Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

Mümtaz’er Türköne Zaman Gazetesi’ndeki bugünkü yazısında hükümetin eğitim politikası ve zorunlu eğitim yasa tasarısıyla ilgili çok çarpıcı bir iddia ortaya attı. Türköne, “Bu projenin eğitimle bir alâkası yok. Hükümet din eğitiminin önünü açıyor” dedi.

Hükümet din eğitiminin önünü mü açıyor?"Reel ihtiyaçlar üzerine oturmayan demokratikleşme talebinin karşılığı olmaz" diyen Osman Can tamamıyla haklı. İlerlemenin anası ihtiyaçlardır. O zaman siyaset piyasasına talep olarak yansıyan daha fazla demokrasi ihtiyacının olması gerekir. Markar Esayan'ın demokratikleşme için "bu değerler bütünüyle ancak buraya kadar" diye verdiği karamsar hükme Osman Can, "100 yıllık militarizasyon ve milliyetçilik kirlenmesi"ni mazeret olarak ileri sürüyor. Peki, bu karamsarlık ve toplumun demokratikleşme kapasitesinin aşıldığı tezi gerçeklere uyuyor mu?

AK Parti hükümeti askerî vesayet düzenini, AB standartlarını alıp uygulayarak tasfiye etti. Evrensel standartlar açık olunca, kat edilen mesafeyi anlamak kolay; ve neden yerimizde saymaya başladığımızı sormak mantıklı. Ancak bu siyasal sistemin demokratikleşmesi idi. Toplumun demokratikleşmesi ve demokrasiyi biçimlendirme talebi hakkında hüküm vermek için ihtiyaçlarına bakmamız lâzım. Teoriyle değil pratikle yüzleşmeliyiz. Halkın pratik ihtiyaçları ve sorunlara getirilen çözüm arayışları bize yol göstermeli.

Hükümetin birdenbire gündeme getirdiği "kesintili eğitim" projesi, özünde bir demokratikleşme sorunu. Altını çizelim: Bu projenin eğitimle bir alâkası yok. Hükümet din eğitiminin önünü açıyor. Peki demokrasi ile ilgisi? Toplumun din eğitimi ihtiyacı var. Bu ihtiyaç, arzu edildiği ölçüde karşılanamıyor. Çünkü devlet din eğitimini tekeline almış durumda. Bu yüzden bir demokratikleşme sorunu ortaya çıkıyor. Bu talep din eğitiminin özgürleşmesi talebi olarak siyaset piyasasına yansıyor. AK Parti bu talebin bir kısmını, aynı tekel mantığı içinde karşılamak için imam hatip ortaokullarını devreye sokacak bir proje geliştiriyor. Siyaset piyasası hemen gündeme gelen bu talep üzerinden rekabete girişiyor. MHP liderinin AK Parti'ye yaptığı "İmam-hatip ortaokullarını birlikte açalım" önerisi, aynı mantıkla bu talebe verilen bir cevap niteliği taşıyor. Bu sorunun eğitim üzerinde de, siyaset üzerinde de ağır bir yük oluşturmasını engellemenin ve sorunu kökünden çözmenin tek yolu var: Din eğitimi talebinin demokratik ölçülerde karşılanması. Alın size bir demokratikleşme sorunu. Herhangi demokratik bir ülkede bu işler nasıl düzenleniyorsa, neden aynısını talep eden aydınlarımız yok?

Bu somut sorun, yani din eğitimi talebi AK Parti arkasındaki halk desteğinin dinamiğini anlamak için canlı bir misal. MHP demokratik ölçülerde rekabet ediyor. Bu canlı tartışmada demokratikleşmenin sınırını, bu ihtiyaca gözlerini kapatan CHP tayin ediyor.

"Erdoğan diktatör mü?" sorusunun yanına hiç olmazsa, "arkasındaki halk desteğinin sırrı nedir?" sorusunu yerleştirmemiz lâzım. Tabii peşinden halktan aldığı desteğin ona verdiği gücün sınırlarını sorgulamanın da bir demokratikleşme sorunu olduğunu hatırlayarak.

"Güç, bulduğu boşluğu doldurur" demiştik. Demokrasiler gücü hukuk ile kontrol eder. Yine somut bir sorun: Yargı ile hükümet arasında çıkan MİT krizi, gücün sınırlarını gösteren bir tecrübe olarak okunmalı. "Hükümet tasarrufları" denilen politik kararların olduğu kategori dışında, devletin hiçbir eylem ve işlemi yargı denetimi dışında olamaz. Yasama, MİT soruşturmasını engellemek için kanun çıkartırken, bu soruşturmayı engellemenin mümkün olmadığını yazmıştım. Yargı sakin ve yavaş işler. Sıcak gündemler, soğuk yargı kararları olarak önümüze gelir. Birlikte takip edelim. Şayet bir hükümet tasarrufu değil de, işlenmiş suçlara dair somut deliller varsa yargı görevini mutlaka yapar. Hukuk devleti mantığı içinde bu soruşturmanın sonuçlanmaması mümkün değil. Cumhuriyet savcılarının, hâkimlerin odalarının kapısında isimleri yazmaz. Yargı kişilerle değil, kurallarla işler. Bu kurallar ise diktatörlüğe izin vermez.

