Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) yaklaşıyor ve sürenin azalması öğrencilerde performans kaygısını artırıyor. Sınavda başarılı olmanın yolu ise kaygıyı yönetebilmekten geçiyor.

sinavSınavdan önceki günlerde yapılacak her aktivitenin, beslenme düzeninin ve sosyal ortamların sınav stresine etki edebileceğinin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Nehir Kürklü, sınava girecek öğrenciler ve aileleri için tavsiyelerde bulundu.
Kaygı arttıkça dikkatsizlik ortaya çıkabilir
Belli bir seviyenin üzerine çıkmamak koşuluyla performans kaygısı, kişinin motivasyonunu artırır ve dikkatini sürdürmesine yardımcı olur. Ancak çok artmış kaygı seviyesi kişiyi rahatsız etmeye başlar, dikkatini sürdürmesine engel olur. Mevcut bilgilerin sınav esnasında en etkili şekilde kullanılmasının önüne geçer.
Ailelere büyük görev düşüyor
Sınav öncesinde devamlı olarak sınavla ilgili konuşmalar yapmak, ev içinde ebeveynler ve diğer aile bireyleri tarafından sınav sözcüğünün sık sık kullanılması, öğrencilerin kaygısını artırabilir. Aile bireylerinin tutumları, sınava girecek öğrencilerin stresini azaltarak rahatlamasını sağlayacak ve dikkatlerini toplamalarına yardımcı olacak şekilde olmalıdır.
Aileler bunlara dikkat etmeli;
• Ders çalışma gerekliliğinin sadece sınavda başarılı olma amacı taşımadığı öğrencilere anlatılmalıdır. Öğrencilere, yeni bilgiler edinme ve mevcut bilgilerin pekiştirilmesi amacıyla ders çalışması gerektiği belirtilmelidir. Aileler çocuklarına koşullu cümleler kurmamalı, sınavdan alacakları sonucun çocukları ile ilgili sevgi ve güven düzeyini değiştirmeyeceği iletilmelidir. Aileler çocuklarıyla gurur duyduklarını onlara sık sık hatırlatmalıdır.
Deneme sınavlarından farkı olmadığı unutulmamalı
Sınav stresi ve kaygısı ile baş etmenin en iyi yolu, onu önceden tanıyıp yüzleşmektir. Dolayısıyla aslında öğrenciler sınava hazırlık sürecinde sürekli deneme sınavlarına girdikleri için pek çok defa bu stresle karşı karşıya kalmışlardır. Bu yüzden öğrenciler, üniversite sınavına girerken de bu stresle defalarca yüzleştiklerini hatırlamalı ve bu sınavın da diğer hazırlık sınavlarından farklı olmadığını unutmamalıdır.
Rahat bir sınav için 10 altın kural;
1. Özellikle sınavdan bir gün önce siyah çay, yeşil çay, kahve ve kola gibi kafeinli içecekler tüketmeyin. Adaçayı, ıhlamur gibi bitki çayları veya taze sıkılmış meyve sularını tercih edin
2. Kesinlikle alkolden uzak durmaya özen gösterin
3. Uyku düzenini değiştirecek her türlü aktiviteden uzak durun. Sınava yakın günlerde iyi uyumak zihnin dinlenmesine yardımcı olacaktır
4. Sınavdan önceki günlerde hafif tempoda yürüyüş ve egzersiz yapmaya özen gösterin
5. Sınavdan 1 gün önce, özellikle akşam yemeğinde hafif beslenin
6. Sınavdan önceki gün hazırlıklarınızı bir gün önceden tamamlayın
7. Sınav günü kahvaltıda yumurta, peynir, süt, tam tahıllı ekmek, domates, yeşil biber, salatalık, zeytin, ceviz gibi bütün besin gruplarını içeren gıdalar tüketin ve yeterli enerji alın
8. Sınav esnasında mide ve sindirim problemleri yaşamamak için, gaz yapıcı ve daha önce hiç tüketilmemiş, vücudun alışık olmadığı besinler tüketmeyin
9. Sınav esnasında fazla su tüketimine ve tuvalet ihtiyacının artmasına neden olabilecek fazla yağlı ve tuzlu besinler tüketmeyin
10. Kan şekerinin hızla yükselmesine sonra da düşmesine yol açan çikolata, şeker, tatlı gibi şekerli besinler bilinenin aksine beynin ihtiyaç duyduğu şekeri karşılamaz ve sınav esnasında dikkat dağınıklığına, konsantrasyonun azalmasına neden olur. Özellikle sınav gününde bunlardan uzak durun.

> Sınav başarısını artırmak için 10 ALTIN KURAL

Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) yaklaşıyor ve sürenin azalması öğrencilerde performans kaygısını artırıyor. Sınavda başarılı olmanın yolu ise kaygıyı yönetebilmekten geçiyor.

sinavSınavdan önceki günlerde yapılacak her aktivitenin, beslenme düzeninin ve sosyal ortamların sınav stresine etki edebileceğinin göz ardı edilmemesi gerekiyor. Memorial Antalya Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Uz. Dr. Nehir Kürklü, sınava girecek öğrenciler ve aileleri için tavsiyelerde bulundu.
Kaygı arttıkça dikkatsizlik ortaya çıkabilir
Belli bir seviyenin üzerine çıkmamak koşuluyla performans kaygısı, kişinin motivasyonunu artırır ve dikkatini sürdürmesine yardımcı olur. Ancak çok artmış kaygı seviyesi kişiyi rahatsız etmeye başlar, dikkatini sürdürmesine engel olur. Mevcut bilgilerin sınav esnasında en etkili şekilde kullanılmasının önüne geçer.
Ailelere büyük görev düşüyor
Sınav öncesinde devamlı olarak sınavla ilgili konuşmalar yapmak, ev içinde ebeveynler ve diğer aile bireyleri tarafından sınav sözcüğünün sık sık kullanılması, öğrencilerin kaygısını artırabilir. Aile bireylerinin tutumları, sınava girecek öğrencilerin stresini azaltarak rahatlamasını sağlayacak ve dikkatlerini toplamalarına yardımcı olacak şekilde olmalıdır.
Aileler bunlara dikkat etmeli;
• Ders çalışma gerekliliğinin sadece sınavda başarılı olma amacı taşımadığı öğrencilere anlatılmalıdır. Öğrencilere, yeni bilgiler edinme ve mevcut bilgilerin pekiştirilmesi amacıyla ders çalışması gerektiği belirtilmelidir. Aileler çocuklarına koşullu cümleler kurmamalı, sınavdan alacakları sonucun çocukları ile ilgili sevgi ve güven düzeyini değiştirmeyeceği iletilmelidir. Aileler çocuklarıyla gurur duyduklarını onlara sık sık hatırlatmalıdır.
Deneme sınavlarından farkı olmadığı unutulmamalı
Sınav stresi ve kaygısı ile baş etmenin en iyi yolu, onu önceden tanıyıp yüzleşmektir. Dolayısıyla aslında öğrenciler sınava hazırlık sürecinde sürekli deneme sınavlarına girdikleri için pek çok defa bu stresle karşı karşıya kalmışlardır. Bu yüzden öğrenciler, üniversite sınavına girerken de bu stresle defalarca yüzleştiklerini hatırlamalı ve bu sınavın da diğer hazırlık sınavlarından farklı olmadığını unutmamalıdır.
Rahat bir sınav için 10 altın kural;
1. Özellikle sınavdan bir gün önce siyah çay, yeşil çay, kahve ve kola gibi kafeinli içecekler tüketmeyin. Adaçayı, ıhlamur gibi bitki çayları veya taze sıkılmış meyve sularını tercih edin
2. Kesinlikle alkolden uzak durmaya özen gösterin
3. Uyku düzenini değiştirecek her türlü aktiviteden uzak durun. Sınava yakın günlerde iyi uyumak zihnin dinlenmesine yardımcı olacaktır
4. Sınavdan önceki günlerde hafif tempoda yürüyüş ve egzersiz yapmaya özen gösterin
5. Sınavdan 1 gün önce, özellikle akşam yemeğinde hafif beslenin
6. Sınavdan önceki gün hazırlıklarınızı bir gün önceden tamamlayın
7. Sınav günü kahvaltıda yumurta, peynir, süt, tam tahıllı ekmek, domates, yeşil biber, salatalık, zeytin, ceviz gibi bütün besin gruplarını içeren gıdalar tüketin ve yeterli enerji alın
8. Sınav esnasında mide ve sindirim problemleri yaşamamak için, gaz yapıcı ve daha önce hiç tüketilmemiş, vücudun alışık olmadığı besinler tüketmeyin
9. Sınav esnasında fazla su tüketimine ve tuvalet ihtiyacının artmasına neden olabilecek fazla yağlı ve tuzlu besinler tüketmeyin
10. Kan şekerinin hızla yükselmesine sonra da düşmesine yol açan çikolata, şeker, tatlı gibi şekerli besinler bilinenin aksine beynin ihtiyaç duyduğu şekeri karşılamaz ve sınav esnasında dikkat dağınıklığına, konsantrasyonun azalmasına neden olur. Özellikle sınav gününde bunlardan uzak durun.

