Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

TÜSİAD “21. Yüzyıl Becerileri ve Eğitimin Niteliği” konusundaki çalışmaları kapsamında öğretmen eğitimi için öneri niteliğinde bir rapor hazırladı.

öğretmen kadınTÜSİAD “21. Yüzyıl Becerileri ve Eğitimin Niteliği” konusundaki çalışmaları kapsamında “eğitimcinin eğitimi” konusunda bir rapor hazırladı. Ülkenin kalkınması için 21. yüzyıl becerilerine sahip nesiller yetiştirmekte öğretmenlerin oynadığı kilit role dikkat çeken rapor, bilgi çağında yeni bir öğretmen yetiştirme modeline ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

TÜSİAD Sosyal Politikalar Komisyonu bünyesinde faaliyet gösteren Eğitim Çalışma Grubu’nun “21. Yüzyıl Becerileri ve Eğitimin Niteliği” konulu çalışmaları kapsamında “eğitimcinin eğitimi” konusunu ele alan bir raporu düzenlediği bir toplantıyla kamuoyuna sundu. “Okulda Üniversite: Türkiye’de Öğretmen Eğitimini Yeniden Yapılandırmak İçin Bir Model Önerisi” adını taşıyan bu raporu, uzun yıllar Türkiye’de öğretmenlik yapmış ve öğretim üyesi olarak çalışmış, halen Rhode Island Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Mustafa Özcan hazırladı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Sosyal Politikalar Komisyonu Başkanı Memduh Boydak, “Çağımızda bilgiye hiç olmadığı kadar kolay ulaşabilmekteyiz. Bu durum mevcut bilgiyi yöneten, elde eden, internette olan farklı bir şekilde öğrencilerine sunan yeni bir öğretmen modeline ihtiyaç olduğunu gösterdi. Dolayısıyla yeni üretim modellerinde öğretmenlere yol gösteren, öğrenmeyi öğreten rolleri ön planda. Türkiye’de uygulanan öğretmen eğitimi modelinin de değişim ihtiyacı içerisinde olduğunu düşünerek bu konuya TÜSİAD olarak eğilmeyi arzu ettik” dedi.

PISA SONUÇLARI CİDDİ BİR UYARIDIR

Toplantıda konuşma yapan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, “Eğitim insan kaynağının niteliğini belirleyen ana unsurdur. TÜSİAD olarak eğitimi ülkemizin çok önemli bir meselesi olarak görüyoruz ve eğitim politikalarına iyimser nitelikle yaklaşımlar getirmeye, raporlar, seminerlerle de katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin önüne koyduğu büyüme ve kalkınma vizyonuna paralel olarak eğitimin niteliğine, kapsamına ve öğretmen eğitimine yönelik bir reform süreci gereklidir. Unutmayalım ki bugün verdiğimiz eğitimin kalitesi yarın ekonomimizi, geleceği noktayı belirleyen temel unsur olarak karşımıza çıkacaktır” diye konuştu.

OECD tarafından hazırlanan 2013 PISA sonuçlarına göre Türkiye’nin 34 OECD ülkesi arasında 32. sırada yer almasının bizim için ciddi bir uyarı olduğunu vurgulayan Muharrem Yılmaz konuşmasını şöyle sürdürdü: “Burada asıl vurgulanması gereken nokta, bu sonuçların Türkiye’de eğitimin ilgili taraflarıyla analiz edilip eğitim politikalarını yeniden gözden geçirmemizin gereğidir. PISA birçok ülkede gençlerin zorunlu eğitim sürecinde yeterli beceri seviyesine ulaşamadığını gösterir. Beceri uyumsuzluğunu alt edebilmek için artık öğretmenler öğrencileri mevcutların yanı sıra henüz ortaya çıkmamış iş alanları, henüz icat edilmemiş teknolojiler içinde hazırlamak zorundalar. Günümüzde bilginin hızıyla uyumlu ve teknolojik gelişmeler gereğinin geniş bir beceri setiyle donanmasını gerektirmekte. Mevcut disiplinlere yönelik yetkinliklerin yanında analitik ve eleştirel düşünme, yaratıcılık, yenilikçilik, iletişim ve sorun çözme gibi becerileri eğitim sisteminin kazandırması gereken en önemli özellikler olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında iyi bilen dünya vatandaşı olmak için gereken çevre, cinsiyet eşitliği, insan hakları, çok kültürlü ve demokrasi bilincinde erken yaşlardan itibaren kazandırılması ihtiyacı hepimizin bildiği gibi önümüzde durmaktadır.”

İNSANLARI YETİŞTİRECEK OLAN ÖĞRETMENLERDİR

“Eğitim bizim ticaretimizden de önemlidir, sanayimizden de önemlidir, yatırımların geliştirilmesi de, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasının da lokomotifidir eğitim” diyen TÜSİAD Eğitim Çalışma Grubu Başkanı Enver Yücel, TÜSİAD'ın Türkiye'nin eğitim sorumluluğunu üstlenen bir sivil toplum örgütü olduğunu dile getirdi.

Tüm dünyada eğitim konusunun tartışıldığını dile getiren Yücel, eğitim kadrosunun nitelikli personellerden seçilmesi ve mesleki eğitim sürecine dikkat edilmesi gerektiğine değinerek, “Biz Türkiye'de sanayi devriminde yapılan eğitimi düzeltmeye kalkışırsak yanlış yapmış oluruz. Biz Türkiye'de eğitimi 21. yüzyıla yakışan neyse onu yapmalıyız. Orada sıçrama yapmamız lazım. Dünyada iyi öğretmen yetiştirme sorununu halletmeyen hiçbir ülke eğitimde başarılı olamamıştır. Biz hangi sistemleri, hangi teknolojileri getirirsek getirelim bunu yapacak olan, insanları yetiştirecek olan okuldaki öğretmenimizdir” ifadelerini kullandı.

EĞİTİM KADROLARINA ÖNEM VERİLMESİ GEREK

TÜSİAD adına “Okulda Üniversite: Türkiye'de Eğitimi Yeniden Yapılandırmak İçin Bir Model Önerisi” projesini hazırlayan Rhode Island Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özcan ise eğitimcilerin dikkatli seçilmesi gerektiğini belirtti. Gelecek nesilleri yetiştiren öğretmenlerin küreselleşmeyi iyi anlayan, teknoloji kullanımına önem veren ve öğrenmeye aç olan kimselerden seçilmesi gerektiğini belirten Özcan, “Uzun yıllardır öğretmenlik yapıp da hala e-mail adresi olmayan öğretmenler var, hala bilgisayar kullanmayı bilmeyen öğretmenler var. Geleceği okuyabilen çocuklar, öğrenciler yetiştirmek için önce onları eğiten kadroyu yetiştirmeliyiz” diye konuştu.

“Okulda Üniversite” modeliyle hem okul hem de mesleğin icra edileceği iş yerinin bir arada kullanıldığı bir modelin öngörüldüğünü aktaran Özcan, “Benim önerdiğim öğretmen yetiştirme modelinin 4 versiyonu var. 4 yıllık lisans eğitimini 4 değil 2+2 olarak öneriyoruz. İlk 2 yıl genel kültür ve genel yetenek eğitimi, sonraki 2 yıl da öğretmen adaylarımızın başarılı ve bilgi düzeyi yüksek öğretmenlerin yanına vererek alanda gelişim ve tecrübe sağlamasını hedefliyoruz” dedi. Eğitim sisteminin yüzyılın şartlarına uygun hale gelmesi için eğitim kadrolarının eğitim sistemine fazla önem verilmesi gerektiğini kaydeden Özcan, öğretmenliğin itibarlı bir meslek olduğunu, bu mesleği icra edenlerin toplumun en önemli fertlerinden olduğunu dile getirdi.

