Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Prof. Dr. Cem Balçıkanlı - Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi A.B.D. 

cem_balcikanliYazının başlığına baktığınızda eminim ki aklınıza hepimizin aslında pek de iyi anlamadan ve içselleştirmeden üzerinde ısrarla durduğu 21. yüzyıl becerileri gelecektir. Yok ben bu yazıda 20. yüzyılda da önemli olan bu beceri setlerinden söz etmeyeceğim. Bu yazıda o pek önemli (!) yeterliklerinden sadece birini alıp İngilizce olmadan girişimci çocuk yetiştirmemizin mümkün olup olmadığını inceleyeceğim. Dolayısıyla tam olarak burada bir alt başlığa ihtiyacımız olacak. Buyurun lütfen. 

İNGİLİZCE OLMADAN GİRİŞİM OLUR MU?
Bu alt başlık size sayısız fikir verebilir. Ama tüm dünyada olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de çok popüler olan ‘girişimcilik’ kavramıyla yabancı dil bilmenin ne ilişkisi var diyebileceğinizi düşünüyorum. Aslında yabancı dil bilmenin düşündüğümüzün çok daha ötesinde birçok boyutla yakından ilişkisi var. Dünyayı bilmek, sorgulamak, yeni keşifler yapmak, bir problemi çözmek, bakış açısını genişletmek, dünyaya tersten bakmak; yabancı dil bilmekle doğrudan ilişkilidir. Girişimcilik deyince akla gelen ilk isimlerden olan JackMa aslında bunun canlı bir örneği. Alibaba’nın kurucusu olan Ma’nın hayat hikâyesinde de İngilizce bilmenin girişimci olmak için son derece gerekli olduğuna dair izler bulmak mümkün. Şöyle ki; 1964 yılında Çin’de doğan Ma’nın çocukken en büyük hayali İngilizce öğrenmekmiş. Dokuz yaşından itibaren her sabah erken kalkıp turistlerin en yoğun olduğu otele bisikleti ile gidip onları ücretsiz bir şekilde gezdirerek İngilizcesini geliştirmeye çalışırmış. Çocuk yaşta bile İngilizce bilmenin kendisine çok önemli fırsatlar sunacağına inandığı açık, öyle değil mi? İngilizcenin yabancı dil olarak öğretildiği bir ülkede, JackMa-tıpkı hepimizin yapabileceği gibi- İngilizceyi bir fırsata dönüştürmüş. İşte ben de bu yazıda; çeşitli ölçütlere göre oluşturulan ve her yıl tüm ülkeleri ürettikleri inovasyon ve girişimler açısından sıralayan Küresel İnovasyon Endeksi (Global Innovation Index) bağlamında girişimcilik kavramıyla, tıpkı Ma örneğinde olduğu gibi, yabancı dil bilmenin ilişkisini irdeleyeceğim. 

YABANCI DİL BİLMEK NİYE GEREKLİ?
Yabancı dil bilmek; Türkiye’de herkesin ne yazık ki başarısızlıkla yorumladığı bir alan olmuştur. Son yıllarda yapılan ulusal ve uluslararası sınavlardaki durumumuz; sadece yabancı dil değil diğer alanlarda da (Türkçe, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Matematik gibi) pek parlak bir görüntü sergilemediğimizi gösteriyor. Ancak insanların ısrarla “Neden yabancı dil öğrenemiyoruz?” sorusuna bu kadar ilgi göstermesinin altında genel bir başarısızlık durumunun dışında çeşitli etkenler de var. Gelin onlara bakalım:

1- Bugün herhangi bir yere iş başvurusu için gittiğinizde size ilk sorulan sorulardan biri İngilizce bilip bilmediğiniz oluyor. Ülkenin ihtiyacı bağlamında değerlendirdiğimizde bırakın bir yabancı dili, en az iki yabancı dili etkin olarak kullanabilme gerekliliği her fırsatta karşımıza çıkıyor. Kaldı ki bilimin ilerlemesi için alanlarında akademik çalışma yapan bilim insanlarının 1973 yılında profesör olmak için 2 yabancı dilde yetkin olması bekleniyordu. Bu şart, 1981 yılında tek yabancı dile düşürülürken 2018 yılında yapılan son düzenlemeyle sadece okuma becerisi, dil bilgisi ve kelime bilgisinin ölçüldüğü sınavlarda55 puan almak akademik ilerleme için yeterli görülmeye başlandı. Diğer bir durum da iş dünyasıyla ilgili…Çeşitli ekonomi dergilerinin yaptıkları analizlere göre; uluslararası şirketlerimizi yönetecek yüksek düzeyde İngilizce yeterliğine sahip Türk icra kurulu başkanlarının(CEO) sayısı beklentinin çok altında. Durum böyle olunca bizim şirketlerimizin üst düzey yöneticileri yüksek İngilizce becerilerine sahip yabancılar oluyor ve daha yüksek maaş alıyorlar.

2- Ülkenin son 20 yılında yaşanan değişikliklerin bir sonucu olarak; insanlar artık daha fazla hareketli durumdalar. Salgın dönemi bu noktada bir istisna oluşturuyor olabilir elbette. Eskiden bir yabancı ülkeyi ziyaret edip orada turistik amaçlı da olsa vakit geçirmek hem çok masraflı hem de çok zahmetli bir iş iken bu son zamanlarda pekâlâ mümkün olabiliyor. İnsanlar, fırsat kuponlarından tutun da çok önceden alınan uçak biletlerine kadar airbnb gibi ev kiralama sitelerinden tutun da booking.com gibi uygun fiyatlı konaklama seçeneği sunan imkânlar sayesinde yılda pek çok kez yurtdışına çıkabiliyor. Bu da İngilizce bilme ihtiyacını daha önemli hale getiriyor. Çünkü insanlar yurt dışına çıktıklarında;pasaport kontrolünden rahatlıkla geçebilmek, almak istedikleri şapka için pazarlık yapabilmek, şehrin en iyi lokantasına gidip güzel bir akşam yemeği yiyebilmek istiyorlar. Bu da onların en doğal hakkı.

3- Teknolojik gelişmelerin ışığında İngilizce bilmek çok daha önemli bir hale geldi. Kısa sürede her türlü bilgiye ulaşma isteği ve bu bilgilerin büyük kısmının ağırlıklı olarak İngilizce içerik (yüzde yetmişten daha fazlasının) olmasından dolayı insanların bu kaynaklardan etkin bir şekilde yararlanmaları önem kazanıyor. Bu İngilizce içeriksayesinde yeni iş alanları doğuyor. İnsanlar gelişen teknolojiler sayesinde oturdukları yerden bilgiye ulaşarak dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan diğer insanlarla iş birliği içinde yeni oluşumlar ortaya çıkarıyor. 

KÜRESEL İNOVASYON ENDEKSİ VE İNGİLİZCE YETERLİK ENDEKSİ
Her yıl inovasyon girdi alt endeksleri ve inovasyon çıktı alt endekslerinden elde edilen veriler ışığında oluşturulan Küresel İnovasyon Endeksi’nin 2021 sıralamasındaki üst sıralardaki ülkeler- tabloda görüldüğü gibi- İsviçre, İsveç, ABD, Birleşik Krallık, Kore Cumhuriyeti, Hollanda, Finlandiya.

 

 

Küresel İnovasyon Endeksi

İngilizce Yeterlik Endeksi

İsviçre

1

25

İsveç

2

8

ABD

3

-

Birleşik Krallık

4

-

Kore Cumhuriyeti

5

37

Hollanda

6

1

Finlandiya

7

9

Singapur

8

4

Danimarka

9

3

Almanya

10

11

Türkiye

41

70

https://www.globalinnovationindex.org/gii-2021-report#

https://www.ef.com/wwen/epi/

Öte yandan; her yıl bireylerin okuma ve dinleme becerilerini ölçerek oluşturulan İngilizce Yeterlik Endeksi sıralamasının üst sıralarında olan ülkeler yine Küresel İnovasyon Endeksinde yüksek başarı gösteren ülkeler oluyor. Küresel İnovasyon Endeksi’nde ilk sırada bulunan İsviçre İngilizce Yeterlik Endeksi’nde 25. sıradayken, İsveç sırasıyla 2. ve 8. sırada görünüyor. İngilizce Yeterlik Endeksinin ilk sırasında bulunan Hollanda, İnovasyon Endeksi’nde de 6. sırada kendine yer buluyor. Son olarak eğitim sistemi başarılı hikâyelerle dolu olan Finlandiya, Küresel İnovasyon Endeksinde 7.sırada iken, İngilizce Yeterlik Endeksi’nde 9. sırada. Bu tablo bize özetle şunu söylüyor: İngilizce Yeterlik Endeksi’nde başarı gösteren ülkeler -beklendik şekilde- Küreselİnovasyon Endeksinde de üst sıralarda kendine yer buluyor. Ya da bunun tam tersi. Ülkemiz ise toplam 112 ülkenin bulunduğu İngilizce Yeterlik Endeksi’nde 70. sırada bulunuyor. Son derece üzücü olan bu sıranın doğal bir yansıması veya nedeni olarak; Türkiye, Küresel İnovasyonEndeksi’nde de 132 ülke arasında 40. sırada görünüyor. Elbette bu durum pek şaşırtıcı değil. Bu sıralamalar bize tek boyutlu ve biraz da eksik bir görüntü sunuyor olsa da yine de genel hatlarıyla bir fikir veriyor. 

İNOVASYON İÇİN İNGİLİZCE ŞART MI?
Bu sorunun cevabı kesinlikle “Evet”. İnternetteki içeriğin büyük kısmının İngilizce olmasından dolayı dünyada inovasyon anlamındaki gelişmeleri takip etmek, girişimcilikleriyle meşhur insanların hikâyelerini okumak ve anlamak, var olan girişimlerin uluslararası anlamda kıymetini yorumlayıp yerel boyutta ne anlama geldiklerini içselleştirmek için İngilizce şart. Her saniye yaklaşık olarak 6.000 tivitin atıldığı günümüzde var olan yabancı kaynaklı girişimin veya inovasyonun önce işinde yetkin bir çevirmen tarafından Türkçe ’ye kazandırılmasını beklemek olayın tüm büyüsünü kaçırabilir. İşte tam da bu yüzden hızlı bir akışa sahip olan yaşamda geride kalmamak adına yüksek İngilizce becerisi,inovasyon üretmek veya girişim fikirleri geliştirmek için son derece gereklidir. Elbette İngilizce bilmek tek başına inovasyon üretmeye yetmez. Diğer alanlardaki adımlar da (sınavın egemenliğinin azalması, yeterliklere ve becerilere vurgu, gerçek yaşama yakın eğitim, bireyselleştirilmiş programlar, eğitimin küçük programlarla yürütülmesi vb.)bu sürece katkıda bulunacaktır. Ama bu başka bir yazının konusu olabilir ancak. 

GİRİŞİM İÇİN İNGİLİZCE BİR FIRSATTIR
Sürekli olarak Phil Knight (Nike’ın kurucusu), HowardSchultz (Starbucks Yönetim Kurulu Başkanı), Jan Koum (Whatsapp’ın yaratıcısı), SergeyBrin (Google’ın kurucusu) gibi girişimcilik hikâyelerine sahip insanların hayatına ilgi duyan gençlerimizin olduğunu biliyorum. Bu gençlerin İngilizceyi bir tehditten ziyade bir fırsata çevirmeleri ve inovasyon üretecek ar-ge, know-how bilgisine sahip olmaları için İnternet’te bulunan İngilizce içeriğe erişim sağlamaları, bu içeriği hızlı bir şekilde yorumlamaları, bu yorumlama sürecinden sonra yerel ihtiyaçlara göre bu içeriği uyarlamaları gerekecektir. Ancak böylelikle Küresel İnovasyon Endeksi’ndeki hiçbirimizi tatmin etmeyen 49’unculuk, üst sıralara taşınabilir.

İngilizce bilmek girişimciliği tetikler, girişimcilik inovasyonun oluşmasını mümkün kılar. Tek gereken buna inanmak. Belki de İngilizce Yeterlik Endeksi’ndeki sıramızı yukarılara çekebilirsek –elbette diğer değişkenler de etkilidir- ülke olarak üretme potansiyeline sahip olduğumuza inandığım Whatsapplar, Twitterlar, Uberler, Airbnbler bizim ülkemizden de çıkabilir.
Neden olmasın?

> Yabancı dil ve küresel girişimcilik

Prof. Dr. Cem Balçıkanlı - Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi A.B.D. 

cem_balcikanliYazının başlığına baktığınızda eminim ki aklınıza hepimizin aslında pek de iyi anlamadan ve içselleştirmeden üzerinde ısrarla durduğu 21. yüzyıl becerileri gelecektir. Yok ben bu yazıda 20. yüzyılda da önemli olan bu beceri setlerinden söz etmeyeceğim. Bu yazıda o pek önemli (!) yeterliklerinden sadece birini alıp İngilizce olmadan girişimci çocuk yetiştirmemizin mümkün olup olmadığını inceleyeceğim. Dolayısıyla tam olarak burada bir alt başlığa ihtiyacımız olacak. Buyurun lütfen. 

İNGİLİZCE OLMADAN GİRİŞİM OLUR MU?
Bu alt başlık size sayısız fikir verebilir. Ama tüm dünyada olduğu gibi son yıllarda ülkemizde de çok popüler olan ‘girişimcilik’ kavramıyla yabancı dil bilmenin ne ilişkisi var diyebileceğinizi düşünüyorum. Aslında yabancı dil bilmenin düşündüğümüzün çok daha ötesinde birçok boyutla yakından ilişkisi var. Dünyayı bilmek, sorgulamak, yeni keşifler yapmak, bir problemi çözmek, bakış açısını genişletmek, dünyaya tersten bakmak; yabancı dil bilmekle doğrudan ilişkilidir. Girişimcilik deyince akla gelen ilk isimlerden olan JackMa aslında bunun canlı bir örneği. Alibaba’nın kurucusu olan Ma’nın hayat hikâyesinde de İngilizce bilmenin girişimci olmak için son derece gerekli olduğuna dair izler bulmak mümkün. Şöyle ki; 1964 yılında Çin’de doğan Ma’nın çocukken en büyük hayali İngilizce öğrenmekmiş. Dokuz yaşından itibaren her sabah erken kalkıp turistlerin en yoğun olduğu otele bisikleti ile gidip onları ücretsiz bir şekilde gezdirerek İngilizcesini geliştirmeye çalışırmış. Çocuk yaşta bile İngilizce bilmenin kendisine çok önemli fırsatlar sunacağına inandığı açık, öyle değil mi? İngilizcenin yabancı dil olarak öğretildiği bir ülkede, JackMa-tıpkı hepimizin yapabileceği gibi- İngilizceyi bir fırsata dönüştürmüş. İşte ben de bu yazıda; çeşitli ölçütlere göre oluşturulan ve her yıl tüm ülkeleri ürettikleri inovasyon ve girişimler açısından sıralayan Küresel İnovasyon Endeksi (Global Innovation Index) bağlamında girişimcilik kavramıyla, tıpkı Ma örneğinde olduğu gibi, yabancı dil bilmenin ilişkisini irdeleyeceğim. 

YABANCI DİL BİLMEK NİYE GEREKLİ?
Yabancı dil bilmek; Türkiye’de herkesin ne yazık ki başarısızlıkla yorumladığı bir alan olmuştur. Son yıllarda yapılan ulusal ve uluslararası sınavlardaki durumumuz; sadece yabancı dil değil diğer alanlarda da (Türkçe, Sosyal Bilimler, Fen Bilimleri, Matematik gibi) pek parlak bir görüntü sergilemediğimizi gösteriyor. Ancak insanların ısrarla “Neden yabancı dil öğrenemiyoruz?” sorusuna bu kadar ilgi göstermesinin altında genel bir başarısızlık durumunun dışında çeşitli etkenler de var. Gelin onlara bakalım:

1- Bugün herhangi bir yere iş başvurusu için gittiğinizde size ilk sorulan sorulardan biri İngilizce bilip bilmediğiniz oluyor. Ülkenin ihtiyacı bağlamında değerlendirdiğimizde bırakın bir yabancı dili, en az iki yabancı dili etkin olarak kullanabilme gerekliliği her fırsatta karşımıza çıkıyor. Kaldı ki bilimin ilerlemesi için alanlarında akademik çalışma yapan bilim insanlarının 1973 yılında profesör olmak için 2 yabancı dilde yetkin olması bekleniyordu. Bu şart, 1981 yılında tek yabancı dile düşürülürken 2018 yılında yapılan son düzenlemeyle sadece okuma becerisi, dil bilgisi ve kelime bilgisinin ölçüldüğü sınavlarda55 puan almak akademik ilerleme için yeterli görülmeye başlandı. Diğer bir durum da iş dünyasıyla ilgili…Çeşitli ekonomi dergilerinin yaptıkları analizlere göre; uluslararası şirketlerimizi yönetecek yüksek düzeyde İngilizce yeterliğine sahip Türk icra kurulu başkanlarının(CEO) sayısı beklentinin çok altında. Durum böyle olunca bizim şirketlerimizin üst düzey yöneticileri yüksek İngilizce becerilerine sahip yabancılar oluyor ve daha yüksek maaş alıyorlar.

