Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, "Doktora için özel teşvikler getirmeliyiz. Araştırma kurumlarımızın kaynaklarını tamamen yüksek lisans ve doktora eğitiminin teşvikine ayırmalıyız, kadrolu, kadrosuz ayrımlarını da göz önünde tutarak" açıklamasında bulundu.

Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından düzenlenen "Yükseköğretimin Yeniden Yapılandırılması" panelinde konuşan Çetinsaya, yükseköğretimde nitelikli büyüme olabilmesi için yapılacak çalışmaların önemine dikkati çekti. Çetinsaya, niceliksel büyümenin kalite süreçleriyle taçlandırılması, niteliksel bir büyümeye dönüştürülmesi gerektiğini kaydetti. 

Her bir fert bizden yükseköğretim bekleyecek

Çetinsaya, 2050 yılına kadar Türkiye'de her yıl 1 milyon 250 bin gencin 18 yaşına gireceğini ifade ederek, "Artık elit bir toplumda da değiliz, küresel bir toplumdayız. Her bir fert bizden yükseköğretim bekleyecek" dedi. 

Türkiye'de her yıl 300-400 bin kişilik kitleye yükseköğretim imkanı sağlanması gerektiğini belirten Çetinsaya, sistemde büyümenin bir kısmının açık öğretimle karşılandığını anlattı.

YÖK Başkanı Çetinsaya, şöyle devam etti:

"Öğrenci nüfusu olarak düşünüldüğünde, öğrencilerimizin yüzde 47'si şu anda açık öğretim sisteminde okuyor. Önümüzdeki 10 yıllık dönemde bu kaliteli büyüme süreçlerini devam ettirirken, açık öğretim oranlarını da dünya ülkeleri ortalamalarına çekebilmemiz lazım. Yüz yüze ve uzaktan öğrenimi belki teşvik etmemiz lazım. Açık öğretimi mümkünse azaltmamız, belki de açık öğretimi hayat boyu öğrenmenin bir parçası kılmamız lazım. Yükseköğretim çağındaki öğrencilere de yani 17-23 yaş arası öğrencilere de daha çok yüz yüze ve uzaktan öğretim imkanlarını getirmemiz lazım. Demek ki bu manada önümüzde ciddi bir mesele var."

Gökhan Çetinsaya, öğretim üyesi yetiştirmekte biraz geride kalındığını belirterek, öğrenci sayısı ile öğretim üyesindeki artışın baş başa gitmediğini, bunun da hızlı büyümenin getirdiği bir sonuç olduğunu söyledi.

OECD ülkelerine bakıldığında, Türkiye'de brüt okullaşma oranının bu ülkelerle kıyaslanabildiğini belirten Çetinsaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yani 17-23 yaş arası nüfusun yükseköğretimle tanışabilme kapasitesi olarak yüzde 75 oranını telaffuz ediyoruz ve gururlanıyoruz. Bu gerçekten de şu anda İngiltere, Fransa, Japonya, İtalya liginde olduğumuzu gösteriyor o istatistiklere baktığımızda. Ama öğretim üyesi istatistiklerine baktığımızda o ligde gerilerde kaldığımızı gösteriyor. Demek ki bu alanda yapacak çok işimiz var. Bir göstergemiz hoca başına düşen öğrenci sayılarıdır. Doktoralı, doktorasız herkesi kapsadığımızda hoca başına 21 öğrenci düşüyor. Ama doktoralılara baktığımızda 48, hatta devlet üniversiteleri 51 olarak karşımıza çıkıyor. 2023 hedeflerini tutturmak istiyorsak, kalite çalışması yapmak istiyorsak bu sayıları aşağı çekmemiz lazım."

Zihniyet ve etik sorunu

YÖK Başkanı Prof. Dr. Çetinsaya, zihniyet etik sorunlarının önemine dikkati çekerek, bu konuyla da yüzleşilmesi gerektiğini söyledi. Bunun yasalar ve yönetmeliklerle düzenlenecek bir konu olmadığını anlatan Çetinsaya, şunları kaydetti:

"Yani YÖK de yasa da buharlaşsa sonuç olarak bizim akademik kültürümüzde tasvip etmediğimiz, eleştirdiğimiz etik meseleler var. Akademik özgürlüklerin kullanımı ile ilgili SETA'da birkaç ay önce güzel bir toplantı yapmıştık. Tecrübelerimiz gösteriyor ki bizlerin, aktörlerin bir masanın etrafına oturup, tartışmamız, akademik kültürümüzün meseleleriyle yüzleşmemiz gereken konular var. Bunların hem sebeplerini hem sonuçlarını analiz etmeli ve bunu yükseköğretim camiasının mensupları olarak ortak bir şekilde çalışmalıyız. Bunu üst kurumlardan, yasa ve yönetmeliklerden bekleyemeyiz. Zaten dediğim gibi çözümü de yok."

