Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Köklü geçmişi ile 1986 yılından bu yana eğitim ve düşünce hayatına katkı sağlayan Bilim ve Sanat Vakfı tarafından kurulan İstanbul Şehir Üniversitesi, aday öğrencilerle buluşmaya hazırlanıyor.
10 Temmuz Pazartesi günü Türkiye’nin en büyük ve yeşil kampüslerinden biri olan Dragos Kampüsünde başlayacak Tercih Dönemi Tanıtım Günleri kapsamında öğrenciler ve velileri, üniversitenin sunduğu olanaklar hakkında detaylı bilgi alacak. 31 Temmuz’a kadar sürecek tanıtım etkinlikleri boyunca öğrenciler, ŞEHİR’in deneyimli akademik kadrosu ile tanışma imkânına da sahip olacak.
Öğrencilerine sağladığı dünya standartlarındaki akademik eğitimin yanı sıra özgün, katılımcı, evrensel, özgürlükçü yaklaşımı ile de fark yaratan İstanbul Şehir Üniversitesi, Tercih Dönemi Tanıtım Günleri kapsamında 10 Temmuz – 31 Temmuz tarihleri arasında kapılarını üniversite adaylarına açmaya hazırlanıyor. 2017-2018 akademik yılında eğitimin başlayacağı ve Türkiye’nin en büyük ve yeşil kampüslerinden biri olan Dragos Kampüsünde gerçekleştirilecek Tanıtım Günleri kapsamında aday öğrencilere ve velilere ŞEHİR’in sunduğu akademik ve sosyal olanaklar uzman rehberler tarafından detaylı bir şekilde anlatılacak.
Deneyimli akademik kadroyla tanışma fırsatı
Haftanın her günü 10:00-17:00 saatleri arasında gerçekleştirilecek etkinliklerde öğrenciler, başta İstanbul Şehir Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Peyami Çelikcan olmak üzere ŞEHİR’in deneyimli akademik kadrosuyla tanışıp merak ettikleri soruları sorma fırsatı bulacak. Toplamda 6 fakülte, 3 enstitü ve 1 meslek yüksekokulu çatısı altında 22 lisans, 12 önlisans, tezli ve tezsiz seçenekleriyle 23 yüksek lisans programı ve 3 doktora programı ile faaliyetlerini sürdüren İstanbul Şehir Üniversitesi’nde 5000’e yakın öğrenci öğrenim görüyor.
Her biri kendi alanında duayen akademik kadro
Öğretim üyelerinin büyük bölümünü, doktoralarını ABD ve Avrupa’daki en iyi üniversitelerde tamamlamış ve yurt dışındaki üniversitelerde görev yapmış akademisyenlerden oluşturan ŞEHİR’de, Şerif Mardin, Kemal Karpat, Mehmet Genç, Ayşe Soysal, Cem Behar, Mustafa Özel, Erdem Başçı, Ergun Özbudun, Ferhat Kentel, Mesut Yeğen, Serap Yazıcı, Macit Kenanoğlu, Mehmet Ali Büyükkara, Nurullah Ardıç, Mehmet Fatih Uslu, Ahmet Faruk Aysan gibi her biri kendi alanında duayen isimler yer alıyor.
Ekonomi Bölümü açılıyor
Bu sene İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi çatısı altında açılan Ekonomi lisans programına ilk defa öğrenci kabul edecek. Ekonomi bölümü kadrosuna katılan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Meclis Eski Üyesi ve Para Politikası Kurulu Eski Üyesi Prof. Dr. Ahmet Faruk Aysan, ŞEHİR öğrencilerine bilgi birikimini ve tecrübelerini aktaracak.
Meslek Yüksekokulu’nun 3 yeni önlisans programı öğrencileri bekliyor
Meslek Yüksekokulu’nda ise İnşaat Teknolojisi, İş Sağlığı ve Güvenliği ile Sosyal Hizmetler adlı üç yeni önlisans programı da ilk öğrencileriyle buluşacak.
“Gelecek ŞEHİR’de, ŞEHİR Dragos Kampüste”
‘Gelecek ŞEHİR’de, ŞEHİR Dragos Kampüste’ sloganıyla öğrencilerini bekleyen ŞEHİR, yepyeni sınıfları ve laboratuvarları, zengin kütüphanesi, yurtları, spor tesisleri, farklı seçenekler sunan kafeteryaları ve restoranları, alternatif sosyalleşme ve çalışma alanları ile öğrencilere doğal, temiz ve huzurlu bir ortam sunuyor.
Türkiye’nin ilk bisiklet dostu üniversite kampüsü
Kampüsteki karbon salınımını minimuma indirmek amacıyla tamamı bisiklet kullanımına uygun olarak inşa edilen Dragos Kampüsü, bu yönüyle de Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor. Deniz kenarında geniş bir yeşil alana sahip olan Dragos Kampüsünde en çevreci ulaşım yolu olan bisiklet kullanımı hem öğrenciler hem de akademik kadro nezdinde teşvik edilecek.
Geniş burs olanakları
İstanbul Şehir Üniversitesi, öğrencilerine birçok burs seçeneği sunuyor. Üniversiteye giriş başarı bursları kapsamında %100, %75, %50 ve %25 oranlarında öğrenim ücreti muafiyetinin yanı sıra %100 burslu olan öğrencilerden yerleştirme puanlarına göre ilk 1000’de yer alanlara aylık 1000 TL nakit ödeme, yemek ve yurt bursu; ilk 2000’de yer alanlara aylık 700 TL nakit ödeme, yemek ve yurt bursu; ilk 5000’de yer alanlara ise yemek ve yurt bursu veriliyor. Üniversiteye giriş başarı burslarının yanı sıra, İlk Tercih Bursu, Akademik Başarı Bursu, Uluslararası Bakalorya (IB) Bursu, Abitur Destek Bursu, Matura Destek Bursu ve Şehit Çocukları Bursu gibi burs programları da yer alıyor. Ayrıca üniversiteye yerleşip kayıt olan tüm öğrencilere dizüstü bilgisayar hediye ediliyor.
İstanbul Şehir Üniversitesi ve Tercih Dönemi Tanıtım Günleri ile ilgili ayrıntılı bilgiye www.sehir.edu.tr adresi üzerinden ulaşılabilir.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Üniversiteler
Köklü geçmişi ile 1986 yılından bu yana eğitim ve düşünce hayatına katkı sağlayan Bilim ve Sanat Vakfı tarafından kurulan İstanbul Şehir Üniversitesi, aday öğrencilerle buluşmaya hazırlanıyor.
10 Temmuz Pazartesi günü Türkiye’nin en büyük ve yeşil kampüslerinden biri olan Dragos Kampüsünde başlayacak Tercih Dönemi Tanıtım Günleri kapsamında öğrenciler ve velileri, üniversitenin sunduğu olanaklar hakkında detaylı bilgi alacak. 31 Temmuz’a kadar sürecek tanıtım etkinlikleri boyunca öğrenciler, ŞEHİR’in deneyimli akademik kadrosu ile tanışma imkânına da sahip olacak.
Öğrencilerine sağladığı dünya standartlarındaki akademik eğitimin yanı sıra özgün, katılımcı, evrensel, özgürlükçü yaklaşımı ile de fark yaratan İstanbul Şehir Üniversitesi, Tercih Dönemi Tanıtım Günleri kapsamında 10 Temmuz – 31 Temmuz tarihleri arasında kapılarını üniversite adaylarına açmaya hazırlanıyor. 2017-2018 akademik yılında eğitimin başlayacağı ve Türkiye’nin en büyük ve yeşil kampüslerinden biri olan Dragos Kampüsünde gerçekleştirilecek Tanıtım Günleri kapsamında aday öğrencilere ve velilere ŞEHİR’in sunduğu akademik ve sosyal olanaklar uzman rehberler tarafından detaylı bir şekilde anlatılacak.