“OKULDA ÜNİVERSİTE”NİN 4 MODELİ

Her türlü meslek eğitimi gibi eğitimcinin eğitimi de bilime olduğu kadar deneyime de dayalı olmalıdır. “Okulda Üniversite” öğretmen eğitimi için uygulama yoğun geleneksel çırak-kalfa-usta modeliyle, bilime dayalı modern örgün eğitimi birleştiren ve teoriyle uygulamayı kaynaştıran bir model olarak tasarlanmıştır. Öğretmen eğitimini, bilgi üretiminin merkezi olan üniversiteler ile öğretmenlik mesleğinin icra edildiği okullar işbirliği yaparak vermelidir.

Okulda üniversite modeli uygulandığında eğitim fakültesi öğretim üyelerinin, öğretmen eğitimi için işbirliği yapılan okullarda ofisleri olacak, okullardaki deneyimli öğretmenlerden öğretim görevlisi olarak yararlanılacaktır. Eğitim fakültesi meslek dersleri, işbirliği yapılan okullarda verilecektir.

Okulda üniversite modelinin, süresi farklı öğretmen eğitimi programlarında nasıl uygulanacağını gösteren aşağıdaki dört model geliştirilmiştir.

1- Lisans Düzeyinde Okulda Üniversite: Okulda Üniversite dört yıllık, lisans düzeyinde bir öğretmen eğitimi programında uygulandığı zaman, öğretmen adaylarının eğitimlerinin ilk iki yılı üniversite- merkezli, son iki yılı da okul-merkezli olacaktır. Öğrenciler üçüncü sınıfa geçtiklerinde Okulda Üniversite’ye dönüştürülen uygulama okullarına Öğretmen Yardımcısı olarak yerleştirilecek ve iki farklı okulda olmak üzere iki dönem Öğretmen Yardımcılığı yapacaktır. Eğitim dersleri uygulama okullarında akşam saatlerinde yapılacak. Son sınıfa geçtiklerinde ise Aday Öğretmen olarak yine iki farklı okulda yapılacak ve iki dönem sürecek Öğretmenlik Uygulamasına başlayacaklardır. Yardımcılık ve Aday Öğretmenlik süresince adaylara hem uygulama öğretmenleri hem de öğretim üyeleri rehberlik edecekler.

2- Lisans Sonrası Okulda Üniversite: Okulda Üniversite Modeli’nin üniversite mezunlarına öğretmen eğitimi (veya formasyon) vermek için uygulanması halinde, Okulda Üniversite’nin bütün modellerinde olduğu gibi okul-merkezli eğitim en az iki yıl olacaktır. Bu öğrenciler ilk yıl uygulama okullarında Öğretmen Yardımcısı olarak çalışacak ve programdaki dersleri alacaklardır. Dersler, adayların “yardımcı” olarak çalıştıkları okulda öğretim bittikten sonra başlayacaktır. Adaylar ikinci yıl, Aday Öğretmen olarak öğretmenlik uygulaması yapmak üzere yine uygulama okullarına yerleştirilecektir. Öğretmenlik uygulaması da iki dönem sürecek ve iki ayrı okulda, iki farklı öğretmenin sınıfında yapılacaktır. Adaylara, uygulama öğretmenleri ve öğretim üyeleri rehberlik edecektir.

3- Alanda Yüksek Lisans Düzeyinde Okulda Üniversite: Alanda yüksek lisans yapmayı gerektiren Okulda Üniversite Modeli öğretmen eğitimi için en ideal formu oluşturmaktadır. Bu model uygulandığında öğretmen adayları dört yıllık bir lisans eğitimi alacak, öğretmenlik yapacağı bilim dalında yüksek lisans yapacak ve iki yıllık uygulaması olan bir öğretmen eğitimi görecektir. Lisans, yüksek lisans ve meslek eğitimi dersleri aynı programın içinde harmanlanacak, teori ve uygulama eş zamanlı olarak öğrenilecek, öğretmen adayları lisans ve yüksek lisans mezuniyet tezleriyle kendi alanlarında bilimsel uzmanlık kazanırken, toplam iki yıl süren Öğretmen Yardımcılığı ve Aday Öğretmenlik deneyimi ile öğretmenlik mesleğinde ustalaşacaktır.

4- Alanda Yüksek Lisans Sonrası Okulda Üniversite: Alanda Yüksek Lisans Sonrası Okulda Üniversite Modeli (post-master model) uygulandığı zaman programa sadece öğretmenlik yapılacak bir alanda yüksek lisansını tamamlamış öğrenciler alınacaktır. Adaylar, yukarıda anlatılan modellerde olduğu gibi en az iki yıl süren okul-merkezli ve deneyime dayalı öğretmenlik meslek eğitimi alacaktır.

RAPORDA YER ALAN SONUÇLAR

-              Her türlü meslek eğitimi gibi eğitimcinin eğitiminin de bilime olduğu kadar, deneyime de dayalı olması gerektiğine dikkat çekilen raporda, öğretmen eğitimini üniversiteler ile öğretmenlik mesleğinin icra edildiği okulların işbirliği yaparak vermesi gerektiği kaydedildi.

-              Okulda Üniversite Modeli uygulandığında eğitim fakültesi öğretim üyelerinin, öğretmen eğitimi için işbirliği yapılan okullarda ofisleri olması gerektiği ve okullardaki deneyimli öğretmenlerden öğretim görevlisi olarak yararlanılması önerisi yer alıyor.

-              Öğretmen eğitiminin yüksek lisans düzeyinde olması için yasal düzenleme yapılmalıdır. Türkiye eğer öğretmen eğitiminde bir fark yaratmak istiyorsa alanda yüksek lisans düzeyinde öğretmen eğitimi veren modelleri tercih etmelidir. Bu anlayışla raporun içinde sunulan dört modelden Türkiye için ‘Alanda Yüksek Lisans Modeli’ ve ‘Alanda Yüksek Lisans Sonrası Modeli’ önerilmektedir.

-              Eğitim fakülteleri doktora programı olan üniversitelerde açılmalı ve öğretmen eğitiminde uzmanlaşmalıdır. ‘Okulda Üniversite’ye dönüştürülecek uygulama okulları öğretmenlik uygulaması alanında uzmanlaşmalıdır. Öğretmen eğitimi vermek amacıyla üniversite-okul ortaklığını kurumsallaştırmak için ‘Okulda Üniversite Modeli’ benimsenmelidir.

-              Eğitimde yüksek lisans veren programlar yeniden yapılandırılmalıdır. Mevcut öğretmenlere üniversiteler ve uzman kuruluşlarla işbirliği yapılarak hizmet-içi mesleki eğitim sağlanmalıdır.

-              Öğretmen eğitimi programının tamamında, yaparak ve yaşayarak öğrenmeyi sağlayan yöntemler uygulanmalıdır. Öğretmen eğitimcisi olacak akademisyen ve öğretmenlerin niteliklerini tanımlayan ‘öğretmen eğitimcisi yeterlilikleri’ hazırlanmalıdır.