Son Güncelleme: Perşembe, 08 Haziran 2017 11:50

Gösterim: 12910

Kathleen Shirley Glen-wright – Farbe Education
Kathleen Shirley Glen-wright Asırlar boyunca öğrenme sürecini analiz etmeye ve kategorilere ayırmaya çalıştık. Öğrenmeyi bilimsel bir moda gibi algılayarak, neredeyse matematik formülleri ve işlemler dizisiyle geliştirmeye ve üretmeye çalıştık. Bu çabaların topluma pek çok yönden faydası dokundu ama bu yaklaşımın bir bedeli vardı. Bu bedel, yakın zamanda bütün eğitim kurumları heyetleri tarafından fark edildi okul öncesinde ise daha da ön plana çıktı. Akademisyenler ve eğitim uzmanlarının, çocuğumuzun başarı potansiyelini en üst seviyeye çıkarmak için bu güne kadar uyguladığı bütün sistem ve yaklaşımları, öğrenme sürecinin pek çok önemli açısını ve mutlu bir insan olmanın ne anlama geldiğini görmezden gelmemize yol açtı. Biz sonunda öğrenmenin, doğru ölçülebilir çıktılarıyla doğrusal bir süreç olmadığını, aslında güzel ve organik bir bütün olduğunu anlamaya başladık.
Okul öncesi eğitim 150 yıl öncesine kadar kimse tarafından duyulmamıştı ve hatta 50 yıl öncesine kadar gelişmiş ülkelerdeki çocukların sadece yarısı anaokuluna kayıt oluyordu. Okulöncesi eğitim, formel eğitimin son zamanlarda bir parçası haline geldi. Bugün bu oran nadiren %75’lere ulaşıyor. Yine de bu, pek çok küçük çocuğun günümüzde formel eğitim gördüğü anlamına geliyor. Anaokulundaki kurallar, düzenlemeler, metotlar ve sistemlerindeki zenginlik, formel eğitimdeki diğer bütün yaş gruplarından daha fazla çeşitlilik gösteriyor. Bunun sebebi, mükemmel yol’un gerçek nedenini bulmalarının zorluğu olabilir mi? Ya da akademisyenlerin ‘anaokulu eğitimi ilk çıktığından beri yanlış yöne gidiyoruz haykırmalarını görmezlikten gelip ‘çocuklarımızı bu yanlışları temcit pilavı gibi tekrar tekrar sunup beslemeyi daha kolay buluyoruz’ söylemleri olabilir mi?
Maria Montessori, bireyin çocukluktan yetişkinliğe, kendisi ve çevresi ile barışık olması için, çocuğun gelişimine yardım etmek’ amacıyla yola çıktığında yıl 1907 idi. Elli yıl sonra Bloom, zamanının ezberci öğrenme yoluna tamamen karşı üst seviye düşünmeyi teşvik etmek için araştırmalar yapmaktaydı. Aktif öğrenme için zenginleştirilmiş öğrenme ortamlarını savunan akademisyenlerle 21. Yüzyıla geldik. Bu ortamlar yapılandırmacı teoriler ve felsefelerle uyumludur.
Yaygın halk eğitimi ve çocukları sınıflarda gruplama fikri Sanayi Devrimi zamanında işçi ailelerinin her üyesinin gündüzleri fabrikada çalıştıklarından çocuklarını bir yere gönderme ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Çocukların ev dışında bir yerde bakım ve eğitim gereksinimi günümüzde de var, ama metot ve uygulamaların o zamandan bu zamana değişmiş olması gerekirdi. Maalesef, bunca uzun ve zorlu çalışmalara ve yeni ve farklı yollar için bunca çabaya rağmen, başından beri, çocukları bir sınıfa tıkma, öylece hareketsiz durmaları ve bilgiyi yutma fikri ne yazık ki bugün hala pek çok sınıfta baskın bir şekilde varlığını sürdürüyor.
Bir sahne gözünüzün önüne gelsin, büyük bir masanın etrafında oturan, yiyen içen, konuşan müzik dinleyen bir aile düşünün. Bir de bir yaşında bile olmayan, masadaki sandalyelerden birinde oturan küçük bir çocuk düşünün https://indigenerics.com. Çocuğun müziğin ritmi ile sallandığını hayal edin. O çocuğun bir deneme girişimi yapıp sandalyeden atladığını ve ilk defa iki ayağı üstünde durduğunu, ailenin sevinç çığlıklarını, çocuk iki kolunu havaya doğru uzattığında ağızlarının kulaklarına geldiği gördüğünde yeni ve heyecan verici bir şey yaptığını fark ettiğini hayal edin. Bir de ona bakanların yüzlerindeki ifade ile bu başarısı yüzünden hissettiği keyif ile birleştiğinde devam etmek için motivasyonunu hayal edin. Bu çocuğun hiç düşünmeden ayakta durabilene kadar bu hareketi tekrar tekrar yaptığını düşünün.
Bu sahneyi alın ve eğitimin bahsedilen bu üç öncüsünün teori ve felsefelerine bakın:
Montessori’nin Casa dei Bambina’da olduğu gibi çocuk kendi özünde olan hissiyatı ve davranışsal eğilimleri ile tanışmak için tasarlanmış, aktivitenin çocuk tarafından yönetildiği, yetişkinin olmadığı, açıklayıcı öğrenmeyi destekleyen materyallerin olduğu, yaş gruplarının karışık, özgürlük ve disiplin arasında bir dengenin olduğu ve bağımsızlığın alkışlandığı bir yerdedir.
Bloom’un taksonomisi yüksek eğitimden türetilmişti ve psikomotor beceriler ya da okulöncesi eğitim için çok az kaynak içermekteydi. Yine de orijinal taksonomiyi veya revize edilmiş olanını ele alsanız da, son bilginin anlama, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme diye tabakalar şeklinde sıralandığını kesin olarak görülebildiğini söylemek zordur.
Yapılandırmacılık, 90lı yıllarda herkesin dilinde olmasına rağmen aslında çok uzun zamandan beri vardı. Öğrencilerin bilgiyi kendileri için yapılandırmaları fikri Dewey, Piaget and Vigotsky hatta Sokrates’ten de önce muhtemelen düşünce ve inançlarımızın kâğıda geçilmesinden de önceydi. Yapılandırmacı gözüyle baktığımızda, çocuğumuzu ‘Öğrenirken bireysel ve sosyal olarak anlam inşa ederken’ görürüz. Eğitimciler, ilk defa kendi ayakları üzerinde durabilen bir çocuğun yapılandırmacı yaklaşım ve duyusal verilerle etkileşime geçerek kendi dünyalarını yaratma fırsatını sağlayan bir pedagojiyi takip ettiklerini kabul edeler.
Evet, o sadece küçük bir adım atan küçük bir çocuk, bir bebek. Bunun gerçek eğitim dediğimiz şeyle ne alakası olduğu sorgulanabilir. Ama asıl eğitim işte budur. Bir çocuğu eğitmeye karar verdiğimizde, öğreneceği tek yol buysa, yüzünde bir gülümseme ile öğreneceği yol buysa, yeterlilik ve mutluluk gibi bir bedel ödemeden öğreneceği tek yol buysa diğer şeyler çok da önemli değildir. Ve tabii ne için? Arkadaşımız ‘Bay Google’ tarafından saniyeler içinde sağlanan ve sınavdan birkaç gün sonra unutulacak bir bilgi yığını için mi? Etiketler, teoriler, felsefeler bizi bir yere, sadece bir yere götürüyor, bizi doğaya götürüyor. Bizi çocuğun oyun oynadığı, bilgiye erişiminde kendi yolunu keşfettiği, eğitimcilerin sadece oyun kurup geri çekildiği bir yere götürüyor.
Bizim için bu oyunu kurup geri çekilmek niye bu kadar zor görünür? Örgün eğitimin bir parçası olamayan ve kenara atılan soyut ve dağınık olan doğal öğrenmeyi takdir etmek yerine, neden temel bilgiyi vermeyi ve bu bilgiyi ölçmeyi tercih ediyoruz? Niçin küçük öğrencilerinin dağınık bir sanat ve el işi aktivitesinde beraberce çalışmasına ve serbest zamana izin veren bir öğretmen, küçük çocukları sessiz ve hareketsiz oturtarak onlara on kelime alıştırma yaptıran, onları sınayan ve sonuçlarını kağıda geçiren başka bir öğretmenden daha az eğitimciymiş gibi algılanır?
Sir Ken Robinson’un pek çok yerde ifade ettiği gibi, niçin öğrencilerimizin istek ve ihtiyaç duyduğu gurme restoran yerine fast food tarzı eğitimin içine çekildik?
Cevaplar sadece bir makalede tartışılamayacak kadar karmaşık ve farklılıklar gösteriyor. Doğru düzgün kabul ettiğimiz bu değişmeyen sistem yerine organik, değişime açık, zaman ve mekâna göre değişiklik gösterecek eğitim modeline ihtiyaç var. Ama işin aslı, eğitim dünyası ve dahası okulöncesi eğitim standartlaştırılmış okul sistemlerinden adımını çekip çok geriye kişisel, dağınık, organik, doğal bir öğrenmenin olduğu zamana gitmeli. Gerçek şu ki bu gözümüzü korkutacak kadar büyük bir görev değil. Biraz daha fazla serbest zaman ve oyunu sınıflarımıza katarak, sınama arzumuzu azaltarak, ailelere gelecek 16 yıl boyunca olabilecek korkularından kendilerini kurtarabilecekleri, buraya ve bu zamana odaklanabilecekleri, çocuklarını bir kart üstünde beş yıldızla –hiçbir yıldızla hiçbir kartla- etiketlendirilmiş görme ihtiyaçlarını bitirmeleri için eğitim vermeyi denememiz şimdiden atabileceğimiz küçük adımlardır. Bu, çok büyük bir iş. Zaman alacak tabii ki ama bir yerden de başlamalıyız. Örneğimizdeki çocuk gibi sandalyeden atlayarak başlamalıyız.