2- Ülkenin son 20 yılında yaşanan değişikliklerin bir sonucu olarak; insanlar artık daha fazla hareketli durumdalar. Salgın dönemi bu noktada bir istisna oluşturuyor olabilir elbette. Eskiden bir yabancı ülkeyi ziyaret edip orada turistik amaçlı da olsa vakit geçirmek hem çok masraflı hem de çok zahmetli bir iş iken bu son zamanlarda pekâlâ mümkün olabiliyor. İnsanlar, fırsat kuponlarından tutun da çok önceden alınan uçak biletlerine kadar airbnb gibi ev kiralama sitelerinden tutun da booking.com gibi uygun fiyatlı konaklama seçeneği sunan imkânlar sayesinde yılda pek çok kez yurtdışına çıkabiliyor. Bu da İngilizce bilme ihtiyacını daha önemli hale getiriyor. Çünkü insanlar yurt dışına çıktıklarında;pasaport kontrolünden rahatlıkla geçebilmek, almak istedikleri şapka için pazarlık yapabilmek, şehrin en iyi lokantasına gidip güzel bir akşam yemeği yiyebilmek istiyorlar. Bu da onların en doğal hakkı.

3- Teknolojik gelişmelerin ışığında İngilizce bilmek çok daha önemli bir hale geldi. Kısa sürede her türlü bilgiye ulaşma isteği ve bu bilgilerin büyük kısmının ağırlıklı olarak İngilizce içerik (yüzde yetmişten daha fazlasının) olmasından dolayı insanların bu kaynaklardan etkin bir şekilde yararlanmaları önem kazanıyor. Bu İngilizce içeriksayesinde yeni iş alanları doğuyor. İnsanlar gelişen teknolojiler sayesinde oturdukları yerden bilgiye ulaşarak dünyanın çeşitli yerlerinde yaşayan diğer insanlarla iş birliği içinde yeni oluşumlar ortaya çıkarıyor. 

KÜRESEL İNOVASYON ENDEKSİ VE İNGİLİZCE YETERLİK ENDEKSİ
Her yıl inovasyon girdi alt endeksleri ve inovasyon çıktı alt endekslerinden elde edilen veriler ışığında oluşturulan Küresel İnovasyon Endeksi’nin 2021 sıralamasındaki üst sıralardaki ülkeler- tabloda görüldüğü gibi- İsviçre, İsveç, ABD, Birleşik Krallık, Kore Cumhuriyeti, Hollanda, Finlandiya.

 

 

Küresel İnovasyon Endeksi

İngilizce Yeterlik Endeksi

İsviçre

1

25

İsveç

2

8

ABD

3

-

Birleşik Krallık

4

-

Kore Cumhuriyeti

5

37

Hollanda

6

1

Finlandiya

7

9

Singapur

8

4

Danimarka

9

3

Almanya

10

11

Türkiye

41

70

https://www.globalinnovationindex.org/gii-2021-report#

https://www.ef.com/wwen/epi/

Öte yandan; her yıl bireylerin okuma ve dinleme becerilerini ölçerek oluşturulan İngilizce Yeterlik Endeksi sıralamasının üst sıralarında olan ülkeler yine Küresel İnovasyon Endeksinde yüksek başarı gösteren ülkeler oluyor. Küresel İnovasyon Endeksi’nde ilk sırada bulunan İsviçre İngilizce Yeterlik Endeksi’nde 25. sıradayken, İsveç sırasıyla 2. ve 8. sırada görünüyor. İngilizce Yeterlik Endeksinin ilk sırasında bulunan Hollanda, İnovasyon Endeksi’nde de 6. sırada kendine yer buluyor. Son olarak eğitim sistemi başarılı hikâyelerle dolu olan Finlandiya, Küresel İnovasyon Endeksinde 7.sırada iken, İngilizce Yeterlik Endeksi’nde 9. sırada. Bu tablo bize özetle şunu söylüyor: İngilizce Yeterlik Endeksi’nde başarı gösteren ülkeler -beklendik şekilde- Küreselİnovasyon Endeksinde de üst sıralarda kendine yer buluyor. Ya da bunun tam tersi. Ülkemiz ise toplam 112 ülkenin bulunduğu İngilizce Yeterlik Endeksi’nde 70. sırada bulunuyor. Son derece üzücü olan bu sıranın doğal bir yansıması veya nedeni olarak; Türkiye, Küresel İnovasyonEndeksi’nde de 132 ülke arasında 40. sırada görünüyor. Elbette bu durum pek şaşırtıcı değil. Bu sıralamalar bize tek boyutlu ve biraz da eksik bir görüntü sunuyor olsa da yine de genel hatlarıyla bir fikir veriyor. 

İNOVASYON İÇİN İNGİLİZCE ŞART MI?
Bu sorunun cevabı kesinlikle “Evet”. İnternetteki içeriğin büyük kısmının İngilizce olmasından dolayı dünyada inovasyon anlamındaki gelişmeleri takip etmek, girişimcilikleriyle meşhur insanların hikâyelerini okumak ve anlamak, var olan girişimlerin uluslararası anlamda kıymetini yorumlayıp yerel boyutta ne anlama geldiklerini içselleştirmek için İngilizce şart. Her saniye yaklaşık olarak 6.000 tivitin atıldığı günümüzde var olan yabancı kaynaklı girişimin veya inovasyonun önce işinde yetkin bir çevirmen tarafından Türkçe ’ye kazandırılmasını beklemek olayın tüm büyüsünü kaçırabilir. İşte tam da bu yüzden hızlı bir akışa sahip olan yaşamda geride kalmamak adına yüksek İngilizce becerisi,inovasyon üretmek veya girişim fikirleri geliştirmek için son derece gereklidir. Elbette İngilizce bilmek tek başına inovasyon üretmeye yetmez. Diğer alanlardaki adımlar da (sınavın egemenliğinin azalması, yeterliklere ve becerilere vurgu, gerçek yaşama yakın eğitim, bireyselleştirilmiş programlar, eğitimin küçük programlarla yürütülmesi vb.)bu sürece katkıda bulunacaktır. Ama bu başka bir yazının konusu olabilir ancak. 

GİRİŞİM İÇİN İNGİLİZCE BİR FIRSATTIR
Sürekli olarak Phil Knight (Nike’ın kurucusu), HowardSchultz (Starbucks Yönetim Kurulu Başkanı), Jan Koum (Whatsapp’ın yaratıcısı), SergeyBrin (Google’ın kurucusu) gibi girişimcilik hikâyelerine sahip insanların hayatına ilgi duyan gençlerimizin olduğunu biliyorum. Bu gençlerin İngilizceyi bir tehditten ziyade bir fırsata çevirmeleri ve inovasyon üretecek ar-ge, know-how bilgisine sahip olmaları için İnternet’te bulunan İngilizce içeriğe erişim sağlamaları, bu içeriği hızlı bir şekilde yorumlamaları, bu yorumlama sürecinden sonra yerel ihtiyaçlara göre bu içeriği uyarlamaları gerekecektir. Ancak böylelikle Küresel İnovasyon Endeksi’ndeki hiçbirimizi tatmin etmeyen 49’unculuk, üst sıralara taşınabilir.

İngilizce bilmek girişimciliği tetikler, girişimcilik inovasyonun oluşmasını mümkün kılar. Tek gereken buna inanmak. Belki de İngilizce Yeterlik Endeksi’ndeki sıramızı yukarılara çekebilirsek –elbette diğer değişkenler de etkilidir- ülke olarak üretme potansiyeline sahip olduğumuza inandığım Whatsapplar, Twitterlar, Uberler, Airbnbler bizim ülkemizden de çıkabilir.
Neden olmasın?

Son Güncelleme: Çarşamba, 20 Nisan 2022 13:29

Gösterim: 7503

Prof. Dr. Cem Balçıkanlı / Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi ABD
Nurperi Cömert İğdigül / İngilizce Öğretmeni

cb_nprHaftanın son günü. Günün son dersi.
Çocuklar isteksiz, yorgun ve sıkılmışlar. Yapılan blok ders sırasında öğretmenin tüm gayesi öğrencilerin anlatılan konuları keyifli bir şekilde öğrenmelerini sağlamaktan başka bir şey değil.
Ders başlıyor… Kahkahalarla ve eğlenceyle geçen bir süre sonra sınıfın kapısı birden açılıyor… İçeriye Müdür Yardımcısı giriyor.
“Hocam ders bitti. Zil çaldı. İstiklal Marşı okundu, servisler gitti! Nasıl duymadınız? Çocuklar siz de mi duymadınız?” 
Zaman su gibi akıp gitmiş…
Öğretmeninin cevabı çok kısa ve nettir.
“Biz oyun oynuyorduk!”

OYUN NE İŞE YARAR?
Yukarıdaki çarpıcı anı, oyunun eğitimdeki yerini net bir şekilde gözler önüne seriyor. Oyunun büyüsüne kapılmak ve akışta kalmak tam da böyle bir şey olsa gerek. Yıllardır yapılan pek çok araştırma eğitim dünyasında oyunun sağladığı yararlara odaklanırken bize belki de en önemli çıkarımı yapmamıza olanak tanıyor.

“Biz oyunla öğreniyoruz.”
Yakından biliyoruz ki oyun mutlu bireylerin yetişmesini sağlıyor. Dahası oyunlar, kurallar bütününde oynandığı için bireylerin birbirlerine saygı duymalarını destekliyor. Öğrencilerin kazanılan oyundan zevk almaları, kaybettikleri zaman rakiplerine saygılı bir biçimde davranmaları, zamanı etkili bir biçimde kullanmaları, hızlı düşünüp çabuk karar almaları, birlikte düşünüp iş birliği içinde hareket etmeleri de oyunun en güzel kazanımları arasındadır. Oyunların özellikleriyle ilgili oluşturulan listelerin neredeyse tamamında öğrenme sürecine olumlu katkı sunabileceğine inanılan unsurlar bulunuyor. Bu unsurlar, oyunların kurallarının olduğuna, amaç ve hedefleri bünyesinde barındırdığına, geribildirim döngüsü ve kazanım odaklı olduğuna, içerisinde rekabet bulunduğuna ve bireylerin birbirleriyle bir etkileşim içinde olduğuna işaret ediyor. Oyun araştırmacısı kimliğinin yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri’nde İllionis Üniversitesinde oyun, kültürel farkındalık ve erken çocukluk eğitimi konularında araştırmalar sürdüren Prof. Dr. Artin Göncü’nün oyunun önemine ilişkin yaptığı şu müthiş tespit defalarca okunmalıdır.
“Oyun oynayan çocuğun yetişkinlik provası yaptığını bilir ve oyunun önemini anlayabilirseniz sadece çocuğunuzu mutlu etmez onu daha iyi anlayabilirsiniz.”

DİL ÖĞRENİMİNDE OYUNLARIN ROLÜ NEDİR?
Dil öğrenimi emek, disiplin ve sabır isteyen bir süreçtir. Elbette bu süreçte birçok kişi endişe duyabilir. İstediğimiz gibi keyifli bir yolculuk yapmak ve bu endişeyi ortadan kaldırmak oyun ile mümkün olabilir. Hayatın her aşamasında oynanan oyunların bireylerin gelişimini nasıl derinden etkilediği iyi bilinen bir gerçektir. Oyunlar, öğrencilerin öğrenmek için çaba sarf etmelerine ve bu çabayı sürdürürken çok keyifli anlar yaşamalarına yardımcı olur. Öğrencilerin içsel motivasyonlarını arttırırken oyun içinde tün duygu ve duyularıyla yer almalarına imkân tanır. Bu sayede öğrencilere bütüncül bir öğrenme ortamı içerisinde doğal bir dil ortamı sunar. Birçok duyu bir arada kullanıldığından öğrenim somut bir şekilde gerçekleşir ki bu da deneyimden edinilen bilgileri kalıcı hale getirir. Ebeveynlik, eğitim ve insan davranışı gibi çeşitli konulardaki araştırmalarıyla bilinen Alfie Kohn, “Ödüllerle Cezalandırmak” isimli kitabında, çocukların kendilerini güvende hissederlerse risk alabileceklerini, soru sorabileceklerini, hata yapabileceklerini, güvenmeyi öğrenebileceklerini ve bu sayede sağlıklı bir şekilde büyüyebileceklerini ifade ediyor. Bu kazanımların sağlanmasında elbette oyunlar muazzam öğrenim araçlarıdır. Çünkü oyunlar  öğrenciler için duygularla birleşen anlamlı bir öğrenim fırsatı yaratır. Oyunun bizlere sağladığı bir diğer önemli yarar ise oyun içinde öğrencilerin hata yapmaktan korkmamalarıdır. Bu en az diğer faydalar kadar önemlidir zira hatalar dil öğrenim basamaklarının önemli ve gerekli süreçlerinden biridir. Çünkü hatalar doğruya ulaşmanın yoludur ve en kıymetli tecrübelerdir. En çok çekinilen durumlardan biri olması nedeniyle hata yapmak öğrencilerin hedef dilde konuşmalarını, yazmalarını ve derse dahil olmalarını engeller. Ancak oyunlar sayesinde öğrenciler hata yapmaktan korkmaz çünkü oyunlarzevklidir, adildir ve oyunlarda  tüm şartlar eşittir. Bu sayede öğrenciler dört dil becerisini cesurca kullanabilir, hatalarına takılmadan dilin en doğal haline maruz kalırlar. Oyunların önemli bir başka avantajı ise oyunlar birbirini tekrar eden kelime ve yapıları barındırdığından öğrenimin etkili ve kalıcı olmasıdır. Bu konudaki en çarpıcı araştırmalardan birinden Karyn Purvis söz ediyor. Araştırmada, beyinde yeni bir snaps yaratmak için yaklaşık 400 tekrar gerekirken oyun işin içine girdiğinde sadece 10 ila 20 arası tekrarın yeterli olduğu ortaya konuyor. Tüm bunların yanında oyun oynamak birçok pozitif hormonu aktivite ederken bu hormonlar sayesinde odaklanma, algılama ve yaratıcılık gibi becerilerimizi destekliyor.  Beynimizde salgılanan dopamin çocukların hayal güçleri uyarıp bireyi fiziksel aktivitelere motive ederken oksitosin insanlarla kuvvetli ilişkiler kurmalarını sağlıyor.
Yabancı dil sınıflarında oyunu bir öğretim yöntemi olarak ele almanın yararları üzerine çok sayıda araştırma bulunuyor. Bu araştırma bulgularını temel başlıklar altında toplamak gerekirse, oyunların duyuşsal, bilişsel yararları olduğu gibi sınıf dinamikleri açısından da sayısız fırsat sunduğu bilinmektedir. Duyuşsal anlamda, yabancı dil öğreniminde dil endişesi alanında yürütülen tüm çalışmalarda da belirtildiği üzere oyunlar öğrencilerin gerginliğini azaltmaktadır. Oynadıkları oyunlar aracılığıyla öğrencilerin öğrenmeye çalıştığı dille duygusal yakınlık kurduğu ve bu sayede de dile dair olumlu duygu geliştirdiğini biliyoruz. Ayrıca öğrencilerin dili yaratıcı bir şekilde kullanmasına olanak tanıdığı gibi iletişim dil öğretim yaklaşımlarının en önemli hedefi olan iletişimsel dil yetisinin gelişmesine katkıda bulunur. Bilişsel açıdan değerlendirdiğimizde ise, oyunların yabancı dil sınıflarında öğrenmeyi birçok anlamda desteklediğini araştırma bulgularıyla söylemek mümkündür. Hem öğrenilenleri anlamlı bir bağlam içinde sunması hem de öğrencilerin bu süreçten keyif alması öğrenilmeye çalışılan dilin iletişimsel boyutlarına odaklanılmasını sağlıyor. Bunun sonucu olarak da herkesin diline pelesenk olan ‘anlıyorum ama konuşamıyorum’ sendromu da zamanla popülerliğini yitirebilir belki. Zira öğrenciler oyun oynarken bir dersten çok daha farklı bir ortamın içinde olduklarını hissettikleri için dil yapılarını ve işlevlerini daha iletişimsel bir çerçevede içselleştirebilirler. Sınıf dinamikleri boyutunda ise öğretmenlerin doğru bir planlamayla bilgiyi aktarımından çok oyunların öğrenci temelli bir yaklaşımla kurgulandığı bir role bürünmesi elzemdir. Sınıf ortamında grup uyumunun oluşmasını mümkün kılan ikili veya grup halinde oynanabilecek oyunlarla da sosyal yapılandırmacı yaklaşımın en önemli ilkelerinden olan ‘iş birliği’ kavramını da desteklemektedir. Yabancı dil derslerinin bilinen rutin ders biçiminden biraz daha farklı olarak düşünülmesi gerekliliğinden hareketle oyunlar öğrencilerinin bu rutinden uzaklaşmalarına olanak tanıyabilir.

