Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, parasız yatılı ya da burslu okuyan öğrencilerin sağlık giderlerinin karşılanması ile ilgili, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in cevaplandırması istemiyle, TBMM Başkanlığı'na yazılı soru önergesi verdi.
Özel, soru önergesine kaynak olan sorunu şöyle açıkladı: "Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü’nün 17.01.2012 tarihli ve 2012/2 Sayılı Genelgesi ile Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında parasız yatılı ve burslu okuyan öğrencilerinin sağlık giderlerinin 1.1.2012 tarihinden itibaren devralındığı bildirilmiştir. 17 günlük süre zarfında sistem eskiden olduğu gibi devam etmiş ve bu öğrencilerin ilaçlarını karşılayan eczaneler, öğrencilerden herhangi bir şekilde katılım payı almamışlar ve Kurum Medula Eczane Provizyon Sistemi’ne bu reçeteleri provizyon almak için girmemişlerdir. Medula Sistemi’nin çalışma prensibine göre de 35 gün içerisinde reçetelerin girişine izin verilmektedir. Bu durumda bu reçeteler şu an için eczacının elinde sisteme girilmeden beklemektedir."
Özel, Çelik ve Dinçer'e daha sonra şu soruları yöneltti: "Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında parasız yatılı ve burslu okuyan öğrencilerin mağduriyetine sebep olan bu durumun çözümü konusunda herhangi bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Eczacı mağduriyetine sebep olan bu durumun çözümü konusunda herhangi bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?"
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, parasız yatılı ya da burslu okuyan öğrencilerin sağlık giderlerinin karşılanması ile ilgili, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik ile Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in cevaplandırması istemiyle, TBMM Başkanlığı'na yazılı soru önergesi verdi.
Özel, soru önergesine kaynak olan sorunu şöyle açıkladı: "Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı Sigorta Primleri Genel Müdürlüğü’nün 17.01.2012 tarihli ve 2012/2 Sayılı Genelgesi ile Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında parasız yatılı ve burslu okuyan öğrencilerinin sağlık giderlerinin 1.1.2012 tarihinden itibaren devralındığı bildirilmiştir. 17 günlük süre zarfında sistem eskiden olduğu gibi devam etmiş ve bu öğrencilerin ilaçlarını karşılayan eczaneler, öğrencilerden herhangi bir şekilde katılım payı almamışlar ve Kurum Medula Eczane Provizyon Sistemi’ne bu reçeteleri provizyon almak için girmemişlerdir. Medula Sistemi’nin çalışma prensibine göre de 35 gün içerisinde reçetelerin girişine izin verilmektedir. Bu durumda bu reçeteler şu an için eczacının elinde sisteme girilmeden beklemektedir."
Özel, Çelik ve Dinçer'e daha sonra şu soruları yöneltti: "Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı İlköğretim ve Ortaöğretim Kurumlarında parasız yatılı ve burslu okuyan öğrencilerin mağduriyetine sebep olan bu durumun çözümü konusunda herhangi bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz? Eczacı mağduriyetine sebep olan bu durumun çözümü konusunda herhangi bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz?"
Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 09:37
Gösterim: 2562
Galata Rum İlkokulu Vakfı, Karaköy'deki 126 yıllık okul binasının tapusunu, 75 yıl sonra, el konulan azınlık vakıf mallarının iadesini sağlayan düzenlemeyle aldı.
Galata Rum İlkokulu Vakfı, el konulan azınlık vakıf mallarının iadesini sağlayan düzenlemeyle Karaköy'deki 126 yıllık okul binasına kavuştu. Vakıf Başkanı Meri Komorosano ve azınlık vakıfları temsilcisi Laki Vingas, okulun tapusunu dün aldı. Kültür merkezine dönüştürülecek bina, ilk olarak ekim ayında İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenecek Tasarım Bienali'ne ev sahipliği yapacak. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın geçen ramazanda farklı inanç gruplarının temsilcileri ile iftar buluşması öncesi yapılan jestle, cemaat vakıflarının 75 yıl önce el konulan veya Hazine adına tescil edilen mal varlıklarının asli sahiplerine iadesine imkan sağlandı. Resmi Gazete'de 27 Ağustos'ta yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu kurumları adına tescilli olan, aralarında mezarlık ve çeşmelerin de bulunduğu malvarlıklarının cemaat vakıflarına devri öngörüldü. Yönetmelik de 1 Ekim'de yayınlandı.
