Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
"Psychological Medicine" dergisinde yayımlanan araştırmada, İngiliz bilim adamları, düşük IQ seviyesinin genellikle düşük gelir, çeşitli sağlık sorunları, günlük yaşamda başkalarının yardımına ihtiyaç duyma ile ilişkilendirildiğini ve tüm bu unsurların da mutsuzluğa katkıda bulunduğunu açıkladı.
6 bin 870 kişinin katıldığı çalışmada araştırmacılar, katılımcılara kendilerini mutlu hissedip hissetmediklerini sordu.
"Kendisini çok mutlu hissettiğini" söyleyen katılımcıların yüzde 43'ünün, IQ seviyesi 120-129 olan grupta yer aldığı belirlendi.
"Kendisini çok mutsuz" hissedenlerin büyük bir kısmının ise IQ seviyesi 70-79 olan grupta olduğu ortaya çıktı.
Araştırmayı yöneten Angela Hassiotis, elde edilen sonuçların normal zeka seviyesinin altındaki kişilerin kendilerini mutsuz hissetme olasılığının daha yüksek olduğuna işaret ettiğini söyledi.
Hassiotis, yoksul ailelerin çocuklarına yönelik uzun süreli stratejilerin, çocukların hem zeka seviyesine hem de mutluluklarına olumlu etki yapabileceğine dikkati çekti.
Araştırmada, zeka seviyesi düşük kişilere daha fazla destek verilmesi gerektiği belirtildi.
Normal zeka katsayısı, 90-110 olarak kabul ediliyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
"Psychological Medicine" dergisinde yayımlanan araştırmada, İngiliz bilim adamları, düşük IQ seviyesinin genellikle düşük gelir, çeşitli sağlık sorunları, günlük yaşamda başkalarının yardımına ihtiyaç duyma ile ilişkilendirildiğini ve tüm bu unsurların da mutsuzluğa katkıda bulunduğunu açıkladı.
6 bin 870 kişinin katıldığı çalışmada araştırmacılar, katılımcılara kendilerini mutlu hissedip hissetmediklerini sordu.
"Kendisini çok mutlu hissettiğini" söyleyen katılımcıların yüzde 43'ünün, IQ seviyesi 120-129 olan grupta yer aldığı belirlendi.
"Kendisini çok mutsuz" hissedenlerin büyük bir kısmının ise IQ seviyesi 70-79 olan grupta olduğu ortaya çıktı.
Araştırmayı yöneten Angela Hassiotis, elde edilen sonuçların normal zeka seviyesinin altındaki kişilerin kendilerini mutsuz hissetme olasılığının daha yüksek olduğuna işaret ettiğini söyledi.
Hassiotis, yoksul ailelerin çocuklarına yönelik uzun süreli stratejilerin, çocukların hem zeka seviyesine hem de mutluluklarına olumlu etki yapabileceğine dikkati çekti.
Araştırmada, zeka seviyesi düşük kişilere daha fazla destek verilmesi gerektiği belirtildi.
Normal zeka katsayısı, 90-110 olarak kabul ediliyor.
Son Güncelleme: Perşembe, 27 Eylül 2012 08:19
Gösterim: 3099
İnsanların iyi haberleri seçip, kötü haberleri görmezden gelme eğiliminin, beynin bir bölgesinin filtreleme mekanizması olarak çalışmasından kaynaklı olduğu keşfedildi.
Çoğu insanın kötü haberlerden çok iyi haberleri, hakaretlerden çok övgüleri duymayı tercih ettiği biliniyor. İnsanların yüzde 80 ila yüzde 90’ı, kendileri hakkında işittikleri övgüler sayesinde öz güven kazanırken, söylenen kötü sözler nedeniyle nadiren imajını gözden geçiriyor.