Gücün zaafı gücüdür. "Erdoğan diktatör mü?" sorusuna cevap ararken, "demokratikleşmenin limitlerini" tayin ederken müracaat edeceğimiz tek ölçü halkın kendisi. Demokratik rekabet yolları açık olduğu sürece, ihtiyaçlarımız hem siyaseti hem de siyasî sistemi adam etmeye devam edecek. Öyleyse "halk hata yapmaz" düsturu, siyasetçinin ve aydının hatayı kendisinde aramasına yol açmalı. Hukuk devleti prensibinin koyduğu kayıtlar dışında demokrasinin sınırı yoktur.

(Mümtaz'er Türköne-zaman)

> Hükümet din eğitiminin önünü mü açıyor?

Mümtaz’er Türköne Zaman Gazetesi’ndeki bugünkü yazısında hükümetin eğitim politikası ve zorunlu eğitim yasa tasarısıyla ilgili çok çarpıcı bir iddia ortaya attı. Türköne, “Bu projenin eğitimle bir alâkası yok. Hükümet din eğitiminin önünü açıyor” dedi.

Hükümet din eğitiminin önünü mü açıyor?"Reel ihtiyaçlar üzerine oturmayan demokratikleşme talebinin karşılığı olmaz" diyen Osman Can tamamıyla haklı. İlerlemenin anası ihtiyaçlardır. O zaman siyaset piyasasına talep olarak yansıyan daha fazla demokrasi ihtiyacının olması gerekir. Markar Esayan'ın demokratikleşme için "bu değerler bütünüyle ancak buraya kadar" diye verdiği karamsar hükme Osman Can, "100 yıllık militarizasyon ve milliyetçilik kirlenmesi"ni mazeret olarak ileri sürüyor. Peki, bu karamsarlık ve toplumun demokratikleşme kapasitesinin aşıldığı tezi gerçeklere uyuyor mu?

AK Parti hükümeti askerî vesayet düzenini, AB standartlarını alıp uygulayarak tasfiye etti. Evrensel standartlar açık olunca, kat edilen mesafeyi anlamak kolay; ve neden yerimizde saymaya başladığımızı sormak mantıklı. Ancak bu siyasal sistemin demokratikleşmesi idi. Toplumun demokratikleşmesi ve demokrasiyi biçimlendirme talebi hakkında hüküm vermek için ihtiyaçlarına bakmamız lâzım. Teoriyle değil pratikle yüzleşmeliyiz. Halkın pratik ihtiyaçları ve sorunlara getirilen çözüm arayışları bize yol göstermeli.

Hükümetin birdenbire gündeme getirdiği "kesintili eğitim" projesi, özünde bir demokratikleşme sorunu. Altını çizelim: Bu projenin eğitimle bir alâkası yok. Hükümet din eğitiminin önünü açıyor. Peki demokrasi ile ilgisi? Toplumun din eğitimi ihtiyacı var. Bu ihtiyaç, arzu edildiği ölçüde karşılanamıyor. Çünkü devlet din eğitimini tekeline almış durumda. Bu yüzden bir demokratikleşme sorunu ortaya çıkıyor. Bu talep din eğitiminin özgürleşmesi talebi olarak siyaset piyasasına yansıyor. AK Parti bu talebin bir kısmını, aynı tekel mantığı içinde karşılamak için imam hatip ortaokullarını devreye sokacak bir proje geliştiriyor. Siyaset piyasası hemen gündeme gelen bu talep üzerinden rekabete girişiyor. MHP liderinin AK Parti'ye yaptığı "İmam-hatip ortaokullarını birlikte açalım" önerisi, aynı mantıkla bu talebe verilen bir cevap niteliği taşıyor. Bu sorunun eğitim üzerinde de, siyaset üzerinde de ağır bir yük oluşturmasını engellemenin ve sorunu kökünden çözmenin tek yolu var: Din eğitimi talebinin demokratik ölçülerde karşılanması. Alın size bir demokratikleşme sorunu. Herhangi demokratik bir ülkede bu işler nasıl düzenleniyorsa, neden aynısını talep eden aydınlarımız yok?

