Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Hindistan'ın kuzeyindeki Uttar Pradeş eyaletinde ana sınıfında okutulan alfabe kitaplarında "B" harfi için bomba, "Ch" için ise çakı benzeri bir tür bıçak olan "Chaku"nun resminin kullanılması ülkede büyük yankı uyandırdı.

  Her yerinde Hindistan bayrakları yer alan kitabın çocuklara milliyetçilik aşılamaya çalışırken, çakı ve bomba resimlerine bile yer verecek kadar ileri gitmesi, hem velileri hem eğitimcileri ayağa kaldırdı.

Basına konuşan veliler, "Böyle şeyler bu kadar küçük çocuklara nasıl öğretilebilir" diyerek tepkilerini dile getirdi.

Gurukul Akademisi Okul Aile Birliği Başkanı Rav Authar Dixit, eyalet eğitim kurulunun şikayetleri üzerine, 4-5 yaşlarındaki çocuklar için hazırlanan alfabe kitaplarıyla ilgili soruşturma başlattığını söyledi.

Eğitim kurulu yetkilileri ise, kitapları basan, Yeni Delhi'deki Gurukul Yayınevi'ni suçladı. Yayınevi yetkilileri bu suçlamaya cevaben, "Bu bizim büyük bir hatamızdır" diyerek, kitapların acil olarak toplatıldığını açıkladı.

Hindistan'da Federal Eğitim Kurulu, devlet ve özel okullarda okutulan kitaplar için genel kurallar saptıyor. Kitapların içeriği ise yayınevleri tarafından belirleniyor.

> Ana sınıfında alfabe skandalı!

Hindistan'ın kuzeyindeki Uttar Pradeş eyaletinde ana sınıfında okutulan alfabe kitaplarında "B" harfi için bomba, "Ch" için ise çakı benzeri bir tür bıçak olan "Chaku"nun resminin kullanılması ülkede büyük yankı uyandırdı.

  Her yerinde Hindistan bayrakları yer alan kitabın çocuklara milliyetçilik aşılamaya çalışırken, çakı ve bomba resimlerine bile yer verecek kadar ileri gitmesi, hem velileri hem eğitimcileri ayağa kaldırdı.

Basına konuşan veliler, "Böyle şeyler bu kadar küçük çocuklara nasıl öğretilebilir" diyerek tepkilerini dile getirdi.

Gurukul Akademisi Okul Aile Birliği Başkanı Rav Authar Dixit, eyalet eğitim kurulunun şikayetleri üzerine, 4-5 yaşlarındaki çocuklar için hazırlanan alfabe kitaplarıyla ilgili soruşturma başlattığını söyledi.

Eğitim kurulu yetkilileri ise, kitapları basan, Yeni Delhi'deki Gurukul Yayınevi'ni suçladı. Yayınevi yetkilileri bu suçlamaya cevaben, "Bu bizim büyük bir hatamızdır" diyerek, kitapların acil olarak toplatıldığını açıkladı.

Hindistan'da Federal Eğitim Kurulu, devlet ve özel okullarda okutulan kitaplar için genel kurallar saptıyor. Kitapların içeriği ise yayınevleri tarafından belirleniyor.

Son Güncelleme: Pazar, 29 Nisan 2012 18:17

Gösterim: 2249

Öğretmenler Alo 147'yi Şikayet Yağmuruna Tuttu

 SİZLER DE ALO 147'Yİ ARAYAK ŞİKAYETLERİNİZİ İLETEBİLİRSİNİZ..
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in , '' Veliyi üzeni, ben üzerim ! '' açıklamasından sonra kurulan Meb Şikayet Hattı Alo 147, son günlerde yaşanan şiddet olayları nedeniyle öğretmenler tarafından telefon yağmuruna tutuldu. Mesleki dayanışma adına meslektaşlarına yapılan saldırıyı kınamak için Alo 147 Hattı'nı arayan eğitimciler, öğretmenlere yönelik şiddet olaylarını engelleyecek yasal düzenlemelerin bir an önce çıkarılmasını ve okullarda güvenlik tedbirlerinin arttırılmasını istediler. Sitemize yorum gönderen bir çok eğitimci öğretmene yönelik darp ve şiddet olaylarının Sayın Dinçer'in açıklamalarından sonra arttığını ve Dinçer'in öğretmenlere yapılan şiddete ilişkin açıklama yapmamasına tepkilerini dile getirdiler..

