Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, ergenlik döneminde özellikle sosyal medyada yaşanan akran zorbalığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ergenlik döneminde yaşanan akran zorbalığının çoğunlukla sanal ortamda ortaya çıktığını belirten uzmanlar, bu durumun gençte içe kapanıklık, depresif ruh hali ve özgüvene ilişkin sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, siber zorbalığa maruz kalan gençlerin kendilerini değersiz ve yetersiz hissettiğini vurguluyor. Siber zorbalıkla mücadelede ailelere önemli görevler düştüğünü belirten uzmanlar, çocuğun sosyal medya kullanımı konusunda bilgilendirilmesini ve takip edilmesini tavsiye ediyor.
Ergenlik döneminin çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olduğunu kaydeden Aziz Görkem Çetin, “Belki de başka bir açıdan bakarsak çocukluğumuza veda ettiğimiz ve gerçeklerle yüzleşmeye başladığımız dönemdir. Ergenlik teorik açıdan açıklarsak kızlarda 11-13 yaşlarında, erkeklerde 12-14 yaşlarında başlamaktadır. Bu dönemde kişi, kendinin bir birey olduğunu, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini düşünerek aileye mesafeli olabiliyor. Arkadaşlarına daha çok yaklaşıyor” dedi.
Siber zorbalığa karşı dikkatli olunmalı
Bu dönemde özellikle akran zorbalığının yaşanabileceğini belirten Aziz Görkem Çetin, özellikle sanal ortamda yaşanabilecek olaylara dikkat çekerek şunları söyledi: “Ergenlik döneminde arkadaşların ve grupların yıkıcı etkileri olabiliyor. Ergenlik sürecinde farklılık ve belirsizlik yoğun kaygı yaratmakta ve gençler birbirlerine oldukça acımasız davranabilmektedir. Bir davranışın zorbalık sayılabilmesi için yapılan eylemin kasıtlı olması ve güç dengesizliği olması gerekmektedir. Gündelik yaşantımızda teknolojik aletler ile birçok uygulamalar sayesinde iletişim sağlıyoruz.
Zorbalıkların yoğun olarak yapıldığı yerlerden biri de internet platformlarıdır. Bazı uygulamalar ise gençlerin arasındaki iletişimi sağlamaktadır. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler sosyal medyayı çok sık kullanmaktadır. Siber zorbalığın geleneksel zorbalıktan şu şekilde ayırabiliriz; anonim olması, kişinin internete erişebildiği her yerde olması, fiziksel etkileşimin olmaması ve güç dengesizliğine gerek olmaması, davranışları denetleyecek kimsenin olmaması ve yakalanma riskinin olmamasıdır. “
Özgüvene ilişkin sorunlar ortaya çıkıyor
Yapılan araştırmalarda siber zorbalığın bireyler üzerinde olumsuz sonuçlara sebebiyet verdiğinin anlaşıldığın belirten Aziz Görkem Çetin, “Siber zorbalığa maruz kalan kişilerde özgüvene dair ciddi sorunların yaşandığı, çekingen ve depresif bir ruh haline yol açtığını söyleyebiliriz. Siber zorbalık yapan bireyler genellikle sosyal hayatta güçsüz olduklarını düşündükleri kişileri hedef almaktadır. Bu nedenle zorbalığa maruz kalan bireyler kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmektedir. Siber zorbalığa maruz bireyler, diyete başlama, okula gitmeme, içine kapanma, özgüven eksikliği gibi problemler yaşayabiliyor” dedi.
Duygularını anlatmasına izin verilmeli
Çocuk ya da ergenlerin zorbalığa uğradıklarından bahsetmeyebilieceklerine dikkat çeken Aziz Görkem Çetin, “Okula gitmekle ilgili tedirginlik, iştahta azalma, kâbus görme, ağlama gibi belirtiler olabilir. Zorbalık uğrayan bireye durumu normalize edecek ifadeler kullanmaktan kaçınılmalıdır. Nelerin yaşandığını dinleyin ve açık uçlu sorularla diyaloğu başlatın. Benzer sorunlar yaşadığında güvendiği kişilere duygularını anlatabilmesi konusunda teşvik edin. Duygularını anladığınızı ve ona yardım edeceğinizi hissettirin. Ayrıca sanal zorbalık konusunda çocuğunuzu ve kendinizi eğiterek internetin kullanımı konusunda kontrol sağlayın” tavsiyesinde bulundu.
Doğru yaklaşım için bu tavsiyelere kulak verin
Ergenlik döneminde çeşitli sorunlar yaşayan bireylere doğru yaklaşımın önemli olduğunu belirten Aziz Görkem Çetin, şu önerilerde bulundu:
* Ergenlik dönemindeki bireyler ailelerden uzaklaşma, arkadaşları ile yakınlaşma ihtiyacı hissederler. Ebeveynlerin bu sürecin geçici olduğunu anlaması ve çocuklarına saygı göstermeleri gerekmektedir.
* Ebeveynlerin çocukların ilişkilerine müdahale ederek, görüşmesine engel olması uygun değildir. Çünkü bu dönemde birey çatışmaya oldukça açıktır. O nedenle çocuklarınızın seçimine saygı duyulmalıdır.
* Çocuklarınızın yaşadıkları sorunları sizinle paylaşabilmesi için sizden korkmaması gerekmektedir. * İlişkilerdeki sınır koyulmasını, korku ile karıştırmamalıyız ve çocuğumuza her hususta destek olacağımızı göstermeliyiz.
* Çocuğunuz ilişkisini sizinle paylaşmak istemiyorsa bu süreci anlayışla karşılayın ve ona anlatması için baskı kurmayın.
* Çocuğunuza saygılı davranın ki kurduğu ilişkilerde saygıyı kıstas olarak düşünebilsin.
* Çocuğunuza güvendiğinizi hissettirin, kuşkucu bir tutum izlemeyin.
* Çocuğunuzun cinsel eğitimi doğru kaynaklardan almasını sağlayın.
* Çocuğunuzun ilişkilere dair duygularını küçümsemeyin, yoğun olduğunu düşünüyorsanız psikolojik destek alın.
Bu belirtiler akran zorbalığına işaret edebilir
Akran zorbalığının bazı belirtilerle anlaşılabileceğini belirten Aziz Görkem Çetin, bunları şöyle sıraladı:
* Yaşanılan durumun etkisi olarak süreçte çıkan mutsuzluk
* Özgüvende azalma
* Sosyal ilişkilerde bozulma
* Okula gitmede isteksizlik
* Ders notlarında düşme
* Aynı davranışa maruz kalacağına dair kaygılar
Sosyal medya kullanımında ailelerin olası tehlikelere karşı çocuğu bilgilendirmelerinin önemine işaret eden Aziz Görkem Çetin, “Aileler çocuklarını sosyal medya kullanıma dair bilgilendirmeliler. Profil paylaşımlarından haberdar olmalarında fayda var. Ancak ebeveynler, bireyin sosyal medyasını gizlice kontrol etmek ve saygı göstermeden kısıtlayıcı müdahalede bulunmak gibi davranışlardan kaçınmalıdır” dedi.
Sosyal medya kullanımında bunlara dikkat!
Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, sosyal medya kullanımında dikkat edilmesi gereken konuları da şöyle sıraladı:
* Paylaşım yaparken sonradan pişman olmayacağı şekilde paylaşımlar yapmasını hatırlatın.
* Güvenlik ayarlarını doğru kullanmasını sağlayın.
* Tanımadığı kişileri sosyal medyada eklememesi ve arkadaş olmaması konusunda uyarın.
* Sosyal medya kullanımına dair kurallar listesi yapın.
* Süre ve kullanım şekline dair sınırlamalar getirin.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, ergenlik döneminde özellikle sosyal medyada yaşanan akran zorbalığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ergenlik döneminde yaşanan akran zorbalığının çoğunlukla sanal ortamda ortaya çıktığını belirten uzmanlar, bu durumun gençte içe kapanıklık, depresif ruh hali ve özgüvene ilişkin sorunlara yol açabileceğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, siber zorbalığa maruz kalan gençlerin kendilerini değersiz ve yetersiz hissettiğini vurguluyor. Siber zorbalıkla mücadelede ailelere önemli görevler düştüğünü belirten uzmanlar, çocuğun sosyal medya kullanımı konusunda bilgilendirilmesini ve takip edilmesini tavsiye ediyor.
Ergenlik döneminin çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olduğunu kaydeden Aziz Görkem Çetin, “Belki de başka bir açıdan bakarsak çocukluğumuza veda ettiğimiz ve gerçeklerle yüzleşmeye başladığımız dönemdir. Ergenlik teorik açıdan açıklarsak kızlarda 11-13 yaşlarında, erkeklerde 12-14 yaşlarında başlamaktadır. Bu dönemde kişi, kendinin bir birey olduğunu, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini düşünerek aileye mesafeli olabiliyor. Arkadaşlarına daha çok yaklaşıyor” dedi.
Siber zorbalığa karşı dikkatli olunmalı
Bu dönemde özellikle akran zorbalığının yaşanabileceğini belirten Aziz Görkem Çetin, özellikle sanal ortamda yaşanabilecek olaylara dikkat çekerek şunları söyledi: “Ergenlik döneminde arkadaşların ve grupların yıkıcı etkileri olabiliyor. Ergenlik sürecinde farklılık ve belirsizlik yoğun kaygı yaratmakta ve gençler birbirlerine oldukça acımasız davranabilmektedir. Bir davranışın zorbalık sayılabilmesi için yapılan eylemin kasıtlı olması ve güç dengesizliği olması gerekmektedir. Gündelik yaşantımızda teknolojik aletler ile birçok uygulamalar sayesinde iletişim sağlıyoruz.
