şu hususu da gözden uzak tutmamak gerekir. Bu okullara eğitim yılının başlamasından bir hafta sonra yapılan bir yönetmelik değişikliği ile alınan düşük puanlı öğrencilerin durumu da birçok sorunu beraberinde getirecektir. Bu öğrencilerin çoğunun akademik başarıları, diğer öğrencilere göre düşük olduğunda, psikolojileri bozulacak ve eğitim hayatları olumsuz etkilenecektir. Diğer öğrenciler tarafından dışlanma gibi durumları da yaşayabileceklerdir. Ayrıca çalışıp çabalayarak hakkıyla bu okullara giren öğrencilerin ve bunları her türlü fedakarlıkla sınavlara hazırlayan ailelerin devlete ve hukuka karşı güvenleri büyük ölçüde kaybolacaktır. Uzun mesleki hayatımız içinde bu tip uygulamaların çok olumsuz örneklerini gördük.
Ülkemiz gençlerine, çağdaş dünyanın gençleriyle rekabet edebilecek düzeyde eğitim ve öğretim verme amacı ile kurulan bu okulların bu duruma düşmesine sebep olan birçok etken var. Akademik başarısına bakılmaksızın her okulun Anadolu Lisesi yapılması, yetersiz yöneticilerin bu okullarda görevlendirilmesi, özel sınavla öğretmen atanırken sınavın kaldırılarak sınavsız öğretmen atanması, yabancı dil ve yabancı dille okutulan derslere farkı ücret uygulamasının kaldırılması, yönetici rotasyonları, son müdür kıyımı, fiziki yetersizliklerin (bina, derslik, laboratuar, salon, donanım, eğitim ekipmanları vb.) bulunması gibi sebeplerin bu süreçte mutlaka etkisi olmuştur.
Sonuç olarak diyorum ki, çocuklarımızın ve gençlerimizin kaderi, ülkemizin geleceği için özellikli okullarımızın eğitimini olumsuz etkileyecek müdahalelerden bir an önce vazgeçelim. Yapılan yanlışları da bir an önce düzeltelim. Atatürk’ün dediği gibi, “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder”.
Dr. Sakin ÖNER
Son Güncelleme: Pazar, 28 Eylül 2014 12:05
Gösterim: 9582
İlk önce duygusal olmayacağız! Yoksa bir arpa boyu ilerleyemeyiz. Masaya gerçekleri yatıracağız. Nedir, ne değildir, tüm yönleriyle irdelemek gerek!
Okullarında çakılı kalan öğretmenlerin yer değiştirebilmesi için tek çare asla rotasyon değildir. Bunu anlayarak başlasak ilk düğmeyi yanlış iliklememiş oluruz. Çünkü yer değiştirebilmenin çok sayıda yolu/yöntemi vardır. Rotasyon yaşadığımız süreçte ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi bir hal aldı! Ne öğretmenler sıtmayı tercih etmek zorunda ne de Bâbıâli sakinleri! Tercihlerimiz lehimizde olmadıktan sonra rotasyon sürecinde ancak havanda su döveriz.
Bakanlığı rotasyon uygulamasına iten görünürdeki nedenlerden biri, emekliliği gelmiş ya da yaklaşmış çok sayıda öğretmenin halen daha görevini sürdürüyor olması… Emekliliği geldiği halde emekli olmayan öğretmen oranı son 12 yılda 25.000’ lerden 7.000’ lere kadar gerileyerek % 60 azaldı. Bu demek oluyor ki yer değişikliği adına umut vaad eden % 60’ lık emekli kadrosu halen dolu! Emekliliği gelmiş öğretmen sayısının günden güne artmasının tek nedeni, ekonomik kaygılar! Rotasyona umutmuşçasına bakmaktansa çalışan-emekli arasındaki maaş uçurumunun iyileştirilmesi için mücadele etmek daha evlâdır! Emekli adaylarından boşalacak kadrolara ister il içi, ister iller arası, ister özür durumuyla; tercih ve zevkiniz hangi yöndeyse; tayin olabilirsiniz.
