Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Google bugün ana sayfasında 113. doğumgününde Nüzhet Gökdoğan'a özel 'Doodle' hazırladı. Doodle'da "Nüzhet Gökdoğan'ın 113. yaş günü. Bugünün Doodle'ı, Türkiye'nin ilk kadın gök bilimcilerinden biri olarak tanınan Türk astronom ve matematikçi Nüzhet Gökdoğan'ı anıyor" ifadeleri kullanıldı. "Doodle"da gezegen ve kitap görsellerinin yanı sıra Gökdoğan'ın çizgi görseline yer verildi. Kullanıcılar, Doodle'ı tıkladığında 14 Ağustos 1910'da İstanbul'da dünyaya gelen Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile ilgili bilgi ve haberlerin yer aldığı sayfaya yönlendiriliyor.
Nüzhet Gökdoğan: Türkiye’de Gökbilimin Kurucusu Öncü Bir Bilim Kadını
Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanlığına seçilerek ilk kadın dekan unvanını aldı.
Atatürk, tam bağımsız ve özgür bir ülke olabilmenin koşulunun bilim ve irfan olduğunu dile getirir. Cumhuriyet kurulduktan sonra bu düşüncesini uygulamak için 1924 yılında İstanbul Darülfünunu, İstanbul Üniversitesi olarak yeniler. Buna ek olarak, 1933 yılında üniversite reformuyla yükseköğrenimi yeniden yapılandırır.
Atatürk, tam bağımsız ve özgür bir ülke olabilmenin koşulunun bilim ve irfan olduğunu dile getirir. Cumhuriyet kurulduktan sonra bu düşüncesini uygulamak için 1924 yılında İstanbul Darülfünunu, İstanbul Üniversitesi olarak yeniler. Buna ek olarak, 1933 yılında üniversite reformuyla yükseköğrenimi yeniden yapılandırır.
1910 yı¬lında İstanbul’da doğan, 1928 yılında Erenköy Kız Lisesi’ni biti¬ren Prof. Gökdoğan, aynı yıl yapılan bir sınavı kazanarak mate¬matik ve fizik öğrenimi görmek için Fransa’ya gitti. Paris Üniversitesi’nden sertifikasını aldıktan sonra İstanbul’a geri döndü. Sonrasında da İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaya başladı.
Aynı yıl Ord. Prof. Dr. Erwin Finlay Freundlich tarafından İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Astronomi Enstitüsü kuruldu. Enstitüde okutulan astronomi dersleri, İngilizce anlatılmaktaydı.. Bu süreçte öğrenci olan Paris Pişmiş (Türk gökbilimci, 1911 – 1999) bir tercümanla birlikte dersleri Türkçe’ ye çeviriyordu. 1934-1935 yıllarında okutulan Gök Mekaniği dersini Nüzhet Toydemir Gökdoğan tercüme etti. 6 ay sonra da bu ders Türkçe olarak anlatılmaya başlandı.
1936 yılına gelindiğinde Gökdoğan üniversite bahçesinde küçük bir gözlemevi kurulması için çalışmalara başladı. Bu çalışmalar sırasında bu gözlemevine bir teleskop yerleştirildi. Bu daha önce Kandilli Gözlemevi için satın alınan teleskoptan sonra Türkiye’ye getirilen ikinci teleskoptur.
Freundlich’in yanında doktora tezini hazırlayan Nüzhet Toydemir, 1937 yılında Fen Doktoru unvanını aldı. Tezi İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nin kayıtlarındaki “bir numaralı” doktora tezidir.
Nüzhet Toydemir 1938 yılında Eski Bayındırlık Bakanı Ali Mukbil Gökdoğan ile evlendi. Bu evliliğinden 1941 yılında Cumhuriyet tarihinin ilk kadın keman virtüözü olan kızı Gönül Gökdoğan ve 1946 yılında da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Profesör olan oğlu Ömer Can Gökdoğan dünyaya geldi.
Doçentlik tezini 1940 yılında veren Gökdoğan, William Marshall Smart’ın “Spherical Astronomy” adlı eserini “Kürevî Astronomi” adıyla Türkçeye çevirdi. 1 Aralık 1948’de Fen Fakültesi’nin teklifi ile İstanbul Üniversitesi Senatosu tarafından profesörlüğe yükseltildi ve Fen Fakültesi’ni temsil etmek üzere Üniversite Senatörü oldu. Böylece ilk kadın senatör olma unvanını elde etti.
Aynı yıl Cahit Arf, Mustafa İnan ve Nazım Terzioğlu ile birlikte Türk Matematik Derneği‘ni kurdular. 1949 yılında da Süreyya Ağaoğlu, Sara Akdik, Şevket Fazıla Giz, Remziye Hisar, Nebahat Karaorman, Müfide Küley, Türkan Rado, Pakize Tarzi, ve Beraat Zeki Üngör ile birlikte, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’ni (TÜKD) kurdu. 1952 – 1954, 1954 – 1956, 1966 – 1968 ve 1968 – 1970 tarihleri arasında bu derneğin başkanlığını yaptı.
Gökdoğan’ın lise astronomi eğitiminde de önemli rolü vardır. 1940 yılında Astronomi, adıyla liseler için ders kitabı hazırlayan Gökdoğan, 1952 yılında da W. Gleisberg ile birlikte liseler için Kozmografya kitabı hazırladı. Bunlar dışında Gökdoğan’ın 1943 yılında Lütfi Biran ve Nazım Terzioğlu ile birlikte tercüme ettikleri Liseler İçin Cebir Temrinleri (P. Aubert ve G. Papelier) adlı bir kitabı daha vardır.
Gökdoğan, 23 Haziran 1954’te Fen Fakültesi Dekanlığına seçildi. Devamında ilk kadın dekan olarak bu görevini iki yıl sürdürdü. Aynı yıl, yani 1954’te Türk Astronomi Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Ayrıca Gökdoğan, 20 yıl kadar bu derneğin başkanlık görevini de yürüttü.
1955’te Dublin’de toplanan Uluslararası Astronomi Birliği Kongresi’ne ikinci kez katılan Gökdoğan, Kongre dönüşünde McMath Hulbert Gözlemevi’ne giderek bir Lyot filtresi (bir tür optik filtre) satın almak için girişimlerde bulundu. Bir yıl sonra İstanbul’a döndü ve gerekli ödeneği sağlayarak Lyot filtresini Üniversite’ye satın aldı. Böylece Güneş gözlemlerinin kapsamı genişledi. Zürich Gözlemevi müdürü Waldmeimer aracılığı ile gözlem sonuçları ayda iki defa yayımlanmaya başlandı.
Gökdoğan, 1958 yılında Astronomi Kürsüsü’nün başına geçti. 22 yıl Kürsü ve Bölüm başkanlığı görevini yürüttü. Bu sürede Fransa’da Meudon ve Nice, İsviçre’de Basel, İtalya’da Asiago Rasathaneleri ile ortak araştırma programları geliştirdi. Ayrıca kürsüde Güneş araştırmalarının yanı sıra diğer astrofizik araştırmaları da yapılmaya başlandı.
15-16 Ağustos 1962’de İngiltere’de yapılan yıldız atmosferleri kuramı üçüncü kongresine katıldı. 1970 yılında ise, Ortadoğu ülkeleri ve Yunanistan’ın katıldığı bir sempozyumu gerçekleştirdi. Bundan bir sene sonra da 27-29 Aralık’ta Astronomi Kürsüsü’nde Türk ve Balkan astronomların katıldığı “Kepler Sempozyumu”nu düzenledi. Bu sempozyumda “Kepler’den Önce ve Sonra Astronomide Gelişmeler” adıyla bir makale sundu.
1978’de ikinci kez Fen Fakültesi Dekanlığına seçilen Gökdoğan, Eylül ayında Silivri’de Türk ve bazı yabancı davetli astronomların katıldığı II. Ulusal Astronomi Kongresi’ni düzenledi. Bu Kongre, 1997’de kurulan Ulusal Gözlemevi fikrinin gündeme geldiği ve tartışılmaya başlandığı çok önemli bir toplantı olmuştur.
1980 yılında yaş sınırı nedeniyle emekli edildi ancak bilimsel çalışmalarına ara vermedi. 1982 yılında Atina’da ulusal arası bir kongreye katıldı. Burada K. Avcıoğlu ve D. Koçer ile birlikte “The Experimental Curve of Growth in Function of Different Sets of Oscillator Strengths” adında bir makale sundu. Gökdoğan, 23 Nisan 2003 yılında 93 yaşında hayatını yitirdi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Google bugün ana sayfasında 113. doğumgününde Nüzhet Gökdoğan'a özel 'Doodle' hazırladı. Doodle'da "Nüzhet Gökdoğan'ın 113. yaş günü. Bugünün Doodle'ı, Türkiye'nin ilk kadın gök bilimcilerinden biri olarak tanınan Türk astronom ve matematikçi Nüzhet Gökdoğan'ı anıyor" ifadeleri kullanıldı. "Doodle"da gezegen ve kitap görsellerinin yanı sıra Gökdoğan'ın çizgi görseline yer verildi. Kullanıcılar, Doodle'ı tıkladığında 14 Ağustos 1910'da İstanbul'da dünyaya gelen Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan ile ilgili bilgi ve haberlerin yer aldığı sayfaya yönlendiriliyor.
Nüzhet Gökdoğan: Türkiye’de Gökbilimin Kurucusu Öncü Bir Bilim Kadını
Prof. Dr. Nüzhet Gökdoğan, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Dekanlığına seçilerek ilk kadın dekan unvanını aldı.
Atatürk, tam bağımsız ve özgür bir ülke olabilmenin koşulunun bilim ve irfan olduğunu dile getirir. Cumhuriyet kurulduktan sonra bu düşüncesini uygulamak için 1924 yılında İstanbul Darülfünunu, İstanbul Üniversitesi olarak yeniler. Buna ek olarak, 1933 yılında üniversite reformuyla yükseköğrenimi yeniden yapılandırır.
Atatürk, tam bağımsız ve özgür bir ülke olabilmenin koşulunun bilim ve irfan olduğunu dile getirir. Cumhuriyet kurulduktan sonra bu düşüncesini uygulamak için 1924 yılında İstanbul Darülfünunu, İstanbul Üniversitesi olarak yeniler. Buna ek olarak, 1933 yılında üniversite reformuyla yükseköğrenimi yeniden yapılandırır.