Sinir bilim uzmanları tarafından ‘iyi haber-kötü haber etkisi’ olarak adlandılan bu etkinin artıları ve eksileri olabileceği düşünülüyor. İyimser bir bakış açısıyla, düşüncelerini daha çok iyi haberler üzerine kurma eğilimine sahip olan insanlar, kanser, hırsızlık, internet dolandırıcılığı, boşanma ya da uçağını kaçırma gibi durumların başlarına gelme ihtimali hakkında çok daha az endişeleniyor.
Depresyon tanısı konmuş kişilerde daha seyrek rastlanan etkinin tehlikeli sonuçlar doğurabileceği, kötü haberleri görmezden gelmenin insanları kendinden fazla emin ve umursamaz yapabileceği iddia ediliyor.
BEYNİN ÜÇ BÖLGESİNE TİTREŞİM GÖNDERİLDİ
University College London’da (UCL) yapılan deneyde, sinir bilimi uzmanları, beynin kötü haberleri filtreme ve iyi haberleri seçme mekanizmasının nasıl işlediğini araştırdı. Küçük beyindeki bir bölgenin fonksiyonunun geçici olarak bozulduğu deneyde, bu mekanizma devre dışı bırakıldı ve denekler hem kötü hem de iyi haberlere olabildiğince açık hale geldi.
Bilişsel sinir bilim uzmanı Tali Sharot ve ekibi, deney için gönüllü olan 20-35 yaş aralığındaki 30 sağlak kişiyi on kişilik gruplara ayırdı. Gönüllülerden her birine, beyne manyetik titreşimler gönderip belli kısımlarının işlevlerini aksatmak amacıyla 40 saniye süren transkranyal manyetik stimülasyon (TMS) uygulandı. TMS’in uygulandığı bölgeler, ilk grupta beynin sol lobunun ön kısmında altta yer alan kıvrımlar, ikinci grupta sağ beynin önünde altta bulunan kıvrımlar ve üçüncü grupta ise titreşimlerin pek etkili olması beklenmeyen bir kontrol merkeziydi.
İLK GRUBUN KÖTÜ HABERLERE TEPKİSİ DEĞİŞTİ
İlk TMS seasından sonraki yarım saat içinde, gönüllülere kanser, araba çalınması, uçak kaçırma gibi başlarına gelmesini istemeyecekleri durumlarla ilgili 40 ayrı resim gösterildi. Herkesten, her ayrı resimdeki durumun başlarına gelme ihtimalini tahmin etmeleri istendi. Cevaplarını yazan gönüllülerin tahminleri, bu durumların aynı sosyo-ekonomik koşullarda yaşayan insanların başına gelme ihtimaliyle karşılaştırıldı. Yapılan ikinci TMS seansından sonra aynı test tekrarlandı ve araştırmacılar verilen cevapları karşılaştırdı.
Karşılaştırmanın sonucunda, sağ beynin ön kısmında altta yer alan kıvrımlarına ya da beynin kontrol merkezine titreşim verilen kişilerdeki iyi haberleri seçme mekanizmasının normal bir şekilde çalışmaya devam ettiği görüldü. Bu iki gruptaki kişiler, Alzheimer riskinin ya da kanser olma ihtimallerinin düşündüklerinden az çıktığını gördüklerinde, bunu iyi bir haber olarak algıladı.
Buna karşın, beyinlerinin sol ön kısmının alt tarafındaki kıvrımlara TMS uygulanan kişilerde ‘iyi haber-kötü haber etkisinin’ yok olduğu tespit edildi. Bu gruptakiler düşüncelerini, iyi bir haber duyduklarında değiştirdikleri kadar, kötü bir haber duyduklarında da gözden geçirdi.
‘ETKİNİN SEBEBİ SOL ÖNBEYİNDEKİ KIVRIMLAR’
Araştırmayı yürüten Sharot, “Sol beynin önünde altta yer alan kıvrımların, beynin diğer kısımlarının kötü haberi algılamasını engellediğine inanıyoruz. Bu bölgeye müdahale ederek, bu etkiyi önleyebiliyoruz” dedi. Beynin bu bölgesiyle ilgili başka bir çalışma, 2011 yılında Nature Neuroscience dergisinde yayımlanmıştı.