Her ay 60 bin ders ücretli öğretmene maaş ödeniyor. (Ücrete maaş denemez, emek sömürü düzeni içinde çalıştırılıyorlar!) Ortalama ders saatine sahip 1 öğretmen, 2 ders ücretli öğretmenin maaşını alıyor. Bakanlık aslında her ay 30.000 kadrolu öğretmene maaş verebilecek güce sahip! Açarsak MEB şu an istese 30.000 ilk atama yapabilir. Rotasyondan medet ummaktansa 4-C ve ilk atama sorunuyla mücadele etmek daha evlâdır! Ders ücretli öğretmenlerden boşalacak 30.000’ lik kadroya ister il içi, ister iller arası, ister özür grubuyla; tercih ve zevkiniz hangi yöndeyse; tayin olabilirsiniz.
Sadece 2013’ te ‘‘isteğe bağlı, sınava dayalı, norm fazlası, zorunlu yer değişikliği’’ sebebiyle 4 defa idareci ataması yapıldı. Haziranda 4 yılını dolduran tüm idareciler görevden alındı, yerlerine mülâkatla idareci atanacak. Yeni görevlendirme idarecilerin inhasıyla müdür yardımcısı ataması yapılacak. Etti mi 6? Yetmedi, yaz döneminde 2 il içi, 2 il dışı, 1 özür grubu tayini açıldı. Bir yılda toplamda 11 yer değişikliği yapıldı. Demek ki bakanlık için yer değişikliği hiç zor değilmiş!
Rotasyona bel bağlamaktansa rotasyonla mücadele ederek özlük haklarımızı örseletmemiş oluruz. 2012 yaz döneminden bu yana öğrenim özründen yer değişikliği hakkı vermeyen, eş durumunun önünü kapatmaya çalışan bakanlık; size rotasyonla niye iyi bir okula gitme imkânı versin? Sizce bunda yanlışlık yok mu? (Ayrıca bugün 12 yılda yer değişikliği emreden yönetmelik çıkartan, rotasyonu yarın 5 yıla sonra 3 yıla neden indirmesin? Bugün il içi rotasyon yapan, yarın il dışı rotasyonu neden yapmasın?
Altın tepside sunulan zehre benzeyen rotasyonun içinde bulunduğu sistem, altı yavaş yavaş ısıtılan su kabı ve maalesef ki düşüncelerimiz bu kaba atıldı! Rotasyon, bakanlık adına çok önemli hamle! Hele hele 17 Aralık’ tan sonra bulunmaz Hint kumaşı! O yüzden rotasyon hiçbirimiz için ne çıkış ne umut ne de çözümdür! Her adım sistemin gerektirdiği gibi atılıyor. Karaman’ ın koyunu, sonra çıkar oyunu: Bunun sonu iş güvencesinin gasbıdır!
Yücel ÖNDER
Türk Eğitim-Sen
Esenler İlçe Başkanı
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM VE REHBERLİK MAKALELERİ
İlk önce duygusal olmayacağız! Yoksa bir arpa boyu ilerleyemeyiz. Masaya gerçekleri yatıracağız. Nedir, ne değildir, tüm yönleriyle irdelemek gerek!
Okullarında çakılı kalan öğretmenlerin yer değiştirebilmesi için tek çare asla rotasyon değildir. Bunu anlayarak başlasak ilk düğmeyi yanlış iliklememiş oluruz. Çünkü yer değiştirebilmenin çok sayıda yolu/yöntemi vardır. Rotasyon yaşadığımız süreçte ölümü gösterip sıtmaya razı etmek gibi bir hal aldı! Ne öğretmenler sıtmayı tercih etmek zorunda ne de Bâbıâli sakinleri! Tercihlerimiz lehimizde olmadıktan sonra rotasyon sürecinde ancak havanda su döveriz.