-              Eğitim fakültelerine öğrenci seçme kriterleri değiştirilmeli ve öğretmenliğe ilgi ve yeteneği olan öğrenciler seçilmelidir.

-              Öğretmenlerin özlük hakları iyileştirilmeli, öğretmenlik cazip bir meslek haline dönüştürülmelidir.

> TÜSİAD’dan öğretmen eğitimi için 4 model önerisi

TÜSİAD “21. Yüzyıl Becerileri ve Eğitimin Niteliği” konusundaki çalışmaları kapsamında öğretmen eğitimi için öneri niteliğinde bir rapor hazırladı.

öğretmen kadınTÜSİAD “21. Yüzyıl Becerileri ve Eğitimin Niteliği” konusundaki çalışmaları kapsamında “eğitimcinin eğitimi” konusunda bir rapor hazırladı. Ülkenin kalkınması için 21. yüzyıl becerilerine sahip nesiller yetiştirmekte öğretmenlerin oynadığı kilit role dikkat çeken rapor, bilgi çağında yeni bir öğretmen yetiştirme modeline ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

TÜSİAD Sosyal Politikalar Komisyonu bünyesinde faaliyet gösteren Eğitim Çalışma Grubu’nun “21. Yüzyıl Becerileri ve Eğitimin Niteliği” konulu çalışmaları kapsamında “eğitimcinin eğitimi” konusunu ele alan bir raporu düzenlediği bir toplantıyla kamuoyuna sundu. “Okulda Üniversite: Türkiye’de Öğretmen Eğitimini Yeniden Yapılandırmak İçin Bir Model Önerisi” adını taşıyan bu raporu, uzun yıllar Türkiye’de öğretmenlik yapmış ve öğretim üyesi olarak çalışmış, halen Rhode Island Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Mustafa Özcan hazırladı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Sosyal Politikalar Komisyonu Başkanı Memduh Boydak, “Çağımızda bilgiye hiç olmadığı kadar kolay ulaşabilmekteyiz. Bu durum mevcut bilgiyi yöneten, elde eden, internette olan farklı bir şekilde öğrencilerine sunan yeni bir öğretmen modeline ihtiyaç olduğunu gösterdi. Dolayısıyla yeni üretim modellerinde öğretmenlere yol gösteren, öğrenmeyi öğreten rolleri ön planda. Türkiye’de uygulanan öğretmen eğitimi modelinin de değişim ihtiyacı içerisinde olduğunu düşünerek bu konuya TÜSİAD olarak eğilmeyi arzu ettik” dedi.

PISA SONUÇLARI CİDDİ BİR UYARIDIR

Toplantıda konuşma yapan TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, “Eğitim insan kaynağının niteliğini belirleyen ana unsurdur. TÜSİAD olarak eğitimi ülkemizin çok önemli bir meselesi olarak görüyoruz ve eğitim politikalarına iyimser nitelikle yaklaşımlar getirmeye, raporlar, seminerlerle de katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Türkiye’nin önüne koyduğu büyüme ve kalkınma vizyonuna paralel olarak eğitimin niteliğine, kapsamına ve öğretmen eğitimine yönelik bir reform süreci gereklidir. Unutmayalım ki bugün verdiğimiz eğitimin kalitesi yarın ekonomimizi, geleceği noktayı belirleyen temel unsur olarak karşımıza çıkacaktır” diye konuştu.

OECD tarafından hazırlanan 2013 PISA sonuçlarına göre Türkiye’nin 34 OECD ülkesi arasında 32. sırada yer almasının bizim için ciddi bir uyarı olduğunu vurgulayan Muharrem Yılmaz konuşmasını şöyle sürdürdü: “Burada asıl vurgulanması gereken nokta, bu sonuçların Türkiye’de eğitimin ilgili taraflarıyla analiz edilip eğitim politikalarını yeniden gözden geçirmemizin gereğidir. PISA birçok ülkede gençlerin zorunlu eğitim sürecinde yeterli beceri seviyesine ulaşamadığını gösterir. Beceri uyumsuzluğunu alt edebilmek için artık öğretmenler öğrencileri mevcutların yanı sıra henüz ortaya çıkmamış iş alanları, henüz icat edilmemiş teknolojiler içinde hazırlamak zorundalar. Günümüzde bilginin hızıyla uyumlu ve teknolojik gelişmeler gereğinin geniş bir beceri setiyle donanmasını gerektirmekte. Mevcut disiplinlere yönelik yetkinliklerin yanında analitik ve eleştirel düşünme, yaratıcılık, yenilikçilik, iletişim ve sorun çözme gibi becerileri eğitim sisteminin kazandırması gereken en önemli özellikler olarak ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında iyi bilen dünya vatandaşı olmak için gereken çevre, cinsiyet eşitliği, insan hakları, çok kültürlü ve demokrasi bilincinde erken yaşlardan itibaren kazandırılması ihtiyacı hepimizin bildiği gibi önümüzde durmaktadır.”

İNSANLARI YETİŞTİRECEK OLAN ÖĞRETMENLERDİR

“Eğitim bizim ticaretimizden de önemlidir, sanayimizden de önemlidir, yatırımların geliştirilmesi de, sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasının da lokomotifidir eğitim” diyen TÜSİAD Eğitim Çalışma Grubu Başkanı Enver Yücel, TÜSİAD'ın Türkiye'nin eğitim sorumluluğunu üstlenen bir sivil toplum örgütü olduğunu dile getirdi.

Tüm dünyada eğitim konusunun tartışıldığını dile getiren Yücel, eğitim kadrosunun nitelikli personellerden seçilmesi ve mesleki eğitim sürecine dikkat edilmesi gerektiğine değinerek, “Biz Türkiye'de sanayi devriminde yapılan eğitimi düzeltmeye kalkışırsak yanlış yapmış oluruz. Biz Türkiye'de eğitimi 21. yüzyıla yakışan neyse onu yapmalıyız. Orada sıçrama yapmamız lazım. Dünyada iyi öğretmen yetiştirme sorununu halletmeyen hiçbir ülke eğitimde başarılı olamamıştır. Biz hangi sistemleri, hangi teknolojileri getirirsek getirelim bunu yapacak olan, insanları yetiştirecek olan okuldaki öğretmenimizdir” ifadelerini kullandı.

EĞİTİM KADROLARINA ÖNEM VERİLMESİ GEREK

TÜSİAD adına “Okulda Üniversite: Türkiye'de Eğitimi Yeniden Yapılandırmak İçin Bir Model Önerisi” projesini hazırlayan Rhode Island Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Özcan ise eğitimcilerin dikkatli seçilmesi gerektiğini belirtti. Gelecek nesilleri yetiştiren öğretmenlerin küreselleşmeyi iyi anlayan, teknoloji kullanımına önem veren ve öğrenmeye aç olan kimselerden seçilmesi gerektiğini belirten Özcan, “Uzun yıllardır öğretmenlik yapıp da hala e-mail adresi olmayan öğretmenler var, hala bilgisayar kullanmayı bilmeyen öğretmenler var. Geleceği okuyabilen çocuklar, öğrenciler yetiştirmek için önce onları eğiten kadroyu yetiştirmeliyiz” diye konuştu.