1910 yı¬lında İstanbul’da doğan, 1928 yılında Erenköy Kız Lisesi’ni biti¬ren Prof. Gökdoğan, aynı yıl yapılan bir sınavı kazanarak mate¬matik ve fizik öğrenimi görmek için Fransa’ya gitti. Paris Üniversitesi’nden sertifikasını aldıktan sonra İstanbul’a geri döndü. Sonrasında da İstanbul Üniversitesi’nde çalışmaya başladı.
Aynı yıl Ord. Prof. Dr. Erwin Finlay Freundlich tarafından İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Astronomi Enstitüsü kuruldu. Enstitüde okutulan astronomi dersleri, İngilizce anlatılmaktaydı.. Bu süreçte öğrenci olan Paris Pişmiş (Türk gökbilimci, 1911 – 1999) bir tercümanla birlikte dersleri Türkçe’ ye çeviriyordu. 1934-1935 yıllarında okutulan Gök Mekaniği dersini Nüzhet Toydemir Gökdoğan tercüme etti. 6 ay sonra da bu ders Türkçe olarak anlatılmaya başlandı.
1936 yılına gelindiğinde Gökdoğan üniversite bahçesinde küçük bir gözlemevi kurulması için çalışmalara başladı. Bu çalışmalar sırasında bu gözlemevine bir teleskop yerleştirildi. Bu daha önce Kandilli Gözlemevi için satın alınan teleskoptan sonra Türkiye’ye getirilen ikinci teleskoptur.
Freundlich’in yanında doktora tezini hazırlayan Nüzhet Toydemir, 1937 yılında Fen Doktoru unvanını aldı. Tezi İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nin kayıtlarındaki “bir numaralı” doktora tezidir.
Nüzhet Toydemir 1938 yılında Eski Bayındırlık Bakanı Ali Mukbil Gökdoğan ile evlendi. Bu evliliğinden 1941 yılında Cumhuriyet tarihinin ilk kadın keman virtüözü olan kızı Gönül Gökdoğan ve 1946 yılında da Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Profesör olan oğlu Ömer Can Gökdoğan dünyaya geldi.
Doçentlik tezini 1940 yılında veren Gökdoğan, William Marshall Smart’ın “Spherical Astronomy” adlı eserini “Kürevî Astronomi” adıyla Türkçeye çevirdi. 1 Aralık 1948’de Fen Fakültesi’nin teklifi ile İstanbul Üniversitesi Senatosu tarafından profesörlüğe yükseltildi ve Fen Fakültesi’ni temsil etmek üzere Üniversite Senatörü oldu. Böylece ilk kadın senatör olma unvanını elde etti.
Aynı yıl Cahit Arf, Mustafa İnan ve Nazım Terzioğlu ile birlikte Türk Matematik Derneği‘ni kurdular. 1949 yılında da Süreyya Ağaoğlu, Sara Akdik, Şevket Fazıla Giz, Remziye Hisar, Nebahat Karaorman, Müfide Küley, Türkan Rado, Pakize Tarzi, ve Beraat Zeki Üngör ile birlikte, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği’ni (TÜKD) kurdu. 1952 – 1954, 1954 – 1956, 1966 – 1968 ve 1968 – 1970 tarihleri arasında bu derneğin başkanlığını yaptı.
Gökdoğan’ın lise astronomi eğitiminde de önemli rolü vardır. 1940 yılında Astronomi, adıyla liseler için ders kitabı hazırlayan Gökdoğan, 1952 yılında da W. Gleisberg ile birlikte liseler için Kozmografya kitabı hazırladı. Bunlar dışında Gökdoğan’ın 1943 yılında Lütfi Biran ve Nazım Terzioğlu ile birlikte tercüme ettikleri Liseler İçin Cebir Temrinleri (P. Aubert ve G. Papelier) adlı bir kitabı daha vardır.
Gökdoğan, 23 Haziran 1954’te Fen Fakültesi Dekanlığına seçildi. Devamında ilk kadın dekan olarak bu görevini iki yıl sürdürdü. Aynı yıl, yani 1954’te Türk Astronomi Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı. Ayrıca Gökdoğan, 20 yıl kadar bu derneğin başkanlık görevini de yürüttü.
1955’te Dublin’de toplanan Uluslararası Astronomi Birliği Kongresi’ne ikinci kez katılan Gökdoğan, Kongre dönüşünde McMath Hulbert Gözlemevi’ne giderek bir Lyot filtresi (bir tür optik filtre) satın almak için girişimlerde bulundu. Bir yıl sonra İstanbul’a döndü ve gerekli ödeneği sağlayarak Lyot filtresini Üniversite’ye satın aldı. Böylece Güneş gözlemlerinin kapsamı genişledi. Zürich Gözlemevi müdürü Waldmeimer aracılığı ile gözlem sonuçları ayda iki defa yayımlanmaya başlandı.
Gökdoğan, 1958 yılında Astronomi Kürsüsü’nün başına geçti. 22 yıl Kürsü ve Bölüm başkanlığı görevini yürüttü. Bu sürede Fransa’da Meudon ve Nice, İsviçre’de Basel, İtalya’da Asiago Rasathaneleri ile ortak araştırma programları geliştirdi. Ayrıca kürsüde Güneş araştırmalarının yanı sıra diğer astrofizik araştırmaları da yapılmaya başlandı.
15-16 Ağustos 1962’de İngiltere’de yapılan yıldız atmosferleri kuramı üçüncü kongresine katıldı. 1970 yılında ise, Ortadoğu ülkeleri ve Yunanistan’ın katıldığı bir sempozyumu gerçekleştirdi. Bundan bir sene sonra da 27-29 Aralık’ta Astronomi Kürsüsü’nde Türk ve Balkan astronomların katıldığı “Kepler Sempozyumu”nu düzenledi. Bu sempozyumda “Kepler’den Önce ve Sonra Astronomide Gelişmeler” adıyla bir makale sundu.
1978’de ikinci kez Fen Fakültesi Dekanlığına seçilen Gökdoğan, Eylül ayında Silivri’de Türk ve bazı yabancı davetli astronomların katıldığı II. Ulusal Astronomi Kongresi’ni düzenledi. Bu Kongre, 1997’de kurulan Ulusal Gözlemevi fikrinin gündeme geldiği ve tartışılmaya başlandığı çok önemli bir toplantı olmuştur.
1980 yılında yaş sınırı nedeniyle emekli edildi ancak bilimsel çalışmalarına ara vermedi. 1982 yılında Atina’da ulusal arası bir kongreye katıldı. Burada K. Avcıoğlu ve D. Koçer ile birlikte “The Experimental Curve of Growth in Function of Different Sets of Oscillator Strengths” adında bir makale sundu. Gökdoğan, 23 Nisan 2003 yılında 93 yaşında hayatını yitirdi.
Son Güncelleme: Pazartesi, 14 Ağustos 2023 12:04
Gösterim: 4980
Sabri Ülker Vakfı, günümüzde çocukların kitap okuma alışkanlıklarını analiz etmek amacıyla gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Araştırma, çocukların sesli kitap ve e-kitaplara eskiye göre çok daha alışık olduğu ve ailelerin kitap fiyatlarını zorlayıcı bulduğu gibi önemli sonuçlar ortaya koydu. Aylık ortalama 180 TL’nin çocuk kitabına ayrıldığını gösteren araştırma, önemli bir yüzdelik dilimin satın almak yerine değiş tokuş veya ödünç yoluyla kitap edindiğini gösteriyor.
Sabri Ülker Vakfı’nın beslenme konusunda toplumu doğru bilgilendirme hedefiyle 2019 yılında kurduğu Sabri Ülker Vakfı Yayınları’nın, çocukların kitap okuma alışkanlıklarını daha iyi anlamak amacıyla gerçekleştirdiği Türkiye Çocuk Kitabı Okuma Alışkanlıkları Araştırması çarpıcı sonuçlar ortaya koydu.
Sabri Ülker Vakfı Yayınları tarafından FRAM araştırma şirketinin yaptığı araştırma, Türkiye temsili 13 ilde 3-10 yaş arası çocuğu olan ve 20-55 yaş arası kitap okuyanlar ya da çocuğuna kitap okuyan 309 anne ile görüşülerek gerçekleştirildi. Araştırmaya göre çocukların çoğunluğunun kitap okumayı sevdiği, ebeveynleri kitap okuyan çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanmaya daha yatkın olduğu, sesli kitap ve e-kitapların çocuklar tarafından yaygın olarak tercih edildiği gibi çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı.
“Araştırmaya göre çocukların yüzde 80’i kitap okumayı seviyor”
Kitap Okuma Alışkanlıkları Araştırması’nın sonuçlarına baktıklarında; vakfın ve yayınevinin misyonunun, ebeveynlerin ve çocukların beklentileri ile paralel olduğunu gördüklerini ifade eden Sabri Ülker Vakfı Genel Sekreteri Selen Tokcan şöyle konuştu; “Araştırmaya göre çocukların yüzde 80’i kitap okumayı seviyor. Ne mutlu bizlere ki çocuklara kitap sevgisi aşılamayı misyon edinmiş bir kurum olarak böyle bir sonuçla karşılaştık. Ebeveynlerin de çocuklarına kitap okuyarak kitap sevgisini ve okuma alışkanlığını geliştirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Yine araştırmaya göre çocuklar hayal gücünü geliştiren, görselleri bol ve yeni şeyler öğrendikleri kitapları keyifle okuyor.”
Çocuklar kitap okumayı ve kendilerine kitap okunmasını seviyor
- Araştırmaya göre çocukların yüzde 80’i kitap okumaktan keyif alıyor.
- Ebeveynlerde çocuklarına kitap okuyarak kitap sevgisini ve okuma alışkanlığını geliştirmeye çalışıyor. Araştırmaya katılan annelerin yüzde 73’ü haftada en az 3 gün çocuklarına kitap okuduklarını belirtti.
Kitap okuyan anneler çocuklara iyi örnek oluyor
- Araştırma annelerin okuma alışkanlığında önemli bir örnek olduğunun altını çiziyor.Annelerin yüzde 92’si genel olarak kitap okuduğunu belirtirken, yüzde 63’ü haftanın en az 3 günü kitap okuyor. 3-5 yaş arası çocuğu olan annelerin %58’i, 6-10 yaş arası çocuğu olanların ise %67’si haftada en az 3 gün çocuklarına kitap okuyor. Çocukları kadar sık olmasa da annelerin çoğunluğunun kitap okuyor olması çocuklarına iyi örnek olduklarını gösteriyor. Ayrıca, kitap okuyan annelerin çocuklarının da kitap okumayı sevdiği görülüyor.