Bakanlığı rotasyon uygulamasına iten görünürdeki nedenlerden biri, emekliliği gelmiş ya da yaklaşmış çok sayıda öğretmenin halen daha görevini sürdürüyor olması… Emekliliği geldiği halde emekli olmayan öğretmen oranı son 12 yılda 25.000’ lerden 7.000’ lere kadar gerileyerek % 60 azaldı. Bu demek oluyor ki yer değişikliği adına umut vaad eden % 60’ lık emekli kadrosu halen dolu! Emekliliği gelmiş öğretmen sayısının günden güne artmasının tek nedeni, ekonomik kaygılar! Rotasyona umutmuşçasına bakmaktansa çalışan-emekli arasındaki maaş uçurumunun iyileştirilmesi için mücadele etmek daha evlâdır! Emekli adaylarından boşalacak kadrolara ister il içi, ister iller arası, ister özür durumuyla; tercih ve zevkiniz hangi yöndeyse; tayin olabilirsiniz.
Her ay 60 bin ders ücretli öğretmene maaş ödeniyor. (Ücrete maaş denemez, emek sömürü düzeni içinde çalıştırılıyorlar!) Ortalama ders saatine sahip 1 öğretmen, 2 ders ücretli öğretmenin maaşını alıyor. Bakanlık aslında her ay 30.000 kadrolu öğretmene maaş verebilecek güce sahip! Açarsak MEB şu an istese 30.000 ilk atama yapabilir. Rotasyondan medet ummaktansa 4-C ve ilk atama sorunuyla mücadele etmek daha evlâdır! Ders ücretli öğretmenlerden boşalacak 30.000’ lik kadroya ister il içi, ister iller arası, ister özür grubuyla; tercih ve zevkiniz hangi yöndeyse; tayin olabilirsiniz.
Sadece 2013’ te ‘‘isteğe bağlı, sınava dayalı, norm fazlası, zorunlu yer değişikliği’’ sebebiyle 4 defa idareci ataması yapıldı. Haziranda 4 yılını dolduran tüm idareciler görevden alındı, yerlerine mülâkatla idareci atanacak. Yeni görevlendirme idarecilerin inhasıyla müdür yardımcısı ataması yapılacak. Etti mi 6? Yetmedi, yaz döneminde 2 il içi, 2 il dışı, 1 özür grubu tayini açıldı. Bir yılda toplamda 11 yer değişikliği yapıldı. Demek ki bakanlık için yer değişikliği hiç zor değilmiş!
Rotasyona bel bağlamaktansa rotasyonla mücadele ederek özlük haklarımızı örseletmemiş oluruz. 2012 yaz döneminden bu yana öğrenim özründen yer değişikliği hakkı vermeyen, eş durumunun önünü kapatmaya çalışan bakanlık; size rotasyonla niye iyi bir okula gitme imkânı versin? Sizce bunda yanlışlık yok mu? (Ayrıca bugün 12 yılda yer değişikliği emreden yönetmelik çıkartan, rotasyonu yarın 5 yıla sonra 3 yıla neden indirmesin? Bugün il içi rotasyon yapan, yarın il dışı rotasyonu neden yapmasın?
Altın tepside sunulan zehre benzeyen rotasyonun içinde bulunduğu sistem, altı yavaş yavaş ısıtılan su kabı ve maalesef ki düşüncelerimiz bu kaba atıldı! Rotasyon, bakanlık adına çok önemli hamle! Hele hele 17 Aralık’ tan sonra bulunmaz Hint kumaşı! O yüzden rotasyon hiçbirimiz için ne çıkış ne umut ne de çözümdür! Her adım sistemin gerektirdiği gibi atılıyor. Karaman’ ın koyunu, sonra çıkar oyunu: Bunun sonu iş güvencesinin gasbıdır!
Yücel ÖNDER
Türk Eğitim-Sen
Esenler İlçe Başkanı
Son Güncelleme: Salı, 11 Kasım 2014 08:44
Gösterim: 3863
Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Bekir Okan, Türkiye’de eğitimin kalitesinin, son 10 yılda rekabet eden vakıf üniversitelerinin sayısının artmasıyla daha da güçlendiğini belirtti.
Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Bekir Okan'ın yazısı;
Okan Üniversitesi olarak bu yıl 15. yılımızı 15 bin öğrencimizle kutlamanın gururunu yaşıyoruz. Ayrıca 2014-2015 Akademik Yılı’nda eğitime başlayacak olan Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerimiz ile sağlık alanında da ülkemizin iş gücü ihtiyacını karşılamaya başlayacağız. 1999 yılında kurulan üniversitemiz 2003 yılında 85 öğrencisiyle eğitim öğretime başladığında eğitim sektörünün her yıl katlanarak büyüyeceğini tahmin etmiştik. Son 10 yılda onlarca devlet ve vakıf üniversitesinin açılmasıyla üniversiteler arasındaki rekabet de arttı. Vakıf üniversiteleri farklılıkları ve öğrencilerine sundukları imkanlarla ön plana çıktı. Bu açıdan Okan Üniversitesi olarak Türk eğitim sektöründe ilklerin öncüsü olduk. Sektörlerin ihtiyaçlarını dikkate alarak açtığımız programlarla kısa sürede öğrencilerin ilk sıralarda tercih ettiği üniversiteler arasına girdik. Ulusal ve uluslararası AR-GE projelerimizle ve teknolojik altyapı imkanlarımızla öğrencilerimize dünya standartlarında bir altyapı sunduk. Bunların meyvesini de almaya başladık. Türkiye’nin ilk sürücüsüz aracı OKANOM’u geliştirdik. İngilizce’nin yanında Çince, Rusça ve Arapça gibi gelişen coğrafyaların dillerini de öğrencilerimize öğretiyoruz. Türkiye’de ilk kez başlattığımız Girişimcilik Dersi ile iş dünyasının önde gelen isimlerini öğrencilerimizle buluşturuyoruz. Happy Life ile Kariyer ve Yaşam Dersi ile de öğrencilerimizin sosyal ve kültürel alanda da kendilerini geliştirmelerine imkan sağlıyoruz. Öğrencilerimiz donanımlı bir şekilde yetişerek iş yaşamına bir adım önde başlıyor. Eğitim atılımlarımız ve başarılarımız sayesinde bu kadar kısa bir süre içinde 85 öğrenciden 15 bin öğrenciye ulaştık. 2023 yılında 25 bin öğrenciye ulaşmayı hedefliyoruz.
Türkiye’de eğitimin kalitesi, son 10 yılda rekabet eden vakıf üniversitelerinin sayısının artmasıyla daha da güçlendi. Devlet üniversiteleri de bu rekabet ortamında kendilerini geliştirme ihtiyacı hissederek yeni atılımlar gerçekleştirdi. Bu da ülkemizdeki eğitim düzeyini üst sıralara çıkardı. Türkiye’deki öğrenciler 10 yıl önce yurtdışında okuma hayalleri kurarken artık yurtdışından yabancı öğrencilerin geldiği üniversitelerimiz var. Okan Üniversitesi’nde lisans eğitimi alan onlarca yabancı öğrencimiz buna bir örnek.
Türkiye’nin önemli bir hedefi var. Dünya ekonomisinde ilk 10 ülke arasına girme hedefimizi gerçekleştirebilmek için katma değeri yüksek çalışmalar yürütmeliyiz. Üniversitelerimizde AR-GE bölümleri oluşturmalı ve patent alarak çalışmaları ticarileştirmeliyiz. Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı’nın yanı sıra TOBB Türkiye Yükseköğrenim Meclisi Başkanlığı görevimi de sürdürüyorum. 2023 hedeflerimiz arasında, dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında 2’si vakıf üniversitesi olmak üzere 10 Türk üniversitesinin yer alması, İnsani Kalkınmışlık İndeksi’nde ilk 20’ye girmek, en az 40 ülkeden 100 bin yabancı öğrenci çekmek var. İlk 500 üniversite arasına 10 Türk üniversitesini sokabilirseniz zaten İnsani Kalkınmışlık İndeksi’nde üst sıralara çıkarsınız. 40 ülkeden 100 bin yabancı öğrenciyi ülkemize çekme hedefi de diğer hedeflerimizin getireceği sonuçlardan biri. Şu an Türkiye’de 26 bin yabancı öğrenci eğitim görüyor. Bu rakamı 100 bine çıkarmak çok zor değil.