SİZLER DE ALO 147'Yİ ARAYAK ŞİKAYETLERİNİZİ İLETEBİLİRSİNİZ..

> Dinçer: Veliyi üzeni, ben üzerim !

Öğretmenler Alo 147'yi Şikayet Yağmuruna Tuttu

 SİZLER DE ALO 147'Yİ ARAYAK ŞİKAYETLERİNİZİ İLETEBİLİRSİNİZ..
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in , '' Veliyi üzeni, ben üzerim ! '' açıklamasından sonra kurulan Meb Şikayet Hattı Alo 147, son günlerde yaşanan şiddet olayları nedeniyle öğretmenler tarafından telefon yağmuruna tutuldu. Mesleki dayanışma adına meslektaşlarına yapılan saldırıyı kınamak için Alo 147 Hattı'nı arayan eğitimciler, öğretmenlere yönelik şiddet olaylarını engelleyecek yasal düzenlemelerin bir an önce çıkarılmasını ve okullarda güvenlik tedbirlerinin arttırılmasını istediler. Sitemize yorum gönderen bir çok eğitimci öğretmene yönelik darp ve şiddet olaylarının Sayın Dinçer'in açıklamalarından sonra arttığını ve Dinçer'in öğretmenlere yapılan şiddete ilişkin açıklama yapmamasına tepkilerini dile getirdiler..

SİZLER DE ALO 147'Yİ ARAYAK ŞİKAYETLERİNİZİ İLETEBİLİRSİNİZ..

Son Güncelleme: Pazar, 29 Nisan 2012 16:26

Gösterim: 5251

Eğitimde ki her sorun Bakan dahil her kesim tarafından öğretmene yüklenmeye devam ediyor şimdi ise YGS de ki matematik sıfırcılarının suçlusu öğretmen ilan edildi.
  Bugün gazetesinden Lütfi Erdoğan'ın haberinde araştırma da suçlu olarak öğretmenin negatif yaklaşımı ve kişisel yetersizlik hissi gibi nedenlerle matematik sorularından korktukları olduğunu ifade etti. Bu sorunun çözümü içinde öğretmenlerin eğitilmesi gerektiğinden bahsedildi.

Haberin devamında bu yıl yapılan Yükseköğretime Giriş Sınavı’nda (YGS) 1 milyon 837 bin 344 adayın 700 bininin matematikten sıfır çekmesi eğitim sistemindeki yetersizlikleri tartışmaya açmıştı. Söz konusu ‘yetersizlikler’ Afyon Kocatepe Üniversitesi akademisyenlerinin yaptığı araştırmayla aydınlatıldı. Akademisyenlerin 833 öğrenci üzerinde yaptığı “Matematik korkusunun ve başarısızlığının nedenleri” konulu anket çalışmasında öğrencilerin yüzde 50’sinin matematik sorularını çözerken sıkıntı çektikleri ortaya çıktı.


Çalışmada, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel ortam göz önüne alınarak üç ilköğretim okulunun 6,7,8. sınıflarıyla, dört liseden 390 erkek 443 kız öğrenci yer aldı.

YANLIŞ CEVABA CEZA

Ankete katılan her on öğrenciden ikisi sınıf içinde matematik sorusuna verdiği yanlış cevaptan dolayı kendisini aşağılanmış hissettiğini, bu nedenle matematikten soğuduğunu söyledi. Bu korkuyu erkek öğrencilerin kız öğrencilerden daha fazla yaşadığı belirlendi. Matematik dersinde her 10 öğrenciden 1 tanesi yanlış cevapta cezaya maruz kaldığını belirtti. Erkek öğrenciler öğretmenlerin bu tür yaklaşımlarından kız öğrencilere göre daha fazla etkilendiğini dile getirdi.

Büyük panik yaşıyorlar

Öğrencilerin yüzde 87’si matematik sorularından korktuğunu ve soruları çözerken endişe taşıdığını söyledi. Öğrenciler, öğretmenin negatif yaklaşımı, kişisel yetersizlik hissi, kişisel engeller, matematik dersinde problem çözme, üniversite sınavında soruların zorluğu ve öğretmenin derste soru sorması gibi nedenlerden dolayım atematikten korktuğunu belirtti.

BUGÜN

> Tabi ki öğretmenler suçlu !