Son Söz
Bu yazının başında da değindiğimiz üzere oyunlar zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız büyülü bir atmosfer sunar. Diğer alanlarda olduğu gibi dil eğitiminde de bu büyülü atmosferin sağladığı yararlar saymakla bitmez. Yapay zekâ, robotik kodlama vb. kavramların da etkisiyle sayısız eğitim kuramı ve teorisi ileri sürülmektedir. Tüm bunlara rağmen varlığını etkin bir şekilde sürdüren oyun olmuştur. Bu değişim içinde insan doğasına yakından dokunan, insanların kendilerini en savunmasız ve öğrenmeye hazır hissettikleri oyunlar yabancı dil eğitiminde sıklıkla uygulanan yöntemlerdendir. Oyunların öğrenme ortamlarındaki etkilerini uzun soluklu araştırmalarıyla inceleyen ve bu alandaki en önemli isimlerden olan James Paul Gee oyunlarda örtük olarak da olsa var olan 36 öğrenme ilkesinin üzerinde durmaktadır. Oyunların bu öğrenme ilkelerini geliştirmede ve uyarlanabilir ortamları sağlamada son derece iyi olduğuna inanmaktadır. Elbette bunlar, çoğumuzun sınıfta uygulamak için çaba gösterdiğimiz ilkelerle doğrudan ilişkilidir. Oyun sadece öğrencilerin boş zamanlarını doldurdukları keyifli bir etkinlik değildir. Yabancı dil öğretmenlerinin oyunu bir öğretim yöntemi olarak değerlendirmesi ve bu minvalde hareket etmesi son derece elzemdir. Bu anlamda öğretmenin neyi ne kadarını ne sürede kazandıracağını çok iyi belirlemesi gerekir. Bu sayede alınan geri bildirimler öğrencileri başarıya götürür.
Uzun yıllardır İngilizce eğitiminde oyunların rolü üzerine pratik uygulamalar sunan Nurperi Cömert İğdigül tarafından kaleme alınan ve yakın zamanda raflardaki yerine alacak kitapta, dil öğrencilerinin öğrendiklerini fark etmeden öğrenme süreçlerini nasıl keyifli hale getirdiklerini gözler önüne süren pek çok oyun var. Özellikle oyuna ilişkin oluşan önyargıları kırmak ve hayatın bir parçası haline getirebilmek adına erken yaşta yabancı dil eğitiminin önemini ve bu noktada oyunun çocuklara sağladığı zihinsel, bilişsel ve dil gelişimi açısından faydalarına tanık olacağınız bu çalışmanın anlamlı katkılar sunacağına inanıyoruz.

OYUN ÖNERİLERİ
1) Tell me what?
Çocukluğumuzda oynadığımız ‘Nesi var?’ oyununu uyarlayarak keyifli bir İngilizce eğitsel oyun haline gelen bu oyunu ilkokul seviyesindeki öğrencilerinizle dilediğiniz sözcükleri pekiştirmek için oynayabilirsiniz. 
Hedef kelimelerimizin yiyecekler olduğunu düşünelim.
Elbette bu noktada özgürsünüz. Dilerseniz hayvanları kullanarak‘have/has got’ yapısını da destekleyebilirsiniz.)
Bir öğrenci seçiliyor ve dışarı gönderiliyor. O sırada sınıf bir yiyecek belirliyor ve dışarı gönderilen öğrenci tekrar sınıfa çağırılıyor.
;Dışarı çıkan öğrencinin seçilen yiyecek ile ilgili ‘Tell me what?’ cümlesi karşılığında sadece 3 bilgi edinebilme hakkı olduğundan seçtiği 3 arkadaşından bilgi alabilir. Edindiği bilgilerin ardından cevabı bilmesi içinse 1 dakikası var. 
Öğrencimiz aldığı cevaplara göre belirlenen yiyeceği bilmeye çalışır. 
Oyunu öğrenci sayınıza ve zaman planlamanıza göre 2 ya da 3 tur oynatabilir kazananlara sticker, rojet, sevdiği bir şarkıyı sınıfta çalıp dans edebilme, arkadaşlarına şarkı söyleyebilme hakkı gibi içsel motivasyonlarını destekleyecek ödüller verebilirsiniz.

Örnek:
Student : Tell me what?
Class: It is yellow.
Student :Tell me what?
Class: It is long.
Student : Tell me what?
Class: It’s a fruit. 
Student: A banana!

2) Pick and Make
Ortaokulda cümle dizimini öğretmek için tasarlanan bu keyifli oyunda öğrenciler kâğıda yazılmış sözcükleri pipetle toplayarak cümleler yaratıyor. Dikkat, odaklanma, düşünme becerileri, üretici/verici dili geliştiren ve hedef yapının birçok kelimeyi pekiştirerek desteklendiği dinamik bir oyundur.
İstediğiniz her yapı ile kullanabileceğiniz yelpazesi geniş olan bu oyundaki hedef yapının ‘Will’ olduğunu düşünelim. 
Küçük renkli kağıtlara farklı sözcük türlerinden oluşan kelimeler yazılır. 
Öğrenciler sınıf sayısına göre 2 ya da 3 gruba ayrılır. Her gruptan bir öğrenci sıra ile sözcüklerin olduğu masaya gelir ve sözcüklere on saniye boyunca bakar. 
Daha sonra bir kum saati  kullanarak 1 dakika içinde aklından karar verdiği sözcükleri toplamaya çalışır.  Ardından toplayabildiği sözcüklerle verilen yapı ile ilgili doğru ve anlamlı cümleler kurmaya çalışır. Doğru cümle yapabilen takımına puan kazandırır. 

Örnek:
Toplanan kelimelerin aşağıdaki sözcükler olduğunu varsayalım. 
She - play - game - in - the – garden.
She will play game in the garden. 

KAYNAKLAR
Gee, J. P. (2005). Learning by design: Good video games as learningmachines. E-learningand Digital Media, 2(1), 5-16.
Göncü, A. (2019). Oyunda Büyümek Çocuk Gelişimi Ve Eğitimine Sosyokültürel Bakış Koç Üniversitesi Yayınları.
Kohn, A. (1993). Ödüllerle Cezalandırmak. Görünmez Kitap: İstanbul
Qualls, L., &Purvis, K. (2020). The Connected Parent: Real-Life Strategies for Building Trust and Attachment. Harvest House Publishers.
https://bit.ly/3oAVZEY

https://bit.ly/33bRto0

> Oyunlarla İngilizce

Prof. Dr. Cem Balçıkanlı / Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngiliz Dili Eğitimi ABD
Nurperi Cömert İğdigül / İngilizce Öğretmeni

cb_nprHaftanın son günü. Günün son dersi.
Çocuklar isteksiz, yorgun ve sıkılmışlar. Yapılan blok ders sırasında öğretmenin tüm gayesi öğrencilerin anlatılan konuları keyifli bir şekilde öğrenmelerini sağlamaktan başka bir şey değil.
Ders başlıyor… Kahkahalarla ve eğlenceyle geçen bir süre sonra sınıfın kapısı birden açılıyor… İçeriye Müdür Yardımcısı giriyor.
“Hocam ders bitti. Zil çaldı. İstiklal Marşı okundu, servisler gitti! Nasıl duymadınız? Çocuklar siz de mi duymadınız?” 
Zaman su gibi akıp gitmiş…
Öğretmeninin cevabı çok kısa ve nettir.
“Biz oyun oynuyorduk!”

OYUN NE İŞE YARAR?
Yukarıdaki çarpıcı anı, oyunun eğitimdeki yerini net bir şekilde gözler önüne seriyor. Oyunun büyüsüne kapılmak ve akışta kalmak tam da böyle bir şey olsa gerek. Yıllardır yapılan pek çok araştırma eğitim dünyasında oyunun sağladığı yararlara odaklanırken bize belki de en önemli çıkarımı yapmamıza olanak tanıyor.

“Biz oyunla öğreniyoruz.”
Yakından biliyoruz ki oyun mutlu bireylerin yetişmesini sağlıyor. Dahası oyunlar, kurallar bütününde oynandığı için bireylerin birbirlerine saygı duymalarını destekliyor. Öğrencilerin kazanılan oyundan zevk almaları, kaybettikleri zaman rakiplerine saygılı bir biçimde davranmaları, zamanı etkili bir biçimde kullanmaları, hızlı düşünüp çabuk karar almaları, birlikte düşünüp iş birliği içinde hareket etmeleri de oyunun en güzel kazanımları arasındadır. Oyunların özellikleriyle ilgili oluşturulan listelerin neredeyse tamamında öğrenme sürecine olumlu katkı sunabileceğine inanılan unsurlar bulunuyor. Bu unsurlar, oyunların kurallarının olduğuna, amaç ve hedefleri bünyesinde barındırdığına, geribildirim döngüsü ve kazanım odaklı olduğuna, içerisinde rekabet bulunduğuna ve bireylerin birbirleriyle bir etkileşim içinde olduğuna işaret ediyor. Oyun araştırmacısı kimliğinin yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri’nde İllionis Üniversitesinde oyun, kültürel farkındalık ve erken çocukluk eğitimi konularında araştırmalar sürdüren Prof. Dr. Artin Göncü’nün oyunun önemine ilişkin yaptığı şu müthiş tespit defalarca okunmalıdır.
“Oyun oynayan çocuğun yetişkinlik provası yaptığını bilir ve oyunun önemini anlayabilirseniz sadece çocuğunuzu mutlu etmez onu daha iyi anlayabilirsiniz.”

DİL ÖĞRENİMİNDE OYUNLARIN ROLÜ NEDİR?
Dil öğrenimi emek, disiplin ve sabır isteyen bir süreçtir. Elbette bu süreçte birçok kişi endişe duyabilir. İstediğimiz gibi keyifli bir yolculuk yapmak ve bu endişeyi ortadan kaldırmak oyun ile mümkün olabilir. Hayatın her aşamasında oynanan oyunların bireylerin gelişimini nasıl derinden etkilediği iyi bilinen bir gerçektir. Oyunlar, öğrencilerin öğrenmek için çaba sarf etmelerine ve bu çabayı sürdürürken çok keyifli anlar yaşamalarına yardımcı olur. Öğrencilerin içsel motivasyonlarını arttırırken oyun içinde tün duygu ve duyularıyla yer almalarına imkân tanır. Bu sayede öğrencilere bütüncül bir öğrenme ortamı içerisinde doğal bir dil ortamı sunar. Birçok duyu bir arada kullanıldığından öğrenim somut bir şekilde gerçekleşir ki bu da deneyimden edinilen bilgileri kalıcı hale getirir. Ebeveynlik, eğitim ve insan davranışı gibi çeşitli konulardaki araştırmalarıyla bilinen Alfie Kohn, “Ödüllerle Cezalandırmak” isimli kitabında, çocukların kendilerini güvende hissederlerse risk alabileceklerini, soru sorabileceklerini, hata yapabileceklerini, güvenmeyi öğrenebileceklerini ve bu sayede sağlıklı bir şekilde büyüyebileceklerini ifade ediyor. Bu kazanımların sağlanmasında elbette oyunlar muazzam öğrenim araçlarıdır. Çünkü oyunlar  öğrenciler için duygularla birleşen anlamlı bir öğrenim fırsatı yaratır. Oyunun bizlere sağladığı bir diğer önemli yarar ise oyun içinde öğrencilerin hata yapmaktan korkmamalarıdır. Bu en az diğer faydalar kadar önemlidir zira hatalar dil öğrenim basamaklarının önemli ve gerekli süreçlerinden biridir. Çünkü hatalar doğruya ulaşmanın yoludur ve en kıymetli tecrübelerdir. En çok çekinilen durumlardan biri olması nedeniyle hata yapmak öğrencilerin hedef dilde konuşmalarını, yazmalarını ve derse dahil olmalarını engeller. Ancak oyunlar sayesinde öğrenciler hata yapmaktan korkmaz çünkü oyunlarzevklidir, adildir ve oyunlarda  tüm şartlar eşittir. Bu sayede öğrenciler dört dil becerisini cesurca kullanabilir, hatalarına takılmadan dilin en doğal haline maruz kalırlar. Oyunların önemli bir başka avantajı ise oyunlar birbirini tekrar eden kelime ve yapıları barındırdığından öğrenimin etkili ve kalıcı olmasıdır. Bu konudaki en çarpıcı araştırmalardan birinden Karyn Purvis söz ediyor. Araştırmada, beyinde yeni bir snaps yaratmak için yaklaşık 400 tekrar gerekirken oyun işin içine girdiğinde sadece 10 ila 20 arası tekrarın yeterli olduğu ortaya konuyor. Tüm bunların yanında oyun oynamak birçok pozitif hormonu aktivite ederken bu hormonlar sayesinde odaklanma, algılama ve yaratıcılık gibi becerilerimizi destekliyor.  Beynimizde salgılanan dopamin çocukların hayal güçleri uyarıp bireyi fiziksel aktivitelere motive ederken oksitosin insanlarla kuvvetli ilişkiler kurmalarını sağlıyor.
Yabancı dil sınıflarında oyunu bir öğretim yöntemi olarak ele almanın yararları üzerine çok sayıda araştırma bulunuyor. Bu araştırma bulgularını temel başlıklar altında toplamak gerekirse, oyunların duyuşsal, bilişsel yararları olduğu gibi sınıf dinamikleri açısından da sayısız fırsat sunduğu bilinmektedir. Duyuşsal anlamda, yabancı dil öğreniminde dil endişesi alanında yürütülen tüm çalışmalarda da belirtildiği üzere oyunlar öğrencilerin gerginliğini azaltmaktadır. Oynadıkları oyunlar aracılığıyla öğrencilerin öğrenmeye çalıştığı dille duygusal yakınlık kurduğu ve bu sayede de dile dair olumlu duygu geliştirdiğini biliyoruz. Ayrıca öğrencilerin dili yaratıcı bir şekilde kullanmasına olanak tanıdığı gibi iletişim dil öğretim yaklaşımlarının en önemli hedefi olan iletişimsel dil yetisinin gelişmesine katkıda bulunur. Bilişsel açıdan değerlendirdiğimizde ise, oyunların yabancı dil sınıflarında öğrenmeyi birçok anlamda desteklediğini araştırma bulgularıyla söylemek mümkündür. Hem öğrenilenleri anlamlı bir bağlam içinde sunması hem de öğrencilerin bu süreçten keyif alması öğrenilmeye çalışılan dilin iletişimsel boyutlarına odaklanılmasını sağlıyor. Bunun sonucu olarak da herkesin diline pelesenk olan ‘anlıyorum ama konuşamıyorum’ sendromu da zamanla popülerliğini yitirebilir belki. Zira öğrenciler oyun oynarken bir dersten çok daha farklı bir ortamın içinde olduklarını hissettikleri için dil yapılarını ve işlevlerini daha iletişimsel bir çerçevede içselleştirebilirler. Sınıf dinamikleri boyutunda ise öğretmenlerin doğru bir planlamayla bilgiyi aktarımından çok oyunların öğrenci temelli bir yaklaşımla kurgulandığı bir role bürünmesi elzemdir. Sınıf ortamında grup uyumunun oluşmasını mümkün kılan ikili veya grup halinde oynanabilecek oyunlarla da sosyal yapılandırmacı yaklaşımın en önemli ilkelerinden olan ‘iş birliği’ kavramını da desteklemektedir. Yabancı dil derslerinin bilinen rutin ders biçiminden biraz daha farklı olarak düşünülmesi gerekliliğinden hareketle oyunlar öğrencilerinin bu rutinden uzaklaşmalarına olanak tanıyabilir.