Deneyimli akademik kadroyla tanışma fırsatı
Haftanın her günü 10:00-17:00 saatleri arasında gerçekleştirilecek etkinliklerde öğrenciler, başta İstanbul Şehir Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Peyami Çelikcan olmak üzere ŞEHİR’in deneyimli akademik kadrosuyla tanışıp merak ettikleri soruları sorma fırsatı bulacak. Toplamda 6 fakülte, 3 enstitü ve 1 meslek yüksekokulu çatısı altında 22 lisans, 12 önlisans, tezli ve tezsiz seçenekleriyle 23 yüksek lisans programı ve 3 doktora programı ile faaliyetlerini sürdüren İstanbul Şehir Üniversitesi’nde 5000’e yakın öğrenci öğrenim görüyor.
Her biri kendi alanında duayen akademik kadro
Öğretim üyelerinin büyük bölümünü, doktoralarını ABD ve Avrupa’daki en iyi üniversitelerde tamamlamış ve yurt dışındaki üniversitelerde görev yapmış akademisyenlerden oluşturan ŞEHİR’de, Şerif Mardin, Kemal Karpat, Mehmet Genç, Ayşe Soysal, Cem Behar, Mustafa Özel, Erdem Başçı, Ergun Özbudun, Ferhat Kentel, Mesut Yeğen, Serap Yazıcı, Macit Kenanoğlu, Mehmet Ali Büyükkara, Nurullah Ardıç, Mehmet Fatih Uslu, Ahmet Faruk Aysan gibi her biri kendi alanında duayen isimler yer alıyor.
Ekonomi Bölümü açılıyor
Bu sene İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi çatısı altında açılan Ekonomi lisans programına ilk defa öğrenci kabul edecek. Ekonomi bölümü kadrosuna katılan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Meclis Eski Üyesi ve Para Politikası Kurulu Eski Üyesi Prof. Dr. Ahmet Faruk Aysan, ŞEHİR öğrencilerine bilgi birikimini ve tecrübelerini aktaracak.
Meslek Yüksekokulu’nun 3 yeni önlisans programı öğrencileri bekliyor
Meslek Yüksekokulu’nda ise İnşaat Teknolojisi, İş Sağlığı ve Güvenliği ile Sosyal Hizmetler adlı üç yeni önlisans programı da ilk öğrencileriyle buluşacak.
“Gelecek ŞEHİR’de, ŞEHİR Dragos Kampüste”
‘Gelecek ŞEHİR’de, ŞEHİR Dragos Kampüste’ sloganıyla öğrencilerini bekleyen ŞEHİR, yepyeni sınıfları ve laboratuvarları, zengin kütüphanesi, yurtları, spor tesisleri, farklı seçenekler sunan kafeteryaları ve restoranları, alternatif sosyalleşme ve çalışma alanları ile öğrencilere doğal, temiz ve huzurlu bir ortam sunuyor.
Türkiye’nin ilk bisiklet dostu üniversite kampüsü
Kampüsteki karbon salınımını minimuma indirmek amacıyla tamamı bisiklet kullanımına uygun olarak inşa edilen Dragos Kampüsü, bu yönüyle de Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor. Deniz kenarında geniş bir yeşil alana sahip olan Dragos Kampüsünde en çevreci ulaşım yolu olan bisiklet kullanımı hem öğrenciler hem de akademik kadro nezdinde teşvik edilecek.
Geniş burs olanakları
İstanbul Şehir Üniversitesi, öğrencilerine birçok burs seçeneği sunuyor. Üniversiteye giriş başarı bursları kapsamında %100, %75, %50 ve %25 oranlarında öğrenim ücreti muafiyetinin yanı sıra %100 burslu olan öğrencilerden yerleştirme puanlarına göre ilk 1000’de yer alanlara aylık 1000 TL nakit ödeme, yemek ve yurt bursu; ilk 2000’de yer alanlara aylık 700 TL nakit ödeme, yemek ve yurt bursu; ilk 5000’de yer alanlara ise yemek ve yurt bursu veriliyor. Üniversiteye giriş başarı burslarının yanı sıra, İlk Tercih Bursu, Akademik Başarı Bursu, Uluslararası Bakalorya (IB) Bursu, Abitur Destek Bursu, Matura Destek Bursu ve Şehit Çocukları Bursu gibi burs programları da yer alıyor. Ayrıca üniversiteye yerleşip kayıt olan tüm öğrencilere dizüstü bilgisayar hediye ediliyor.
İstanbul Şehir Üniversitesi ve Tercih Dönemi Tanıtım Günleri ile ilgili ayrıntılı bilgiye www.sehir.edu.tr adresi üzerinden ulaşılabilir.
Son Güncelleme: Perşembe, 06 Temmuz 2017 12:23
Gösterim: 1884
Tedavi edilmediğinde kanser, diyabet ve kalp rahatsızlıkları gibi sağlık sorunlarına yol açan Obstrüktif Uyku Apnesi sendromuna etkili ve kullanımı rahat yeni bir çözüm Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde görev yapan Türk bilim insanları tarafından geliştirildi.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Özgür Kocatürk, Doç. Dr. Albert Güveniş ve doktora öğrencisi Sefa Zülfikar’ın geliştirdikleri ağız içi aparat kolay kullanımı ile hastalığın çok daha kolay tedavi edilmesini sağlıyor. Dünyada başka bir örneği olmayan, uyku konforundan ödün vermeden kullanılabilen ürün, horlamaların şiddetini de büyük oranda azaltıyor.
Dünyada büyük kitleleri etkileyen, zaman zaman hafife alınmasına rağmen aslında oldukça ciddi sonuçlar doğurabilen yaygın sağlık problemi uyku apnesi sendromunun tedavisi Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinde geldi. Türk bilim insanları Yrd. Doç. Dr. Özgür Kocatürk, Doç. Dr. Albert Güveniş ve doktora öğrencisi Sefa Zülfikar’ın geliştirdiği ağız içi aparatı sayesinde hastalık artık kolayca tedavi edebilecek. Dünyada başka bir örneği olmayan, uyku konforundan ödün vermeden kullanılabilen ürün, horlamaların şiddetini de büyük oranda azaltıyor.
Uyku sırasında, ağız iç bölgesindeki kasların gevşemesi sonucunda, yer çekiminin de etkisi ile dilin ve çenenin çökerek havayolunu tıkaması ile yaşanan uyku apnesinin nedenleri arasında üst solunum yollarında belirgin anatomik darlıklar, fazla kilolu olmak, büyük bademciklere ve geniz etine sahip olmak gibi sebepler yer alıyor. Sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da görülebilen uyku apnesi, Boğaziçi Üniversitesi’nden geliştirilen aparat sayesinde, sağlığa zarar vermeden tamamen biyouyumlu malzemelerden üretilecek, gerçekleştirilen klinik çalışmalarda alınan olumlu sonuçlarla, hafif ve orta şiddette uyku apnesi tedavisinde yeni ve etkili bir tedavi yöntemi olarak kullanılacak.
Yeni aparat ile ek cihazlara ihtiyaç kalmayacak
Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde geliştirilen, Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Merkezi’ne (LifeSci) ait temiz oda laboratuvarlarında prototip üretim çalışmaları tamamlanan ve ağıza bir emzik gibi takılan bu aparat sayesinde uyku sırasında hastanın çene ve dilinin hava yoluna çökmesi engelleniyor. Böylece hastalar uyku sırasında ihtiyaç duydukları oksijeni almaya devam edebiliyor. Ayrıca, uyku apnesinin güncel tedavisinde kullanılan maske veya solunum hortumu gibi ek cihazlara gerek duyulmadan hastanın kendi nefesiyle uyuyabilmesi sağlanmış oluyor.