Eğitimde ki her sorun Bakan dahil her kesim tarafından öğretmene yüklenmeye devam ediyor şimdi ise YGS de ki matematik sıfırcılarının suçlusu öğretmen ilan edildi.
  Bugün gazetesinden Lütfi Erdoğan'ın haberinde araştırma da suçlu olarak öğretmenin negatif yaklaşımı ve kişisel yetersizlik hissi gibi nedenlerle matematik sorularından korktukları olduğunu ifade etti. Bu sorunun çözümü içinde öğretmenlerin eğitilmesi gerektiğinden bahsedildi.

Haberin devamında bu yıl yapılan Yükseköğretime Giriş Sınavı’nda (YGS) 1 milyon 837 bin 344 adayın 700 bininin matematikten sıfır çekmesi eğitim sistemindeki yetersizlikleri tartışmaya açmıştı. Söz konusu ‘yetersizlikler’ Afyon Kocatepe Üniversitesi akademisyenlerinin yaptığı araştırmayla aydınlatıldı. Akademisyenlerin 833 öğrenci üzerinde yaptığı “Matematik korkusunun ve başarısızlığının nedenleri” konulu anket çalışmasında öğrencilerin yüzde 50’sinin matematik sorularını çözerken sıkıntı çektikleri ortaya çıktı.


Çalışmada, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel ortam göz önüne alınarak üç ilköğretim okulunun 6,7,8. sınıflarıyla, dört liseden 390 erkek 443 kız öğrenci yer aldı.

YANLIŞ CEVABA CEZA

Ankete katılan her on öğrenciden ikisi sınıf içinde matematik sorusuna verdiği yanlış cevaptan dolayı kendisini aşağılanmış hissettiğini, bu nedenle matematikten soğuduğunu söyledi. Bu korkuyu erkek öğrencilerin kız öğrencilerden daha fazla yaşadığı belirlendi. Matematik dersinde her 10 öğrenciden 1 tanesi yanlış cevapta cezaya maruz kaldığını belirtti. Erkek öğrenciler öğretmenlerin bu tür yaklaşımlarından kız öğrencilere göre daha fazla etkilendiğini dile getirdi.

Büyük panik yaşıyorlar

Öğrencilerin yüzde 87’si matematik sorularından korktuğunu ve soruları çözerken endişe taşıdığını söyledi. Öğrenciler, öğretmenin negatif yaklaşımı, kişisel yetersizlik hissi, kişisel engeller, matematik dersinde problem çözme, üniversite sınavında soruların zorluğu ve öğretmenin derste soru sorması gibi nedenlerden dolayım atematikten korktuğunu belirtti.

BUGÜN

Son Güncelleme: Pazar, 29 Nisan 2012 15:47

Gösterim: 2064

 4+4+4 sistemiyle oluşan derslik açığı,dershanelerle kapatılacak. Bakanlık düğmeye bastı 4 bin dershaneye yazı gönderdi. İlk sonuç İstanbul’dan geldi 54 dershane özel okul olacak.

> Dershane öğretmenleri daha donanımlı

 4+4+4 sistemiyle oluşan derslik açığı,dershanelerle kapatılacak. Bakanlık düğmeye bastı 4 bin dershaneye yazı gönderdi. İlk sonuç İstanbul’dan geldi 54 dershane özel okul olacak.

Son Güncelleme: Pazar, 29 Nisan 2012 16:04

Gösterim: 2210

Bu yaşanan olaylar üzerinden Özgür Eğitim-Sen olarak kamuoyunun dikkatine birkaç hususu taşımakta fayda görüyoruz.

 Kendi bulunduğu kurum içerisinde horlanan, değersizliği sürekli perçinlenen, yüzüne bakılmayan, sistemin yükünü sırtında taşıyan ancak kimseye de yaranamayan, özlük ve mali durumu itibariyle kurumunda beraber çalıştığı hizmetliden düşük bir ücrete çalışan, ders dışında pek çok angarya ile prangalanmış, dersten çıkar çıkmaz nöbete koşan, lüzumsuz pek çok evrak işini ve etkinliği yapması beklenen, asker ve polisin dahi bulunmadığı yerlerde görev yapan öğretmenler, istikrarlı bir biçimde mesleki açıdan itibarsızlaştırılmaktadırlar. Kendi bakanlığında adam yerine konmayan öğretmenin başka yerde itibar bulması mümkün müdür? En bakımsız, estetik incelikten yoksun alanlarda çalışmaya mahkûm edilmiş, atamasında ve özür grubuna bağlı yer değişikliğinde görüldüğü üzere ne tür durumlara düşürüleceğinin tedirginliğinde yaşam sürdüren öğretmen ne yapsın?