Son Söz
Bu yazının başında da değindiğimiz üzere oyunlar zamanın nasıl geçtiğini anlamadığımız büyülü bir atmosfer sunar. Diğer alanlarda olduğu gibi dil eğitiminde de bu büyülü atmosferin sağladığı yararlar saymakla bitmez. Yapay zekâ, robotik kodlama vb. kavramların da etkisiyle sayısız eğitim kuramı ve teorisi ileri sürülmektedir. Tüm bunlara rağmen varlığını etkin bir şekilde sürdüren oyun olmuştur. Bu değişim içinde insan doğasına yakından dokunan, insanların kendilerini en savunmasız ve öğrenmeye hazır hissettikleri oyunlar yabancı dil eğitiminde sıklıkla uygulanan yöntemlerdendir. Oyunların öğrenme ortamlarındaki etkilerini uzun soluklu araştırmalarıyla inceleyen ve bu alandaki en önemli isimlerden olan James Paul Gee oyunlarda örtük olarak da olsa var olan 36 öğrenme ilkesinin üzerinde durmaktadır. Oyunların bu öğrenme ilkelerini geliştirmede ve uyarlanabilir ortamları sağlamada son derece iyi olduğuna inanmaktadır. Elbette bunlar, çoğumuzun sınıfta uygulamak için çaba gösterdiğimiz ilkelerle doğrudan ilişkilidir. Oyun sadece öğrencilerin boş zamanlarını doldurdukları keyifli bir etkinlik değildir. Yabancı dil öğretmenlerinin oyunu bir öğretim yöntemi olarak değerlendirmesi ve bu minvalde hareket etmesi son derece elzemdir. Bu anlamda öğretmenin neyi ne kadarını ne sürede kazandıracağını çok iyi belirlemesi gerekir. Bu sayede alınan geri bildirimler öğrencileri başarıya götürür.
Uzun yıllardır İngilizce eğitiminde oyunların rolü üzerine pratik uygulamalar sunan Nurperi Cömert İğdigül tarafından kaleme alınan ve yakın zamanda raflardaki yerine alacak kitapta, dil öğrencilerinin öğrendiklerini fark etmeden öğrenme süreçlerini nasıl keyifli hale getirdiklerini gözler önüne süren pek çok oyun var. Özellikle oyuna ilişkin oluşan önyargıları kırmak ve hayatın bir parçası haline getirebilmek adına erken yaşta yabancı dil eğitiminin önemini ve bu noktada oyunun çocuklara sağladığı zihinsel, bilişsel ve dil gelişimi açısından faydalarına tanık olacağınız bu çalışmanın anlamlı katkılar sunacağına inanıyoruz.

OYUN ÖNERİLERİ
1) Tell me what?
Çocukluğumuzda oynadığımız ‘Nesi var?’ oyununu uyarlayarak keyifli bir İngilizce eğitsel oyun haline gelen bu oyunu ilkokul seviyesindeki öğrencilerinizle dilediğiniz sözcükleri pekiştirmek için oynayabilirsiniz. 
Hedef kelimelerimizin yiyecekler olduğunu düşünelim.
Elbette bu noktada özgürsünüz. Dilerseniz hayvanları kullanarak‘have/has got’ yapısını da destekleyebilirsiniz.)
Bir öğrenci seçiliyor ve dışarı gönderiliyor. O sırada sınıf bir yiyecek belirliyor ve dışarı gönderilen öğrenci tekrar sınıfa çağırılıyor.
;Dışarı çıkan öğrencinin seçilen yiyecek ile ilgili ‘Tell me what?’ cümlesi karşılığında sadece 3 bilgi edinebilme hakkı olduğundan seçtiği 3 arkadaşından bilgi alabilir. Edindiği bilgilerin ardından cevabı bilmesi içinse 1 dakikası var. 
Öğrencimiz aldığı cevaplara göre belirlenen yiyeceği bilmeye çalışır. 
Oyunu öğrenci sayınıza ve zaman planlamanıza göre 2 ya da 3 tur oynatabilir kazananlara sticker, rojet, sevdiği bir şarkıyı sınıfta çalıp dans edebilme, arkadaşlarına şarkı söyleyebilme hakkı gibi içsel motivasyonlarını destekleyecek ödüller verebilirsiniz.

Örnek:
Student : Tell me what?
Class: It is yellow.
Student :Tell me what?
Class: It is long.
Student : Tell me what?
Class: It’s a fruit. 
Student: A banana!

2) Pick and Make
Ortaokulda cümle dizimini öğretmek için tasarlanan bu keyifli oyunda öğrenciler kâğıda yazılmış sözcükleri pipetle toplayarak cümleler yaratıyor. Dikkat, odaklanma, düşünme becerileri, üretici/verici dili geliştiren ve hedef yapının birçok kelimeyi pekiştirerek desteklendiği dinamik bir oyundur.
İstediğiniz her yapı ile kullanabileceğiniz yelpazesi geniş olan bu oyundaki hedef yapının ‘Will’ olduğunu düşünelim. 
Küçük renkli kağıtlara farklı sözcük türlerinden oluşan kelimeler yazılır. 
Öğrenciler sınıf sayısına göre 2 ya da 3 gruba ayrılır. Her gruptan bir öğrenci sıra ile sözcüklerin olduğu masaya gelir ve sözcüklere on saniye boyunca bakar. 
Daha sonra bir kum saati  kullanarak 1 dakika içinde aklından karar verdiği sözcükleri toplamaya çalışır.  Ardından toplayabildiği sözcüklerle verilen yapı ile ilgili doğru ve anlamlı cümleler kurmaya çalışır. Doğru cümle yapabilen takımına puan kazandırır. 

Örnek:
Toplanan kelimelerin aşağıdaki sözcükler olduğunu varsayalım. 
She - play - game - in - the – garden.
She will play game in the garden. 

KAYNAKLAR
Gee, J. P. (2005). Learning by design: Good video games as learningmachines. E-learningand Digital Media, 2(1), 5-16.
Göncü, A. (2019). Oyunda Büyümek Çocuk Gelişimi Ve Eğitimine Sosyokültürel Bakış Koç Üniversitesi Yayınları.
Kohn, A. (1993). Ödüllerle Cezalandırmak. Görünmez Kitap: İstanbul
Qualls, L., &Purvis, K. (2020). The Connected Parent: Real-Life Strategies for Building Trust and Attachment. Harvest House Publishers.
https://bit.ly/3oAVZEY

https://bit.ly/33bRto0

Son Güncelleme: Salı, 21 Aralık 2021 12:21

Gösterim: 8098

Nur Şatıroğlu – YÖM Okulları Anaokulu Müdürü

nur_satıroglu_yom_okulDünya tarihi Mart 2020’de başlayıp hala devam eden bir virüs salgınını kayıt ediyor. Biz de bu salgının baş aktörleri olarak rol aldık. Gel gör ki bu rol, oynanması hiç de kolay olmayan bir rol oldu. Hepimizin yaşadığı hayat birden bire tersine döndü. İş hayatı, ev hayatı, sosyal hayat fazlaca karıştı. Bilmediğimiz bir hayat yaşamaya başladık. Öncelikle son derece ciddi bir kaygıya kapıldık. Kendimizin ve sevdiklerimizin sağlığı tehlike altındaydı. Bilinmezlikle karşı karşıya idik ve bunu yenip yenemeyeceğimizi bilmiyorduk. Hala aynı durum devam etse de bazı deneyimler edindik ve yol aldık. Bilimsel çalışmalardan ümitli ve normal yaşama geçeceğimize inanarak direniyoruz.

Bu bilmediğimiz hayat bizde bazı alışkanlıkların değişmesine, bazı becerilerin gelişmesine sebep oldu. Yeterince gelişmemiş becerilerimizin sonuçları ile mücadele etmek zorundayız. Bunlardan ilk aklıma gelenleri sıralamak isterim.
- Uyum sağlama
- İç motivasyon
- Esneklik
- Sorun çözme
- İletişim
- Dijital vatandaşlık yani bilgisayar okuryazarlığı, teknolojiyi etkin kullanma
- Duygu düzenleme
- Stresle başa çıkma
- Günlük rutinleri düzenleme (Uyku, beslenme, günlük hayata dair davranışların rutinini dengeleme)
- Sosyal ilişkileri yürütme
Bu başlıklara daha fazla madde eklenebilir. Ancak tümüne şöyle bir baktığımızda aslında bu başlıkların insanların öz-düzenleme becerileri ile ilgili olduğunu görüyoruz. Öz-düzenleme, duygusal, sosyal ve bilişsel becerilerle ilgilidir. Kişinin duygularını, sosyal ilişkilerini, düşünme ve öğrenme davranışlarını yönetebilmesi anlamına gelir. Yaşadığımız bilinmezliklerle dolu güç süreçte, öz-düzenleme becerisi daha çok gelişmiş olan kişiler bu durumla baş etmekte daha yüksek performans gösterebildi. Kimi çok zorlanmaya devam ediyor, kimi zamanla kendinde ait bir strateji geliştirdi. Öz-düzenleme davranışlarını gerçekleştirebilenler duruma göre daha hızlı bir değişim yarattılar.
Peki, nasıl gelişir bu beceriler? Temel beceriler arasında yer alan öz düzenleme becerilerinin gelişimi erken çocuklukta başlar. Doğumdan itibaren bebek 3 yaşa kadarki süreçte dürtülerine göre tepkiler veriyor, ihtiyaçları karşılanıyor. Zamanla hangi ihtiyacını nasıl bir tepki ile ifade edeceğini, neyi ne kadar yapabileceğini bakım veren kişilerden öğrenerek düzenlemeye başlıyor. 3 yaştan sonra artık duygularını yönetmeyi öğrenme aşamasına geliyor. Duygularını zaman zaman ağlayarak, vurarak, bağırarak anlatırken; kendini ifade etme becerisi, kelime dağarcığı geliştikçe sözel olarak ve sosyal öğrenme ile kabul edilebilir davranışları sergilemeye başlıyor. Yani duygusal düzenleme, zamanla bilişsel ve sosyal düzenlemenin beraberinde gelişiyor.
Son yıllarda Rimm-Kaufman ve diğerlerinin yaptığı çalışmalar, öz-düzenleme becerisinin düzeyi ile okul başarısı ve okula uyum arasında pozitif yönde ilişki olduğunu göstermiştir. Okul öncesi dönemde öz-düzenleme, okula hazır bulunuşlukla da yakından ilişkilidir. Okul öncesi dönemde öz-düzenleme problemi yaşayan çocukların, ilkokulda öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla ve akademik işlerle ilgili sorunlar yaşama olasılıkları yüksektir. (Seda & Ece, 2019)
Ebeveynlerin, öğretmenlerin tutum ve davranışları bu becerilerin gelişiminde çok etkilidir, sosyal öğrenme önemli yer tutar.
Okul öncesi eğitim kurumuna gelene kadar ailede verilen eğitimde nelere dikkat etmek gereklidir?
Duygusal düzenleme gelişimi için;
- Duygu ifadelerinin kullanımı
- Çocuğa duyguların aktarımında kelimelerin kullanımı
- Çocuğun kendini ifade etmesini destekleme
- Yaşadığı duyguların anlaşıldığını hissetmesi
- Sorun durumlarında kullanılan barışçıl ve çözüme yönelik yaklaşım
- Olumsuz duygularla baş etmekte hangi tutumların tercih edildiği
- İsteğini erteleyebilme becerisi
- Sebat gösterme
Sosyal davranışların düzenlenmesi için:
- İletişim becerileri
- Çevresel farkındalık
- Sosyal duyarlılık
- Etik anlayış
- İlişki yönetiminin nasıl sağlandığı
- Kendine ve diğerlerine karşı sorumluluklarını bilmesi
- Dıştan kontrol olmadan iç kontrol ile davranabilmesi
Düşünme becerilerinin düzenlenmesi için:
- Öğrenmeye istek ve merak duyması için içinde bulunduğu ortam
- Yapacağı bir iş için odaklanma ve yaşına uygun sürede odakta kalması
- Sorma ve sorgulamasının desteklenmesi
- Bilişsel gelişim basamaklarında üst bilişsel düşünme becerilerine ulaşabilmesi için neden-sonuç ilişkisi kurma, akıl yürütme, sorun çözme, yaratıcı düşünme gibi becerilerinin desteklenmesi
- Kendi yaptığı işi değerlendirebilme sayılabilecek becerilerdendir.
“Okul öncesi ve anaokulu çocukları hem sosyal hem de bilişsel alanlarda gittikçe artan istemli içsel öz-düzenlemeye sahiptir. Giderek çeşitlenen durumlarda ve artan güvenilirlikle duygusal tepkilerini yönetebilir, yaşına uygun kural ve yönergelere uyup, problem çözme ve uzmanlaşma gerektiren görevleri bağımsız olarak yürütebilirler. Ek olarak, diğer çocuklarla ilgilenir ve başarılı ve işbirliğine dayalı sosyal etkileşimler için öz-düzenleyici stratejiler geliştirirler. (…) Eğer çocuklar kendilerini yetkin hissederler ve kendilerini yönlendirebilirlerse, bu dönemde aynı zamanda öz-düzenleme motivasyonu artar.” (Bronson, 2019)
Çocuktur anlamaz denilen, yapamaz deyip kendisinin yapmasına izin verilmeyen, fazlaca koruyup kollanan çocukların bu becerileri yeterli gelişime ulaşmaz. Böylece yetişkin olduklarında; kendini yeterince ifade edemeyen, bağımlılıkları olan, kendi ihtiyaçlarını karşılamakta destek arayan, kendisinin yapabildiklerinin ve yapamadıklarının farkında olmayan bireyler olabilirler. Bilişsel olarak sorun çözemeyebilir, başladığı işi bitiremeyebilir, yaptığı işi değerlendiremeyebilir, sorgulamaya ve üretmeye meyilli olmayabilirler. Sosyal olarak girişimciliğe karşı korku ve kaygı duyan, olumsuz yaşantılarda veya geribildirimlerde yıkılıp yeniden başlayamayan, sorumluluk alamayan, toplumsal olaylara karşı duyarsız, birlikte yaşamın gerektirdiği kurallara kendiliğinden sahip çıkamayan, dıştan denetimli, bireyler olarak karşımız çıkabilirler.
Onun içindir ki, ailelere çocuklar sınırlar içinde güvende hisseder, sınırlarını çizin diyoruz. Onun içindir ki, net ve kararlı olun belirsizlikler karşısında çocuk nasıl davranacağını bilemez diyoruz. Onun içindir ki günlük rutinler önemlidir (uyku saati, yemek saati gibi) hep bir düzen içerisinde gitsin diyoruz.
Onun içindir ki öğretmenlere çocuklar sorsun, sorgulasın, araştırsın, söylesin diyoruz. Onun içindir ki bir sınıfta herkes birbirinin hakkına saygı duymayı, sorunlara çözüm getirmeyi öğrensin diyoruz. Onun içindir ki, birey olarak varlığına saygı duyulduğunu, biricik ve değerli olduğu hissetsin diyoruz. Onun içindir ki çocuklar denesin, yanılsın, yine denesin yılmasın diyoruz.

Kaynakça
Bronson, M. B. (2019). Erken Çocuklukta Öz-Düzenleme. Ankara: Eğiten Kitap.
Seda, S., & Ece, G. (2019). Yaşamın İlk Yıllarında Özdüzenlemenin Gelişimi. H. G. Ogelman içinde, Erken Çocukluk Döneminde Gelişim (s. 567-583). Ankara: Eğiten Kitap.

> Yaşamsal Bir Beceri: Öz-Düzenleme

Nur Şatıroğlu – YÖM Okulları Anaokulu Müdürü

nur_satıroglu_yom_okulDünya tarihi Mart 2020’de başlayıp hala devam eden bir virüs salgınını kayıt ediyor. Biz de bu salgının baş aktörleri olarak rol aldık. Gel gör ki bu rol, oynanması hiç de kolay olmayan bir rol oldu. Hepimizin yaşadığı hayat birden bire tersine döndü. İş hayatı, ev hayatı, sosyal hayat fazlaca karıştı. Bilmediğimiz bir hayat yaşamaya başladık. Öncelikle son derece ciddi bir kaygıya kapıldık. Kendimizin ve sevdiklerimizin sağlığı tehlike altındaydı. Bilinmezlikle karşı karşıya idik ve bunu yenip yenemeyeceğimizi bilmiyorduk. Hala aynı durum devam etse de bazı deneyimler edindik ve yol aldık. Bilimsel çalışmalardan ümitli ve normal yaşama geçeceğimize inanarak direniyoruz.