Çetinsaya, yükseköğretimin dünyada büyük bir değişim içerisinde olduğuna değinerek, küresel dinamikler ve dünyadaki politikaların da hayal edilen üniversiteye ne kadar dönüşebileceğini bilmediğini söyledi.

Doktora tamamen parasız yapılmalı

Doktoranın tamamen parasız yapılması gerektiğini belirten Çetinsaya, "Doktora için özel teşvikler getirmeliyiz. Zaten bütün dünyanın kuralı da bu. Araştırma kurumlarımızın kaynaklarını tamamen yüksek lisans ve doktora eğitiminin teşvikine ayırmalıyız, kadrolu, kadrosuz ayrımlarını da göz önünde tutarak... Benim bir akademik özgürlükler metnim var. Şiddete çağrı çıkarmayan, ayrımcılık içermeyen meselelerde akademik özgürlükler bizim için gerçekten hava, su kadar önemli. Zaten üniversitelerin dünya ve medeniyetler tarihine yaptıkları katkının asıl kaynağı bu; akademik özgürlüklerimizin güvence altında olması" değerlendirmesinde bulundu.

> Doktora için özel teşvikler getirmeliyiz

YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, "Doktora için özel teşvikler getirmeliyiz. Araştırma kurumlarımızın kaynaklarını tamamen yüksek lisans ve doktora eğitiminin teşvikine ayırmalıyız, kadrolu, kadrosuz ayrımlarını da göz önünde tutarak" açıklamasında bulundu.

Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından düzenlenen "Yükseköğretimin Yeniden Yapılandırılması" panelinde konuşan Çetinsaya, yükseköğretimde nitelikli büyüme olabilmesi için yapılacak çalışmaların önemine dikkati çekti. Çetinsaya, niceliksel büyümenin kalite süreçleriyle taçlandırılması, niteliksel bir büyümeye dönüştürülmesi gerektiğini kaydetti. 

Her bir fert bizden yükseköğretim bekleyecek

Çetinsaya, 2050 yılına kadar Türkiye'de her yıl 1 milyon 250 bin gencin 18 yaşına gireceğini ifade ederek, "Artık elit bir toplumda da değiliz, küresel bir toplumdayız. Her bir fert bizden yükseköğretim bekleyecek" dedi. 

Türkiye'de her yıl 300-400 bin kişilik kitleye yükseköğretim imkanı sağlanması gerektiğini belirten Çetinsaya, sistemde büyümenin bir kısmının açık öğretimle karşılandığını anlattı.

YÖK Başkanı Çetinsaya, şöyle devam etti:

"Öğrenci nüfusu olarak düşünüldüğünde, öğrencilerimizin yüzde 47'si şu anda açık öğretim sisteminde okuyor. Önümüzdeki 10 yıllık dönemde bu kaliteli büyüme süreçlerini devam ettirirken, açık öğretim oranlarını da dünya ülkeleri ortalamalarına çekebilmemiz lazım. Yüz yüze ve uzaktan öğrenimi belki teşvik etmemiz lazım. Açık öğretimi mümkünse azaltmamız, belki de açık öğretimi hayat boyu öğrenmenin bir parçası kılmamız lazım. Yükseköğretim çağındaki öğrencilere de yani 17-23 yaş arası öğrencilere de daha çok yüz yüze ve uzaktan öğretim imkanlarını getirmemiz lazım. Demek ki bu manada önümüzde ciddi bir mesele var."

Gökhan Çetinsaya, öğretim üyesi yetiştirmekte biraz geride kalındığını belirterek, öğrenci sayısı ile öğretim üyesindeki artışın baş başa gitmediğini, bunun da hızlı büyümenin getirdiği bir sonuç olduğunu söyledi.

OECD ülkelerine bakıldığında, Türkiye'de brüt okullaşma oranının bu ülkelerle kıyaslanabildiğini belirten Çetinsaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Yani 17-23 yaş arası nüfusun yükseköğretimle tanışabilme kapasitesi olarak yüzde 75 oranını telaffuz ediyoruz ve gururlanıyoruz. Bu gerçekten de şu anda İngiltere, Fransa, Japonya, İtalya liginde olduğumuzu gösteriyor o istatistiklere baktığımızda. Ama öğretim üyesi istatistiklerine baktığımızda o ligde gerilerde kaldığımızı gösteriyor. Demek ki bu alanda yapacak çok işimiz var. Bir göstergemiz hoca başına düşen öğrenci sayılarıdır. Doktoralı, doktorasız herkesi kapsadığımızda hoca başına 21 öğrenci düşüyor. Ama doktoralılara baktığımızda 48, hatta devlet üniversiteleri 51 olarak karşımıza çıkıyor. 2023 hedeflerini tutturmak istiyorsak, kalite çalışması yapmak istiyorsak bu sayıları aşağı çekmemiz lazım."