Yabancı öğrenciler, geçtiğimiz yıllara oranla her yıl daha fazla Türk üniversitelerine ilgi gösteriyor. Bu sayede vakıf üniversiteleri ülkeye döviz girişini de sağlıyor, ekonomiye katkıda bulunuyor. Devletin de desteğiyle, teşvikler ve yardımlarla bu etkiyi maksimum kullanabiliriz. En önemli sorunlardan biri de finansman. Yükseköğrenimin finansmanında dünyada uygulanan sistemlerin değerlendirilip öğrenciler için kullandırılması amacıyla krediler ya da benzer uygulamalar geliştirilmeli. Girişimci, 2 lisan bilen, sadece derslere odaklı değil, sosyal ve kültürel olarak gelişmiş, kaliteli, rekabet edebilen öğrenciler yetiştirmek için devletimizin de vakıf üniversitelerine uygulamalar ve teşvik konusunda destek olmasını istiyoruz.
Uluslararasılaşma ve öğrenci çekme konularında TOBB’un çabaları var. Küresel eğilimler itibariyle nüfustaki yükseköğretim mezunu oranını artırmak rekabet açısından çok önemli. Bize düşen, bu sayıları 2023’e kadar nitelikli mezun öğrenci profiline dönüştürmek. Çünkü bu şekilde ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunabiliriz. Eğitim sayesinde, bir ülkenin geleceğine etki edecek sağlam temeller atarsınız. Küresel rekabet ortamında “ben de varım” diyebilmek için nitelikli insanlar yetiştirmeliyiz. Bu şekilde yeni yatırımların, projelerin, buluşların önünü açarsınız ve devamında istihdam yaratırsınız. Bu nedenle nitelikli eleman yetiştirerek bir ülkenin ekonomisini geliştirir ve güçlendirirsiniz.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM VE REHBERLİK MAKALELERİ
Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Bekir Okan, Türkiye’de eğitimin kalitesinin, son 10 yılda rekabet eden vakıf üniversitelerinin sayısının artmasıyla daha da güçlendiğini belirtti.
Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Bekir Okan'ın yazısı;
Okan Üniversitesi olarak bu yıl 15. yılımızı 15 bin öğrencimizle kutlamanın gururunu yaşıyoruz. Ayrıca 2014-2015 Akademik Yılı’nda eğitime başlayacak olan Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerimiz ile sağlık alanında da ülkemizin iş gücü ihtiyacını karşılamaya başlayacağız. 1999 yılında kurulan üniversitemiz 2003 yılında 85 öğrencisiyle eğitim öğretime başladığında eğitim sektörünün her yıl katlanarak büyüyeceğini tahmin etmiştik. Son 10 yılda onlarca devlet ve vakıf üniversitesinin açılmasıyla üniversiteler arasındaki rekabet de arttı. Vakıf üniversiteleri farklılıkları ve öğrencilerine sundukları imkanlarla ön plana çıktı. Bu açıdan Okan Üniversitesi olarak Türk eğitim sektöründe ilklerin öncüsü olduk. Sektörlerin ihtiyaçlarını dikkate alarak açtığımız programlarla kısa sürede öğrencilerin ilk sıralarda tercih ettiği üniversiteler arasına girdik. Ulusal ve uluslararası AR-GE projelerimizle ve teknolojik altyapı imkanlarımızla öğrencilerimize dünya standartlarında bir altyapı sunduk. Bunların meyvesini de almaya başladık. Türkiye’nin ilk sürücüsüz aracı OKANOM’u geliştirdik. İngilizce’nin yanında Çince, Rusça ve Arapça gibi gelişen coğrafyaların dillerini de öğrencilerimize öğretiyoruz. Türkiye’de ilk kez başlattığımız Girişimcilik Dersi ile iş dünyasının önde gelen isimlerini öğrencilerimizle buluşturuyoruz. Happy Life ile Kariyer ve Yaşam Dersi ile de öğrencilerimizin sosyal ve kültürel alanda da kendilerini geliştirmelerine imkan sağlıyoruz. Öğrencilerimiz donanımlı bir şekilde yetişerek iş yaşamına bir adım önde başlıyor. Eğitim atılımlarımız ve başarılarımız sayesinde bu kadar kısa bir süre içinde 85 öğrenciden 15 bin öğrenciye ulaştık. 2023 yılında 25 bin öğrenciye ulaşmayı hedefliyoruz.