> Geçmişe doğru ilerlemek…

Kathleen Shirley Glen-wright – Farbe Education
Kathleen Shirley Glen-wright Asırlar boyunca öğrenme sürecini analiz etmeye ve kategorilere ayırmaya çalıştık. Öğrenmeyi bilimsel bir moda gibi algılayarak, neredeyse matematik formülleri ve işlemler dizisiyle geliştirmeye ve üretmeye çalıştık. Bu çabaların topluma pek çok yönden faydası dokundu ama bu yaklaşımın bir bedeli vardı. Bu bedel, yakın zamanda bütün eğitim kurumları heyetleri tarafından fark edildi okul öncesinde ise daha da ön plana çıktı. Akademisyenler ve eğitim uzmanlarının, çocuğumuzun başarı potansiyelini en üst seviyeye çıkarmak için bu güne kadar uyguladığı bütün sistem ve yaklaşımları, öğrenme sürecinin pek çok önemli açısını ve mutlu bir insan olmanın ne anlama geldiğini görmezden gelmemize yol açtı. Biz sonunda öğrenmenin, doğru ölçülebilir çıktılarıyla doğrusal bir süreç olmadığını, aslında güzel ve organik bir bütün olduğunu anlamaya başladık.
Okul öncesi eğitim 150 yıl öncesine kadar kimse tarafından duyulmamıştı ve hatta 50 yıl öncesine kadar gelişmiş ülkelerdeki çocukların sadece yarısı anaokuluna kayıt oluyordu. Okulöncesi eğitim, formel eğitimin son zamanlarda bir parçası haline geldi. Bugün bu oran nadiren %75’lere ulaşıyor. Yine de bu, pek çok küçük çocuğun günümüzde formel eğitim gördüğü anlamına geliyor. Anaokulundaki kurallar, düzenlemeler, metotlar ve sistemlerindeki zenginlik, formel eğitimdeki diğer bütün yaş gruplarından daha fazla çeşitlilik gösteriyor. Bunun sebebi, mükemmel yol’un gerçek nedenini bulmalarının zorluğu olabilir mi? Ya da akademisyenlerin ‘anaokulu eğitimi ilk çıktığından beri yanlış yöne gidiyoruz haykırmalarını görmezlikten gelip ‘çocuklarımızı bu yanlışları temcit pilavı gibi tekrar tekrar sunup beslemeyi daha kolay buluyoruz’ söylemleri olabilir mi?
Maria Montessori, bireyin çocukluktan yetişkinliğe, kendisi ve çevresi ile barışık olması için, çocuğun gelişimine yardım etmek’ amacıyla yola çıktığında yıl 1907 idi. Elli yıl sonra Bloom, zamanının ezberci öğrenme yoluna tamamen karşı üst seviye düşünmeyi teşvik etmek için araştırmalar yapmaktaydı. Aktif öğrenme için zenginleştirilmiş öğrenme ortamlarını savunan akademisyenlerle 21. Yüzyıla geldik. Bu ortamlar yapılandırmacı teoriler ve felsefelerle uyumludur.
Yaygın halk eğitimi ve çocukları sınıflarda gruplama fikri Sanayi Devrimi zamanında işçi ailelerinin her üyesinin gündüzleri fabrikada çalıştıklarından çocuklarını bir yere gönderme ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Çocukların ev dışında bir yerde bakım ve eğitim gereksinimi günümüzde de var, ama metot ve uygulamaların o zamandan bu zamana değişmiş olması gerekirdi. Maalesef, bunca uzun ve zorlu çalışmalara ve yeni ve farklı yollar için bunca çabaya rağmen, başından beri, çocukları bir sınıfa tıkma, öylece hareketsiz durmaları ve bilgiyi yutma fikri ne yazık ki bugün hala pek çok sınıfta baskın bir şekilde varlığını sürdürüyor.
Bir sahne gözünüzün önüne gelsin, büyük bir masanın etrafında oturan, yiyen içen, konuşan müzik dinleyen bir aile düşünün. Bir de bir yaşında bile olmayan, masadaki sandalyelerden birinde oturan küçük bir çocuk düşünün https://indigenerics.com. Çocuğun müziğin ritmi ile sallandığını hayal edin. O çocuğun bir deneme girişimi yapıp sandalyeden atladığını ve ilk defa iki ayağı üstünde durduğunu, ailenin sevinç çığlıklarını, çocuk iki kolunu havaya doğru uzattığında ağızlarının kulaklarına geldiği gördüğünde yeni ve heyecan verici bir şey yaptığını fark ettiğini hayal edin. Bir de ona bakanların yüzlerindeki ifade ile bu başarısı yüzünden hissettiği keyif ile birleştiğinde devam etmek için motivasyonunu hayal edin. Bu çocuğun hiç düşünmeden ayakta durabilene kadar bu hareketi tekrar tekrar yaptığını düşünün.
Bu sahneyi alın ve eğitimin bahsedilen bu üç öncüsünün teori ve felsefelerine bakın:
Montessori’nin Casa dei Bambina’da olduğu gibi çocuk kendi özünde olan hissiyatı ve davranışsal eğilimleri ile tanışmak için tasarlanmış, aktivitenin çocuk tarafından yönetildiği, yetişkinin olmadığı, açıklayıcı öğrenmeyi destekleyen materyallerin olduğu, yaş gruplarının karışık, özgürlük ve disiplin arasında bir dengenin olduğu ve bağımsızlığın alkışlandığı bir yerdedir.
Bloom’un taksonomisi yüksek eğitimden türetilmişti ve psikomotor beceriler ya da okulöncesi eğitim için çok az kaynak içermekteydi. Yine de orijinal taksonomiyi veya revize edilmiş olanını ele alsanız da, son bilginin anlama, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirme diye tabakalar şeklinde sıralandığını kesin olarak görülebildiğini söylemek zordur.
Yapılandırmacılık, 90lı yıllarda herkesin dilinde olmasına rağmen aslında çok uzun zamandan beri vardı. Öğrencilerin bilgiyi kendileri için yapılandırmaları fikri Dewey, Piaget and Vigotsky hatta Sokrates’ten de önce muhtemelen düşünce ve inançlarımızın kâğıda geçilmesinden de önceydi. Yapılandırmacı gözüyle baktığımızda, çocuğumuzu ‘Öğrenirken bireysel ve sosyal olarak anlam inşa ederken’ görürüz. Eğitimciler, ilk defa kendi ayakları üzerinde durabilen bir çocuğun yapılandırmacı yaklaşım ve duyusal verilerle etkileşime geçerek kendi dünyalarını yaratma fırsatını sağlayan bir pedagojiyi takip ettiklerini kabul edeler.
Evet, o sadece küçük bir adım atan küçük bir çocuk, bir bebek. Bunun gerçek eğitim dediğimiz şeyle ne alakası olduğu sorgulanabilir. Ama asıl eğitim işte budur. Bir çocuğu eğitmeye karar verdiğimizde, öğreneceği tek yol buysa, yüzünde bir gülümseme ile öğreneceği yol buysa, yeterlilik ve mutluluk gibi bir bedel ödemeden öğreneceği tek yol buysa diğer şeyler çok da önemli değildir. Ve tabii ne için? Arkadaşımız ‘Bay Google’ tarafından saniyeler içinde sağlanan ve sınavdan birkaç gün sonra unutulacak bir bilgi yığını için mi? Etiketler, teoriler, felsefeler bizi bir yere, sadece bir yere götürüyor, bizi doğaya götürüyor. Bizi çocuğun oyun oynadığı, bilgiye erişiminde kendi yolunu keşfettiği, eğitimcilerin sadece oyun kurup geri çekildiği bir yere götürüyor.
Bizim için bu oyunu kurup geri çekilmek niye bu kadar zor görünür? Örgün eğitimin bir parçası olamayan ve kenara atılan soyut ve dağınık olan doğal öğrenmeyi takdir etmek yerine, neden temel bilgiyi vermeyi ve bu bilgiyi ölçmeyi tercih ediyoruz? Niçin küçük öğrencilerinin dağınık bir sanat ve el işi aktivitesinde beraberce çalışmasına ve serbest zamana izin veren bir öğretmen, küçük çocukları sessiz ve hareketsiz oturtarak onlara on kelime alıştırma yaptıran, onları sınayan ve sonuçlarını kağıda geçiren başka bir öğretmenden daha az eğitimciymiş gibi algılanır?
Sir Ken Robinson’un pek çok yerde ifade ettiği gibi, niçin öğrencilerimizin istek ve ihtiyaç duyduğu gurme restoran yerine fast food tarzı eğitimin içine çekildik?
Cevaplar sadece bir makalede tartışılamayacak kadar karmaşık ve farklılıklar gösteriyor. Doğru düzgün kabul ettiğimiz bu değişmeyen sistem yerine organik, değişime açık, zaman ve mekâna göre değişiklik gösterecek eğitim modeline ihtiyaç var. Ama işin aslı, eğitim dünyası ve dahası okulöncesi eğitim standartlaştırılmış okul sistemlerinden adımını çekip çok geriye kişisel, dağınık, organik, doğal bir öğrenmenin olduğu zamana gitmeli. Gerçek şu ki bu gözümüzü korkutacak kadar büyük bir görev değil. Biraz daha fazla serbest zaman ve oyunu sınıflarımıza katarak, sınama arzumuzu azaltarak, ailelere gelecek 16 yıl boyunca olabilecek korkularından kendilerini kurtarabilecekleri, buraya ve bu zamana odaklanabilecekleri, çocuklarını bir kart üstünde beş yıldızla –hiçbir yıldızla hiçbir kartla- etiketlendirilmiş görme ihtiyaçlarını bitirmeleri için eğitim vermeyi denememiz şimdiden atabileceğimiz küçük adımlardır. Bu, çok büyük bir iş. Zaman alacak tabii ki ama bir yerden de başlamalıyız. Örneğimizdeki çocuk gibi sandalyeden atlayarak başlamalıyız.

Son Güncelleme: Perşembe, 23 Haziran 2016 11:33

Gösterim: 14127

Ahmet Sait Yurtseven / Kültür Temel Liseleri Genel Müdürü

ahmet_sait_yurtseven_12016-2017 yılında liseye başlayacak 8. sınıf öğrencilerine yönelik Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı’nın (TEOG) ikinci ayağı 27-28 Nisan tarihlerinde gerçekleştirildi. 1,2 milyondan fazla 8. sınıf öğrencisi, 6 oturumdan oluşan son merkezi sınava katıldılar ve bu sınav bazı derslerin de son sınavı oldu.

Şimdi ise sonuçların açıklanmasının ardından öğrencileri, okul tercih süreci bekliyor. Aday öğrencilerin tercih yaparken sadece puana bakarak değil, ilgi ve yeteneklerini de gözeterek tercih yapmaları gerekiyor. Öte yandan kariyer beklentilerine uygun okullara yönelmeleri de önemli bir husus. Zira tercih edilebilir okullar listesinde Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi, Anadolu Lisesi ve Mesleki Eğitim Veren Liseler gibi çok farklı program uygulayan liseler var.

Özellikle büyük metropollerde okullar çok geniş bir lokasyona dağılmış durumda olduğu için, okula erişim ve trafikte kaybedilecek süre de tercihlerin belirlenmesinde önemli bir unsur.

Okulun türü yanında fiziki ve pedagojik yeterlilikleri de tercihte belirleyici olan unsurlardan bir tanesi. Fen laboratuvarları, dil öğretme becerileri, merkezi sınav başarıları, bir üst okula öğrenci taşıma becerisi gibi pek çok parametre de tercihlerin belirlenmesinde ön plana çıkıyor.