Değişen yaşam koşulları okul ve okul merkezli zorunlu eğitimin kendisini gülünçleştirirken, MEB ve hükümet alkışlar eşliğinde zorunlu eğitim süresini uzatmıştır. hiç kimse zorunlu eğitimi ve süresini mesele etmezken, bu ülkede neredeyse tek başına Özgür Eğitim-Sen bunun bu zemin ve şartlar içerisinde anlamsız bir uğraş olduğunu ısrarla dile getirmişti. Zorunlu eğitim uygulamaları değişen sosyal hayatın beklentilerine cevap vermekten uzak bir yapıda bu sürece direnmeye çalışmaktadır. Daha önceki bir tarihsel toplumsal süreçte birtakım ihtiyaçlara binaen şekillendirilen okulun, değişen koşullarda varlığı bir tartışma konusuna dönüşürken bütün bu gelişmelere kulaklarını tıkayan bir vaziyet alışla hayata direnmeye girişmesi anlamsızdır. Bu Don Kişotvari duruştan bir itibar devşirmeye kalkışmak devekuşu gibi kafasını kuma gömmekten başka bir şey değildir. Varlığını sorunsallaştıran gelişmeleri es geçen bir şaşkınlık hali üzerinden eski argümanların arkasına sığınarak kendisine yaşam alanı açmaya, hatta bu alanı genişletmeye çalışma gülünçlüğü karşısında, karşılaşılan sorunları sürekli olarak arızi sorunlar olarak görme basitliğinden artık vazgeçilmelidir. Eğitim sistemindeki tüm sorunların yapısal bir takım uzantılardan kaynaklandığını görmek için başta MEB ve hükümet olmak üzere tüm kesimler; acaba kaç öğretmenin daha darp edilip bıçaklanmasını, öğretmenlerin memnuniyetsizlik düzeylerinin daha ne kadar artmasını beklemektedirler? Çözüm olarak ileri sürülen reçetelerin bile bu yapı üzerinden sorunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramayacağı acaba ne zaman fark edilecektir?

Yaşananlar karşısında Milli Eğitim Bakanının takındığı tutum ise olayların neden yaşandığını oldukça açıklayıcı kılmaktadır.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer Esenyurt’taki olayın ardından yaptığı açıklamada şunları söylemiştir:

“Şunu söylemek istiyorum, eğer biz bu tip şiddete karşı, bu tip saldırılara karşı tavır içerisinde olacaksak, öğretmenler camiası olarak en büyük mücadelenin ve tavrın şefkatimiz olduğunu söylemek istiyorum. Öğretmenler daha fazla şefkat göstererek çocuklarına ve etrafındaki insanlara bu yapılan şeyin aslında bir sorun çözme yöntemi olmadığını ve bu şekilde adalet sağlanamayacağını anlatarak mücadele edeceğiz. O yüzden ben öğretmenlerimizden şunu rica ediyorum, bu tip hadiselere karşı yine davranışsal tedbirler yahut da daha protestovari tedbirler yerine şefkatinizle ve sevginizle cehaletle mücadele ederek karşı çıkınız diyorum. Mevlana bir sözünde diyor ki 'biti ve pireyi gül suyu ile öldürün'. Biz de şiddeti ve sevmediğimiz hadiseleri güzellikle yok etmeye çalışmalıyız.”

Eğer bu açıklamayı Orman ve Su İşleri Bakanı yapmış olsaydı, belki tepki çekerdi; ama konumu ve konuya olan mesafesi dikkate alınarak mazur görülebilirdi. Lakin bu açıklamayı yapan Milli Eğitim Bakanıdır. Dolayısıyla söz konusu açıklama mazur görülemez ve böyle bir açıklama bir şiddet eyleminin ardından kendi çalışanlarına şefkat gösterme noktasında Bakanlığın içinde bulunduğu maluliyetin açık beyanı niteliğindedir. Sayın Bakanın yakın zaman içerisinde öğretmenlere yönelik darp ve bıçaklama türünden saldırıların gerçekleştiği bir noktada; darp edilmiş, bıçaklanmış ve her fırsatta kendi Bakanı tarafından hor görülmüş öğretmene söyleyebileceği tek şey “Şefkatli ol!” tavsiyesi ise, bu tavsiyenin kendisinin şefkatten yoksun ve şefkatin açık bir istismarı olduğunu ilan ediyoruz.