Masal ve hikayeler en sevilen kitaplar oldu
- Çocukların hayal gücünü geliştiren, görselleri bol ve yeni şeyler öğrendikleri kitapları keyifle okuduğunu ortaya koyan araştırmada3-5 yaş arası çocukların favorisinin masal, hikâye ve resimli kitaplar olduğu belirtiliyor. 6-10 yaş arasında ise hikâye ve çizgi romanların çok sevildiği görülüyor.
Masal anlatan büyüklerin yerini sesli masallar aldı
- Araştırmaya göre; çocuklar dijital ekranlardan kitap okumaya da aşinalar. Çocukların yüzde 37’si telefon ve tablet üzerinden e-kitap okuyor. Ayrıca annelerin %45’i çocuklarına sesli kitap dinletiyor.3-5 yaş arası çocukların yüzde 70’i, 6-10 yaş arası çocukların ise %44’ü sesli kitap dinliyor.Çocuklar en çok sesli kitapları YouTube (yüzde 81) üzerinden dinliyor.
Okul öncesi kitap seçiminde sosyal medya önemli bir kaynak
- Araştırmada çocuklarına kitap alırken öğretmenlerin (yüzde 61) ve çevrenin tavsiyeleri (yüzde 51) aileler için genel olarak en etkili kaynaklar olarak belirtiliyor. Kitap alırken sosyal medya ve internet kaynaklarından en az birisini kullanarak araştırma yapanların oranı ise yüzde 75 oldu. 3-5 yaş çocuklarda ise anneler kitap edinirken en etkili kaynaklarının internetteki kitap siteleri (yüzde 24), arkadaş tavsiyeleri ve sosyal medyada takip edilen kişiler olduğunu belirtiyor.
Kitaba ayrılan aylık bütçe 180 TL
- Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli veri ise kitap fiyatlarının yüksek bulunması ve ailelerin alternatif arayışına yönelmeleri oldu. Ebeveynlerin yarıya yakını çocuk kitaplarının fiyatını yüksek bulduğunu ve çocuklarına yeterince kitap almakta zorlandıklarını ifade ediyor.
- Ailelerin kitap için ayırdıkları ortalama bütçe aylık 180 TL. Anneler indirim ve kampanyalardan faydalanmak için online alışverişe yönleniyor. Kitap satın alım detaylarına bakıldığında ise kitapların yarısının fiziksel olarak mağazadan satın alındığı, yarısının ise online olarak alındığı belirtiliyor.
- Araştırma kitap alımındaki temel belirleyenin fiyat olduğunu ortaya koyuyor.
“Okullarda kütüphane açmaya devam edeceğiz”
Çocuklara ücretsiz kitap temin eden okul kütüphanelerinin büyük önem taşıdığını belirten Selen Tokcan, “Vakfımız, Şubat 2022’de bir ilki gerçekleştirerek Adana Mimar Kemal İlkokulu’nda Sabri Ülker Vakfı Yayınları Kütüphanesini açarak bu konuda öngörülü yaklaşımıyla ne kadar doğru adımlarla ilerlediğini göstermiş oldu. Önümüzdeki dönemde farklı okullarda kütüphaneler açarak daha çok çocuğun kitapla tanışmasını, kitap ödünç alma alışkanlığı kazanmasını ve maddi durumu yeterli olmayan çocukların da zengin bir kitap içeriğine erişim sağlamasını hedefliyoruz” dedi. Tokcan ayrıca, Yıldız Holding çalışanlarının düzenlediği kitap bağışı kampanyaları ile bugüne kadar toplanan toplam 2.500 kitabı Sabri Ülker Vakfı Kütüphanesi’ne gönderdiklerini ifade etti.
“Sabri Ülker Vakfı Yayınları önemli bir açığı kapatıyor”
Araştırma sonuçlarını değerlendiren Sabri Ülker Vakfı Yayınları Yayın Danışmanı Prof. Ali Atıf Bir,“Burada önemli olan çocukların hem sevdiği hem de onlara değer katacak kitapları bulmak. Anneler bu kitapları ellerine alıp karıştırdıklarında çocuklarının o kitaba ihtiyacı olup olmadığını, sevip sevmediğini biliyorlar. Çocuk yayıncılığında bu duyarlılığı yakalamak çok önemli. Sabri Ülker Vakfı, Şok marketlerin büyük desteğini arkasına alarak bu alanda başarıyı yakalıyor. Popüler bilim başlığı altında gıda, beslenme ve sağlık alanlarında en fazla tartışılan konulara ışık tutan uluslararası güncel eserleri de Türkçeleştirerek bu alandaki önemli bir açığı kapatıyor. Bu alanda çok sayıda eser olmasına karşın bilimsel içerik yoksunluğu var. Sabri Ülker Vakfı Yayınları tamamen bilimsel referansları esas alıyor” dedi.
Sabri Ülker Vakfı Yayınları; çocuk kitapları, akademik ve popüler bilim kategorilerinde yurt içi ve yurt dışından referans çalışmaları okuyucularıyla buluşturuyor. Murat Ülker’in eseri olan Hayatın İpuçları, bilim serisi altında yayımlanan “Kötü Tavsiye”, “Bilim İletişimi”, “Yemek Savaşları”, “Son Kullanma Tarihi” gibi pek çok değerli kitap bu çatı altında okuyucularla buluşuyor. Amerikan Psikoloji Derneği tarafından hazırlanan seri ve Uzman Psikolog Nazlı Toraman Aydın tarafından kaleme alınan çocuk kitap serileri ile çocuklara bilimsel altyapısı olan eserler sunuyor. 2023 yılının ilk yarısında ise Şok marketlerde toplam 800 bin adet çocuk kitabı satıldı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Sabri Ülker Vakfı, günümüzde çocukların kitap okuma alışkanlıklarını analiz etmek amacıyla gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Araştırma, çocukların sesli kitap ve e-kitaplara eskiye göre çok daha alışık olduğu ve ailelerin kitap fiyatlarını zorlayıcı bulduğu gibi önemli sonuçlar ortaya koydu. Aylık ortalama 180 TL’nin çocuk kitabına ayrıldığını gösteren araştırma, önemli bir yüzdelik dilimin satın almak yerine değiş tokuş veya ödünç yoluyla kitap edindiğini gösteriyor.
Sabri Ülker Vakfı’nın beslenme konusunda toplumu doğru bilgilendirme hedefiyle 2019 yılında kurduğu Sabri Ülker Vakfı Yayınları’nın, çocukların kitap okuma alışkanlıklarını daha iyi anlamak amacıyla gerçekleştirdiği Türkiye Çocuk Kitabı Okuma Alışkanlıkları Araştırması çarpıcı sonuçlar ortaya koydu.
Sabri Ülker Vakfı Yayınları tarafından FRAM araştırma şirketinin yaptığı araştırma, Türkiye temsili 13 ilde 3-10 yaş arası çocuğu olan ve 20-55 yaş arası kitap okuyanlar ya da çocuğuna kitap okuyan 309 anne ile görüşülerek gerçekleştirildi. Araştırmaya göre çocukların çoğunluğunun kitap okumayı sevdiği, ebeveynleri kitap okuyan çocukların kitap okuma alışkanlığı kazanmaya daha yatkın olduğu, sesli kitap ve e-kitapların çocuklar tarafından yaygın olarak tercih edildiği gibi çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı.
“Araştırmaya göre çocukların yüzde 80’i kitap okumayı seviyor”
Kitap Okuma Alışkanlıkları Araştırması’nın sonuçlarına baktıklarında; vakfın ve yayınevinin misyonunun, ebeveynlerin ve çocukların beklentileri ile paralel olduğunu gördüklerini ifade eden Sabri Ülker Vakfı Genel Sekreteri Selen Tokcan şöyle konuştu; “Araştırmaya göre çocukların yüzde 80’i kitap okumayı seviyor. Ne mutlu bizlere ki çocuklara kitap sevgisi aşılamayı misyon edinmiş bir kurum olarak böyle bir sonuçla karşılaştık. Ebeveynlerin de çocuklarına kitap okuyarak kitap sevgisini ve okuma alışkanlığını geliştirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Yine araştırmaya göre çocuklar hayal gücünü geliştiren, görselleri bol ve yeni şeyler öğrendikleri kitapları keyifle okuyor.”
Çocuklar kitap okumayı ve kendilerine kitap okunmasını seviyor
- Araştırmaya göre çocukların yüzde 80’i kitap okumaktan keyif alıyor.
- Ebeveynlerde çocuklarına kitap okuyarak kitap sevgisini ve okuma alışkanlığını geliştirmeye çalışıyor. Araştırmaya katılan annelerin yüzde 73’ü haftada en az 3 gün çocuklarına kitap okuduklarını belirtti.
Kitap okuyan anneler çocuklara iyi örnek oluyor
- Araştırma annelerin okuma alışkanlığında önemli bir örnek olduğunun altını çiziyor.Annelerin yüzde 92’si genel olarak kitap okuduğunu belirtirken, yüzde 63’ü haftanın en az 3 günü kitap okuyor. 3-5 yaş arası çocuğu olan annelerin %58’i, 6-10 yaş arası çocuğu olanların ise %67’si haftada en az 3 gün çocuklarına kitap okuyor. Çocukları kadar sık olmasa da annelerin çoğunluğunun kitap okuyor olması çocuklarına iyi örnek olduklarını gösteriyor. Ayrıca, kitap okuyan annelerin çocuklarının da kitap okumayı sevdiği görülüyor.
Masal ve hikayeler en sevilen kitaplar oldu
- Çocukların hayal gücünü geliştiren, görselleri bol ve yeni şeyler öğrendikleri kitapları keyifle okuduğunu ortaya koyan araştırmada3-5 yaş arası çocukların favorisinin masal, hikâye ve resimli kitaplar olduğu belirtiliyor. 6-10 yaş arasında ise hikâye ve çizgi romanların çok sevildiği görülüyor.