Zorbalıkların yoğun olarak yapıldığı yerlerden biri de internet platformlarıdır. Bazı uygulamalar ise gençlerin arasındaki iletişimi sağlamaktadır. Özellikle ergenlik dönemindeki bireyler sosyal medyayı çok sık kullanmaktadır. Siber zorbalığın geleneksel zorbalıktan şu şekilde ayırabiliriz; anonim olması, kişinin internete erişebildiği her yerde olması, fiziksel etkileşimin olmaması ve güç dengesizliğine gerek olmaması, davranışları denetleyecek kimsenin olmaması ve yakalanma riskinin olmamasıdır. “
Özgüvene ilişkin sorunlar ortaya çıkıyor
Yapılan araştırmalarda siber zorbalığın bireyler üzerinde olumsuz sonuçlara sebebiyet verdiğinin anlaşıldığın belirten Aziz Görkem Çetin, “Siber zorbalığa maruz kalan kişilerde özgüvene dair ciddi sorunların yaşandığı, çekingen ve depresif bir ruh haline yol açtığını söyleyebiliriz. Siber zorbalık yapan bireyler genellikle sosyal hayatta güçsüz olduklarını düşündükleri kişileri hedef almaktadır. Bu nedenle zorbalığa maruz kalan bireyler kendilerini değersiz ve yetersiz hissetmektedir. Siber zorbalığa maruz bireyler, diyete başlama, okula gitmeme, içine kapanma, özgüven eksikliği gibi problemler yaşayabiliyor” dedi.
Duygularını anlatmasına izin verilmeli
Çocuk ya da ergenlerin zorbalığa uğradıklarından bahsetmeyebilieceklerine dikkat çeken Aziz Görkem Çetin, “Okula gitmekle ilgili tedirginlik, iştahta azalma, kâbus görme, ağlama gibi belirtiler olabilir. Zorbalık uğrayan bireye durumu normalize edecek ifadeler kullanmaktan kaçınılmalıdır. Nelerin yaşandığını dinleyin ve açık uçlu sorularla diyaloğu başlatın. Benzer sorunlar yaşadığında güvendiği kişilere duygularını anlatabilmesi konusunda teşvik edin. Duygularını anladığınızı ve ona yardım edeceğinizi hissettirin. Ayrıca sanal zorbalık konusunda çocuğunuzu ve kendinizi eğiterek internetin kullanımı konusunda kontrol sağlayın” tavsiyesinde bulundu.
Doğru yaklaşım için bu tavsiyelere kulak verin
Ergenlik döneminde çeşitli sorunlar yaşayan bireylere doğru yaklaşımın önemli olduğunu belirten Aziz Görkem Çetin, şu önerilerde bulundu:
* Ergenlik dönemindeki bireyler ailelerden uzaklaşma, arkadaşları ile yakınlaşma ihtiyacı hissederler. Ebeveynlerin bu sürecin geçici olduğunu anlaması ve çocuklarına saygı göstermeleri gerekmektedir.
* Ebeveynlerin çocukların ilişkilerine müdahale ederek, görüşmesine engel olması uygun değildir. Çünkü bu dönemde birey çatışmaya oldukça açıktır. O nedenle çocuklarınızın seçimine saygı duyulmalıdır.
* Çocuklarınızın yaşadıkları sorunları sizinle paylaşabilmesi için sizden korkmaması gerekmektedir. * İlişkilerdeki sınır koyulmasını, korku ile karıştırmamalıyız ve çocuğumuza her hususta destek olacağımızı göstermeliyiz.
* Çocuğunuz ilişkisini sizinle paylaşmak istemiyorsa bu süreci anlayışla karşılayın ve ona anlatması için baskı kurmayın.
* Çocuğunuza saygılı davranın ki kurduğu ilişkilerde saygıyı kıstas olarak düşünebilsin.
* Çocuğunuza güvendiğinizi hissettirin, kuşkucu bir tutum izlemeyin.
* Çocuğunuzun cinsel eğitimi doğru kaynaklardan almasını sağlayın.
* Çocuğunuzun ilişkilere dair duygularını küçümsemeyin, yoğun olduğunu düşünüyorsanız psikolojik destek alın.
Bu belirtiler akran zorbalığına işaret edebilir
Akran zorbalığının bazı belirtilerle anlaşılabileceğini belirten Aziz Görkem Çetin, bunları şöyle sıraladı:
* Yaşanılan durumun etkisi olarak süreçte çıkan mutsuzluk
* Özgüvende azalma
* Sosyal ilişkilerde bozulma
* Okula gitmede isteksizlik
* Ders notlarında düşme
* Aynı davranışa maruz kalacağına dair kaygılar
Sosyal medya kullanımında ailelerin olası tehlikelere karşı çocuğu bilgilendirmelerinin önemine işaret eden Aziz Görkem Çetin, “Aileler çocuklarını sosyal medya kullanıma dair bilgilendirmeliler. Profil paylaşımlarından haberdar olmalarında fayda var. Ancak ebeveynler, bireyin sosyal medyasını gizlice kontrol etmek ve saygı göstermeden kısıtlayıcı müdahalede bulunmak gibi davranışlardan kaçınmalıdır” dedi.
Sosyal medya kullanımında bunlara dikkat!
Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, sosyal medya kullanımında dikkat edilmesi gereken konuları da şöyle sıraladı:
* Paylaşım yaparken sonradan pişman olmayacağı şekilde paylaşımlar yapmasını hatırlatın.
* Güvenlik ayarlarını doğru kullanmasını sağlayın.
* Tanımadığı kişileri sosyal medyada eklememesi ve arkadaş olmaması konusunda uyarın.
* Sosyal medya kullanımına dair kurallar listesi yapın.
* Süre ve kullanım şekline dair sınırlamalar getirin.
Son Güncelleme: Salı, 29 Aralık 2020 11:19
Gösterim: 5194
Yeni tip koronavirüs (Covid-19) nedeniyle yaşanan pandemi dönemi her yaşta çocuk ve ergen başta olmak üzere tüm bireyleri farklı şekillerde etkiliyor. Kimi yaşamını, kimi sağlığını, kimi sevdiğini kaybetti. Kimi ekonomik kayıplarla karşılaştı kiminin sosyal yaşamı etkilendi. Bunca kayıp arasında ruh sağlığımızı korumak hiç kolay olmuyor. Çocuklar da ailelerin duyduğu kaygıdan, stresten, sokaklarda gördükleri maskeli yaşamdan, sosyal mesafeden etkileniyorlar. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nden Doç. Dr. Sebla Gökçe, çocuk ve ergenlerin pandemiden nasıl etkilendiğini her yaş grubu için ayrı ayrı anlattı:
0-1 YAŞ: Annenin, babanın bakım verenlerin kaygısı bebeklerde huzursuzluk, uyku ve beslenme problemleri şeklinde ortaya çıkıyor. Bebeğin bakım verene güvenli bağlanma geliştirmesi beklenirken, bu dönemde annede, bakım verende depresyon, kaygı, yüksek stres düzeyi bağlanmayı etkileyebiliyor. Bu durum çocuğun gelecekte hayatla ve diğer insanlarla kurduğu ilişkileri olumsuz etkileyebilir.
1-3 YAŞ: Konuşmaya başlayan, hareket özgürlüğü kazanan ve sosyalleşmeye başlayan çocuklar pandemi döneminde daha çok ailelerinin nasıl hissettiğine bağlı olarak ayrılık kaygısı, anneye, babaya yapışma, ayrılmak istememe, onların yokluğunda huzursuzluk, davranış problemleri gösterebiliyor. Kaygı ve stres düzeyine göre, kendinin veya yakınlarının hastalıkları uykuya dalamama, sık uyanma, korkulu rüya görme, iştahsızlık, huzursuzluk, öfkelilik hatta öfke nöbetleri, uyku ve beslenme problemleri de görülebiliyor. İnsanların sürekli maske ile gezmeleri, birbirlerinden uzak durmaları, dokundukları yerlerden mikrop, virüs bulaşır kaygısı nedeniyle gösterdikleri davranışları gözlemlemeleri, ailelerinin ve kreşe gidiyorsa öğretmenlerinin bu konularda sürekli uyarması dış dünyayı tehlikeli algılamalarına neden olabilir. Pandemide, dış dünyaya güvensizlik algılarının oluşması gelecekte onların kaygı düzeyi yüksek bireyler olarak gelişmelerine sebep olabilir.
3-6 YAŞ: Okul öncesi bu dönemde ailenin çocuğa yansıyan olumsuz duygularının yanı sıra, uyaran eksikliği, sosyal çevre eksikliği sebebi ile sosyal, bilişsel gelişimi beklenenden daha yavaş olabilir. Bu yaş grubunda çocuklar virüsleri onlara ve sevdiklerine zarar verebilecek canavarlar olarak algılayabilir, dış dünyadan bu sebeple daha çok korkabilirler. Özellikle onları korkutabilecek görsellerden, konuşmalardan korumak çok önemli. Bu korkular günlük hayatlarına tek başına kalmak istememe, bakım verenlerinden ayrılmak istememe, uykuya dalmakta güçlük, sık uyanma, korkulu rüyalar, gün içinde huzursuzluk, öfkelilik şeklinde kendini gösterebiliyor.