TEOG’da tercih sürecine velilerin de katılımı oldukça yüksek. Bazen öğrenci yeterliliklerinin önüne geçen veli değerlendirmeleri ile karşı karşıya kalınabiliyor. Bu nedenle velilerin çocuklarının akademik ve teknik becerilerini göz ardı etmeden bu süreçte öğrencilere destek olmaları gerekiyor. Kendi uhdelerinde yarım kalmış bir eğitim sürecini çocukları ile tamamlama eğilimine girmeleri sorunları da beraberinde getiriyor. Böyle bir tutum çocukların sınav kaygısını artıran unsurlardan birisi...

Aday öğrenciler ve veliler tercihleri yaparken çocuğun sınav performansına yakın yerlerden seçim yapmaları en doğru olanı. Bu nedenle bir önceki yıl oluşan verilerden yararlanabilirler. Çocuğun performansının çok üstündeki yerlerden oluşacak bir liste doğru bir tercih stratejisi değil. Zira okulların yerleştirme puanları büyük değişiklikler göstermiyor.

Bir meslek lisesine gitmek istemeyen ama puanı da bir Anadolu lisesine yetecek düzeyde olmayan aday öğrenciler için özel okul gamı her yılkinden daha fazla. Geçen yıldan beri eğitim sistemine dahil olan Temel Liseler bu durumdaki öğrenciler için az maliyetli okullar olarak göze çarpıyor. Bu liselere giden öğrencilerin büyük bölümünün devlet teşviklerinden yararlanması nedeniyle eğitim ücretlerinin bir dershane ücretine neredeyse eşdeğer olması da farklı bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor.

 

> TEOG sonrası okul tercihinde nelere dikkat edilmeli?

Ahmet Sait Yurtseven / Kültür Temel Liseleri Genel Müdürü

ahmet_sait_yurtseven_12016-2017 yılında liseye başlayacak 8. sınıf öğrencilerine yönelik Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı’nın (TEOG) ikinci ayağı 27-28 Nisan tarihlerinde gerçekleştirildi. 1,2 milyondan fazla 8. sınıf öğrencisi, 6 oturumdan oluşan son merkezi sınava katıldılar ve bu sınav bazı derslerin de son sınavı oldu.

Şimdi ise sonuçların açıklanmasının ardından öğrencileri, okul tercih süreci bekliyor. Aday öğrencilerin tercih yaparken sadece puana bakarak değil, ilgi ve yeteneklerini de gözeterek tercih yapmaları gerekiyor. Öte yandan kariyer beklentilerine uygun okullara yönelmeleri de önemli bir husus. Zira tercih edilebilir okullar listesinde Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi, Anadolu Lisesi ve Mesleki Eğitim Veren Liseler gibi çok farklı program uygulayan liseler var.

Özellikle büyük metropollerde okullar çok geniş bir lokasyona dağılmış durumda olduğu için, okula erişim ve trafikte kaybedilecek süre de tercihlerin belirlenmesinde önemli bir unsur.

Okulun türü yanında fiziki ve pedagojik yeterlilikleri de tercihte belirleyici olan unsurlardan bir tanesi. Fen laboratuvarları, dil öğretme becerileri, merkezi sınav başarıları, bir üst okula öğrenci taşıma becerisi gibi pek çok parametre de tercihlerin belirlenmesinde ön plana çıkıyor.

TEOG’da tercih sürecine velilerin de katılımı oldukça yüksek. Bazen öğrenci yeterliliklerinin önüne geçen veli değerlendirmeleri ile karşı karşıya kalınabiliyor. Bu nedenle velilerin çocuklarının akademik ve teknik becerilerini göz ardı etmeden bu süreçte öğrencilere destek olmaları gerekiyor. Kendi uhdelerinde yarım kalmış bir eğitim sürecini çocukları ile tamamlama eğilimine girmeleri sorunları da beraberinde getiriyor. Böyle bir tutum çocukların sınav kaygısını artıran unsurlardan birisi...

Aday öğrenciler ve veliler tercihleri yaparken çocuğun sınav performansına yakın yerlerden seçim yapmaları en doğru olanı. Bu nedenle bir önceki yıl oluşan verilerden yararlanabilirler. Çocuğun performansının çok üstündeki yerlerden oluşacak bir liste doğru bir tercih stratejisi değil. Zira okulların yerleştirme puanları büyük değişiklikler göstermiyor.

Bir meslek lisesine gitmek istemeyen ama puanı da bir Anadolu lisesine yetecek düzeyde olmayan aday öğrenciler için özel okul gamı her yılkinden daha fazla. Geçen yıldan beri eğitim sistemine dahil olan Temel Liseler bu durumdaki öğrenciler için az maliyetli okullar olarak göze çarpıyor. Bu liselere giden öğrencilerin büyük bölümünün devlet teşviklerinden yararlanması nedeniyle eğitim ücretlerinin bir dershane ücretine neredeyse eşdeğer olması da farklı bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor.

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 15 Haziran 2016 10:53

Gösterim: 13402

Pedagog A.Şima Sunder - Lions Quest Yaşam Becerileri Programı Eğitimler Koordinatörü

lionsErken Çocukluk Eğitimi sürecinde 0-6 Yaş “Okul Öncesi Dönem”i, çocuklarımızı geleceğe hazırlayan, onların sosyal-duygusal, bedensel ve bilişsel  gelişim aşamalarında büyük rol oynayan temel Eğitim Dönemi olarak kabul edilmektedir.

Anne ve babalar, en değerli varlıkları olan bebeklerini  kucaklarına aldıkları ilk andan itibaren onun özellikle sağlıklı yaşaması, güçlü ve dirençli olması için büyük özen ve duyarlılık göstermekte, yaşadığı ortamı mümkün olan  en uygun koşullarda hazırlayarak büyütmek istemektedirler.

Temel eğitim ve gelişim  dönemine gelindiğinde ise aileleri, dünyada  ve özellikle ülkemizde çocuklarımıza ihtiyaçları olan sağlıklı ortamı ve beslenmeyi, nitelikli eğitimi, sağlam gelişim imkanlarını verememenin kaygıları sarmaktadır. İşte tam da bu dönemde, söz konusu bu kaygıları umuta çevirecek, onlara uygun eğitim uygulamaları ile yol gösterecek okul öncesi eğitim kurumlarına, bilgili ve deneyimli öğretmenlere, rehberlik uzmanlarına, çocuk doktorlarına ve merkezlerine ihtiyaç duyarlar. Doğru isimlerin ve kurumların  yönlendirmesi ile önce aile içinde daha sonra da okul  öncesi eğitim kurumlarında yaşlarına uygun eğitimle yetişme fırsatı bulan çocuklarımız da, bu dönemi sağlam kazanımlarla yaşamış olacaktır.

Çocuklarımız okul öncesi dönemde bilişsel, fiziksel, duygusal ve sosyal açıdan  gelişimlerini büyük ölçüde tamamlamış olurlar. Bu nedenle, kendilerini bekleyen uzun akademik hayata ya da yaşamın kendisine en iyi şekilde hazırlanabilmelerinde okul öncesi eğitim kurumlarından alacakları destek büyük önem taşımaktadır.

Okul Öncesi Dönemde  ilköğrenime hazırlık aşamasını yaşayan çocuklarımızın okulda uyumlu  olmaları, akademik  başarının  ve kendilerine olan güvenin artması için önemli destek oluşturmaktadır. Bu başarıyı sağlamak ve sürekli kılmak için  okul öncesi dönemde kurumlarda uygulanan programların etkisi çok  büyüktür.

Modern ve bilimsel  eğitim programları arasında ilk sırada yeri olan Yaşam Becerileri Eğitim programı yöntemleri ile hazırlanan ve sosyal duygusal öğrenme esasları erken yaşta uygulanan ortamlarda eğitilen çocuklar için hedeflenen başarıyı elde etmek kolaylaşmaktadır. Bu nedenle de öğretmenlerin  bu yöntemleri kazanarak temel eğitimi sağlamaları beklenmektedir. Bu süreçte  aileyi de içine alan ortak yaklaşımlar öğrencinin kazanacağı değerleri güçlendirmektedir.

lions_quest_22Yaşam Becerileri Eğitim programında çocukların, bir oyun ortamı içinde  güçlü, yaratıcı, yaşadığımız yüzyılda ihtiyaç duyulan  hızlı akıl gelişimine uygun program ve malzeme ile gelişimleri desteklenmektedir.  Ayrıca söz konusu programın sağladığı ilişki odaklı eğitim ortamında çocukların sosyalleşmeleri, oto kontrolleri ve duygusal gelişimleri sağlanmaktadır.

Öğrenme motivasyonları yükselmiş yaratıcı ve üretken bir nesil için erken yaşta en uygun ortamı sağlamak umuduyla tasarlanan Okul Öncesi Dönemi’nde, kendilerine güven duyarak büyüyen, cinsel kimlik kazanan, kendini tanıyan, zihinsel/bilişsel yetenekleri, kapasiteleri artan ve fiziksel sağlıkları gelişen çocukların çevreleri ve akranları ile iletişimlerinin de güçlendiği unutulmamalıdır. Birbirleri ile olumlu ilişkiler kurdukları ortamda çocukların saldırganlık ve şiddet eğilimleri azalmakta, düzene ve disipline uyumları için birlikte çözümler geliştirilmektedir.

Çocuklarımızın kendi çözümlerine  ulaşmaları  ve kişiliklerinin güçlenmesini sağlayarak doğru kararlar vermeleri sürecine de yardımcı olan Yaşam Becerileri Eğitim Programı ile erken yaşta  yetişen çocuklarımızı sağlam ve sağlıklı bir geleceğe hazırlamak, korumak; haklarının  ve ihtiyaçlarının farkına varmalarını sağlamak yetişkinlerin ve eğitimcilerin en önemli görevlerinden biri haline gelmiştir. Zira unutulmamalıdır ki çocuklarımızın, sadece bilgi sahibi olmaları, maalesef, ne akademik hayatta ne de sosyal hayatta başarılı olabilecekleri anlamına gelmemektedir. Öğrenme motivasyonları yükselmiş yaratıcı ve üretken bir nesil yaratabilmek için okul öncesi döneme özellikle önem ve ağırlık vermek büyük önem taşımaktadır.