KHK SONRASI İLK BAŞVURU
Yönetmeliğin devreye girmesinin ardından ilk başvuru Galata Rum İlkokulu Vakfı'ndan geldi. İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne 25 Ekim'de başvuran vakıf yöneticileri, Karaköy'deki tarihi okul binasının iadesini talep etti. Başbakanlığa bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesindeki Vakıflar Meclisi, 7 Şubat'ta binanın iadesine karar verdi. Yönetmeliğe göre 60 gün içinde tapunun vakıf adına tescili gerekiyordu. Sürenin dolmasına 16 gün kala işlemler tamamlandı. Tapu, dün Beyoğlu Tapu Müdürlüğü'nde teslim edildi.
AİT OLDUĞU TOPLUMDA
1974'te Hazine'ye geçen okul, şu anda öğrenci olmadığı için atıl durumda. Okulun Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kullanıldığını, kapatılması için başvuru yapacaklarını belirten Komorosano, "Ben Başbakanımızın sözüne güvendim ve ilk başvuruyu yaptım" dedi. Vingas ise "Bina ait olduğu yere ve ait olduğu topluma döndü. Bu bir iadedir. Galata'ya Rum cemaatinin bu binayla sembolik olarak dönüşünü hissediyorum" dedi.
(Sabah)
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Galata Rum İlkokulu Vakfı, Karaköy'deki 126 yıllık okul binasının tapusunu, 75 yıl sonra, el konulan azınlık vakıf mallarının iadesini sağlayan düzenlemeyle aldı.
Galata Rum İlkokulu Vakfı, el konulan azınlık vakıf mallarının iadesini sağlayan düzenlemeyle Karaköy'deki 126 yıllık okul binasına kavuştu. Vakıf Başkanı Meri Komorosano ve azınlık vakıfları temsilcisi Laki Vingas, okulun tapusunu dün aldı. Kültür merkezine dönüştürülecek bina, ilk olarak ekim ayında İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenecek Tasarım Bienali'ne ev sahipliği yapacak. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın geçen ramazanda farklı inanç gruplarının temsilcileri ile iftar buluşması öncesi yapılan jestle, cemaat vakıflarının 75 yıl önce el konulan veya Hazine adına tescil edilen mal varlıklarının asli sahiplerine iadesine imkan sağlandı. Resmi Gazete'de 27 Ağustos'ta yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu kurumları adına tescilli olan, aralarında mezarlık ve çeşmelerin de bulunduğu malvarlıklarının cemaat vakıflarına devri öngörüldü. Yönetmelik de 1 Ekim'de yayınlandı.
KHK SONRASI İLK BAŞVURU
Yönetmeliğin devreye girmesinin ardından ilk başvuru Galata Rum İlkokulu Vakfı'ndan geldi. İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne 25 Ekim'de başvuran vakıf yöneticileri, Karaköy'deki tarihi okul binasının iadesini talep etti. Başbakanlığa bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesindeki Vakıflar Meclisi, 7 Şubat'ta binanın iadesine karar verdi. Yönetmeliğe göre 60 gün içinde tapunun vakıf adına tescili gerekiyordu. Sürenin dolmasına 16 gün kala işlemler tamamlandı. Tapu, dün Beyoğlu Tapu Müdürlüğü'nde teslim edildi.
AİT OLDUĞU TOPLUMDA
1974'te Hazine'ye geçen okul, şu anda öğrenci olmadığı için atıl durumda. Okulun Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kullanıldığını, kapatılması için başvuru yapacaklarını belirten Komorosano, "Ben Başbakanımızın sözüne güvendim ve ilk başvuruyu yaptım" dedi. Vingas ise "Bina ait olduğu yere ve ait olduğu topluma döndü. Bu bir iadedir. Galata'ya Rum cemaatinin bu binayla sembolik olarak dönüşünü hissediyorum" dedi.
(Sabah)
Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 09:20
Gösterim: 2497
İki öğrenci Ağrı’da öğretmenlerinin şiddetine maruz kaldı.
Ağrı’da iki öğrenci öğretmen dayağı yüzünd
en hastanelik oldu. Öğrencilerden biri arkadaşıyla şakalaştı diye öğretmeni tarafından tekme tokat dövüldü. Bir kız öğrenci de bahçede oynarken öğretmeninin yumruğuyla bayıldı.
Ağrı’da biri kız diğeri erkek iki ilköğretim okulu öğrencisinin öğretmenleri tarafından dövülerek hastanelik edildiği iddiası üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından iki öğretmen hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi.