6-11 YAŞ: İlk ve ortaöğretim çocuklarında online eğitim döneminde sorumluluklarının yerine getirilmesinde zorluklar, fiziksel aktivite azlığı, akranları ile vakit geçirememeleri, ailelerin öğretmen rolüne geçmesi sebebi ile çocukların ve ailelerin kaygı, tükenmişlik, öfke gibi olumsuz duygu yoğunluğunda artış ve aile içi çatışmaların arttığı görülebiliyor. Ölümü algılayabilen bu yaştaki çocuklar bir yakınını kaybettiyse ya da bu dönemde sıkça çevresinden yakınını kaybedenleri duyuyorsa kaygıları daha da artar. Mutsuzluk, isteksizlik, derslere odaklanamama, öğrenme güçlüğü, uyku problemleri, aşırı yeme ya da iştahsızlık, beslenmeyi reddetme gibi yeme problemleri hatta bozukları görülebilir.
11-14 YAŞ: Ergenliğin başlangıcı ve orta evrelerindeki bu çocuklar akranları ile görüşememeleri, sosyal hayatın eksikliği, sürekli aileleriyle birlikte ve onların kontrolünde olmaktan çok etkileniyorlar. Pandeminin varlığını inkar etme eğilimi, etkilenmiyor görünmelerine de bu grupta oldukça sık karşılaşılır. Bu dönemde sorumluluklardan kaçma, akademik kayıplar, odaklanma ve motivasyon güçlükleri, enerji azlığı, zevk aldığı aktivitelere ilgi kaybı, uyku ve yeme sorunları, öfkelilik hali, aile içi çatışmalar ile ekran, oyun, internet bağımlılığı şeklinde görülebilmektedir.
15-18 YAŞ: Ergenliğin orta ve geç dönemlerindeki bu yaş grubunda normal dönemlerde de sıkça görülen gelecek kaygısının pandemi ile birlikte de daha sık ve ağırlaştığı görülebiliyor. Akranlarından uzak olmaları, aile ile daha fazla vakit geçirme ve sorumluluklarının daha fazla hatırlatılması, çatışmaları, gelecek kaygıları ve depresif bulguları arttırabiliyor. Bu grupta umutsuzluk, değersizlik, çaresizlik gibi depresif bulgularda, depresyon sıklığında artış, kendine zarar verme, intihar girişimleri bile görülebiliyor.
UMUT ETMEYİ ÖĞRETİN
“Bütün bu zorlukları getirdiği tüm duygular ile birlikte kabul edebilmeli, işlevselliğimizi, enerjimizi mümkün olduğunca korumaya çalışmalıyız.” diyen Doç. Dr. Sebla Gökçe, pandemi sürecinde çocuk, ergen ve ailelere şu önerilerde bulundu:
“Bize, çocuğumuza iyi gelen, keyif veren aktivitelere yönelmek elbette oyun oynamak, konuşmak, dinlemek, izlemek, yemek, içmek hareket etmek, sevmek, sevilmek, hatırlamak, unutmamak çok önemli. Zorluklarla başa çıkabilme becerisi, çocukların hayat boyu en çok ihtiyaç duyacakları becerilerdendir. Bu dönemi belki hasarsız değil ama en az hasarla atlatmaya çalışmalıyız. Laboratuarlarda, hastanelerde, sokaklarda insanlık uğruna hayatını kaybedenlerin varlığına saygıyı unutmadan, bütün bu kayıplara rağmen yaşamaktan, iyilik halinden vazgeçmemek, umut etmek çocuklarımıza öğretebileceğimizin en önemlisidir.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
Yeni tip koronavirüs (Covid-19) nedeniyle yaşanan pandemi dönemi her yaşta çocuk ve ergen başta olmak üzere tüm bireyleri farklı şekillerde etkiliyor. Kimi yaşamını, kimi sağlığını, kimi sevdiğini kaybetti. Kimi ekonomik kayıplarla karşılaştı kiminin sosyal yaşamı etkilendi. Bunca kayıp arasında ruh sağlığımızı korumak hiç kolay olmuyor. Çocuklar da ailelerin duyduğu kaygıdan, stresten, sokaklarda gördükleri maskeli yaşamdan, sosyal mesafeden etkileniyorlar. Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nden Doç. Dr. Sebla Gökçe, çocuk ve ergenlerin pandemiden nasıl etkilendiğini her yaş grubu için ayrı ayrı anlattı:
0-1 YAŞ: Annenin, babanın bakım verenlerin kaygısı bebeklerde huzursuzluk, uyku ve beslenme problemleri şeklinde ortaya çıkıyor. Bebeğin bakım verene güvenli bağlanma geliştirmesi beklenirken, bu dönemde annede, bakım verende depresyon, kaygı, yüksek stres düzeyi bağlanmayı etkileyebiliyor. Bu durum çocuğun gelecekte hayatla ve diğer insanlarla kurduğu ilişkileri olumsuz etkileyebilir.
1-3 YAŞ: Konuşmaya başlayan, hareket özgürlüğü kazanan ve sosyalleşmeye başlayan çocuklar pandemi döneminde daha çok ailelerinin nasıl hissettiğine bağlı olarak ayrılık kaygısı, anneye, babaya yapışma, ayrılmak istememe, onların yokluğunda huzursuzluk, davranış problemleri gösterebiliyor. Kaygı ve stres düzeyine göre, kendinin veya yakınlarının hastalıkları uykuya dalamama, sık uyanma, korkulu rüya görme, iştahsızlık, huzursuzluk, öfkelilik hatta öfke nöbetleri, uyku ve beslenme problemleri de görülebiliyor. İnsanların sürekli maske ile gezmeleri, birbirlerinden uzak durmaları, dokundukları yerlerden mikrop, virüs bulaşır kaygısı nedeniyle gösterdikleri davranışları gözlemlemeleri, ailelerinin ve kreşe gidiyorsa öğretmenlerinin bu konularda sürekli uyarması dış dünyayı tehlikeli algılamalarına neden olabilir. Pandemide, dış dünyaya güvensizlik algılarının oluşması gelecekte onların kaygı düzeyi yüksek bireyler olarak gelişmelerine sebep olabilir.
3-6 YAŞ: Okul öncesi bu dönemde ailenin çocuğa yansıyan olumsuz duygularının yanı sıra, uyaran eksikliği, sosyal çevre eksikliği sebebi ile sosyal, bilişsel gelişimi beklenenden daha yavaş olabilir. Bu yaş grubunda çocuklar virüsleri onlara ve sevdiklerine zarar verebilecek canavarlar olarak algılayabilir, dış dünyadan bu sebeple daha çok korkabilirler. Özellikle onları korkutabilecek görsellerden, konuşmalardan korumak çok önemli. Bu korkular günlük hayatlarına tek başına kalmak istememe, bakım verenlerinden ayrılmak istememe, uykuya dalmakta güçlük, sık uyanma, korkulu rüyalar, gün içinde huzursuzluk, öfkelilik şeklinde kendini gösterebiliyor.
6-11 YAŞ: İlk ve ortaöğretim çocuklarında online eğitim döneminde sorumluluklarının yerine getirilmesinde zorluklar, fiziksel aktivite azlığı, akranları ile vakit geçirememeleri, ailelerin öğretmen rolüne geçmesi sebebi ile çocukların ve ailelerin kaygı, tükenmişlik, öfke gibi olumsuz duygu yoğunluğunda artış ve aile içi çatışmaların arttığı görülebiliyor. Ölümü algılayabilen bu yaştaki çocuklar bir yakınını kaybettiyse ya da bu dönemde sıkça çevresinden yakınını kaybedenleri duyuyorsa kaygıları daha da artar. Mutsuzluk, isteksizlik, derslere odaklanamama, öğrenme güçlüğü, uyku problemleri, aşırı yeme ya da iştahsızlık, beslenmeyi reddetme gibi yeme problemleri hatta bozukları görülebilir.
11-14 YAŞ: Ergenliğin başlangıcı ve orta evrelerindeki bu çocuklar akranları ile görüşememeleri, sosyal hayatın eksikliği, sürekli aileleriyle birlikte ve onların kontrolünde olmaktan çok etkileniyorlar. Pandeminin varlığını inkar etme eğilimi, etkilenmiyor görünmelerine de bu grupta oldukça sık karşılaşılır. Bu dönemde sorumluluklardan kaçma, akademik kayıplar, odaklanma ve motivasyon güçlükleri, enerji azlığı, zevk aldığı aktivitelere ilgi kaybı, uyku ve yeme sorunları, öfkelilik hali, aile içi çatışmalar ile ekran, oyun, internet bağımlılığı şeklinde görülebilmektedir.
15-18 YAŞ: Ergenliğin orta ve geç dönemlerindeki bu yaş grubunda normal dönemlerde de sıkça görülen gelecek kaygısının pandemi ile birlikte de daha sık ve ağırlaştığı görülebiliyor. Akranlarından uzak olmaları, aile ile daha fazla vakit geçirme ve sorumluluklarının daha fazla hatırlatılması, çatışmaları, gelecek kaygıları ve depresif bulguları arttırabiliyor. Bu grupta umutsuzluk, değersizlik, çaresizlik gibi depresif bulgularda, depresyon sıklığında artış, kendine zarar verme, intihar girişimleri bile görülebiliyor.