İyi haber-kötü haber etkisinden sorumlu olan tek bölgenin sol beynin ön kısmının alt tarafında yer alan kıvrımlar olmadığı düşünüldü. Buradaki nöronların beynin farklı bölgeleriyle bağlantılı olması sebebiyle, tek bölgenin diğerlerini etkilemeden çalışmasının mümkün olmadığı ve gözlemlenen etkinin büyük ihtimalle geniş bir sinir ağından kaynaklandığı ileri sürüldü.
‘TMS’NİN SADECE BU ETKİYİ YAPMASI ŞAŞIRTICI’
Cardiff Üniversitesi’nde bilişsel sinirbilim uzmanı olan Chris Chambers, TMS işleminin bu kadar spesifik bir etkiye sahip olmasına şaşırdığını ifade etti: “Araştırmacılar, TMS’nin duygusal uyarılma ve dikkat gibi davranışsal özellikleri etkilediğine dair herhangi bir kanıt bulmadı. Beyne verilen titreşimler, birçok farklı ölçüt arasından, sadece kötü haberlere verilen tepkiyi etkiledi. Sonuçlar çarpıcı olsa da, ben tam olarak hangi beyin fonksiyonlarının bu işlemden etkilendiğini anlamakta güçlük çekiyorum.”
University College London’dan Tali Sharot ve ekibi tarafından yapılan araştırma, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı.(ntv)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
İnsanların iyi haberleri seçip, kötü haberleri görmezden gelme eğiliminin, beynin bir bölgesinin filtreleme mekanizması olarak çalışmasından kaynaklı olduğu keşfedildi.
Çoğu insanın kötü haberlerden çok iyi haberleri, hakaretlerden çok övgüleri duymayı tercih ettiği biliniyor. İnsanların yüzde 80 ila yüzde 90’ı, kendileri hakkında işittikleri övgüler sayesinde öz güven kazanırken, söylenen kötü sözler nedeniyle nadiren imajını gözden geçiriyor.
Sinir bilim uzmanları tarafından ‘iyi haber-kötü haber etkisi’ olarak adlandılan bu etkinin artıları ve eksileri olabileceği düşünülüyor. İyimser bir bakış açısıyla, düşüncelerini daha çok iyi haberler üzerine kurma eğilimine sahip olan insanlar, kanser, hırsızlık, internet dolandırıcılığı, boşanma ya da uçağını kaçırma gibi durumların başlarına gelme ihtimali hakkında çok daha az endişeleniyor.
Depresyon tanısı konmuş kişilerde daha seyrek rastlanan etkinin tehlikeli sonuçlar doğurabileceği, kötü haberleri görmezden gelmenin insanları kendinden fazla emin ve umursamaz yapabileceği iddia ediliyor.
BEYNİN ÜÇ BÖLGESİNE TİTREŞİM GÖNDERİLDİ
University College London’da (UCL) yapılan deneyde, sinir bilimi uzmanları, beynin kötü haberleri filtreme ve iyi haberleri seçme mekanizmasının nasıl işlediğini araştırdı. Küçük beyindeki bir bölgenin fonksiyonunun geçici olarak bozulduğu deneyde, bu mekanizma devre dışı bırakıldı ve denekler hem kötü hem de iyi haberlere olabildiğince açık hale geldi.
Bilişsel sinir bilim uzmanı Tali Sharot ve ekibi, deney için gönüllü olan 20-35 yaş aralığındaki 30 sağlak kişiyi on kişilik gruplara ayırdı. Gönüllülerden her birine, beyne manyetik titreşimler gönderip belli kısımlarının işlevlerini aksatmak amacıyla 40 saniye süren transkranyal manyetik stimülasyon (TMS) uygulandı. TMS’in uygulandığı bölgeler, ilk grupta beynin sol lobunun ön kısmında altta yer alan kıvrımlar, ikinci grupta sağ beynin önünde altta bulunan kıvrımlar ve üçüncü grupta ise titreşimlerin pek etkili olması beklenmeyen bir kontrol merkeziydi.