Zihniyet ve etik sorunu

YÖK Başkanı Prof. Dr. Çetinsaya, zihniyet etik sorunlarının önemine dikkati çekerek, bu konuyla da yüzleşilmesi gerektiğini söyledi. Bunun yasalar ve yönetmeliklerle düzenlenecek bir konu olmadığını anlatan Çetinsaya, şunları kaydetti:

"Yani YÖK de yasa da buharlaşsa sonuç olarak bizim akademik kültürümüzde tasvip etmediğimiz, eleştirdiğimiz etik meseleler var. Akademik özgürlüklerin kullanımı ile ilgili SETA'da birkaç ay önce güzel bir toplantı yapmıştık. Tecrübelerimiz gösteriyor ki bizlerin, aktörlerin bir masanın etrafına oturup, tartışmamız, akademik kültürümüzün meseleleriyle yüzleşmemiz gereken konular var. Bunların hem sebeplerini hem sonuçlarını analiz etmeli ve bunu yükseköğretim camiasının mensupları olarak ortak bir şekilde çalışmalıyız. Bunu üst kurumlardan, yasa ve yönetmeliklerden bekleyemeyiz. Zaten dediğim gibi çözümü de yok."

Çetinsaya, yükseköğretimin dünyada büyük bir değişim içerisinde olduğuna değinerek, küresel dinamikler ve dünyadaki politikaların da hayal edilen üniversiteye ne kadar dönüşebileceğini bilmediğini söyledi.

Doktora tamamen parasız yapılmalı

Doktoranın tamamen parasız yapılması gerektiğini belirten Çetinsaya, "Doktora için özel teşvikler getirmeliyiz. Zaten bütün dünyanın kuralı da bu. Araştırma kurumlarımızın kaynaklarını tamamen yüksek lisans ve doktora eğitiminin teşvikine ayırmalıyız, kadrolu, kadrosuz ayrımlarını da göz önünde tutarak... Benim bir akademik özgürlükler metnim var. Şiddete çağrı çıkarmayan, ayrımcılık içermeyen meselelerde akademik özgürlükler bizim için gerçekten hava, su kadar önemli. Zaten üniversitelerin dünya ve medeniyetler tarihine yaptıkları katkının asıl kaynağı bu; akademik özgürlüklerimizin güvence altında olması" değerlendirmesinde bulundu.

Son Güncelleme: Perşembe, 30 Ekim 2014 17:21

Gösterim: 1551

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, azınlık okulları statüsündeki tüm cemaatlere ait okulların teşvik listesinde yer aldığını belirtti. Yıldız, "Pozitif ayrımcılık anlamında devlet, tarihinde ilk kez bu kadar açık ve net bir şekilde bu okullara destek vermiş oluyor" dedi.

Yıldız, 36'sı Ermeni, 18'i Rum, 5'i Musevi ve bu yıl açılan Mor Efrem Süryani Anaokulu dahil toplam 60 azınlık okulunun İstanbul'da aktif olarak eğitim verdiğini söyledi.

Azınlık okullarının, ilkokullarda bin 154 öğrenciyle yüzde 30, ortaokullarda bin 123 öğrenciyle yüzde 47 doluluğa sahip olduğunu anlatan Yıldız, azınlıklara ait liselerin ise 909 öğrenciyle yüzde 34 doluluğa sahip bulunduğunu açıkladı.

Yıldız, bu yıl uygulanan ve azınlık okulları ile bu okullara giden öğrencilerin faydalandığı "teşvik" konusuna da değinerek, "12 mevcudun üzerindeki şubelere teşvik verilir" şartının azınlık okullarında uygulanmadığını, bu anlamda devletin pozitif ayrımcılık yaptığını belirtti.

İl Milli Eğitim Müdürü Yıldız, devletin yeni yasayla okulları desteklediğini, öğrencileri ise teşvik ettiğini söyleyerek, "Bir özel okulun teşvik alabilmesi için belli kriterleri yerine getirmesi gerekir. Azınlık okulları statüsündeki tüm cemaatlere ait okullar teşvik listesinde yer alıyor. Pozitif ayrımcılık anlamında devlet, tarihinde ilk kez bu kadar açık ve net bir şekilde bu okullara destek vermiş oluyor. Şu anda azınlık okullarından müracaat eden her öğrenci bu desteği aldı. Okullara da bu anlamda öğrenci başına destek yapılacak." dedi.

Lozan Antlaşması'nın 41’inci maddesine göre devletin, azınlık statüsündeki cemaatlerin açtıkları okullara yardım sözü olduğunu ancak 70'li yıllardan sonra yardımda bulunmadığını söyleyen Yıldız, "İnsan kaynakları noktasında, öğretmen ve müdür yardımcısı görevlendirmesi şeklinde yardım olmuş. Öğrenci başına okullara maddi bir destek söz konusu olmamış. 1970'e kadar bu yapılmış ama 1970'ten sonra bitmiş" diye konuştu.

