Aradığınız sayfa bulunamıyor, lütfen kategori listesinden ulaşmayı deneyiniz.
Vodafone Grubu’nun İcra Kurulu Üyesi ve Afrika, Orta Doğu ve Asya Pasifik (AMAP) Bölge Başkanı Serpil Timuray, sadece Türkiye’nin değil dünyanın en güçlü ve etkili kadınlarından. Hem çocuk hem de kariyer yapılabileceğinin en güzel örneklerinden olan Timuray, kariyer basamaklarında hızla yükselmesinde babasının ve eşinin desteğinin de önemli rol oynadığını söylüyor.
Serpil Timuray bir anne, İngiliz telekominikasyon devi Vodefone’da İcra Kurulu Üyesi ve Afrika, Orta Doğu ve Asya Pasifik (AMAP) Bölge Başkanı… Sadece Türkiye’nin değil dünyanın en güçlü kadınlarından birisi… Çalışan anne olmanın zorluklarını o da yaşamış. Öyle ki bir ara işi bırakıp çocuğuyla zaman geçirmeyi düşünmüş. Bu kararından babası ve eşinin desteğiyle vazgeçen Timuray, “Başarısının ve hedeflerine ulaşmasının ardındaki iki erkeğin ‘eşi’ ve ‘babası’ olduğunu vurguluyor. “Eşim ve babam hayatımdaki en önemli iki erkek” diyor.
Eşiyle üniversite yıllarında temeli atılan evlilikleri süresince birbirlerini hep gelişmeye, daha iyi ve daha üretken olmaya teşvik ettiklerini ve desteklediklerini dile getiren Timuray, profesyonel hayatta başarı için, özel hayatta mutluluğun önemli olduğuna inanıyor. Serpil Timuray, şöyle devam ediyor: ‘Eşim Murat, hiçbir gün benden kariyerimden fedakarlık etmemi istemedi. Aksine benim kariyerimde ilerlemem için her türlü fedakarlığı, fedakarlık olarak bile görmeden yaptı” diyerek kariyerinde yükselmesinde eşinin de önemli bir rol oynadığına dikkat çekiyor.
DÜNYANIN EN ETKİLİ 125 KADININDAN BİRİ OLDU
Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun olduktan sonra eğitimine Amerika'da North Carolina Asheville High School ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nde devam etmiş Serpil Timuray… İyi eğitimi, onu dünyanın kendi alanında en büyük şirketlerinden biri olan P&G’de iş hayatına atılmasını sağladı. 22 yaşında iş hayatına atılan Timuray, P&G’nin pazarlama departmanında, kozmetikten saç bakımına kadar her kategoride çalışan Timuray, 1999 yılında DanoneSA bünyesine Pazarlama Direktörü olarak katılıyor. Daha sonra Satış ve Pazarlama Direktörlüğünü birlikte yürüten Timuray, Haziran 2002'de ise DanoneSA Süt Ürünleri Genel Müdürü oluyor. 1 Ocak 2009'da Vodafone Türkiye'nin CEO'luğuna terfi eden Serpil Timuray'a 'Vodafone'a gelir misin?' daveti 2008'in yaz aylarında gelmiş ve sonuçları itibarıyla çok da hızlı gelişmiş. Timuray, Şirketin dünya CEO'su Vittorio Colao ile sıcak bir ilk görüşme yaptım ve birkaç saat sonra bizzat kendisi tarafından aranarak işe davet edildim” diyor.
Erkek egemen GSM sektörünün aktörlerini şaşırtan bu atamaya o hiç şaşmadı. Kendisine atfedilen, “Yoğurtçu, GSM sektörünü nasıl yönetir?!” nidaları arasında sessiz ve sakin işe başladı ve Timuray ile birlikte Vodafone, yüzde 30'ların üzerinde büyüdü, abone sayısı 16 milyona ulaştı.
1 Ocak 2014 itibariyle de Vodafone Grubu İcra Kurulu Üyesi ve Afrika, Orta Doğu ve Asya Pasifik (AMAP) Bölge Başkanı olarak görev yapan Timuray, Newsweek'in açıkladığı, "Dünyanın En Etkili 125 Kadını" listesinde ismini yazdırmayı başardı. Aynı zamanda Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) yeni yönetim kurulu başkanı olan Timuray, kariyerinde daha çok başarıya imza atacağa benziyor.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Vodafone Grubu’nun İcra Kurulu Üyesi ve Afrika, Orta Doğu ve Asya Pasifik (AMAP) Bölge Başkanı Serpil Timuray, sadece Türkiye’nin değil dünyanın en güçlü ve etkili kadınlarından. Hem çocuk hem de kariyer yapılabileceğinin en güzel örneklerinden olan Timuray, kariyer basamaklarında hızla yükselmesinde babasının ve eşinin desteğinin de önemli rol oynadığını söylüyor.
Serpil Timuray bir anne, İngiliz telekominikasyon devi Vodefone’da İcra Kurulu Üyesi ve Afrika, Orta Doğu ve Asya Pasifik (AMAP) Bölge Başkanı… Sadece Türkiye’nin değil dünyanın en güçlü kadınlarından birisi… Çalışan anne olmanın zorluklarını o da yaşamış. Öyle ki bir ara işi bırakıp çocuğuyla zaman geçirmeyi düşünmüş. Bu kararından babası ve eşinin desteğiyle vazgeçen Timuray, “Başarısının ve hedeflerine ulaşmasının ardındaki iki erkeğin ‘eşi’ ve ‘babası’ olduğunu vurguluyor. “Eşim ve babam hayatımdaki en önemli iki erkek” diyor.
Eşiyle üniversite yıllarında temeli atılan evlilikleri süresince birbirlerini hep gelişmeye, daha iyi ve daha üretken olmaya teşvik ettiklerini ve desteklediklerini dile getiren Timuray, profesyonel hayatta başarı için, özel hayatta mutluluğun önemli olduğuna inanıyor. Serpil Timuray, şöyle devam ediyor: ‘Eşim Murat, hiçbir gün benden kariyerimden fedakarlık etmemi istemedi. Aksine benim kariyerimde ilerlemem için her türlü fedakarlığı, fedakarlık olarak bile görmeden yaptı” diyerek kariyerinde yükselmesinde eşinin de önemli bir rol oynadığına dikkat çekiyor.
DÜNYANIN EN ETKİLİ 125 KADININDAN BİRİ OLDU
Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun olduktan sonra eğitimine Amerika'da North Carolina Asheville High School ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nde devam etmiş Serpil Timuray… İyi eğitimi, onu dünyanın kendi alanında en büyük şirketlerinden biri olan P&G’de iş hayatına atılmasını sağladı. 22 yaşında iş hayatına atılan Timuray, P&G’nin pazarlama departmanında, kozmetikten saç bakımına kadar her kategoride çalışan Timuray, 1999 yılında DanoneSA bünyesine Pazarlama Direktörü olarak katılıyor. Daha sonra Satış ve Pazarlama Direktörlüğünü birlikte yürüten Timuray, Haziran 2002'de ise DanoneSA Süt Ürünleri Genel Müdürü oluyor. 1 Ocak 2009'da Vodafone Türkiye'nin CEO'luğuna terfi eden Serpil Timuray'a 'Vodafone'a gelir misin?' daveti 2008'in yaz aylarında gelmiş ve sonuçları itibarıyla çok da hızlı gelişmiş. Timuray, Şirketin dünya CEO'su Vittorio Colao ile sıcak bir ilk görüşme yaptım ve birkaç saat sonra bizzat kendisi tarafından aranarak işe davet edildim” diyor.
Erkek egemen GSM sektörünün aktörlerini şaşırtan bu atamaya o hiç şaşmadı. Kendisine atfedilen, “Yoğurtçu, GSM sektörünü nasıl yönetir?!” nidaları arasında sessiz ve sakin işe başladı ve Timuray ile birlikte Vodafone, yüzde 30'ların üzerinde büyüdü, abone sayısı 16 milyona ulaştı.
1 Ocak 2014 itibariyle de Vodafone Grubu İcra Kurulu Üyesi ve Afrika, Orta Doğu ve Asya Pasifik (AMAP) Bölge Başkanı olarak görev yapan Timuray, Newsweek'in açıkladığı, "Dünyanın En Etkili 125 Kadını" listesinde ismini yazdırmayı başardı. Aynı zamanda Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) yeni yönetim kurulu başkanı olan Timuray, kariyerinde daha çok başarıya imza atacağa benziyor.
Son Güncelleme: Perşembe, 13 Mart 2014 08:47
Gösterim: 3826
Vakıf Meslek Yüksekokulları Birliği Başkanı ve Kavram Meslek Yüksekokulu Kurucusu Bahattin Durmuş, mesleki yeterliliği olmayan toplumların gelişemeyeceklerini vurgulayarak devletin meslek yüksekokullarını desteklemesi gerektiğini ifade ediyor.
2007 yılından bu yana mesleki eğitime yönelik açtığı programları büyük ilgi gören Kavram Meslek Yüksekokulu, öğrencilere kaliteli eğitim olanakları sunuyor. Vakıf Meslek Yüksekokulları Birliği Başkanı ve Kavram Meslek Yüksekokulu Kurucusu Bahattin Durmuş, mesleki yeterliliği olmayan toplumların gelişemeyeceklerini vurgulayarak devletin meslek yüksekokullarını desteklemesi gerektiğini ifade ediyor.
Ülkemizde mesleki eğitimi geliştirmeye yönelik yeni yeni adımlar atılmaya başlandı. Mesleki eğitimin ülkemizde geldiği nokta hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Mesleki eğitim oran olarak tam istenilen noktada değil. Ama düşük bir oranda da olduğunu söyleyemeyiz. Gerek liselerde gerek meslek yüksekokullarında okuyan öğrenci sayısına baktığımız zaman işler fena değil. Ama mesleki eğitim etkin ve tam hakkıyla yapılabiliyor mu, doğru ürünü veriyor mu diye bakarsak kesinlikle yeterli değil. Etkili bir eğitim, uygulamalı bir eğitim ve mesleki eğitimi almış kişilerin -artık biz onlara öğrenci demiyoruz-, bir elemanın hemen iş yerine gittiği, diğer tabirle piyasaya girdiği, sanayi ya da ticaret hayatında yerini aldığı zaman üretici olabiliyor mu, üretken olabiliyor mu? Bu anlamda çok yeterli değil.
2000’li yıllardan bugüne Türkiye ekonomisinde bir büyüme söz konusu. Dolayısıyla iş dünyasında da bu büyümeyi görüyoruz. Buna paralel olarak iş dünyasının ihtiyaçlarını karşılayacak bir mesleki eğitim büyümesini görüyor muyuz?
Mesleki yeterliliği olmayan toplumlar gelişemezler. Hakikaten meslek alanında iyi eğitilmiş, bilgi ve beceriyle donatılmış eleman sayınız yeterli değilse gelişmede kasılırsınız. Buna somut örnek verelim; bilişim konusunda danışmanlık yapan bir arkadaşımız var. Onların bir toplantısında işittim. 100 binden fazla elemana acilen ihtiyaç var. Türkiye’de onca bilgisayar programcılığı eğitimi veriliyor. Bölümleri, meslek yüksekokulları ve fakülteleri var. Buna rağmen oralardan mezun olanlar yetmiyor. Nicelik olarak yetse bile nitelik olarak yetmiyor.