Bu bilmediğimiz hayat bizde bazı alışkanlıkların değişmesine, bazı becerilerin gelişmesine sebep oldu. Yeterince gelişmemiş becerilerimizin sonuçları ile mücadele etmek zorundayız. Bunlardan ilk aklıma gelenleri sıralamak isterim.
- Uyum sağlama
- İç motivasyon
- Esneklik
- Sorun çözme
- İletişim
- Dijital vatandaşlık yani bilgisayar okuryazarlığı, teknolojiyi etkin kullanma
- Duygu düzenleme
- Stresle başa çıkma
- Günlük rutinleri düzenleme (Uyku, beslenme, günlük hayata dair davranışların rutinini dengeleme)
- Sosyal ilişkileri yürütme
Bu başlıklara daha fazla madde eklenebilir. Ancak tümüne şöyle bir baktığımızda aslında bu başlıkların insanların öz-düzenleme becerileri ile ilgili olduğunu görüyoruz. Öz-düzenleme, duygusal, sosyal ve bilişsel becerilerle ilgilidir. Kişinin duygularını, sosyal ilişkilerini, düşünme ve öğrenme davranışlarını yönetebilmesi anlamına gelir. Yaşadığımız bilinmezliklerle dolu güç süreçte, öz-düzenleme becerisi daha çok gelişmiş olan kişiler bu durumla baş etmekte daha yüksek performans gösterebildi. Kimi çok zorlanmaya devam ediyor, kimi zamanla kendinde ait bir strateji geliştirdi. Öz-düzenleme davranışlarını gerçekleştirebilenler duruma göre daha hızlı bir değişim yarattılar.
Peki, nasıl gelişir bu beceriler? Temel beceriler arasında yer alan öz düzenleme becerilerinin gelişimi erken çocuklukta başlar. Doğumdan itibaren bebek 3 yaşa kadarki süreçte dürtülerine göre tepkiler veriyor, ihtiyaçları karşılanıyor. Zamanla hangi ihtiyacını nasıl bir tepki ile ifade edeceğini, neyi ne kadar yapabileceğini bakım veren kişilerden öğrenerek düzenlemeye başlıyor. 3 yaştan sonra artık duygularını yönetmeyi öğrenme aşamasına geliyor. Duygularını zaman zaman ağlayarak, vurarak, bağırarak anlatırken; kendini ifade etme becerisi, kelime dağarcığı geliştikçe sözel olarak ve sosyal öğrenme ile kabul edilebilir davranışları sergilemeye başlıyor. Yani duygusal düzenleme, zamanla bilişsel ve sosyal düzenlemenin beraberinde gelişiyor.
Son yıllarda Rimm-Kaufman ve diğerlerinin yaptığı çalışmalar, öz-düzenleme becerisinin düzeyi ile okul başarısı ve okula uyum arasında pozitif yönde ilişki olduğunu göstermiştir. Okul öncesi dönemde öz-düzenleme, okula hazır bulunuşlukla da yakından ilişkilidir. Okul öncesi dönemde öz-düzenleme problemi yaşayan çocukların, ilkokulda öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla ve akademik işlerle ilgili sorunlar yaşama olasılıkları yüksektir. (Seda & Ece, 2019)
Ebeveynlerin, öğretmenlerin tutum ve davranışları bu becerilerin gelişiminde çok etkilidir, sosyal öğrenme önemli yer tutar.
Okul öncesi eğitim kurumuna gelene kadar ailede verilen eğitimde nelere dikkat etmek gereklidir?
Duygusal düzenleme gelişimi için;
- Duygu ifadelerinin kullanımı
- Çocuğa duyguların aktarımında kelimelerin kullanımı
- Çocuğun kendini ifade etmesini destekleme
- Yaşadığı duyguların anlaşıldığını hissetmesi
- Sorun durumlarında kullanılan barışçıl ve çözüme yönelik yaklaşım
- Olumsuz duygularla baş etmekte hangi tutumların tercih edildiği
- İsteğini erteleyebilme becerisi
- Sebat gösterme
Sosyal davranışların düzenlenmesi için:
- İletişim becerileri
- Çevresel farkındalık
- Sosyal duyarlılık
- Etik anlayış
- İlişki yönetiminin nasıl sağlandığı
- Kendine ve diğerlerine karşı sorumluluklarını bilmesi
- Dıştan kontrol olmadan iç kontrol ile davranabilmesi
Düşünme becerilerinin düzenlenmesi için:
- Öğrenmeye istek ve merak duyması için içinde bulunduğu ortam
- Yapacağı bir iş için odaklanma ve yaşına uygun sürede odakta kalması
- Sorma ve sorgulamasının desteklenmesi
- Bilişsel gelişim basamaklarında üst bilişsel düşünme becerilerine ulaşabilmesi için neden-sonuç ilişkisi kurma, akıl yürütme, sorun çözme, yaratıcı düşünme gibi becerilerinin desteklenmesi
- Kendi yaptığı işi değerlendirebilme sayılabilecek becerilerdendir.
“Okul öncesi ve anaokulu çocukları hem sosyal hem de bilişsel alanlarda gittikçe artan istemli içsel öz-düzenlemeye sahiptir. Giderek çeşitlenen durumlarda ve artan güvenilirlikle duygusal tepkilerini yönetebilir, yaşına uygun kural ve yönergelere uyup, problem çözme ve uzmanlaşma gerektiren görevleri bağımsız olarak yürütebilirler. Ek olarak, diğer çocuklarla ilgilenir ve başarılı ve işbirliğine dayalı sosyal etkileşimler için öz-düzenleyici stratejiler geliştirirler. (…) Eğer çocuklar kendilerini yetkin hissederler ve kendilerini yönlendirebilirlerse, bu dönemde aynı zamanda öz-düzenleme motivasyonu artar.” (Bronson, 2019)
Çocuktur anlamaz denilen, yapamaz deyip kendisinin yapmasına izin verilmeyen, fazlaca koruyup kollanan çocukların bu becerileri yeterli gelişime ulaşmaz. Böylece yetişkin olduklarında; kendini yeterince ifade edemeyen, bağımlılıkları olan, kendi ihtiyaçlarını karşılamakta destek arayan, kendisinin yapabildiklerinin ve yapamadıklarının farkında olmayan bireyler olabilirler. Bilişsel olarak sorun çözemeyebilir, başladığı işi bitiremeyebilir, yaptığı işi değerlendiremeyebilir, sorgulamaya ve üretmeye meyilli olmayabilirler. Sosyal olarak girişimciliğe karşı korku ve kaygı duyan, olumsuz yaşantılarda veya geribildirimlerde yıkılıp yeniden başlayamayan, sorumluluk alamayan, toplumsal olaylara karşı duyarsız, birlikte yaşamın gerektirdiği kurallara kendiliğinden sahip çıkamayan, dıştan denetimli, bireyler olarak karşımız çıkabilirler.
Onun içindir ki, ailelere çocuklar sınırlar içinde güvende hisseder, sınırlarını çizin diyoruz. Onun içindir ki, net ve kararlı olun belirsizlikler karşısında çocuk nasıl davranacağını bilemez diyoruz. Onun içindir ki günlük rutinler önemlidir (uyku saati, yemek saati gibi) hep bir düzen içerisinde gitsin diyoruz.
Onun içindir ki öğretmenlere çocuklar sorsun, sorgulasın, araştırsın, söylesin diyoruz. Onun içindir ki bir sınıfta herkes birbirinin hakkına saygı duymayı, sorunlara çözüm getirmeyi öğrensin diyoruz. Onun içindir ki, birey olarak varlığına saygı duyulduğunu, biricik ve değerli olduğu hissetsin diyoruz. Onun içindir ki çocuklar denesin, yanılsın, yine denesin yılmasın diyoruz.

Kaynakça
Bronson, M. B. (2019). Erken Çocuklukta Öz-Düzenleme. Ankara: Eğiten Kitap.
Seda, S., & Ece, G. (2019). Yaşamın İlk Yıllarında Özdüzenlemenin Gelişimi. H. G. Ogelman içinde, Erken Çocukluk Döneminde Gelişim (s. 567-583). Ankara: Eğiten Kitap.

Son Güncelleme: Salı, 22 Haziran 2021 12:40

Gösterim: 7521

Öğr. Gör. Uzm. Fzt. Menşure Canpolat / Şişli MYO / Elektronörofizyoloji Bölüm Başkanı

uniYaşadığımız olağanüstü küresel salgın hayatımızda kalıcı etkiler bırakarak yaşadığımız dünyayı ve işlerimizi dönüştürüyor. Pandemi sonrası birçok sektörün çalışma sistemi kökten değişmek zorunda kalacak. Eğitim sektörü, ilköğretimden üniversiteye kadar uzaktan erişimle hizmet vermekte. Gelecekte bu uygulamaların kalıcı olacağını, tamamen uzaktan olmasa bile hibrit şekilde eğitimin devam edeceğini biliyoruz.
Uzaktan eğitim hayatımızı kolaylaştırmanın yanı sıra kaynakların verimli kullanılmasını da sağlamaktadır. Mekan ve zamandan bağımsız bir çok öğrenci üretilen içeriklere ulaşabilmekte ve bu içerikler sürekli ulaşılabilir bir kaynak havuzu yaratmaktadır. Fakat uzaktan eğitimin en önemli handikapı yüz yüze iletişim sıcaklığını verememesi, öğrenci ve öğretim elemanı düzeyinde dikkat ve ilgi kaybına yol açmasıdır. Bu problemler uzun vadede öğrenci tarafında ders takibinin azalmasına, öğrenilen bilginin miktarı ve kalitesinin düşmesine sebep olabilir. Öğretim elemanı düzeyinde ise mesleki tatminin azalması, kurumsal ve akademik bağlılığın düşmesine akademik personelde nitelik kaybına yol açabilir.
Günümüzde, çalışanlarını önemseyen kurumlar fark yaratıyor. Özellikleçalışanlarının ihtiyaçlarını doğru tespit eden, isteklerini karşılamayı hedefleyen kurumlar çalışanlarından en yüksek verimi elde ediyorlar.
Eğitim camiasında akademik düzeyde en büyük ihtiyaç ve beklenti özgür çalışma ortamı ve akademik çalışma yapabilme fırsatlarıdır. Üniversite öğretim elemanlarının kurumsal bağlılıklarını yalnızca ücret ve yan haklar belirlemez. Bulundukları kurumun bilimsel düşünceye yaklaşımı, özgür üretim ortamı, araştırma ve bilimsel çalışma yapma alanlarında ki destekleri akademik kültürün gelişmesinin yanı sıra öğretim elemanlarının kurumsal bağlılıklarını da artırmaktadır.
Pandemi öncesinde yüz yüze eğitim, öğretim görevlisi - üniversite öğrencisi etkileşimi üzerinden ilerlemekteydi. Pandemi ile birlikte uzaktan eğitim ile hem öğrencilerin hem de öğretim elemanlarının ilgi, memnuniyet ve bağlılıkları ne yazık ki geriledi.
Uzaktan eğitimde tüm sorun, öğrencilerin derslere katılımı ve interaktif bir iletişim yaratmaya indirgendi. Öğretim elemanlarının istekleri, düşünceleri, beklentileri ve sorunları bir anlamda geri plana atıldı.
Motive, istekli, mesleğine ve kurumuna bağlı öğretim elemanlarının derslerinin daha canlı, katılımın yoğun ve verimli geçtiği gözlemleniyor. Bunun yanında uzaktan iletişimin zorlukları, sürekli yaratıcı içerik yaratmanın getirdiği baskı ve beğenilme kaygısı akademik personelin motivasyonuna zarar vermektedir.
Öğrencilerin neredeyse tamamının tek önceliği ve görevi derslerini takip etmek ve başarılı olmaktır. Pandemi ile birlikte evden çalışmaya geçen öğretim elemanlarının mesleklerini yerine getirmenin yanı sıra başka önemli görevleri de mevcuttur.
Eğitimin tüm basamaklarda uzaktan olması, öğretim elemanlarının çocuklarının da evde kalmasına sebep oldu. Akademik görevleri, ders içeriği hazırlama, ders anlatma, sınav hazırlama, araştırma ve çalışma yapma sorumlulukları ile baş etmeye çalışan öğretim elemanları anne/baba olma misyonlarını da yerine getirmek zorunda kaldılar.

İhtiyaç ve beklentileri karşılanmamış, iş ve özel hayat dengesi bozulmuş öğretim elemanlarının motivasyonunu arttırmak mümkün olmadığı gibi iş doyumları ve kurumsal bağlılıkları da sağlanamaz.

Şekil: https://medium.com/t%C3%BCrkiye/maslowun-i%CC%87htiya%C3%A7lar-hiyerar%C5%9Fisi-d3b99924c49b
Çalışan bağlılığını Maslow‘un çalışmalarında ortaya çıkardığı fizyolojik ve sosyal ihtiyaçlar açısından değerlendirdiğimizde, günümüz iş hayatında çalışanların benzer bir ihtiyaç hiyerarşisine sahip oldukları görülebilir.Maaş, prim, yan haklar v.b. maddi imkanlar artık tek başına çalışan bağlılığını sağlamaya yetmemektedir. Terfi, kariyer gelişimi, farklılıklara saygı, takdir edilme ve beğenilme gibi sosyal ihtiyaçların da karşılanması önem arz etmektedir. Yakın zamana kadar ücretin tek başına büyük bir motivasyon ve doyum oluşturduğu düşüncesi günümüzde yetersiz, eksik ve hatta yanlış kabul edilmektedir.
Öğretim elemanlarının akademik ve kurumsal bağlılığı, bir eğitim kurumunun büyümesinin ve başarısının en önemli yönüdür. Öyleyse eğitim kurumları akademik personellerinin deneyimini ve bağlılığını artırmak, geliştirmek ve başarılı sonuçlara ulaşmak için çaba sarf etmelidir.
Öğretim elemanlarının mesleki motivasyon ve kurumsal bağlılıklarını artırmak için:
1. Kurum Hedeflerini Paylaşın:
Kurumlar genellikle hedef ve amaçlarını yönetim ekibi ve orta düzey yöneticileri ile paylaşırlar. Sadece karar alma mekanizmalarında görev yapanların değil bir eğitim kurumunun tüm departmanlarında görev yapan öğretim elemanlarının birlikteliği ve işbirliğiyle ortak hedef ve amaçların gerçekleştirilebileceği açıktır.
Öğretim elemanlarının orta ve uzun vadede kurumun yolculuğuna eşlik etmeleri, belirlenen amaçları ve hedefleri bilmeleri sadece akademik verimliliğe değil kurum kültürünün gelişimine de katkı sağlayacaktır.
2. Kolay Ulaşılır Olun:
Öğretim elemanlarının kendilerini kurumlarına bağlı hissedebilmeleri için yönetici veya bağlı bulundukları liderlere ulaşabilmesi gerekir. Bir öğretim elemanı yardıma ihtiyaç duyduğunda sorunlarını çözecek birinin varlığını hissedebilmelidir.
Öğretim elemanlarının kurumun başarısına olan katkılarını ödüllendirebilir, başarılarını destekleyerek motivasyonlarını artırabilirsiniz. Bilimsel etkinlikler ve organizasyonlar düzenleyerek akademik kültürün geliştirilmesinin yanı sıra, öğretim elemanlarının bir araya gelmesini sağlamak, bilimsel işbirlikleri dışında sosyal hayatta da ilişki kurmak onların kendilerini kurumları ile özdeşleştirmesine yardımcı olur.
3. Mesleki Gelişimi Teşvik Edin:
Kurum yetkilileri, bireysel hedeflerini ve isteklerini anlamak için her bir öğretim elemanıyla iyi ilişkiler kurmalı ve onların beklenti ve hedeflerinin kurum hedefleriyle nasıl uyumlu hale getirebileceğini tartışmalıdır. Kurum yöneticileri; öğretim elemanlarının gelecek yıllarda nerede olmak, hangi becerileri kazanmak ve kariyerlerini nereye götürmek istediklerini ana hatlarıyla belirten bir profesyonel gelişim planı oluşturmaya teşvik etmelidir.
Mesleki gelişim planı oluşturmak, yöneticinin çalışanlarının ilgi alanlarını anlamasına yardımcı olur ve onların gelişimine katkı sağlayabilecek projeler veya görevler önermesine olanak tanır. Öğretim elemanlarının mesleki hedeflerini yazması; gelişimsel hedeflerini bir zaman çizelgesi oluşturarak görselleştirmesine ve sorumluluk almasına izin verir. Sorumluluğu artan çalışanın kuruma olan bağlılığı da artar.
4. Geri Bildirim Alın:
Öğretim elemanlarının kurumlarına olan bağlılığını artırmanın kolay bir yolu, bir konu veya gelecekteki bir proje hakkında tavsiye veya görüşlerini istemektir. Bir yöneticinin belirli bir proje hakkında gerçekten konuşmaya katılması ve çalışanlarından fikir alması, onun akademik işbirliğine değer verdiğini ve kararlarına güvendiğini gösterir. Değer verilmek ve güvenilmek motivasyonun ön koşuludur.
Tüm öğretim elemanları, performansları hakkında düzenli olarak kurum yöneticilerinden geri bildirim almalıdır. Kurum ve yönetici geri bildirimleri; öğretim elemanlarının neyi iyi yaptığı hakkında olumlu ve işlerini sürekli olarak iyileştirmeye yardımcı olacak yapıcı eleştirileri içermelidir.
5. Takdir Edin:
Takdir edilmek birçok çalışanın motivasyon ve bağlılığında en önemli etkenlerdendir. Yöneticileri tarafından beğenilmek, takdir edilmek her çalışanın hakkıdır.
Birçok eğitim kurumunda yöneticiler takdir etmeyi ve beğenmeyi öğretim elemanına hissettirmemeye veya söylememeye çalışır. Bunun en önemli sebebi öğretim elemanının iş yapış rutininde rahatlık ve rehavete yol açacağını düşünmeleridir. Halbuki çalışanların üst yöneticileri tarafından takdir edilmeleri onların işe bağlılıklarına ve performanslarına pozitif katkı sağlayan önemli bir motivasyon unsurudur.
Çalışan bağlılığının düşük veya yüksek olması şirket ve çalışan tarafında önemli sonuçlara yol açar. Şirkete bağlılığın zayıf olması, çalışan açısından işe geç gelme, devamsızlık, işten ayrılma ile sonuçlanabilirken; şirket açısından iş gücü devir oranında artış, mal ve hizmet kalitesinde düşüş, müşteri memnuniyetsizliği gibi olumsuz sonuçları meydana getirebilmektedir.
Öğretim elemanı - kurum ile kurduğu bağın güçlü olması bu sayılan olumsuzlukların yaşanmaması, örgüt performansı ve verimlilik artışı için önem taşımaktadır.
Görev yaptığı eğitim kurumunun amaç ve değerlerine sıkı sıkıya bağlı, kendisini kurumun bir parçası gibi gören ve onunla bütünleşen öğretim elemanlarının hedeflenen amaçlara ulaşmadaki etkisi çok büyüktür.
Bu bakımdan öğretim elemanlarını motive eden, kuruma çeken ve onların işe devamlılığını sağlayan kurum ve yöneticiler, akademik ivme yaratarak kurumsal bağlılığı güçlendirebilirler.