UMUT ETMEYİ ÖĞRETİN
“Bütün bu zorlukları getirdiği tüm duygular ile birlikte kabul edebilmeli, işlevselliğimizi, enerjimizi mümkün olduğunca korumaya çalışmalıyız.” diyen Doç. Dr. Sebla Gökçe, pandemi sürecinde çocuk, ergen ve ailelere şu önerilerde bulundu:
“Bize, çocuğumuza iyi gelen, keyif veren aktivitelere yönelmek elbette oyun oynamak, konuşmak, dinlemek, izlemek, yemek, içmek hareket etmek, sevmek, sevilmek, hatırlamak, unutmamak çok önemli. Zorluklarla başa çıkabilme becerisi, çocukların hayat boyu en çok ihtiyaç duyacakları becerilerdendir. Bu dönemi belki hasarsız değil ama en az hasarla atlatmaya çalışmalıyız. Laboratuarlarda, hastanelerde, sokaklarda insanlık uğruna hayatını kaybedenlerin varlığına saygıyı unutmadan, bütün bu kayıplara rağmen yaşamaktan, iyilik halinden vazgeçmemek, umut etmek çocuklarımıza öğretebileceğimizin en önemlisidir.”
Son Güncelleme: Pazartesi, 28 Aralık 2020 14:25
Gösterim: 1089
Hayal güçleri gelişmiş olan 6 yaşından küçük çocukların gerçeklik ve fanteziyi ayırt etmekte güçlük çektikleri için hayallerle ilgili ifadeleri gerçek gibi anlatmaları normal karşılanıyor. 5 yaşından itibaren çocukların gerçeklikle yalanı fark etmeye ve kavramaya başladığını söyleyen uzmanlar, 7 yaş sonrası yalan söyleme eyleminin devam etmesi durumunda dikkat edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Nuran Günana, çocukların yalan söyleme nedenleri hakkında bilgiler paylaştı ve ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.
5 yaşında gerçeklikle yalanı kavramaya başlıyorlar.
‘Çocuklar neden yalan söyler ve yalan söyleyen çocuğa nasıl davranılması gerekir?’ konusu ile sıklıkla karşılaştıklarını belirten Klinik Psikolog Nuran Günana, “6 yaşından küçük çocuklar gerçeklik ve fanteziyi ayırt etmekte güçlük çekerler. Hayal güçleri gelişmiş olduğu için ve gerçeklik duygusu henüz oluşmadığından hayallerle ilgili ifadeleri gerçek gibi anlatmaları normaldir. Çocuklar 5 yaşından itibaren gerçeklikle yalanı fark etmeye ve kavramaya başlar. Eğer 7 yaş sonrası yalan söyleme eylemi hala devam ediyorsa dikkat edilmesi gerekir” dedi.
Baskı çocuğa yalan söyletiyor
Günana, üzerinde oluşan baskı sonucu çocuğun yalan söyleyebileceğine dikkat çekti ve sözlerine şöyle devam etti: “Çocuklar yanlış yapmaktan korktuğunda, ebeveynlerini hayal kırıklığına uğratmaktan ya da onlar tarafından cezalandırılmaktan korktuğunda yalan söyler. Yalan söylemek çocuğun yanlış bir şey yaptığının farkında olduğunu gösterir. Çocuk ödevini tamamlamadıysa bu sorunu yalan söyleyerek ve yaptığını söyleyerek çözmeye çalışır. Sokağa çıkma izni dolmasına rağmen eve geç gelen bir çocuk da nerede ve kiminle olduğu konusunda yalan söyleyebilir. Yalan söylemek, sonuçlarla yüzleşmek yerine onlardan kaçınmak için kullanılır. Bazen de bir sorunu nasıl çözeceklerini bilmediklerinden kaynaklanır. Eğer ödevini zamanında tamamlamadığı için yalan söylüyorsa, bunun nedeni ödevi zamanında nasıl yapacağını çözemediğidir. Ya da çatışmayla başa çıkmanın başka bir yolunu bulamadıklarında yalana başvurabilirler. Yani yalan söylemek bir tür problem çözme sorunu, beceri eksikliği ve sonuçlardan kaçınma sorunudur.”
Ebeveynler yalanın nedenini öğrenmeli
Ebeveynlerin bu konuda dikkatli olmaları ve çocuklarının neden yalan söylediklerini anlamaya çalışmaları gerektiğini ifade eden Günana, “Ebeveynlerin birçoğu çocuklarının bir şeyi elde etmek için veya yapmak istemedikleri bir şeyden kaçmak için yalan söylediklerini düşünürler. Ancak, çocukların yalan söylemeye dair bu motivasyonunun yanı sıra daha farklı sebepleri de olabilir. Bu sebeplerden biri yeni bir fikri keşfetmeleri ve sonucunda ne olacağını görmek istemeleri olabilir. Yani, ‘bu konu hakkında yalan söylersem ne olur, karşımdaki kişi benim için ne yapar veya nasıl hareket eder? Bana ne kazandırır?’ gibi varsayımlarla ebeveynlerini veya diğer insanları denemek için yalan söyleyebilirler” dedi.
Özgüveni olmayan çocuk yalana başvuruyor
Yalan söyleyerek başkalarının ne hissettiğini ve ne düşündüğünü bilmenin çocuklar için önemli bir sosyal beceri olduğunu söyleyen Günana, “Ancak, yalan söylemek çocuğun yaşamında süreklilik kazanmışsa ve gündelik yaşam becerilerini etkiliyorsa o zaman sorun teşkil ettiği anlamına gelir. Kendine güveni olmayan çocuklar, kendilerini başkalarının gözünde daha yetenekli ve özel olduğunu gösterebilmek için yalana başvurabilirler. Ayrıca başkalarının onayını alabilmek için de yalana başvurabilirler. Dürtüselliğin belirgin olduğu dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunu yaşayan çocukların ayırt edici özelliklerinden biri düşünmeden önce konuşmalarıdır. Bu sebepten dolayı çoğu zaman yalan söyleme eğiliminde olurlar. Bazen de ebeveynler çocukları iyi bir şey uğruna küçük yalanlar söylemeye teşvik edebilirler fakat bu durumun nasıl bir sonuca varacağını göremeyebilirler” diye konuştu.
Ebeveynler de davranışlarına dikkat etmeli
Klinik Psikolog Nuran Günana, ‘Ebeveynlerin önemsemeleri gereken konulardan biri öncelikle kendi tutum ve davranışlarına dikkat etmeleridir’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aşırı tepki veren ve aşırı olumsuz olan ebeveynler çocukları yalan söylemeye iterler. Çocuğun ne tür yalanlar söylediği, ne için söylediği ve hangi koşullar altında yalan söylediğine dikkat etmekte fayda vardır. Yani önemli olan şey yalanı gerekli kılan temelde yatan davranışa değinmektir. Eğer temelde yatan davranış değişir ve gelişirse yalan söylemenin nedeni ortadan kalkacaktır. Yalan söylemesini gerektirecek bir sebep bir daha olmayacaktır. Çocuk ev kuralları çok katı olduğunu düşündüğü için yalan söyleyebilir veya ev ödevleriyle ilgili çok baskı yapan anne ve babasına başka bir yol bulamadığı için yalan söyleyebilir. Bunun gibi birçok sebep gösterilebilir. Eğer ebeveynler çocuğa yalan söylediği için öfkelenip kızarsa çocuk daha da içine kapanır ve sebebin ne olduğu asla öğrenilemez. Bu tutum, çocuğun yalan söylemesini gerekli kılan davranışı değiştirmesine yardımcı olmaz.”
Çocuğa güven aşılanmalı
Çocukların dikkat çekmek için söylediği yalanlar konusunda ebeveynlerin durumu görmezden gelmelerinde fayda olduğunu belirten Günana, “Sert bir şekilde uyarmak veya kızmak yerine, ‘bu bir yalan ve bunun senin başına gelmediğini biliyorum’ demelerinde fayda vardır. Çocuğa öfke ile cevap vermek yerine güven aşılanmalıdır. ‘Bana gerçekte ne olduğunu anlatabileceğine inanıyorum’ gibi cesaret verici geri bildirimler işe yarayacaktır. Çocukları yalan söylemeye iten olayları yeniden çerçevelendirip cesaretlendirerek tekrar denemeleri için fırsat yaratılmalıdır” dedi.
Yalanın altında psikiyatrik sebep olabilir
‘Diğer yönden özgüven eksikliğinden dolayı yalan söyleme eğiliminde olan çocuklar için çok fazla o konu hakkında soru sormamakta fayda vardır’ diyen Uzman Klinik Psikolog Nuran Günana sözlerine şöyle devam etti: “Soru soruldukça çocuk dikkat çektiğini anlayarak kendini tatmin edecek ve yalan söyleme davranışı pekişmiş olacaktır. Genellikle çocuklar keyfi olarak yalan söylemezler, ne kadar yanlış olursa olsun bir nedenleri vardır. Ebeveynlerin görevi, çocuklara sorunları çözmenin uygun ve etkili yollarını öğretmek ve onlara yol gösterici olmaktır. Eğer her şeye rağmen çocuk patolojik yalan söyleme davranışı gösteriyorsa altında yatan birçok psikiyatrik sebep olabilir. Bu nedenle destek ve tedavi almak doğru bir yol olacaktır.”
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
Hayal güçleri gelişmiş olan 6 yaşından küçük çocukların gerçeklik ve fanteziyi ayırt etmekte güçlük çektikleri için hayallerle ilgili ifadeleri gerçek gibi anlatmaları normal karşılanıyor. 5 yaşından itibaren çocukların gerçeklikle yalanı fark etmeye ve kavramaya başladığını söyleyen uzmanlar, 7 yaş sonrası yalan söyleme eyleminin devam etmesi durumunda dikkat edilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Nuran Günana, çocukların yalan söyleme nedenleri hakkında bilgiler paylaştı ve ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.
5 yaşında gerçeklikle yalanı kavramaya başlıyorlar.