Türkiye’de yayıncılık müthiş gelişti. Benim de yayıncılık yapan şirketim var. Dizgi elemanı arıyoruz, yani kitabı, testi, sınavı dizecek, bir programda yazacak. Ama eleman bulamıyoruz. Bu sebeple grafik tasarım bölümündeki hocalarla görüştük, yayıncılık şirketimizdeki arkadaşlara eğitim vermeleri için. Böylece hem grafik tasarımı hem de dizgi yapabilen eleman olacaklar. Bu özelliklerinden dolayı daha çok aranan bir eleman olacaklar.
BÖLÜMLER BRANŞLARA AYRILMALI
Sadece üst başlık olarak koyduğumuz bir bölümü okumak yeterli değil öyleyse. Bölüm içerisinde değişik alanların olması mı gerekiyor?
Kesinlikle olması gerektiğini düşünüyorum. Hiç olmasa okulda okurken birinci derecede o işi bilen bir kişi olması gerektiğinden, gidip piyasada daha da uzmanlaşabilir. Makinenin başına, masaya oturduğunda hemen üretebilmeli. Sanayici hemen üretebilen, üretime katkı veren adam istiyor. Biz bunu çok iyi kavradık. Bizim desteğe ihtiyacımız var. İstenen elemanı yetiştirebilmemiz için okullarımızın desteklenmesine ihtiyaç var. Bu isteğimizi YÖK Başkanı’na ilettik. Bu okulların gelişimi için destek istedik, hükümete de müracaat edeceğiz. Ama önce YÖK’te bunu oluşturmamız gerekiyor. Dolayısıyla bu okulların küçümsenmemesi ve bu okulların kendilerine binalar yapabilmeleri, atölyeler kurabilmeleri için arsa tahsisleri yapılması gerekir. Devletin kullanılmayan binaları varsa tahsis edilmelidir. Bu bilinç düzeyinde eleman yetiştirilsin. Sadece bir eleman değil, girişimci gençler de yetiştirmek gerekiyor. Bu sebeple bu bağımsız meslek yüksekokulları girişimciliğin de adresi olmalıdır.
Lisans düzeyinde meslek elemanı yetiştirmek için meslek yüksekokulları 4 yıllık eğitim veremez mi?
Bazı meslekler vardır ki 3-4 yıl eğitim gerektirmektedir. Bu nedenle mesleklere göre 3-4 yıl da eğitim yapabileceğimiz bir yapı kazandırmak istiyoruz. O zaman üniversite kurma çabasından da vazgeçebiliriz. Aynı zamanda 3-4 yıllık da uygulamalı eğitim yapan yüksekokul olabiliriz. YÖK’ten bu yönde bir isteğimiz oldu. YÖK Başkanımızın ifade ettiği üzere bunun hukuki altyapısını oluşturmamız lâzım. Umarım kolay olur, olabileceğine de inanıyorum. Dolayısıyla bu okulların önü açılır. 2 yıllık Meslek Yüksekokulunu tercih eden öğrenci oradan 3. ve 4. yıla rahatlıkla geçebilir.
Mesleki eğitimin imajını düzelttiğimiz zaman mesleğin imajı da düzelecek gibi bir çıkarım yapabilir miyiz, yoksa mesleğin imajının düzeltilmesi meslekî eğitimi destekleyen bir unsura dönüşebilir mi?
Esasen ikisi de doğru, yani sonuçtan da gidebiliriz. Çok iyi eğitim almış ve uygulamayı da bilen birisi olarak yetişen kişi piyasaya girdiğinde başarılı olur, mesleği de iyi temsil eder ve tercih edilir. Bugün baktığımızda Türkiye’de birçok büyük holding sahiplerinin birçoğu ortaokul mezunudur. Bu kişiler bir de kurdukları işlerle bağlantılı eğitim almış olsalardı, başarıları, statüleri ve kazandıkları sermaye daha da büyük olurdu.
MYO MEZUNUNUN ASKERLİK SÜRESİ KISALMALI
Bu anlamda iş dünyası ile mesleki eğitim veren kurumların birbirine yaklaşmaları kolay olabilir. İş dünyası ile eğitim dünyasının birleşmesi konusunda Vakıf Meslek Yüksekokulları Birliği olarak ne planlıyorsunuz?
Biz daha çok iş dünyası, işverenler ve işletmelerle işbirliğimizi güçlendirerek ve bunu tek tek okullar olarak yapmaktayız. Bilişimcilerle ortak projelerimiz ve çalışmalarımız var. Aynı şekilde moda ve tasarımcıları, hazır giyim federasyonu, inşaat malzemeleri üretenler birliğiyle işbirliği içerisindeyiz. Öncelikle kurslar açıyoruz, sonrasında programını açacağız. İş dünyasında üreticilerle, sanayicilerle, ticaret yapanlarla işbirliği geliştirmekle birlikte eleman yetiştireceğiz. Program başkanı hocalarımız sanayicinin yanına gidiyor ve beraber yıllık program hazırlıyorlar. Bunu sağlıyoruz.
Ayrıca bu okulların öğrenciler tarafından tercih edilmeleri için maddi ve manevi yönden desteklenmesi gerekir. Manevi olarak mesleki eğitim alanın da askerlik süresinin kısaltılması gerekir. Genç, 4 yıllık okuyayım da az askerlik yapayım, diye fakülteye gitmek istiyor. Oysa ki meslek yüksekokulu mezunlarına daha çok ihtiyaç var. Yapacağımız birçok etkinlik buna yönelik olacaktır. Tek tek kendi okullarımızla birlikte bazı sosyal etkinlikler yaparak öğrencilerimize “iyi ki mesleki eğitimi tercih etmişim” dedirtmek istiyoruz. Bunu dedirttiğimiz an başarmış olacağız. Bu andan itibaren öğrencilerimiz arkadaşlarına okullarını tavsiye edecekler.
Mesleki eğitimin tercih edilmesini sağlayacak bir diğer unsur da girişimcilik. Mesleki eğitimden mezun olan bir öğrencinin kendi işini kurması bir model değil midir?
Girişimciliğin adresi bu okullar olmalıdır. Özellikle birçok meslekler var ki serbest çalışmaya uygun. Yani grafik tasarımı bitiren iyi yetişmiş bir eleman bu işi evinde yapar. Öyle başlar, büyütür, geliştirir. Sonra işler aldıkça yetiştirebileceği kadar yanına elemanlar alır. Halkla İlişkiler, Dış Ticaret veya Lojistik mezunu da bir işletmede eleman olabileceği gibi kendi işini, bürosunu kurup rahatlıkla bu hizmetleri verebilir. Dolayısıyla bu tür programlar bizim meslek yüksekokulumuzda ve birliğimize bağlı meslek yüksekokullarında var. Bunlar rahatlıkla kendi işlerini kurabilirler. Yani onlar yeni girişimler yapabilir, yeni işletmeler kurabilirler. İşveren olup, büyük sermaye edinip, yürür giderler.
Türkiye’nin her yerinde meslek yüksekokulları var. Her birisinde benzer müfredatlar okutuluyor. Siz bu benzerliği doğru buluyor musunuz?
Bugün Trabzon’da, Kars’ta Ardahan’da okuyan öğrencilerin büyük bir kısmı o yörenin çocukları değil. İstanbul’daki bir çocuk Trabzon’da okumaya gidebiliyor, Ankara’daki çocuk Kars’ta okuyabiliyor. Keşke o bölgenin çocuklarını yetiştiren bir yapı olsa. Yörenin özelliklerine göre orada ne yetiştirilebilir, ne üretilebilir; gerek zirai, gerek sınai, gerekse ticari olarak ne geliştirilebilirse ona yönelik programlar üretip, ona göre öğrenci yetiştirmek ve o yöre ile işbirliği sağlamak önemli.
UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMASINI BAŞLATACAĞIZ
750 bin örgün, 750 bin uzaktan eğitim olmak üzere 1,5 milyon öğrenci var. Meslek yüksekokullarında uzaktan eğitim uygulaması nasıl oluyor?
Meslek yüksekokullarında uzaktan eğitim var. Şimdi biz de hazırlanıyoruz, bir kısmını uzaktan eğitimle bir kısmını yüz yüze yapabileceğimiz bazı programları gelecek öğretim yılında isteyeceğiz. Fakat öğrenci uygulamada iyi bir staj yaparak yetişmiyorsa, mezun olduktan sonra sanayici ya da işadamı ona yatırım yapmak ve zaman harcamak istemiyor. O sebeple okulla birlikte iş yaşamı içerisinde olanların iş bulma şansı daha yüksek.
Meslek yüksekokullarında birçok mesleğe yönelik eğitimler veriliyor. Türkiye’deki bu mesleki çeşitlilik yeterli midir?
Bana göre ciddi bir çeşitlilik var ama meslekler hızlı eskiyor, önemlerini kaybediyor. Yani hızlı bir değişim var. Mesleklerin ömrü eskisi kadar uzun değil. Okulumuz 2007 yılında öğrenci almaya başladı. Nihayetinde 6 öğretim yılı ders yaptık. Kurduğumuzdaki birçok program şimdi popüler değil. Öğrenciler tarafından tercih edilmiyor. Biz bölümü kapatmadık, ama sıfır kontenjan halinde bıraktık. Çok sayıda öğrenci meslekî eğitim alıyor. Niçin sanayici ve ticaret erbabı hala, kendi istediğim elemanı bulamıyorum, diyor. Çünkü iş yaşamından kopuk, daha çok teorik eğitim alıyor öğrenciler. İş yaşamı ile iç içe uygulamayı da bilen, uygulamanın içerisinde yetişmiş çocukların boşta kalması mümkün değil.
MYO’LARIN TERCİH EDİLMESİ İÇİN DEVLET DESTEK VERMELİ
Meslek yüksekokullarının desteklenmesi için YÖK Başkanı’na bir rapor ilettiğinizi ve bu raporda meslek yüksekokullarının 4 yıllık eğitim vermesi yönünde bir isteğiniz olduğunu belirttiniz. İlettiğiniz bu raporda başka hangi talepleriniz yer alıyordu?
Devlet bağımsız meslek yüksekokullarını hem bugünüyle desteklemeli, hem de öğrencilerini sanayi bölgelerinde kurulan meslek liselerinde okuyan öğrenciler gibi para yönünden desteklemelidir. Bunu da mutlaka sanayi bölgesinde kurulmuş olma şartı gözetmeden yapmalıdır. Zaten sayımız da az, bizler sanayi bölgelerinde de birimler kurarız. Kavram Meslek Yüksekokulu olarak biz, öyle bir hazırlık yapıyoruz. Dolayısıyla öğrenciler bizi tercih eder.
Türkiye’de mesleki eğitimi tercih eden çocukların yüzde 80’i orta alt gelir grubunun çocuklarıdır ve yaklaşık yüzde 38-40’ı bursludur. Dolayısıyla bu çocukların desteklenmesi lazım.
Mesleki eğitimin yükseköğretimde tercih edilmesi için de bir taraftan öğrenci, bir taraftan da veli teşvik edilmeli. Çünkü toplumda mesleki eğitim konusunda sanki hiçbir işe yaramayan, başaramayan çocuklara mesleki eğitim aldırılmış gibi yanlış bir algı var, ne yazık ki... Halbuki fevkalade başarılı, daha iyi puan alabilecek bir çocuğun bilinçle mesleki tercih yapabilmesi gerekir. Çocuğun kendisine ait bir mesleğinin olması çok önemli, kendi ayaklarının üstünde durabilmeli. Ondan sonra isterse okur, yüksek lisans da yapar.