> Pandemi sürecinde akademisyenlerin çalışan bağlılığının değerlendirilmesi

Öğr. Gör. Uzm. Fzt. Menşure Canpolat / Şişli MYO / Elektronörofizyoloji Bölüm Başkanı

uniYaşadığımız olağanüstü küresel salgın hayatımızda kalıcı etkiler bırakarak yaşadığımız dünyayı ve işlerimizi dönüştürüyor. Pandemi sonrası birçok sektörün çalışma sistemi kökten değişmek zorunda kalacak. Eğitim sektörü, ilköğretimden üniversiteye kadar uzaktan erişimle hizmet vermekte. Gelecekte bu uygulamaların kalıcı olacağını, tamamen uzaktan olmasa bile hibrit şekilde eğitimin devam edeceğini biliyoruz.
Uzaktan eğitim hayatımızı kolaylaştırmanın yanı sıra kaynakların verimli kullanılmasını da sağlamaktadır. Mekan ve zamandan bağımsız bir çok öğrenci üretilen içeriklere ulaşabilmekte ve bu içerikler sürekli ulaşılabilir bir kaynak havuzu yaratmaktadır. Fakat uzaktan eğitimin en önemli handikapı yüz yüze iletişim sıcaklığını verememesi, öğrenci ve öğretim elemanı düzeyinde dikkat ve ilgi kaybına yol açmasıdır. Bu problemler uzun vadede öğrenci tarafında ders takibinin azalmasına, öğrenilen bilginin miktarı ve kalitesinin düşmesine sebep olabilir. Öğretim elemanı düzeyinde ise mesleki tatminin azalması, kurumsal ve akademik bağlılığın düşmesine akademik personelde nitelik kaybına yol açabilir.
Günümüzde, çalışanlarını önemseyen kurumlar fark yaratıyor. Özellikleçalışanlarının ihtiyaçlarını doğru tespit eden, isteklerini karşılamayı hedefleyen kurumlar çalışanlarından en yüksek verimi elde ediyorlar.
Eğitim camiasında akademik düzeyde en büyük ihtiyaç ve beklenti özgür çalışma ortamı ve akademik çalışma yapabilme fırsatlarıdır. Üniversite öğretim elemanlarının kurumsal bağlılıklarını yalnızca ücret ve yan haklar belirlemez. Bulundukları kurumun bilimsel düşünceye yaklaşımı, özgür üretim ortamı, araştırma ve bilimsel çalışma yapma alanlarında ki destekleri akademik kültürün gelişmesinin yanı sıra öğretim elemanlarının kurumsal bağlılıklarını da artırmaktadır.
Pandemi öncesinde yüz yüze eğitim, öğretim görevlisi - üniversite öğrencisi etkileşimi üzerinden ilerlemekteydi. Pandemi ile birlikte uzaktan eğitim ile hem öğrencilerin hem de öğretim elemanlarının ilgi, memnuniyet ve bağlılıkları ne yazık ki geriledi.
Uzaktan eğitimde tüm sorun, öğrencilerin derslere katılımı ve interaktif bir iletişim yaratmaya indirgendi. Öğretim elemanlarının istekleri, düşünceleri, beklentileri ve sorunları bir anlamda geri plana atıldı.
Motive, istekli, mesleğine ve kurumuna bağlı öğretim elemanlarının derslerinin daha canlı, katılımın yoğun ve verimli geçtiği gözlemleniyor. Bunun yanında uzaktan iletişimin zorlukları, sürekli yaratıcı içerik yaratmanın getirdiği baskı ve beğenilme kaygısı akademik personelin motivasyonuna zarar vermektedir.
Öğrencilerin neredeyse tamamının tek önceliği ve görevi derslerini takip etmek ve başarılı olmaktır. Pandemi ile birlikte evden çalışmaya geçen öğretim elemanlarının mesleklerini yerine getirmenin yanı sıra başka önemli görevleri de mevcuttur.
Eğitimin tüm basamaklarda uzaktan olması, öğretim elemanlarının çocuklarının da evde kalmasına sebep oldu. Akademik görevleri, ders içeriği hazırlama, ders anlatma, sınav hazırlama, araştırma ve çalışma yapma sorumlulukları ile baş etmeye çalışan öğretim elemanları anne/baba olma misyonlarını da yerine getirmek zorunda kaldılar.

İhtiyaç ve beklentileri karşılanmamış, iş ve özel hayat dengesi bozulmuş öğretim elemanlarının motivasyonunu arttırmak mümkün olmadığı gibi iş doyumları ve kurumsal bağlılıkları da sağlanamaz.

Şekil: https://medium.com/t%C3%BCrkiye/maslowun-i%CC%87htiya%C3%A7lar-hiyerar%C5%9Fisi-d3b99924c49b
Çalışan bağlılığını Maslow‘un çalışmalarında ortaya çıkardığı fizyolojik ve sosyal ihtiyaçlar açısından değerlendirdiğimizde, günümüz iş hayatında çalışanların benzer bir ihtiyaç hiyerarşisine sahip oldukları görülebilir.Maaş, prim, yan haklar v.b. maddi imkanlar artık tek başına çalışan bağlılığını sağlamaya yetmemektedir. Terfi, kariyer gelişimi, farklılıklara saygı, takdir edilme ve beğenilme gibi sosyal ihtiyaçların da karşılanması önem arz etmektedir. Yakın zamana kadar ücretin tek başına büyük bir motivasyon ve doyum oluşturduğu düşüncesi günümüzde yetersiz, eksik ve hatta yanlış kabul edilmektedir.
Öğretim elemanlarının akademik ve kurumsal bağlılığı, bir eğitim kurumunun büyümesinin ve başarısının en önemli yönüdür. Öyleyse eğitim kurumları akademik personellerinin deneyimini ve bağlılığını artırmak, geliştirmek ve başarılı sonuçlara ulaşmak için çaba sarf etmelidir.
Öğretim elemanlarının mesleki motivasyon ve kurumsal bağlılıklarını artırmak için:
1. Kurum Hedeflerini Paylaşın:
Kurumlar genellikle hedef ve amaçlarını yönetim ekibi ve orta düzey yöneticileri ile paylaşırlar. Sadece karar alma mekanizmalarında görev yapanların değil bir eğitim kurumunun tüm departmanlarında görev yapan öğretim elemanlarının birlikteliği ve işbirliğiyle ortak hedef ve amaçların gerçekleştirilebileceği açıktır.
Öğretim elemanlarının orta ve uzun vadede kurumun yolculuğuna eşlik etmeleri, belirlenen amaçları ve hedefleri bilmeleri sadece akademik verimliliğe değil kurum kültürünün gelişimine de katkı sağlayacaktır.
2. Kolay Ulaşılır Olun:
Öğretim elemanlarının kendilerini kurumlarına bağlı hissedebilmeleri için yönetici veya bağlı bulundukları liderlere ulaşabilmesi gerekir. Bir öğretim elemanı yardıma ihtiyaç duyduğunda sorunlarını çözecek birinin varlığını hissedebilmelidir.
Öğretim elemanlarının kurumun başarısına olan katkılarını ödüllendirebilir, başarılarını destekleyerek motivasyonlarını artırabilirsiniz. Bilimsel etkinlikler ve organizasyonlar düzenleyerek akademik kültürün geliştirilmesinin yanı sıra, öğretim elemanlarının bir araya gelmesini sağlamak, bilimsel işbirlikleri dışında sosyal hayatta da ilişki kurmak onların kendilerini kurumları ile özdeşleştirmesine yardımcı olur.
3. Mesleki Gelişimi Teşvik Edin:
Kurum yetkilileri, bireysel hedeflerini ve isteklerini anlamak için her bir öğretim elemanıyla iyi ilişkiler kurmalı ve onların beklenti ve hedeflerinin kurum hedefleriyle nasıl uyumlu hale getirebileceğini tartışmalıdır. Kurum yöneticileri; öğretim elemanlarının gelecek yıllarda nerede olmak, hangi becerileri kazanmak ve kariyerlerini nereye götürmek istediklerini ana hatlarıyla belirten bir profesyonel gelişim planı oluşturmaya teşvik etmelidir.
Mesleki gelişim planı oluşturmak, yöneticinin çalışanlarının ilgi alanlarını anlamasına yardımcı olur ve onların gelişimine katkı sağlayabilecek projeler veya görevler önermesine olanak tanır. Öğretim elemanlarının mesleki hedeflerini yazması; gelişimsel hedeflerini bir zaman çizelgesi oluşturarak görselleştirmesine ve sorumluluk almasına izin verir. Sorumluluğu artan çalışanın kuruma olan bağlılığı da artar.
4. Geri Bildirim Alın:
Öğretim elemanlarının kurumlarına olan bağlılığını artırmanın kolay bir yolu, bir konu veya gelecekteki bir proje hakkında tavsiye veya görüşlerini istemektir. Bir yöneticinin belirli bir proje hakkında gerçekten konuşmaya katılması ve çalışanlarından fikir alması, onun akademik işbirliğine değer verdiğini ve kararlarına güvendiğini gösterir. Değer verilmek ve güvenilmek motivasyonun ön koşuludur.
Tüm öğretim elemanları, performansları hakkında düzenli olarak kurum yöneticilerinden geri bildirim almalıdır. Kurum ve yönetici geri bildirimleri; öğretim elemanlarının neyi iyi yaptığı hakkında olumlu ve işlerini sürekli olarak iyileştirmeye yardımcı olacak yapıcı eleştirileri içermelidir.
5. Takdir Edin:
Takdir edilmek birçok çalışanın motivasyon ve bağlılığında en önemli etkenlerdendir. Yöneticileri tarafından beğenilmek, takdir edilmek her çalışanın hakkıdır.
Birçok eğitim kurumunda yöneticiler takdir etmeyi ve beğenmeyi öğretim elemanına hissettirmemeye veya söylememeye çalışır. Bunun en önemli sebebi öğretim elemanının iş yapış rutininde rahatlık ve rehavete yol açacağını düşünmeleridir. Halbuki çalışanların üst yöneticileri tarafından takdir edilmeleri onların işe bağlılıklarına ve performanslarına pozitif katkı sağlayan önemli bir motivasyon unsurudur.
Çalışan bağlılığının düşük veya yüksek olması şirket ve çalışan tarafında önemli sonuçlara yol açar. Şirkete bağlılığın zayıf olması, çalışan açısından işe geç gelme, devamsızlık, işten ayrılma ile sonuçlanabilirken; şirket açısından iş gücü devir oranında artış, mal ve hizmet kalitesinde düşüş, müşteri memnuniyetsizliği gibi olumsuz sonuçları meydana getirebilmektedir.
Öğretim elemanı - kurum ile kurduğu bağın güçlü olması bu sayılan olumsuzlukların yaşanmaması, örgüt performansı ve verimlilik artışı için önem taşımaktadır.
Görev yaptığı eğitim kurumunun amaç ve değerlerine sıkı sıkıya bağlı, kendisini kurumun bir parçası gibi gören ve onunla bütünleşen öğretim elemanlarının hedeflenen amaçlara ulaşmadaki etkisi çok büyüktür.
Bu bakımdan öğretim elemanlarını motive eden, kuruma çeken ve onların işe devamlılığını sağlayan kurum ve yöneticiler, akademik ivme yaratarak kurumsal bağlılığı güçlendirebilirler.