"Başvuran tüm okullar ve öğrenciler teşvikten faydalanabilecek"

İstisnasız olarak okulların ve müracaat eden tüm öğrencilerin teşvikten faydalanabildiğini belirten Yıldız şöyle konuştu:

"Normalde özel öğretim kurumları için belli kriterlerimiz var. Azınlık okullarımıza pozitif ayrımcılık denebilecek, onlara devlet tarihinde görülmedik şekilde destek yapıldığının somut ifadesi şu; 'sınıf mevcudu 12 kişinin üzerindeki şubelere teşvik verilir' şartı azınlık okullarında aranmadı. Öğrenci sayılarının düşük olduğu, yerine göre 2-3 ya da 6 öğrenci bulunduğunu bildiğimiz azınlık okulları var. Bu okulların da teşvikten faydalanabilmesi için azınlık okullarına bu kriter işletilmedi."

Azınlık okullarında bu şart aransa birçok okulun teşvik alamayacağına vurgu yapan Yıldız, "Açık ve net bir durum. Birçok okul bu teşviki alamayarak bunun dışında kalacaktı. Dolayısıyla Genel Müdürlüğümüz, Bakanlığımız bu konuda duyarlı bir adım attı" dedi.

Yıldız ayrıca üst limit olarak, "okulun toplam öğrenci kontenjanının yüzde 50'si kadar öğrenciye teşvik verilir" şeklindeki hükmün azınlık okullarında yüzde 100 olduğunu belirterek, "Konuştuğumuz husus o kadar net ki; birçok ortamda cemaat mensupları, okul idarecileri ve yöneticileri bugüne kadar görülmedik bir yardım aldıklarını dile getiriyor. Dolayısıyla onların aleyhine değil lehine, pozitif bir ayrımcılık yapılmış oldu. Bu iyi bir şey" dedi.

"Hayırseverler, okullardan ellerini çekmesin"

Okullara destek sağlanıyor diye hayırseverlerin bugüne kadar yaptıkları yardımları kesmemesi gerektiğine de dikkati çeken Yıldız, "Bu okullar öğrenci başına destek aldı, (ancak) tüm masraflarını karşılayacak bir destek değil bu. Şu ana kadar buraya yardım eden cemaatin zenginleri, iş adamları ve hayırseverleri var. Onların okullardan ellerini çekmemeleri gerekiyor. 'Siz teşvik aldınız artık bize ihtiyacınız yok' şeklinde bir algı oluşursa bu durum okullarımızın aleyhine olur. Şu ana kadar yaptıkları gibi desteklerlerse bu fonlarla çocuklara yönelik daha iyi projeler hayata geçirilebilir" şeklinde konuştu.

Görevi süresince 3 farklı milli eğitim bakanı ile çalıştığını anlatan Yıldız, her birinin bu okullara çok değer verdiğini belirterek, "Ders kitapları ve yardımcı kaynakları (okullar) kendileri basıp, çocuklara veriyordu. Onu biz üstlendik devlet olarak. Onlar kendi ana dillerinde hazırlıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı bunu üstleniyor, bastırıp, devlet okullarında olduğu gibi çocuklara ücretsiz bir şekilde dağıtıyor. Bu manada da destek olundu" dedi.

Süryani okulu öğrencilerinde artış bekleniyor

Bu yıl açılan Mor Efrem Süryani Anaokulu hakkında da bilgi veren Yıldız, 50 öğrenci kontenjanlı okulun 22 öğrenciyle eğitime başladığını söyledi. Bu okula devam eden öğrencilerin sayısında artış beklendiğini dile getiren Yıldız, "Suriye'den gelen misafirlerimizin bir kısmı köken olarak Süryani, bu nedenle buna ihtiyaç olacağını ve sayının artacağını düşünüyorum. Bu açıdan iyi bir zamanlama. En azından İstanbul Bakırköy'de onlar için bir imkan oldu bu okul" diye konuştu.

Kaynak Hürriyeteğitim

> Azınlık okullarına pozitif ayrımcılık

İstanbul Milli Eğitim Müdürü Muammer Yıldız, azınlık okulları statüsündeki tüm cemaatlere ait okulların teşvik listesinde yer aldığını belirtti. Yıldız, "Pozitif ayrımcılık anlamında devlet, tarihinde ilk kez bu kadar açık ve net bir şekilde bu okullara destek vermiş oluyor" dedi.

Yıldız, 36'sı Ermeni, 18'i Rum, 5'i Musevi ve bu yıl açılan Mor Efrem Süryani Anaokulu dahil toplam 60 azınlık okulunun İstanbul'da aktif olarak eğitim verdiğini söyledi.

Azınlık okullarının, ilkokullarda bin 154 öğrenciyle yüzde 30, ortaokullarda bin 123 öğrenciyle yüzde 47 doluluğa sahip olduğunu anlatan Yıldız, azınlıklara ait liselerin ise 909 öğrenciyle yüzde 34 doluluğa sahip bulunduğunu açıkladı.