“Okulda Üniversite” modeliyle hem okul hem de mesleğin icra edileceği iş yerinin bir arada kullanıldığı bir modelin öngörüldüğünü aktaran Özcan, “Benim önerdiğim öğretmen yetiştirme modelinin 4 versiyonu var. 4 yıllık lisans eğitimini 4 değil 2+2 olarak öneriyoruz. İlk 2 yıl genel kültür ve genel yetenek eğitimi, sonraki 2 yıl da öğretmen adaylarımızın başarılı ve bilgi düzeyi yüksek öğretmenlerin yanına vererek alanda gelişim ve tecrübe sağlamasını hedefliyoruz” dedi. Eğitim sisteminin yüzyılın şartlarına uygun hale gelmesi için eğitim kadrolarının eğitim sistemine fazla önem verilmesi gerektiğini kaydeden Özcan, öğretmenliğin itibarlı bir meslek olduğunu, bu mesleği icra edenlerin toplumun en önemli fertlerinden olduğunu dile getirdi.

“OKULDA ÜNİVERSİTE”NİN 4 MODELİ

Her türlü meslek eğitimi gibi eğitimcinin eğitimi de bilime olduğu kadar deneyime de dayalı olmalıdır. “Okulda Üniversite” öğretmen eğitimi için uygulama yoğun geleneksel çırak-kalfa-usta modeliyle, bilime dayalı modern örgün eğitimi birleştiren ve teoriyle uygulamayı kaynaştıran bir model olarak tasarlanmıştır. Öğretmen eğitimini, bilgi üretiminin merkezi olan üniversiteler ile öğretmenlik mesleğinin icra edildiği okullar işbirliği yaparak vermelidir.

Okulda üniversite modeli uygulandığında eğitim fakültesi öğretim üyelerinin, öğretmen eğitimi için işbirliği yapılan okullarda ofisleri olacak, okullardaki deneyimli öğretmenlerden öğretim görevlisi olarak yararlanılacaktır. Eğitim fakültesi meslek dersleri, işbirliği yapılan okullarda verilecektir.

Okulda üniversite modelinin, süresi farklı öğretmen eğitimi programlarında nasıl uygulanacağını gösteren aşağıdaki dört model geliştirilmiştir.

1- Lisans Düzeyinde Okulda Üniversite: Okulda Üniversite dört yıllık, lisans düzeyinde bir öğretmen eğitimi programında uygulandığı zaman, öğretmen adaylarının eğitimlerinin ilk iki yılı üniversite- merkezli, son iki yılı da okul-merkezli olacaktır. Öğrenciler üçüncü sınıfa geçtiklerinde Okulda Üniversite’ye dönüştürülen uygulama okullarına Öğretmen Yardımcısı olarak yerleştirilecek ve iki farklı okulda olmak üzere iki dönem Öğretmen Yardımcılığı yapacaktır. Eğitim dersleri uygulama okullarında akşam saatlerinde yapılacak. Son sınıfa geçtiklerinde ise Aday Öğretmen olarak yine iki farklı okulda yapılacak ve iki dönem sürecek Öğretmenlik Uygulamasına başlayacaklardır. Yardımcılık ve Aday Öğretmenlik süresince adaylara hem uygulama öğretmenleri hem de öğretim üyeleri rehberlik edecekler.

2- Lisans Sonrası Okulda Üniversite: Okulda Üniversite Modeli’nin üniversite mezunlarına öğretmen eğitimi (veya formasyon) vermek için uygulanması halinde, Okulda Üniversite’nin bütün modellerinde olduğu gibi okul-merkezli eğitim en az iki yıl olacaktır. Bu öğrenciler ilk yıl uygulama okullarında Öğretmen Yardımcısı olarak çalışacak ve programdaki dersleri alacaklardır. Dersler, adayların “yardımcı” olarak çalıştıkları okulda öğretim bittikten sonra başlayacaktır. Adaylar ikinci yıl, Aday Öğretmen olarak öğretmenlik uygulaması yapmak üzere yine uygulama okullarına yerleştirilecektir. Öğretmenlik uygulaması da iki dönem sürecek ve iki ayrı okulda, iki farklı öğretmenin sınıfında yapılacaktır. Adaylara, uygulama öğretmenleri ve öğretim üyeleri rehberlik edecektir.

3- Alanda Yüksek Lisans Düzeyinde Okulda Üniversite: Alanda yüksek lisans yapmayı gerektiren Okulda Üniversite Modeli öğretmen eğitimi için en ideal formu oluşturmaktadır. Bu model uygulandığında öğretmen adayları dört yıllık bir lisans eğitimi alacak, öğretmenlik yapacağı bilim dalında yüksek lisans yapacak ve iki yıllık uygulaması olan bir öğretmen eğitimi görecektir. Lisans, yüksek lisans ve meslek eğitimi dersleri aynı programın içinde harmanlanacak, teori ve uygulama eş zamanlı olarak öğrenilecek, öğretmen adayları lisans ve yüksek lisans mezuniyet tezleriyle kendi alanlarında bilimsel uzmanlık kazanırken, toplam iki yıl süren Öğretmen Yardımcılığı ve Aday Öğretmenlik deneyimi ile öğretmenlik mesleğinde ustalaşacaktır.

4- Alanda Yüksek Lisans Sonrası Okulda Üniversite: Alanda Yüksek Lisans Sonrası Okulda Üniversite Modeli (post-master model) uygulandığı zaman programa sadece öğretmenlik yapılacak bir alanda yüksek lisansını tamamlamış öğrenciler alınacaktır. Adaylar, yukarıda anlatılan modellerde olduğu gibi en az iki yıl süren okul-merkezli ve deneyime dayalı öğretmenlik meslek eğitimi alacaktır.

RAPORDA YER ALAN SONUÇLAR

-              Her türlü meslek eğitimi gibi eğitimcinin eğitiminin de bilime olduğu kadar, deneyime de dayalı olması gerektiğine dikkat çekilen raporda, öğretmen eğitimini üniversiteler ile öğretmenlik mesleğinin icra edildiği okulların işbirliği yaparak vermesi gerektiği kaydedildi.

-              Okulda Üniversite Modeli uygulandığında eğitim fakültesi öğretim üyelerinin, öğretmen eğitimi için işbirliği yapılan okullarda ofisleri olması gerektiği ve okullardaki deneyimli öğretmenlerden öğretim görevlisi olarak yararlanılması önerisi yer alıyor.

-              Öğretmen eğitiminin yüksek lisans düzeyinde olması için yasal düzenleme yapılmalıdır. Türkiye eğer öğretmen eğitiminde bir fark yaratmak istiyorsa alanda yüksek lisans düzeyinde öğretmen eğitimi veren modelleri tercih etmelidir. Bu anlayışla raporun içinde sunulan dört modelden Türkiye için ‘Alanda Yüksek Lisans Modeli’ ve ‘Alanda Yüksek Lisans Sonrası Modeli’ önerilmektedir.

-              Eğitim fakülteleri doktora programı olan üniversitelerde açılmalı ve öğretmen eğitiminde uzmanlaşmalıdır. ‘Okulda Üniversite’ye dönüştürülecek uygulama okulları öğretmenlik uygulaması alanında uzmanlaşmalıdır. Öğretmen eğitimi vermek amacıyla üniversite-okul ortaklığını kurumsallaştırmak için ‘Okulda Üniversite Modeli’ benimsenmelidir.

-              Eğitimde yüksek lisans veren programlar yeniden yapılandırılmalıdır. Mevcut öğretmenlere üniversiteler ve uzman kuruluşlarla işbirliği yapılarak hizmet-içi mesleki eğitim sağlanmalıdır.