Son Güncelleme: Pazartesi, 15 Kasım 2021 12:46

Gösterim: 7114

Prof. Dr. Cem Balçıkanlı / Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD

cem_balcikanliHayatımda oynadığım ilk bilgisayar oyunlarını çok iyi hatırlıyorum. 1980’li yıllarda insanların evlerinde keyifli anlar geçirmelerini sağlayan ve 64k hafızaya sahip olduğu için Commodore 64 olarak anılan bilgisayarımızda o zamanların en popüler oyunlarını “BoulderDash”, “Pac Man”, “Moon Patrol” oynardım. Disket sürücüsü olmadığı için oyunlar dataset adı verilen kasetçalara benzeyen bir aletle bilgisayara yüklenirdi. Bir oyunun oynanır hale gelmesi yaklaşık 10-15 dakika sürerdi. İşlerin iyi gitmediği durumlarda ise elimizdeki tornavidayla vidayı sağa sola çevirerek kafa ayarı yapmaya çalışırdık. Eğer bunu başarabilirsek bilgisayar oyunlarımızı tarifi mümkün olmayan bir mutlulukla oynardık. O dönemlerin bir başka keyifli etkinliği de atari oyunu oynamaktı. İçeri girdiğiniz andan itibaren size büyülü bir atmosfer sunan atari salonlarında girişte aldığınız jetonlarla istediğiniz oyunu dilediğinizce oynardınız. “Street Fighter”, “Final Fight” ve “SuperMario” atari salonlarının en popüler oyunlarıydı. O dönemlerde oynadığımız bilgisayar veya atari oyunlarının eğitime olumlu katkılar sunabileceği fikri bir yana eğitim ve bilgisayar kelimeleri yan yana bile gelmezdi. Aileler de hem bilgisayar hem de atari oyunlarından rahatsız olurlardı. Halbuki içinde bulunduğumuz dijital çağda özellikle yabancı dil eğitiminde bilgisayar oyunlarının rolü üzerine yapılan pek çok araştırma ve proje, bize bu iki eski düşmanın (eğitim ve bilgisayar) eğitsel bağlamlarda bir araya gelebileceği fikrini tekrar düşündürdü. Oyunun kültürden eski olduğunu söyleyen JohanHuizinga’nın ortaya koyduğu gibi oyun kavramı her zaman varlığını sürdürmüştür. Dijital çağda değişiklik göstermekle birlikte oyunlar bireylerin kendilerini öğrenme ortamına daha rahat bir şekilde hazırlamaları açısından önemlidir. İşte bu soruda bilgisayar oyunlarının eğitsel anlamda yabancı dil öğrenme sürecine ne tür katkılar sunabileceği üzerine bir değerlendirme yapıp doğru bir planlama dahilinde oynandıklarında aslında bilgisayar oyunlarından korkmamamız gerektiğini ele alacağım.
Dünyanın pek çok ülkesinde bilgisayar oyunlarına yönelik olumsuz bir algı var. Madalyonun diğer yüzünde ise bilgisayar oyunlarının eğitim dünyasında olumlu katkılar sunduğunu ortaya koyan araştırmalar bulunmaktadır. Bu bağlamda öncelikle
bilgisayar oyunlarının bireylere kazandırdıklarına odaklanmakta fayda var. İlk olarak zaman geçirmekten keyif aldığınız bir şey yaptığınız için stresinizin azaldığını, rahatladığınızı ve mutlu hissettiğinizi söyleyebilirim. Diğer bir husus ise özellikle aksiyon oyunlarını oynayan bireylerin görüş netliği ve detayları görme yeteneklerinin daha fazla geliştiğidir. Şöyle ki, oyunların doğası gereği detaylara odaklanma zorunluluğu beraberinde dikkat algısını daha gözle görülür bir orana taşımaktadır. Her ne kadar bilgisayar başında geçirilen zamanın bireyleri asosyal hale getirdiği söylense de özellikle ekiple birlikte oynanan bilgisayar oyunlarında bu durum tam tersi bir etki yaratabilir. Ekip çalışması becerilerinin artacağı ortamlara dahil olan bireyler çeşitli kazanımlar elde edebilir. Bu kazanımların başında oyunun doğasını da oluşturan problem ve problem çözme becerisi geliyor. Ayrıca yapılan çeşitli araştırmalar özellikle Xbox 360, Playstation ve Nintendo Wii oyunlarını oynayan bireylerin hedefe yönelik hareketlerinin daha hızlı gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Uzun yıllardır sürdürülen etkinlikler ve bu etkinliklerin bireylerin karar alma becerileri üzerindeki etkisinin araştırıldığı çeşitli araştırmalarda karar verebilme becerilerinin özellikle bilgisayar oyunlarını etkin bir şekilde oynayan çocuklarda daha hızlı olduğu görülüyor. Alman araştırmacılar günde 30 dakika SuperMario 64 oynayanların beyinlerinin yer bulma, hafıza, stratejik plan ve el yeteneği açısından daha iyi çalıştıklarını söylüyor. Yine aynı bilim insanları bilgisayar oyunlarının beynin bazı bölgelerini daha iyi geliştirdiklerine değiniyor. Son olarak bilgisayar oyunları, çocuklara olaylara değişik açılardan bakabilme yeteneği kazandırıyor. Oynanan oyunlarda karakterlerin yerlerine kendilerini koyan çocukların deneyimlediği sürecin, 19. yüzyılın sonlarında özellikle Alman estetikçiler tarafından “Einfühlung” kelimesi olarak kullanılmaya başlanan “empati” kavramıyla yakın bir ilişkisi var. Empati kavramının alt boyutlarından olan perspektif alma ile özdeşleştirilecek bu durum, bilgisayar oyunları oynayan çocuklara sonuca giderken izledikleri alternatif yollar olduğunu düşündürüp yönlendirip olaylara farklı açılardan da bakmalarını sağlıyor.
Bilgisayar oyunlarının öğrenme ortamlarındaki etkilerini uzun soluklu araştırmalarıyla inceleyen ve bu alandaki en önemli isimlerden olan James Paul Gee, bilgisayar oyunlarında örtük olarak da olsa var olan 36 öğrenme ilkesinin üzerinde duruyor. Öne çıkan ilkelerden biri Aktif-Eleştirel Öğrenme İlkesi. Öğrenme ortamının tüm yönlerinin öğrenmeyi teşvik etmek için aktif ve eleştirel bir şekilde kurulduğu öngörülüyor. Başka bir deyişle, bilgisayar oyunları öğrencileri meşgul ediyor ve onları görevleri yerine getirmeye davet ediyor. Diğer önemli bir ilke ise, öğrencilere özerk hissedebilmeleri için çok geniş fırsatların sunulduğu Yetkinlik Rejimi İlkesi. Eğer bir bilgisayar oyunu oynuyorsanız ve oyunda bir görevi yerine getiremiyorsanız başarılı oluncaya kadar oyundan kopamazsınız çünkü yeni zorluklar yakanızı bırakmaz. Bilgisayarlar bu tür uyarlanabilir ortamları sağlamada son derece iyidir. Elbette bunlar, çoğumuzun sınıfta uygulamak için çaba gösterdiğimiz ilkelerle doğrudan ilişkilidir. Oyunların özellikleriyle ilgili oluşturulan listelerin neredeyse tamamında öğrenme sürecine olumlu katkıların üzerinde duruluyor. Bu unsurlar, oyunların kuralları olduklarına, amaç ve hedeflere sahip olduklarına, geri bildirim döngüsü ve kazanım odaklı olduklarına ve bireylerin birbirleriyle bir etkileşim içinde olduklarına işaret ediyor.
Ancak bu kadar olumlu boyuta rağmen elimizde ailelerin çocuklarının bilgisayar oyunlarıyla çok zaman geçirmelerinden rahatsız olduklarını ortaya koyan araştırmalar var. Dünyanın çeşitli ülkelerinde (Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Türkiye) yapılan bu araştırmalar genel olarak ailelerin çocuklarının bilgisayar oyunlarından uzak durmaları için çeşitli önlemler almaya çalıştıklarını gösteriyor. Dahası ailelerin bilgisayar oyunlarıyla ilgili eğitsel ortamlar söz konusu olduğunda bile olumsuz inançlara sahip olduğunu görüyoruz. Ancak ailelerin bu olumsuz inançlarının değişmeleri için çeşitli yönlendirilmelere ihtiyaç duyduklarını söyleyebilirim. Bu sayede de bilgisayar oyunlarının her zaman zararlı boyutlarına odaklanmayabilirler.
Bilgisayar oyunları yabancı dil öğrenim sürecinde son derece önemli bir yere sahiptir. Oyun oynamanın ö
ğrenciler için motive edici olduğu biliniyor. Benzer şekilde iş birliği gibi sosyal becerilerin, planlama ve organizasyon gibi üst bilişsel becerilerin geliştirilmesinde de bilgisayar oyunlarının çeşitli yararları var.Mark Peterson “Computer Games and Language Learning” isimli kitabıyla dil öğrenme sürecinde bilgisayar oyunlarının rolü üzerinde durarak pek çok araştırmanın bulgusunu aktarıyor. Bilgisayar oyunları daha az gerginlik içeren ve öğrencilerin daha çok risk almaya istekli oldukları bir öğrenme atmosferi sunuyor. Önceleri sınıflardaki teknolojinin yararlı olduğu görülmesine rağmen bunu kullanmak için hiçbir stratejinin bulunmadığı ileri sürülüyordu. Bazı öğrencilerin sınıfta olmayı neden bir bilgisayar oyunu oynamaya tercih ettiğini ve bir öğretmenin bu teknoloji ile hangi dil öğrenim alanlarını geliştirdiği üzerine çarpıcı bulgular var. Oyunların sağladığı avantajlardan en önemlisi tehditten uzak bir dil öğrenim ortamı sunmalarıdır. Dünyanın çeşitli ülkelerinden yürütülen uzun soluklu projelerde ortaya koyulduğu üzere, iletişim kurma isteği noktasında bilgisayar oyunlarının öğrencilerde bilinç uyandırdıkları, daha fazla etkileşim imkânı sundukları ve ikinci veya yabancı dilde üretimi her boyutta destekledikleri görülüyor. Bilgisayar oyunları hem hedef dilin etkili bir şekilde kullanılmasına olanak tanıyan bağlamları yaratırken hem de iletişim kurma isteği ve motivasyon gibi nosyonları da tetikliyor. World of Warcraft, Final Fantasy XIV ve Runescape gibi oyunları oynayan bireyler diğer bireylerle gerçek zamanlı olarak iletişim kuruyor. Sheffield Hallam Üniversitesi'nden IanGlover tarafından yapılan oldukça faydalı bir oyunlaştırma çalışması, genel olarak öğrencilerin oyun oynarken yüksek düzeyde dışsal motivasyona sahip olduklarını ortaya koymuştur. Başka bir deyişle, öğrenciler gerçekten bir oyun alanı içinde bonusları ve ödülleri kovalamak istiyorlar. ZoltanDörnyei'nin “yönlendirilmiş motivasyon akımları” olarak tanımladığı şey de tam olarak budur. Bu kavram, bazı öğrenciler için motivasyonun, tamamen başarının ne olduğu konusundaki kişisel görüşleriyle yönlendirilebileceğini ima ediyor. Diğer yandan, yabancı dil sınıfındaki başarı bir oyun alanındaki başarı ile aynı hizada ise dil öğrenmeye ve dil becerilerini geliştirmeye devam eden ilgiyi artırmanın güçlü bir yolu olabilir.
Araştırmalar, bilgisayar oyunlarının öğrencilerin hedeflenen bilgileri daha iyi edinmelerine yardımcı olduklarını gösteriyor. Ayrıca öğrenciler hem dört dil becerisi hem de üç dil unsuruna ilişkin oldukça anlamlı kazanımlar elde ediyorlar. Bilgisayar oyunlarının özellikle yazma ve konuşma becerilerinin geliştirilmesine yönelik önemli platformlar sağladıklarını söyleyebilirim. Tayvan’da yapılan bir araştırma, bilgisayar oyunlarını dil öğrenme sürecinde kullanan öğrencilerin özellikle kelime kullanımı ve telaffuz açısından bilgisayar oyunlarından yararlanmayan öğrencilerden daha önde olduğunu ortaya koymuş. Dahası etkili bir şekilde kullanıldığında bu ve benzeri oyunlar öğrencilerin yabancı dildeki konuşma kaygılarını azaltıyor. Özellikle çocukların bilgisayar oyunlarındaki sürecini yakından takip eden araştırmacılar da bize benzer noktaları gösteriyor. Bilgisayar oyunlarını eğitsel zeminde kullanan gruplardaki öğrencilerin telaffuzları daha iyi oluyor. Teknolojinin yabancı dil eğitiminde kullanılmasına ilişkin önemli çalışmalarıyla bilinen HayoReinders özellikle Uzak Doğu ülkelerindeki bireylerin bilgisayar oyunlarıyla yabancı dil öğrenme süreçlerini inceliyor. Bilgisayar oyunları öğrencileri hedef dile angaje etme ve etkileşimi destekleme noktasında faydalıdır. Öte yandan kendisi de iyi bir bilgisayar oyuncusu olan Dr. SimoneBregni’nin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Saint Louis Üniversitesindeki öğrencilerine bilgisayar oyunları aracılığıyla İtalyanca öğretme çabası da bu konudaki en güncel uygulamalardan biridir. Dr. Bregni, Mart 2018’de bu uygulamasının tüm detaylarını Profession isimli bir dergide paylaşıyor. Öğrencilerinin oynadığı oyunun bölümlerine yönelik kelimeleri ve dil bilgisi kurallarını belirliyor. Bunları oyuna entegre edip oyun sonrası da öğrencileriyle konuları tartışıp bu düşüncelerini yazıya dökmelerini istiyor.
Yabancı dilde bilgisayar oyunu oynarken sözcük ve ifadeleri oyunun türüne göre işitsel ve görsel olarak algılamak mümkündür. Bu sayede öğrenciler yabancı dil ile etkileşim kurabiliyor. Öğrencilerinin dönem sonunda girdiği sınavda da üstün başarı kaydettiğini ekleyen Dr. Bregni, bilgisayar oyunlarından korkmamız gerektiğini bizlere bir kez daha gösteriyor. Ben de bilgisayar oyunları ve yabancı dil öğrenimi arasındaki ilişkiye meraklı bir araştırmacı olarak kendisi de bir bilgisayar oyuncusu olan bir öğrencimin aracılığıyla iletişim kurduğum hem Türkiye’de hem de dünyada çok önemli dereceleri olan iki önemli bilgisayar oyuncusu ile bu konuyu konuştum. Yabancı dil öğrenme süreçlerinde bilgisayar oyunlarının yerini irdelediğim sohbetlerimizde her ikisi de şu andaki İngilizce seviyelerinin aldıkları formel eğitiminden ziyade oynadıkları bilgisayar oyunlarıyla ilgili olduğunu aktardılar. Özellikle bilgisayar oyunlarındaki görevleri anlamak için kelime bilgilerinin büyük oranda geliştiğini belirten oyuncuların üzerinde durdukları diğer nokta ise -pek çok araştırmada görüldüğü üzere- oyunlar sayesinde telaffuzlarının geliştiğiydi.
Bilgisayarların dil eğitiminde ilk kez kullanılmaya başlandığı dönemden bu yana bilgisayar oyunlarının pedagojik yönlerinin üzerinde ısrarla durulmuştur. Popüler kültür tarafından sadece bir eğlence aracı olarak değerlendirilse de bilgisayar oyunları eğlenceden daha fazlasını sunuyor. Eğitim (educa-tion) ve eğlence (enter-tainment) kelimelerinden türetilen “educatainment” kavramında da önerildiği haliyle bilgisayar oyunlarının eğitsel faydalarını göz ardı edemeyiz. Bunun doğal bir sonucu olarak da bilgisayar oyunlarının yabancı dil eğitiminde kullanılmaları
daha yaygın bir uygulamaya dönüşmelidir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Blanck, M. (2003). How video gaming can be beneficialforthebrain. https://slots-online-canada.ca/free-slots/video-slots/
Gee, J. P. (2005). Learning bydesign: Good video games as learningmachines. E-learningandDigital Media, 2(1), 5-16.
Glover, I. (2013). Play As YouLearn: Gamification as a TechniqueforMotivatingLearners. In J. Herrington, A. Couros& V. Irvine (Eds.), Proceedings of EdMedia 2013--World Conference on Educational Media andTechnology (pp. 1999-2008). Victoria, Canada: AssociationfortheAdvancement of Computing in Education.
Huizinga, J. (2010). Homo Ludens, oyunun toplumsal işlevi üzerine bir deneme (Mehmet Ali Kılıçbay, Çev.) 3. bs. Ayrıntı Yayınları
Jiow, H. J., &Lim, S. S. (2012). TheEvolution of Video Game AffordancesandImplicationsforParentalMediation. Bulletin of Science, Technology&Society, 32(6), 455–462.
Muir, C., &Dornyei, Z. (2013). Directedmotivationalcurrents: Using visiontocreateeffectivemotivationalpathways. Studies in Second Language Learning andTeaching, 3(3), 357-375.
Neri, A., Mich, O., Gerosa, M., &Giuliani, D. (2008). Theeffectiveness of computerassistedpronunciationtrainingforforeignlanguagelearningbychildren. ComputerAssisted Language Learning, 21(5), 393-408.
Peterson, M. (2016). Computergamesandlanguagelearning. New York, USA: PalgraveMacmillan.
Reinders, H. (Ed.). (2012). Digitalgames in languagelearningandteaching. Basingstoke, UK: PalgraveMacmillan.

 

 

> Bilgisayar oyunları yabancı dil öğreniminde etkili midir?