Görüşler

“Böyle bir organizasyona dahil olmaktan şahsım adıma öncelikle tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi bir borç bilirim. Yaşam becerileri eğitimine aktif katılım ve etkinlikler  oldukça ilgi çekici ve bir o kadar da eğiticiydi” Başak Bozkurt / Özel Koşuyolu Mozaik İlkokulu Okul Öncesi Öğretmeni

“Öncelikle tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi bir borç bilirim. Aktif katılımlı bu bilgilendirme seminerinde öğrendiklerimi  öğrencilerime uygulayarak güzel geri dönüşler almak beni mutlu etti.”  Müjgan Tangül / Özel Koşuyolu Mozaik İlkokulu Okul Öncesi Öğretmeni

lions Quest Yaşam Becerileri Eğitimi okul öncesi eğitimin öneminin bilincinde, eğitim felsefesini oluşturmuştur. Yaşam becerileri eğitim programı, çocuklara, yetişkinlerin olmalarını istedikleri yerde değil, onların bulunduğu yerde yaklaşmanın gelişim açısından daha yararlı olduğunu savunan bir yaklaşımdır. Çocukların özel beceri, yetenek ve ilgi alanlarını geliştirmek için düzenlenmiş bir programdır. Çocuklar planlama sürecine dahil edilmişlerdir. Etkin öğrenme kavramı ile birlikte, etkin iletişim metotları ile birlikte kullanılır.

Yaşam becerileri eğitiminde bizlere sağladığınız katkılar için teşekkür ederiz.” Ebru Kırveli / Sihirli Orman Anaokulları  Genel Eğitim Koordinatörü

“İnsan gelişiminde erken çocukluk dönemi tüm gelişim alanlarında yaşam için gerekli becerilerin gelişiminin en hızlı olduğu bir zaman dilimidir. Bu dönem, sosyo-duygusal öğrenme yoluyla kişilik ve karakter gelişimine destek olunması gereken bir dönemdir.

Yaşam Becerileri Programı’nın Türkiye’ye geldiği 2007 yılından bu yana programın oluşumunda çeşitli roller aldım. Okul Öncesi ve İlköğretim yılları için uygulamaya geçen programın  kültüre uyarlanması çalışmalarındaydım. Öğretmen seminerlerine katıldım. Sonrasında iki kez yapılan değerlendirme çalışmasının yürütücülüğünü yaptım. Programı farklı açılardan görme ve değerlendirme fırsatım oldu.

İçerikle ilgili çalışmalarımda programın alışıla gelmiş bir içerikten uzak olduğunu gördüm. Didaktik bir yöntem yerine çocukları içine katan demokratik ve paylaşımcı bir yöntem ile yazılmış bir program olması dikkat çekiciydi. O dönemde öğretmenlerin olumlu sınıf kültürü oluştumasına fırsat vereceğini düşünmüştüm. Ardından öğretmen seminerlerine katıldığımda, prorgamdaki bu içerik ve yöntemin seminerlerdeki yaklaşım ve tutuma yansıdığını gözlemledim. Seminerler sonrası öğretmenlerin seminerlerle ve programla ilgili olumlu söylemlerini paylaştıklarını gördüm. Değerlendirme çalışmalarında ise sınıf ortamı ve öğrenci davranışlarını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşıldı.

Yaşam Becerileri Programı her zaman için değişen farklılaşan ve uygulandığı sınıfın özelliklerine uygun hale getirilebilen esnek bir program olma özelliğini de koruyarak, Türkiye’de 10 yılını tamamlıyor. Türkiye’nin okullarda sosyo-duygusal gelişimi destekleyen bir programa ihtiyacı var. Yaşam Becerileri Programı bu ihtiyaca cevap verebilecek bir program.”

Yrd. Doç. Dr. Mine Göl Güven / Boğaziçi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Öğretim Üyesi

 

> Okul öncesi dönemde yaşam becerileri eğitiminin önemi

Pedagog A.Şima Sunder - Lions Quest Yaşam Becerileri Programı Eğitimler Koordinatörü

lionsErken Çocukluk Eğitimi sürecinde 0-6 Yaş “Okul Öncesi Dönem”i, çocuklarımızı geleceğe hazırlayan, onların sosyal-duygusal, bedensel ve bilişsel  gelişim aşamalarında büyük rol oynayan temel Eğitim Dönemi olarak kabul edilmektedir.

Anne ve babalar, en değerli varlıkları olan bebeklerini  kucaklarına aldıkları ilk andan itibaren onun özellikle sağlıklı yaşaması, güçlü ve dirençli olması için büyük özen ve duyarlılık göstermekte, yaşadığı ortamı mümkün olan  en uygun koşullarda hazırlayarak büyütmek istemektedirler.

Temel eğitim ve gelişim  dönemine gelindiğinde ise aileleri, dünyada  ve özellikle ülkemizde çocuklarımıza ihtiyaçları olan sağlıklı ortamı ve beslenmeyi, nitelikli eğitimi, sağlam gelişim imkanlarını verememenin kaygıları sarmaktadır. İşte tam da bu dönemde, söz konusu bu kaygıları umuta çevirecek, onlara uygun eğitim uygulamaları ile yol gösterecek okul öncesi eğitim kurumlarına, bilgili ve deneyimli öğretmenlere, rehberlik uzmanlarına, çocuk doktorlarına ve merkezlerine ihtiyaç duyarlar. Doğru isimlerin ve kurumların  yönlendirmesi ile önce aile içinde daha sonra da okul  öncesi eğitim kurumlarında yaşlarına uygun eğitimle yetişme fırsatı bulan çocuklarımız da, bu dönemi sağlam kazanımlarla yaşamış olacaktır.

Çocuklarımız okul öncesi dönemde bilişsel, fiziksel, duygusal ve sosyal açıdan  gelişimlerini büyük ölçüde tamamlamış olurlar. Bu nedenle, kendilerini bekleyen uzun akademik hayata ya da yaşamın kendisine en iyi şekilde hazırlanabilmelerinde okul öncesi eğitim kurumlarından alacakları destek büyük önem taşımaktadır.

Okul Öncesi Dönemde  ilköğrenime hazırlık aşamasını yaşayan çocuklarımızın okulda uyumlu  olmaları, akademik  başarının  ve kendilerine olan güvenin artması için önemli destek oluşturmaktadır. Bu başarıyı sağlamak ve sürekli kılmak için  okul öncesi dönemde kurumlarda uygulanan programların etkisi çok  büyüktür.

Modern ve bilimsel  eğitim programları arasında ilk sırada yeri olan Yaşam Becerileri Eğitim programı yöntemleri ile hazırlanan ve sosyal duygusal öğrenme esasları erken yaşta uygulanan ortamlarda eğitilen çocuklar için hedeflenen başarıyı elde etmek kolaylaşmaktadır. Bu nedenle de öğretmenlerin  bu yöntemleri kazanarak temel eğitimi sağlamaları beklenmektedir. Bu süreçte  aileyi de içine alan ortak yaklaşımlar öğrencinin kazanacağı değerleri güçlendirmektedir.

lions_quest_22Yaşam Becerileri Eğitim programında çocukların, bir oyun ortamı içinde  güçlü, yaratıcı, yaşadığımız yüzyılda ihtiyaç duyulan  hızlı akıl gelişimine uygun program ve malzeme ile gelişimleri desteklenmektedir.  Ayrıca söz konusu programın sağladığı ilişki odaklı eğitim ortamında çocukların sosyalleşmeleri, oto kontrolleri ve duygusal gelişimleri sağlanmaktadır.

Öğrenme motivasyonları yükselmiş yaratıcı ve üretken bir nesil için erken yaşta en uygun ortamı sağlamak umuduyla tasarlanan Okul Öncesi Dönemi’nde, kendilerine güven duyarak büyüyen, cinsel kimlik kazanan, kendini tanıyan, zihinsel/bilişsel yetenekleri, kapasiteleri artan ve fiziksel sağlıkları gelişen çocukların çevreleri ve akranları ile iletişimlerinin de güçlendiği unutulmamalıdır. Birbirleri ile olumlu ilişkiler kurdukları ortamda çocukların saldırganlık ve şiddet eğilimleri azalmakta, düzene ve disipline uyumları için birlikte çözümler geliştirilmektedir.

Çocuklarımızın kendi çözümlerine  ulaşmaları  ve kişiliklerinin güçlenmesini sağlayarak doğru kararlar vermeleri sürecine de yardımcı olan Yaşam Becerileri Eğitim Programı ile erken yaşta  yetişen çocuklarımızı sağlam ve sağlıklı bir geleceğe hazırlamak, korumak; haklarının  ve ihtiyaçlarının farkına varmalarını sağlamak yetişkinlerin ve eğitimcilerin en önemli görevlerinden biri haline gelmiştir. Zira unutulmamalıdır ki çocuklarımızın, sadece bilgi sahibi olmaları, maalesef, ne akademik hayatta ne de sosyal hayatta başarılı olabilecekleri anlamına gelmemektedir. Öğrenme motivasyonları yükselmiş yaratıcı ve üretken bir nesil yaratabilmek için okul öncesi döneme özellikle önem ve ağırlık vermek büyük önem taşımaktadır.

Görüşler

“Böyle bir organizasyona dahil olmaktan şahsım adıma öncelikle tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi bir borç bilirim. Yaşam becerileri eğitimine aktif katılım ve etkinlikler  oldukça ilgi çekici ve bir o kadar da eğiticiydi” Başak Bozkurt / Özel Koşuyolu Mozaik İlkokulu Okul Öncesi Öğretmeni

“Öncelikle tüm emeği geçenlere teşekkürlerimi bir borç bilirim. Aktif katılımlı bu bilgilendirme seminerinde öğrendiklerimi  öğrencilerime uygulayarak güzel geri dönüşler almak beni mutlu etti.”  Müjgan Tangül / Özel Koşuyolu Mozaik İlkokulu Okul Öncesi Öğretmeni

lions Quest Yaşam Becerileri Eğitimi okul öncesi eğitimin öneminin bilincinde, eğitim felsefesini oluşturmuştur. Yaşam becerileri eğitim programı, çocuklara, yetişkinlerin olmalarını istedikleri yerde değil, onların bulunduğu yerde yaklaşmanın gelişim açısından daha yararlı olduğunu savunan bir yaklaşımdır. Çocukların özel beceri, yetenek ve ilgi alanlarını geliştirmek için düzenlenmiş bir programdır. Çocuklar planlama sürecine dahil edilmişlerdir. Etkin öğrenme kavramı ile birlikte, etkin iletişim metotları ile birlikte kullanılır.