İki olay, iki ayrı okulda 15 Mart günü meydana geldi. Kuva-i Milliye İlköğretim Okulu 7’nci sınıf öğrencisi M. Nuri Kaya, bir arkadaşı ile şakalaşırken iddiaya göre öğretmeni Cemil İmalı tarafından tekme-tokat dövüldü.
Sağ gözü morardı
Dayak sonrası M. Nuri Kaya, arkadaşları tarafından Ağrı Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne götürüldü. Hastanede serum takılan ve sağ gözü moraran Kaya, öğretmeninden şikâyetçi olduğunu söyledi.
Kar topu oynuyordu
Diğer olay ise Ağrı merkeze bağlı Yakınca Köyü İlköğretim Okulu’nda meydana geldi. 8’inci sınıf öğrencisi Fatma Alptekin, okulun bahçesinde arkadaşları ile kar topu oynarken, yanına gelen öğretmeni Mustafa Ercan’ın ;iddiaya göre kafasına yumrukla vurması sonucu bayıldı. Alptekin ailesine haber verilmesi üzerine kaldırıldığı Ağrı Devlet Hastanesi’nde ayakta tedavi edildi.
Polis her iki öğrencinin ifadesini alırken, öğrenci velilerinin şikâyeti üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü de olayla ilgili soruşturma başlattı.
(Milliyet)
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
İki öğrenci Ağrı’da öğretmenlerinin şiddetine maruz kaldı.
Ağrı’da iki öğrenci öğretmen dayağı yüzünd
en hastanelik oldu. Öğrencilerden biri arkadaşıyla şakalaştı diye öğretmeni tarafından tekme tokat dövüldü. Bir kız öğrenci de bahçede oynarken öğretmeninin yumruğuyla bayıldı.
Ağrı’da biri kız diğeri erkek iki ilköğretim okulu öğrencisinin öğretmenleri tarafından dövülerek hastanelik edildiği iddiası üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından iki öğretmen hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi.
İki olay, iki ayrı okulda 15 Mart günü meydana geldi. Kuva-i Milliye İlköğretim Okulu 7’nci sınıf öğrencisi M. Nuri Kaya, bir arkadaşı ile şakalaşırken iddiaya göre öğretmeni Cemil İmalı tarafından tekme-tokat dövüldü.
Sağ gözü morardı
Dayak sonrası M. Nuri Kaya, arkadaşları tarafından Ağrı Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne götürüldü. Hastanede serum takılan ve sağ gözü moraran Kaya, öğretmeninden şikâyetçi olduğunu söyledi.
Kar topu oynuyordu
Diğer olay ise Ağrı merkeze bağlı Yakınca Köyü İlköğretim Okulu’nda meydana geldi. 8’inci sınıf öğrencisi Fatma Alptekin, okulun bahçesinde arkadaşları ile kar topu oynarken, yanına gelen öğretmeni Mustafa Ercan’ın ;iddiaya göre kafasına yumrukla vurması sonucu bayıldı. Alptekin ailesine haber verilmesi üzerine kaldırıldığı Ağrı Devlet Hastanesi’nde ayakta tedavi edildi.
Polis her iki öğrencinin ifadesini alırken, öğrenci velilerinin şikâyeti üzerine Milli Eğitim Müdürlüğü de olayla ilgili soruşturma başlattı.
(Milliyet)
Son Güncelleme: Pazar, 18 Mart 2012 10:06
Gösterim: 2986
Levent Köker, Zaman Gazetesi’nde zorunlu temel eğitim tartışmalarıyla ilgili görüşlerini kaleme aldı.
Son günlerde zorunlu temel eğitim ile ilgili yeni düzenlemeyi tartışıyoruz.
Çoğu tartışma konularında görüldüğü gibi, yine bir toz duman. Tam olarak neyi tartıştığımızı anlamak da zor. Anlayabildiğim kadarıyla, zorunlu temel eğitimin sekiz yıldan on iki yıla çıkarılmasına itiraz eden yok. Dolayısıyla tartışma süre ile ilgili değil. Çekişme temel eğitim döneminin kesintili mi, kesintisiz mi olacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Burada da devreye hemen "imam hatiplerin orta kısmının yeniden açılması" üzerinden din, daha doğrusu din eğitimi ve dolayısıyla din-devlet ilişkileri ve tabiî lâiklik giriyor. Tartışma hassaslaşıyor, rasyonel tezlerle sürecin bir ortak anlaşma zeminine doğru ilerlemesinin önü de neredeyse tıkanıyor.