Çok sayıda öğrenci meslekî eğitim alıyor. Niçin sanayici ve ticaret erbabı hala, kendi istediğim elemanı bulamıyorum, diyor. Çünkü iş yaşamından kopuk, daha çok teorik eğitim alıyor öğrenciler. İş yaşamı ile iç içe uygulamayı da bilen, uygulamanın içerisinde yetişmiş çocukların boşta kalması mümkün değil.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Vakıf Meslek Yüksekokulları Birliği Başkanı ve Kavram Meslek Yüksekokulu Kurucusu Bahattin Durmuş, mesleki yeterliliği olmayan toplumların gelişemeyeceklerini vurgulayarak devletin meslek yüksekokullarını desteklemesi gerektiğini ifade ediyor.
2007 yılından bu yana mesleki eğitime yönelik açtığı programları büyük ilgi gören Kavram Meslek Yüksekokulu, öğrencilere kaliteli eğitim olanakları sunuyor. Vakıf Meslek Yüksekokulları Birliği Başkanı ve Kavram Meslek Yüksekokulu Kurucusu Bahattin Durmuş, mesleki yeterliliği olmayan toplumların gelişemeyeceklerini vurgulayarak devletin meslek yüksekokullarını desteklemesi gerektiğini ifade ediyor.
Ülkemizde mesleki eğitimi geliştirmeye yönelik yeni yeni adımlar atılmaya başlandı. Mesleki eğitimin ülkemizde geldiği nokta hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Mesleki eğitim oran olarak tam istenilen noktada değil. Ama düşük bir oranda da olduğunu söyleyemeyiz. Gerek liselerde gerek meslek yüksekokullarında okuyan öğrenci sayısına baktığımız zaman işler fena değil. Ama mesleki eğitim etkin ve tam hakkıyla yapılabiliyor mu, doğru ürünü veriyor mu diye bakarsak kesinlikle yeterli değil. Etkili bir eğitim, uygulamalı bir eğitim ve mesleki eğitimi almış kişilerin -artık biz onlara öğrenci demiyoruz-, bir elemanın hemen iş yerine gittiği, diğer tabirle piyasaya girdiği, sanayi ya da ticaret hayatında yerini aldığı zaman üretici olabiliyor mu, üretken olabiliyor mu? Bu anlamda çok yeterli değil.
2000’li yıllardan bugüne Türkiye ekonomisinde bir büyüme söz konusu. Dolayısıyla iş dünyasında da bu büyümeyi görüyoruz. Buna paralel olarak iş dünyasının ihtiyaçlarını karşılayacak bir mesleki eğitim büyümesini görüyor muyuz?
Mesleki yeterliliği olmayan toplumlar gelişemezler. Hakikaten meslek alanında iyi eğitilmiş, bilgi ve beceriyle donatılmış eleman sayınız yeterli değilse gelişmede kasılırsınız. Buna somut örnek verelim; bilişim konusunda danışmanlık yapan bir arkadaşımız var. Onların bir toplantısında işittim. 100 binden fazla elemana acilen ihtiyaç var. Türkiye’de onca bilgisayar programcılığı eğitimi veriliyor. Bölümleri, meslek yüksekokulları ve fakülteleri var. Buna rağmen oralardan mezun olanlar yetmiyor. Nicelik olarak yetse bile nitelik olarak yetmiyor.
Türkiye’de yayıncılık müthiş gelişti. Benim de yayıncılık yapan şirketim var. Dizgi elemanı arıyoruz, yani kitabı, testi, sınavı dizecek, bir programda yazacak. Ama eleman bulamıyoruz. Bu sebeple grafik tasarım bölümündeki hocalarla görüştük, yayıncılık şirketimizdeki arkadaşlara eğitim vermeleri için. Böylece hem grafik tasarımı hem de dizgi yapabilen eleman olacaklar. Bu özelliklerinden dolayı daha çok aranan bir eleman olacaklar.
BÖLÜMLER BRANŞLARA AYRILMALI
Sadece üst başlık olarak koyduğumuz bir bölümü okumak yeterli değil öyleyse. Bölüm içerisinde değişik alanların olması mı gerekiyor?
Kesinlikle olması gerektiğini düşünüyorum. Hiç olmasa okulda okurken birinci derecede o işi bilen bir kişi olması gerektiğinden, gidip piyasada daha da uzmanlaşabilir. Makinenin başına, masaya oturduğunda hemen üretebilmeli. Sanayici hemen üretebilen, üretime katkı veren adam istiyor. Biz bunu çok iyi kavradık. Bizim desteğe ihtiyacımız var. İstenen elemanı yetiştirebilmemiz için okullarımızın desteklenmesine ihtiyaç var. Bu isteğimizi YÖK Başkanı’na ilettik. Bu okulların gelişimi için destek istedik, hükümete de müracaat edeceğiz. Ama önce YÖK’te bunu oluşturmamız gerekiyor. Dolayısıyla bu okulların küçümsenmemesi ve bu okulların kendilerine binalar yapabilmeleri, atölyeler kurabilmeleri için arsa tahsisleri yapılması gerekir. Devletin kullanılmayan binaları varsa tahsis edilmelidir. Bu bilinç düzeyinde eleman yetiştirilsin. Sadece bir eleman değil, girişimci gençler de yetiştirmek gerekiyor. Bu sebeple bu bağımsız meslek yüksekokulları girişimciliğin de adresi olmalıdır.
Lisans düzeyinde meslek elemanı yetiştirmek için meslek yüksekokulları 4 yıllık eğitim veremez mi?
Bazı meslekler vardır ki 3-4 yıl eğitim gerektirmektedir. Bu nedenle mesleklere göre 3-4 yıl da eğitim yapabileceğimiz bir yapı kazandırmak istiyoruz. O zaman üniversite kurma çabasından da vazgeçebiliriz. Aynı zamanda 3-4 yıllık da uygulamalı eğitim yapan yüksekokul olabiliriz. YÖK’ten bu yönde bir isteğimiz oldu. YÖK Başkanımızın ifade ettiği üzere bunun hukuki altyapısını oluşturmamız lâzım. Umarım kolay olur, olabileceğine de inanıyorum. Dolayısıyla bu okulların önü açılır. 2 yıllık Meslek Yüksekokulunu tercih eden öğrenci oradan 3. ve 4. yıla rahatlıkla geçebilir.
Mesleki eğitimin imajını düzelttiğimiz zaman mesleğin imajı da düzelecek gibi bir çıkarım yapabilir miyiz, yoksa mesleğin imajının düzeltilmesi meslekî eğitimi destekleyen bir unsura dönüşebilir mi?
Esasen ikisi de doğru, yani sonuçtan da gidebiliriz. Çok iyi eğitim almış ve uygulamayı da bilen birisi olarak yetişen kişi piyasaya girdiğinde başarılı olur, mesleği de iyi temsil eder ve tercih edilir. Bugün baktığımızda Türkiye’de birçok büyük holding sahiplerinin birçoğu ortaokul mezunudur. Bu kişiler bir de kurdukları işlerle bağlantılı eğitim almış olsalardı, başarıları, statüleri ve kazandıkları sermaye daha da büyük olurdu.
MYO MEZUNUNUN ASKERLİK SÜRESİ KISALMALI
Bu anlamda iş dünyası ile mesleki eğitim veren kurumların birbirine yaklaşmaları kolay olabilir. İş dünyası ile eğitim dünyasının birleşmesi konusunda Vakıf Meslek Yüksekokulları Birliği olarak ne planlıyorsunuz?
Biz daha çok iş dünyası, işverenler ve işletmelerle işbirliğimizi güçlendirerek ve bunu tek tek okullar olarak yapmaktayız. Bilişimcilerle ortak projelerimiz ve çalışmalarımız var. Aynı şekilde moda ve tasarımcıları, hazır giyim federasyonu, inşaat malzemeleri üretenler birliğiyle işbirliği içerisindeyiz. Öncelikle kurslar açıyoruz, sonrasında programını açacağız. İş dünyasında üreticilerle, sanayicilerle, ticaret yapanlarla işbirliği geliştirmekle birlikte eleman yetiştireceğiz. Program başkanı hocalarımız sanayicinin yanına gidiyor ve beraber yıllık program hazırlıyorlar. Bunu sağlıyoruz.
Ayrıca bu okulların öğrenciler tarafından tercih edilmeleri için maddi ve manevi yönden desteklenmesi gerekir. Manevi olarak mesleki eğitim alanın da askerlik süresinin kısaltılması gerekir. Genç, 4 yıllık okuyayım da az askerlik yapayım, diye fakülteye gitmek istiyor. Oysa ki meslek yüksekokulu mezunlarına daha çok ihtiyaç var. Yapacağımız birçok etkinlik buna yönelik olacaktır. Tek tek kendi okullarımızla birlikte bazı sosyal etkinlikler yaparak öğrencilerimize “iyi ki mesleki eğitimi tercih etmişim” dedirtmek istiyoruz. Bunu dedirttiğimiz an başarmış olacağız. Bu andan itibaren öğrencilerimiz arkadaşlarına okullarını tavsiye edecekler.
Mesleki eğitimin tercih edilmesini sağlayacak bir diğer unsur da girişimcilik. Mesleki eğitimden mezun olan bir öğrencinin kendi işini kurması bir model değil midir?
Girişimciliğin adresi bu okullar olmalıdır. Özellikle birçok meslekler var ki serbest çalışmaya uygun. Yani grafik tasarımı bitiren iyi yetişmiş bir eleman bu işi evinde yapar. Öyle başlar, büyütür, geliştirir. Sonra işler aldıkça yetiştirebileceği kadar yanına elemanlar alır. Halkla İlişkiler, Dış Ticaret veya Lojistik mezunu da bir işletmede eleman olabileceği gibi kendi işini, bürosunu kurup rahatlıkla bu hizmetleri verebilir. Dolayısıyla bu tür programlar bizim meslek yüksekokulumuzda ve birliğimize bağlı meslek yüksekokullarında var. Bunlar rahatlıkla kendi işlerini kurabilirler. Yani onlar yeni girişimler yapabilir, yeni işletmeler kurabilirler. İşveren olup, büyük sermaye edinip, yürür giderler.
Türkiye’nin her yerinde meslek yüksekokulları var. Her birisinde benzer müfredatlar okutuluyor. Siz bu benzerliği doğru buluyor musunuz?
Bugün Trabzon’da, Kars’ta Ardahan’da okuyan öğrencilerin büyük bir kısmı o yörenin çocukları değil. İstanbul’daki bir çocuk Trabzon’da okumaya gidebiliyor, Ankara’daki çocuk Kars’ta okuyabiliyor. Keşke o bölgenin çocuklarını yetiştiren bir yapı olsa. Yörenin özelliklerine göre orada ne yetiştirilebilir, ne üretilebilir; gerek zirai, gerek sınai, gerekse ticari olarak ne geliştirilebilirse ona yönelik programlar üretip, ona göre öğrenci yetiştirmek ve o yöre ile işbirliği sağlamak önemli.
UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMASINI BAŞLATACAĞIZ
750 bin örgün, 750 bin uzaktan eğitim olmak üzere 1,5 milyon öğrenci var. Meslek yüksekokullarında uzaktan eğitim uygulaması nasıl oluyor?
Meslek yüksekokullarında uzaktan eğitim var. Şimdi biz de hazırlanıyoruz, bir kısmını uzaktan eğitimle bir kısmını yüz yüze yapabileceğimiz bazı programları gelecek öğretim yılında isteyeceğiz. Fakat öğrenci uygulamada iyi bir staj yaparak yetişmiyorsa, mezun olduktan sonra sanayici ya da işadamı ona yatırım yapmak ve zaman harcamak istemiyor. O sebeple okulla birlikte iş yaşamı içerisinde olanların iş bulma şansı daha yüksek.