-              Öğretmen eğitimi programının tamamında, yaparak ve yaşayarak öğrenmeyi sağlayan yöntemler uygulanmalıdır. Öğretmen eğitimcisi olacak akademisyen ve öğretmenlerin niteliklerini tanımlayan ‘öğretmen eğitimcisi yeterlilikleri’ hazırlanmalıdır.

-              Eğitim fakültelerine öğrenci seçme kriterleri değiştirilmeli ve öğretmenliğe ilgi ve yeteneği olan öğrenciler seçilmelidir.

-              Öğretmenlerin özlük hakları iyileştirilmeli, öğretmenlik cazip bir meslek haline dönüştürülmelidir.

Son Güncelleme: Salı, 04 Mart 2014 08:46

Gösterim: 3603

MEB, seçimlere bir hafta kala yapılacak YGS'de, bazı öğretmenlerin topluca izin alarak kaos yaratacağı iddiaları üzerine önlem aldı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), seçimlere bir hafta kala yapılacak Yükseköğretim Geçiş Sınavı'nda (YGS), bazı öğretmenlerin topluca izin alarak kaos yaratacağı iddialarına ilişkin önlem aldı.

Yaklaşık 2 milyon üniversite adayı seçimlere bir hafta kala, 23 Mart'ta üniversiteye girişte birinci aşama olan YGS'ye girecek. İddialara göre, sınav öncesi, bazı öğretmenler topluca izin alacak, sınav günü ise öğretmenlerden bir kısmının "tehdit ve şantajlarla" görevlerini ihmal etmeleri sağlanıp, sınavın güvenli ortamda gerçekleştirilmesine engel olunacak. Soruların sızdırıldığına ilişkin haberler de medyada yer alacak.

Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre MEB, kaos çıkarabileceğine ilişkin iddialarının ortaya atılması üzerine harekete geçti. 

MEB, iddialar üzerine, ÖSYM ile işbirliği halinde olası sorunları çözecek tedbirleri hayata geçirecek. Güvenlik önlemlerinin artırılmasından, yedek görevli sayısının çoğaltılmasına kadar bir dizi önlem ise şimdiden alındı.

Bakanlık yetkilileri, sınav sonrasında da hukuka aykırı biçimde sınav görevlerini yerine getirmeyen veya ihmal edenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılacağını vurguladı.

> MEB'den YGS'de kaos iddialarına karşı önlem

MEB, seçimlere bir hafta kala yapılacak YGS'de, bazı öğretmenlerin topluca izin alarak kaos yaratacağı iddiaları üzerine önlem aldı

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), seçimlere bir hafta kala yapılacak Yükseköğretim Geçiş Sınavı'nda (YGS), bazı öğretmenlerin topluca izin alarak kaos yaratacağı iddialarına ilişkin önlem aldı.

Yaklaşık 2 milyon üniversite adayı seçimlere bir hafta kala, 23 Mart'ta üniversiteye girişte birinci aşama olan YGS'ye girecek. İddialara göre, sınav öncesi, bazı öğretmenler topluca izin alacak, sınav günü ise öğretmenlerden bir kısmının "tehdit ve şantajlarla" görevlerini ihmal etmeleri sağlanıp, sınavın güvenli ortamda gerçekleştirilmesine engel olunacak. Soruların sızdırıldığına ilişkin haberler de medyada yer alacak.

Bakanlık yetkililerinden alınan bilgiye göre MEB, kaos çıkarabileceğine ilişkin iddialarının ortaya atılması üzerine harekete geçti. 

MEB, iddialar üzerine, ÖSYM ile işbirliği halinde olası sorunları çözecek tedbirleri hayata geçirecek. Güvenlik önlemlerinin artırılmasından, yedek görevli sayısının çoğaltılmasına kadar bir dizi önlem ise şimdiden alındı.

Bakanlık yetkilileri, sınav sonrasında da hukuka aykırı biçimde sınav görevlerini yerine getirmeyen veya ihmal edenler hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılacağını vurguladı.

Son Güncelleme: Pazartesi, 03 Mart 2014 08:24

Gösterim: 1179

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Demek ki Tayyip Bey, Başbakanımız haklı çıktı. Mesele dershane değilmiş, aynı Gezi'deki gibi 3-5 ağaç meselesi değil, başka bir şeymiş." dedi.

Arınç, CNN Türk Televizyonu'nda yayımlanan "Ankara Günlüğü" programına katıldı. Dershane konusuna değinen Arınç, şunları söyledi:

Dershaneler üzerinden beni, hükümetimi tehdit ettiler. 'Şunları ortaya çıkarırız, bunların hazırlığını yaptık, bunları piyasaya süreriz'. Ben de 'Onların restine, blofüne karşı restini gördüm' dedim. 'Elinizde ne varsa çıkarın, ne yapacaksanız yapın. Ben sözümden dönmem. Demek ki sonunda bu alçaklığı da yapacak mıydınız?' diye onlara söyledim, dedim. Önce inanamadı ama ben dershane konusundan sonra her şeyin bittiğini ve olumlu noktaya evrildiğini düşünürken bombalar patlamaya başladı. Demek ki Tayyip Bey, Başbakanımız haklı çıktı. Mesele dershane değilmiş, aynı Gezi'deki gibi 3-5 ağaç meselesi değil, başka bir şeymiş."

Arınç şunları söyledi;

"(Bu dershane işinden vazgeçin) diyemez bize kimse. Bu bir siyasi karar. Bazen doğru olur bazen yanlış olur. Yanlış olursak bunun sonucunu yine siyaseten görürüz. Ama doğru olursa gençlerimiz kazanır. Bunun karşılığı 'ben de seni yıkarım, ben de seni dinamitlerim, benim de elimde kasetler var, ben bunları piyasaya sürersem' dediğiniz zaman kimse onlar, o zaman bunlar dershaneler üzerinden cemaate mensubiyetlerini iddia ettikleri kişiler. Başbakanın bizzat kendisine, 'elimizde bunlar var. Biz bunları piyasaya süreriz, hükümetiniz bunlarla karşı karşıya kalır, bu işten vazgeçin...' Yiğit adam bizim Başbakanımız. Bunların altında kalacak adam değil. 'Elinizden geleni ardınıza koymayın, Bu işi yapacağız. Siz de ne yapacaksanız yapın' dedi.

Sonra onlar devam ettiler her akşam televizyonlarında. 11 senedir gazetelerinde görmediğimiz başlıklar, muhalefetin ne kadar iri kıyım adamı varsa onun ağzından hükümete küfür etmekler, hakaret etmekler... Bunlar tutmadı, 17 Aralık'ta da bu kaset dolayısıyla bu bakan, bakan çocukları vesaireler. Bir baktık ki işin iki boyutu var. Bir soruşturma yapılacak, bir soruşturmadan sonra da insanlar gözaltına alınacak, ondan sonra tutuklanacak. Belki ondan sonra da iddianameyle davam açılacak belki. Bizim bildiğimiz yargı süreci bu ama bir yerdeki bir savcıyla bir yerdeki bir emniyet müdürü, bir yerdeki bir başka eleman, bir yerde bir başka bürokrat bir zincir oluşturmuşlar sadece kendileri biliyor ne yaptıklarını. Amiri bilmiyor, memuru bilmiyor ve hatta birilerini pasifize etmişler kendi görevlerinin üzerine almışlar."