Hâlihazırda 12 gönüllü katılımcı ile Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nde Doç. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu gözetiminde yürütülen klinik çalışmalardan beklentilerin üzerinde sonuçlar aldıklarını bildiren buluş sahipleri, bu sonuçları iki senede bir defa yapılan ve bu yıl Fransa’nın Marsilya kentinde gerçekleştirilen ‘’Uyku ve Nefes 2017’’ Kongresi’nde, alandaki uzman hekimlerin dikkatine sunduklarını belirtiyorlar.
Her 10 erkekten 4’ü uyku apnesi ile boğuşuyor
Tedavi edilmeyen uyku apnesi sendromu, uyku sırasında meydana gelen oksijenlenme eksikliğine ve kalitesiz uykuya sebep oluyor. Hastalar kendilerini gün boyu yorgun hissederken, odaklanma, hafıza problemleri yaşıyor. Uzun yıllar boyunca devam eden oksijenlenme sorunu diyabet, kanser, hipertansiyon ve kardiyovasküler problemler gibi çok daha ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyor. Günümüzde neredeyse her 10 erkekten 4’ünde uyku apnesine rastlıyoruz. ABD’de 25 milyon teşhis konmuş hasta var, Türkiye’de bu sorunu yaşayan hastaların çoğu ne yazık ki hastaneye gitmiyor. Aktif tedavi alan hasta sayısı ise 500 bin civarında
Hastalığın birincil tedavisi olarak dünyaca kabul gören ve en sık uygulanan yöntem, hastaların havayollarına bir maske ve hortum yardımıyla basınçlı hava gönderen CPAP cihazlarıdır. Bu cihazlar tedavideki yüksek etkinliğine rağmen kullanıcılarda yarattığı rahatsızlıklar ve yan etkiler nedeniyle uzun vadede tercih edilmemektedir.
Pozitif havayolu basıncı içeren tedaviler, devlet tarafından karşılanmasına rağmen hastaların yaklaşık yüzde 53’ü ilk yıl içerisinde cihaz kaynaklı problemlerden dolayı tedaviyi bırakıyor. Hastaların bu kararındaki etken faktörler, priz bağlantısı gerektiren ve ses çıkaran bir cihaza ömür boyu bağlı kalmak, gittikleri her yere ek bir çanta taşımak istememeleri üzerine yoğunlaşıyor. Hastalar, geliştirilen ağız içi aparatı ceplerinde taşıyarak istedikleri her yere rahatça götürebilecek ve diledikleri yerde güç kaynağına ihtiyaç duymadan kullanabilecekler.
Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi aracılığı ile patentlenen buluş şimdiden uluslararası koruma altına alındı. Geliştirilen aparatın dünyadaki tüm hastaların kullanımına sunulabilmesi için gereken tüm çalışmalar devam ediyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Üniversiteler
Tedavi edilmediğinde kanser, diyabet ve kalp rahatsızlıkları gibi sağlık sorunlarına yol açan Obstrüktif Uyku Apnesi sendromuna etkili ve kullanımı rahat yeni bir çözüm Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde görev yapan Türk bilim insanları tarafından geliştirildi.
Boğaziçi Üniversitesi Öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Özgür Kocatürk, Doç. Dr. Albert Güveniş ve doktora öğrencisi Sefa Zülfikar’ın geliştirdikleri ağız içi aparat kolay kullanımı ile hastalığın çok daha kolay tedavi edilmesini sağlıyor. Dünyada başka bir örneği olmayan, uyku konforundan ödün vermeden kullanılabilen ürün, horlamaların şiddetini de büyük oranda azaltıyor.
Dünyada büyük kitleleri etkileyen, zaman zaman hafife alınmasına rağmen aslında oldukça ciddi sonuçlar doğurabilen yaygın sağlık problemi uyku apnesi sendromunun tedavisi Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinde geldi. Türk bilim insanları Yrd. Doç. Dr. Özgür Kocatürk, Doç. Dr. Albert Güveniş ve doktora öğrencisi Sefa Zülfikar’ın geliştirdiği ağız içi aparatı sayesinde hastalık artık kolayca tedavi edebilecek. Dünyada başka bir örneği olmayan, uyku konforundan ödün vermeden kullanılabilen ürün, horlamaların şiddetini de büyük oranda azaltıyor.
Uyku sırasında, ağız iç bölgesindeki kasların gevşemesi sonucunda, yer çekiminin de etkisi ile dilin ve çenenin çökerek havayolunu tıkaması ile yaşanan uyku apnesinin nedenleri arasında üst solunum yollarında belirgin anatomik darlıklar, fazla kilolu olmak, büyük bademciklere ve geniz etine sahip olmak gibi sebepler yer alıyor. Sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da görülebilen uyku apnesi, Boğaziçi Üniversitesi’nden geliştirilen aparat sayesinde, sağlığa zarar vermeden tamamen biyouyumlu malzemelerden üretilecek, gerçekleştirilen klinik çalışmalarda alınan olumlu sonuçlarla, hafif ve orta şiddette uyku apnesi tedavisinde yeni ve etkili bir tedavi yöntemi olarak kullanılacak.
Yeni aparat ile ek cihazlara ihtiyaç kalmayacak
Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde geliştirilen, Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Merkezi’ne (LifeSci) ait temiz oda laboratuvarlarında prototip üretim çalışmaları tamamlanan ve ağıza bir emzik gibi takılan bu aparat sayesinde uyku sırasında hastanın çene ve dilinin hava yoluna çökmesi engelleniyor. Böylece hastalar uyku sırasında ihtiyaç duydukları oksijeni almaya devam edebiliyor. Ayrıca, uyku apnesinin güncel tedavisinde kullanılan maske veya solunum hortumu gibi ek cihazlara gerek duyulmadan hastanın kendi nefesiyle uyuyabilmesi sağlanmış oluyor.
Hâlihazırda 12 gönüllü katılımcı ile Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nde Doç. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu gözetiminde yürütülen klinik çalışmalardan beklentilerin üzerinde sonuçlar aldıklarını bildiren buluş sahipleri, bu sonuçları iki senede bir defa yapılan ve bu yıl Fransa’nın Marsilya kentinde gerçekleştirilen ‘’Uyku ve Nefes 2017’’ Kongresi’nde, alandaki uzman hekimlerin dikkatine sunduklarını belirtiyorlar.
Her 10 erkekten 4’ü uyku apnesi ile boğuşuyor
Tedavi edilmeyen uyku apnesi sendromu, uyku sırasında meydana gelen oksijenlenme eksikliğine ve kalitesiz uykuya sebep oluyor. Hastalar kendilerini gün boyu yorgun hissederken, odaklanma, hafıza problemleri yaşıyor. Uzun yıllar boyunca devam eden oksijenlenme sorunu diyabet, kanser, hipertansiyon ve kardiyovasküler problemler gibi çok daha ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyor. Günümüzde neredeyse her 10 erkekten 4’ünde uyku apnesine rastlıyoruz. ABD’de 25 milyon teşhis konmuş hasta var, Türkiye’de bu sorunu yaşayan hastaların çoğu ne yazık ki hastaneye gitmiyor. Aktif tedavi alan hasta sayısı ise 500 bin civarında
Hastalığın birincil tedavisi olarak dünyaca kabul gören ve en sık uygulanan yöntem, hastaların havayollarına bir maske ve hortum yardımıyla basınçlı hava gönderen CPAP cihazlarıdır. Bu cihazlar tedavideki yüksek etkinliğine rağmen kullanıcılarda yarattığı rahatsızlıklar ve yan etkiler nedeniyle uzun vadede tercih edilmemektedir.