‘Çocuklar neden yalan söyler ve yalan söyleyen çocuğa nasıl davranılması gerekir?’ konusu ile sıklıkla karşılaştıklarını belirten Klinik Psikolog Nuran Günana, “6 yaşından küçük çocuklar gerçeklik ve fanteziyi ayırt etmekte güçlük çekerler. Hayal güçleri gelişmiş olduğu için ve gerçeklik duygusu henüz oluşmadığından hayallerle ilgili ifadeleri gerçek gibi anlatmaları normaldir. Çocuklar 5 yaşından itibaren gerçeklikle yalanı fark etmeye ve kavramaya başlar. Eğer 7 yaş sonrası yalan söyleme eylemi hala devam ediyorsa dikkat edilmesi gerekir” dedi.
Baskı çocuğa yalan söyletiyor
Günana, üzerinde oluşan baskı sonucu çocuğun yalan söyleyebileceğine dikkat çekti ve sözlerine şöyle devam etti: “Çocuklar yanlış yapmaktan korktuğunda, ebeveynlerini hayal kırıklığına uğratmaktan ya da onlar tarafından cezalandırılmaktan korktuğunda yalan söyler. Yalan söylemek çocuğun yanlış bir şey yaptığının farkında olduğunu gösterir. Çocuk ödevini tamamlamadıysa bu sorunu yalan söyleyerek ve yaptığını söyleyerek çözmeye çalışır. Sokağa çıkma izni dolmasına rağmen eve geç gelen bir çocuk da nerede ve kiminle olduğu konusunda yalan söyleyebilir. Yalan söylemek, sonuçlarla yüzleşmek yerine onlardan kaçınmak için kullanılır. Bazen de bir sorunu nasıl çözeceklerini bilmediklerinden kaynaklanır. Eğer ödevini zamanında tamamlamadığı için yalan söylüyorsa, bunun nedeni ödevi zamanında nasıl yapacağını çözemediğidir. Ya da çatışmayla başa çıkmanın başka bir yolunu bulamadıklarında yalana başvurabilirler. Yani yalan söylemek bir tür problem çözme sorunu, beceri eksikliği ve sonuçlardan kaçınma sorunudur.”
Ebeveynler yalanın nedenini öğrenmeli
Ebeveynlerin bu konuda dikkatli olmaları ve çocuklarının neden yalan söylediklerini anlamaya çalışmaları gerektiğini ifade eden Günana, “Ebeveynlerin birçoğu çocuklarının bir şeyi elde etmek için veya yapmak istemedikleri bir şeyden kaçmak için yalan söylediklerini düşünürler. Ancak, çocukların yalan söylemeye dair bu motivasyonunun yanı sıra daha farklı sebepleri de olabilir. Bu sebeplerden biri yeni bir fikri keşfetmeleri ve sonucunda ne olacağını görmek istemeleri olabilir. Yani, ‘bu konu hakkında yalan söylersem ne olur, karşımdaki kişi benim için ne yapar veya nasıl hareket eder? Bana ne kazandırır?’ gibi varsayımlarla ebeveynlerini veya diğer insanları denemek için yalan söyleyebilirler” dedi.
Özgüveni olmayan çocuk yalana başvuruyor
Yalan söyleyerek başkalarının ne hissettiğini ve ne düşündüğünü bilmenin çocuklar için önemli bir sosyal beceri olduğunu söyleyen Günana, “Ancak, yalan söylemek çocuğun yaşamında süreklilik kazanmışsa ve gündelik yaşam becerilerini etkiliyorsa o zaman sorun teşkil ettiği anlamına gelir. Kendine güveni olmayan çocuklar, kendilerini başkalarının gözünde daha yetenekli ve özel olduğunu gösterebilmek için yalana başvurabilirler. Ayrıca başkalarının onayını alabilmek için de yalana başvurabilirler. Dürtüselliğin belirgin olduğu dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunu yaşayan çocukların ayırt edici özelliklerinden biri düşünmeden önce konuşmalarıdır. Bu sebepten dolayı çoğu zaman yalan söyleme eğiliminde olurlar. Bazen de ebeveynler çocukları iyi bir şey uğruna küçük yalanlar söylemeye teşvik edebilirler fakat bu durumun nasıl bir sonuca varacağını göremeyebilirler” diye konuştu.
Ebeveynler de davranışlarına dikkat etmeli
Klinik Psikolog Nuran Günana, ‘Ebeveynlerin önemsemeleri gereken konulardan biri öncelikle kendi tutum ve davranışlarına dikkat etmeleridir’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aşırı tepki veren ve aşırı olumsuz olan ebeveynler çocukları yalan söylemeye iterler. Çocuğun ne tür yalanlar söylediği, ne için söylediği ve hangi koşullar altında yalan söylediğine dikkat etmekte fayda vardır. Yani önemli olan şey yalanı gerekli kılan temelde yatan davranışa değinmektir. Eğer temelde yatan davranış değişir ve gelişirse yalan söylemenin nedeni ortadan kalkacaktır. Yalan söylemesini gerektirecek bir sebep bir daha olmayacaktır. Çocuk ev kuralları çok katı olduğunu düşündüğü için yalan söyleyebilir veya ev ödevleriyle ilgili çok baskı yapan anne ve babasına başka bir yol bulamadığı için yalan söyleyebilir. Bunun gibi birçok sebep gösterilebilir. Eğer ebeveynler çocuğa yalan söylediği için öfkelenip kızarsa çocuk daha da içine kapanır ve sebebin ne olduğu asla öğrenilemez. Bu tutum, çocuğun yalan söylemesini gerekli kılan davranışı değiştirmesine yardımcı olmaz.”
Çocuğa güven aşılanmalı
Çocukların dikkat çekmek için söylediği yalanlar konusunda ebeveynlerin durumu görmezden gelmelerinde fayda olduğunu belirten Günana, “Sert bir şekilde uyarmak veya kızmak yerine, ‘bu bir yalan ve bunun senin başına gelmediğini biliyorum’ demelerinde fayda vardır. Çocuğa öfke ile cevap vermek yerine güven aşılanmalıdır. ‘Bana gerçekte ne olduğunu anlatabileceğine inanıyorum’ gibi cesaret verici geri bildirimler işe yarayacaktır. Çocukları yalan söylemeye iten olayları yeniden çerçevelendirip cesaretlendirerek tekrar denemeleri için fırsat yaratılmalıdır” dedi.
Yalanın altında psikiyatrik sebep olabilir
‘Diğer yönden özgüven eksikliğinden dolayı yalan söyleme eğiliminde olan çocuklar için çok fazla o konu hakkında soru sormamakta fayda vardır’ diyen Uzman Klinik Psikolog Nuran Günana sözlerine şöyle devam etti: “Soru soruldukça çocuk dikkat çektiğini anlayarak kendini tatmin edecek ve yalan söyleme davranışı pekişmiş olacaktır. Genellikle çocuklar keyfi olarak yalan söylemezler, ne kadar yanlış olursa olsun bir nedenleri vardır. Ebeveynlerin görevi, çocuklara sorunları çözmenin uygun ve etkili yollarını öğretmek ve onlara yol gösterici olmaktır. Eğer her şeye rağmen çocuk patolojik yalan söyleme davranışı gösteriyorsa altında yatan birçok psikiyatrik sebep olabilir. Bu nedenle destek ve tedavi almak doğru bir yol olacaktır.”
Son Güncelleme: Perşembe, 27 Ağustos 2020 12:01
Gösterim: 2448
Tüm hızıyla devam eden Covid-19 enfeksiyonuna karşı önlem olarak okullarda ders zili 31 Ağustos’ta öncelikle ‘uzaktan’ çalacak. Peki, yaz döneminin rehaveti içerisinde olan çocukların, uzaktan eğitimde gerekli disiplini nasıl sağlayabilmesi ve uzaktan eğitimde başarılı olabilmeleri için nelere dikkat etmek gerekiyor?
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Klinik Psikolog Cansu İvecen, yeni eğitim-öğretim dönemi ile birlikte ebeveynlerin online eğitim sürecini daha iyi yönetebilmek ve çocuklarına destek olabilmek adına dikkat etmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Cep telefonunu sınırlandırın
Öncelikle çocuklar yaş grubu itibariyle rutine ihtiyaç duymaktadırlar. Pandemi ile beraber çocuklarımızın bozulan rutinlerinde tatil döneminde telefon kullanımının sıklığının artması, tablet ile geçirilen zamanın fazlalaşması gibi bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkileyecek yeni ve bir takım farklı alışkanlıklar oluşturmuş olabilirler. Bu sebeple kimi çocuk online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir ve odaklanmakta güçlük yaşayabilir. Oluşan bu alışkanlığın velileri tarafından sınırlandırılması ve okul süreci ile beraber yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi ev içerisinde bu kullanımların süresi ve sınırlandırmanın devamlılığının sağlanması gerekmektedir.
Duygularını paylaşmasını sağlayın
Yüz yüze eğitim sürecinde çocukların okula devam ediyor olması, sosyal ve duygusal gelişimleri açısından önem taşımaktaydı. Bu süreç içerisinde akran grubundan uzak kalacak olması çeşitli duygusal problemlere yol açabilir. Bu noktada çocuğun duygusunu anlamanın ve bu duygusunu ona yansıtmanın faydası olacaktır. Aksi halde süreç içerisinde anlaşılmayan çocuk duygusal olarak farklı problemler yaşayacağından derse motivasyon ve ilgisini kaybedecektir.