Masal anlatan büyüklerin yerini sesli masallar aldı
- Araştırmaya göre; çocuklar dijital ekranlardan kitap okumaya da aşinalar. Çocukların yüzde 37’si telefon ve tablet üzerinden e-kitap okuyor. Ayrıca annelerin %45’i çocuklarına sesli kitap dinletiyor.3-5 yaş arası çocukların yüzde 70’i, 6-10 yaş arası çocukların ise %44’ü sesli kitap dinliyor.Çocuklar en çok sesli kitapları YouTube (yüzde 81) üzerinden dinliyor.
Okul öncesi kitap seçiminde sosyal medya önemli bir kaynak
- Araştırmada çocuklarına kitap alırken öğretmenlerin (yüzde 61) ve çevrenin tavsiyeleri (yüzde 51) aileler için genel olarak en etkili kaynaklar olarak belirtiliyor. Kitap alırken sosyal medya ve internet kaynaklarından en az birisini kullanarak araştırma yapanların oranı ise yüzde 75 oldu. 3-5 yaş çocuklarda ise anneler kitap edinirken en etkili kaynaklarının internetteki kitap siteleri (yüzde 24), arkadaş tavsiyeleri ve sosyal medyada takip edilen kişiler olduğunu belirtiyor.
Kitaba ayrılan aylık bütçe 180 TL
- Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli veri ise kitap fiyatlarının yüksek bulunması ve ailelerin alternatif arayışına yönelmeleri oldu. Ebeveynlerin yarıya yakını çocuk kitaplarının fiyatını yüksek bulduğunu ve çocuklarına yeterince kitap almakta zorlandıklarını ifade ediyor.
- Ailelerin kitap için ayırdıkları ortalama bütçe aylık 180 TL. Anneler indirim ve kampanyalardan faydalanmak için online alışverişe yönleniyor. Kitap satın alım detaylarına bakıldığında ise kitapların yarısının fiziksel olarak mağazadan satın alındığı, yarısının ise online olarak alındığı belirtiliyor.
- Araştırma kitap alımındaki temel belirleyenin fiyat olduğunu ortaya koyuyor.
“Okullarda kütüphane açmaya devam edeceğiz”
Çocuklara ücretsiz kitap temin eden okul kütüphanelerinin büyük önem taşıdığını belirten Selen Tokcan, “Vakfımız, Şubat 2022’de bir ilki gerçekleştirerek Adana Mimar Kemal İlkokulu’nda Sabri Ülker Vakfı Yayınları Kütüphanesini açarak bu konuda öngörülü yaklaşımıyla ne kadar doğru adımlarla ilerlediğini göstermiş oldu. Önümüzdeki dönemde farklı okullarda kütüphaneler açarak daha çok çocuğun kitapla tanışmasını, kitap ödünç alma alışkanlığı kazanmasını ve maddi durumu yeterli olmayan çocukların da zengin bir kitap içeriğine erişim sağlamasını hedefliyoruz” dedi. Tokcan ayrıca, Yıldız Holding çalışanlarının düzenlediği kitap bağışı kampanyaları ile bugüne kadar toplanan toplam 2.500 kitabı Sabri Ülker Vakfı Kütüphanesi’ne gönderdiklerini ifade etti.
“Sabri Ülker Vakfı Yayınları önemli bir açığı kapatıyor”
Araştırma sonuçlarını değerlendiren Sabri Ülker Vakfı Yayınları Yayın Danışmanı Prof. Ali Atıf Bir,“Burada önemli olan çocukların hem sevdiği hem de onlara değer katacak kitapları bulmak. Anneler bu kitapları ellerine alıp karıştırdıklarında çocuklarının o kitaba ihtiyacı olup olmadığını, sevip sevmediğini biliyorlar. Çocuk yayıncılığında bu duyarlılığı yakalamak çok önemli. Sabri Ülker Vakfı, Şok marketlerin büyük desteğini arkasına alarak bu alanda başarıyı yakalıyor. Popüler bilim başlığı altında gıda, beslenme ve sağlık alanlarında en fazla tartışılan konulara ışık tutan uluslararası güncel eserleri de Türkçeleştirerek bu alandaki önemli bir açığı kapatıyor. Bu alanda çok sayıda eser olmasına karşın bilimsel içerik yoksunluğu var. Sabri Ülker Vakfı Yayınları tamamen bilimsel referansları esas alıyor” dedi.
Sabri Ülker Vakfı Yayınları; çocuk kitapları, akademik ve popüler bilim kategorilerinde yurt içi ve yurt dışından referans çalışmaları okuyucularıyla buluşturuyor. Murat Ülker’in eseri olan Hayatın İpuçları, bilim serisi altında yayımlanan “Kötü Tavsiye”, “Bilim İletişimi”, “Yemek Savaşları”, “Son Kullanma Tarihi” gibi pek çok değerli kitap bu çatı altında okuyucularla buluşuyor. Amerikan Psikoloji Derneği tarafından hazırlanan seri ve Uzman Psikolog Nazlı Toraman Aydın tarafından kaleme alınan çocuk kitap serileri ile çocuklara bilimsel altyapısı olan eserler sunuyor. 2023 yılının ilk yarısında ise Şok marketlerde toplam 800 bin adet çocuk kitabı satıldı.
Son Güncelleme: Perşembe, 03 Ağustos 2023 13:09
Gösterim: 4970
Kişinin temizlik yapmadan duramaması, temizlik yapmadığında iç sıkıntısı, keyifsizlik, hiçbir şeyden haz alamama gibi yakınmalarının olması temizlik bağımlılığının işareti olabilir. Kişinin sadece temizlik yaptığında kendini iyi hissettiğini ve bu durumun sigara ya da alkol bağımlılığında olduğu gibi bir döngü haline geldiğini belirten uzmanlar, temizlik bağımlılığının genç yaşlarda özellikle ergenlik döneminde ortaya çıktığını kaydediyor.
Temizlik bağımlılığının, alkol ya da sigara gibi diğer bağımlılıklardan bir farkı olmadığını belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Temizlik bağımlılığı, kişinin temizlik yapmadan duramaması, temizlik yapmadığında neredeyse iç sıkıntısı, keyifsizlik, hiçbir şeyden haz alamama gibi yakınmalarının olmasıdır. Kişinin ancak ve ancak temizlik yaptığında kendini iyi hissetmesi, bundan haz alması halidir. Temizlik bağımlılığında bu döngü giderek artmakta ve hayatın her alanına sızar hale gelmektedir. Çünkü gidilen her yerde iç sıkıntısı, temizlik yapma isteği ortaya çıkacaktır. Bu durum tıpkı sigara içmek, alkol almak gibi kişiye bir haz vermektedir. Bu hazın ardından kısa bir süre bekleme ve tekrar temizlik yapma gereği oluşmaktadır. Bunun alkol bağımlılığından veya diğer bağımlılıklardan bir farkı yok. Çünkü diğer bağımlılıklarda da istenilen alınmadığında bir iç sıkıntısı, bir gerginlik, almak için para ayırma, gerekirse sosyal hayatından, ailesinde, işinden ayrılma yani neredeyse kendini feda etme şeklinde bir süreç ortaya çıkmaktadır.” diye konuştu.
Diğer bağımlılıklarda ortaya çıkan döngünün temizlik bağımlılığında da yaşandığını belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Maddeyi aldıktan sonra kısa bir süreliğine bir haz alma, kısa süreli hazdan sonra ise bir bekleme dönemi ve tekrar benzer şekilde madde alma gereği ve bundan alınan haz gibi bir döngü içerisine girilmektedir. Buna kısaca bağımlılık döngüsü de denilebilir. Bağımlılıkta kişinin madde almak için veya uyuşturucu almak için bir bahanesi olmaktadır. Bağımlılık bir beyin hastalığıdır. Nasıl ki tiroid, tiroid bezinin hastalığıdır; bağımlılık da beyin hastalığıdır. Dolayısıyla kişinin söz vermeleri, yemin etmeleri, bir daha olmaz demeleri triode iyi gelmiyorsa bağımlılığa da iyi gelmeyecektir. Kişi ne kadar motive olursa olsun, bu beyin hastalığının nasıl tedavi edildiğini bilmediğinde veya bunun bir beyin hastalığı olduğunu görmediğinde bu döngü tekrarlamaktadır. Kişi yeniden bir şeyleri bahane ederek başa döner ve döngü baştan başlamış olur. Temizlik bağımlılığının da bundan bir farkı yoktur.”
Prof. Dr. Gül Eryılmaz, günümüzde pek çok farklı bağımlılık türlerinin ortaya çıktığını belirterek bunları egzersiz bağımlılığı, gıda bağımlılığı, oyun bağımlılığı, ilişki bağımlılığı, eş bağımlılığı olarak sıraladı.
TEMİZLİK BAĞIMLILIĞINDA HAZ VE KEYİF KARIŞTIRILIYOR
Temizlik bağımlılığında da diğer bağımlılıklarda olduğu gibi beynin sürekli temizlikle meşgul olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Temizlik yapma isteği geldiğinde temizlik yapıldığında tıpkı bir alkol veya uyuşturucu madde alımı gibi kısa süreli bir rahatlama olmakta ve yine ardından benzer döngü devam etmektedir. Özellikle temizlik bağımlılığında beyin, hazla keyfi karıştırıyor. Haz, kısa sürelidir, beyne iyi gelir, keyfin bir tık üstüdür ama kısa sürelidir. Uzun vadeli orta vadeli iyi gelmez. Keyif ise beyne çok daha iyi gelen ve kalıcı olan, uzun süre devam eden, beyindeki bazı kimyasalların pozitif salgılanmasına neden olan bir durumdur ama bağımlılıklarda keyif alınmaz, haz alınır. Temizlik bağımlılığında da öyledir.” dedi. Temizlik bağımlılığının genellikle genç yaşlarda ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Son çalışmalar ergenlikten beri ortaya çıktığını göstermektedir. Sıklığına baktığımızda %1-4 gibi bir oran söyleyebiliriz. Psikiyatrik hastalıklar açısından baktığımızda oldukça önemli bir grubu kapsamaktadır.” dedi.