Yaşam becerileri eğitiminde bizlere sağladığınız katkılar için teşekkür ederiz.” Ebru Kırveli / Sihirli Orman Anaokulları  Genel Eğitim Koordinatörü

“İnsan gelişiminde erken çocukluk dönemi tüm gelişim alanlarında yaşam için gerekli becerilerin gelişiminin en hızlı olduğu bir zaman dilimidir. Bu dönem, sosyo-duygusal öğrenme yoluyla kişilik ve karakter gelişimine destek olunması gereken bir dönemdir.

Yaşam Becerileri Programı’nın Türkiye’ye geldiği 2007 yılından bu yana programın oluşumunda çeşitli roller aldım. Okul Öncesi ve İlköğretim yılları için uygulamaya geçen programın  kültüre uyarlanması çalışmalarındaydım. Öğretmen seminerlerine katıldım. Sonrasında iki kez yapılan değerlendirme çalışmasının yürütücülüğünü yaptım. Programı farklı açılardan görme ve değerlendirme fırsatım oldu.

İçerikle ilgili çalışmalarımda programın alışıla gelmiş bir içerikten uzak olduğunu gördüm. Didaktik bir yöntem yerine çocukları içine katan demokratik ve paylaşımcı bir yöntem ile yazılmış bir program olması dikkat çekiciydi. O dönemde öğretmenlerin olumlu sınıf kültürü oluştumasına fırsat vereceğini düşünmüştüm. Ardından öğretmen seminerlerine katıldığımda, prorgamdaki bu içerik ve yöntemin seminerlerdeki yaklaşım ve tutuma yansıdığını gözlemledim. Seminerler sonrası öğretmenlerin seminerlerle ve programla ilgili olumlu söylemlerini paylaştıklarını gördüm. Değerlendirme çalışmalarında ise sınıf ortamı ve öğrenci davranışlarını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşıldı.

Yaşam Becerileri Programı her zaman için değişen farklılaşan ve uygulandığı sınıfın özelliklerine uygun hale getirilebilen esnek bir program olma özelliğini de koruyarak, Türkiye’de 10 yılını tamamlıyor. Türkiye’nin okullarda sosyo-duygusal gelişimi destekleyen bir programa ihtiyacı var. Yaşam Becerileri Programı bu ihtiyaca cevap verebilecek bir program.”

Yrd. Doç. Dr. Mine Göl Güven / Boğaziçi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Öğretim Üyesi

 

Son Güncelleme: Pazartesi, 20 Haziran 2016 15:01

Gösterim: 13677

Shan S. Haider Prudential First Eğitim A.Ş. Danışmanlık Hizmetleri Müdürü
shan_haiderGezi Parkı olaylarından beri anadili İngilizce olan öğretmen eksikliği daha belirgin şekilde hissedilmektedir. Yıllar geçtikçe Türkiye’de çalışacak deneyimli anadili İngilizce olan öğretmenleri bulmak daha zorlaşmaktadır. Doğal olarak okullar, sahip oldukları öğretmenleri ellerinde tutmaya çalışmakta ve onlara kontratlarını yenilerken daha fazla teşvik edici tekliflerde bulunmaktadırlar. Dil okullarının her şehirde yüksek oranda çoğalması sonucu ilgili piyasada rekabet oldukça sertleşmektedir. Dil okullarının ayakta kalabilmeleri iki ana faktöre bağlıdır: Rekabetçi fiyat ve anadili İngilizce olan öğretmen temini. Dil Kurslarının iş modelleri anadili İngilizce olan öğretmenlere dayanmaktadır, çünkü Türk öğrenciler anadili öğrenmek istedikleri dilden farklı olan aksana dikkat etmekte ve aksi durumlarda iade talep etmektedirler. Önceleri dil okulları anadili İngilizce olan öğretmenlere saat başı 15-20 TL ödeyerek çalıştırabilmekteydiler, fakat şimdi birçok K-12 arasındaki iyi özel okul ödedikleri para ve sağladıkları ek olanaklarla averaj bir özel okuldan çok daha fazla fırsatı anadili İngilizce olan öğretmenlere sunmaktadırlar. Bu durum, özel okulların arasındaki, sınırlı sayıda olan anadili İngilizce olan öğretmen bulma konusundaki rekabeti de kızıştırmaktadır.

Görünen o ki size önerebileceğim sihirli bir formülüm malesef yok. Pek çok okul anadili İngilizce olan öğretmenlerini muhafaza etme zorluğuyla karşı karşıyadır. Ne yazık ki bunun için doğrudan ortaya konulacak bir çözüm yoktur, ancak bu durumda olanlar için bazı çok önemli tavsiyelerde bulunabilirim. Aynı bir hastalık gibi, belirtiler erken dönemde teşhis edilirse hastalığı iyileştirme olasılığı daha fazladır. Elbette kanser veya diğer öldürücü hastalıklarda olduğu gibi istisnalar her zaman olacaktır.
Benzer biçimde okullar da, belirtilere daha büyük problemler haline gelmeden ve sıklıkla olduğu gibi yeterli bir çözüm için çok geç olmadan önce dikkat etmelidirler. Bir öğretmenin eğitim yılının ortasında çekip gitmesi okul için oldukça zordur. Öğretmenin gidişi diğer anadili İngilizce olan öğretmenleri de baskı altında bırakır ve onlar sıklıkla dersleri telafi edebilmek için anlaştıkları saatlerden daha fazla çalışmaya zorlanırlar.
Aileler böyle ayrılışlarda sıklıkla ortaya çıkan sorunlara dikkati çeken ilk kişilerdir, özellikle de öğretmen öğrencileriyle iyi bir ilişkiye sahip olmuşsa şikâyet etmekte veya soru sormakta hiç zaman kaybetmezler.
Anadili İngilizce olan öğretmenler işlerini zorunlu kalmadıkları sürece bırakmazlar. Bu öğretmenlerin de ödenecek faturaları ve kendi ülkelerinde sahip oldukları birtakım finansal sorumlulukları vardır. İyi para kazandıran bir işi bırakmak asla tercih ettikleri bir şey değildir. Bir öğretmenin gidişinin veya sözleşmesine uymamasının sebepleri şunlardır:
Okul yönetimine güvensizlik: Bu genellikle verilen, söylenen ya da ima edilen sözlere uyulmadığında ortaya çıkar. Yabancı bir öğretmen genellikle e-posta veya Skype görüşmesi aracılığıyla işe alınır ve sıklıkla resmin bütünü açıkca öğretmene gösterilmez. Bilinmesi gereken pek çok detay Türk okulları tarafından genellikle gözden kaçırılır veya yanlış addedilir, fakat bu küçük detaylar bir yanlış anlaşılmaya dönüşerek can sıkıcı olabilirler. Bu durumda yabancı bir öğretmen kendini işi kabul etmesi için kandırılmış hisseder. Size pek de önemli gelmeyen, fakat öğretmen için önemli olabilecek küçük detayların ortaya konduğundan emin olmalısınız. Altına bakılmadık taş bırakılmamalıdır. Tatil günleri, eğer gerekli ise hafta sonu katılımları, veli toplantıları gibi. “Gerekirse hafta sonları sizi çağırabiliriz” demek yeterli değildir. Yabancı bir öğretmen hafta sonu çalışmak istemez. Hafta sonu gerçekleşecek katılımı zorunlu veli toplantıları ya da özel etkinlikler öğretmene açıklanmalıdır.
Yabancı öğretmen ve işe alımını gerçekleştiren personel arasında yapılan bütün e-posta gönderimleri, iletişimler ve bütün detaylar saklanmalıdır. İK görevlisinin okulu bırakması durumunda okulun, saklanmış iletişim bilgilerine başvurabilmesi gerekir. En doğrusu standart bilgileri içeren bir PDF veya Word dosyasının bütün yabancı öğretmenlere gönderilmesidir. Yabancı öğretmenlerden sorumlu olan herkes böylece son gelişmelerden haberdar olarak ve yabancı öğretmenlere neyin vaat edildiği ve onlarla ne üzerine anlaşıldığı konuları hakkında bilgi sahibi olurlar.