Pozitif havayolu basıncı içeren tedaviler, devlet tarafından karşılanmasına rağmen hastaların yaklaşık yüzde 53’ü ilk yıl içerisinde cihaz kaynaklı problemlerden dolayı tedaviyi bırakıyor. Hastaların bu kararındaki etken faktörler, priz bağlantısı gerektiren ve ses çıkaran bir cihaza ömür boyu bağlı kalmak, gittikleri her yere ek bir çanta taşımak istememeleri üzerine yoğunlaşıyor. Hastalar, geliştirilen ağız içi aparatı ceplerinde taşıyarak istedikleri her yere rahatça götürebilecek ve diledikleri yerde güç kaynağına ihtiyaç duymadan kullanabilecekler.
Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi aracılığı ile patentlenen buluş şimdiden uluslararası koruma altına alındı. Geliştirilen aparatın dünyadaki tüm hastaların kullanımına sunulabilmesi için gereken tüm çalışmalar devam ediyor.
Son Güncelleme: Perşembe, 29 Haziran 2017 13:51
Gösterim: 2087
Dünyanın çok sayıda ülkesinden akademisyenler, 'Türkiye Üniversitelerindeki Suçlara Ortak Olmayın' başlıklı bildiri yayınladı. Aralarında Etienne Balibar, Jeremy Keenan, Aron Schaal, Yumiko Obyama, Jean Pierre Durand, Jessica De Bloom'un da bulunduğu 408 akademisyen Türkiye'ye akademik boykot uygulanmasını istedi.
Dünyanın farklı üniversitelerinden 408 akademisyen Türkiye’ye ‘akademik boykot’ uygulanması için çağrıda bulundu. ‘Türkiye Üniversitelerindeki Suçlara Ortak Olmayın’ başlıklı bir bildiri yayınlayan akademisyenler, son dönemde Türkiye’deki üniversitelerde yaşanan gelişmeleri özetledi. Üniversitelerde OHAL ilanından sonra yaşanan ihraçlara da geniş yer verilen bildiride şöyle denildi:
“Bütün yükseköğretim ve mali destek kurumlarını, akademik ve profesyonel dernekleri ve akademisyen bireyleri Türkiye yükseköğretim sistemini boykota çağırıyoruz. Akademik boykotun amacı, ihraç edilenlerin işlerine geri döndürülmesi ve olağanüstü hal rejimi altında gittikçe şiddetini artıran akademisyenlere yönelik baskıların sonlandırılmasıdır.”
Hedef gözeten bir akademik boykot hedeflediklerini belirten akademisyenler, boykot çağrısında bulundukları tüzel kişi, kurum ve etkinlik ve organizasyonları tek tek sıraladı.
HANGİ ÜLKELERDEN KİMLER İMZA ATTI?
Bildiriye Fransa, İngiltere Almanya, Belçika, İtalya, Hollanda, Kanada ve ABD’nin da aralarında bulunduğu ülkelerden akademisyenler imza attı.
Aralarında Etienne Balibar, Jeremy Keenan, Aron Schaal, Rory Archer, Yumiko Obyama, Jean Pierre Durand, Jessica De Bloom, Linda Clarke, Pierre-Antoine Chardel, Samim Akgönül’ün de bulunduğu 408 akademisyenin ‘Türkiye Üniversitelerindeki Suçlara Ortak Olmayın’ başlığıyla yayınladığı bildirinin tam metni şöyle:
BARIŞ AKADEMİSYENLERİNİN BİLDİRİSİ
2016 yılının Ocak ayında, Türkiye’de çalışan ya da Türkiye üzerine araştırma yapan 2212 akademisyen, Türk hükümetine yönelik olarak, Kürt bölgesindeki savaşı sonlandırma, on yıllardır devam eden Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulma ve uluslararası gözlemcilerin, güvenlik güçleri tarafından yıkıma uğratılan Kürt kasaba ve şehirlerindeki durumu izlemesine izin verme çağrısını içeren bir bildiriyi imzaladılar. Bu tarihten itibaren, Barış için Akademisyenler adıyla bilinen imzacılar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emirleri doğrultusunda hükümet ve Yükseköğretim Kurulu tarafından uygulamaya konulan intikamcı bir cezalandırma kampanyasının hedefi haline gelmiş bulunuyorlar.
‘AĞIR BİR BEDEL ÖDETMEK İÇİN GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRDİLER’
Barış İçin Akademisyenler, Türk hükümetini kendi yurttaşlarına uygulamakta olduğu şiddete son vermeye çağırdıkları için ihanetle suçlanıyorlar. Cumhurbaşkanının talimatıyla, hükümet, güvenlik güçleri, Yükseköğretim Kurulu ve üniversite rektörleri, Barış için Akademisyenler’e “ağır bir bedel” ödetmek üzere güçlerini birleştirdiler. Linç kampanyası, çeşitli cezai ve idari soruşturmalar, gözaltılar, pasaport iptalleri ve seyahat yasakları, emeklilik hakkının ihlali ve emek piyasasından sosyal güvenlik numaralarının kara listeye alınması yoluyla dışlanma gibi pek çok biçimde devam ediyor.
‘SALDIRILAR BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ DÜZEYE ULAŞTI’
Temmuz 2016 darbe girişimi ve takip eden olağanüstü hal döneminde, AKP rejiminin, Fethullah Gülen hareketini tasfiye etme gerekçesi altında, akademiye ve kamu sektörünün tamamına yönelen siyasal motivasyonlu saldırıları, benzeri görülmemiş bir düzeye ulaşmış bulunuyor. 30 Nisan 2017 itibariyle, akademide işten atılmaların sayısı 5295’e yükseldi. Bu durum, Türkiye’de yükseköğretim sisteminin hükümet ve onun siyasi müttefikleri tarafından bir kayırmacılık ve hesaplaşma alanı olarak kullanıldığını göstermektedir.