İçerisinde bulunduğumuz pandemi döneminin özellikle temizlik bağımlılığı için olumsuz koşullar ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Öncelikle bu bağımlılık için, psikolojik olarak iyi olunmayan bir dönemdeyiz. Temizlik bağımlılığı bir yakın kaybı, cinsel travmalar ve yoğun stresli bir dönemden sonra ortaya çıkabiliyor. Temizlikler, önceleri çok yavaş bir şekilde başlıyor ama giderek alınan hazdan beyin o kadar rahatlıyor, o kadar seviyor ki bu miktarı arttırmaya başlıyor. O kadar arttırıyor ki kişi artık evden çıkamaz hale geliyor. Benim bir hastam sabah 8’de işe gidebilmek için, gece 3’te kalkıyordu. Önce buzdolabını temizliyor daha sonra işe gidiyordu. İşe gitse bile işten verim alamıyordu. Dolayısıyla insan hayatını da oldukça etkileyen bir durum.” diye konuştu.
TEMİZLİK BAĞIMLILIĞI ANNE VE BABADAN ÖĞRENİLİYOR
Temizlik bağımlılığının sadece o kişiyi değil, ailesini ve yakın çevresini de çok yakından ilgilendirdiğini belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Ebeveynseniz çocuklarla iletişiminiz etkileniyor, eşinizle iletişiminiz etkileniyor. Bir yandan da bakarsanız aslında bir aile hastalığıdır. Bütün bağımlılıklarda olduğu gibi temizlik bağımlılığı da neredeyse bir radyasyon gibi önce bir kişide başlayabilir ama bütün aileyi etkiliyor. Özellikle ergenler ve eş ilişkileri olmak üzere aile de bu anlamda hastalanıyor ve bazen ne yapacaklarını bilmiyorlar. İlk başlarda iyi niyetli olarak yardım etme amaçlı birtakım yardımlarda bulunsalar da bir müddet sonra ‘Bu anlamıyor, iradesiz, bilerek yapıyor, bizi tercih etmiyor onu tercih ediyor’ şeklinde öfkeler başlıyor ve kişi bir müddet sonra yalnızlaşmaya başlıyor. Aileler de yalnızlaşmaya başlıyor.” diye konuştu. Temizlik bağımlılığının çoğunlukla gençlik döneminde ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Özellikle bu bağımlılıklar için çocukluk döneminin nasıl bir ilgisi var? Çocukluk döneminde görülen travmalar ya da çocukluk döneminde görülen öğrenmeler etkili olabiliyor. Eğer annenizin veya babanızın aşırı temizliğe yüklediği bir değer varsa siz de temizliğe değer veriyorsunuz. Çünkü çocuklar bu davranışları bilinçdışı bir şekilde bilinçaltından öğreniyorlar. Bir müddet sonra temiz olmanın önemli olduğu, sağlıklı olduğu kirli olmanın ise sağlıksız olduğunu bir şekilde çocuklar öğreniyorlar. Yani model alıyorlar. Tabii genetik yatkınlık da önemli bir faktör haline geliyor.” dedi.
İçerisinde bulunduğumuz çağın da temizlik bağımlılığının başlamasında etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Yoğun bir rekabetin olduğu, başarı odaklı bir öğrenme modelinin olduğu bir dönemdeyiz. Dolayısıyla ergen zorbalığından bahsedebiliyoruz. Hatta ergen değil çocuk zorbalığı bile var. Çünkü üç dört yaşındaki çocukların gittiği parklara gidip uzaktan bir gözlem yaparsanız eğer, çocukların gerçekten de birbirlerine kötü davrandığını görebiliyorsunuz. Yani bu şartlar içerisinde çok travmatize oluyorlar. Kişilere temizlik yapmak çok daha iyi geliyor. Çünkü bir yandan temizlik yapmanın, beyni temizlemekten gelen her şeyi temizlediğine inanan psikojenik bir yanı da var. Zihnin temizliğe karşı böyle bir algısı da var. Dolayısıyla bir şifa olarak da görüyor ama her şeyin bir dozu vardır. Bir de genellikle bizim gibi kültürlerde temizlik çok sevilen bir şeydir. İmandan gelir ve kıymetli bir şeydir ama yine doz ile alakalı bir durum var ortada. Ergenlerde temizlik takıntısı başladığında ebeveynlerin başlarda hoşuna gidiyor. Tertipli, temiz olmasından dolayı ödüllendiriliyor. Kişide bu davranış böylelikle daha çok pekişiyor. Halbuki böyle durumlarda ebeveynlere düşen, bu durumu takip etmektir. Artıyor ise mutlaka bu konu ile ilgili bilgi sahibi olmak, aydınlanmak, gerekirse yardım almak ile ilgili görevleri olduğunu söylemek lazım.” uyarısında bulundu.
Temizlik bağımlılığındaki temizlik kavramının “zihnin yanlış kodladığı bir temizlik” olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Çünkü bu temizlik belli bir sürede yapılan bir temizlik değil. Gerçeklikle ilgisi yoktur. Bir tür hayal gerçekliğidir. Beyin bir türlü kabul etmiyor ve defalarca yıkamaya başlıyor ve bundan da haz alıyor. Bu yüzden bir bağımlılıktan farkı yoktur. Alkol bağımlıları da bu durumun anormal olduğunu bilirler ama defalarca içerler. Temizlik bağımlılığında da kişiyi ikna etmenin bir faydası olmaz. Kişinin mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.” dedi.
BAĞIMLILIK TEDAVİSİNİN ÜÇ ÖNEMLİ AYAĞI VAR
Bağımlılık tedavisinde üçlü bir sacayağı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Birinci ayak, hastalığı biyolojik olarak iyi değerlendirmek gerekiyor. Çünkü beyinde bazı networkleri, kimyasalları iyi tespit edersek ona özgü tedaviyi iyi yapmak gerekiyor. İkinci ayak iyi bir psikoterapi görülmesi gerekiyor. Ailenin de iyi bir psikoterapi alması gerekiyor. Çünkü ailenin nasıl davrandığı, ne yapacağı ya da ne yapmaması gerektiğinin ilaç kadar değeri vardır. Üçüncü ayakta ise kişinin kısmen iyi olduğu dönemden başlayarak iyi olduğu, çok daha iyi olduğu dönemleri takip ederek birkaç yıla yayılan tedaviden bahsediyoruz.” dedi. Prof. Dr. Gül Eryılmaz, ailelere de tavsiyelerini şöyle sıraladı: “Aileler, özellikle ergenlerde temizlik ile ilgili bir durum olduğunda mutlaka yardım alsınlar, bu konuyu önemsesinler ya da bu konuyla ilgili okuma yapsınlar. Çünkü bir bağımlılık önemsenmediği zaman, başka bağımlılıklara kapı açar. Anksiyete de takıntı da başka bağımlılıklara kapı açabilir. O yüzden dikkatli olmakta fayda var.” dedi.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Kişinin temizlik yapmadan duramaması, temizlik yapmadığında iç sıkıntısı, keyifsizlik, hiçbir şeyden haz alamama gibi yakınmalarının olması temizlik bağımlılığının işareti olabilir. Kişinin sadece temizlik yaptığında kendini iyi hissettiğini ve bu durumun sigara ya da alkol bağımlılığında olduğu gibi bir döngü haline geldiğini belirten uzmanlar, temizlik bağımlılığının genç yaşlarda özellikle ergenlik döneminde ortaya çıktığını kaydediyor.
Temizlik bağımlılığının, alkol ya da sigara gibi diğer bağımlılıklardan bir farkı olmadığını belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Temizlik bağımlılığı, kişinin temizlik yapmadan duramaması, temizlik yapmadığında neredeyse iç sıkıntısı, keyifsizlik, hiçbir şeyden haz alamama gibi yakınmalarının olmasıdır. Kişinin ancak ve ancak temizlik yaptığında kendini iyi hissetmesi, bundan haz alması halidir. Temizlik bağımlılığında bu döngü giderek artmakta ve hayatın her alanına sızar hale gelmektedir. Çünkü gidilen her yerde iç sıkıntısı, temizlik yapma isteği ortaya çıkacaktır. Bu durum tıpkı sigara içmek, alkol almak gibi kişiye bir haz vermektedir. Bu hazın ardından kısa bir süre bekleme ve tekrar temizlik yapma gereği oluşmaktadır. Bunun alkol bağımlılığından veya diğer bağımlılıklardan bir farkı yok. Çünkü diğer bağımlılıklarda da istenilen alınmadığında bir iç sıkıntısı, bir gerginlik, almak için para ayırma, gerekirse sosyal hayatından, ailesinde, işinden ayrılma yani neredeyse kendini feda etme şeklinde bir süreç ortaya çıkmaktadır.” diye konuştu.
Diğer bağımlılıklarda ortaya çıkan döngünün temizlik bağımlılığında da yaşandığını belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, bağımlılığın bir beyin hastalığı olduğunu belirterek şunları söyledi: “Maddeyi aldıktan sonra kısa bir süreliğine bir haz alma, kısa süreli hazdan sonra ise bir bekleme dönemi ve tekrar benzer şekilde madde alma gereği ve bundan alınan haz gibi bir döngü içerisine girilmektedir. Buna kısaca bağımlılık döngüsü de denilebilir. Bağımlılıkta kişinin madde almak için veya uyuşturucu almak için bir bahanesi olmaktadır. Bağımlılık bir beyin hastalığıdır. Nasıl ki tiroid, tiroid bezinin hastalığıdır; bağımlılık da beyin hastalığıdır. Dolayısıyla kişinin söz vermeleri, yemin etmeleri, bir daha olmaz demeleri triode iyi gelmiyorsa bağımlılığa da iyi gelmeyecektir. Kişi ne kadar motive olursa olsun, bu beyin hastalığının nasıl tedavi edildiğini bilmediğinde veya bunun bir beyin hastalığı olduğunu görmediğinde bu döngü tekrarlamaktadır. Kişi yeniden bir şeyleri bahane ederek başa döner ve döngü baştan başlamış olur. Temizlik bağımlılığının da bundan bir farkı yoktur.”
Prof. Dr. Gül Eryılmaz, günümüzde pek çok farklı bağımlılık türlerinin ortaya çıktığını belirterek bunları egzersiz bağımlılığı, gıda bağımlılığı, oyun bağımlılığı, ilişki bağımlılığı, eş bağımlılığı olarak sıraladı.