Bu somut sorun, yani din eğitimi talebi AK Parti arkasındaki halk desteğinin dinamiğini anlamak için canlı bir misal. MHP demokratik ölçülerde rekabet ediyor. Bu canlı tartışmada demokratikleşmenin sınırını, bu ihtiyaca gözlerini kapatan CHP tayin ediyor.

"Erdoğan diktatör mü?" sorusunun yanına hiç olmazsa, "arkasındaki halk desteğinin sırrı nedir?" sorusunu yerleştirmemiz lâzım. Tabii peşinden halktan aldığı desteğin ona verdiği gücün sınırlarını sorgulamanın da bir demokratikleşme sorunu olduğunu hatırlayarak.

"Güç, bulduğu boşluğu doldurur" demiştik. Demokrasiler gücü hukuk ile kontrol eder. Yine somut bir sorun: Yargı ile hükümet arasında çıkan MİT krizi, gücün sınırlarını gösteren bir tecrübe olarak okunmalı. "Hükümet tasarrufları" denilen politik kararların olduğu kategori dışında, devletin hiçbir eylem ve işlemi yargı denetimi dışında olamaz. Yasama, MİT soruşturmasını engellemek için kanun çıkartırken, bu soruşturmayı engellemenin mümkün olmadığını yazmıştım. Yargı sakin ve yavaş işler. Sıcak gündemler, soğuk yargı kararları olarak önümüze gelir. Birlikte takip edelim. Şayet bir hükümet tasarrufu değil de, işlenmiş suçlara dair somut deliller varsa yargı görevini mutlaka yapar. Hukuk devleti mantığı içinde bu soruşturmanın sonuçlanmaması mümkün değil. Cumhuriyet savcılarının, hâkimlerin odalarının kapısında isimleri yazmaz. Yargı kişilerle değil, kurallarla işler. Bu kurallar ise diktatörlüğe izin vermez.

Gücün zaafı gücüdür. "Erdoğan diktatör mü?" sorusuna cevap ararken, "demokratikleşmenin limitlerini" tayin ederken müracaat edeceğimiz tek ölçü halkın kendisi. Demokratik rekabet yolları açık olduğu sürece, ihtiyaçlarımız hem siyaseti hem de siyasî sistemi adam etmeye devam edecek. Öyleyse "halk hata yapmaz" düsturu, siyasetçinin ve aydının hatayı kendisinde aramasına yol açmalı. Hukuk devleti prensibinin koyduğu kayıtlar dışında demokrasinin sınırı yoktur.

(Mümtaz'er Türköne-zaman)

Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 16:11

Gösterim: 2270

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP'nin Tandoğan'da grup toplantısı yapamayacağını belirterek, "Olsa olsa miting yaparsınız" dedi.

arincArınç, yeni Başbakanlık binasında Çankaya Üniversitesi öğrencilerini kabul etti. Arınç, kabulde yaptığı konuşmada CHP'nin, Tandoğan meydanında grup toplantısı yapma kararını eleştirerek, "Grubu Meclis'in dışında toplamak Anayasa'ya aykırı. Sayın Kılıçdaroğlu Tandoğan meydanında grup toplantısı yapamazsınız, olsa olsa miting yaparsınız" dedi


 

> Arınç: Grubu meclis dışında toplamak anayasaya aykırı

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP'nin Tandoğan'da grup toplantısı yapamayacağını belirterek, "Olsa olsa miting yaparsınız" dedi.

arincArınç, yeni Başbakanlık binasında Çankaya Üniversitesi öğrencilerini kabul etti. Arınç, kabulde yaptığı konuşmada CHP'nin, Tandoğan meydanında grup toplantısı yapma kararını eleştirerek, "Grubu Meclis'in dışında toplamak Anayasa'ya aykırı. Sayın Kılıçdaroğlu Tandoğan meydanında grup toplantısı yapamazsınız, olsa olsa miting yaparsınız" dedi


 

Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 16:15

Gösterim: 1671

Gençliğin enerjisini toplumsal faydaya dönüştürmeyi amaçlayan bir değişim ve dönüşüm projesi olarak Aralık 2002’de kurulan Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) gençlerin öncülüğünde ve yetişkinlerin rehberliğinde bugüne kadar sayısız projeye imza attı. Türkiye’de “gençlerin sivil toplum kuruluşu” olarak 10.yılını kutlayan Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), yeni anayasada gençlerin sorunları bağlamında anayasa yapım sürecine dâhil olmak, sözünü söylemek ve katkı sunmak amacıyla bir rapor hazırlayarak T.B.M.M. Anayasa Komisyonu’na sundu.