Önce, zorunlu temel eğitim ile ilgili düzenleme ihtiyacının nereden kaynaklandığı ile başlayalım. Buradaki en temel gerekçe, Türkiye'nin 2023'te dünyanın ilk on büyük ekonomisi arasına girme hedefine bağlı olarak dile getirilen "ortalama eğitim" düzeyinin yükseltilmesi. Şu an için Türkiye'de ortalama eğitim düzeyinin 6. sınıfa tekabül ettiğini, kadınlarda bunun 3. sınıf düzeyinde kaldığını, altını kalın kalın çizerek vurgulamalıyız. Zorunlu temel eğitimin 12 yıla çıkarılmasıyla bu düzeyin de yükseleceği düşünülmektedir ki, ilk bakışta doğru bir yaklaşım olarak görülmektedir.
Peki, tartışma nereden çıkıyor? 12 yıla çıkarılması düşünülen zorunlu temel eğitimin "kesintisiz" değil de "kesintili" olarak düzenlenmesine yönelik itirazlardan. İtirazlar, kamuoyuna yansıyan yer yer nâhoş ve sert biçimiyle, 12 yıllık sürenin dörder yıllık üç döneme bölünmesi ve bunun düzenlenme tarzıyla ilgili. Burada, iki temel yaklaşımı ayrıştırmak mümkün. Bunlardan ilki, zorunlu temel eğitimin tümüyle kesintisiz olması ile kesintili olması arasındaki fark. Siyasî muhalefetin içinde de yer alan bazı görüş sâhipleri zorunlu temel eğitimin mutlaka kesintisiz olmasını isterken, kesintili olmasında sakınca görmeyenlerin büyük bir çoğunluk oluşturduğu söylenebilir.
Dolayısıyla, zorunlu temel eğitimin 12 yıla çıkarılması üzerinde neredeyse tam bir mutabakat var ve kesintisiz 12 yıl görüşü azınlıkta. İş, 12 yıl içinde yer alacak dönemlerin nasıl organize edileceğinde düğümleniyor. 12 yılın gündemdeki kanun teklifinde öngörülen dörder yıllık üç döneme bölünmesinin sakıncalı olduğu görüşü, bence ciddî yönleri olan bir görüş ve enine boyuna ama mutlaka rasyonel bir biçimde ele alınıp tartışılmalı. Eğitimle ilgili akademik uzmanlığı bulunan kamuoyu kesimlerinde dile getirilen itirazlara burada kulak vermek gerekiyor. Buna göre: (1) Okula başlama yaşının 60 değil, 72 ay, yani altı yaşın tamamlanmasından sonra olması gerekiyor. (2) Zorunlu temel eğitimin ikinci dönemi, yâni bir anlamda hayattaki yolunu belirlemesinde çok büyük ölçüde belirleyici olacak olan meslekî yöneliminin başlangıcı ilk dört yıl değil, en erken ilk sekiz yıldan sonra gerçekleşmesi gerekiyor. Görüşün desteği şu: Dünya genelinde, zorunlu temel eğitim içindeki dönemleştirmede meslekî tercih yönelişinin mümkün olduğu kadar geç yaşlarda gerçekleşmesi benimsenmekte. Bunun da hem bilişsel-psikolojik ve hem de çağdaş dünyada eğitim-meslek ilişkisinin değişken bir tarzda oluşmakta oluşuna dayalı makûl sebepleri var.
Ayrıca 2010 değişiklikleriyle Anayasa'ya da dâhil ettiğimiz "Çocuk Hakları Sözleşmesi" bağlamında da mes'eleye bakabiliriz. Buna göre, 12 yıllık zorunlu temel eğitimin kademelendirilmesinde iki normatif zorunluluğun birlikte gözetilmesi gerektiğini söylememiz gerekiyor. Bunlardan ilki, çocuğun eğitim hakkının fırsat eşitliği temelinde gerçekleşmesini sağlama yükümlülüğüdür. Buna göre devlet, zorunlu temel eğitimi herkese eşit ve parasız olarak sunmak zorundadır. Bununla birlikte devlet, "ortaöğretim sistemlerinin genel olduğu kadar meslekî nitelikte de olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütlenmesini teşvik ederler ve bunların tüm çocuklara açık olmasını sağlarlar ve gerekli durumlarda malî yardım yapılması ve öğretimi parasız kılmak gibi uygun önlemleri" almakla da yükümlüdür. Böyle bakıldığında, 12 yıllık zorunlu eğitimin kademelendirilmesinde 4+4+4 yerine 8+4 gibi bir kademelendirmenin yapılması daha uygun görünmektedir. Böylece hem meslekî yönelimin erken başlatılmasından dolayı özellikle ülkemiz açısından önemli bir sorun olan cinsiyet ve sınıf temeline dayalı ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliğinin giderilmesi sağlanacak ve hem de Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne de damgasını vurmuş olan hedeflerin birlikte gözetilebildiği bir sistem kurulabilecektir.