TEMİZLİK BAĞIMLILIĞINDA HAZ VE KEYİF KARIŞTIRILIYOR
Temizlik bağımlılığında da diğer bağımlılıklarda olduğu gibi beynin sürekli temizlikle meşgul olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Temizlik yapma isteği geldiğinde temizlik yapıldığında tıpkı bir alkol veya uyuşturucu madde alımı gibi kısa süreli bir rahatlama olmakta ve yine ardından benzer döngü devam etmektedir. Özellikle temizlik bağımlılığında beyin, hazla keyfi karıştırıyor. Haz, kısa sürelidir, beyne iyi gelir, keyfin bir tık üstüdür ama kısa sürelidir. Uzun vadeli orta vadeli iyi gelmez. Keyif ise beyne çok daha iyi gelen ve kalıcı olan, uzun süre devam eden, beyindeki bazı kimyasalların pozitif salgılanmasına neden olan bir durumdur ama bağımlılıklarda keyif alınmaz, haz alınır. Temizlik bağımlılığında da öyledir.” dedi. Temizlik bağımlılığının genellikle genç yaşlarda ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Son çalışmalar ergenlikten beri ortaya çıktığını göstermektedir. Sıklığına baktığımızda %1-4 gibi bir oran söyleyebiliriz. Psikiyatrik hastalıklar açısından baktığımızda oldukça önemli bir grubu kapsamaktadır.” dedi.
İçerisinde bulunduğumuz pandemi döneminin özellikle temizlik bağımlılığı için olumsuz koşullar ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Öncelikle bu bağımlılık için, psikolojik olarak iyi olunmayan bir dönemdeyiz. Temizlik bağımlılığı bir yakın kaybı, cinsel travmalar ve yoğun stresli bir dönemden sonra ortaya çıkabiliyor. Temizlikler, önceleri çok yavaş bir şekilde başlıyor ama giderek alınan hazdan beyin o kadar rahatlıyor, o kadar seviyor ki bu miktarı arttırmaya başlıyor. O kadar arttırıyor ki kişi artık evden çıkamaz hale geliyor. Benim bir hastam sabah 8’de işe gidebilmek için, gece 3’te kalkıyordu. Önce buzdolabını temizliyor daha sonra işe gidiyordu. İşe gitse bile işten verim alamıyordu. Dolayısıyla insan hayatını da oldukça etkileyen bir durum.” diye konuştu.
TEMİZLİK BAĞIMLILIĞI ANNE VE BABADAN ÖĞRENİLİYOR
Temizlik bağımlılığının sadece o kişiyi değil, ailesini ve yakın çevresini de çok yakından ilgilendirdiğini belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Ebeveynseniz çocuklarla iletişiminiz etkileniyor, eşinizle iletişiminiz etkileniyor. Bir yandan da bakarsanız aslında bir aile hastalığıdır. Bütün bağımlılıklarda olduğu gibi temizlik bağımlılığı da neredeyse bir radyasyon gibi önce bir kişide başlayabilir ama bütün aileyi etkiliyor. Özellikle ergenler ve eş ilişkileri olmak üzere aile de bu anlamda hastalanıyor ve bazen ne yapacaklarını bilmiyorlar. İlk başlarda iyi niyetli olarak yardım etme amaçlı birtakım yardımlarda bulunsalar da bir müddet sonra ‘Bu anlamıyor, iradesiz, bilerek yapıyor, bizi tercih etmiyor onu tercih ediyor’ şeklinde öfkeler başlıyor ve kişi bir müddet sonra yalnızlaşmaya başlıyor. Aileler de yalnızlaşmaya başlıyor.” diye konuştu. Temizlik bağımlılığının çoğunlukla gençlik döneminde ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Özellikle bu bağımlılıklar için çocukluk döneminin nasıl bir ilgisi var? Çocukluk döneminde görülen travmalar ya da çocukluk döneminde görülen öğrenmeler etkili olabiliyor. Eğer annenizin veya babanızın aşırı temizliğe yüklediği bir değer varsa siz de temizliğe değer veriyorsunuz. Çünkü çocuklar bu davranışları bilinçdışı bir şekilde bilinçaltından öğreniyorlar. Bir müddet sonra temiz olmanın önemli olduğu, sağlıklı olduğu kirli olmanın ise sağlıksız olduğunu bir şekilde çocuklar öğreniyorlar. Yani model alıyorlar. Tabii genetik yatkınlık da önemli bir faktör haline geliyor.” dedi.
İçerisinde bulunduğumuz çağın da temizlik bağımlılığının başlamasında etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Yoğun bir rekabetin olduğu, başarı odaklı bir öğrenme modelinin olduğu bir dönemdeyiz. Dolayısıyla ergen zorbalığından bahsedebiliyoruz. Hatta ergen değil çocuk zorbalığı bile var. Çünkü üç dört yaşındaki çocukların gittiği parklara gidip uzaktan bir gözlem yaparsanız eğer, çocukların gerçekten de birbirlerine kötü davrandığını görebiliyorsunuz. Yani bu şartlar içerisinde çok travmatize oluyorlar. Kişilere temizlik yapmak çok daha iyi geliyor. Çünkü bir yandan temizlik yapmanın, beyni temizlemekten gelen her şeyi temizlediğine inanan psikojenik bir yanı da var. Zihnin temizliğe karşı böyle bir algısı da var. Dolayısıyla bir şifa olarak da görüyor ama her şeyin bir dozu vardır. Bir de genellikle bizim gibi kültürlerde temizlik çok sevilen bir şeydir. İmandan gelir ve kıymetli bir şeydir ama yine doz ile alakalı bir durum var ortada. Ergenlerde temizlik takıntısı başladığında ebeveynlerin başlarda hoşuna gidiyor. Tertipli, temiz olmasından dolayı ödüllendiriliyor. Kişide bu davranış böylelikle daha çok pekişiyor. Halbuki böyle durumlarda ebeveynlere düşen, bu durumu takip etmektir. Artıyor ise mutlaka bu konu ile ilgili bilgi sahibi olmak, aydınlanmak, gerekirse yardım almak ile ilgili görevleri olduğunu söylemek lazım.” uyarısında bulundu.
Temizlik bağımlılığındaki temizlik kavramının “zihnin yanlış kodladığı bir temizlik” olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Çünkü bu temizlik belli bir sürede yapılan bir temizlik değil. Gerçeklikle ilgisi yoktur. Bir tür hayal gerçekliğidir. Beyin bir türlü kabul etmiyor ve defalarca yıkamaya başlıyor ve bundan da haz alıyor. Bu yüzden bir bağımlılıktan farkı yoktur. Alkol bağımlıları da bu durumun anormal olduğunu bilirler ama defalarca içerler. Temizlik bağımlılığında da kişiyi ikna etmenin bir faydası olmaz. Kişinin mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.” dedi.
BAĞIMLILIK TEDAVİSİNİN ÜÇ ÖNEMLİ AYAĞI VAR
Bağımlılık tedavisinde üçlü bir sacayağı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gül Eryılmaz, “Birinci ayak, hastalığı biyolojik olarak iyi değerlendirmek gerekiyor. Çünkü beyinde bazı networkleri, kimyasalları iyi tespit edersek ona özgü tedaviyi iyi yapmak gerekiyor. İkinci ayak iyi bir psikoterapi görülmesi gerekiyor. Ailenin de iyi bir psikoterapi alması gerekiyor. Çünkü ailenin nasıl davrandığı, ne yapacağı ya da ne yapmaması gerektiğinin ilaç kadar değeri vardır. Üçüncü ayakta ise kişinin kısmen iyi olduğu dönemden başlayarak iyi olduğu, çok daha iyi olduğu dönemleri takip ederek birkaç yıla yayılan tedaviden bahsediyoruz.” dedi. Prof. Dr. Gül Eryılmaz, ailelere de tavsiyelerini şöyle sıraladı: “Aileler, özellikle ergenlerde temizlik ile ilgili bir durum olduğunda mutlaka yardım alsınlar, bu konuyu önemsesinler ya da bu konuyla ilgili okuma yapsınlar. Çünkü bir bağımlılık önemsenmediği zaman, başka bağımlılıklara kapı açar. Anksiyete de takıntı da başka bağımlılıklara kapı açabilir. O yüzden dikkatli olmakta fayda var.” dedi.
Son Güncelleme: Çarşamba, 26 May 2021 11:12
Gösterim: 2224
Yeni Kaspersky Safe Kids araştırması, 2021 yazında çocukların en çok ilgilendiği çevrimiçi içerikleri ortaya çıkardı. Bu süre zarfında TikTok, YouTube ve WhatsApp çocukların en çok zaman geçirdiği uygulamalar listesinde yer aldı. Instagram'ın çocuklar arasındaki popülaritesi düşmeye devam ederken Eurovision popüler hale geldi, Brawl Stars popülerlik açısından Roblox'u geride bıraktı.
Yaz tatili, okul, ders ve ödev olmadığı için dinlenmek ve eğlenmek için en iyi zaman. Bu dönemde çocukların çeşitli içerikleri tüketmek, blogger izlemek, çevrimiçi oyun oynamak ve arkadaşlarıyla sohbet etmek için daha fazla zamanı oluyor. Kaspersky, 2021 yazında çocukların ilgi ve ihtiyaçlarının nasıl değiştiğini keşfetmek üzere tümü Kaspersky Safe Kids kullanıcıları tarafından gönüllü olarak sağlanan arama sorgularını ve popüler Android uygulamalarıyla web sitesi kategorileri gibi anonim verileri analiz etti.
Türkiye’de Android cihaz kullanan çocuklar en çok zamanı YouTube'da geçirdi (%35,3). TikTok’un payı %9,7, WhatsApp'ın payı %14 oldu. Çocukların ilgilendiği ana etkinliklerde videolar ve YouTube, özellikle de video oyunlarıyla ilgili sorgular öne çıktı (%22). Yaz aylarında küreel ölçekte en popüler oyun Minecraft (%25,9) olurken, Brawl Start (%4,9) Roblox'u (%4,6) geride bıraktı.
Çocuklar arasında bir başka öne çıkan trend müzik oldu. YouTube'daki tüm internet aramalarının neredeyse beşte biri (%18,4) sanatçılara ve kliplere ayrıldı. Bu yazın en popüler parçası Masked Wolf'tan Astronaut In The Ocean olurken, Ariana Grande ve Lil Nas X en ünlü sanatçılar oldu.
İlginç bir şekilde Eurovision Şarkı Yarışması da çocuklar ve ergenler arasında popüler oldu. Bu yılın kazananları İtalyan grup Måneskin, dünyanın en popüler genç gruplarından biri haline geldi. YouTube'da çocuklar en çok Beggin', I WANNA BE YOUR SLAVE ve Eurovision ödüllü ZITTI E BUONI şarkılarını aradı.