‘SAPTANMIŞ İHLALLER’
Barış İçin Akademisyenler’e yönelik linç kampanyası, özerklik, akademik özgürlük ve doktriner olmayan bilgi üretimi gibi yükseköğretimin belli başlı uluslararası standartlarını ihlal etmektedir. Kanıtlarla saptanmış ihlallerden bazıları şunlardır:
-Rektörler, üniversite personelini ve öğrencileri hükümet karşıtı olduklarından şüphelenilen akademisyenlere, özellikle de Barış için Akademisyenler’e karşı muhbirlik yapmak üzere teşvik etmektedir;
-Genç bir akademisyen, Dr. Mehmet Fatih Traş, Çukurova Üniversitesi’ndeki sözleşmesi sonlandırıldıktan ve çeşitli üniversitelere yaptığı iş başvuruları güvenlik riski oluşturduğu gerekçesiyle reddedildikten sonra intihar etmiştir;
-Akademisyenlerin ofislerinin kapılarına nefret söylemi ve suç unsuru içeren tehditleri içeren yazılama yapmak, kampüslerde ve kampüs dışında göz yumulan yaygın bir pratiğe dönüşmüştür;
-İhraç edilen akademisyenleri destekleyen öğrenciler baskılara maruz kalmış ve ihraç edilmişlerdir;
-Yüksek Öğretim Kurumu ve rektörler, Milli İstihbarat Teşkilatı ve polisle işbirliği içinde, hatta onların talimatları doğrultusunda ihraç edilecek akademisyenleri belirlemişlerdir;
-İhraç edilecek akademisyenlerin listesi hükümet ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmakta, itiraz yolu kapalı olan Kanun Hükmünde Kararnameler uyarınca ihraçlar uygulamaya konmaktadır;
-Hükümet kontrolü altındaki akademik süreli yayınlar merkezi (ULAKBİM), dergi editörlerine yayın ve değerlendirme kurullarından Barış için Akademisyenler’in çıkarılması emrini vermiştir;
-Konferans organizatörleri, hükümet ve yükseköğrenim kurumlarıyla işbirliği içerisinde ya da onlar tarafından tehdit edilmek yoluyla, Barış için Akademisyenler’i konferanslardan, seminerlerden ve çalıştaylardan dışlamaktadırlar;
-Hükümet kontrolündeki Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) (a) Barış İçin Akademisyenler’in almakta oldukları mali destekleri sonlandırmış olup bu kişilerden gelen başvuruları da reddetmektedir; (b) Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzalayan ve yurtdışındaki üniversitelerde araştırmalarını sürdüren doktora öğrencilerinin burslarını kesmiştir, (c) burslu doktora öğrencilerini, araştırmalarının ulusal çıkarlara zarar vermeyeceği yönünde ifadeler imzalamaya zorlamıştır, (d) Barış İçin Akademisyenler’in adlarının TÜBİTAK destekli yayınlardan ya da hakem sürecinde olan yayınlardan çekilmesini sağlamıştır ve (e) evrim teorisi üzerine kitap yayınlarını durdurarak yaradılış tezini empoze eden şüpheli “araştırma” projelerine desteğini artırmıştır.
HEDEF GÖZETEN AKADEMİK BOYKOT
Bu nedenlerle, bütün yükseköğretim ve mali destek kurumlarını, akademik ve profesyonel dernekleri ve akademisyen bireyleri Türkiye yükseköğretim sistemini boykota çağırıyoruz. Akademik boykotun amacı, ihraç edilenlerin işlerine geri döndürülmesi ve olağanüstü hal rejimi altında gittikçe şiddetini artıran akademisyenlere yönelik baskıların sonlandırılmasıdır. Boykot, aşağıdaki yöntemler yoluyla bu baskılara suç ortağı olmuş üniversitelere ve yükseköğretim kurumlarını hedef almaktadır:
1. Akademik özgürlükleri ve yükseköğretimin uluslararası normlarını ihlal etmekte olan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile BÜTÜN işbirliklerinin askıya alınması;
2. Sadece akademik özgürlükleri ve yüksek öğretimin uluslararası normlarını ihlal etmekle kalmayıp, aynı zamanda istihbarat kurumlarının üniversitelerdeki uzantısı olarak suç ortaklığı yapmış olan üniversitelerin rektörleri ile BÜTÜN işbirliklerinin askıya alınması;
3. BÜTÜN YÖK ve TÜBİTAK çalışanlarının ve suç ortağı üniversitelerin rektörlerinin profesyonel, ticari ve eğitimle ilgili kuruluşlardaki üyeliklerinin askıya alınması;
4. Suç ortağı üniversitelerle ile yapılacak BÜTÜN araştırma işbirliklerinin askıya alınması
5. YÖK, TÜBİTAK veya suç ortağı herhangi bir üniversite tarafından Türkiye içinde ve dışında düzenlenecek ve/veya desteklenecek olan BÜTÜN akademik ve profesyonel konferans, çalıştay ve seminerlere katılımın askıya alınması;
6. Suç ortağı herhangi bir üniversite ile işbirliği içinde gerçekleştirilecek ya da düzenlenecek olan BÜTÜN akademik ve profesyonel konferans, çalıştay ve seminerlerin askıya alınması.
Hedefe yönelik bu boykot şunları kapsamaz: (a) öğrenci değişimi hakkında düzenleme ve anlaşmalar; ve (b) Türkiye’deki akademisyenlerin ziyaretçi araştırmacı ya da benzer pozisyonlar için yurtdışındaki üniversitelere yaptıkları bireysel başvurular.
Kaynak: gazeteduvar.com
Üst Kategori: ROOT Kategori: Üniversiteler
Dünyanın çok sayıda ülkesinden akademisyenler, 'Türkiye Üniversitelerindeki Suçlara Ortak Olmayın' başlıklı bildiri yayınladı. Aralarında Etienne Balibar, Jeremy Keenan, Aron Schaal, Yumiko Obyama, Jean Pierre Durand, Jessica De Bloom'un da bulunduğu 408 akademisyen Türkiye'ye akademik boykot uygulanmasını istedi.
Dünyanın farklı üniversitelerinden 408 akademisyen Türkiye’ye ‘akademik boykot’ uygulanması için çağrıda bulundu. ‘Türkiye Üniversitelerindeki Suçlara Ortak Olmayın’ başlıklı bir bildiri yayınlayan akademisyenler, son dönemde Türkiye’deki üniversitelerde yaşanan gelişmeleri özetledi. Üniversitelerde OHAL ilanından sonra yaşanan ihraçlara da geniş yer verilen bildiride şöyle denildi:
“Bütün yükseköğretim ve mali destek kurumlarını, akademik ve profesyonel dernekleri ve akademisyen bireyleri Türkiye yükseköğretim sistemini boykota çağırıyoruz. Akademik boykotun amacı, ihraç edilenlerin işlerine geri döndürülmesi ve olağanüstü hal rejimi altında gittikçe şiddetini artıran akademisyenlere yönelik baskıların sonlandırılmasıdır.”
Hedef gözeten bir akademik boykot hedeflediklerini belirten akademisyenler, boykot çağrısında bulundukları tüzel kişi, kurum ve etkinlik ve organizasyonları tek tek sıraladı.
HANGİ ÜLKELERDEN KİMLER İMZA ATTI?
Bildiriye Fransa, İngiltere Almanya, Belçika, İtalya, Hollanda, Kanada ve ABD’nin da aralarında bulunduğu ülkelerden akademisyenler imza attı.
Aralarında Etienne Balibar, Jeremy Keenan, Aron Schaal, Rory Archer, Yumiko Obyama, Jean Pierre Durand, Jessica De Bloom, Linda Clarke, Pierre-Antoine Chardel, Samim Akgönül’ün de bulunduğu 408 akademisyenin ‘Türkiye Üniversitelerindeki Suçlara Ortak Olmayın’ başlığıyla yayınladığı bildirinin tam metni şöyle:
BARIŞ AKADEMİSYENLERİNİN BİLDİRİSİ
2016 yılının Ocak ayında, Türkiye’de çalışan ya da Türkiye üzerine araştırma yapan 2212 akademisyen, Türk hükümetine yönelik olarak, Kürt bölgesindeki savaşı sonlandırma, on yıllardır devam eden Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulma ve uluslararası gözlemcilerin, güvenlik güçleri tarafından yıkıma uğratılan Kürt kasaba ve şehirlerindeki durumu izlemesine izin verme çağrısını içeren bir bildiriyi imzaladılar. Bu tarihten itibaren, Barış için Akademisyenler adıyla bilinen imzacılar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emirleri doğrultusunda hükümet ve Yükseköğretim Kurulu tarafından uygulamaya konulan intikamcı bir cezalandırma kampanyasının hedefi haline gelmiş bulunuyorlar.