Yıldız, bu yıl uygulanan ve azınlık okulları ile bu okullara giden öğrencilerin faydalandığı "teşvik" konusuna da değinerek, "12 mevcudun üzerindeki şubelere teşvik verilir" şartının azınlık okullarında uygulanmadığını, bu anlamda devletin pozitif ayrımcılık yaptığını belirtti.

İl Milli Eğitim Müdürü Yıldız, devletin yeni yasayla okulları desteklediğini, öğrencileri ise teşvik ettiğini söyleyerek, "Bir özel okulun teşvik alabilmesi için belli kriterleri yerine getirmesi gerekir. Azınlık okulları statüsündeki tüm cemaatlere ait okullar teşvik listesinde yer alıyor. Pozitif ayrımcılık anlamında devlet, tarihinde ilk kez bu kadar açık ve net bir şekilde bu okullara destek vermiş oluyor. Şu anda azınlık okullarından müracaat eden her öğrenci bu desteği aldı. Okullara da bu anlamda öğrenci başına destek yapılacak." dedi.

Lozan Antlaşması'nın 41’inci maddesine göre devletin, azınlık statüsündeki cemaatlerin açtıkları okullara yardım sözü olduğunu ancak 70'li yıllardan sonra yardımda bulunmadığını söyleyen Yıldız, "İnsan kaynakları noktasında, öğretmen ve müdür yardımcısı görevlendirmesi şeklinde yardım olmuş. Öğrenci başına okullara maddi bir destek söz konusu olmamış. 1970'e kadar bu yapılmış ama 1970'ten sonra bitmiş" diye konuştu.

"Başvuran tüm okullar ve öğrenciler teşvikten faydalanabilecek"

İstisnasız olarak okulların ve müracaat eden tüm öğrencilerin teşvikten faydalanabildiğini belirten Yıldız şöyle konuştu:

"Normalde özel öğretim kurumları için belli kriterlerimiz var. Azınlık okullarımıza pozitif ayrımcılık denebilecek, onlara devlet tarihinde görülmedik şekilde destek yapıldığının somut ifadesi şu; 'sınıf mevcudu 12 kişinin üzerindeki şubelere teşvik verilir' şartı azınlık okullarında aranmadı. Öğrenci sayılarının düşük olduğu, yerine göre 2-3 ya da 6 öğrenci bulunduğunu bildiğimiz azınlık okulları var. Bu okulların da teşvikten faydalanabilmesi için azınlık okullarına bu kriter işletilmedi."

Azınlık okullarında bu şart aransa birçok okulun teşvik alamayacağına vurgu yapan Yıldız, "Açık ve net bir durum. Birçok okul bu teşviki alamayarak bunun dışında kalacaktı. Dolayısıyla Genel Müdürlüğümüz, Bakanlığımız bu konuda duyarlı bir adım attı" dedi.

Yıldız ayrıca üst limit olarak, "okulun toplam öğrenci kontenjanının yüzde 50'si kadar öğrenciye teşvik verilir" şeklindeki hükmün azınlık okullarında yüzde 100 olduğunu belirterek, "Konuştuğumuz husus o kadar net ki; birçok ortamda cemaat mensupları, okul idarecileri ve yöneticileri bugüne kadar görülmedik bir yardım aldıklarını dile getiriyor. Dolayısıyla onların aleyhine değil lehine, pozitif bir ayrımcılık yapılmış oldu. Bu iyi bir şey" dedi.

"Hayırseverler, okullardan ellerini çekmesin"

Okullara destek sağlanıyor diye hayırseverlerin bugüne kadar yaptıkları yardımları kesmemesi gerektiğine de dikkati çeken Yıldız, "Bu okullar öğrenci başına destek aldı, (ancak) tüm masraflarını karşılayacak bir destek değil bu. Şu ana kadar buraya yardım eden cemaatin zenginleri, iş adamları ve hayırseverleri var. Onların okullardan ellerini çekmemeleri gerekiyor. 'Siz teşvik aldınız artık bize ihtiyacınız yok' şeklinde bir algı oluşursa bu durum okullarımızın aleyhine olur. Şu ana kadar yaptıkları gibi desteklerlerse bu fonlarla çocuklara yönelik daha iyi projeler hayata geçirilebilir" şeklinde konuştu.

Görevi süresince 3 farklı milli eğitim bakanı ile çalıştığını anlatan Yıldız, her birinin bu okullara çok değer verdiğini belirterek, "Ders kitapları ve yardımcı kaynakları (okullar) kendileri basıp, çocuklara veriyordu. Onu biz üstlendik devlet olarak. Onlar kendi ana dillerinde hazırlıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı bunu üstleniyor, bastırıp, devlet okullarında olduğu gibi çocuklara ücretsiz bir şekilde dağıtıyor. Bu manada da destek olundu" dedi.