İLK GRUBUN KÖTÜ HABERLERE TEPKİSİ DEĞİŞTİ
İlk TMS seasından sonraki yarım saat içinde, gönüllülere kanser, araba çalınması, uçak kaçırma gibi başlarına gelmesini istemeyecekleri durumlarla ilgili 40 ayrı resim gösterildi. Herkesten, her ayrı resimdeki durumun başlarına gelme ihtimalini tahmin etmeleri istendi. Cevaplarını yazan gönüllülerin tahminleri, bu durumların aynı sosyo-ekonomik koşullarda yaşayan insanların başına gelme ihtimaliyle karşılaştırıldı. Yapılan ikinci TMS seansından sonra aynı test tekrarlandı ve araştırmacılar verilen cevapları karşılaştırdı.
Karşılaştırmanın sonucunda, sağ beynin ön kısmında altta yer alan kıvrımlarına ya da beynin kontrol merkezine titreşim verilen kişilerdeki iyi haberleri seçme mekanizmasının normal bir şekilde çalışmaya devam ettiği görüldü. Bu iki gruptaki kişiler, Alzheimer riskinin ya da kanser olma ihtimallerinin düşündüklerinden az çıktığını gördüklerinde, bunu iyi bir haber olarak algıladı.
Buna karşın, beyinlerinin sol ön kısmının alt tarafındaki kıvrımlara TMS uygulanan kişilerde ‘iyi haber-kötü haber etkisinin’ yok olduğu tespit edildi. Bu gruptakiler düşüncelerini, iyi bir haber duyduklarında değiştirdikleri kadar, kötü bir haber duyduklarında da gözden geçirdi.
‘ETKİNİN SEBEBİ SOL ÖNBEYİNDEKİ KIVRIMLAR’
Araştırmayı yürüten Sharot, “Sol beynin önünde altta yer alan kıvrımların, beynin diğer kısımlarının kötü haberi algılamasını engellediğine inanıyoruz. Bu bölgeye müdahale ederek, bu etkiyi önleyebiliyoruz” dedi. Beynin bu bölgesiyle ilgili başka bir çalışma, 2011 yılında Nature Neuroscience dergisinde yayımlanmıştı.
İyi haber-kötü haber etkisinden sorumlu olan tek bölgenin sol beynin ön kısmının alt tarafında yer alan kıvrımlar olmadığı düşünüldü. Buradaki nöronların beynin farklı bölgeleriyle bağlantılı olması sebebiyle, tek bölgenin diğerlerini etkilemeden çalışmasının mümkün olmadığı ve gözlemlenen etkinin büyük ihtimalle geniş bir sinir ağından kaynaklandığı ileri sürüldü.
‘TMS’NİN SADECE BU ETKİYİ YAPMASI ŞAŞIRTICI’
Cardiff Üniversitesi’nde bilişsel sinirbilim uzmanı olan Chris Chambers, TMS işleminin bu kadar spesifik bir etkiye sahip olmasına şaşırdığını ifade etti: “Araştırmacılar, TMS’nin duygusal uyarılma ve dikkat gibi davranışsal özellikleri etkilediğine dair herhangi bir kanıt bulmadı. Beyne verilen titreşimler, birçok farklı ölçüt arasından, sadece kötü haberlere verilen tepkiyi etkiledi. Sonuçlar çarpıcı olsa da, ben tam olarak hangi beyin fonksiyonlarının bu işlemden etkilendiğini anlamakta güçlük çekiyorum.”
University College London’dan Tali Sharot ve ekibi tarafından yapılan araştırma, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı.(ntv)
Son Güncelleme: Çarşamba, 26 Eylül 2012 15:57
Gösterim: 1811
Kanada'da yapılan araştırmaya imza atan Jean-Philippe Chaput ve Angelo Tremblay, 6 saatten az uyuyanların kilo almaya daha meyilli olduğunu belirtti.