Mes'elenin kamuoyu nezdinde öne çıkarılan ve tartışmayı bulanıklaştıran boyutlarından bir diğeri ise, yine ve maalesef Türkiye'de hiç bitmeyen "lâiklik" tartışmalarıdır. 4+4+4 düzenlemesini "imam hatiplerin orta kısımlarının yeniden açılması" amacına bağlayan ve bunun 28 Şubat sürecine yönelik "rövanşist" bir hamle olduğunu ileri süren eleştiriler bu bağlamda dikkat çekicidir. Sayın Başbakan'ın "Tankla getirileni demokratik yolla değiştiriyoruz." yollu ifâdesi de, özünde yatan 28 Şubat sürecine yönelik eleştiri bakımından haklı olsa da, bu eleştirilere meşrûiyet kazandırıcı bir "cevap" olmuştur. Oysa din eğitiminin ayrıca ve zorunlu temel eğitim ile ilgili düzenlemenin asıl bağlamından farklı bir temelde tartışılması gerekmektedir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Levent Köker, Zaman Gazetesi’nde zorunlu temel eğitim tartışmalarıyla ilgili görüşlerini kaleme aldı.
Son günlerde zorunlu temel eğitim ile ilgili yeni düzenlemeyi tartışıyoruz.
Çoğu tartışma konularında görüldüğü gibi, yine bir toz duman. Tam olarak neyi tartıştığımızı anlamak da zor. Anlayabildiğim kadarıyla, zorunlu temel eğitimin sekiz yıldan on iki yıla çıkarılmasına itiraz eden yok. Dolayısıyla tartışma süre ile ilgili değil. Çekişme temel eğitim döneminin kesintili mi, kesintisiz mi olacağı üzerinde yoğunlaşıyor. Burada da devreye hemen "imam hatiplerin orta kısmının yeniden açılması" üzerinden din, daha doğrusu din eğitimi ve dolayısıyla din-devlet ilişkileri ve tabiî lâiklik giriyor. Tartışma hassaslaşıyor, rasyonel tezlerle sürecin bir ortak anlaşma zeminine doğru ilerlemesinin önü de neredeyse tıkanıyor.
Önce, zorunlu temel eğitim ile ilgili düzenleme ihtiyacının nereden kaynaklandığı ile başlayalım. Buradaki en temel gerekçe, Türkiye'nin 2023'te dünyanın ilk on büyük ekonomisi arasına girme hedefine bağlı olarak dile getirilen "ortalama eğitim" düzeyinin yükseltilmesi. Şu an için Türkiye'de ortalama eğitim düzeyinin 6. sınıfa tekabül ettiğini, kadınlarda bunun 3. sınıf düzeyinde kaldığını, altını kalın kalın çizerek vurgulamalıyız. Zorunlu temel eğitimin 12 yıla çıkarılmasıyla bu düzeyin de yükseleceği düşünülmektedir ki, ilk bakışta doğru bir yaklaşım olarak görülmektedir.
Peki, tartışma nereden çıkıyor? 12 yıla çıkarılması düşünülen zorunlu temel eğitimin "kesintisiz" değil de "kesintili" olarak düzenlenmesine yönelik itirazlardan. İtirazlar, kamuoyuna yansıyan yer yer nâhoş ve sert biçimiyle, 12 yıllık sürenin dörder yıllık üç döneme bölünmesi ve bunun düzenlenme tarzıyla ilgili. Burada, iki temel yaklaşımı ayrıştırmak mümkün. Bunlardan ilki, zorunlu temel eğitimin tümüyle kesintisiz olması ile kesintili olması arasındaki fark. Siyasî muhalefetin içinde de yer alan bazı görüş sâhipleri zorunlu temel eğitimin mutlaka kesintisiz olmasını isterken, kesintili olmasında sakınca görmeyenlerin büyük bir çoğunluk oluşturduğu söylenebilir.