Toplum Gönüllüleri’nden Genç AnayasaAnayasa’nın yenilenmesine dair önemli ve tarihi bir sürece girilen bu günlerde, gençlerle ilgili çalışmalar yapan TOG tarafından yeni Anayasa’mızın içerisinde doğrudan gençleri etkileyen ne gibi özellikler olması, ne gibi özelliklerin de artık tarihte bırakılması gerektiğini belirleyen bir öneri paketi oluşturuldu. Gençlerle gerçekleştirilen çalışmalarda kazanılan deneyimle hazırlanan öneri paketinde, yeni anayasada geçmişten bu yana geçerli olan korumacı anlayış yerine gençlerin birey olarak özerkliğini öne çıkaran bir yaklaşımın benimsenmesi gerekliliği ve gençlerin haklarının güvence altına alınmasının önemi vurgulandı. Bu bağlamda; gençlerin korunması, eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı, seçme ve seçilme hakkı, örgütlenme özgürlüğü, sosyal haklar, çevre hakkı, zorunlu askerlik hizmeti gibi maddelerde değişiklik önerilerinin dikkate alınması talep edildi.

TOG Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Paker, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Askeri yönetim dönemine ait olmayan, sadece TBMM’nin değil sivil toplum kuruluşlarının ve yurttaşların da etkin katılımıyla yapılan ve tüm toplumsal kesimlerin temel hak ve özgürlüklerini güvenceye alan, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini benimseyen, demokratik, sivil ve sosyal bir anayasa oluşturulması sürecini son derece gerekli buluyor ve destekliyoruz. Yeni hazırlanan metnin kısıtlamak yerine ön açan, korumak yerine cesaretlendiren bir metin olmasını istiyoruz. Gençliği hayatın bir geçiş dönemi gibi gören devlet anlayışından, kendine özgü sorunları ve çözümleri olan toplumun bir alt grubu olarak algılayan yeni bir devlet-genç ilişkisi kurulmasını çok önemsiyoruz. Gençlerin toplumun tüm kesimlerini içeren bir grup olması dolayısı ile hazırladığımız raporun, Anayasa konusunda çalışmalar yapan Devlet ve Sivil Toplum Kuruluşları tarafından önemseneceği kanaatindeyiz.”

TOG’dan demokratik, sivil ve sosyal bir anayasa talebi

TOG hazırladığı raporda, tüm yurttaşları ilgilendiren bu süreçte, ülkenin demokratikleşme deneyiminde kritik bir dönemece işaret ettiği için yeni, demokratik, sivil ve sosyal bir anayasanın dayandığı temellerin, asgari olarak, demokrasinin ve hukuk devletinin tüm mekanizmaları ile kalıcı şekilde güçlendirilmesi gerektiği üzerinde durdu. Raporda ayrıca temel hak ve özgürlükler ile insan onuruna yaraşır bir yaşamın yurttaşların dil, din, ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi kimliklerinden bağımsız olarak her birey için güvence altına alınması konularını içermesi gerektiği vurgulandı.

1982 Anayasası’nın gençlik temelinde gözden geçirilmesini öneren raporda demokratik, sivil ve sosyal bir anayasanın ortaya çıkmasının, anayasanın içeriği kadar  hazırlanış sürecine de bağlı olduğu belirtildi. Anayasanın oluşturulma yönteminin son derece önemli olduğu hatırlatılan raporda, bu sürecin ancak diyalog ve uzlaşma ikliminde, geniş katılımlı bir müzakere süreciyle ve her aşamasında şeffaf olarak geliştiğinde toplum tarafından kabul göreceği belirtildi.

> Toplum Gönüllüleri’nden Genç Anayasa

Gençliğin enerjisini toplumsal faydaya dönüştürmeyi amaçlayan bir değişim ve dönüşüm projesi olarak Aralık 2002’de kurulan Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) gençlerin öncülüğünde ve yetişkinlerin rehberliğinde bugüne kadar sayısız projeye imza attı. Türkiye’de “gençlerin sivil toplum kuruluşu” olarak 10.yılını kutlayan Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG), yeni anayasada gençlerin sorunları bağlamında anayasa yapım sürecine dâhil olmak, sözünü söylemek ve katkı sunmak amacıyla bir rapor hazırlayarak T.B.M.M. Anayasa Komisyonu’na sundu.