Konuşmalarınız ve davranışlarınızla güven verin
Online eğitim sürecinde tatile girilmesiyle beraber evde geçirilen sürenin artmış olması ve bu sürecin yüz yüze eğitiminden uzak olacak şekilde devam edecek olması çocukların tatilin devam ettiği yönünde düşünmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuk, online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir. Bu noktada çocuğun yaş grubuna uygun olarak eğitim ve öğretim sürecinin neden böyle devam etmesi gerektiğini, farklı sektörlerde çeşitli alınan farklı tedbir yöntemlerini örnek göstererek anlatmalı ve online ders süreci ile ilgili kaygı, endişe, isteksizlik gibi herhangi bir olumsuz duygulanımı var ise konuşulmalı ve güven verilmelidir.
Birlikte çalışma düzeni oluşturun
Yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi online eğitim sürecinde de ders çalışma noktasında organize olamayan, zorlanan ve bu noktada desteğe ihtiyacı olan çocuklar için çalışma düzeni ve planı oluşturarak yardımcı olmak gerekmektedir. Plan ve düzen dahilinde çocuğun gerçekleştirebildiği her davranış adına olumlu geri bildirim vermek ve teşvik etmek plana uyum sağlama sürecinin hızlanmasına katkı sağlayacaktır.
Uyku ve beslenme düzenine dikkat edin
Klinik Psikolog Cansu İvecen “Çocukların derse olan dikkati ve devamlılığını sağlayabilmek adına uykusunu yeterli alması, beslenme öğününün atlanmaması önem taşımaktadır. Çocuğun ders öncesinde bu ihtiyaçlarının karşılandığından emin olmalı, bu süreç içerisinde olabildiğince derse hazır bir şekilde oturması noktasında teşvik etmek gerekmektedir. Bu sebeple uyku düzeni değişen ve bununla beraber yeme düzeni ve saati farklılaşan çocuklarımız var ise uyuması ve kahvaltısını yapması adına belirli zaman dilimleri belirlemek faydalı olacaktır” diyor.
Çalışma ortamında bunlara dikkat edin!
Online eğitim sürecinde çocuğun dikkat dağınıklığı yaşamaması için tıpkı okul ortamında olduğu gibi çalışma yerinin belli olması, bir çalışma masasının bulunması, masa, duvar vb yerlerde dikkat dağıtıcı unsurların olmaması, çocuğun ders öncesinde ders ile ilgili kalem, defter, kitap gibi materyallerinin hazır bulunuyor olması gerekmektedir. Ayrıca var ise çalışma ortamına uygun ayrı bir odası olması gerekmekte, farklı bir odanın bulunamadığı koşullarda çocuğun dikkatini dağıtabilecek evde küçük kardeş var ise eğitim ortamından farklı bir yerde bulunması ve ailelerin eğitim gerçekleşirken çeşitli ev faaliyetlerini gerçekleştirmemesi gerekmektedir.
Teneffüslerde cep telefonunu kullandırtmayın
Teneffüs aralarında telefon, tablet gibi çocuğun derse olan dikkatini ve ilgisini azaltacak aletler kullanmaması gerekmektedir. Bunun yerine okul ortamında olduğu gibi bu zaman dilimi içerisinde hareket etmeli ve buna teşvik edilmeli, varsa fizyolojik bir takım ihtiyaçlarını karşılamalı ve tekrar dersin başına oturmalıdır.
Destek olun
Derslerin takibi ve ödevlerin yapılması konusunda velilerin çocuklarına destekçi olması, anlamadığı noktalarda cesaretlendirmesi derse olan ilgisinin azalmaması noktasında önem taşımaktadır. Çocuğu anlamadığı ve yapamadığı noktalarda eleştirmek, kıyaslamak ya da ses yükseltmek gibi olumsuz tutumlar başarısızlık hissinin oluşmasına sebep olmakla beraber ders sürecinin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olacaktır.
Evde ailece etkinlikler yapın
Aile içi yapılabilecek etkinlikleri arttırmak ve programlamak bu dönem içerisinde akran grubundan ayrı kalan çocuklarımızın sosyal ve duygusal gelişimi açısından önem taşımaktadır. Bu noktada çocuk ile ebeveynin ortak kararı doğrultusunda ev içerisinde yapabilecekleri etkinlikler planlamak ve zamanını belirlemek, ev içerisinde bu anlamda rutin oluşturmak ve aile içi ilişkilerin olumlu yönde gelişimine katkısı olacaktır.
Çocuğunuzun öğrenme biçimine uygun hareket edin!
Klinik Psikolog Cansu İvecen “Tüm ebeveynlerin, çocuğunun akademik düzeyini doğru ve gerçekçi değerlendirerek, kendi beklentilerini çocuğun düzeyine indirgemesi gerekmektedir. Çocukların derse olan ilgisi ve isteği öğrenme biçiminin farklılığı sebebiyle etkilenmektedir. Bu gibi noktalarda çocuğunuzun öğrenme biçimini fark ederek uygun hareket etmek ve gösterdiği çabayı takdir ederek cesaretlendirerek geri bildirim vermek bu süreç içerisindeki öğrenme motivasyonunun artmasına olanak sağlayacaktır” diyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
Tüm hızıyla devam eden Covid-19 enfeksiyonuna karşı önlem olarak okullarda ders zili 31 Ağustos’ta öncelikle ‘uzaktan’ çalacak. Peki, yaz döneminin rehaveti içerisinde olan çocukların, uzaktan eğitimde gerekli disiplini nasıl sağlayabilmesi ve uzaktan eğitimde başarılı olabilmeleri için nelere dikkat etmek gerekiyor?
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Klinik Psikolog Cansu İvecen, yeni eğitim-öğretim dönemi ile birlikte ebeveynlerin online eğitim sürecini daha iyi yönetebilmek ve çocuklarına destek olabilmek adına dikkat etmesi gerekenleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
Cep telefonunu sınırlandırın
Öncelikle çocuklar yaş grubu itibariyle rutine ihtiyaç duymaktadırlar. Pandemi ile beraber çocuklarımızın bozulan rutinlerinde tatil döneminde telefon kullanımının sıklığının artması, tablet ile geçirilen zamanın fazlalaşması gibi bilişsel gelişimini olumsuz yönde etkileyecek yeni ve bir takım farklı alışkanlıklar oluşturmuş olabilirler. Bu sebeple kimi çocuk online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir ve odaklanmakta güçlük yaşayabilir. Oluşan bu alışkanlığın velileri tarafından sınırlandırılması ve okul süreci ile beraber yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi ev içerisinde bu kullanımların süresi ve sınırlandırmanın devamlılığının sağlanması gerekmektedir.
Duygularını paylaşmasını sağlayın
Yüz yüze eğitim sürecinde çocukların okula devam ediyor olması, sosyal ve duygusal gelişimleri açısından önem taşımaktaydı. Bu süreç içerisinde akran grubundan uzak kalacak olması çeşitli duygusal problemlere yol açabilir. Bu noktada çocuğun duygusunu anlamanın ve bu duygusunu ona yansıtmanın faydası olacaktır. Aksi halde süreç içerisinde anlaşılmayan çocuk duygusal olarak farklı problemler yaşayacağından derse motivasyon ve ilgisini kaybedecektir.
Konuşmalarınız ve davranışlarınızla güven verin
Online eğitim sürecinde tatile girilmesiyle beraber evde geçirilen sürenin artmış olması ve bu sürecin yüz yüze eğitiminden uzak olacak şekilde devam edecek olması çocukların tatilin devam ettiği yönünde düşünmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuk, online eğitim sürecine adapte olmakta zorlanabilir. Bu noktada çocuğun yaş grubuna uygun olarak eğitim ve öğretim sürecinin neden böyle devam etmesi gerektiğini, farklı sektörlerde çeşitli alınan farklı tedbir yöntemlerini örnek göstererek anlatmalı ve online ders süreci ile ilgili kaygı, endişe, isteksizlik gibi herhangi bir olumsuz duygulanımı var ise konuşulmalı ve güven verilmelidir.
Birlikte çalışma düzeni oluşturun
Yüz yüze eğitim sürecinde olduğu gibi online eğitim sürecinde de ders çalışma noktasında organize olamayan, zorlanan ve bu noktada desteğe ihtiyacı olan çocuklar için çalışma düzeni ve planı oluşturarak yardımcı olmak gerekmektedir. Plan ve düzen dahilinde çocuğun gerçekleştirebildiği her davranış adına olumlu geri bildirim vermek ve teşvik etmek plana uyum sağlama sürecinin hızlanmasına katkı sağlayacaktır.
Uyku ve beslenme düzenine dikkat edin
Klinik Psikolog Cansu İvecen “Çocukların derse olan dikkati ve devamlılığını sağlayabilmek adına uykusunu yeterli alması, beslenme öğününün atlanmaması önem taşımaktadır. Çocuğun ders öncesinde bu ihtiyaçlarının karşılandığından emin olmalı, bu süreç içerisinde olabildiğince derse hazır bir şekilde oturması noktasında teşvik etmek gerekmektedir. Bu sebeple uyku düzeni değişen ve bununla beraber yeme düzeni ve saati farklılaşan çocuklarımız var ise uyuması ve kahvaltısını yapması adına belirli zaman dilimleri belirlemek faydalı olacaktır” diyor.
Çalışma ortamında bunlara dikkat edin!