Prof. Dr. Cem Balçıkanlı / Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Yabancı Diller Eğitimi Bölümü, İngiliz Dili Eğitimi ABD

cem_balcikanliHayatımda oynadığım ilk bilgisayar oyunlarını çok iyi hatırlıyorum. 1980’li yıllarda insanların evlerinde keyifli anlar geçirmelerini sağlayan ve 64k hafızaya sahip olduğu için Commodore 64 olarak anılan bilgisayarımızda o zamanların en popüler oyunlarını “BoulderDash”, “Pac Man”, “Moon Patrol” oynardım. Disket sürücüsü olmadığı için oyunlar dataset adı verilen kasetçalara benzeyen bir aletle bilgisayara yüklenirdi. Bir oyunun oynanır hale gelmesi yaklaşık 10-15 dakika sürerdi. İşlerin iyi gitmediği durumlarda ise elimizdeki tornavidayla vidayı sağa sola çevirerek kafa ayarı yapmaya çalışırdık. Eğer bunu başarabilirsek bilgisayar oyunlarımızı tarifi mümkün olmayan bir mutlulukla oynardık. O dönemlerin bir başka keyifli etkinliği de atari oyunu oynamaktı. İçeri girdiğiniz andan itibaren size büyülü bir atmosfer sunan atari salonlarında girişte aldığınız jetonlarla istediğiniz oyunu dilediğinizce oynardınız. “Street Fighter”, “Final Fight” ve “SuperMario” atari salonlarının en popüler oyunlarıydı. O dönemlerde oynadığımız bilgisayar veya atari oyunlarının eğitime olumlu katkılar sunabileceği fikri bir yana eğitim ve bilgisayar kelimeleri yan yana bile gelmezdi. Aileler de hem bilgisayar hem de atari oyunlarından rahatsız olurlardı. Halbuki içinde bulunduğumuz dijital çağda özellikle yabancı dil eğitiminde bilgisayar oyunlarının rolü üzerine yapılan pek çok araştırma ve proje, bize bu iki eski düşmanın (eğitim ve bilgisayar) eğitsel bağlamlarda bir araya gelebileceği fikrini tekrar düşündürdü. Oyunun kültürden eski olduğunu söyleyen JohanHuizinga’nın ortaya koyduğu gibi oyun kavramı her zaman varlığını sürdürmüştür. Dijital çağda değişiklik göstermekle birlikte oyunlar bireylerin kendilerini öğrenme ortamına daha rahat bir şekilde hazırlamaları açısından önemlidir. İşte bu soruda bilgisayar oyunlarının eğitsel anlamda yabancı dil öğrenme sürecine ne tür katkılar sunabileceği üzerine bir değerlendirme yapıp doğru bir planlama dahilinde oynandıklarında aslında bilgisayar oyunlarından korkmamamız gerektiğini ele alacağım.
Dünyanın pek çok ülkesinde bilgisayar oyunlarına yönelik olumsuz bir algı var. Madalyonun diğer yüzünde ise bilgisayar oyunlarının eğitim dünyasında olumlu katkılar sunduğunu ortaya koyan araştırmalar bulunmaktadır. Bu bağlamda öncelikle
bilgisayar oyunlarının bireylere kazandırdıklarına odaklanmakta fayda var. İlk olarak zaman geçirmekten keyif aldığınız bir şey yaptığınız için stresinizin azaldığını, rahatladığınızı ve mutlu hissettiğinizi söyleyebilirim. Diğer bir husus ise özellikle aksiyon oyunlarını oynayan bireylerin görüş netliği ve detayları görme yeteneklerinin daha fazla geliştiğidir. Şöyle ki, oyunların doğası gereği detaylara odaklanma zorunluluğu beraberinde dikkat algısını daha gözle görülür bir orana taşımaktadır. Her ne kadar bilgisayar başında geçirilen zamanın bireyleri asosyal hale getirdiği söylense de özellikle ekiple birlikte oynanan bilgisayar oyunlarında bu durum tam tersi bir etki yaratabilir. Ekip çalışması becerilerinin artacağı ortamlara dahil olan bireyler çeşitli kazanımlar elde edebilir. Bu kazanımların başında oyunun doğasını da oluşturan problem ve problem çözme becerisi geliyor. Ayrıca yapılan çeşitli araştırmalar özellikle Xbox 360, Playstation ve Nintendo Wii oyunlarını oynayan bireylerin hedefe yönelik hareketlerinin daha hızlı gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Uzun yıllardır sürdürülen etkinlikler ve bu etkinliklerin bireylerin karar alma becerileri üzerindeki etkisinin araştırıldığı çeşitli araştırmalarda karar verebilme becerilerinin özellikle bilgisayar oyunlarını etkin bir şekilde oynayan çocuklarda daha hızlı olduğu görülüyor. Alman araştırmacılar günde 30 dakika SuperMario 64 oynayanların beyinlerinin yer bulma, hafıza, stratejik plan ve el yeteneği açısından daha iyi çalıştıklarını söylüyor. Yine aynı bilim insanları bilgisayar oyunlarının beynin bazı bölgelerini daha iyi geliştirdiklerine değiniyor. Son olarak bilgisayar oyunları, çocuklara olaylara değişik açılardan bakabilme yeteneği kazandırıyor. Oynanan oyunlarda karakterlerin yerlerine kendilerini koyan çocukların deneyimlediği sürecin, 19. yüzyılın sonlarında özellikle Alman estetikçiler tarafından “Einfühlung” kelimesi olarak kullanılmaya başlanan “empati” kavramıyla yakın bir ilişkisi var. Empati kavramının alt boyutlarından olan perspektif alma ile özdeşleştirilecek bu durum, bilgisayar oyunları oynayan çocuklara sonuca giderken izledikleri alternatif yollar olduğunu düşündürüp yönlendirip olaylara farklı açılardan da bakmalarını sağlıyor.
Bilgisayar oyunlarının öğrenme ortamlarındaki etkilerini uzun soluklu araştırmalarıyla inceleyen ve bu alandaki en önemli isimlerden olan James Paul Gee, bilgisayar oyunlarında örtük olarak da olsa var olan 36 öğrenme ilkesinin üzerinde duruyor. Öne çıkan ilkelerden biri Aktif-Eleştirel Öğrenme İlkesi. Öğrenme ortamının tüm yönlerinin öğrenmeyi teşvik etmek için aktif ve eleştirel bir şekilde kurulduğu öngörülüyor. Başka bir deyişle, bilgisayar oyunları öğrencileri meşgul ediyor ve onları görevleri yerine getirmeye davet ediyor. Diğer önemli bir ilke ise, öğrencilere özerk hissedebilmeleri için çok geniş fırsatların sunulduğu Yetkinlik Rejimi İlkesi. Eğer bir bilgisayar oyunu oynuyorsanız ve oyunda bir görevi yerine getiremiyorsanız başarılı oluncaya kadar oyundan kopamazsınız çünkü yeni zorluklar yakanızı bırakmaz. Bilgisayarlar bu tür uyarlanabilir ortamları sağlamada son derece iyidir. Elbette bunlar, çoğumuzun sınıfta uygulamak için çaba gösterdiğimiz ilkelerle doğrudan ilişkilidir. Oyunların özellikleriyle ilgili oluşturulan listelerin neredeyse tamamında öğrenme sürecine olumlu katkıların üzerinde duruluyor. Bu unsurlar, oyunların kuralları olduklarına, amaç ve hedeflere sahip olduklarına, geri bildirim döngüsü ve kazanım odaklı olduklarına ve bireylerin birbirleriyle bir etkileşim içinde olduklarına işaret ediyor.
Ancak bu kadar olumlu boyuta rağmen elimizde ailelerin çocuklarının bilgisayar oyunlarıyla çok zaman geçirmelerinden rahatsız olduklarını ortaya koyan araştırmalar var. Dünyanın çeşitli ülkelerinde (Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya ve Türkiye) yapılan bu araştırmalar genel olarak ailelerin çocuklarının bilgisayar oyunlarından uzak durmaları için çeşitli önlemler almaya çalıştıklarını gösteriyor. Dahası ailelerin bilgisayar oyunlarıyla ilgili eğitsel ortamlar söz konusu olduğunda bile olumsuz inançlara sahip olduğunu görüyoruz. Ancak ailelerin bu olumsuz inançlarının değişmeleri için çeşitli yönlendirilmelere ihtiyaç duyduklarını söyleyebilirim. Bu sayede de bilgisayar oyunlarının her zaman zararlı boyutlarına odaklanmayabilirler.
Bilgisayar oyunları yabancı dil öğrenim sürecinde son derece önemli bir yere sahiptir. Oyun oynamanın ö
ğrenciler için motive edici olduğu biliniyor. Benzer şekilde iş birliği gibi sosyal becerilerin, planlama ve organizasyon gibi üst bilişsel becerilerin geliştirilmesinde de bilgisayar oyunlarının çeşitli yararları var.Mark Peterson “Computer Games and Language Learning” isimli kitabıyla dil öğrenme sürecinde bilgisayar oyunlarının rolü üzerinde durarak pek çok araştırmanın bulgusunu aktarıyor. Bilgisayar oyunları daha az gerginlik içeren ve öğrencilerin daha çok risk almaya istekli oldukları bir öğrenme atmosferi sunuyor. Önceleri sınıflardaki teknolojinin yararlı olduğu görülmesine rağmen bunu kullanmak için hiçbir stratejinin bulunmadığı ileri sürülüyordu. Bazı öğrencilerin sınıfta olmayı neden bir bilgisayar oyunu oynamaya tercih ettiğini ve bir öğretmenin bu teknoloji ile hangi dil öğrenim alanlarını geliştirdiği üzerine çarpıcı bulgular var. Oyunların sağladığı avantajlardan en önemlisi tehditten uzak bir dil öğrenim ortamı sunmalarıdır. Dünyanın çeşitli ülkelerinden yürütülen uzun soluklu projelerde ortaya koyulduğu üzere, iletişim kurma isteği noktasında bilgisayar oyunlarının öğrencilerde bilinç uyandırdıkları, daha fazla etkileşim imkânı sundukları ve ikinci veya yabancı dilde üretimi her boyutta destekledikleri görülüyor. Bilgisayar oyunları hem hedef dilin etkili bir şekilde kullanılmasına olanak tanıyan bağlamları yaratırken hem de iletişim kurma isteği ve motivasyon gibi nosyonları da tetikliyor. World of Warcraft, Final Fantasy XIV ve Runescape gibi oyunları oynayan bireyler diğer bireylerle gerçek zamanlı olarak iletişim kuruyor. Sheffield Hallam Üniversitesi'nden IanGlover tarafından yapılan oldukça faydalı bir oyunlaştırma çalışması, genel olarak öğrencilerin oyun oynarken yüksek düzeyde dışsal motivasyona sahip olduklarını ortaya koymuştur. Başka bir deyişle, öğrenciler gerçekten bir oyun alanı içinde bonusları ve ödülleri kovalamak istiyorlar. ZoltanDörnyei'nin “yönlendirilmiş motivasyon akımları” olarak tanımladığı şey de tam olarak budur. Bu kavram, bazı öğrenciler için motivasyonun, tamamen başarının ne olduğu konusundaki kişisel görüşleriyle yönlendirilebileceğini ima ediyor. Diğer yandan, yabancı dil sınıfındaki başarı bir oyun alanındaki başarı ile aynı hizada ise dil öğrenmeye ve dil becerilerini geliştirmeye devam eden ilgiyi artırmanın güçlü bir yolu olabilir.
Araştırmalar, bilgisayar oyunlarının öğrencilerin hedeflenen bilgileri daha iyi edinmelerine yardımcı olduklarını gösteriyor. Ayrıca öğrenciler hem dört dil becerisi hem de üç dil unsuruna ilişkin oldukça anlamlı kazanımlar elde ediyorlar. Bilgisayar oyunlarının özellikle yazma ve konuşma becerilerinin geliştirilmesine yönelik önemli platformlar sağladıklarını söyleyebilirim. Tayvan’da yapılan bir araştırma, bilgisayar oyunlarını dil öğrenme sürecinde kullanan öğrencilerin özellikle kelime kullanımı ve telaffuz açısından bilgisayar oyunlarından yararlanmayan öğrencilerden daha önde olduğunu ortaya koymuş. Dahası etkili bir şekilde kullanıldığında bu ve benzeri oyunlar öğrencilerin yabancı dildeki konuşma kaygılarını azaltıyor. Özellikle çocukların bilgisayar oyunlarındaki sürecini yakından takip eden araştırmacılar da bize benzer noktaları gösteriyor. Bilgisayar oyunlarını eğitsel zeminde kullanan gruplardaki öğrencilerin telaffuzları daha iyi oluyor. Teknolojinin yabancı dil eğitiminde kullanılmasına ilişkin önemli çalışmalarıyla bilinen HayoReinders özellikle Uzak Doğu ülkelerindeki bireylerin bilgisayar oyunlarıyla yabancı dil öğrenme süreçlerini inceliyor. Bilgisayar oyunları öğrencileri hedef dile angaje etme ve etkileşimi destekleme noktasında faydalıdır. Öte yandan kendisi de iyi bir bilgisayar oyuncusu olan Dr. SimoneBregni’nin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Saint Louis Üniversitesindeki öğrencilerine bilgisayar oyunları aracılığıyla İtalyanca öğretme çabası da bu konudaki en güncel uygulamalardan biridir. Dr. Bregni, Mart 2018’de bu uygulamasının tüm detaylarını Profession isimli bir dergide paylaşıyor. Öğrencilerinin oynadığı oyunun bölümlerine yönelik kelimeleri ve dil bilgisi kurallarını belirliyor. Bunları oyuna entegre edip oyun sonrası da öğrencileriyle konuları tartışıp bu düşüncelerini yazıya dökmelerini istiyor.
Yabancı dilde bilgisayar oyunu oynarken sözcük ve ifadeleri oyunun türüne göre işitsel ve görsel olarak algılamak mümkündür. Bu sayede öğrenciler yabancı dil ile etkileşim kurabiliyor. Öğrencilerinin dönem sonunda girdiği sınavda da üstün başarı kaydettiğini ekleyen Dr. Bregni, bilgisayar oyunlarından korkmamız gerektiğini bizlere bir kez daha gösteriyor. Ben de bilgisayar oyunları ve yabancı dil öğrenimi arasındaki ilişkiye meraklı bir araştırmacı olarak kendisi de bir bilgisayar oyuncusu olan bir öğrencimin aracılığıyla iletişim kurduğum hem Türkiye’de hem de dünyada çok önemli dereceleri olan iki önemli bilgisayar oyuncusu ile bu konuyu konuştum. Yabancı dil öğrenme süreçlerinde bilgisayar oyunlarının yerini irdelediğim sohbetlerimizde her ikisi de şu andaki İngilizce seviyelerinin aldıkları formel eğitiminden ziyade oynadıkları bilgisayar oyunlarıyla ilgili olduğunu aktardılar. Özellikle bilgisayar oyunlarındaki görevleri anlamak için kelime bilgilerinin büyük oranda geliştiğini belirten oyuncuların üzerinde durdukları diğer nokta ise -pek çok araştırmada görüldüğü üzere- oyunlar sayesinde telaffuzlarının geliştiğiydi.
Bilgisayarların dil eğitiminde ilk kez kullanılmaya başlandığı dönemden bu yana bilgisayar oyunlarının pedagojik yönlerinin üzerinde ısrarla durulmuştur. Popüler kültür tarafından sadece bir eğlence aracı olarak değerlendirilse de bilgisayar oyunları eğlenceden daha fazlasını sunuyor. Eğitim (educa-tion) ve eğlence (enter-tainment) kelimelerinden türetilen “educatainment” kavramında da önerildiği haliyle bilgisayar oyunlarının eğitsel faydalarını göz ardı edemeyiz. Bunun doğal bir sonucu olarak da bilgisayar oyunlarının yabancı dil eğitiminde kullanılmaları
daha yaygın bir uygulamaya dönüşmelidir.

YARARLANILAN KAYNAKLAR
Blanck, M. (2003). How video gaming can be beneficialforthebrain. https://slots-online-canada.ca/free-slots/video-slots/
Gee, J. P. (2005). Learning bydesign: Good video games as learningmachines. E-learningandDigital Media, 2(1), 5-16.
Glover, I. (2013). Play As YouLearn: Gamification as a TechniqueforMotivatingLearners. In J. Herrington, A. Couros& V. Irvine (Eds.), Proceedings of EdMedia 2013--World Conference on Educational Media andTechnology (pp. 1999-2008). Victoria, Canada: AssociationfortheAdvancement of Computing in Education.
Huizinga, J. (2010). Homo Ludens, oyunun toplumsal işlevi üzerine bir deneme (Mehmet Ali Kılıçbay, Çev.) 3. bs. Ayrıntı Yayınları
Jiow, H. J., &Lim, S. S. (2012). TheEvolution of Video Game AffordancesandImplicationsforParentalMediation. Bulletin of Science, Technology&Society, 32(6), 455–462.
Muir, C., &Dornyei, Z. (2013). Directedmotivationalcurrents: Using visiontocreateeffectivemotivationalpathways. Studies in Second Language Learning andTeaching, 3(3), 357-375.
Neri, A., Mich, O., Gerosa, M., &Giuliani, D. (2008). Theeffectiveness of computerassistedpronunciationtrainingforforeignlanguagelearningbychildren. ComputerAssisted Language Learning, 21(5), 393-408.
Peterson, M. (2016). Computergamesandlanguagelearning. New York, USA: PalgraveMacmillan.
Reinders, H. (Ed.). (2012). Digitalgames in languagelearningandteaching. Basingstoke, UK: PalgraveMacmillan.

 

 

Son Güncelleme: Perşembe, 03 Haziran 2021 12:31

Gösterim: 11782


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.