Meslek yüksekokullarında birçok mesleğe yönelik eğitimler veriliyor. Türkiye’deki bu mesleki çeşitlilik yeterli midir?
Bana göre ciddi bir çeşitlilik var ama meslekler hızlı eskiyor, önemlerini kaybediyor. Yani hızlı bir değişim var. Mesleklerin ömrü eskisi kadar uzun değil. Okulumuz 2007 yılında öğrenci almaya başladı. Nihayetinde 6 öğretim yılı ders yaptık. Kurduğumuzdaki birçok program şimdi popüler değil. Öğrenciler tarafından tercih edilmiyor. Biz bölümü kapatmadık, ama sıfır kontenjan halinde bıraktık. Çok sayıda öğrenci meslekî eğitim alıyor. Niçin sanayici ve ticaret erbabı hala, kendi istediğim elemanı bulamıyorum, diyor. Çünkü iş yaşamından kopuk, daha çok teorik eğitim alıyor öğrenciler. İş yaşamı ile iç içe uygulamayı da bilen, uygulamanın içerisinde yetişmiş çocukların boşta kalması mümkün değil.
MYO’LARIN TERCİH EDİLMESİ İÇİN DEVLET DESTEK VERMELİ
Meslek yüksekokullarının desteklenmesi için YÖK Başkanı’na bir rapor ilettiğinizi ve bu raporda meslek yüksekokullarının 4 yıllık eğitim vermesi yönünde bir isteğiniz olduğunu belirttiniz. İlettiğiniz bu raporda başka hangi talepleriniz yer alıyordu?
Devlet bağımsız meslek yüksekokullarını hem bugünüyle desteklemeli, hem de öğrencilerini sanayi bölgelerinde kurulan meslek liselerinde okuyan öğrenciler gibi para yönünden desteklemelidir. Bunu da mutlaka sanayi bölgesinde kurulmuş olma şartı gözetmeden yapmalıdır. Zaten sayımız da az, bizler sanayi bölgelerinde de birimler kurarız. Kavram Meslek Yüksekokulu olarak biz, öyle bir hazırlık yapıyoruz. Dolayısıyla öğrenciler bizi tercih eder.
Türkiye’de mesleki eğitimi tercih eden çocukların yüzde 80’i orta alt gelir grubunun çocuklarıdır ve yaklaşık yüzde 38-40’ı bursludur. Dolayısıyla bu çocukların desteklenmesi lazım.
Mesleki eğitimin yükseköğretimde tercih edilmesi için de bir taraftan öğrenci, bir taraftan da veli teşvik edilmeli. Çünkü toplumda mesleki eğitim konusunda sanki hiçbir işe yaramayan, başaramayan çocuklara mesleki eğitim aldırılmış gibi yanlış bir algı var, ne yazık ki... Halbuki fevkalade başarılı, daha iyi puan alabilecek bir çocuğun bilinçle mesleki tercih yapabilmesi gerekir. Çocuğun kendisine ait bir mesleğinin olması çok önemli, kendi ayaklarının üstünde durabilmeli. Ondan sonra isterse okur, yüksek lisans da yapar.
Çok sayıda öğrenci meslekî eğitim alıyor. Niçin sanayici ve ticaret erbabı hala, kendi istediğim elemanı bulamıyorum, diyor. Çünkü iş yaşamından kopuk, daha çok teorik eğitim alıyor öğrenciler. İş yaşamı ile iç içe uygulamayı da bilen, uygulamanın içerisinde yetişmiş çocukların boşta kalması mümkün değil.
Son Güncelleme: Perşembe, 20 Şubat 2014 08:01
Gösterim: 3174
2003 yılında Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurarak yükseköğretimde faaliyet göstermeye başlayan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, 10. Yılında üniversiteyi geleceğe taşıyacak adımları atmaya hazırlanıyor.
2003 yılında Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurarak yükseköğretimde faaliyet göstermeye başlayan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, 10. Yılında üniversiteyi geleceğe taşıyacak adımları atmaya hazırlanıyor. 3 aşamalı hedef belirlediklerini belirten Aydın, 2015, 2020 ve Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023’de İstanbul Aydın Üniversitesi’ni çok farklı bir noktaya taşıyacaklarını söylüyor.
Sayın Aydın, önce Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurdunuz. Daha sonra İAÜ’nün temellerini attınız. Sizi yükseköğretime yönlendiren nedenler nelerdi?
‘Damdan düşenin halini ancak damdan düşen bilir’ diye bir sözümüz vardır. Ben ortaöğretimde ve yükseköğretimde mesleki eğitim görmüş bir insanım. Dolayısıyla mesleki eğitimin Türkiye’de nasıl ikincilleştiğini, terk edilmişliğini, yerlerde süründürüldüğünü biliyorum. Henüz 13-14 yaşında iken hayatın gerçeklerini bilmeden ailemin beni göndermiş olduğu bir meslek lisesine gittim. Sonrada neden ömrümün sonuna dek o meslekle ilgili eğitim göreceğimi, bu eğitimin dışında başka bir eğitim alamayacağımı düşündüm. Almayı tercih ediyorsam neden normal lisede okuyan biriyle aynı sınava girip başarılı olduğum halde farklı muamele göreceğimi ve istediğim okula giremeyeceğimi… Ben bir canlı örneğim. Meslek lisesi mezunuyum ve dil bilim doktorası yaptım, dilbilimciyim şimdi. Makine bölümü mezunuyken dil bilimi branşında master ve doktora yaptım; alanımda da başarılıyım. Demek ki o yaşta beni meslek lisesine gönderen zihniyet benim o andaki temayüllerimi ölçememiş. Netice itibariyle şunu söylemek istiyorum: meslek eğitiminin bu ülkedeki sıkıntılarını gören bir insan olarak ben yükseköğretime ilk adımımı mesleki eğitim ile attım ve Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurdum.
Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu konumlandırırken şöyle bir felsefe ortaya koyduk: Öyle bir vizyon çizeceksiniz, öyle şartlar, öyle imkanlar sunacaksınız ki öğrenci Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden Boğaziçi Üniversitesi’ne, ODTÜ’ye gitmeyecek de Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu tercih edecek. Böyle bir hedef çizdik kendimize ve başardık. Fiziki alt yapımızı akademik altyapımızı, halkla ilişkilerini, uluslararası ilişkilerini teknik yapıyı ve en büyük farkındalığımız olan uygulamalı eğitimi koyduk ortaya ve öğrenciler devlet üniversitelerinin meslek yüksekokulları dururken bizi bir vakıf meslek yüksekokulunu tercih etti. Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu Türkiye’de bir üniversiteden bağımsız olarak kurulan ve ilk uygulamalı eğitimi yapan meslek yüksekokuldur. Bu alt yapıyı daha da büyüterek 2007 yılında fakültelerimizi oluşturduk bugün 10 fakülte, 3 meslek yüksekokul, 1 yüksekokul ve 3 enstitü ile eğitime devam ediyoruz. Tabi belirtmek isterim ki ben 1995 yılından beri eğitim sektörünün içinde olan biriyim. Öncesinde de uzun yıllar eğitim subayı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptım. Eğitim benim için bir gönül işiydi ve ben “eğitimci olunmaz eğitimci doğulur” felsefesine inanıyorum. Bu eğitim birikimini yükseköğretime taşıyarak faydalı olmaya çalıştık.
TÜRKİYE’DE İLK 10’DAYIZ
İAÜ’nün 10. yılını kutluyorsunuz. 10 yıllık süreci değerlendirebilir misiniz? İAÜ’yü kurarken kendinize koyduğunuz hedefler nelerdi? Bunlara ulaşabildiniz mi?
2003 yılında Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu ile çıktığımız yola İstanbul Aydın Üniversitesi olarak devam etmekteyiz. 10 yılda çok yol kat ettik ama emin adımlarla ilerledik. Devamlı gelişen ve değişen bir üniversitesiyiz. Ulusal değil uluslararası kriterleri baz alarak eğitim öğretim planlamamızı yapıyoruz. İstanbul Aydın Üniversitesi bütün bu eğitim dünyasının içerisinde çok farklı, parmakla gösterilebilen bir yerdedir. İstanbul Aydın Üniversitesi bugün öğrenci mevcudu, fakülte ve meslek yüksekokulundaki programlarıyla, yetiştirmiş olduğu insan kaynağı ile Türkiye’nin ilk 10’daki üniversiteleri arasında yer alıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi son 6 yıl içerisinde en çok tercih edilen vakıf üniversitesidir. Bu yıl 10 bine yakın öğrenci İstanbul Aydın Üniversitesi’ne kayıt yapmıştır. İstanbul Aydın Üniversitesi öğrenci sayısı, puan aralığı, tercih sayısı, mezun olan öğrenci sayısı ile sağlamış olduğu araştırma ve teknolojik imkânlar bakımından şu anda Türkiye’deki ilk 10 üniversiteden biri konumundadır. Bu da İstanbul Aydın Üniversitesi’nin daha yeni hedeflere doğru yönelmesini de zorunlu kılıyor. Arkanızdan gelen insanları size destek ve teşvik edince daha yeni hedeflere koşmayı kendinize hak görürsünüz. Onun için İstanbul Aydın Üniversitesi de bütün bu destek ve teşvikler doğrultusunda onuncu yılında kendisini yeniden kurguluyor.
İAÜ’NÜN KURULUŞ MİSYONU: UYGULAMALI EĞİTİM
İAÜ’nün iş dünyasıyla en yakın ilişki kuran üniversiteler arasında olduğunu görüyoruz. İAÜ’nün buradaki rolünü ve misyonunu nasıl görüyorsunuz? İş dünyası ve üniversiteler arasında duvarların ortadan kalktığına inanıyor musunuz? Bu çerçevede İAÜ’nün yaptıkları hakkında bilgi verebilir misiniz?
İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ), kurulduğu günden beri bir misyonla ortaya çıktı. Bu misyonu ‘uygulamalı eğitim’ olarak özetleyebiliriz. Uygulamalı eğitim anlayışımızla her zaman iftihar ediyoruz. Çünkü Türk eğitim sisteminin uygulamalı eğitime ciddi anlamda ihtiyacı vardı ve biz İAÜ olarak bu alanda çok önemli başarılara imza attık. Türkiye’de ilk kez uygulamalı eğitimi yükseköğretime taşıyan üniversite olduk. Uygulamalı eğitimdeki temel amacımız ezberci eğitimi yıkmak bunun yerine daha modern, çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir sistem koymaktı. Eğitim sistemimiz yıllardır şikâyetçi olduğumuz ezberci, projeden, uygulamadan uzak bir eğitim sisteminden oluşuyordu. Öğrencilerimiz okullarından mezun olduktan sonra sektörde kendilerini yabancı hissediyorlar ve işi öğrenmeleri uzun zaman alıyordu. Bizler yerinde ve uygulamalı eğitim modelimizle ‘sektöre adaptasyonu güçlü, kreatif çalışabilen, ara eleman değil de ana eleman’ yetiştirdik.
Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde sektörlerin ihtiyaçlarını çözmeye odaklandık. Uygulamalı eğitim sistemi anlayışımız ile öğrenciler sektöre girdikleri zaman sektöre uyum ve sektöre katma değer açısından son derece işlevsel hale geldiler. İAÜ olarak uygulamalı eğitime önem vererek hem öğrencinin kendine güvenmesini sağladık, hem de işverenlerimizin zaman kaybetmemelerine imkân verdik. Üniversitemizde okuyan bir öğrenci daha okul sırasında iken işin nasıl yapıldığı hakkında bilgi sahibi oluyor.