Toplum Gönüllüleri’nden Genç AnayasaAnayasa’nın yenilenmesine dair önemli ve tarihi bir sürece girilen bu günlerde, gençlerle ilgili çalışmalar yapan TOG tarafından yeni Anayasa’mızın içerisinde doğrudan gençleri etkileyen ne gibi özellikler olması, ne gibi özelliklerin de artık tarihte bırakılması gerektiğini belirleyen bir öneri paketi oluşturuldu. Gençlerle gerçekleştirilen çalışmalarda kazanılan deneyimle hazırlanan öneri paketinde, yeni anayasada geçmişten bu yana geçerli olan korumacı anlayış yerine gençlerin birey olarak özerkliğini öne çıkaran bir yaklaşımın benimsenmesi gerekliliği ve gençlerin haklarının güvence altına alınmasının önemi vurgulandı. Bu bağlamda; gençlerin korunması, eşitlik ilkesi ve ayrımcılık yasağı, seçme ve seçilme hakkı, örgütlenme özgürlüğü, sosyal haklar, çevre hakkı, zorunlu askerlik hizmeti gibi maddelerde değişiklik önerilerinin dikkate alınması talep edildi.

TOG Yönetim Kurulu Başkanı Kerim Paker, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Askeri yönetim dönemine ait olmayan, sadece TBMM’nin değil sivil toplum kuruluşlarının ve yurttaşların da etkin katılımıyla yapılan ve tüm toplumsal kesimlerin temel hak ve özgürlüklerini güvenceye alan, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini benimseyen, demokratik, sivil ve sosyal bir anayasa oluşturulması sürecini son derece gerekli buluyor ve destekliyoruz. Yeni hazırlanan metnin kısıtlamak yerine ön açan, korumak yerine cesaretlendiren bir metin olmasını istiyoruz. Gençliği hayatın bir geçiş dönemi gibi gören devlet anlayışından, kendine özgü sorunları ve çözümleri olan toplumun bir alt grubu olarak algılayan yeni bir devlet-genç ilişkisi kurulmasını çok önemsiyoruz. Gençlerin toplumun tüm kesimlerini içeren bir grup olması dolayısı ile hazırladığımız raporun, Anayasa konusunda çalışmalar yapan Devlet ve Sivil Toplum Kuruluşları tarafından önemseneceği kanaatindeyiz.”

TOG’dan demokratik, sivil ve sosyal bir anayasa talebi

TOG hazırladığı raporda, tüm yurttaşları ilgilendiren bu süreçte, ülkenin demokratikleşme deneyiminde kritik bir dönemece işaret ettiği için yeni, demokratik, sivil ve sosyal bir anayasanın dayandığı temellerin, asgari olarak, demokrasinin ve hukuk devletinin tüm mekanizmaları ile kalıcı şekilde güçlendirilmesi gerektiği üzerinde durdu. Raporda ayrıca temel hak ve özgürlükler ile insan onuruna yaraşır bir yaşamın yurttaşların dil, din, ırk, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi kimliklerinden bağımsız olarak her birey için güvence altına alınması konularını içermesi gerektiği vurgulandı.

1982 Anayasası’nın gençlik temelinde gözden geçirilmesini öneren raporda demokratik, sivil ve sosyal bir anayasanın ortaya çıkmasının, anayasanın içeriği kadar  hazırlanış sürecine de bağlı olduğu belirtildi. Anayasanın oluşturulma yönteminin son derece önemli olduğu hatırlatılan raporda, bu sürecin ancak diyalog ve uzlaşma ikliminde, geniş katılımlı bir müzakere süreciyle ve her aşamasında şeffaf olarak geliştiğinde toplum tarafından kabul göreceği belirtildi.

Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 14:56

Gösterim: 2755

Avusturya Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger’in resmi davetlisi olarak başkent Viyana’da bulunan Ahmet Davutoğlu’nun Türk ve diğer yabancı öğrencilerin eğitim gördüğü Ettenreich Gymnasium isimli orta öğretim okulunu ziyaretine bir öğrencinin şikayeti damgasını vurdu.

Avusturya’da Türk öğrencilere kötü muamele!Avusturya Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger ve Uyumdan Sorumlu Devlet Sekreteri Sebastian Kurz ile birlikte sınıflarına giren bakan Davutoğlu okul çıkışında Türk öğrencilerle ayak üstü sohbet etti. Sohbet sırasında Davutoğlu’nun yanına gelen Türk çocuğu, "Burada öğretmenler bize çok kötü davranıyor. Özellikle Türklere çok kötü davranıyorlar. Bir defasında öğretmenin biri bana yumruk bile attı" dedi.

Çocuğun anlattıkları karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Davutoğlu, "Ciddi misiniz? Bu tür şikayetlerinizi dile getirdiğiniz için size teşekkür ederim. Medeni cesaretiniz için tebrik ederim. Bu konuyu sayın Spindelegger ve sekreter Kurz ile görüşeceğim" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Avusturya ziyareti süresince bu ülkede yaşayan 260 bin civarındaki Türk'ün uyum sorunları ve çözümleri görüşüldü.

(Hürriyet)

> Avusturya’da Türk öğrencilere kötü muamele!