Online eğitim sürecinde çocuğun dikkat dağınıklığı yaşamaması için tıpkı okul ortamında olduğu gibi çalışma yerinin belli olması, bir çalışma masasının bulunması, masa, duvar vb yerlerde dikkat dağıtıcı unsurların olmaması, çocuğun ders öncesinde ders ile ilgili kalem, defter, kitap gibi materyallerinin hazır bulunuyor olması gerekmektedir. Ayrıca var ise çalışma ortamına uygun ayrı bir odası olması gerekmekte, farklı bir odanın bulunamadığı koşullarda çocuğun dikkatini dağıtabilecek evde küçük kardeş var ise eğitim ortamından farklı bir yerde bulunması ve ailelerin eğitim gerçekleşirken çeşitli ev faaliyetlerini gerçekleştirmemesi gerekmektedir.
Teneffüslerde cep telefonunu kullandırtmayın
Teneffüs aralarında telefon, tablet gibi çocuğun derse olan dikkatini ve ilgisini azaltacak aletler kullanmaması gerekmektedir. Bunun yerine okul ortamında olduğu gibi bu zaman dilimi içerisinde hareket etmeli ve buna teşvik edilmeli, varsa fizyolojik bir takım ihtiyaçlarını karşılamalı ve tekrar dersin başına oturmalıdır.
Destek olun
Derslerin takibi ve ödevlerin yapılması konusunda velilerin çocuklarına destekçi olması, anlamadığı noktalarda cesaretlendirmesi derse olan ilgisinin azalmaması noktasında önem taşımaktadır. Çocuğu anlamadığı ve yapamadığı noktalarda eleştirmek, kıyaslamak ya da ses yükseltmek gibi olumsuz tutumlar başarısızlık hissinin oluşmasına sebep olmakla beraber ders sürecinin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olacaktır.
Evde ailece etkinlikler yapın
Aile içi yapılabilecek etkinlikleri arttırmak ve programlamak bu dönem içerisinde akran grubundan ayrı kalan çocuklarımızın sosyal ve duygusal gelişimi açısından önem taşımaktadır. Bu noktada çocuk ile ebeveynin ortak kararı doğrultusunda ev içerisinde yapabilecekleri etkinlikler planlamak ve zamanını belirlemek, ev içerisinde bu anlamda rutin oluşturmak ve aile içi ilişkilerin olumlu yönde gelişimine katkısı olacaktır.
Çocuğunuzun öğrenme biçimine uygun hareket edin!
Klinik Psikolog Cansu İvecen “Tüm ebeveynlerin, çocuğunun akademik düzeyini doğru ve gerçekçi değerlendirerek, kendi beklentilerini çocuğun düzeyine indirgemesi gerekmektedir. Çocukların derse olan ilgisi ve isteği öğrenme biçiminin farklılığı sebebiyle etkilenmektedir. Bu gibi noktalarda çocuğunuzun öğrenme biçimini fark ederek uygun hareket etmek ve gösterdiği çabayı takdir ederek cesaretlendirerek geri bildirim vermek bu süreç içerisindeki öğrenme motivasyonunun artmasına olanak sağlayacaktır” diyor.
Son Güncelleme: Perşembe, 27 Ağustos 2020 13:44
Gösterim: 2515
OMO, 15 yılı aşkın süredir Kirlenmek Güzeldir çalışmaları için uzmanlığına başvurduğu Dr. Yankı Yazgan’a, evlerinde kalan ebeveynlerin ve çocukların hayatına değer katacak tavsiyelerini sordu. Yazgan’ın önerileri Evde Olmak Güzeldir başlığı ile omo.com.tr’de ebeveynlerle buluşuyor.
Evde olmanın toplum sağlığı açısından sağladığı faydaların yanı sıra ebeveynlerin çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmesine de olanak tanıyor. Ancak aynı zamanda yetersiz fiziksel aktivite, bozulan uyku düzeni gibi olumsuz sonuçlar da doğurabiliyor. Hayat düzenindeki değişiklik, öğretmen ve okul arkadaşlarından soyutlanma, kaygı, kişisel alanın olmaması aile bireyleri arasında gerginliğe sebep olabiliyor. Ayrıca bu süreçte dışarı çıkamayan çocuklar, enerjilerini atmanın, çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmeye başlayan ebeveynler ise çocukları hem eğlendirecek hem de gelişimlerini destekleyecek aktivitelerin arayışına giriyor. “Kirlenmek Güzeldir” yaklaşımıyla 15 yılı aşkın süredir ebeveynlere çocuklarının gelişiminde deneyimlere ve keşfederek öğrenmeye yer vermeleri konusunda ilham veren OMO, omo.com.tr’de Dr. Yankı Yazgan’ın ebeveynlerin ve çocukların hayatına değer katacak önerilerini sunuyor. Sitede ayrıca çocukların keyif alacağı el işi kâğıt vitray, zencefilli kurabiye adam tarifi ve bilimsel deneyler gibi birçok aktivite önerileri de yer alıyor.
Dr. Yankı Yazgan, içinden geçtiğimiz ve belirsizliğin hâkim olduğu bu dönemde, çevrelerinden duydukları ile kafalarında soru işaretleri oluşan çocukların en büyük ihtiyacının güvende olduğunu bilmek ve güven duymak olduğunun altını çiziyor: “Çocuklarınıza yaşadıkları stresin normal olduğunu, kendi yaşadığınız stresle başa çıkmak için neler yaptığınızı anlatmalı ve streslerini yönetmek için neler yapabileceklerini öğretmelisiniz. Diğer taraftan ebeveynler sık sık el yıkama, iyi bir uyku düzeni, gün içinde egzersiz, düzenli ve sağlıklı beslenme gibi sağlıklı alışkanlıklarla da çocuklara örnek olmalı. Bu süreçte çocukların tepkileri farklılaşabilir. Ağlama ve kızgınlık hali, asabi davranışlar, yüksek kaygı ve üzüntü hali, sağlıksız yemek ve uyku alışkanlıkları, dikkat ve konsantrasyonda zorlanmanın yanı sıra fiziksel ağrılar ve yatağı ıslatma gibi eski alışkanlıklara dönüş bu dönemde gözlemlenebilir. Ancak çocukların yanında sakinliği korumak onlar için en büyük destek olacaktır. Unutulmamalıdır ki, çocuklar etraflarındaki yetişkinleri örnek alır ve onlardan gördükleri şekilde davranırlar. Çocukların kaygılarını ebeveynleriyle paylaşmaya teşvik etmek, konuşmaya ihtiyaç duyduklarında dinlemek, salgın hakkında onlara doğru bilgiler vermek ve sorularını yanıtlamak onların kaygılarının azalmasına yardımcı olabilir. Tüm bu süreç ailece hep beraber yönetilebilir” diyor.
Evdeki düzenin korunması önemli…
Evdeki düzeni koruyun:Çocuklarınızla günlük bir düzen planlayın. Okuma, ödev, serbest zaman, yemek saati, aile aktivite saati, uyku saati gibi… Günlük aktivitelerin arasına molalar da koyun. Evden çalışıyorsanız bu günlük programı çocuklarınıza anlatın ve ne zaman meşgul olduğunuzu anlamalarını sağlayın. Siz çalışırken onların da bir şeyle ilgilendiğinden emin olun ve düzenli olarak onları kontrol edin. Ayrıca çocuklarınızı ev işleri konusunda size yardım etmeleri için teşvik edin.
Televizyon ve bilgisayar kurallarını düzenleyin:Çocukların ekran kullanımını sınırlandırmak önemli olsa da bu dönemde kurallar biraz esneyebilir. Belirli aralıklarla birkaç saat TV izlemelerine ve bilgisayar oyunu oynamalarına müsaade edin.
Serbest oyun için bir alan yaratın:Evinizde oyun için ayırabileceğiniz bir alan varsa çocuklarınıza oyuncaklar ve oyun aktiviteleri konusunda birden fazla seçenek sunun. Çocuklar kendi başlarına etrafı keşfederek oyunlar üretebilir.
Ailece zaman geçirin: Birlikte kutu oyunları oynayın, egzersiz yapın, çocuğunuzun yaşına uygun dizi ve filmleri izleyin.
Sabit bir uyku düzeni kurun:Özellikle yaşı büyük çocuklar daha geç uyumak ve uyanmak isteyebilirler. Beden ve zihin sağlığı için yararlı olmayan bu duruma karşı bir uyku düzeni oluşturun ve uyku saatinden en az 1 saat önce ekran kullanımını sınırlayın.
Çocuklarınızın bireysel ihtiyaçlarını göz önünde bulundurun:Bazı çocuklar diğerlerine göre daha fazla kurala ve düzenlemeye ihtiyaç duyabilir. Çocuklarınızın ihtiyaçlarına göre kurallar belirleyin ve gerektiğinde esnetin.
Kendinize zaman ayırın:Çocuklarınıza kendinize zaman ayırmaya ihtiyaç duyduğunuzu anlatın ve onları da bireysel vakit geçirmeye teşvik edin.
Çocuklar için evde yapılabilecek eğlenceli aktivite önerileri omo.com.tr’de
Okulları kapanan ve bu süreçte dışarı çıkamayan çocuklar enerjilerini atmanın, çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmeye başlayan ebeveynler ise onları hem eğlendirecek hem de gelişimlerini destekleyecek aktiviteler arıyor. OMO bu dönemde evde de olsa çocukların deneyimleyerek, kirlenerek, keşfederek öğrenmelerine destek olacak keyifli aktivite önerileriyle ebeveynlere destek vermeye devam ediyor.
Çocuklar İçin Eğlenceli Bilimsel Deneyler
Yeni bir şeyler öğrenmek için deney yapmayı tüm çocuklar sever. Evde eğlenceli bilimsel deneyler için ihtiyacınız olanlar şunlar: Gazete, tıraş köpüğü, renkli pasta süsü şeker çubukları, kaşıklar, bir muffin tepsisi, gıda boyaları, sirke, sodyum bikarbonat, orta boy bir kâse, çamur ve çim…
Sıra eğlenceli deneylere geldi:
Önce gazete serin. Ortalık biraz dağılacak ama unutmayın kirlenmek de eğlencenin bir parçası!