‘AĞIR BİR BEDEL ÖDETMEK İÇİN GÜÇLERİNİ BİRLEŞTİRDİLER’
Barış İçin Akademisyenler, Türk hükümetini kendi yurttaşlarına uygulamakta olduğu şiddete son vermeye çağırdıkları için ihanetle suçlanıyorlar. Cumhurbaşkanının talimatıyla, hükümet, güvenlik güçleri, Yükseköğretim Kurulu ve üniversite rektörleri, Barış için Akademisyenler’e “ağır bir bedel” ödetmek üzere güçlerini birleştirdiler. Linç kampanyası, çeşitli cezai ve idari soruşturmalar, gözaltılar, pasaport iptalleri ve seyahat yasakları, emeklilik hakkının ihlali ve emek piyasasından sosyal güvenlik numaralarının kara listeye alınması yoluyla dışlanma gibi pek çok biçimde devam ediyor.
‘SALDIRILAR BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ DÜZEYE ULAŞTI’
Temmuz 2016 darbe girişimi ve takip eden olağanüstü hal döneminde, AKP rejiminin, Fethullah Gülen hareketini tasfiye etme gerekçesi altında, akademiye ve kamu sektörünün tamamına yönelen siyasal motivasyonlu saldırıları, benzeri görülmemiş bir düzeye ulaşmış bulunuyor. 30 Nisan 2017 itibariyle, akademide işten atılmaların sayısı 5295’e yükseldi. Bu durum, Türkiye’de yükseköğretim sisteminin hükümet ve onun siyasi müttefikleri tarafından bir kayırmacılık ve hesaplaşma alanı olarak kullanıldığını göstermektedir.
‘SAPTANMIŞ İHLALLER’
Barış İçin Akademisyenler’e yönelik linç kampanyası, özerklik, akademik özgürlük ve doktriner olmayan bilgi üretimi gibi yükseköğretimin belli başlı uluslararası standartlarını ihlal etmektedir. Kanıtlarla saptanmış ihlallerden bazıları şunlardır:
-Rektörler, üniversite personelini ve öğrencileri hükümet karşıtı olduklarından şüphelenilen akademisyenlere, özellikle de Barış için Akademisyenler’e karşı muhbirlik yapmak üzere teşvik etmektedir;
-Genç bir akademisyen, Dr. Mehmet Fatih Traş, Çukurova Üniversitesi’ndeki sözleşmesi sonlandırıldıktan ve çeşitli üniversitelere yaptığı iş başvuruları güvenlik riski oluşturduğu gerekçesiyle reddedildikten sonra intihar etmiştir;
-Akademisyenlerin ofislerinin kapılarına nefret söylemi ve suç unsuru içeren tehditleri içeren yazılama yapmak, kampüslerde ve kampüs dışında göz yumulan yaygın bir pratiğe dönüşmüştür;
-İhraç edilen akademisyenleri destekleyen öğrenciler baskılara maruz kalmış ve ihraç edilmişlerdir;
-Yüksek Öğretim Kurumu ve rektörler, Milli İstihbarat Teşkilatı ve polisle işbirliği içinde, hatta onların talimatları doğrultusunda ihraç edilecek akademisyenleri belirlemişlerdir;
-İhraç edilecek akademisyenlerin listesi hükümet ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmakta, itiraz yolu kapalı olan Kanun Hükmünde Kararnameler uyarınca ihraçlar uygulamaya konmaktadır;
-Hükümet kontrolü altındaki akademik süreli yayınlar merkezi (ULAKBİM), dergi editörlerine yayın ve değerlendirme kurullarından Barış için Akademisyenler’in çıkarılması emrini vermiştir;
-Konferans organizatörleri, hükümet ve yükseköğrenim kurumlarıyla işbirliği içerisinde ya da onlar tarafından tehdit edilmek yoluyla, Barış için Akademisyenler’i konferanslardan, seminerlerden ve çalıştaylardan dışlamaktadırlar;
-Hükümet kontrolündeki Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) (a) Barış İçin Akademisyenler’in almakta oldukları mali destekleri sonlandırmış olup bu kişilerden gelen başvuruları da reddetmektedir; (b) Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzalayan ve yurtdışındaki üniversitelerde araştırmalarını sürdüren doktora öğrencilerinin burslarını kesmiştir, (c) burslu doktora öğrencilerini, araştırmalarının ulusal çıkarlara zarar vermeyeceği yönünde ifadeler imzalamaya zorlamıştır, (d) Barış İçin Akademisyenler’in adlarının TÜBİTAK destekli yayınlardan ya da hakem sürecinde olan yayınlardan çekilmesini sağlamıştır ve (e) evrim teorisi üzerine kitap yayınlarını durdurarak yaradılış tezini empoze eden şüpheli “araştırma” projelerine desteğini artırmıştır.
HEDEF GÖZETEN AKADEMİK BOYKOT
Bu nedenlerle, bütün yükseköğretim ve mali destek kurumlarını, akademik ve profesyonel dernekleri ve akademisyen bireyleri Türkiye yükseköğretim sistemini boykota çağırıyoruz. Akademik boykotun amacı, ihraç edilenlerin işlerine geri döndürülmesi ve olağanüstü hal rejimi altında gittikçe şiddetini artıran akademisyenlere yönelik baskıların sonlandırılmasıdır. Boykot, aşağıdaki yöntemler yoluyla bu baskılara suç ortağı olmuş üniversitelere ve yükseköğretim kurumlarını hedef almaktadır:
1. Akademik özgürlükleri ve yükseköğretimin uluslararası normlarını ihlal etmekte olan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) ile BÜTÜN işbirliklerinin askıya alınması;
2. Sadece akademik özgürlükleri ve yüksek öğretimin uluslararası normlarını ihlal etmekle kalmayıp, aynı zamanda istihbarat kurumlarının üniversitelerdeki uzantısı olarak suç ortaklığı yapmış olan üniversitelerin rektörleri ile BÜTÜN işbirliklerinin askıya alınması;
3. BÜTÜN YÖK ve TÜBİTAK çalışanlarının ve suç ortağı üniversitelerin rektörlerinin profesyonel, ticari ve eğitimle ilgili kuruluşlardaki üyeliklerinin askıya alınması;
4. Suç ortağı üniversitelerle ile yapılacak BÜTÜN araştırma işbirliklerinin askıya alınması
5. YÖK, TÜBİTAK veya suç ortağı herhangi bir üniversite tarafından Türkiye içinde ve dışında düzenlenecek ve/veya desteklenecek olan BÜTÜN akademik ve profesyonel konferans, çalıştay ve seminerlere katılımın askıya alınması;
6. Suç ortağı herhangi bir üniversite ile işbirliği içinde gerçekleştirilecek ya da düzenlenecek olan BÜTÜN akademik ve profesyonel konferans, çalıştay ve seminerlerin askıya alınması.
Hedefe yönelik bu boykot şunları kapsamaz: (a) öğrenci değişimi hakkında düzenleme ve anlaşmalar; ve (b) Türkiye’deki akademisyenlerin ziyaretçi araştırmacı ya da benzer pozisyonlar için yurtdışındaki üniversitelere yaptıkları bireysel başvurular.
Kaynak: gazeteduvar.com
Son Güncelleme: Perşembe, 15 Haziran 2017 16:46
Gösterim: 1932
Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), İstanbul Şehir Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Mardin’i Akademi Şeref Üyesi seçti.
Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Türkiye’nin tarihsel, sosyal ve siyasal dinamiklerinin daha sağlıklı bir şekilde anlaşılmasına ciddi katkılarda bulunan ve çalışmalarına uluslararası alanda en çok atıf yapılan sosyal bilimciler arasında yer alan Prof. Dr. Şerif Mardin; son olarak TÜBA 2016 Akademi Ödülleri’nde Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde ödül almıştı.