Yerlerde sürünen mesleki eğitime yeni bir boyut getirerek yüzünü değiştirdik. Meslek yüksekokulundan mezun olan gençlerin prestijini arttırdık. İstanbul Sanayi ve İstanbul Ticaret Odaları ile geliştirilen işbirlikleri ile 354.210 üzerinde çözüm ortağımız öğrencilerimize staj olanağı sağlamaktadır. Çözüm ortaklarımız arasında sektörünün önde gelen pek çok kurumsal firması bulunmaktadır. Renault-Mais, Amerikan Hastanesi, Schenker Arkas, Acıbadem Hastaneleri, Ankara Sigorta, Mercedes, Bisse, Aras Kargo, Collezione, Carrefour, Simit Sarayları). İşe Yerleştirme oranımız %86’dır.
Tabi eğitim devam ederken de yaptığımız çalışma ve projeler var. Üniversitemizde oluşturduğumuz sektör danışma kurulları öğrencilerimizle düzenli olarak bir araya gelerek fikir ve tecrübe paylaşımında bulunmaktadır. Biz soru da da bahsettiğiniz o duvarları hiç yaratmadık sanayi ile hep iç içe olduk ve birlikte yürüdük. Yürümeye de devam ediyoruz. Teknoloji merkezimiz kurum, kuruluş ve özel firmalar için birçok proje ve araştırma yürütmektedir. Biz üniversite olarak edinilen bilginin ürüne dönüştürülmesi gerektiğine ve topluma faydalı hale getirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Öğrencilerimizi donanımlı, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ve uluslararası alanda deneyim sahibi bireyler olarak yetiştirerek mezun ediyoruz.
Yurtdışındaki üniversitelerle ve akademisyenlerle İAÜ’yü tanıştırıyorsunuz. Uluslararası ilişkilere neden bu kadar önem veriyorsunuz? Bu yöndeki çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Biz bir dünya üniversitesi olmak için yola çıktık. Ulusal değil uluslararası alanda rekabet edebilecek öğrenciler yetiştiriyoruz. “Dünya İnsanı Yetiştirmek” cümlesi en çok kullandığımız cümledir. Dünya çok çabuk değişen ve gelişen bir organizmadır. Bu hıza ayak uyduramazsanız başarısız ve mutsuz olursunuz. Bizde eğitim sistemimizi dünya insanı yetiştirmek adına kurguladık.
İstanbul Aydın Üniversitesi, Türkiye’nin uygulamalı eğitim yapan ilk üniversitesi olma özelliği ayrıca dünyaca tanınmış 350’nin üzerinde uluslararası üniversiteye yapmış olduğu işbirlikleri, öğrenim süresince vermiş olduğu garantili eğitim bursları, dünyanın en iyi üniversitelerinde lisans tamamlama imkânı, dünya çapında ün yapmış alanında en iyi akademisyenler, ulusal ve uluslararası konferanslar, Çift anadal programı sayesinde aynı anda iki diploma sahibi olma imkânı, Türkiye’nin tek bir alanda kurulu en büyük teknoloji merkezime sahip olması gibi daha birçok özelliği ile öğrenciler için en iyi imkânları sağlayarak farklılık yaratan bir üniversite olmuştur. Bunlardan bir kısmı YÖK onaylı çift diploma programı şeklinde yürütülen lisans ve ön lisans programları ile lisans tamamlama programlarıdır. Dünyanın en iyi ilk 10 üniversitesi içerisinde yer alan University of California Berkeley ve İstanbul Aydın Üniversitesi arasında tüm programlarda yaz okulları işbirliği anlaşması yapılmıştır. ABD’de bulunan Mercy College ile lisans tamamlama ve Yüksek Lisans yapma konusunda eğitimlerini tamamlama imkânına sahip olmuşlardır. 2009-2010 eğitim öğretim yılından itibaren, en önemli uluslar arası eğitim fırsatlarından biri olan UMUC yani University of Maryland University College’da çift diploma alacakları şekilde lisans tamamlama imkanı sağlamıştır. İngilizce İşletme lisans programında, İAÜ öğrencilerine, başka hiçbir üniversitede bulunmayan bir öğrenim olanağı yaratılmış, yurtdışına gitme zorunluluğu olmadan uluslararası diploma ile mezun olma olanağı sunulmuştur. İlk iki yılında İAÜ öğretim üyelerinden ders alan öğrenciler daha sonraki iki yılda ABD’den gelen akademisyenlerden aldıkları dersler ile çift diploma alarak mezun olmaktadırlar.
VAKIF ÜNİVERSİTELERİ DEVLET ÜNİVERSİTELERİNİ DEĞİŞİME ZORLUYOR
Türkiye’de vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerinin önüne geçtiğini görüyoruz. Vakıf üniversitelerinin bu motivasyonunu neye bağlıyorsunuz? Devlet-Vakıf üniversiteleri arasındaki etkileşimin Türkiye’de yükseköğretime katkıları neler olacaktır?
Vakıf üniversitelerinin yükseköğretime katkısı büyüktür. Öncelikle eğitimde kalite artmıştır. Bunun sebebi ise ister istemez üniversiteler arasında doğan rekabettir. Vakıf üniversitelerindeki imkânlar, bölüm çeşitliliği, burs imkânları, uygulamaya yönelik alanların fazlalığı devlet üniversitelerini de yeniden hareketlendirmiştir. Bugün Türkiye’deki yükseköğretim, özellikle vakıf üniversitelerimiz gerek eğitim kaliteleri, gerek teknik donanımları, gerekse sosyal imkânları ile dünya üniversiteleri ile rekabet edebilecek düzeye gelmişlerdir. Yükseköğretim ülkemizde sınavla kapısı açılan bir durumdadır. Bu nedenle her yıl öğrencilerin girdiği sınavların sonucunda bir değerlendirme yapılmakta ve tercihlerinde belirlediği yerleşmelerle öğrenciler üniversite hayatlarına başlamaktadırlar. Vakıf üniversitelerinin sunmuş olduğu imkanlar, devlet üniversitelerinin önüne geçmiştir. Özellikle uluslararası alanda çalışmaları ve tanınır olmaları önemli bir özelliktir. Ben Vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerini tetiklediğini düşünüyorum. Tercih dönemlerinde onlarda artık kendilerini ifade etmek istiyorlar. Çünkü vakıf üniversitelerine talep oldukça arttı ve devlet üniversiteleri de bu rekabetin içerisinde yer almaya başladı.
TÜRKİYE’NİN EĞİTİMDE CAZİBE MERKEZİ OLMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ
DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi Başkanlığını da yürütüyorsunuz? Türkiye’nin bölgesinde yükseköğretimde cazibe merkezi olması için neler yapıyorsunuz? Yurtdışındaki kurumların Türkiye’deki yükseköğretime bakışları nasıl?
Başkanlığını yürüttüğüm DEİK/Eğitim Ekonomisi İş Konseyi-EEİK olarak, Türkiye’nin Uluslararası Yükseköğretim Hareketliliğinde rekabet gücünün artırılmasını ve küresel platformda yüksek katma değer sağlayan uluslararası öğrenciler için ülkemizi daha cazip kılmayı kendimize en önemli hedef olarak seçtik. Şunu da özellikle belirtmek isterim ki EEİK bugün Türkiye’de yükseköğretim alanında kurulmuş en geniş platformdur.
Son yıllarda hükümetimizin değişen politikaları ve desteği ile yabancı öğrenci sınavı kaldırılmış, kolaylıklar getirilmiştir. Üniversitelerimiz birçok uluslararası işbirliğine imza atmış, ülkemizi eğitimde bir cazibe merkezi haline getirmek için ciddi adımlar atmışlardır. Türkiye’ye gelen uluslararası öğrencilerin çoğu tarihte ortak kültüre sahip olduğumuz ülkelerden gelmekte. Ve diğer bir gerçek, 2000’lerin başından bugüne kadar uluslararası öğrenci sayımızda belirgin bir artış maalesef olmamıştır.
Bazı olumlu gelişmeleri de yoğun çalışmalarımız neticesinde görmek bizleri memnun etmektedir, örneğin Dışişleri Bakanlığımızdan Büyükelçilik yetkililerimizin bölge ülkelerdeki ulusal eğitim sistemi, üniversiteye kabul sistemi, öğrenci sayısı, öğrencilerin temayülleri, ülkenin İK ihtiyaçları gibi konularda bilgi toplaması ve üniversitelerimizle paylaşmasını, vize işlemleri için özel bir statü ve kurallar geliştirilmesi ve öğrencilerin kısa sürede vize alabilmeleri sağlanmasını, İçişleri Bakanlığımız bizlere ikamet başvurularının hızlı sonuçlanması için resmi işlemlerin tüm İlçe Emniyet Müdürlüklerinde yapılacak şekilde düzenlenmesi ve İkamet izinleri için yetkili olan kuruluşlarda dil bilen, donanımlı personelin istihdam edilmesi konusunda destek vermektedir. 2013 yılı itibari ile ikamet başvuruları ilçelerden yapılabilmektedir.
Turizm ve Kültür Bakanlığımız Turizm sektöründe görüldüğü gibi devlet eliyle eğitim sektörünün de reklam ve tanıtımının yapılması, yurtdışı etkinliklerinde üniversitelerin de katılabileceği pavillionlar hazırlanması ve ICEF, NAFSA gibi fuarlarda Türkiye’nin tanıtımının yapılması konusunda bizlerle ortak çalışmalara başlamıştır. 2012’de Amerika’daki NAFSA fuarında ilk kez Türkiye pavillionu ile bayrağımızı gururla dalgalandırdık. 2013 yılında ise çok daha büyük ve etkin bir organizasyon olan NAFSA’da yer aldık. Artık fuarlara EEIK üyeleri olarak bir arada katılıyoruz. Bu da bizim gücümüzü artırıyor. Ekonomi Bakanlığı Döviz Getirici Faaliyet Destekleri ile daha fazla yurtdışı tanıtım çalışması yapma fırsatı buluyoruz.
Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan Bey’e bu konuda minnettarız. Eğitim sektörümüzü tanıtmak ve yurtdışından öğrenci getirmek için bu destekler bize büyük fayda sağladı. Bugün fuar katılımlarından, yurtdışında düzenlenen konferanslara, basılan broşürlerden internet reklamlarına kadar birçok alanda devletimiz %60’a varan destekler veriyor. İstanbul Aydın Üniversitesi olarak ta yapılan bu çalışmaların içerisinde yer alıyoruz. Öğrencilerimizin uluslararası düzeyde yetişmesini sağlayarak ülkemizin saygınlığına katkı sunuyoruz.
7/24 ÇAIŞIRIM, BİRAZ İŞKOLİK SAYILIRIM!
Çalışmayı ve üretmeyi sevdiğinizi biliyoruz. Mustafa Aydın olarak 1 gününüzü nasıl geçiriyorsunuz? İş, yaşamınızın ne kadarını kapsıyor? İş dışında neleri yapmayı seviyorsunuz?