Dolayısıyla, zorunlu temel eğitimin 12 yıla çıkarılması üzerinde neredeyse tam bir mutabakat var ve kesintisiz 12 yıl görüşü azınlıkta. İş, 12 yıl içinde yer alacak dönemlerin nasıl organize edileceğinde düğümleniyor. 12 yılın gündemdeki kanun teklifinde öngörülen dörder yıllık üç döneme bölünmesinin sakıncalı olduğu görüşü, bence ciddî yönleri olan bir görüş ve enine boyuna ama mutlaka rasyonel bir biçimde ele alınıp tartışılmalı. Eğitimle ilgili akademik uzmanlığı bulunan kamuoyu kesimlerinde dile getirilen itirazlara burada kulak vermek gerekiyor. Buna göre: (1) Okula başlama yaşının 60 değil, 72 ay, yani altı yaşın tamamlanmasından sonra olması gerekiyor. (2) Zorunlu temel eğitimin ikinci dönemi, yâni bir anlamda hayattaki yolunu belirlemesinde çok büyük ölçüde belirleyici olacak olan meslekî yöneliminin başlangıcı ilk dört yıl değil, en erken ilk sekiz yıldan sonra gerçekleşmesi gerekiyor. Görüşün desteği şu: Dünya genelinde, zorunlu temel eğitim içindeki dönemleştirmede meslekî tercih yönelişinin mümkün olduğu kadar geç yaşlarda gerçekleşmesi benimsenmekte. Bunun da hem bilişsel-psikolojik ve hem de çağdaş dünyada eğitim-meslek ilişkisinin değişken bir tarzda oluşmakta oluşuna dayalı makûl sebepleri var.
Ayrıca 2010 değişiklikleriyle Anayasa'ya da dâhil ettiğimiz "Çocuk Hakları Sözleşmesi" bağlamında da mes'eleye bakabiliriz. Buna göre, 12 yıllık zorunlu temel eğitimin kademelendirilmesinde iki normatif zorunluluğun birlikte gözetilmesi gerektiğini söylememiz gerekiyor. Bunlardan ilki, çocuğun eğitim hakkının fırsat eşitliği temelinde gerçekleşmesini sağlama yükümlülüğüdür. Buna göre devlet, zorunlu temel eğitimi herkese eşit ve parasız olarak sunmak zorundadır. Bununla birlikte devlet, "ortaöğretim sistemlerinin genel olduğu kadar meslekî nitelikte de olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütlenmesini teşvik ederler ve bunların tüm çocuklara açık olmasını sağlarlar ve gerekli durumlarda malî yardım yapılması ve öğretimi parasız kılmak gibi uygun önlemleri" almakla da yükümlüdür. Böyle bakıldığında, 12 yıllık zorunlu eğitimin kademelendirilmesinde 4+4+4 yerine 8+4 gibi bir kademelendirmenin yapılması daha uygun görünmektedir. Böylece hem meslekî yönelimin erken başlatılmasından dolayı özellikle ülkemiz açısından önemli bir sorun olan cinsiyet ve sınıf temeline dayalı ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliğinin giderilmesi sağlanacak ve hem de Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne de damgasını vurmuş olan hedeflerin birlikte gözetilebildiği bir sistem kurulabilecektir.
Mes'elenin kamuoyu nezdinde öne çıkarılan ve tartışmayı bulanıklaştıran boyutlarından bir diğeri ise, yine ve maalesef Türkiye'de hiç bitmeyen "lâiklik" tartışmalarıdır. 4+4+4 düzenlemesini "imam hatiplerin orta kısımlarının yeniden açılması" amacına bağlayan ve bunun 28 Şubat sürecine yönelik "rövanşist" bir hamle olduğunu ileri süren eleştiriler bu bağlamda dikkat çekicidir. Sayın Başbakan'ın "Tankla getirileni demokratik yolla değiştiriyoruz." yollu ifâdesi de, özünde yatan 28 Şubat sürecine yönelik eleştiri bakımından haklı olsa da, bu eleştirilere meşrûiyet kazandırıcı bir "cevap" olmuştur. Oysa din eğitiminin ayrıca ve zorunlu temel eğitim ile ilgili düzenlemenin asıl bağlamından farklı bir temelde tartışılması gerekmektedir.
Son Güncelleme: Perşembe, 22 Mart 2012 10:04
Gösterim: 2888
Eşi Mustafa Erdoğan ile boşanma davası devam ederken sevgilisi olduğu iddia edilen kişiye cep telefonuyla gönderdiği mesajlar nedeniyle sıkıntılı günler geçiren Gülben Ergen, kurucusu ve başkanı olduğu Çocuklar Gülsün Diye Derneği'nin Zonguldak'ta açtığı 9'uncu okulun açılışında moral buldu.