İstanbul Şehir Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Mardin, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) 51. Genel Kurulu’nda yapılan oylama sonucu Akademi Şeref Üyesi seçildi. Prof. Dr. Mardin, uluslararası düzeyde yılın öne çıkan bilim insanlarını ödüllendirmek amacıyla düzenlenen ve ‘Türkiye’nin Nobeli’ olarak kabul edilen TÜBA Akademi Ödülleri’nin 2016 yılı değerlendirmesi kapsamında da Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde ödüle layık görülmüştü.
Çalışmalarına uluslararası alanda en çok atıf yapılan sosyal bilimciler arasında yer alan Mardin, Türkiye’de din ve modernleşme, sivil toplum, ideoloji, merkez-çevre ekseninde yaptığı öncü ve çığır açıcı bilimsel çalışmalarıyla Türkiye’nin yetiştirdiği en saygın akademisyenler arasında yer alıyor.
Türkiye’nin bilim politikalarına yön veren bir bilim akademisi olma hedefiyle faaliyetlerini sürdüren TÜBA, Türkiye'deki tüm bilim alanlarında, araştırmaları, bilimci kişiliği, araştırıcılığı özendirirken, bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırıp, gençleri, bilim ve araştırma alanına yöneltiyor.
Prof. Dr. Şerif Mardin kimdir?
1927 yılında İstanbul’da doğan Şerif Mardin, sırasıyla Galatasaray Lisesi’nden ve Stanford Üniversitesi’nden mezun oldu. 1958’de Stanford Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı.
Mardin, 1950’lerin ortasından itibaren katıldığı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde uzun yıllar görev yaptı. Bu arada Princeton, Harvard, Columbia, California-Berkeley, Oxford, EHESS gibi birçok üniversitede araştırmacı ve misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. 1973’te Boğaziçi Üniversitesi’ne geçerek orada İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi kurucu dekanı olarak üniversitenin yeniden şekillenmesine önemli katkıları oldu. Mardin, 1989’da American University’de İslam Araştırmaları Merkezi Başkanlığı yaptı ve 1999’da ayrılarak Sabancı Üniversitesi’ne geçti. 2011’de bu üniversiteden Emeritus Profesör olarak emekli oldu ve İstanbul Şehir Üniversitesi’ne katıldı.
Üst Kategori: ROOT Kategori: Üniversiteler
Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), İstanbul Şehir Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Mardin’i Akademi Şeref Üyesi seçti.
Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Türkiye’nin tarihsel, sosyal ve siyasal dinamiklerinin daha sağlıklı bir şekilde anlaşılmasına ciddi katkılarda bulunan ve çalışmalarına uluslararası alanda en çok atıf yapılan sosyal bilimciler arasında yer alan Prof. Dr. Şerif Mardin; son olarak TÜBA 2016 Akademi Ödülleri’nde Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde ödül almıştı.
İstanbul Şehir Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Mardin, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) 51. Genel Kurulu’nda yapılan oylama sonucu Akademi Şeref Üyesi seçildi. Prof. Dr. Mardin, uluslararası düzeyde yılın öne çıkan bilim insanlarını ödüllendirmek amacıyla düzenlenen ve ‘Türkiye’nin Nobeli’ olarak kabul edilen TÜBA Akademi Ödülleri’nin 2016 yılı değerlendirmesi kapsamında da Sosyal ve Beşeri Bilimler kategorisinde ödüle layık görülmüştü.
Çalışmalarına uluslararası alanda en çok atıf yapılan sosyal bilimciler arasında yer alan Mardin, Türkiye’de din ve modernleşme, sivil toplum, ideoloji, merkez-çevre ekseninde yaptığı öncü ve çığır açıcı bilimsel çalışmalarıyla Türkiye’nin yetiştirdiği en saygın akademisyenler arasında yer alıyor.
Türkiye’nin bilim politikalarına yön veren bir bilim akademisi olma hedefiyle faaliyetlerini sürdüren TÜBA, Türkiye'deki tüm bilim alanlarında, araştırmaları, bilimci kişiliği, araştırıcılığı özendirirken, bu alanlarda emeği geçenleri onurlandırıp, gençleri, bilim ve araştırma alanına yöneltiyor.
Prof. Dr. Şerif Mardin kimdir?
1927 yılında İstanbul’da doğan Şerif Mardin, sırasıyla Galatasaray Lisesi’nden ve Stanford Üniversitesi’nden mezun oldu. 1958’de Stanford Üniversitesi’nde doktorasını tamamladı.
Mardin, 1950’lerin ortasından itibaren katıldığı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde uzun yıllar görev yaptı. Bu arada Princeton, Harvard, Columbia, California-Berkeley, Oxford, EHESS gibi birçok üniversitede araştırmacı ve misafir öğretim üyesi olarak çalıştı. 1973’te Boğaziçi Üniversitesi’ne geçerek orada İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi kurucu dekanı olarak üniversitenin yeniden şekillenmesine önemli katkıları oldu. Mardin, 1989’da American University’de İslam Araştırmaları Merkezi Başkanlığı yaptı ve 1999’da ayrılarak Sabancı Üniversitesi’ne geçti. 2011’de bu üniversiteden Emeritus Profesör olarak emekli oldu ve İstanbul Şehir Üniversitesi’ne katıldı.
Son Güncelleme: Salı, 20 Haziran 2017 14:12
Gösterim: 1788
Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, "Türk-Japon Üniversitesi, üstün nitelikli bir bilim ve teknoloji üniversitesi olacaktır. Kurulacak üniversite bir araştırma üniversitesi olacaktır. Üniversitenin, makul bir süre sonunda dünyanın en itibarlı üniversiteleri arasında yer alması beklenmektedir." dedi.
TBMM Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, Komisyon Başkanı Beşir Atalay başkanlığında toplandı. Komisyonda, Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Kurulmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ostim Teknik Üniversitesi´nin kurulmasına ilişkin Yüksekögretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı görüşüldü.
Millî Eğitim Bakanı Yılmaz, komisyonda yaptığı konuşmada, Türkiye ve Japonya´nın işbirliği ile özel nitelikli Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kurulması fikrinin, Japonya ile yürütülen Sinop´ta nükleer santral kurulmasına dair görüşmelerin neticelenmesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Japonya Başbakanı Abe´nin görüşmesinde gündeme geldiğini anımsattı.
Bilim ve teknoloji ağırlıklı, yüksek nitelikli bir üniversitenin birlikte kurulması konusunda mutabık kalındığını hatırlatan Yılmaz, "Üniversite projesi, 3 Mayıs 2013 tarihinde Ankara´da kabul edilen ´Türkiye Cumhuriyeti ile Japonya Arasında Stratejik Ortaklık Kurulmasına İlişkin Ortak Bildiri´ ve 7 Ocak 2014 tarihinde Tokyo´da imzalanan ´Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi´nin Kurulmasına Dair İşbirliği Muhtırası´ ile yazılı mutabakata dönüştürülmüştür." diye konuştu. Yürütülen çalışmalar sonucunda anlaşma metninde mutabık kalındığını ve Türkiye ile Japonya Arasında Türkiye´de Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kurulmasına Dair Anlaşma´nın, 29 Haziran 2016 tarihinde imzalandığını anımsatan Yılmaz, Türk-Japon Üniversitesi´nin, üstün nitelikli bir bilim ve teknoloji üniversitesi olacağını belirtti.