> Arınç: Mesele dershane meselesi değilmiş

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Demek ki Tayyip Bey, Başbakanımız haklı çıktı. Mesele dershane değilmiş, aynı Gezi'deki gibi 3-5 ağaç meselesi değil, başka bir şeymiş." dedi.

Arınç, CNN Türk Televizyonu'nda yayımlanan "Ankara Günlüğü" programına katıldı. Dershane konusuna değinen Arınç, şunları söyledi:

Dershaneler üzerinden beni, hükümetimi tehdit ettiler. 'Şunları ortaya çıkarırız, bunların hazırlığını yaptık, bunları piyasaya süreriz'. Ben de 'Onların restine, blofüne karşı restini gördüm' dedim. 'Elinizde ne varsa çıkarın, ne yapacaksanız yapın. Ben sözümden dönmem. Demek ki sonunda bu alçaklığı da yapacak mıydınız?' diye onlara söyledim, dedim. Önce inanamadı ama ben dershane konusundan sonra her şeyin bittiğini ve olumlu noktaya evrildiğini düşünürken bombalar patlamaya başladı. Demek ki Tayyip Bey, Başbakanımız haklı çıktı. Mesele dershane değilmiş, aynı Gezi'deki gibi 3-5 ağaç meselesi değil, başka bir şeymiş."

Arınç şunları söyledi;

"(Bu dershane işinden vazgeçin) diyemez bize kimse. Bu bir siyasi karar. Bazen doğru olur bazen yanlış olur. Yanlış olursak bunun sonucunu yine siyaseten görürüz. Ama doğru olursa gençlerimiz kazanır. Bunun karşılığı 'ben de seni yıkarım, ben de seni dinamitlerim, benim de elimde kasetler var, ben bunları piyasaya sürersem' dediğiniz zaman kimse onlar, o zaman bunlar dershaneler üzerinden cemaate mensubiyetlerini iddia ettikleri kişiler. Başbakanın bizzat kendisine, 'elimizde bunlar var. Biz bunları piyasaya süreriz, hükümetiniz bunlarla karşı karşıya kalır, bu işten vazgeçin...' Yiğit adam bizim Başbakanımız. Bunların altında kalacak adam değil. 'Elinizden geleni ardınıza koymayın, Bu işi yapacağız. Siz de ne yapacaksanız yapın' dedi.

Sonra onlar devam ettiler her akşam televizyonlarında. 11 senedir gazetelerinde görmediğimiz başlıklar, muhalefetin ne kadar iri kıyım adamı varsa onun ağzından hükümete küfür etmekler, hakaret etmekler... Bunlar tutmadı, 17 Aralık'ta da bu kaset dolayısıyla bu bakan, bakan çocukları vesaireler. Bir baktık ki işin iki boyutu var. Bir soruşturma yapılacak, bir soruşturmadan sonra da insanlar gözaltına alınacak, ondan sonra tutuklanacak. Belki ondan sonra da iddianameyle davam açılacak belki. Bizim bildiğimiz yargı süreci bu ama bir yerdeki bir savcıyla bir yerdeki bir emniyet müdürü, bir yerdeki bir başka eleman, bir yerde bir başka bürokrat bir zincir oluşturmuşlar sadece kendileri biliyor ne yaptıklarını. Amiri bilmiyor, memuru bilmiyor ve hatta birilerini pasifize etmişler kendi görevlerinin üzerine almışlar."

Son Güncelleme: Pazartesi, 03 Mart 2014 09:03

Gösterim: 1622

Demokratikleşme paketi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. Kanuna göre, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerle eğitim ve öğretim yapmak amacıyla özel okullar açılabilecek. Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler, Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edilecek.

"Demokratikleşme paketi" olarak bilinen Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Kanuna göre, özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerle eğitim ve öğretim yapmak amacıyla özel okullar açılabilecek. Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler, Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edilecek.

Kanunla, anayasada öngörülen temel hak ve hürriyetlerden biri olan eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasının engellenmesi yaptırım altına alınıyor ve bu suç için belirlenen ceza artırılıyor.

Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla; devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetlerine, kişinin eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasına, öğrencilerin toplu olarak oturdukları binalara veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına engel olanlara, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Kamu kurumlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında verilen ya da kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak sunulan hizmetlerden yararlanılması hakkının engellenmesinde de 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanacak.

> Farklı dil ve lehçelerde eğitim ve öğretim yapılabilecek

Demokratikleşme paketi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi. Kanuna göre, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerle eğitim ve öğretim yapmak amacıyla özel okullar açılabilecek. Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler, Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edilecek.

"Demokratikleşme paketi" olarak bilinen Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edildi.

Kanuna göre, özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere, Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerle eğitim ve öğretim yapmak amacıyla özel okullar açılabilecek. Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler, Bakanlar Kurulu kararıyla tespit edilecek.

Kanunla, anayasada öngörülen temel hak ve hürriyetlerden biri olan eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasının engellenmesi yaptırım altına alınıyor ve bu suç için belirlenen ceza artırılıyor.

Cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla; devletçe kurulan veya kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak yürütülen her türlü eğitim ve öğretim faaliyetlerine, kişinin eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasına, öğrencilerin toplu olarak oturdukları binalara veya bunların eklentilerine girilmesine veya orada kalınmasına engel olanlara, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilecek.

Kamu kurumlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında verilen ya da kamu makamlarının verdiği izne dayalı olarak sunulan hizmetlerden yararlanılması hakkının engellenmesinde de 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası uygulanacak.

Son Güncelleme: Pazartesi, 03 Mart 2014 08:08

Gösterim: 1773

Dershanelerde ilgili son 10 yılın rakamlar açıklandı. İşte son 10 yıllık süreçte dershane, öğrenci ve öğretmen sayıları

Cumhuriyetin ilk yıllarından beri eğitim hayatında varlığını sürdüren ve bugün itibariyle sayıları 3 bin 550'ye ulaşan dershaneler, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen yasa tasarısıyla "tarihe karışacak".

Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve KHK'larda Değişiklik Yapan Tasarı TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı. Düzenlemeye göre, Özel Öğretim Kurumları Kanunu'ndan "dershane" tanımı çıkarılarak, ortaöğretime veya yükseköğretime giriş sınavlarına veya bu sınavlar kapsamındaki derslere hazırlık niteliğinde kurs açılması engelleniyor. Dershane ve öğrenci etüt merkezleri, eğitim öğretim faaliyetlerine 1 Eylül 2015'e kadar devam edebilecek, 2018-2019 eğitim öğretim yılı sonuna kadar ise özel okullara dönüşebilecek.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, milyonlarca aileyi yakından ilgilendiren dershanelerin varlığı Cumhuriyetin ilk yıllarına hatta Cumhuriyet öncesine kadar uzanıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında daha çok yetişkinlere yönelik kısa süreli destek niteliğindeki kurslar olarak faaliyet gösteren dershanelerin hedef kitlesi, ilköğretim ve ortaöğretimin yaygınlaşmasıyla, notları düşük, bütünlemeye kalan, dışarıdan okul bitirmek isteyen ve lise bitirme veya devlet olgunluk sınavlarına hazırlanan öğrencilere hitap etmeye başladı.

1960'lı yılların ortalarına kadar bu şekilde faaliyetlerini gösteren dershaneler, yükseköğretime talebin artması ve talebin giderek karşılanmaz hale gelmesiyle "bir üst öğretim kurumuna girişle ilgili sınavlara hazırlama" faaliyetlerini artırdı. Özellikle 1970'lerle birlikte dershane sayısındaki hızlı artış bu kurumlar hakkındaki tartışmaları da artırdı.