Türkiye'de daha çok çocuğun okul öncesi eğitim alması hedefiyle yola çıkan Çocuklar Gülsün Diye Derneği; Tokat, Mardin, Trabzon, Erzurum, Sinop, Hatay, İstanbul ve Aydın illerinden sonra 9'uncu anaokulunu Zonguldak'ta açtı. Çaycuma ilçesine bağlı Saltukova beldesindeki Saltukova Gazi İlköğretim Okulu bünyesinde yaptırılan Çocuklar Gülsün Diye Derneği Anaokulu'nun açılış törenine; dernek başkanı Gülben Ergen ve başkan yardımcısı Elvan Oktar ile birlikte Vali Erol Ayyıldız, Çaycuma Kaymakamı Hasan Yaman,
Çaycuma Belediye Başkanı Mithat Gülşen, Saltukova Beldesi Belediye Başkanı Adil Düzlü, öğretmenler, öğrenciler ve velileri katıldı.
Tüm kırtasiye malzemeleri dernek tarafından karşılanan yaklaşık 100 çocuğun okul öncesi eğitim alacağı okul, tören öncesi imzalanan protokol ile Milli Eğitim Bakanlığına bağışlandı.
Törende, anaokulunda eğitim görecek öğrenciler dans gösterisi sundu. Gülben Ergen, kendi şarkıları eşliğinde dans eden minikleri izlerken büyük keyif yaşadı. Ergen, dans grubunun gösterisini de cep telefonuyla görüntüledi. Çocukların ve kadınların yoğun ilgi gösterdiği Gülben Ergen, hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenlere ise sık sık poz verdi. Görevliler ve alanda güvenlik tedbiri alan jandarma ekipleri de fotoğraf çektirmek isteyen aileler nedeniyle zor anlar yaşadı.
Törende konuşan Gülben Ergen, Türkiye'nin geleceğe gülümseyen çocukları için bir eğitim yuvası daha açmanın heyecanını yaşadığını söyledi. Ergen, "İnanıyorum ki bu kapıdan giren yüzlerce çocuk ülkemizin aydınlık geleceğinin inşasına katkıda bulunacak" dedi. Hayatında yaptığı en güzel, en anlamlı şeyin Çocuklar Gülsün Diye Derneği'ni kurmak olduğunu vurgulayan Ergen, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün 9'uncu okulumuzu açıyoruz ve bu okulu size emanet ediyoruz. Biz bu okulu minicik minicik paralar biriktirerek, hesaplar, pazarlıklar yaparak yaptık. İmece usulü yapıldı bu okul. Destek veren herkese teşekkür ediyorum. Ama en çok annelere teşekkür ediyorum. Çünkü anneler çocuklarını okul öncesi eğitimle tanıştırdığında kendilerini daha iyi hissedecek. Amacımız, ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacak geleceğimizi, Mustafa Kemal Atatürk'e layık yetiştirebilmek."
Vali Erol Ayyıldız'ın konuşmasının ardından Ergen ve Oktar'a çeşitli teşekkür plaketleri verildi. Ergen, kurdele kesilerek yapılan açılışın ardından, Vali Ayyıldız ile birlikte okulu gezdi. Sınıfları ziyaret eden Ergen, çocuklarla sohbet etti.
Gazetecilere açıklama yapan Ergen, "Yardımseverlerimiz ve dernek çalışanlarımızın çalışmalarıyla okullarımız günden güne çoğalacak. Okul öncesi eğitimin önemini vurgulamak için bu yola çıktık. Ben yaşadığım ve nefes aldığım sürece derneğin çalışmaları devam edecek. Çocuklarıma kalsın istiyorum. Benim çocuklarım da gelip takip edecek inşallah. Milli Eğitim Bakanı ile 30 okul için imza attık. 30 okul bile bizim için çok önemli ama bizim hayalimiz 81 ilde 81 anaokulu" diye konuştu.
Ergen, 12 yıllık kesintili eğitim sistemiyle ilgili ise, "Yeni düzenlemeyi inceliyorum. Çünkü okul öncesi eğitim dünyada da ülkemizde de çok önemli. Henüz yasalaşmadığı için yorumda bulunmayacağım. Ama okul öncesi eğitim çok erken yaşlarda başlamalı" açıklamasını yaptı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: İlköğretim ve Liseler
Eşi Mustafa Erdoğan ile boşanma davası devam ederken sevgilisi olduğu iddia edilen kişiye cep telefonuyla gönderdiği mesajlar nedeniyle sıkıntılı günler geçiren Gülben Ergen, kurucusu ve başkanı olduğu Çocuklar Gülsün Diye Derneği'nin Zonguldak'ta açtığı 9'uncu okulun açılışında moral buldu.