Avusturya Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger’in resmi davetlisi olarak başkent Viyana’da bulunan Ahmet Davutoğlu’nun Türk ve diğer yabancı öğrencilerin eğitim gördüğü Ettenreich Gymnasium isimli orta öğretim okulunu ziyaretine bir öğrencinin şikayeti damgasını vurdu.

Avusturya’da Türk öğrencilere kötü muamele!Avusturya Dışişleri Bakanı Michael Spindelegger ve Uyumdan Sorumlu Devlet Sekreteri Sebastian Kurz ile birlikte sınıflarına giren bakan Davutoğlu okul çıkışında Türk öğrencilerle ayak üstü sohbet etti. Sohbet sırasında Davutoğlu’nun yanına gelen Türk çocuğu, "Burada öğretmenler bize çok kötü davranıyor. Özellikle Türklere çok kötü davranıyorlar. Bir defasında öğretmenin biri bana yumruk bile attı" dedi.

Çocuğun anlattıkları karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen Davutoğlu, "Ciddi misiniz? Bu tür şikayetlerinizi dile getirdiğiniz için size teşekkür ederim. Medeni cesaretiniz için tebrik ederim. Bu konuyu sayın Spindelegger ve sekreter Kurz ile görüşeceğim" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Avusturya ziyareti süresince bu ülkede yaşayan 260 bin civarındaki Türk'ün uyum sorunları ve çözümleri görüşüldü.

(Hürriyet)

Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 15:22

Gösterim: 2448

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, 4+4+4 eğitim sistemiyle ilgili teklifi bugün TBMM genel Kurulu'na sevk eden Meclis Başkanı Cemil Çiçek'e tepki göstererek, "Sayın Başkan bugün itibariyle akil adam konumunda olmayacağını, aciz adam konumunda olacağını kamuoyuna ilan etmiştir. Sayın Cemil Çiçek kendisini tartışmaya açmıştır. CHP açısından güvenilirliğini, itibarını kaybetmiştir" dedi.

hamzacebiHamzaçebi, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında 4+4+4 eğitim sistemiyle ilgili yasa teklifini Genel Kurul'a sevk eden TBMM Başkanı Cemil Çiçek'e tepki gösterdi. Hamzaçebi, teklife karşı yürüttükleri mücadelenin, Çiçek'in bugün ortaya koyduğu tutumla kendisi tarafından uygun bulunmadığının görüldüğünü belirterek, "Biz bugüne kadar Milli Eğitim Komisyonunda yaptığımız çalışmalarla CHP'nin görüşlerini milletimize ifade etmenin, onlara anlatmanın çabası içinde olduk. Amacımız demokratik bir şekilde bu teklifi tüm toplumda tartışmaya açmaktı" dedi.
Ancak TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Nabi Avcı'nın 11 Mart'taki kavgalı toplantıdaki 10 yıllık AK Parti tarihinde görülmemiş şeklide militanca bir tavır sergilediğini savunan Hamzaçebi, Avcı'nın "AKP militanlını içselleştirdiğini" söyledi.
Meclis Başkanını görev davet ettiklerini ancak Çiçek'in, iddialara yanıt vermesi için Komisyon Başkanı Avcı'ya bir yazı gönderdiğini ve 'gereğini yapmasını' istediğini belirten Hamzaçebi, "Kurda kuzuyu emanet etmiştir. Biz durumu kendisine şikayet ediyoruz, Komisyon Başkanını şikayet ediyoruz; o da bizim şikayetimizi Komisyon Başkanına havale ediyor" görüşünü yineledi.