1980 darbesi sonrasında kurulan ihtilal hükümetinin programında dershanelerin kapatılması gerektiği görüşü yer aldı. 1983’te özel dershanelerin kapatılmasına yönelik bir yasa tasarısı kurucu meclisin gündemine getirildi ancak Meclis tarafından reddedildi. Bunun üzerine Milli Güvenlik Konseyi, bu kararı veto ederek, kapatılmayla ilgili önergeyi kabul etti ve çıkartılan 16 Haziran 1983 tarih ve 2843 sayılı yasayla, yeni özel dershane açılması yasaklandı. Mevcut dershanelerin ise 1 Ağustos 1984 tarihine kadar kapatılmasına karar verildi.

Kapatılma ile yüz yüze gelen özel dershanelerin yöneticilerinin birlikte hareket etmeleri o dönemde yeni kurulan Özal Hükümeti üzerinde etkili oldu ve özel dershanelerin faaliyetini sürdürmesini öngören 3035 sayılı yasa 11 Temmuz 1984 tarihinde kabul edildi.

Sayıyla birlikte çeşitlilik de arttı

Özel dershanelerin kapatılma ile karşı karşıya kaldığı bu kritik süreç sonrasında özel dershane talebini azaltmak için ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sınavlarının içeriğinde ve uygulama şekillerinde farklı dönemlerde farklı değişiklikler gerçekleştirildi ancak ortaöğretim ile yükseköğretime geçişte sınavların varlığı ve eğitimdeki diğer sorunlar dershanelere olan ihtiyacın artmasına sebep oldu. Dershanelerin sayısındaki artışa paralel olarak çeşitlilik de arttı. Bu yıl itibariyle, Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS), Yabancı Dil Sınavı (YDS) ve  Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) gibi sınavlara hazırlayanların da aralarında bulunduğu 3 bin 550 dershane bulunuyor. Dershanelerin kapatılmasını öngören yasanın iptal edildiği 1984 yılında bu sayı 174'tü.  Bu yıl itibariyle dershaneye giden öğrenci sayısı yaklaşık 1 milyon 220 bin, buralarda çalışan öğretmen sayısı ise yaklaşık 53 bin.

Son 10 yıllık süreçte dershane, öğrenci ve öğretmen sayısı ise şöyle:

Yıl          Dershane sayısı   Öğrenci sayısı      Öğretmen sayısı

2003-2004      2 bin 568            668 bin 673                 23 bin 730

2004-2005      2 bin 984            784 bin 565                 30 bin 537

2005-2006      3 bin 570            925 bin 299                 41 bin 031

2006-2007      3 bin 986           1 milyon 071 bin 827    47 bin 621

2007-2008     4 bin 031            1 milyon 232 bin 129    48 bin 855

2008-2009      4 bin 262           1 milyon 178 bin  943   51 bin 916

2009-2010     4 bin 193            1 milyon 174 bin  860   50 bin 432

2010-2011    4 bin 099             1 milyon 234 bin 738    50 bin 209

2011-2012    3 bin 961             1 milyon 219 bin 472     50 bin 163

2012-2013    3 bin 858            1 milyon 280 bin 297     51 bin 522

Özel dershaneleri özel okula dönüştürülmesi

Ortaöğretim ve yükseköğretime hazırlık dershanelerinin özel okullara dönüştürülmesine ilişkin hedefler, 9. Kalkınma Planı'nda (2006) ve Milli Eğitim Bakanlığı Stratejik Planı'nda da yer aldı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD) 2007'deki temel eğitim ulusal raporunda da dershanelerin özel okula dönüştürülmesi önerisi yapıldı.

En son 2010 yılında yayınlanan MEB Strateji Planı'nda da dershanelerin okula dönüşümüyle ilgili arsa tahsisi, vergi muafiyeti gibi teşvikleri içeren yeni mevzuat geliştirileceği ve bu doğrultuda 2014 yılı sonuna kadar özel dershanelerin yüzde 70’inin özel okula dönüştürülmesinin sağlanacağı belirtildi.

Bakanlık dershanelerin görüşlerini aldı

Bakanlık, dönüşü ilişkin çalışmalarını yürütürken bir taraftan da dershane temsilcileriyle düzenlenen 8 çalıştayla bir araya gelinerek görüş ve önerilerini aldı. Eğitim müfettişleri de 81 ildeki tüm dershane temsilcileriyle yüz yüze görüşerek anket yaptı. Bakanlık aynı zamanda konuya ilişkin STK'lardan da görüş ve önerilerini topladı.

Bu kapsamda MEB, tarafından dönüşüm çalışmalarının hız kazandığı 2012 yılı itibariyle faaliyette bulunan 3 bin 830 dershanenin görüşleri alınarak hazırlanan envanter çalışması da yapıldı. Çalışmaya göre, dershanelerin 677'si sadece ortaöğretime, 378'i sadece üniversiteye, 40'ı sadece KPSS'ye hazırlık kurslarını, 2 bin 371'inin SBS-üniversiteye hazırlık, 314'ünün SBS-üniversiteye hazırlık ve KPSS, 16'sının SBS-KPSS hazırlık, 34'ünün üniversite hazırlık-KPSS kursu veriyor.

Buna göre 2012'de faaliyetlerini sürdüren dershanelerin yaklaşık yüzde 80'ini üniversiteye hazırlık kursları oluşturuyor. Dershane öğrencilerin yüzde 42'si üniversiteye hazırlanan lise, yüzde 39'u ortaöğretime hazırlanan ortaokul öğrencisi olarak belirlendi. Mezun öğrencilerin yüzde 18'i dershaneye giderken, yüzde 1 oranında kişi ise KPSS için dershaneyi tercih ediyor.

Envanter çalışmasına göre, dershanelerin bin 635'i bağımsız binaya sahip, 2 bin 177'inin ise bağımsız binası bulunmuyor. Dershanelerin 830'unun bahçesi varken, yüzde 2 bin 809'unun bahçesi yok. 2012-2013 eğitim-öğretim ortaokulda 5 milyon 181 bin 965 öğrenciden yüzde 10.36'sı; lisede ise 3 milyon 955 bin 77 öğrenciden yüzde 14.71'i dershaneye gidiyor.

> Dershanelerle ilgili son 10 yılın istatistikleri açıklandı

Dershanelerde ilgili son 10 yılın rakamlar açıklandı. İşte son 10 yıllık süreçte dershane, öğrenci ve öğretmen sayıları

Cumhuriyetin ilk yıllarından beri eğitim hayatında varlığını sürdüren ve bugün itibariyle sayıları 3 bin 550'ye ulaşan dershaneler, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen yasa tasarısıyla "tarihe karışacak".

Milli Eğitim Temel Kanunu ile Bazı Kanun ve KHK'larda Değişiklik Yapan Tasarı TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı. Düzenlemeye göre, Özel Öğretim Kurumları Kanunu'ndan "dershane" tanımı çıkarılarak, ortaöğretime veya yükseköğretime giriş sınavlarına veya bu sınavlar kapsamındaki derslere hazırlık niteliğinde kurs açılması engelleniyor. Dershane ve öğrenci etüt merkezleri, eğitim öğretim faaliyetlerine 1 Eylül 2015'e kadar devam edebilecek, 2018-2019 eğitim öğretim yılı sonuna kadar ise özel okullara dönüşebilecek.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, milyonlarca aileyi yakından ilgilendiren dershanelerin varlığı Cumhuriyetin ilk yıllarına hatta Cumhuriyet öncesine kadar uzanıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında daha çok yetişkinlere yönelik kısa süreli destek niteliğindeki kurslar olarak faaliyet gösteren dershanelerin hedef kitlesi, ilköğretim ve ortaöğretimin yaygınlaşmasıyla, notları düşük, bütünlemeye kalan, dışarıdan okul bitirmek isteyen ve lise bitirme veya devlet olgunluk sınavlarına hazırlanan öğrencilere hitap etmeye başladı.