Türkiye’de eğitimin kalitesi, son 10 yılda rekabet eden vakıf üniversitelerinin sayısının artmasıyla daha da güçlendi. Devlet üniversiteleri de bu rekabet ortamında kendilerini geliştirme ihtiyacı hissederek yeni atılımlar gerçekleştirdi. Bu da ülkemizdeki eğitim düzeyini üst sıralara çıkardı. Türkiye’deki öğrenciler 10 yıl önce yurtdışında okuma hayalleri kurarken artık yurtdışından yabancı öğrencilerin geldiği üniversitelerimiz var. Okan Üniversitesi’nde lisans eğitimi alan onlarca yabancı öğrencimiz buna bir örnek.
Türkiye’nin önemli bir hedefi var. Dünya ekonomisinde ilk 10 ülke arasına girme hedefimizi gerçekleştirebilmek için katma değeri yüksek çalışmalar yürütmeliyiz. Üniversitelerimizde AR-GE bölümleri oluşturmalı ve patent alarak çalışmaları ticarileştirmeliyiz. Okan Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı’nın yanı sıra TOBB Türkiye Yükseköğrenim Meclisi Başkanlığı görevimi de sürdürüyorum. 2023 hedeflerimiz arasında, dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında 2’si vakıf üniversitesi olmak üzere 10 Türk üniversitesinin yer alması, İnsani Kalkınmışlık İndeksi’nde ilk 20’ye girmek, en az 40 ülkeden 100 bin yabancı öğrenci çekmek var. İlk 500 üniversite arasına 10 Türk üniversitesini sokabilirseniz zaten İnsani Kalkınmışlık İndeksi’nde üst sıralara çıkarsınız. 40 ülkeden 100 bin yabancı öğrenciyi ülkemize çekme hedefi de diğer hedeflerimizin getireceği sonuçlardan biri. Şu an Türkiye’de 26 bin yabancı öğrenci eğitim görüyor. Bu rakamı 100 bine çıkarmak çok zor değil.
Yabancı öğrenciler, geçtiğimiz yıllara oranla her yıl daha fazla Türk üniversitelerine ilgi gösteriyor. Bu sayede vakıf üniversiteleri ülkeye döviz girişini de sağlıyor, ekonomiye katkıda bulunuyor. Devletin de desteğiyle, teşvikler ve yardımlarla bu etkiyi maksimum kullanabiliriz. En önemli sorunlardan biri de finansman. Yükseköğrenimin finansmanında dünyada uygulanan sistemlerin değerlendirilip öğrenciler için kullandırılması amacıyla krediler ya da benzer uygulamalar geliştirilmeli. Girişimci, 2 lisan bilen, sadece derslere odaklı değil, sosyal ve kültürel olarak gelişmiş, kaliteli, rekabet edebilen öğrenciler yetiştirmek için devletimizin de vakıf üniversitelerine uygulamalar ve teşvik konusunda destek olmasını istiyoruz.
Uluslararasılaşma ve öğrenci çekme konularında TOBB’un çabaları var. Küresel eğilimler itibariyle nüfustaki yükseköğretim mezunu oranını artırmak rekabet açısından çok önemli. Bize düşen, bu sayıları 2023’e kadar nitelikli mezun öğrenci profiline dönüştürmek. Çünkü bu şekilde ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunabiliriz. Eğitim sayesinde, bir ülkenin geleceğine etki edecek sağlam temeller atarsınız. Küresel rekabet ortamında “ben de varım” diyebilmek için nitelikli insanlar yetiştirmeliyiz. Bu şekilde yeni yatırımların, projelerin, buluşların önünü açarsınız ve devamında istihdam yaratırsınız. Bu nedenle nitelikli eleman yetiştirerek bir ülkenin ekonomisini geliştirir ve güçlendirirsiniz.
Son Güncelleme: Pazartesi, 16 Haziran 2014 10:37
Gösterim: 2866