Türkiye'de daha çok çocuğun okul öncesi eğitim alması hedefiyle yola çıkan Çocuklar Gülsün Diye Derneği; Tokat, Mardin, Trabzon, Erzurum, Sinop, Hatay, İstanbul ve Aydın illerinden sonra 9'uncu anaokulunu Zonguldak'ta açtı. Çaycuma ilçesine bağlı Saltukova beldesindeki Saltukova Gazi İlköğretim Okulu bünyesinde yaptırılan Çocuklar Gülsün Diye Derneği Anaokulu'nun açılış törenine; dernek başkanı Gülben Ergen ve başkan yardımcısı Elvan Oktar ile birlikte Vali Erol Ayyıldız, Çaycuma Kaymakamı Hasan Yaman,
Çaycuma Belediye Başkanı Mithat Gülşen, Saltukova Beldesi Belediye Başkanı Adil Düzlü, öğretmenler, öğrenciler ve velileri katıldı.
Tüm kırtasiye malzemeleri dernek tarafından karşılanan yaklaşık 100 çocuğun okul öncesi eğitim alacağı okul, tören öncesi imzalanan protokol ile Milli Eğitim Bakanlığına bağışlandı.
Törende, anaokulunda eğitim görecek öğrenciler dans gösterisi sundu. Gülben Ergen, kendi şarkıları eşliğinde dans eden minikleri izlerken büyük keyif yaşadı. Ergen, dans grubunun gösterisini de cep telefonuyla görüntüledi. Çocukların ve kadınların yoğun ilgi gösterdiği Gülben Ergen, hatıra fotoğrafı çektirmek isteyenlere ise sık sık poz verdi. Görevliler ve alanda güvenlik tedbiri alan jandarma ekipleri de fotoğraf çektirmek isteyen aileler nedeniyle zor anlar yaşadı.
Törende konuşan Gülben Ergen, Türkiye'nin geleceğe gülümseyen çocukları için bir eğitim yuvası daha açmanın heyecanını yaşadığını söyledi. Ergen, "İnanıyorum ki bu kapıdan giren yüzlerce çocuk ülkemizin aydınlık geleceğinin inşasına katkıda bulunacak" dedi. Hayatında yaptığı en güzel, en anlamlı şeyin Çocuklar Gülsün Diye Derneği'ni kurmak olduğunu vurgulayan Ergen, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün 9'uncu okulumuzu açıyoruz ve bu okulu size emanet ediyoruz. Biz bu okulu minicik minicik paralar biriktirerek, hesaplar, pazarlıklar yaparak yaptık. İmece usulü yapıldı bu okul. Destek veren herkese teşekkür ediyorum. Ama en çok annelere teşekkür ediyorum. Çünkü anneler çocuklarını okul öncesi eğitimle tanıştırdığında kendilerini daha iyi hissedecek. Amacımız, ülkemizi aydınlık yarınlara taşıyacak geleceğimizi, Mustafa Kemal Atatürk'e layık yetiştirebilmek."
Vali Erol Ayyıldız'ın konuşmasının ardından Ergen ve Oktar'a çeşitli teşekkür plaketleri verildi. Ergen, kurdele kesilerek yapılan açılışın ardından, Vali Ayyıldız ile birlikte okulu gezdi. Sınıfları ziyaret eden Ergen, çocuklarla sohbet etti.
Gazetecilere açıklama yapan Ergen, "Yardımseverlerimiz ve dernek çalışanlarımızın çalışmalarıyla okullarımız günden güne çoğalacak. Okul öncesi eğitimin önemini vurgulamak için bu yola çıktık. Ben yaşadığım ve nefes aldığım sürece derneğin çalışmaları devam edecek. Çocuklarıma kalsın istiyorum. Benim çocuklarım da gelip takip edecek inşallah. Milli Eğitim Bakanı ile 30 okul için imza attık. 30 okul bile bizim için çok önemli ama bizim hayalimiz 81 ilde 81 anaokulu" diye konuştu.
Ergen, 12 yıllık kesintili eğitim sistemiyle ilgili ise, "Yeni düzenlemeyi inceliyorum. Çünkü okul öncesi eğitim dünyada da ülkemizde de çok önemli. Henüz yasalaşmadığı için yorumda bulunmayacağım. Ama okul öncesi eğitim çok erken yaşlarda başlamalı" açıklamasını yaptı.
Son Güncelleme: Cumartesi, 17 Mart 2012 18:19
Gösterim: 2659