Özgür Eğitim-Sen olarak; sorunu genel bir söylem üzerinden buharlaştırmaya çalışmanın meseleyi savsaklamaktan öte bir anlam taşımadığını düşünüyoruz.

Öğretmenler menfur saldırılara maruz kaldıkları bir zamanda Milli Eğitim Bakanını kendi yanlarında göremeyeceklerse; soruyoruz ne zaman görecekler?

Kendi çalışanlarına yönelik girişilen hadiseleri bir sahiplenme tutumu üzerinden çözümlemek yerine tarafsız bir gözlemci tavrıyla geçiştirmeye çalışmanın akla mantığa sığan bir tarafını bulmak imkânsızdır. Sahiplenme, bütünleşme tavrından ziyade sömürge ülkesindeki vali edasıyla; kurumun dışa dönük savunusu yerine sadece içe dönük yapıbozucu tutum alıştan ne tür bir performans artışının geliştirileceği, böyle bir tutum alışın hangi iletişim ve yönetim stratejisinden beslendiği merak konusudur.

Öğretmenler açısından “bıçak kemiğe dayandı” ifadesi bir deyim olmaktan çıkmış yaşanan hadiselerde görüldüğü üzere maddi gerçekliğe dönüşmüştür. Bu vesileyle saldırılara maruz kalan meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve durumun vahim bir noktaya geldiğini hatırlatarak en başta hükümet ve Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer olmak üzere tüm yetkilileri gereken tedbirleri almaya çağırıyoruz.

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN

YÖNETİM KURULU
(mebpersoneli) 

> Öğretmenler kendi kurumunda horlanıyor

Bu yaşanan olaylar üzerinden Özgür Eğitim-Sen olarak kamuoyunun dikkatine birkaç hususu taşımakta fayda görüyoruz.

 Kendi bulunduğu kurum içerisinde horlanan, değersizliği sürekli perçinlenen, yüzüne bakılmayan, sistemin yükünü sırtında taşıyan ancak kimseye de yaranamayan, özlük ve mali durumu itibariyle kurumunda beraber çalıştığı hizmetliden düşük bir ücrete çalışan, ders dışında pek çok angarya ile prangalanmış, dersten çıkar çıkmaz nöbete koşan, lüzumsuz pek çok evrak işini ve etkinliği yapması beklenen, asker ve polisin dahi bulunmadığı yerlerde görev yapan öğretmenler, istikrarlı bir biçimde mesleki açıdan itibarsızlaştırılmaktadırlar. Kendi bakanlığında adam yerine konmayan öğretmenin başka yerde itibar bulması mümkün müdür? En bakımsız, estetik incelikten yoksun alanlarda çalışmaya mahkûm edilmiş, atamasında ve özür grubuna bağlı yer değişikliğinde görüldüğü üzere ne tür durumlara düşürüleceğinin tedirginliğinde yaşam sürdüren öğretmen ne yapsın?

Değişen yaşam koşulları okul ve okul merkezli zorunlu eğitimin kendisini gülünçleştirirken, MEB ve hükümet alkışlar eşliğinde zorunlu eğitim süresini uzatmıştır. hiç kimse zorunlu eğitimi ve süresini mesele etmezken, bu ülkede neredeyse tek başına Özgür Eğitim-Sen bunun bu zemin ve şartlar içerisinde anlamsız bir uğraş olduğunu ısrarla dile getirmişti. Zorunlu eğitim uygulamaları değişen sosyal hayatın beklentilerine cevap vermekten uzak bir yapıda bu sürece direnmeye çalışmaktadır. Daha önceki bir tarihsel toplumsal süreçte birtakım ihtiyaçlara binaen şekillendirilen okulun, değişen koşullarda varlığı bir tartışma konusuna dönüşürken bütün bu gelişmelere kulaklarını tıkayan bir vaziyet alışla hayata direnmeye girişmesi anlamsızdır. Bu Don Kişotvari duruştan bir itibar devşirmeye kalkışmak devekuşu gibi kafasını kuma gömmekten başka bir şey değildir. Varlığını sorunsallaştıran gelişmeleri es geçen bir şaşkınlık hali üzerinden eski argümanların arkasına sığınarak kendisine yaşam alanı açmaya, hatta bu alanı genişletmeye çalışma gülünçlüğü karşısında, karşılaşılan sorunları sürekli olarak arızi sorunlar olarak görme basitliğinden artık vazgeçilmelidir. Eğitim sistemindeki tüm sorunların yapısal bir takım uzantılardan kaynaklandığını görmek için başta MEB ve hükümet olmak üzere tüm kesimler; acaba kaç öğretmenin daha darp edilip bıçaklanmasını, öğretmenlerin memnuniyetsizlik düzeylerinin daha ne kadar artmasını beklemektedirler? Çözüm olarak ileri sürülen reçetelerin bile bu yapı üzerinden sorunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramayacağı acaba ne zaman fark edilecektir?