Diğer internet trendleri arasında, yeni oyuncaklar Simple Dimple ve Pop It'in patlayıcı popülaritesi dikkat çekti. TikTok ve YouTube'da bu oyuncaklarla ilgili birçok inceleme ve içerik çıktı.
Kaspersky Web İçerik Analizi Uzmanı Anna Larkina, şunları söyledi: “Araştırma, çocukların aynı tür içerikleri izlemeye devam ettiğini, ancak ana karakterlerin değiştiğini gösteriyor. Örneğin, İtalyan rock yıldızı Måneskin BTS'in, Friday Night Funkin' oyunu Among Us’ın yerini aldı. Rakamlar aynı zamanda müziğin çocukların ilgisini spordan daha fazla ilgilendirdiğini gösteriyor. Euro 2020 ve Tokyo Olimpiyatları gibi küresel etkinlikler bile onların dikkatini çekmeye yetmedi.”
Çocukların olumlu bir çevrimiçi deneyim yaşamalarını sağlamak için Kaspersky, ebeveynlere şunları öneriyor:
* Birlikte sörf yapın ve öğrenin. Çocukların çevrimiçi ortamda nerede vakit geçirdiklerini görün ve onları en iyi şekilde nasıl güvende tutabileceğinizi keşfedin.
* Ebeveyn denetimi uygulamalarını indirin. Bu tür uygulamaların nasıl çalıştığını ve çevrimiçi ortamda güvende kalmak için neden bunlara ihtiyaç duyduklarını açıklamak üzere bu konuyu çocuğunuzla konuşun.
* Çevrimiçi güvenlik önlemleri hakkında çocuklarla iletişim kurmaya daha fazla zaman ayırın. Çocuklarınıza nelerin hiçbir koşulda internette yayınlanmaması gerektiğini ve nedenlerini anlatın.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Yeni Kaspersky Safe Kids araştırması, 2021 yazında çocukların en çok ilgilendiği çevrimiçi içerikleri ortaya çıkardı. Bu süre zarfında TikTok, YouTube ve WhatsApp çocukların en çok zaman geçirdiği uygulamalar listesinde yer aldı. Instagram'ın çocuklar arasındaki popülaritesi düşmeye devam ederken Eurovision popüler hale geldi, Brawl Stars popülerlik açısından Roblox'u geride bıraktı.
Yaz tatili, okul, ders ve ödev olmadığı için dinlenmek ve eğlenmek için en iyi zaman. Bu dönemde çocukların çeşitli içerikleri tüketmek, blogger izlemek, çevrimiçi oyun oynamak ve arkadaşlarıyla sohbet etmek için daha fazla zamanı oluyor. Kaspersky, 2021 yazında çocukların ilgi ve ihtiyaçlarının nasıl değiştiğini keşfetmek üzere tümü Kaspersky Safe Kids kullanıcıları tarafından gönüllü olarak sağlanan arama sorgularını ve popüler Android uygulamalarıyla web sitesi kategorileri gibi anonim verileri analiz etti.
Türkiye’de Android cihaz kullanan çocuklar en çok zamanı YouTube'da geçirdi (%35,3). TikTok’un payı %9,7, WhatsApp'ın payı %14 oldu. Çocukların ilgilendiği ana etkinliklerde videolar ve YouTube, özellikle de video oyunlarıyla ilgili sorgular öne çıktı (%22). Yaz aylarında küreel ölçekte en popüler oyun Minecraft (%25,9) olurken, Brawl Start (%4,9) Roblox'u (%4,6) geride bıraktı.
Çocuklar arasında bir başka öne çıkan trend müzik oldu. YouTube'daki tüm internet aramalarının neredeyse beşte biri (%18,4) sanatçılara ve kliplere ayrıldı. Bu yazın en popüler parçası Masked Wolf'tan Astronaut In The Ocean olurken, Ariana Grande ve Lil Nas X en ünlü sanatçılar oldu.
İlginç bir şekilde Eurovision Şarkı Yarışması da çocuklar ve ergenler arasında popüler oldu. Bu yılın kazananları İtalyan grup Måneskin, dünyanın en popüler genç gruplarından biri haline geldi. YouTube'da çocuklar en çok Beggin', I WANNA BE YOUR SLAVE ve Eurovision ödüllü ZITTI E BUONI şarkılarını aradı.
Diğer internet trendleri arasında, yeni oyuncaklar Simple Dimple ve Pop It'in patlayıcı popülaritesi dikkat çekti. TikTok ve YouTube'da bu oyuncaklarla ilgili birçok inceleme ve içerik çıktı.
Kaspersky Web İçerik Analizi Uzmanı Anna Larkina, şunları söyledi: “Araştırma, çocukların aynı tür içerikleri izlemeye devam ettiğini, ancak ana karakterlerin değiştiğini gösteriyor. Örneğin, İtalyan rock yıldızı Måneskin BTS'in, Friday Night Funkin' oyunu Among Us’ın yerini aldı. Rakamlar aynı zamanda müziğin çocukların ilgisini spordan daha fazla ilgilendirdiğini gösteriyor. Euro 2020 ve Tokyo Olimpiyatları gibi küresel etkinlikler bile onların dikkatini çekmeye yetmedi.”
Çocukların olumlu bir çevrimiçi deneyim yaşamalarını sağlamak için Kaspersky, ebeveynlere şunları öneriyor:
* Birlikte sörf yapın ve öğrenin. Çocukların çevrimiçi ortamda nerede vakit geçirdiklerini görün ve onları en iyi şekilde nasıl güvende tutabileceğinizi keşfedin.
* Ebeveyn denetimi uygulamalarını indirin. Bu tür uygulamaların nasıl çalıştığını ve çevrimiçi ortamda güvende kalmak için neden bunlara ihtiyaç duyduklarını açıklamak üzere bu konuyu çocuğunuzla konuşun.
* Çevrimiçi güvenlik önlemleri hakkında çocuklarla iletişim kurmaya daha fazla zaman ayırın. Çocuklarınıza nelerin hiçbir koşulda internette yayınlanmaması gerektiğini ve nedenlerini anlatın.
Son Güncelleme: Perşembe, 07 Ekim 2021 12:53
Gösterim: 1826
Sosyal medya platformları, eğlenmek ve kişi ya da topluluklarla iletişim kurmak gibi amaçların yanında maalesef zorbalık için de oldukça fazla kullanılıyor. Son araştırmalara göre, sosyal medya kullanan gençlerin en az %36,5’i, siber zorbalığa uğruyor. Her 10 genç siber zorbalık kurbanından sadece 1'inin anne ve babasını, yaşadığı zorbalık konusunda bilgilendirdiğine dikkat çeken Bitdefender Türkiye Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, bir çocuğun siber zorbalığa maruz kaldığını gösteren işaretleri sıralayarak ebeveynleri uyarıyor.
Günümüzde gençler, arkadaşlarıyla daha çok sosyal medyada sosyalleşiyor. Ancak sosyal medya platformları, eğlenmek ve kişi ya da topluluklarla iletişim kurmak gibi amaçların yanında maalesef zorbalık için de oldukça fazla kullanılıyor. Bu nedenle zorbalık, mahalle ortamlarından çevrimiçi ortamlara taşınıyor. Son araştırmalara göre, gençlerin en az %36,5’inin siber zorbalığa uğradığını belirten Bitdefender Türkiye Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, siber zorbalığın özellikle çocuklarda artışa geçtiğinin altını çiziyor ve çocukların siber zorbalığa maruz kaldığını gösteren işaretleri sıralayarak ebeveynleri uyarıyor.
Ebeveyn kontrolü içeren Bitdefender Antivirüs gibi güvenlik yazılımları ile çocuğunuzun mesajlar, sosyal medya kullanımı, kişi listesi, ziyaret ettiği internet siteleri, hangi uygulamayı kaç saat kullandığı gibi tüm çevrimiçi aktivitelerini ve anlık olarak konum bilgisini kontrol edebilseniz de, bir çocuğun siber zorbalığa maruz kaldığını tahmin etmek veya engellemek zordur. Çünkü her 10 genç siber zorbalık kurbanından sadece 1'i, bir ebeveyni veya güvenilir bir yetişkini yaşadığı zorbalık konusunda bilgilendiriyor. Dünyada 500 milyondan fazla kullanıcıyı koruyan Bitdefender Antivirüs’ün Türkiye Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, çocukların siber zorbalığa maruz kaldığını gösteren işaretleri sıralıyor.
1. Mevcut hesaplarını siliyor ve yeni hesaplar açıyorsa: Eğer çocuğunuzun, telefonunu veya diğer cihazlarını normalden daha az veya daha fazla kullanmaya başladığını fark ediyorsanız dikkatli olmanızda fayda var. Bununla birlikte çocuğunuzun sosyal medya hesaplarını sürekli kapatması ve yeni hesap açması da siber zorbalığa uğradığını gösterebilir.
2. Mesajlaşırken aşırı üzülüyor ve sinirleniyorsa: Çocuğunuz bir mesaj veya e-posta geldiğinde aşırı üzülüyor veya sinirleniyor mu? Çevrimiçi iletişime yönelik olağandışı duygusal tepkilere dikkat etmek önemlidir. Bu, çocuğunuzun bir şeyden rahatsız olduğu anlamına gelebilir.
3. Karakteristik olmayan ruhsal değişimleri varsa: Akkoyunlu’ya göre zorbalığa uğrayan çocuklar aktivitelere olan ilgilerini kaybeder, bunalır ve olaylardan kendilerini geri çeker. Ayrıca öfkeli veya endişeli olabilir, kendilerini iyi hissetmediğinden yakınmaya başlayabilirler. Çocuğunuzun ruh halindeki herhangi bir değişikliği muhakkak ciddiye almalısınız.
4. Davranışları ani bir değişime uğruyorsa: Düşüşe geçen notlar, uyku düzeninde bozukluklar da siber zorbalık göstergesi olabilir. Bunlar çocuğun sıkıntılı bir dönemde olduğunun habercisi anlamına gelebilir. Bunlara ek olarak eğer çocuğunuz okula gidiş rotasını değiştirdiyse veya arkadaşlarıyla birlikte okula gitmek istemiyorsa bu davranış değişikliğinin altında bir zorbalık yatıyor olabilir.