"SANAL DEMOKRAT"
Meclis Başkanı Çiçek'in bugüne kadar demokrat sıfatı ile anılan bir kişi olduğunu belirten Çiçek, ancak bu demokratlığın sınanmamış bir demokratlık olduğunu söyledi. Hamzaçebi, "Meclis Başkanı bugün sınanmış ve sanal demokrat oldukları ortaya çıkmıştır. Hem Komisyon Başkanı hem Meclis Başkanı sanal demokrattır" dedi.
Çiçek'in, 'AKP sıkıştığında koşan, arabanın yürümesini sağlayan bir stepne konumunda' olduğunu savunan Hamzaçebi, "Sayın Cemil Çiçek kendisini tartışmaya açmıştır. CHP açısından güvenilirliğini, itibarını kaybetmiştir. Sayın Cemil Çiçek bugüne kadar göstermiş olduğu tutumda, gerçekte bugünkü tutumunun işaretlerini vermiştir. Biz Komisyon Başkanının ilk günkü tutumundan farklı bir tutum beklemiyoruz ama Meclis Başkanından akil adam tutumu beklemiştik. Ancak Sayın Başkan bugün itibariyle akil adam konumunda olmayacağını, aciz adam konumunda olacağını kamuoyuna ilan etmiştir" diye konuştu.
Çiçek'in açıklamalarında, 'İçtüzüğe bakarım, açıklayıcı hüküm yok ise eski uygulamalara bakarım' dediğini belirten Hamzaçebi, "Eski uygulamalara bakıldığında 4 kez Meclis Başkanın benzer ihtilaflarda tasarı veya teklifi komisyona iade ettiğini gösterir. Meclis Başkanı onlar 35. maddeye göre iade edildi, 29'a göre iade edilen yok' diyor. Sayın Çiçek, Bülent Arınç bu uygulamayı ilk kez yaparken acaba önceki uygulamalara mı baktı? Sizin böyle bir inisiyatifiniz yok mu? Siz eski uygulamalar olmadan kendi hareket planınızı tayin edemez misiniz?" dedi.
Hamzaçebi, Salı günü grup toplantısını Tandoğan meydanında milletle yapacaklarını belirterek, tüm anne babaları, bu hükümetin bu ülkeyi geri götürmeye yönelik bu teklife karşı çıkmak için Salı günü 13.30'da Tandoğan'a beklediklerini söyledi. Teklifin görüşüleceği Genel Kurul'daki tavırlarının nasıl olacağının sorulması üzerine de Hamzaçebi, "İçtüzüğün bize verdiği hakları kullanarak demokratik bir mücadele sürdüreceğiz. Konu sadece CHP'nin değil milletin meselesidir" dedi.
Bir gazetecinin, 'Radikal bir eylem bekleyebilir miyiz?' sorusuna ile Hamzaçebi, "Biz demokratik bir mücadele vereceğiz. AKP'nin komisyonda yaptığı o hukuksuzluklar örnek olacak eylemler değildir" karşılığını verdi.
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce'nin 'Çiçek teklifi iade etmezse Danışma Kurulu toplantılarına katılmayacağı' yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine, "Dünkü açıklamaları dinleyince ben dünkü toplantıya katılmadım, bir vekilimizi gönderdim. Bundan sonra da devam edecektir" dedi.
Yeni terörle mücadele stratejisi kapsamında, PKK terör örgütünün ve Öcalan muhatap alınmadan siyasi muhataplarla görüşüleceğine yönelik haberlerin sorulması üzerine ise Hamzaçebi, "Sayın Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki açıklamalarına ben güvenmiyorum. Yıllarca milletten saklayarak Oslo'da terör örgütü ile müzakere yürütmüştür. Bu politikadan seçim nedeniyle vazgeçmiştir. MİT iç politikaya alet edilmiştir. 'Biz bir daha PKK ile görüşmeyeceğiz' açıklamasını ihtiyatla karşılıyorum. Her an yeni bir müzakerenin
kapısını açabilir. 'Silahların bırakılması karşılığında PKK ile görüşürüz' şeklinde açık kapı bırakılması da görüşüleceğini gösteriyor" diye konuştu.

> Hamzaçebi’den TBMM Başkanı’na: SANAL DEMOKRAT

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, 4+4+4 eğitim sistemiyle ilgili teklifi bugün TBMM genel Kurulu'na sevk eden Meclis Başkanı Cemil Çiçek'e tepki göstererek, "Sayın Başkan bugün itibariyle akil adam konumunda olmayacağını, aciz adam konumunda olacağını kamuoyuna ilan etmiştir. Sayın Cemil Çiçek kendisini tartışmaya açmıştır. CHP açısından güvenilirliğini, itibarını kaybetmiştir" dedi.

hamzacebiHamzaçebi, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında 4+4+4 eğitim sistemiyle ilgili yasa teklifini Genel Kurul'a sevk eden TBMM Başkanı Cemil Çiçek'e tepki gösterdi. Hamzaçebi, teklife karşı yürüttükleri mücadelenin, Çiçek'in bugün ortaya koyduğu tutumla kendisi tarafından uygun bulunmadığının görüldüğünü belirterek, "Biz bugüne kadar Milli Eğitim Komisyonunda yaptığımız çalışmalarla CHP'nin görüşlerini milletimize ifade etmenin, onlara anlatmanın çabası içinde olduk. Amacımız demokratik bir şekilde bu teklifi tüm toplumda tartışmaya açmaktı" dedi.
Ancak TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Nabi Avcı'nın 11 Mart'taki kavgalı toplantıdaki 10 yıllık AK Parti tarihinde görülmemiş şeklide militanca bir tavır sergilediğini savunan Hamzaçebi, Avcı'nın "AKP militanlını içselleştirdiğini" söyledi.
Meclis Başkanını görev davet ettiklerini ancak Çiçek'in, iddialara yanıt vermesi için Komisyon Başkanı Avcı'ya bir yazı gönderdiğini ve 'gereğini yapmasını' istediğini belirten Hamzaçebi, "Kurda kuzuyu emanet etmiştir. Biz durumu kendisine şikayet ediyoruz, Komisyon Başkanını şikayet ediyoruz; o da bizim şikayetimizi Komisyon Başkanına havale ediyor" görüşünü yineledi.