Ben her sabah 03.00 de kalkarım. O günün planlarına bakar, raporlarımı inceler ve değerlendiririm. Organize edilecek işleri çalışma arkadaşlarıma mail atar ve paylaştırırım. Bu arada mutlaka CNN İnternational ve El Cezire’yi izlerim. Sonra saat 05.00 de tekrar yatarım. Ama bu iki saat benim için çok verimli geçer. 06.00’da tekrar kalkar kişisel bakımımı ve kahvaltımı yaparım. 07.30 gibi de evden çıkarım. Öncelikle üniversiteye gider ve bahçesinde konumlanan camlı ofisimde öğlene kadar görüşmelerimi yaparım. Birimlerin ve fakültelerin yöneticileriyle, hocalarımızla, öğrencilerle görüşürüm. Zaten ofisimizin tamamı cam ve herkes benim her gün orada olduğumu bilir. Bir derdi sıkıntısı varsa gelir ve paylaşır. Tabi sevinçlerini de paylaşır. İki günde bir mutlaka Üniversitedeki spor salonunda öğlenleri asgari bir saat spor yaparım. Öğrencilerimle masa tenisi oynarım. Günü sporla yarıladığımdan başkanlık ofisimde duşumu alır kıyafetlerimi değiştiririm. Biraz işkolik biriyim. Ama spor yapmaya mutlaka zaman ayırıyorum. Sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Çok sık seyahat ederim. Yurt dışında da yürüttüğüm başkanlıklar var. Ayrıca İstanbul Aydın Üniversitesi uluslararası anlamda da önemli bir yere sahiptir. Eğitim işbirliklerimiz için ben ve ekibim devamlı seyahat ediyoruz. Bu seyahatler bir nevi tatil oluyor diyebiliriz. Özellikle uçakta geçirdiğim vakit beni dinlendiriyor ve çok verimli zaman geçiriyorum.
Üniversite de gerçekleştirilen etkinliklere katılırım.Ö nceden planlanmış bir işim yok ise mutlaka Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüttüğüm BİL Holdinge gider ve orada çalışma arkadaşlarımla görüşmeler yaparım. Her akşamda mutla bir sivil toplum kuruşunun etkinliği ya da toplantısına katılırım. Türkiye Sigarayla Savaş Derneği, UFRAD, DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi, Küçükçekmece Kent Konseyi, EURAS gibi birçok STK’nın ve birliğin başkanlığını yürütüyorum. Ayrıca Vakıf Üniversiteleri Birliği’nin de Genel Sekreteriyim. Yani akşamları da yoğun geçiyor. En geç saat 23.30 gibide yatarım. Haftanın 7 günü çalışırım ben ama aileme de mutlaka zaman ayırıyorum.
2020’DE DÜNYANIN İLK 500 ÜNİVERSİTESİ ARASINDA OLACAĞIZ
İAÜ’nün kısa dönemde planlarından bahsedebilir misiniz? Uzun vadede ise İAÜ’yü nerede görmek istiyorsunuz?
2015 daha sonra 2020 ve bundan sonra da 2023 var. Biz bu konuyla ilintili olarak kendimize üç aşamalı bir hedef koyduk. 2015 yılında Türkiye’de ilk 5 üniversite arasına gireceğiz. Bunu öğrenci sayısı olarak söylemiyorum. Zaten sayımız şu anda oldukça iyi bir konumda. Bu araştırma, Ar-Ge çalışmaları, projeleri, akademik kadro, uluslararası öğrenci sayısı, işe yerleştirmiş olduğumuz öğrenci sayısı, dünya pazarına sunduğumuz beyin gücü gibi parametrelerle olacak. 2020’de ise İstanbul Aydın Üniversitesi dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında yer alacak. 2023 yılı hedeflerimize gelirsek şöyle sıralıyım: 2 bin 500 uluslararası öğrenci, 300 uluslararası öğretim üyesi, asgari 20 patent, Türkiye’nin eğitiminde, Türkiye’nin özel sektöründe, Türkiye’nin sanayisinde söz sahibi olan bir üniversite amaçlıyoruz.
DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi olarak yaptığımız çalışmaları sonucunda her gün daha da fazla sayıda üniversitemiz ‘Study in Turkey’ çatısı altında birleşerek yurtdışına güç birliği ile açılıyor. Bu çatıda hep beraber hareket etmek ve ülkemizin yükseköğretim sektörünü dünyaya hep birlikte, tek koldan tanıtmak mecburiyetindeyiz. Eylül 2013 yılında ise EAIE (Avrupa Uluslararası Eğitim Derneği) ve ICEF( Uluslararası Eğitim Vakfı) fuarları İstanbul’da gerçekleşecek.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
2003 yılında Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurarak yükseköğretimde faaliyet göstermeye başlayan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, 10. Yılında üniversiteyi geleceğe taşıyacak adımları atmaya hazırlanıyor.
2003 yılında Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurarak yükseköğretimde faaliyet göstermeye başlayan İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Mustafa Aydın, 10. Yılında üniversiteyi geleceğe taşıyacak adımları atmaya hazırlanıyor. 3 aşamalı hedef belirlediklerini belirten Aydın, 2015, 2020 ve Cumhuriyetin 100. Yılı olan 2023’de İstanbul Aydın Üniversitesi’ni çok farklı bir noktaya taşıyacaklarını söylüyor.
Sayın Aydın, önce Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurdunuz. Daha sonra İAÜ’nün temellerini attınız. Sizi yükseköğretime yönlendiren nedenler nelerdi?
‘Damdan düşenin halini ancak damdan düşen bilir’ diye bir sözümüz vardır. Ben ortaöğretimde ve yükseköğretimde mesleki eğitim görmüş bir insanım. Dolayısıyla mesleki eğitimin Türkiye’de nasıl ikincilleştiğini, terk edilmişliğini, yerlerde süründürüldüğünü biliyorum. Henüz 13-14 yaşında iken hayatın gerçeklerini bilmeden ailemin beni göndermiş olduğu bir meslek lisesine gittim. Sonrada neden ömrümün sonuna dek o meslekle ilgili eğitim göreceğimi, bu eğitimin dışında başka bir eğitim alamayacağımı düşündüm. Almayı tercih ediyorsam neden normal lisede okuyan biriyle aynı sınava girip başarılı olduğum halde farklı muamele göreceğimi ve istediğim okula giremeyeceğimi… Ben bir canlı örneğim. Meslek lisesi mezunuyum ve dil bilim doktorası yaptım, dilbilimciyim şimdi. Makine bölümü mezunuyken dil bilimi branşında master ve doktora yaptım; alanımda da başarılıyım. Demek ki o yaşta beni meslek lisesine gönderen zihniyet benim o andaki temayüllerimi ölçememiş. Netice itibariyle şunu söylemek istiyorum: meslek eğitiminin bu ülkedeki sıkıntılarını gören bir insan olarak ben yükseköğretime ilk adımımı mesleki eğitim ile attım ve Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu kurdum.
Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu konumlandırırken şöyle bir felsefe ortaya koyduk: Öyle bir vizyon çizeceksiniz, öyle şartlar, öyle imkanlar sunacaksınız ki öğrenci Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden Boğaziçi Üniversitesi’ne, ODTÜ’ye gitmeyecek de Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu’nu tercih edecek. Böyle bir hedef çizdik kendimize ve başardık. Fiziki alt yapımızı akademik altyapımızı, halkla ilişkilerini, uluslararası ilişkilerini teknik yapıyı ve en büyük farkındalığımız olan uygulamalı eğitimi koyduk ortaya ve öğrenciler devlet üniversitelerinin meslek yüksekokulları dururken bizi bir vakıf meslek yüksekokulunu tercih etti. Anadolu Bil Meslek Yüksekokulu Türkiye’de bir üniversiteden bağımsız olarak kurulan ve ilk uygulamalı eğitimi yapan meslek yüksekokuldur. Bu alt yapıyı daha da büyüterek 2007 yılında fakültelerimizi oluşturduk bugün 10 fakülte, 3 meslek yüksekokul, 1 yüksekokul ve 3 enstitü ile eğitime devam ediyoruz. Tabi belirtmek isterim ki ben 1995 yılından beri eğitim sektörünün içinde olan biriyim. Öncesinde de uzun yıllar eğitim subayı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görev yaptım. Eğitim benim için bir gönül işiydi ve ben “eğitimci olunmaz eğitimci doğulur” felsefesine inanıyorum. Bu eğitim birikimini yükseköğretime taşıyarak faydalı olmaya çalıştık.
TÜRKİYE’DE İLK 10’DAYIZ
İAÜ’nün 10. yılını kutluyorsunuz. 10 yıllık süreci değerlendirebilir misiniz? İAÜ’yü kurarken kendinize koyduğunuz hedefler nelerdi? Bunlara ulaşabildiniz mi?
2003 yılında Anadolu BİL Meslek Yüksekokulu ile çıktığımız yola İstanbul Aydın Üniversitesi olarak devam etmekteyiz. 10 yılda çok yol kat ettik ama emin adımlarla ilerledik. Devamlı gelişen ve değişen bir üniversitesiyiz. Ulusal değil uluslararası kriterleri baz alarak eğitim öğretim planlamamızı yapıyoruz. İstanbul Aydın Üniversitesi bütün bu eğitim dünyasının içerisinde çok farklı, parmakla gösterilebilen bir yerdedir. İstanbul Aydın Üniversitesi bugün öğrenci mevcudu, fakülte ve meslek yüksekokulundaki programlarıyla, yetiştirmiş olduğu insan kaynağı ile Türkiye’nin ilk 10’daki üniversiteleri arasında yer alıyor. İstanbul Aydın Üniversitesi son 6 yıl içerisinde en çok tercih edilen vakıf üniversitesidir. Bu yıl 10 bine yakın öğrenci İstanbul Aydın Üniversitesi’ne kayıt yapmıştır. İstanbul Aydın Üniversitesi öğrenci sayısı, puan aralığı, tercih sayısı, mezun olan öğrenci sayısı ile sağlamış olduğu araştırma ve teknolojik imkânlar bakımından şu anda Türkiye’deki ilk 10 üniversiteden biri konumundadır. Bu da İstanbul Aydın Üniversitesi’nin daha yeni hedeflere doğru yönelmesini de zorunlu kılıyor. Arkanızdan gelen insanları size destek ve teşvik edince daha yeni hedeflere koşmayı kendinize hak görürsünüz. Onun için İstanbul Aydın Üniversitesi de bütün bu destek ve teşvikler doğrultusunda onuncu yılında kendisini yeniden kurguluyor.
İAÜ’NÜN KURULUŞ MİSYONU: UYGULAMALI EĞİTİM
İAÜ’nün iş dünyasıyla en yakın ilişki kuran üniversiteler arasında olduğunu görüyoruz. İAÜ’nün buradaki rolünü ve misyonunu nasıl görüyorsunuz? İş dünyası ve üniversiteler arasında duvarların ortadan kalktığına inanıyor musunuz? Bu çerçevede İAÜ’nün yaptıkları hakkında bilgi verebilir misiniz?
İstanbul Aydın Üniversitesi (İAÜ), kurulduğu günden beri bir misyonla ortaya çıktı. Bu misyonu ‘uygulamalı eğitim’ olarak özetleyebiliriz. Uygulamalı eğitim anlayışımızla her zaman iftihar ediyoruz. Çünkü Türk eğitim sisteminin uygulamalı eğitime ciddi anlamda ihtiyacı vardı ve biz İAÜ olarak bu alanda çok önemli başarılara imza attık. Türkiye’de ilk kez uygulamalı eğitimi yükseköğretime taşıyan üniversite olduk. Uygulamalı eğitimdeki temel amacımız ezberci eğitimi yıkmak bunun yerine daha modern, çağın ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir sistem koymaktı. Eğitim sistemimiz yıllardır şikâyetçi olduğumuz ezberci, projeden, uygulamadan uzak bir eğitim sisteminden oluşuyordu. Öğrencilerimiz okullarından mezun olduktan sonra sektörde kendilerini yabancı hissediyorlar ve işi öğrenmeleri uzun zaman alıyordu. Bizler yerinde ve uygulamalı eğitim modelimizle ‘sektöre adaptasyonu güçlü, kreatif çalışabilen, ara eleman değil de ana eleman’ yetiştirdik.