Tıraş köpüğü ve şeker çubuğu deneyi ile başlayalım. Muffin tepsisine biraz tıraş köpüğü sıkın. Renkli şeker çubuklarını köpüğün üstüne serpin ve çubuklar köpüğün içinde erirken renklerin nasıl karıştığını gözlemleyin.
Şimdi farklı renkleri karıştırmayı öğrenelim. İki ayrı renkte gıda boyasını iki plastik şişede biraz suyla karıştırın. Hangisi daha çok beğendiniz? Parlak olanı mı yoksa soluk olan mı?
Gazlı muffin diye bir şey duydunuz mu? Muffin tepsisindeki bütün çukurları sirke ile doldurun. Sonra her deliğe farklı renkte bir gıda boyasından bir damla damlatın. Şimdi de hepsine birer kaşık karbonat ekleyin ve renklerin köpürmesini izleyin!
Biraz daha sihir ve sihirbazlık için dışarı çıkın. Kaşık, kâse, su ve bolca hayal gücü kullanarak kendi kahverengi veya yeşil iksirinizi hazırlayın.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Rehberlik Haberleri
OMO, 15 yılı aşkın süredir Kirlenmek Güzeldir çalışmaları için uzmanlığına başvurduğu Dr. Yankı Yazgan’a, evlerinde kalan ebeveynlerin ve çocukların hayatına değer katacak tavsiyelerini sordu. Yazgan’ın önerileri Evde Olmak Güzeldir başlığı ile omo.com.tr’de ebeveynlerle buluşuyor.
Evde olmanın toplum sağlığı açısından sağladığı faydaların yanı sıra ebeveynlerin çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmesine de olanak tanıyor. Ancak aynı zamanda yetersiz fiziksel aktivite, bozulan uyku düzeni gibi olumsuz sonuçlar da doğurabiliyor. Hayat düzenindeki değişiklik, öğretmen ve okul arkadaşlarından soyutlanma, kaygı, kişisel alanın olmaması aile bireyleri arasında gerginliğe sebep olabiliyor. Ayrıca bu süreçte dışarı çıkamayan çocuklar, enerjilerini atmanın, çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmeye başlayan ebeveynler ise çocukları hem eğlendirecek hem de gelişimlerini destekleyecek aktivitelerin arayışına giriyor. “Kirlenmek Güzeldir” yaklaşımıyla 15 yılı aşkın süredir ebeveynlere çocuklarının gelişiminde deneyimlere ve keşfederek öğrenmeye yer vermeleri konusunda ilham veren OMO, omo.com.tr’de Dr. Yankı Yazgan’ın ebeveynlerin ve çocukların hayatına değer katacak önerilerini sunuyor. Sitede ayrıca çocukların keyif alacağı el işi kâğıt vitray, zencefilli kurabiye adam tarifi ve bilimsel deneyler gibi birçok aktivite önerileri de yer alıyor.
Dr. Yankı Yazgan, içinden geçtiğimiz ve belirsizliğin hâkim olduğu bu dönemde, çevrelerinden duydukları ile kafalarında soru işaretleri oluşan çocukların en büyük ihtiyacının güvende olduğunu bilmek ve güven duymak olduğunun altını çiziyor: “Çocuklarınıza yaşadıkları stresin normal olduğunu, kendi yaşadığınız stresle başa çıkmak için neler yaptığınızı anlatmalı ve streslerini yönetmek için neler yapabileceklerini öğretmelisiniz. Diğer taraftan ebeveynler sık sık el yıkama, iyi bir uyku düzeni, gün içinde egzersiz, düzenli ve sağlıklı beslenme gibi sağlıklı alışkanlıklarla da çocuklara örnek olmalı. Bu süreçte çocukların tepkileri farklılaşabilir. Ağlama ve kızgınlık hali, asabi davranışlar, yüksek kaygı ve üzüntü hali, sağlıksız yemek ve uyku alışkanlıkları, dikkat ve konsantrasyonda zorlanmanın yanı sıra fiziksel ağrılar ve yatağı ıslatma gibi eski alışkanlıklara dönüş bu dönemde gözlemlenebilir. Ancak çocukların yanında sakinliği korumak onlar için en büyük destek olacaktır. Unutulmamalıdır ki, çocuklar etraflarındaki yetişkinleri örnek alır ve onlardan gördükleri şekilde davranırlar. Çocukların kaygılarını ebeveynleriyle paylaşmaya teşvik etmek, konuşmaya ihtiyaç duyduklarında dinlemek, salgın hakkında onlara doğru bilgiler vermek ve sorularını yanıtlamak onların kaygılarının azalmasına yardımcı olabilir. Tüm bu süreç ailece hep beraber yönetilebilir” diyor.
Evdeki düzenin korunması önemli…
Evdeki düzeni koruyun:Çocuklarınızla günlük bir düzen planlayın. Okuma, ödev, serbest zaman, yemek saati, aile aktivite saati, uyku saati gibi… Günlük aktivitelerin arasına molalar da koyun. Evden çalışıyorsanız bu günlük programı çocuklarınıza anlatın ve ne zaman meşgul olduğunuzu anlamalarını sağlayın. Siz çalışırken onların da bir şeyle ilgilendiğinden emin olun ve düzenli olarak onları kontrol edin. Ayrıca çocuklarınızı ev işleri konusunda size yardım etmeleri için teşvik edin.
Televizyon ve bilgisayar kurallarını düzenleyin:Çocukların ekran kullanımını sınırlandırmak önemli olsa da bu dönemde kurallar biraz esneyebilir. Belirli aralıklarla birkaç saat TV izlemelerine ve bilgisayar oyunu oynamalarına müsaade edin.
Serbest oyun için bir alan yaratın:Evinizde oyun için ayırabileceğiniz bir alan varsa çocuklarınıza oyuncaklar ve oyun aktiviteleri konusunda birden fazla seçenek sunun. Çocuklar kendi başlarına etrafı keşfederek oyunlar üretebilir.
Ailece zaman geçirin: Birlikte kutu oyunları oynayın, egzersiz yapın, çocuğunuzun yaşına uygun dizi ve filmleri izleyin.
Sabit bir uyku düzeni kurun:Özellikle yaşı büyük çocuklar daha geç uyumak ve uyanmak isteyebilirler. Beden ve zihin sağlığı için yararlı olmayan bu duruma karşı bir uyku düzeni oluşturun ve uyku saatinden en az 1 saat önce ekran kullanımını sınırlayın.
Çocuklarınızın bireysel ihtiyaçlarını göz önünde bulundurun:Bazı çocuklar diğerlerine göre daha fazla kurala ve düzenlemeye ihtiyaç duyabilir. Çocuklarınızın ihtiyaçlarına göre kurallar belirleyin ve gerektiğinde esnetin.
Kendinize zaman ayırın:Çocuklarınıza kendinize zaman ayırmaya ihtiyaç duyduğunuzu anlatın ve onları da bireysel vakit geçirmeye teşvik edin.
Çocuklar için evde yapılabilecek eğlenceli aktivite önerileri omo.com.tr’de
Okulları kapanan ve bu süreçte dışarı çıkamayan çocuklar enerjilerini atmanın, çocuklarıyla daha fazla zaman geçirmeye başlayan ebeveynler ise onları hem eğlendirecek hem de gelişimlerini destekleyecek aktiviteler arıyor. OMO bu dönemde evde de olsa çocukların deneyimleyerek, kirlenerek, keşfederek öğrenmelerine destek olacak keyifli aktivite önerileriyle ebeveynlere destek vermeye devam ediyor.
Çocuklar İçin Eğlenceli Bilimsel Deneyler
Yeni bir şeyler öğrenmek için deney yapmayı tüm çocuklar sever. Evde eğlenceli bilimsel deneyler için ihtiyacınız olanlar şunlar: Gazete, tıraş köpüğü, renkli pasta süsü şeker çubukları, kaşıklar, bir muffin tepsisi, gıda boyaları, sirke, sodyum bikarbonat, orta boy bir kâse, çamur ve çim…
Sıra eğlenceli deneylere geldi:
Önce gazete serin. Ortalık biraz dağılacak ama unutmayın kirlenmek de eğlencenin bir parçası!
Tıraş köpüğü ve şeker çubuğu deneyi ile başlayalım. Muffin tepsisine biraz tıraş köpüğü sıkın. Renkli şeker çubuklarını köpüğün üstüne serpin ve çubuklar köpüğün içinde erirken renklerin nasıl karıştığını gözlemleyin.
Şimdi farklı renkleri karıştırmayı öğrenelim. İki ayrı renkte gıda boyasını iki plastik şişede biraz suyla karıştırın. Hangisi daha çok beğendiniz? Parlak olanı mı yoksa soluk olan mı?
Gazlı muffin diye bir şey duydunuz mu? Muffin tepsisindeki bütün çukurları sirke ile doldurun. Sonra her deliğe farklı renkte bir gıda boyasından bir damla damlatın. Şimdi de hepsine birer kaşık karbonat ekleyin ve renklerin köpürmesini izleyin!
Biraz daha sihir ve sihirbazlık için dışarı çıkın. Kaşık, kâse, su ve bolca hayal gücü kullanarak kendi kahverengi veya yeşil iksirinizi hazırlayın.
Son Güncelleme: Cuma, 08 May 2020 10:52
Gösterim: 3530