1960'lı yılların ortalarına kadar bu şekilde faaliyetlerini gösteren dershaneler, yükseköğretime talebin artması ve talebin giderek karşılanmaz hale gelmesiyle "bir üst öğretim kurumuna girişle ilgili sınavlara hazırlama" faaliyetlerini artırdı. Özellikle 1970'lerle birlikte dershane sayısındaki hızlı artış bu kurumlar hakkındaki tartışmaları da artırdı.

1980 darbesi sonrasında kurulan ihtilal hükümetinin programında dershanelerin kapatılması gerektiği görüşü yer aldı. 1983’te özel dershanelerin kapatılmasına yönelik bir yasa tasarısı kurucu meclisin gündemine getirildi ancak Meclis tarafından reddedildi. Bunun üzerine Milli Güvenlik Konseyi, bu kararı veto ederek, kapatılmayla ilgili önergeyi kabul etti ve çıkartılan 16 Haziran 1983 tarih ve 2843 sayılı yasayla, yeni özel dershane açılması yasaklandı. Mevcut dershanelerin ise 1 Ağustos 1984 tarihine kadar kapatılmasına karar verildi.

Kapatılma ile yüz yüze gelen özel dershanelerin yöneticilerinin birlikte hareket etmeleri o dönemde yeni kurulan Özal Hükümeti üzerinde etkili oldu ve özel dershanelerin faaliyetini sürdürmesini öngören 3035 sayılı yasa 11 Temmuz 1984 tarihinde kabul edildi.

Sayıyla birlikte çeşitlilik de arttı

Özel dershanelerin kapatılma ile karşı karşıya kaldığı bu kritik süreç sonrasında özel dershane talebini azaltmak için ortaöğretime ve yükseköğretime geçiş sınavlarının içeriğinde ve uygulama şekillerinde farklı dönemlerde farklı değişiklikler gerçekleştirildi ancak ortaöğretim ile yükseköğretime geçişte sınavların varlığı ve eğitimdeki diğer sorunlar dershanelere olan ihtiyacın artmasına sebep oldu. Dershanelerin sayısındaki artışa paralel olarak çeşitlilik de arttı. Bu yıl itibariyle, Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS), Yabancı Dil Sınavı (YDS) ve  Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (ALES) gibi sınavlara hazırlayanların da aralarında bulunduğu 3 bin 550 dershane bulunuyor. Dershanelerin kapatılmasını öngören yasanın iptal edildiği 1984 yılında bu sayı 174'tü.  Bu yıl itibariyle dershaneye giden öğrenci sayısı yaklaşık 1 milyon 220 bin, buralarda çalışan öğretmen sayısı ise yaklaşık 53 bin.

Son 10 yıllık süreçte dershane, öğrenci ve öğretmen sayısı ise şöyle:

Yıl          Dershane sayısı   Öğrenci sayısı      Öğretmen sayısı

2003-2004      2 bin 568            668 bin 673                 23 bin 730

2004-2005      2 bin 984            784 bin 565                 30 bin 537

2005-2006      3 bin 570            925 bin 299                 41 bin 031

2006-2007      3 bin 986           1 milyon 071 bin 827    47 bin 621

2007-2008     4 bin 031            1 milyon 232 bin 129    48 bin 855

2008-2009      4 bin 262           1 milyon 178 bin  943   51 bin 916

2009-2010     4 bin 193            1 milyon 174 bin  860   50 bin 432

2010-2011    4 bin 099             1 milyon 234 bin 738    50 bin 209

2011-2012    3 bin 961             1 milyon 219 bin 472     50 bin 163

2012-2013    3 bin 858            1 milyon 280 bin 297     51 bin 522

Özel dershaneleri özel okula dönüştürülmesi

Ortaöğretim ve yükseköğretime hazırlık dershanelerinin özel okullara dönüştürülmesine ilişkin hedefler, 9. Kalkınma Planı'nda (2006) ve Milli Eğitim Bakanlığı Stratejik Planı'nda da yer aldı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD) 2007'deki temel eğitim ulusal raporunda da dershanelerin özel okula dönüştürülmesi önerisi yapıldı.

En son 2010 yılında yayınlanan MEB Strateji Planı'nda da dershanelerin okula dönüşümüyle ilgili arsa tahsisi, vergi muafiyeti gibi teşvikleri içeren yeni mevzuat geliştirileceği ve bu doğrultuda 2014 yılı sonuna kadar özel dershanelerin yüzde 70’inin özel okula dönüştürülmesinin sağlanacağı belirtildi.

Bakanlık dershanelerin görüşlerini aldı

Bakanlık, dönüşü ilişkin çalışmalarını yürütürken bir taraftan da dershane temsilcileriyle düzenlenen 8 çalıştayla bir araya gelinerek görüş ve önerilerini aldı. Eğitim müfettişleri de 81 ildeki tüm dershane temsilcileriyle yüz yüze görüşerek anket yaptı. Bakanlık aynı zamanda konuya ilişkin STK'lardan da görüş ve önerilerini topladı.

Bu kapsamda MEB, tarafından dönüşüm çalışmalarının hız kazandığı 2012 yılı itibariyle faaliyette bulunan 3 bin 830 dershanenin görüşleri alınarak hazırlanan envanter çalışması da yapıldı. Çalışmaya göre, dershanelerin 677'si sadece ortaöğretime, 378'i sadece üniversiteye, 40'ı sadece KPSS'ye hazırlık kurslarını, 2 bin 371'inin SBS-üniversiteye hazırlık, 314'ünün SBS-üniversiteye hazırlık ve KPSS, 16'sının SBS-KPSS hazırlık, 34'ünün üniversite hazırlık-KPSS kursu veriyor.

Buna göre 2012'de faaliyetlerini sürdüren dershanelerin yaklaşık yüzde 80'ini üniversiteye hazırlık kursları oluşturuyor. Dershane öğrencilerin yüzde 42'si üniversiteye hazırlanan lise, yüzde 39'u ortaöğretime hazırlanan ortaokul öğrencisi olarak belirlendi. Mezun öğrencilerin yüzde 18'i dershaneye giderken, yüzde 1 oranında kişi ise KPSS için dershaneyi tercih ediyor.

Envanter çalışmasına göre, dershanelerin bin 635'i bağımsız binaya sahip, 2 bin 177'inin ise bağımsız binası bulunmuyor. Dershanelerin 830'unun bahçesi varken, yüzde 2 bin 809'unun bahçesi yok. 2012-2013 eğitim-öğretim ortaokulda 5 milyon 181 bin 965 öğrenciden yüzde 10.36'sı; lisede ise 3 milyon 955 bin 77 öğrenciden yüzde 14.71'i dershaneye gidiyor.

Son Güncelleme: Cumartesi, 01 Mart 2014 12:56

Gösterim: 3096


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.