Yaşananlar karşısında Milli Eğitim Bakanının takındığı tutum ise olayların neden yaşandığını oldukça açıklayıcı kılmaktadır.

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer Esenyurt’taki olayın ardından yaptığı açıklamada şunları söylemiştir:

“Şunu söylemek istiyorum, eğer biz bu tip şiddete karşı, bu tip saldırılara karşı tavır içerisinde olacaksak, öğretmenler camiası olarak en büyük mücadelenin ve tavrın şefkatimiz olduğunu söylemek istiyorum. Öğretmenler daha fazla şefkat göstererek çocuklarına ve etrafındaki insanlara bu yapılan şeyin aslında bir sorun çözme yöntemi olmadığını ve bu şekilde adalet sağlanamayacağını anlatarak mücadele edeceğiz. O yüzden ben öğretmenlerimizden şunu rica ediyorum, bu tip hadiselere karşı yine davranışsal tedbirler yahut da daha protestovari tedbirler yerine şefkatinizle ve sevginizle cehaletle mücadele ederek karşı çıkınız diyorum. Mevlana bir sözünde diyor ki 'biti ve pireyi gül suyu ile öldürün'. Biz de şiddeti ve sevmediğimiz hadiseleri güzellikle yok etmeye çalışmalıyız.”

Eğer bu açıklamayı Orman ve Su İşleri Bakanı yapmış olsaydı, belki tepki çekerdi; ama konumu ve konuya olan mesafesi dikkate alınarak mazur görülebilirdi. Lakin bu açıklamayı yapan Milli Eğitim Bakanıdır. Dolayısıyla söz konusu açıklama mazur görülemez ve böyle bir açıklama bir şiddet eyleminin ardından kendi çalışanlarına şefkat gösterme noktasında Bakanlığın içinde bulunduğu maluliyetin açık beyanı niteliğindedir. Sayın Bakanın yakın zaman içerisinde öğretmenlere yönelik darp ve bıçaklama türünden saldırıların gerçekleştiği bir noktada; darp edilmiş, bıçaklanmış ve her fırsatta kendi Bakanı tarafından hor görülmüş öğretmene söyleyebileceği tek şey “Şefkatli ol!” tavsiyesi ise, bu tavsiyenin kendisinin şefkatten yoksun ve şefkatin açık bir istismarı olduğunu ilan ediyoruz.

Özgür Eğitim-Sen olarak; sorunu genel bir söylem üzerinden buharlaştırmaya çalışmanın meseleyi savsaklamaktan öte bir anlam taşımadığını düşünüyoruz.

Öğretmenler menfur saldırılara maruz kaldıkları bir zamanda Milli Eğitim Bakanını kendi yanlarında göremeyeceklerse; soruyoruz ne zaman görecekler?

Kendi çalışanlarına yönelik girişilen hadiseleri bir sahiplenme tutumu üzerinden çözümlemek yerine tarafsız bir gözlemci tavrıyla geçiştirmeye çalışmanın akla mantığa sığan bir tarafını bulmak imkânsızdır. Sahiplenme, bütünleşme tavrından ziyade sömürge ülkesindeki vali edasıyla; kurumun dışa dönük savunusu yerine sadece içe dönük yapıbozucu tutum alıştan ne tür bir performans artışının geliştirileceği, böyle bir tutum alışın hangi iletişim ve yönetim stratejisinden beslendiği merak konusudur.

Öğretmenler açısından “bıçak kemiğe dayandı” ifadesi bir deyim olmaktan çıkmış yaşanan hadiselerde görüldüğü üzere maddi gerçekliğe dönüşmüştür. Bu vesileyle saldırılara maruz kalan meslektaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor ve durumun vahim bir noktaya geldiğini hatırlatarak en başta hükümet ve Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer olmak üzere tüm yetkilileri gereken tedbirleri almaya çağırıyoruz.

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN

YÖNETİM KURULU
(mebpersoneli) 

Son Güncelleme: Pazar, 29 Nisan 2012 15:35

Gösterim: 1620


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.