Süryani okulu öğrencilerinde artış bekleniyor

Bu yıl açılan Mor Efrem Süryani Anaokulu hakkında da bilgi veren Yıldız, 50 öğrenci kontenjanlı okulun 22 öğrenciyle eğitime başladığını söyledi. Bu okula devam eden öğrencilerin sayısında artış beklendiğini dile getiren Yıldız, "Suriye'den gelen misafirlerimizin bir kısmı köken olarak Süryani, bu nedenle buna ihtiyaç olacağını ve sayının artacağını düşünüyorum. Bu açıdan iyi bir zamanlama. En azından İstanbul Bakırköy'de onlar için bir imkan oldu bu okul" diye konuştu.

Kaynak Hürriyeteğitim

Son Güncelleme: Perşembe, 30 Ekim 2014 08:56

Gösterim: 1780

Öğrenim ve katkı kredisi kapsamında borcunu ödeyemeyenlerin borçları silinecek.

Torba Yasa, öğrenim ve katkı kredisi kapsamında borcunu ödeyemeyenlerin imdadına yetişecek.

Sabah Gazetesi’nin haberine göre, 11 Eylül 2014 tarihi itibariyle kesinleşmiş olan öğrenim ve katkı kredisi borçları af kapsamına giriyor. Ancak, aftan yararlanabilmek için açılmış olan davalardan vazgeçilmesi ve dava açılmaması gerekiyor.

Yapılandırılan borçlar için 'gecikme borcu' siliniyor.

50 lira altındaki borçlar

31 Aralık 2007 tarihinde öncesine ait olup "50 lira" altında kalan borçlar, başvuruya gerek olmaksızın kendiliğinden silinecek.

Ödeme

Peşin ödenen borçlar için katsayı uygulanmayacak. Ödemeyi 6 ila 18 taksitle de yapmak mümkün. Taksitli ödemeler için "katsayı" hesaplanacak. Katsayı oranları da taksit sayısına göre 1.05 ile 1.15 arasında değişiyor.

> Öğrenim ve katkı kredisi borçları siliniyor mu?

Öğrenim ve katkı kredisi kapsamında borcunu ödeyemeyenlerin borçları silinecek.

Torba Yasa, öğrenim ve katkı kredisi kapsamında borcunu ödeyemeyenlerin imdadına yetişecek.

Sabah Gazetesi’nin haberine göre, 11 Eylül 2014 tarihi itibariyle kesinleşmiş olan öğrenim ve katkı kredisi borçları af kapsamına giriyor. Ancak, aftan yararlanabilmek için açılmış olan davalardan vazgeçilmesi ve dava açılmaması gerekiyor.

Yapılandırılan borçlar için 'gecikme borcu' siliniyor.

50 lira altındaki borçlar

31 Aralık 2007 tarihinde öncesine ait olup "50 lira" altında kalan borçlar, başvuruya gerek olmaksızın kendiliğinden silinecek.

Ödeme

Peşin ödenen borçlar için katsayı uygulanmayacak. Ödemeyi 6 ila 18 taksitle de yapmak mümkün. Taksitli ödemeler için "katsayı" hesaplanacak. Katsayı oranları da taksit sayısına göre 1.05 ile 1.15 arasında değişiyor.

Son Güncelleme: Salı, 28 Ekim 2014 10:06

Gösterim: 2677

18 Ekim 2014 tarihinde yapılan KPSS Din Hizmetleri Alan Bilgisi (DHBT) Sınavı’nın sonuçları saat 13.00’de açıklandı. ÖSYM, ayrıca DHBT soru ve cevaplarının yüzde 10'luk kısmını yayınladı.

DHBT sonucunuzu öğrenmek için Tıklayın

Merakla beklenen 18 Ekim 2014 tarihinde yapılan 2014 Din Hizmetleri Alan Bilgisi Sınavı (DHBT) sonuçları ÖSYM’nin internet sitesinde açıklandı. Adaylar KPSS DHBT sonuçlarını ÖSYM'nin https://sonuc.osym.gov.trİnternet adresinden T.C. Kimlik Numaraları ve şifreleri ile öğrenebilirler. ÖSYM yaptığı duyuruda,  Sınav Sonuç Belgesinin basılmayacağını ve adayların adreslerine gönderilmeyeceğini duyurdu.

Sınav sonuçlarına ilişkin sayısal bilgilere ve sınav sorularının yüzde 10’undan oluşturulan Temel Soru Kitapçıklarına aşağıdaki bağlantılardan erişilebilecek.

DHBT sınavına ilişkin sayısal bilgiler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

> KPSS DHBT sonuçları açıklandı Tıkla sonucunu öğren

18 Ekim 2014 tarihinde yapılan KPSS Din Hizmetleri Alan Bilgisi (DHBT) Sınavı’nın sonuçları saat 13.00’de açıklandı. ÖSYM, ayrıca DHBT soru ve cevaplarının yüzde 10'luk kısmını yayınladı.