Okul tarafından sözleşmenin ihlali: Bu, öğretmenlerin sözleşme imzalamalarına ve bir yıl çalışacaklarını taahhüt etmelerine rağmen okuldan ayrılmalarındaki temel nedenlerden biridir. Sözleşme ihlali pek çok biçimde gerçekleşir. Sınırlı olmamakla birlikte şunları içerir: maaşlar, sosyal yardımlar, çalışma saatleri, hafta sonu çalışmaları, çalışma ve ikamet izinleri gibi kanuni ve resmiişler ve özel sağlık sigortası. Bu şartlardan herhangi biri çiğnenir çiğnenmez öğretmen, eksikliklere işaret etmek için hızlı davranacaktır. Okullar sözleşmelerine ve anlaşılan şartlara uygun hareket etmelidirler, böylece sözleşme ihlali olmayacaktır ve öğretmenler memnun olarak sözleşme yıllarını tamamlayacaklardır. Pek çok okul birçok konuda sözler vererek sözleşme imzalarlar; ancak maaşları zamanında yatırmayı veya kâğıt işlerini dosyalamayı başaramazlar, böylece anadili İngilizce olan öğretmenlerini de kaybederler.
Sınıf öğretmeninden destek alamama: Sınıf öğretmenleri genellikle Türk öğretmenlerdir ve sınıf yönetimi becerileri ile bilinirler. Öğrenciler genellikle burada listelenebilecek pek çok nedenden ötürü anadili İngilizce olan öğretmenlerine uygunsuz davranabilirler. Anadili İngilizce olan öğretmen sıklıkla öğrencilerin bu uygunsuz davranışlarından şikâyet edebilir, ancak genellikle sesini duyuramaz. Sınıf öğretmenleri yabancı İngilizce öğretmenlerine sıklıkla uygunsuz davranışlarda bulunan öğrencilerin isimlerini temin ederek öğretmene destek olmalıdır. Sınıf öğretmenleri yabancı İngilizce öğretmenlerinin dersleri esnasında öğrencilerin davranışlarını gözlemlemek için sınıflara uğramayı, özellikle de aktif öğrencilerin olduğu sınıflara daha fazla uğramayı alışkanlık haline getirmelidirler. Sınıf öğretmenleri ailelere daha yakındırlar, bu nedenle öğrenciler doğal olarak bu öğretmenlere daha iyi davranmaya ve itaat etmeye daha yatkındırlar. Yabancı bir öğretmen işe başladığının ilk haftasında öğrencileri sınıf öğretmeni eşliğinde görmelidir. Bu, örnek bir durum teşkil eder ve yabancı öğretmenler sınıfta izin verilen davranışlar hakkında farkındalık kazanır. Ev ödevi, testler, müfredata uygunluk gibi unsurlar bölüm başkanları ve sınıf öğretmenleri tarafından belirli aralıklarla kontrol edilmelidir.
Bölüm başkanlarından destek alamama: Ders programının ve kitapların öğretmene verilmesi yeterli değildir. Bir bölüm başkanı anadili İngilizce olan öğretmenine müfredatı belirlemeye yardım etmelidir. Türk İngilizce öğretmenleri veya sınıf öğretmenleri en az bir haftalık denetimsel sınıf desteği ayarlayarak öğretmene yardım etmelidirler, böylece öğrenci davranışları değişecek ve örnek bir davranış modeli kendiliğinden gelişecektir. Bölüm başkanları ayrıca yabancı öğretmenlerin görev ve sorumluluklarını detaylı bir biçimde gözden geçirmeli, onlara neler olduğunu anlamalarında yardımcı olmalıdırlar. Pek çok okul, anadili İngilizce olan öğretmenlere Türk öğretmenlerle birlikte öğrencileri öğle arasında ve teneffüslerde gözetim altında bulundurmak (nöbetçi öğretmen) için ihtiyaç duyarlar. Yabancı öğretmenlerden sınav gözetmenliği yapmaları da istenir. Tüm bu sorumlulukların kesin olarak detaylandırılarak ortaya konması sağlanmalı ve böylece yabancı öğretmenler program hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Hafta sonları veya tatiller için programlanmış özel etkinlikler, veli toplantıları veya herhangi bir aktivite yabancı öğretmenlerle önceden paylaşılmalıdır. Türk öğretmenlerin aksine yabancı öğretmenler tatil planlarını çok önceden yaparlar, böylece uçak biletleri için para biriktirebilirler. Noel ve Paskalya gibi tatilleri teklif eden okullar bu günleri önceden duyurmalıdırlar. Çoğu anadili İngilizce olan öğretmenleri rahatsız eden şeylerden bir diğeri ise bölüm toplantılarında kullanılan dildir. Eğer bölüm başkanları toplantılarını İngilizce sürdüremiyorlarsa, yabancı öğretmenler bu tür toplantı ve etkinliklerden muaf olmalıdırlar. Bu, yabancı öğretmenler için insanların yüzlerine bakarak ve durumdan bir şeyler anlamaya çalışılarak geçirilen büyük bir zaman kaybıdır.
Daha iyi bir iş teklifi: Gelişmiş toplumlarda sözleşme ihlali ciddi bir sivil suç olarak görülür. Bu zihniyet sebebiyle yabancı öğretmenler kendilerini etkileyebilecek sonuçlar ve cezalardan ötürü sözleşme şartlarını ihlal etmeyi istemezler; fakat daha iyi bir iş fırsatını sadece parasal nedenlerden değil, yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü de değerlendireceklerdir. Sözleşmeyle belirlenmiş haklarının devamlı ihlal edildiğini hisseden ve okul idaresinin de bunu düzeltmek için hiçbir şey yapmadığını düşünen birçok yabancı öğretmenin çalıştıkları okuldan, hatta Türkiye’den ayrıldığına şahit oldum.
Pek çok öğretmen öğretmeyi sevdiği ve gençlere ilham vermek istediği için bu mesleği seçer. Bu öğretmenlerden pek çoğu büyürken kendi öğretmenlerinden ilham almıştır ve onlar da meşaleyi ellerine alıp bir farkındalık yaratmak için yola koyulmaları gerektiğini hissetmişlerdir. Ayrıca öğretmenin eğlenceli olması ve farklı bir kültürü deneyimleme şansına sahip olmaları da yabancı bir ülkeye gelerek öğretmenlik yapmalarında etkin olur.Bütün bu faktörler yabancı öğretmenin okuldaki herhangi birisinden görebileceği yanlış bir davranış, negatif bir tutum veya söylem ; kendi kültürlerine karşı gösterilen hoşgörüsüzlük ve okul yönetiminden hiç destek gelmemesi gibi sebeplerden dolayı kolayca mahvolabilir.
Çalıştığım çoğu okulda anadili İngilizce olan öğretmenler için uyum programları vardı; ama genellikle göz ardı ettikleri ya da değerlendirmedikleri şey, yerli öğretmenler için uyum veya kültürel hassasiyet programları yaratmamalarıydı. Yerel çalışanlara kültürel farklılıklar, yabancı öğretmenlerin özellerine, dinlerine veya farklı inançlarına saygı duymayı içeren yoğun bir kurs verilmesi ciddi bir önem taşımaktadır. İlk iş gününde kahve odasında yerel öğretmenlerin yabancı öğretmenlerle özel konuşmalara girmeye çalıştıklarını sıklıkla gördüm. Bu, pek çok yabancı öğretmeni rahatsız etmektedir. Yabancı öğretmenlerin okulda çalışmaktan keyif almasını sağlamak için atmosfer rahatlatıcı ya da en azından anlayışlı olmalıdır.
Okullar bizimki gibi işe yerleştirme şirketleriyle sözleşme yaptıklarında yukarıda saydığım pek çok sorunun üstesinden gelmekte şirketlerden gereken profosyonel yardımı alabilmektedirler. Daha uç noktadaki durumlarda, eğer öğretmen işi bırakırsa veya acilen gitmesi gerekirse onların yerine yedek öğretmen sağlamakta ve hatta geçici süre için yeni bir öğretmen atamakta böylece okullar eğitim zamanını kaybetmemiş olmaktadırlar.

> Anadili İngilizce olan öğretmeninizi nasıl tutarsınız?

Shan S. Haider Prudential First Eğitim A.Ş. Danışmanlık Hizmetleri Müdürü
shan_haiderGezi Parkı olaylarından beri anadili İngilizce olan öğretmen eksikliği daha belirgin şekilde hissedilmektedir. Yıllar geçtikçe Türkiye’de çalışacak deneyimli anadili İngilizce olan öğretmenleri bulmak daha zorlaşmaktadır. Doğal olarak okullar, sahip oldukları öğretmenleri ellerinde tutmaya çalışmakta ve onlara kontratlarını yenilerken daha fazla teşvik edici tekliflerde bulunmaktadırlar. Dil okullarının her şehirde yüksek oranda çoğalması sonucu ilgili piyasada rekabet oldukça sertleşmektedir. Dil okullarının ayakta kalabilmeleri iki ana faktöre bağlıdır: Rekabetçi fiyat ve anadili İngilizce olan öğretmen temini. Dil Kurslarının iş modelleri anadili İngilizce olan öğretmenlere dayanmaktadır, çünkü Türk öğrenciler anadili öğrenmek istedikleri dilden farklı olan aksana dikkat etmekte ve aksi durumlarda iade talep etmektedirler. Önceleri dil okulları anadili İngilizce olan öğretmenlere saat başı 15-20 TL ödeyerek çalıştırabilmekteydiler, fakat şimdi birçok K-12 arasındaki iyi özel okul ödedikleri para ve sağladıkları ek olanaklarla averaj bir özel okuldan çok daha fazla fırsatı anadili İngilizce olan öğretmenlere sunmaktadırlar. Bu durum, özel okulların arasındaki, sınırlı sayıda olan anadili İngilizce olan öğretmen bulma konusundaki rekabeti de kızıştırmaktadır.