Kanada Tıp Derneği'nin dergisinde yayımlanan araştırma, az uyumanın, açlık hissini tetiklediğini ve iştahı kontrol eden leptin, grelin ve kortizol hormonlarının salgılanmasını olumsuz etkilediğini, bu nedenle az uyuyanların kilo aldığını gösterdi.
Araştırmacılar, kilo vermek isteyenlere, diyet listelerinin ve sporun yanında "iyi uykunun" da önerilebileceğini belirtti.
Son yıllarda birçok araştırmada uykunun obeziteyle mücadelede önemli olduğu belirlenmişti. 6 ay süren bir araştırmada kaliteli uyku uyuyan kişilerin kilo verme ihtimalinin yüzde 33 fazla olduğu görülmüştü.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Kanada'da yapılan araştırmaya imza atan Jean-Philippe Chaput ve Angelo Tremblay, 6 saatten az uyuyanların kilo almaya daha meyilli olduğunu belirtti.
Kanada Tıp Derneği'nin dergisinde yayımlanan araştırma, az uyumanın, açlık hissini tetiklediğini ve iştahı kontrol eden leptin, grelin ve kortizol hormonlarının salgılanmasını olumsuz etkilediğini, bu nedenle az uyuyanların kilo aldığını gösterdi.
Araştırmacılar, kilo vermek isteyenlere, diyet listelerinin ve sporun yanında "iyi uykunun" da önerilebileceğini belirtti.
Son yıllarda birçok araştırmada uykunun obeziteyle mücadelede önemli olduğu belirlenmişti. 6 ay süren bir araştırmada kaliteli uyku uyuyan kişilerin kilo verme ihtimalinin yüzde 33 fazla olduğu görülmüştü.
Son Güncelleme: Cumartesi, 22 Eylül 2012 09:54
Gösterim: 1832
Diş çürümesi tarih olacak
İspanya’nın Valencia kentindeki Kamu Sağlığı Araştırmaları Merkezi’nde görevli bilim adamları diş çürümesine engel olan bir mikroorganizma keşfetti.
İnsan bünyesinde var olan bu mikroorganizmanın görüntülerini yayınlayan yetkililer “Bu organizmayı yoğurt, sakız, ilaç ve diş macununda kullanacağız. Eğer çalışmalar yolunda gider ve bu ürünler toplum tarafından gerektiği şekilde yaygın olarak kullanılırsa diş çürükleri önümüzdeki beş yıl içinde tarih olacak” dedi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Diş çürümesi tarih olacak
İspanya’nın Valencia kentindeki Kamu Sağlığı Araştırmaları Merkezi’nde görevli bilim adamları diş çürümesine engel olan bir mikroorganizma keşfetti.
İnsan bünyesinde var olan bu mikroorganizmanın görüntülerini yayınlayan yetkililer “Bu organizmayı yoğurt, sakız, ilaç ve diş macununda kullanacağız. Eğer çalışmalar yolunda gider ve bu ürünler toplum tarafından gerektiği şekilde yaygın olarak kullanılırsa diş çürükleri önümüzdeki beş yıl içinde tarih olacak” dedi.
Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Eylül 2012 08:34
Gösterim: 1230
Harvard Üniversitesi’nden Prof. King, antik papirus parçasında, Hz. İsa’nın kimliğini Meryem olarak açıkladığı bir kişiye ”karım” diye hitap ettiğini ileri sürdü.
Hz. İsa’nın açıkça karısından bahsettiği ileri sürülen 4. yüzyıldan kalma papirüs parçası ortaya çıkarıldı.
Harvard Üniversitesi Hıristiyanlık Tarihi’nden Prof. Karen King, mevcut tek antik metin olduğunu söylediği papirus parçasının, Hz. İsa’nın kimliğini Meryem olarak açıkladığı bir kişiye ”karım” diye hitap ettiği bir diyalog içerdiğini söyledi.