5. Her zamankinden daha gizli ve ketum ise: Bilindiği üzere çocukların ergenlik dönemine girmesi ile beraber oluşan mahremiyet algısı, onların ergenlik süreci boyunca kendi özel hayatlarını gizli tutması durumunu meşrulaştırmaktadır. Ancak siz geldiğinizde ekranı saklıyor, ekrana bakmamanız için özellikle çabalıyor ise bu, zorbalığın neticesinde gelişmiş bir davranış kalıbı olabilir. Dikkat etmenizde yarar var.
6. Arkadaşlarıyla sosyalleşmekten kaçınıyorsa: Eğer çocuğunuz spesifik bir arkadaş grubu ile sosyalleşmemek için özel bir çaba gösteriyorsa o çevre veya çevrelerce bir çeşit zorbalığa uğruyor olabilir.
Çocuğunuz Siber Zorbalığa Maruz Kaldığında Ne Yapmalısınız?
Çocuklarının siber zorbalığa maruz kaldığını fark eden ya da öğrenen ebeveynlerin dikkatli davranmaları gerektiğini ifade eden Alev Akkoyunlu, siber zorbalık karşısında ailelerin nasıl davranması gerektiğini 8 maddede sıralıyor.
1. Çocuğunuzu dinleyin. Çocuğunuza, siber zorbalık kurbanı olduğunda bunun utanılacak bir şey olmadığını hatırlatın.
2. Çocuğunuza güven verin. Ne olursa olsun onun yanında olacağınızı hissettirin ve yardımcı olmaya çalışın.
3. Çocuğunuzla sosyal medyada da iletişimde kalın. Çocuğunuzu sosyal medya hesaplarından takip edin ve arkadaş listenize ekleyin. Facebook ve Instagram gibi sosyal medya hesaplarından takip ederek arkadaşlarının gösterdiği aksiyonları da izleyebilirsiniz.
4. Zorbalığı durdurmak için birlikte çalışın. Çocuklarınıza karşı gerçekleşen zorbalıkları ve kanıtları kaydedin, ekran görüntüsünü alın, ilgili yerlere raporlayın ve zorbayı engelleyin.
5. Okul yöneticileri ve diğer ebeveynlerle konuşun. Konuyla ilgili öğretmenlerle ve diğer ebeveynlerle konuşun. Sorunun farkında olmalarını ve endişelerinizi anlamalarını sağlayın.
6. Durumu takip edin. Çocuğunuzla konuşmaya devam edin ve onu daima dinleyin. “Bugün okul nasıldı?” gibi soruların çoğu zaman “İyiydi” cevapları olması normal. Takibe devam edin, bu duruma karşı homurdansa dahi, olumlu olmaya çalışın ve bunu sürdürün.
7. Zorbalıkla ilgilenen kurumlara danışın. Daha fazla tavsiye için, zorbalıkla mücadele eden kuruluşlarla iletişim kurmayı deneyin.
8. Ebeveyn kontrolü içeren bir güvenlik yazılımı kullanın. Çocuğunuzun çevrimiçi aktivitelerini izleyebileceğiniz ebeveyn kontrolü içeren bir güvenlik çözümü edinin.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Bunları Biliyor musunuz
Sosyal medya platformları, eğlenmek ve kişi ya da topluluklarla iletişim kurmak gibi amaçların yanında maalesef zorbalık için de oldukça fazla kullanılıyor. Son araştırmalara göre, sosyal medya kullanan gençlerin en az %36,5’i, siber zorbalığa uğruyor. Her 10 genç siber zorbalık kurbanından sadece 1'inin anne ve babasını, yaşadığı zorbalık konusunda bilgilendirdiğine dikkat çeken Bitdefender Türkiye Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, bir çocuğun siber zorbalığa maruz kaldığını gösteren işaretleri sıralayarak ebeveynleri uyarıyor.
Günümüzde gençler, arkadaşlarıyla daha çok sosyal medyada sosyalleşiyor. Ancak sosyal medya platformları, eğlenmek ve kişi ya da topluluklarla iletişim kurmak gibi amaçların yanında maalesef zorbalık için de oldukça fazla kullanılıyor. Bu nedenle zorbalık, mahalle ortamlarından çevrimiçi ortamlara taşınıyor. Son araştırmalara göre, gençlerin en az %36,5’inin siber zorbalığa uğradığını belirten Bitdefender Türkiye Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, siber zorbalığın özellikle çocuklarda artışa geçtiğinin altını çiziyor ve çocukların siber zorbalığa maruz kaldığını gösteren işaretleri sıralayarak ebeveynleri uyarıyor.
Ebeveyn kontrolü içeren Bitdefender Antivirüs gibi güvenlik yazılımları ile çocuğunuzun mesajlar, sosyal medya kullanımı, kişi listesi, ziyaret ettiği internet siteleri, hangi uygulamayı kaç saat kullandığı gibi tüm çevrimiçi aktivitelerini ve anlık olarak konum bilgisini kontrol edebilseniz de, bir çocuğun siber zorbalığa maruz kaldığını tahmin etmek veya engellemek zordur. Çünkü her 10 genç siber zorbalık kurbanından sadece 1'i, bir ebeveyni veya güvenilir bir yetişkini yaşadığı zorbalık konusunda bilgilendiriyor. Dünyada 500 milyondan fazla kullanıcıyı koruyan Bitdefender Antivirüs’ün Türkiye Operasyon Direktörü Alev Akkoyunlu, çocukların siber zorbalığa maruz kaldığını gösteren işaretleri sıralıyor.
1. Mevcut hesaplarını siliyor ve yeni hesaplar açıyorsa: Eğer çocuğunuzun, telefonunu veya diğer cihazlarını normalden daha az veya daha fazla kullanmaya başladığını fark ediyorsanız dikkatli olmanızda fayda var. Bununla birlikte çocuğunuzun sosyal medya hesaplarını sürekli kapatması ve yeni hesap açması da siber zorbalığa uğradığını gösterebilir.
2. Mesajlaşırken aşırı üzülüyor ve sinirleniyorsa: Çocuğunuz bir mesaj veya e-posta geldiğinde aşırı üzülüyor veya sinirleniyor mu? Çevrimiçi iletişime yönelik olağandışı duygusal tepkilere dikkat etmek önemlidir. Bu, çocuğunuzun bir şeyden rahatsız olduğu anlamına gelebilir.
3. Karakteristik olmayan ruhsal değişimleri varsa: Akkoyunlu’ya göre zorbalığa uğrayan çocuklar aktivitelere olan ilgilerini kaybeder, bunalır ve olaylardan kendilerini geri çeker. Ayrıca öfkeli veya endişeli olabilir, kendilerini iyi hissetmediğinden yakınmaya başlayabilirler. Çocuğunuzun ruh halindeki herhangi bir değişikliği muhakkak ciddiye almalısınız.
4. Davranışları ani bir değişime uğruyorsa: Düşüşe geçen notlar, uyku düzeninde bozukluklar da siber zorbalık göstergesi olabilir. Bunlar çocuğun sıkıntılı bir dönemde olduğunun habercisi anlamına gelebilir. Bunlara ek olarak eğer çocuğunuz okula gidiş rotasını değiştirdiyse veya arkadaşlarıyla birlikte okula gitmek istemiyorsa bu davranış değişikliğinin altında bir zorbalık yatıyor olabilir.
5. Her zamankinden daha gizli ve ketum ise: Bilindiği üzere çocukların ergenlik dönemine girmesi ile beraber oluşan mahremiyet algısı, onların ergenlik süreci boyunca kendi özel hayatlarını gizli tutması durumunu meşrulaştırmaktadır. Ancak siz geldiğinizde ekranı saklıyor, ekrana bakmamanız için özellikle çabalıyor ise bu, zorbalığın neticesinde gelişmiş bir davranış kalıbı olabilir. Dikkat etmenizde yarar var.
6. Arkadaşlarıyla sosyalleşmekten kaçınıyorsa: Eğer çocuğunuz spesifik bir arkadaş grubu ile sosyalleşmemek için özel bir çaba gösteriyorsa o çevre veya çevrelerce bir çeşit zorbalığa uğruyor olabilir.
Çocuğunuz Siber Zorbalığa Maruz Kaldığında Ne Yapmalısınız?
Çocuklarının siber zorbalığa maruz kaldığını fark eden ya da öğrenen ebeveynlerin dikkatli davranmaları gerektiğini ifade eden Alev Akkoyunlu, siber zorbalık karşısında ailelerin nasıl davranması gerektiğini 8 maddede sıralıyor.
1. Çocuğunuzu dinleyin. Çocuğunuza, siber zorbalık kurbanı olduğunda bunun utanılacak bir şey olmadığını hatırlatın.
2. Çocuğunuza güven verin. Ne olursa olsun onun yanında olacağınızı hissettirin ve yardımcı olmaya çalışın.
3. Çocuğunuzla sosyal medyada da iletişimde kalın. Çocuğunuzu sosyal medya hesaplarından takip edin ve arkadaş listenize ekleyin. Facebook ve Instagram gibi sosyal medya hesaplarından takip ederek arkadaşlarının gösterdiği aksiyonları da izleyebilirsiniz.
4. Zorbalığı durdurmak için birlikte çalışın. Çocuklarınıza karşı gerçekleşen zorbalıkları ve kanıtları kaydedin, ekran görüntüsünü alın, ilgili yerlere raporlayın ve zorbayı engelleyin.
5. Okul yöneticileri ve diğer ebeveynlerle konuşun. Konuyla ilgili öğretmenlerle ve diğer ebeveynlerle konuşun. Sorunun farkında olmalarını ve endişelerinizi anlamalarını sağlayın.
6. Durumu takip edin. Çocuğunuzla konuşmaya devam edin ve onu daima dinleyin. “Bugün okul nasıldı?” gibi soruların çoğu zaman “İyiydi” cevapları olması normal. Takibe devam edin, bu duruma karşı homurdansa dahi, olumlu olmaya çalışın ve bunu sürdürün.
7. Zorbalıkla ilgilenen kurumlara danışın. Daha fazla tavsiye için, zorbalıkla mücadele eden kuruluşlarla iletişim kurmayı deneyin.
8. Ebeveyn kontrolü içeren bir güvenlik yazılımı kullanın. Çocuğunuzun çevrimiçi aktivitelerini izleyebileceğiniz ebeveyn kontrolü içeren bir güvenlik çözümü edinin.
Son Güncelleme: Çarşamba, 22 Temmuz 2020 11:36
Gösterim: 8812