Görünen o ki size önerebileceğim sihirli bir formülüm malesef yok. Pek çok okul anadili İngilizce olan öğretmenlerini muhafaza etme zorluğuyla karşı karşıyadır. Ne yazık ki bunun için doğrudan ortaya konulacak bir çözüm yoktur, ancak bu durumda olanlar için bazı çok önemli tavsiyelerde bulunabilirim. Aynı bir hastalık gibi, belirtiler erken dönemde teşhis edilirse hastalığı iyileştirme olasılığı daha fazladır. Elbette kanser veya diğer öldürücü hastalıklarda olduğu gibi istisnalar her zaman olacaktır.
Benzer biçimde okullar da, belirtilere daha büyük problemler haline gelmeden ve sıklıkla olduğu gibi yeterli bir çözüm için çok geç olmadan önce dikkat etmelidirler. Bir öğretmenin eğitim yılının ortasında çekip gitmesi okul için oldukça zordur. Öğretmenin gidişi diğer anadili İngilizce olan öğretmenleri de baskı altında bırakır ve onlar sıklıkla dersleri telafi edebilmek için anlaştıkları saatlerden daha fazla çalışmaya zorlanırlar.
Aileler böyle ayrılışlarda sıklıkla ortaya çıkan sorunlara dikkati çeken ilk kişilerdir, özellikle de öğretmen öğrencileriyle iyi bir ilişkiye sahip olmuşsa şikâyet etmekte veya soru sormakta hiç zaman kaybetmezler.
Anadili İngilizce olan öğretmenler işlerini zorunlu kalmadıkları sürece bırakmazlar. Bu öğretmenlerin de ödenecek faturaları ve kendi ülkelerinde sahip oldukları birtakım finansal sorumlulukları vardır. İyi para kazandıran bir işi bırakmak asla tercih ettikleri bir şey değildir. Bir öğretmenin gidişinin veya sözleşmesine uymamasının sebepleri şunlardır:
Okul yönetimine güvensizlik: Bu genellikle verilen, söylenen ya da ima edilen sözlere uyulmadığında ortaya çıkar. Yabancı bir öğretmen genellikle e-posta veya Skype görüşmesi aracılığıyla işe alınır ve sıklıkla resmin bütünü açıkca öğretmene gösterilmez. Bilinmesi gereken pek çok detay Türk okulları tarafından genellikle gözden kaçırılır veya yanlış addedilir, fakat bu küçük detaylar bir yanlış anlaşılmaya dönüşerek can sıkıcı olabilirler. Bu durumda yabancı bir öğretmen kendini işi kabul etmesi için kandırılmış hisseder. Size pek de önemli gelmeyen, fakat öğretmen için önemli olabilecek küçük detayların ortaya konduğundan emin olmalısınız. Altına bakılmadık taş bırakılmamalıdır. Tatil günleri, eğer gerekli ise hafta sonu katılımları, veli toplantıları gibi. “Gerekirse hafta sonları sizi çağırabiliriz” demek yeterli değildir. Yabancı bir öğretmen hafta sonu çalışmak istemez. Hafta sonu gerçekleşecek katılımı zorunlu veli toplantıları ya da özel etkinlikler öğretmene açıklanmalıdır.
Yabancı öğretmen ve işe alımını gerçekleştiren personel arasında yapılan bütün e-posta gönderimleri, iletişimler ve bütün detaylar saklanmalıdır. İK görevlisinin okulu bırakması durumunda okulun, saklanmış iletişim bilgilerine başvurabilmesi gerekir. En doğrusu standart bilgileri içeren bir PDF veya Word dosyasının bütün yabancı öğretmenlere gönderilmesidir. Yabancı öğretmenlerden sorumlu olan herkes böylece son gelişmelerden haberdar olarak ve yabancı öğretmenlere neyin vaat edildiği ve onlarla ne üzerine anlaşıldığı konuları hakkında bilgi sahibi olurlar.

Okul tarafından sözleşmenin ihlali: Bu, öğretmenlerin sözleşme imzalamalarına ve bir yıl çalışacaklarını taahhüt etmelerine rağmen okuldan ayrılmalarındaki temel nedenlerden biridir. Sözleşme ihlali pek çok biçimde gerçekleşir. Sınırlı olmamakla birlikte şunları içerir: maaşlar, sosyal yardımlar, çalışma saatleri, hafta sonu çalışmaları, çalışma ve ikamet izinleri gibi kanuni ve resmiişler ve özel sağlık sigortası. Bu şartlardan herhangi biri çiğnenir çiğnenmez öğretmen, eksikliklere işaret etmek için hızlı davranacaktır. Okullar sözleşmelerine ve anlaşılan şartlara uygun hareket etmelidirler, böylece sözleşme ihlali olmayacaktır ve öğretmenler memnun olarak sözleşme yıllarını tamamlayacaklardır. Pek çok okul birçok konuda sözler vererek sözleşme imzalarlar; ancak maaşları zamanında yatırmayı veya kâğıt işlerini dosyalamayı başaramazlar, böylece anadili İngilizce olan öğretmenlerini de kaybederler.
Sınıf öğretmeninden destek alamama: Sınıf öğretmenleri genellikle Türk öğretmenlerdir ve sınıf yönetimi becerileri ile bilinirler. Öğrenciler genellikle burada listelenebilecek pek çok nedenden ötürü anadili İngilizce olan öğretmenlerine uygunsuz davranabilirler. Anadili İngilizce olan öğretmen sıklıkla öğrencilerin bu uygunsuz davranışlarından şikâyet edebilir, ancak genellikle sesini duyuramaz. Sınıf öğretmenleri yabancı İngilizce öğretmenlerine sıklıkla uygunsuz davranışlarda bulunan öğrencilerin isimlerini temin ederek öğretmene destek olmalıdır. Sınıf öğretmenleri yabancı İngilizce öğretmenlerinin dersleri esnasında öğrencilerin davranışlarını gözlemlemek için sınıflara uğramayı, özellikle de aktif öğrencilerin olduğu sınıflara daha fazla uğramayı alışkanlık haline getirmelidirler. Sınıf öğretmenleri ailelere daha yakındırlar, bu nedenle öğrenciler doğal olarak bu öğretmenlere daha iyi davranmaya ve itaat etmeye daha yatkındırlar. Yabancı bir öğretmen işe başladığının ilk haftasında öğrencileri sınıf öğretmeni eşliğinde görmelidir. Bu, örnek bir durum teşkil eder ve yabancı öğretmenler sınıfta izin verilen davranışlar hakkında farkındalık kazanır. Ev ödevi, testler, müfredata uygunluk gibi unsurlar bölüm başkanları ve sınıf öğretmenleri tarafından belirli aralıklarla kontrol edilmelidir.
Bölüm başkanlarından destek alamama: Ders programının ve kitapların öğretmene verilmesi yeterli değildir. Bir bölüm başkanı anadili İngilizce olan öğretmenine müfredatı belirlemeye yardım etmelidir. Türk İngilizce öğretmenleri veya sınıf öğretmenleri en az bir haftalık denetimsel sınıf desteği ayarlayarak öğretmene yardım etmelidirler, böylece öğrenci davranışları değişecek ve örnek bir davranış modeli kendiliğinden gelişecektir. Bölüm başkanları ayrıca yabancı öğretmenlerin görev ve sorumluluklarını detaylı bir biçimde gözden geçirmeli, onlara neler olduğunu anlamalarında yardımcı olmalıdırlar. Pek çok okul, anadili İngilizce olan öğretmenlere Türk öğretmenlerle birlikte öğrencileri öğle arasında ve teneffüslerde gözetim altında bulundurmak (nöbetçi öğretmen) için ihtiyaç duyarlar. Yabancı öğretmenlerden sınav gözetmenliği yapmaları da istenir. Tüm bu sorumlulukların kesin olarak detaylandırılarak ortaya konması sağlanmalı ve böylece yabancı öğretmenler program hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Hafta sonları veya tatiller için programlanmış özel etkinlikler, veli toplantıları veya herhangi bir aktivite yabancı öğretmenlerle önceden paylaşılmalıdır. Türk öğretmenlerin aksine yabancı öğretmenler tatil planlarını çok önceden yaparlar, böylece uçak biletleri için para biriktirebilirler. Noel ve Paskalya gibi tatilleri teklif eden okullar bu günleri önceden duyurmalıdırlar. Çoğu anadili İngilizce olan öğretmenleri rahatsız eden şeylerden bir diğeri ise bölüm toplantılarında kullanılan dildir. Eğer bölüm başkanları toplantılarını İngilizce sürdüremiyorlarsa, yabancı öğretmenler bu tür toplantı ve etkinliklerden muaf olmalıdırlar. Bu, yabancı öğretmenler için insanların yüzlerine bakarak ve durumdan bir şeyler anlamaya çalışılarak geçirilen büyük bir zaman kaybıdır.
Daha iyi bir iş teklifi: Gelişmiş toplumlarda sözleşme ihlali ciddi bir sivil suç olarak görülür. Bu zihniyet sebebiyle yabancı öğretmenler kendilerini etkileyebilecek sonuçlar ve cezalardan ötürü sözleşme şartlarını ihlal etmeyi istemezler; fakat daha iyi bir iş fırsatını sadece parasal nedenlerden değil, yukarıda saydığımız nedenlerden ötürü de değerlendireceklerdir. Sözleşmeyle belirlenmiş haklarının devamlı ihlal edildiğini hisseden ve okul idaresinin de bunu düzeltmek için hiçbir şey yapmadığını düşünen birçok yabancı öğretmenin çalıştıkları okuldan, hatta Türkiye’den ayrıldığına şahit oldum.
Pek çok öğretmen öğretmeyi sevdiği ve gençlere ilham vermek istediği için bu mesleği seçer. Bu öğretmenlerden pek çoğu büyürken kendi öğretmenlerinden ilham almıştır ve onlar da meşaleyi ellerine alıp bir farkındalık yaratmak için yola koyulmaları gerektiğini hissetmişlerdir. Ayrıca öğretmenin eğlenceli olması ve farklı bir kültürü deneyimleme şansına sahip olmaları da yabancı bir ülkeye gelerek öğretmenlik yapmalarında etkin olur.Bütün bu faktörler yabancı öğretmenin okuldaki herhangi birisinden görebileceği yanlış bir davranış, negatif bir tutum veya söylem ; kendi kültürlerine karşı gösterilen hoşgörüsüzlük ve okul yönetiminden hiç destek gelmemesi gibi sebeplerden dolayı kolayca mahvolabilir.
Çalıştığım çoğu okulda anadili İngilizce olan öğretmenler için uyum programları vardı; ama genellikle göz ardı ettikleri ya da değerlendirmedikleri şey, yerli öğretmenler için uyum veya kültürel hassasiyet programları yaratmamalarıydı. Yerel çalışanlara kültürel farklılıklar, yabancı öğretmenlerin özellerine, dinlerine veya farklı inançlarına saygı duymayı içeren yoğun bir kurs verilmesi ciddi bir önem taşımaktadır. İlk iş gününde kahve odasında yerel öğretmenlerin yabancı öğretmenlerle özel konuşmalara girmeye çalıştıklarını sıklıkla gördüm. Bu, pek çok yabancı öğretmeni rahatsız etmektedir. Yabancı öğretmenlerin okulda çalışmaktan keyif almasını sağlamak için atmosfer rahatlatıcı ya da en azından anlayışlı olmalıdır.
Okullar bizimki gibi işe yerleştirme şirketleriyle sözleşme yaptıklarında yukarıda saydığım pek çok sorunun üstesinden gelmekte şirketlerden gereken profosyonel yardımı alabilmektedirler. Daha uç noktadaki durumlarda, eğer öğretmen işi bırakırsa veya acilen gitmesi gerekirse onların yerine yedek öğretmen sağlamakta ve hatta geçici süre için yeni bir öğretmen atamakta böylece okullar eğitim zamanını kaybetmemiş olmaktadırlar.

Son Güncelleme: Perşembe, 14 Nisan 2016 11:28

Gösterim: 12635


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.