Metin, İtalya’nın başkenti Roma’da, eski Mısır dili uzmanlarının katıldığı bir konferansta açıklandı.
Karen King, papirus parçasının, 2. yüzyılda muhtemelen Yunanca yazılan bir İncil’in kopyası olduğunu söyledi.
Prof. King, 3,8 cm eninde ve 7,8 cm uzunluğundaki parçada geçen dört kelimenin, ilk Hıristiyanların inandığı gibi Hz. İsa’nın evli olduğu tezini ilk kez kanıtladığını savunarak, antik Mısır dilinde yazılan kelimelerin, ”İsa onlara dedi ki, karım,” olarak çevrildiğini bildirdi.
Diyalogda havarilerinin, ”Meryem’in, Hz. İsa’ya uygun olup olmadığını” tartıştığı ve Hz. İsa’nın ”benim müridim olabilir” dediği belirtildi.
Karen King, bunu destekleyecek güvenilir tarihsel bir kanıt olmamasına rağmen Hıristiyan geleneğinde uzun süredir, Hz. İsa’nın evli olmadığının düşünüldüğünü hatırlattı.
Prof. King, metnin sahibi olan özel bir koleksiyoncunun kendisiyle iletişime geçerek, metnin çevrilmesini ve analiz edilmesini istediğini ifade etti.
King metnin, antik yazıların günümüze kadar bozulmadan kalmasını sağlayan kuru iklimin hakim olduğu Mısır’dan gelmiş olması gerektiğini sözlerine ekledi.
(habertürk)
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Harvard Üniversitesi’nden Prof. King, antik papirus parçasında, Hz. İsa’nın kimliğini Meryem olarak açıkladığı bir kişiye ”karım” diye hitap ettiğini ileri sürdü.
Hz. İsa’nın açıkça karısından bahsettiği ileri sürülen 4. yüzyıldan kalma papirüs parçası ortaya çıkarıldı.
Harvard Üniversitesi Hıristiyanlık Tarihi’nden Prof. Karen King, mevcut tek antik metin olduğunu söylediği papirus parçasının, Hz. İsa’nın kimliğini Meryem olarak açıkladığı bir kişiye ”karım” diye hitap ettiği bir diyalog içerdiğini söyledi.
Metin, İtalya’nın başkenti Roma’da, eski Mısır dili uzmanlarının katıldığı bir konferansta açıklandı.
Karen King, papirus parçasının, 2. yüzyılda muhtemelen Yunanca yazılan bir İncil’in kopyası olduğunu söyledi.
Prof. King, 3,8 cm eninde ve 7,8 cm uzunluğundaki parçada geçen dört kelimenin, ilk Hıristiyanların inandığı gibi Hz. İsa’nın evli olduğu tezini ilk kez kanıtladığını savunarak, antik Mısır dilinde yazılan kelimelerin, ”İsa onlara dedi ki, karım,” olarak çevrildiğini bildirdi.
Diyalogda havarilerinin, ”Meryem’in, Hz. İsa’ya uygun olup olmadığını” tartıştığı ve Hz. İsa’nın ”benim müridim olabilir” dediği belirtildi.
Karen King, bunu destekleyecek güvenilir tarihsel bir kanıt olmamasına rağmen Hıristiyan geleneğinde uzun süredir, Hz. İsa’nın evli olmadığının düşünüldüğünü hatırlattı.
Prof. King, metnin sahibi olan özel bir koleksiyoncunun kendisiyle iletişime geçerek, metnin çevrilmesini ve analiz edilmesini istediğini ifade etti.
King metnin, antik yazıların günümüze kadar bozulmadan kalmasını sağlayan kuru iklimin hakim olduğu Mısır’dan gelmiş olması gerektiğini sözlerine ekledi.
(habertürk)
Son Güncelleme: Perşembe, 20 Eylül 2012 08:23
Gösterim: 2024