Bakan Yılmaz, kurulacak üniversiteye ilişkin şu bilgileri verdi: "Kurulacak üniversite bir araştırma üniversitesi olacaktır. Üniversite öğrencilerinin çoğunluğu master ve doktora öğrencisi olacaktır. Bu kapsamda yüzde 60-70 master ve doktora öğrencisi, yüzde 30-40 da lisans öğrencisi olacaktır. Üniversite ağırlıklı olarak mühendislik ve temel bilimler alanında olmak üzere, burada sosyal ve beşeri bilimler fakültesi bulunacaktır. Üniversite bünyesinde birçok değişik konuda ileri araştırma enstitüleri de bulunacaktır. Üniversitedeki öğrenci sayısı çok büyük olmayacak. Yüksek sayıdan ziyade yüksek kaliteye öncelik verilecektir. Kurulacak olan üniversitenin, makul bir süre sonunda dünyanın en itibarlı üniversiteleri arasında yer alması beklenmektedir. Bu çerçevede hazırlanan uluslararası anlaşma ile üniversite, Türk ve Japon üniversitesi sistemlerinin dışında, amaçladığı hedeflere ulaşmayı mümkün kılacak şekilde kurgulanmıştır." Bakan Yılmaz, Türkiye ve Japonya´nın destek ve katkılarıyla hayata geçirilecek üniversitenin, Türk ve Japon öğrenciler başta olmak üzere tüm dünyadan başarılı gençleri çekebilecek bir mükemmeliyet merkezi olmasının, bilim ve teknoloji alanında üstün nitelikli uzman ve araştırmacılar yetiştirmesinin hedeflendiğini söyledi.
Bakan Yılmaz, bu amaçla üniversitede Türkiye, Japonya ve üçüncü ülkelerden önde gelen akademisyenlerin görev yapmasının, öğrenci ve öğretim üyelerinin ileri teknoloji imkanlarından yararlanmasının ve özel sektörle çok yönlü ve etkin bir işbirliği yapılmasının öngörüldüğünü ifade etti. Millî Eğitim Bakanı Yılmaz, şöyle devam etti: "İki yıl süren müzakereler neticesinde imzalanan anlaşma ve yüce Meclisin bu kanunu kabul etmesi ile kurulacak olan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, kökleri 1890´lara uzanan, elim Ertuğrul Fırkateyni kazasına kadar uzanan, Marmaray, Osman Gazi Köprüsü, Sinop Nükleer Santrali ve daha çok sayıda proje ile dolu Türk-Japon dostluk ve işbirliği, yeni ve çok önemli bir boyut kazanacaktır. Kurulacak bu üniversite, Türkiye ve Japonya arasında, bilim, teknoloji, kültür konularında güçlü bir köprü oluşturacak ve bu anlaşmanın hayata geçirilmesinde her iki ülkenin de beklemiş olduğu amacı gerçekleştirecektir."
Üst Kategori: ROOT Kategori: Üniversiteler
Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, "Türk-Japon Üniversitesi, üstün nitelikli bir bilim ve teknoloji üniversitesi olacaktır. Kurulacak üniversite bir araştırma üniversitesi olacaktır. Üniversitenin, makul bir süre sonunda dünyanın en itibarlı üniversiteleri arasında yer alması beklenmektedir." dedi.
TBMM Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu, Komisyon Başkanı Beşir Atalay başkanlığında toplandı. Komisyonda, Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Kurulmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ostim Teknik Üniversitesi´nin kurulmasına ilişkin Yüksekögretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı görüşüldü.
Millî Eğitim Bakanı Yılmaz, komisyonda yaptığı konuşmada, Türkiye ve Japonya´nın işbirliği ile özel nitelikli Bilim ve Teknoloji Üniversitesi kurulması fikrinin, Japonya ile yürütülen Sinop´ta nükleer santral kurulmasına dair görüşmelerin neticelenmesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Japonya Başbakanı Abe´nin görüşmesinde gündeme geldiğini anımsattı.
Bilim ve teknoloji ağırlıklı, yüksek nitelikli bir üniversitenin birlikte kurulması konusunda mutabık kalındığını hatırlatan Yılmaz, "Üniversite projesi, 3 Mayıs 2013 tarihinde Ankara´da kabul edilen ´Türkiye Cumhuriyeti ile Japonya Arasında Stratejik Ortaklık Kurulmasına İlişkin Ortak Bildiri´ ve 7 Ocak 2014 tarihinde Tokyo´da imzalanan ´Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi´nin Kurulmasına Dair İşbirliği Muhtırası´ ile yazılı mutabakata dönüştürülmüştür." diye konuştu. Yürütülen çalışmalar sonucunda anlaşma metninde mutabık kalındığını ve Türkiye ile Japonya Arasında Türkiye´de Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin Kurulmasına Dair Anlaşma´nın, 29 Haziran 2016 tarihinde imzalandığını anımsatan Yılmaz, Türk-Japon Üniversitesi´nin, üstün nitelikli bir bilim ve teknoloji üniversitesi olacağını belirtti.
Bakan Yılmaz, kurulacak üniversiteye ilişkin şu bilgileri verdi: "Kurulacak üniversite bir araştırma üniversitesi olacaktır. Üniversite öğrencilerinin çoğunluğu master ve doktora öğrencisi olacaktır. Bu kapsamda yüzde 60-70 master ve doktora öğrencisi, yüzde 30-40 da lisans öğrencisi olacaktır. Üniversite ağırlıklı olarak mühendislik ve temel bilimler alanında olmak üzere, burada sosyal ve beşeri bilimler fakültesi bulunacaktır. Üniversite bünyesinde birçok değişik konuda ileri araştırma enstitüleri de bulunacaktır. Üniversitedeki öğrenci sayısı çok büyük olmayacak. Yüksek sayıdan ziyade yüksek kaliteye öncelik verilecektir. Kurulacak olan üniversitenin, makul bir süre sonunda dünyanın en itibarlı üniversiteleri arasında yer alması beklenmektedir. Bu çerçevede hazırlanan uluslararası anlaşma ile üniversite, Türk ve Japon üniversitesi sistemlerinin dışında, amaçladığı hedeflere ulaşmayı mümkün kılacak şekilde kurgulanmıştır." Bakan Yılmaz, Türkiye ve Japonya´nın destek ve katkılarıyla hayata geçirilecek üniversitenin, Türk ve Japon öğrenciler başta olmak üzere tüm dünyadan başarılı gençleri çekebilecek bir mükemmeliyet merkezi olmasının, bilim ve teknoloji alanında üstün nitelikli uzman ve araştırmacılar yetiştirmesinin hedeflendiğini söyledi.
Bakan Yılmaz, bu amaçla üniversitede Türkiye, Japonya ve üçüncü ülkelerden önde gelen akademisyenlerin görev yapmasının, öğrenci ve öğretim üyelerinin ileri teknoloji imkanlarından yararlanmasının ve özel sektörle çok yönlü ve etkin bir işbirliği yapılmasının öngörüldüğünü ifade etti. Millî Eğitim Bakanı Yılmaz, şöyle devam etti: "İki yıl süren müzakereler neticesinde imzalanan anlaşma ve yüce Meclisin bu kanunu kabul etmesi ile kurulacak olan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, kökleri 1890´lara uzanan, elim Ertuğrul Fırkateyni kazasına kadar uzanan, Marmaray, Osman Gazi Köprüsü, Sinop Nükleer Santrali ve daha çok sayıda proje ile dolu Türk-Japon dostluk ve işbirliği, yeni ve çok önemli bir boyut kazanacaktır. Kurulacak bu üniversite, Türkiye ve Japonya arasında, bilim, teknoloji, kültür konularında güçlü bir köprü oluşturacak ve bu anlaşmanın hayata geçirilmesinde her iki ülkenin de beklemiş olduğu amacı gerçekleştirecektir."
Son Güncelleme: Pazartesi, 12 Haziran 2017 17:07
Gösterim: 2846