DHBT sonucunuzu öğrenmek için Tıklayın

Merakla beklenen 18 Ekim 2014 tarihinde yapılan 2014 Din Hizmetleri Alan Bilgisi Sınavı (DHBT) sonuçları ÖSYM’nin internet sitesinde açıklandı. Adaylar KPSS DHBT sonuçlarını ÖSYM'nin https://sonuc.osym.gov.trİnternet adresinden T.C. Kimlik Numaraları ve şifreleri ile öğrenebilirler. ÖSYM yaptığı duyuruda,  Sınav Sonuç Belgesinin basılmayacağını ve adayların adreslerine gönderilmeyeceğini duyurdu.

Sınav sonuçlarına ilişkin sayısal bilgilere ve sınav sorularının yüzde 10’undan oluşturulan Temel Soru Kitapçıklarına aşağıdaki bağlantılardan erişilebilecek.

DHBT sınavına ilişkin sayısal bilgiler

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Son Güncelleme: Salı, 28 Ekim 2014 13:13

Gösterim: 12762

Eğitim Bir-Sen otelcilik ve turizm meslek liselerinde verilen alkollü içki servisi dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması için Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurdu. Eğitim alanında yeni tartışmalara neden olan talebe, turizmciler ve sendikalar tepki gösterdi.

Hürriyet'ten Gamze Kolcu'nun haberi; Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Vekili Ahmet Özer ve Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Çakırcı imzasıyla Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na gönderilen yazıda, 11. sınıf ve 12. sınıfta bar ve servis bölümlerinde alkollü içki servisi yapmak dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması istenirken, dersin Yeterlilik Tablosu’ndan kaldırılması da talep edildi. Alkollü içki servisi dersiyle, 18 yaşından küçük çocukların eğitim kurumlarında içki ile tanıştırıldığını, hatta hazırlanan kokteyllerin tadılmaya zorlandığını belirten Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Vekili Özer, taleplerinin nedenini özetle şöyle açıkladı:

MESLEK YÜKSEK OKULLARINDA VERİLSİN

“Alkollü içki servisi dersi, yiyecek ve içecek hizmetleri alanının hem ‘bar’ hem de ‘servis’ dalında zorunlu ders olarak okutuluyor. Biz, söz konusu dersin servis dalından kaldırılmasını istiyoruz. 18 yaşından küçüklere sigara satışı bile yasakken eğitim kurumlarında çocukları içki ile tanıştırıyor, hazırladığı karışımları içmeye zorluyoruz. Söz konusu uygulama ne kanunlara ne de yönetmeliklere sığıyor. Dersin isteğe bağlı hale getirilmesini istiyoruz. Türkiye’de, alkollü içki servisi dersi almak istemeyen öğrencilerin çalışacağı yüzlerce alkolsüz otel hizmet veriyor. Turizm ükesi olması sebebiyle alkolü yasaklayamayız, ama bu dersi meslek yüksek okulları kapsamına alabiliriz. İkinci bir alternatif olarak ise alkollü içki servisini öğrenmek isteyen gençlere mezuniyetlerinin ardından halk eğitim merkezlerinde kurs verebiliriz.”

"TURİZM SEKTÖRÜNE DARBE VURUR"

Dersin tamamen kaldırılmasının turizm sektörüne vurulacak ciddi bir darbe olacağını savunan Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Yönetim Kurulu Başkanı Osman Ayık, şunları söyledi:

“En katı İslam ülkelerinde bulunan otellerde bile bu hizmet veriliyor. Misafir ağırlayan bir konumdaysak talepler doğrultusunda hizmeti şekillendirmek zorundayız. Alkol, işimizin ayrılmaz parçası ve eğitimler tamamen ortadan kaldırılamaz. İnanış itibariyle çocuğun o dersi almak istememesi anlaşılabilir, ama dersin tamamen kaldırılması doğru olmaz. Türkiye’ye gelen 40 milyon yabancı misafirin alkol servisi talebini karşılayacak insanlar yetiştirememek, bizlerin de bu işi yapamayacağı anlamına gelir.”

"BAĞNAZ ORTAÇAĞ MODELİ"

Bakanlığa gönderilen talebi “çağdışı bir istek” olarak değerlendiren Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca da, şöyle devam etti: “Gericilik ve irtica kaygan bir tepe gibidir, bir adım atarsan asla orada duramaz, düşersin. Eğitim-Sen olarak içki içilsin demiyoruz ama toplum yaşamını dinsel kurallara göre düzenlemeyi de anlamıyoruz. Turizm ve otelcilik liselerinde alkollüyü, alkolsüzü ayırmak kadar abes bir durum olamaz. Bu çağda böyle bir ayrıştırmaya gitmek, yaşama sınırlama getirmek demokrasi ve özgürlük söylemleriyle çelişiyor. Kafalarında, bağnaz, ortaçağ modeli bir uygulama var ve onu adım adım yerine getirmeye çalışıyorlar. Meslek liselerinden bu dersi kaldırmak siyaseten bir zorlama anlamı taşır ve alkolün yasaklanmasına kadar gider. Çocuğun geleceğiyle oynamak, alkollü yerde çalışacak kişi sayısını azaltmak doğru bir adım değildir.”