"SANAL DEMOKRAT"
Meclis Başkanı Çiçek'in bugüne kadar demokrat sıfatı ile anılan bir kişi olduğunu belirten Çiçek, ancak bu demokratlığın sınanmamış bir demokratlık olduğunu söyledi. Hamzaçebi, "Meclis Başkanı bugün sınanmış ve sanal demokrat oldukları ortaya çıkmıştır. Hem Komisyon Başkanı hem Meclis Başkanı sanal demokrattır" dedi.
Çiçek'in, 'AKP sıkıştığında koşan, arabanın yürümesini sağlayan bir stepne konumunda' olduğunu savunan Hamzaçebi, "Sayın Cemil Çiçek kendisini tartışmaya açmıştır. CHP açısından güvenilirliğini, itibarını kaybetmiştir. Sayın Cemil Çiçek bugüne kadar göstermiş olduğu tutumda, gerçekte bugünkü tutumunun işaretlerini vermiştir. Biz Komisyon Başkanının ilk günkü tutumundan farklı bir tutum beklemiyoruz ama Meclis Başkanından akil adam tutumu beklemiştik. Ancak Sayın Başkan bugün itibariyle akil adam konumunda olmayacağını, aciz adam konumunda olacağını kamuoyuna ilan etmiştir" diye konuştu.
Çiçek'in açıklamalarında, 'İçtüzüğe bakarım, açıklayıcı hüküm yok ise eski uygulamalara bakarım' dediğini belirten Hamzaçebi, "Eski uygulamalara bakıldığında 4 kez Meclis Başkanın benzer ihtilaflarda tasarı veya teklifi komisyona iade ettiğini gösterir. Meclis Başkanı onlar 35. maddeye göre iade edildi, 29'a göre iade edilen yok' diyor. Sayın Çiçek, Bülent Arınç bu uygulamayı ilk kez yaparken acaba önceki uygulamalara mı baktı? Sizin böyle bir inisiyatifiniz yok mu? Siz eski uygulamalar olmadan kendi hareket planınızı tayin edemez misiniz?" dedi.
Hamzaçebi, Salı günü grup toplantısını Tandoğan meydanında milletle yapacaklarını belirterek, tüm anne babaları, bu hükümetin bu ülkeyi geri götürmeye yönelik bu teklife karşı çıkmak için Salı günü 13.30'da Tandoğan'a beklediklerini söyledi. Teklifin görüşüleceği Genel Kurul'daki tavırlarının nasıl olacağının sorulması üzerine de Hamzaçebi, "İçtüzüğün bize verdiği hakları kullanarak demokratik bir mücadele sürdüreceğiz. Konu sadece CHP'nin değil milletin meselesidir" dedi.
Bir gazetecinin, 'Radikal bir eylem bekleyebilir miyiz?' sorusuna ile Hamzaçebi, "Biz demokratik bir mücadele vereceğiz. AKP'nin komisyonda yaptığı o hukuksuzluklar örnek olacak eylemler değildir" karşılığını verdi.
CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce'nin 'Çiçek teklifi iade etmezse Danışma Kurulu toplantılarına katılmayacağı' yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine, "Dünkü açıklamaları dinleyince ben dünkü toplantıya katılmadım, bir vekilimizi gönderdim. Bundan sonra da devam edecektir" dedi.
Yeni terörle mücadele stratejisi kapsamında, PKK terör örgütünün ve Öcalan muhatap alınmadan siyasi muhataplarla görüşüleceğine yönelik haberlerin sorulması üzerine ise Hamzaçebi, "Sayın Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki açıklamalarına ben güvenmiyorum. Yıllarca milletten saklayarak Oslo'da terör örgütü ile müzakere yürütmüştür. Bu politikadan seçim nedeniyle vazgeçmiştir. MİT iç politikaya alet edilmiştir. 'Biz bir daha PKK ile görüşmeyeceğiz' açıklamasını ihtiyatla karşılıyorum. Her an yeni bir müzakerenin
kapısını açabilir. 'Silahların bırakılması karşılığında PKK ile görüşürüz' şeklinde açık kapı bırakılması da görüşüleceğini gösteriyor" diye konuştu.

Son Güncelleme: Cuma, 23 Mart 2012 14:32

Gösterim: 1961


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.