> 'Otelcilik ve turizm meslek liselerinde o ders kalksın’

Eğitim Bir-Sen otelcilik ve turizm meslek liselerinde verilen alkollü içki servisi dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması için Milli Eğitim Bakanlığı’na başvurdu. Eğitim alanında yeni tartışmalara neden olan talebe, turizmciler ve sendikalar tepki gösterdi.

Hürriyet'ten Gamze Kolcu'nun haberi; Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Vekili Ahmet Özer ve Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Çakırcı imzasıyla Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na gönderilen yazıda, 11. sınıf ve 12. sınıfta bar ve servis bölümlerinde alkollü içki servisi yapmak dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması istenirken, dersin Yeterlilik Tablosu’ndan kaldırılması da talep edildi. Alkollü içki servisi dersiyle, 18 yaşından küçük çocukların eğitim kurumlarında içki ile tanıştırıldığını, hatta hazırlanan kokteyllerin tadılmaya zorlandığını belirten Eğitim Bir-Sen Genel Başkan Vekili Özer, taleplerinin nedenini özetle şöyle açıkladı:

MESLEK YÜKSEK OKULLARINDA VERİLSİN

“Alkollü içki servisi dersi, yiyecek ve içecek hizmetleri alanının hem ‘bar’ hem de ‘servis’ dalında zorunlu ders olarak okutuluyor. Biz, söz konusu dersin servis dalından kaldırılmasını istiyoruz. 18 yaşından küçüklere sigara satışı bile yasakken eğitim kurumlarında çocukları içki ile tanıştırıyor, hazırladığı karışımları içmeye zorluyoruz. Söz konusu uygulama ne kanunlara ne de yönetmeliklere sığıyor. Dersin isteğe bağlı hale getirilmesini istiyoruz. Türkiye’de, alkollü içki servisi dersi almak istemeyen öğrencilerin çalışacağı yüzlerce alkolsüz otel hizmet veriyor. Turizm ükesi olması sebebiyle alkolü yasaklayamayız, ama bu dersi meslek yüksek okulları kapsamına alabiliriz. İkinci bir alternatif olarak ise alkollü içki servisini öğrenmek isteyen gençlere mezuniyetlerinin ardından halk eğitim merkezlerinde kurs verebiliriz.”

"TURİZM SEKTÖRÜNE DARBE VURUR"

Dersin tamamen kaldırılmasının turizm sektörüne vurulacak ciddi bir darbe olacağını savunan Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Yönetim Kurulu Başkanı Osman Ayık, şunları söyledi:

“En katı İslam ülkelerinde bulunan otellerde bile bu hizmet veriliyor. Misafir ağırlayan bir konumdaysak talepler doğrultusunda hizmeti şekillendirmek zorundayız. Alkol, işimizin ayrılmaz parçası ve eğitimler tamamen ortadan kaldırılamaz. İnanış itibariyle çocuğun o dersi almak istememesi anlaşılabilir, ama dersin tamamen kaldırılması doğru olmaz. Türkiye’ye gelen 40 milyon yabancı misafirin alkol servisi talebini karşılayacak insanlar yetiştirememek, bizlerin de bu işi yapamayacağı anlamına gelir.”

"BAĞNAZ ORTAÇAĞ MODELİ"

Bakanlığa gönderilen talebi “çağdışı bir istek” olarak değerlendiren Eğitim-Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca da, şöyle devam etti: “Gericilik ve irtica kaygan bir tepe gibidir, bir adım atarsan asla orada duramaz, düşersin. Eğitim-Sen olarak içki içilsin demiyoruz ama toplum yaşamını dinsel kurallara göre düzenlemeyi de anlamıyoruz. Turizm ve otelcilik liselerinde alkollüyü, alkolsüzü ayırmak kadar abes bir durum olamaz. Bu çağda böyle bir ayrıştırmaya gitmek, yaşama sınırlama getirmek demokrasi ve özgürlük söylemleriyle çelişiyor. Kafalarında, bağnaz, ortaçağ modeli bir uygulama var ve onu adım adım yerine getirmeye çalışıyorlar. Meslek liselerinden bu dersi kaldırmak siyaseten bir zorlama anlamı taşır ve alkolün yasaklanmasına kadar gider. Çocuğun geleceğiyle oynamak, alkollü yerde çalışacak kişi sayısını azaltmak doğru bir adım değildir.”

Son Güncelleme: Pazartesi, 27 Ekim 2014 18:19

Gösterim: 1671


Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.