Üniversite-sanayi işbirliği çerçevesinde sektörlerin ihtiyaçlarını çözmeye odaklandık. Uygulamalı eğitim sistemi anlayışımız ile öğrenciler sektöre girdikleri zaman sektöre uyum ve sektöre katma değer açısından son derece işlevsel hale geldiler. İAÜ olarak uygulamalı eğitime önem vererek hem öğrencinin kendine güvenmesini sağladık, hem de işverenlerimizin zaman kaybetmemelerine imkân verdik. Üniversitemizde okuyan bir öğrenci daha okul sırasında iken işin nasıl yapıldığı hakkında bilgi sahibi oluyor.
Yerlerde sürünen mesleki eğitime yeni bir boyut getirerek yüzünü değiştirdik. Meslek yüksekokulundan mezun olan gençlerin prestijini arttırdık. İstanbul Sanayi ve İstanbul Ticaret Odaları ile geliştirilen işbirlikleri ile 354.210 üzerinde çözüm ortağımız öğrencilerimize staj olanağı sağlamaktadır. Çözüm ortaklarımız arasında sektörünün önde gelen pek çok kurumsal firması bulunmaktadır. Renault-Mais, Amerikan Hastanesi, Schenker Arkas, Acıbadem Hastaneleri, Ankara Sigorta, Mercedes, Bisse, Aras Kargo, Collezione, Carrefour, Simit Sarayları). İşe Yerleştirme oranımız %86’dır.
Tabi eğitim devam ederken de yaptığımız çalışma ve projeler var. Üniversitemizde oluşturduğumuz sektör danışma kurulları öğrencilerimizle düzenli olarak bir araya gelerek fikir ve tecrübe paylaşımında bulunmaktadır. Biz soru da da bahsettiğiniz o duvarları hiç yaratmadık sanayi ile hep iç içe olduk ve birlikte yürüdük. Yürümeye de devam ediyoruz. Teknoloji merkezimiz kurum, kuruluş ve özel firmalar için birçok proje ve araştırma yürütmektedir. Biz üniversite olarak edinilen bilginin ürüne dönüştürülmesi gerektiğine ve topluma faydalı hale getirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Öğrencilerimizi donanımlı, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ve uluslararası alanda deneyim sahibi bireyler olarak yetiştirerek mezun ediyoruz.
Yurtdışındaki üniversitelerle ve akademisyenlerle İAÜ’yü tanıştırıyorsunuz. Uluslararası ilişkilere neden bu kadar önem veriyorsunuz? Bu yöndeki çalışmalarınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Biz bir dünya üniversitesi olmak için yola çıktık. Ulusal değil uluslararası alanda rekabet edebilecek öğrenciler yetiştiriyoruz. “Dünya İnsanı Yetiştirmek” cümlesi en çok kullandığımız cümledir. Dünya çok çabuk değişen ve gelişen bir organizmadır. Bu hıza ayak uyduramazsanız başarısız ve mutsuz olursunuz. Bizde eğitim sistemimizi dünya insanı yetiştirmek adına kurguladık.
İstanbul Aydın Üniversitesi, Türkiye’nin uygulamalı eğitim yapan ilk üniversitesi olma özelliği ayrıca dünyaca tanınmış 350’nin üzerinde uluslararası üniversiteye yapmış olduğu işbirlikleri, öğrenim süresince vermiş olduğu garantili eğitim bursları, dünyanın en iyi üniversitelerinde lisans tamamlama imkânı, dünya çapında ün yapmış alanında en iyi akademisyenler, ulusal ve uluslararası konferanslar, Çift anadal programı sayesinde aynı anda iki diploma sahibi olma imkânı, Türkiye’nin tek bir alanda kurulu en büyük teknoloji merkezime sahip olması gibi daha birçok özelliği ile öğrenciler için en iyi imkânları sağlayarak farklılık yaratan bir üniversite olmuştur. Bunlardan bir kısmı YÖK onaylı çift diploma programı şeklinde yürütülen lisans ve ön lisans programları ile lisans tamamlama programlarıdır. Dünyanın en iyi ilk 10 üniversitesi içerisinde yer alan University of California Berkeley ve İstanbul Aydın Üniversitesi arasında tüm programlarda yaz okulları işbirliği anlaşması yapılmıştır. ABD’de bulunan Mercy College ile lisans tamamlama ve Yüksek Lisans yapma konusunda eğitimlerini tamamlama imkânına sahip olmuşlardır. 2009-2010 eğitim öğretim yılından itibaren, en önemli uluslar arası eğitim fırsatlarından biri olan UMUC yani University of Maryland University College’da çift diploma alacakları şekilde lisans tamamlama imkanı sağlamıştır. İngilizce İşletme lisans programında, İAÜ öğrencilerine, başka hiçbir üniversitede bulunmayan bir öğrenim olanağı yaratılmış, yurtdışına gitme zorunluluğu olmadan uluslararası diploma ile mezun olma olanağı sunulmuştur. İlk iki yılında İAÜ öğretim üyelerinden ders alan öğrenciler daha sonraki iki yılda ABD’den gelen akademisyenlerden aldıkları dersler ile çift diploma alarak mezun olmaktadırlar.
VAKIF ÜNİVERSİTELERİ DEVLET ÜNİVERSİTELERİNİ DEĞİŞİME ZORLUYOR
Türkiye’de vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerinin önüne geçtiğini görüyoruz. Vakıf üniversitelerinin bu motivasyonunu neye bağlıyorsunuz? Devlet-Vakıf üniversiteleri arasındaki etkileşimin Türkiye’de yükseköğretime katkıları neler olacaktır?
Vakıf üniversitelerinin yükseköğretime katkısı büyüktür. Öncelikle eğitimde kalite artmıştır. Bunun sebebi ise ister istemez üniversiteler arasında doğan rekabettir. Vakıf üniversitelerindeki imkânlar, bölüm çeşitliliği, burs imkânları, uygulamaya yönelik alanların fazlalığı devlet üniversitelerini de yeniden hareketlendirmiştir. Bugün Türkiye’deki yükseköğretim, özellikle vakıf üniversitelerimiz gerek eğitim kaliteleri, gerek teknik donanımları, gerekse sosyal imkânları ile dünya üniversiteleri ile rekabet edebilecek düzeye gelmişlerdir. Yükseköğretim ülkemizde sınavla kapısı açılan bir durumdadır. Bu nedenle her yıl öğrencilerin girdiği sınavların sonucunda bir değerlendirme yapılmakta ve tercihlerinde belirlediği yerleşmelerle öğrenciler üniversite hayatlarına başlamaktadırlar. Vakıf üniversitelerinin sunmuş olduğu imkanlar, devlet üniversitelerinin önüne geçmiştir. Özellikle uluslararası alanda çalışmaları ve tanınır olmaları önemli bir özelliktir. Ben Vakıf üniversitelerinin devlet üniversitelerini tetiklediğini düşünüyorum. Tercih dönemlerinde onlarda artık kendilerini ifade etmek istiyorlar. Çünkü vakıf üniversitelerine talep oldukça arttı ve devlet üniversiteleri de bu rekabetin içerisinde yer almaya başladı.
TÜRKİYE’NİN EĞİTİMDE CAZİBE MERKEZİ OLMASI İÇİN ÇALIŞIYORUZ
DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi Başkanlığını da yürütüyorsunuz? Türkiye’nin bölgesinde yükseköğretimde cazibe merkezi olması için neler yapıyorsunuz? Yurtdışındaki kurumların Türkiye’deki yükseköğretime bakışları nasıl?
Başkanlığını yürüttüğüm DEİK/Eğitim Ekonomisi İş Konseyi-EEİK olarak, Türkiye’nin Uluslararası Yükseköğretim Hareketliliğinde rekabet gücünün artırılmasını ve küresel platformda yüksek katma değer sağlayan uluslararası öğrenciler için ülkemizi daha cazip kılmayı kendimize en önemli hedef olarak seçtik. Şunu da özellikle belirtmek isterim ki EEİK bugün Türkiye’de yükseköğretim alanında kurulmuş en geniş platformdur.
Son yıllarda hükümetimizin değişen politikaları ve desteği ile yabancı öğrenci sınavı kaldırılmış, kolaylıklar getirilmiştir. Üniversitelerimiz birçok uluslararası işbirliğine imza atmış, ülkemizi eğitimde bir cazibe merkezi haline getirmek için ciddi adımlar atmışlardır. Türkiye’ye gelen uluslararası öğrencilerin çoğu tarihte ortak kültüre sahip olduğumuz ülkelerden gelmekte. Ve diğer bir gerçek, 2000’lerin başından bugüne kadar uluslararası öğrenci sayımızda belirgin bir artış maalesef olmamıştır.
Bazı olumlu gelişmeleri de yoğun çalışmalarımız neticesinde görmek bizleri memnun etmektedir, örneğin Dışişleri Bakanlığımızdan Büyükelçilik yetkililerimizin bölge ülkelerdeki ulusal eğitim sistemi, üniversiteye kabul sistemi, öğrenci sayısı, öğrencilerin temayülleri, ülkenin İK ihtiyaçları gibi konularda bilgi toplaması ve üniversitelerimizle paylaşmasını, vize işlemleri için özel bir statü ve kurallar geliştirilmesi ve öğrencilerin kısa sürede vize alabilmeleri sağlanmasını, İçişleri Bakanlığımız bizlere ikamet başvurularının hızlı sonuçlanması için resmi işlemlerin tüm İlçe Emniyet Müdürlüklerinde yapılacak şekilde düzenlenmesi ve İkamet izinleri için yetkili olan kuruluşlarda dil bilen, donanımlı personelin istihdam edilmesi konusunda destek vermektedir. 2013 yılı itibari ile ikamet başvuruları ilçelerden yapılabilmektedir.
Turizm ve Kültür Bakanlığımız Turizm sektöründe görüldüğü gibi devlet eliyle eğitim sektörünün de reklam ve tanıtımının yapılması, yurtdışı etkinliklerinde üniversitelerin de katılabileceği pavillionlar hazırlanması ve ICEF, NAFSA gibi fuarlarda Türkiye’nin tanıtımının yapılması konusunda bizlerle ortak çalışmalara başlamıştır. 2012’de Amerika’daki NAFSA fuarında ilk kez Türkiye pavillionu ile bayrağımızı gururla dalgalandırdık. 2013 yılında ise çok daha büyük ve etkin bir organizasyon olan NAFSA’da yer aldık. Artık fuarlara EEIK üyeleri olarak bir arada katılıyoruz. Bu da bizim gücümüzü artırıyor. Ekonomi Bakanlığı Döviz Getirici Faaliyet Destekleri ile daha fazla yurtdışı tanıtım çalışması yapma fırsatı buluyoruz.
Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan Bey’e bu konuda minnettarız. Eğitim sektörümüzü tanıtmak ve yurtdışından öğrenci getirmek için bu destekler bize büyük fayda sağladı. Bugün fuar katılımlarından, yurtdışında düzenlenen konferanslara, basılan broşürlerden internet reklamlarına kadar birçok alanda devletimiz %60’a varan destekler veriyor. İstanbul Aydın Üniversitesi olarak ta yapılan bu çalışmaların içerisinde yer alıyoruz. Öğrencilerimizin uluslararası düzeyde yetişmesini sağlayarak ülkemizin saygınlığına katkı sunuyoruz.
7/24 ÇAIŞIRIM, BİRAZ İŞKOLİK SAYILIRIM!
Çalışmayı ve üretmeyi sevdiğinizi biliyoruz. Mustafa Aydın olarak 1 gününüzü nasıl geçiriyorsunuz? İş, yaşamınızın ne kadarını kapsıyor? İş dışında neleri yapmayı seviyorsunuz?
Ben her sabah 03.00 de kalkarım. O günün planlarına bakar, raporlarımı inceler ve değerlendiririm. Organize edilecek işleri çalışma arkadaşlarıma mail atar ve paylaştırırım. Bu arada mutlaka CNN İnternational ve El Cezire’yi izlerim. Sonra saat 05.00 de tekrar yatarım. Ama bu iki saat benim için çok verimli geçer. 06.00’da tekrar kalkar kişisel bakımımı ve kahvaltımı yaparım. 07.30 gibi de evden çıkarım. Öncelikle üniversiteye gider ve bahçesinde konumlanan camlı ofisimde öğlene kadar görüşmelerimi yaparım. Birimlerin ve fakültelerin yöneticileriyle, hocalarımızla, öğrencilerle görüşürüm. Zaten ofisimizin tamamı cam ve herkes benim her gün orada olduğumu bilir. Bir derdi sıkıntısı varsa gelir ve paylaşır. Tabi sevinçlerini de paylaşır. İki günde bir mutlaka Üniversitedeki spor salonunda öğlenleri asgari bir saat spor yaparım. Öğrencilerimle masa tenisi oynarım. Günü sporla yarıladığımdan başkanlık ofisimde duşumu alır kıyafetlerimi değiştiririm. Biraz işkolik biriyim. Ama spor yapmaya mutlaka zaman ayırıyorum. Sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Çok sık seyahat ederim. Yurt dışında da yürüttüğüm başkanlıklar var. Ayrıca İstanbul Aydın Üniversitesi uluslararası anlamda da önemli bir yere sahiptir. Eğitim işbirliklerimiz için ben ve ekibim devamlı seyahat ediyoruz. Bu seyahatler bir nevi tatil oluyor diyebiliriz. Özellikle uçakta geçirdiğim vakit beni dinlendiriyor ve çok verimli zaman geçiriyorum.
Üniversite de gerçekleştirilen etkinliklere katılırım.Ö nceden planlanmış bir işim yok ise mutlaka Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüttüğüm BİL Holdinge gider ve orada çalışma arkadaşlarımla görüşmeler yaparım. Her akşamda mutla bir sivil toplum kuruşunun etkinliği ya da toplantısına katılırım. Türkiye Sigarayla Savaş Derneği, UFRAD, DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi, Küçükçekmece Kent Konseyi, EURAS gibi birçok STK’nın ve birliğin başkanlığını yürütüyorum. Ayrıca Vakıf Üniversiteleri Birliği’nin de Genel Sekreteriyim. Yani akşamları da yoğun geçiyor. En geç saat 23.30 gibide yatarım. Haftanın 7 günü çalışırım ben ama aileme de mutlaka zaman ayırıyorum.
2020’DE DÜNYANIN İLK 500 ÜNİVERSİTESİ ARASINDA OLACAĞIZ
İAÜ’nün kısa dönemde planlarından bahsedebilir misiniz? Uzun vadede ise İAÜ’yü nerede görmek istiyorsunuz?
2015 daha sonra 2020 ve bundan sonra da 2023 var. Biz bu konuyla ilintili olarak kendimize üç aşamalı bir hedef koyduk. 2015 yılında Türkiye’de ilk 5 üniversite arasına gireceğiz. Bunu öğrenci sayısı olarak söylemiyorum. Zaten sayımız şu anda oldukça iyi bir konumda. Bu araştırma, Ar-Ge çalışmaları, projeleri, akademik kadro, uluslararası öğrenci sayısı, işe yerleştirmiş olduğumuz öğrenci sayısı, dünya pazarına sunduğumuz beyin gücü gibi parametrelerle olacak. 2020’de ise İstanbul Aydın Üniversitesi dünyanın ilk 500 üniversitesi arasında yer alacak. 2023 yılı hedeflerimize gelirsek şöyle sıralıyım: 2 bin 500 uluslararası öğrenci, 300 uluslararası öğretim üyesi, asgari 20 patent, Türkiye’nin eğitiminde, Türkiye’nin özel sektöründe, Türkiye’nin sanayisinde söz sahibi olan bir üniversite amaçlıyoruz.
DEİK Eğitim Ekonomisi İş Konseyi olarak yaptığımız çalışmaları sonucunda her gün daha da fazla sayıda üniversitemiz ‘Study in Turkey’ çatısı altında birleşerek yurtdışına güç birliği ile açılıyor. Bu çatıda hep beraber hareket etmek ve ülkemizin yükseköğretim sektörünü dünyaya hep birlikte, tek koldan tanıtmak mecburiyetindeyiz. Eylül 2013 yılında ise EAIE (Avrupa Uluslararası Eğitim Derneği) ve ICEF( Uluslararası Eğitim Vakfı) fuarları İstanbul’da gerçekleşecek.
Son Güncelleme: Pazartesi, 22 Temmuz 2013 15:02
Gösterim: 6212
Plato Meslek Yüksekokulu Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Tolga Yazıcı, toplumdaki Meslek Yüksekokulu isim bilinirliğinin arttırılmasını ve “2 yıllık okuyacağına hiç okuma daha iyi” algısını değiştirmek gerektiğini belirtti.
Toplumdaki Meslek Yüksekokulu isim bilinirliğinin arttırılması ve “2 yıllık okuyacağına hiç okuma daha iyi” cümlesini ve algısını değiştirmek gerektiğini ifade eden Plato Meslek Yüksekokulu Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Tolga Yazıcı, “Mesleki eğitim alanların aslında daha kolay iş bulabildiğini anlatmak gerekiyor. Birçok genç ve ailesi kolay ve kısa yoldan iş hayatına atılmayı önemsiyor, ancak bunun yolunun 2 yıllık mesleki eğitimden de geçebildiğini göremiyorlar” diye konuşuyor.
Plato Meslek Yüksekokulu hakkında bilgi alabilir miyiz? Özellikle meslek yüksekokulunuzun iş dünyası ile ilişkileri nasıl? İş dünyası ile ne gibi çalışmalara imza atıyorsunuz?
Meslek Yüksekokulumuz; sanatçılar, iş adamaları ve akademisyenler tarafından 2009 yılında, seçilmiş sektörlere nitelikli insan kaynağı yetiştirmek amacıyla kuruldu. Öğrencilerimize; sektörle iç içe öğrenme, farklı alanlarda staj yapma ve mezun olduklarında kolayca iş bulabilme imkânı sağlıyoruz. Ayrıca sahip olduğumuz Birleşik Krallık BTEC Edexcel akreditasyonu ile mezunlarımıza kariyer ve lisans tamamlamada yurtdışı alternatifleri de sunuyoruz. Öğrencilerimizin %86’sı belli bir oranda burs desteği almaktadır. Bunu sağlamak için birçok burs alternatifi ve burslu kontenjanlar oluşturuyoruz. Özellikle Meslek Lisesi mezunlarının alanları dışındaki kontenjanlara ücretli yerleşmesi durumunda %40 burs imkânı sağlıyoruz.
İş dünyası ile oldukça yakın ilişkiler içerisindeyiz. Akreditasyona sahip olduğumuz Edexcel sistemi öğrencilerin bilgiyi ne kadar ezberlediklerini ölçen sınavlar yerine, ne kadar uygulayabildiklerini ölçen projeler yoluyla uygulanmakta ve öğrencilerin sahip oldukları beceriler bakımından iş dünyasının ihtiyaçlarına daha uygun mezunlar olarak yetişmelerini sağlamaktadır. Kariyer Merkezi bünyesinde yaptığımız çalışmalar ile öğrencilerimize eğitim dönemlerinde staj ve işyeri uygulamaları, mezuniyetlerinde ise daha fazla iş imkânı sağlayabiliyoruz. Sektörlerin alanlarında bilgi sahibi ve tanınmış temsilcilerini okulumuza çağırarak öğrencilerimizle buluşmalarını sağlıyor; bu yolla öğrencilerimizin sektörlerin güncel sorunları ile ilgili bilgi sahibi olmalarına ve sektörle yakın ilişkiler kurmalarına yardım ediyoruz. Bunun yanı sıra bahar döneminde Kariyer Günleri düzenleyerek bir hafta içerisinde 50’ye yakın sektör temsilcisini ağırlıyoruz. Bu etkinlikte öğrencilerin şirketlerle bire bir iletişim kurmalarını ve mülakatlara katılmalarını sağlıyoruz. Sektör deneyimine sahip dinamik eğitmen kadromuz ve modern eğitim teknolojileri ile öğrencilerin öğrenmesini kolaylaştırarak sektörde aranılan mezunlar yetiştiriyoruz.
Öğrencileriniz iş bulma aşamasında sıkıntı çekmiyorlar diyebilir miyiz?
Biz gençlere iş garantisi vermiyoruz ancak CV hazırlama, mülakat teknikleri ve iş arama yöntemleri gibi konularda verdiğimiz eğitimlerle nasıl iş bulacaklarını öğretiyoruz. Uygulamalı bir eğitimle öğrenmelerini sağlayarak iş bulmada daha avantajlı konumda olmalarını sağlıyoruz.
Öğrencilerimiz için Kariyer Merkezi bünyesinde, mezunlar için ise Mezunlar Ofisi bünyesinde birçok çalışma yapıyoruz. Öğrencilerimizin %50’si daha okurken çalışıyor. Mezunlarımızın ise %60’ı çalışıyor. %55’i DGS ile lisans tamamlıyor. Yaklaşık %25’i ise lisans tamamlarken çalışmaya devam ediyor. Sonuç olarak mezunlarımızın ancak %10’u iş arar konumdadır.
MESLEKİ EĞİTİMİ TÜRKİYE’NİN HER YERİNE GÖTÜRMEYİ HEDEFLİYORUZ
Peki, firmalar ile gerçekleştirdiğiniz görüşmelerde ihtiyaçlarına uygun alanlarda yeni bölüm açmanız konusunda sizlere talep yöneltiyorlar mı? Yeni bölüm açarken hangi kriterleri gözetiyorsunuz?
2009 yılında 4 program ile başladığı eğitim hayatına, bugün 23 programda devam ediyor. Medya, Tasarım, Teknoloji, İletişim ve Sağlık alanlarında Türkçe ve İngilizce, 1. ve 2.öğretim ve uzaktan eğitim alternatifleri sunuyor. Hedefimiz Medya – Tasarım – Teknoloji – İletişim ve Sağlık alanlarında nitelikli insan kaynağı yetiştirmek. 2014 – 2015 eğitim – öğretim yılında yeni programlar da açmayı planlıyoruz. Bunun için gerekli başvuruları yaptık. Yeni açmayı planladığımız programları açarken tabii sektörün talep ve ihtiyaçları doğrultusunda yeni program başvuruları yapıyoruz.
Gelecekte en büyük hedefimiz uluslararası standartlarda mesleki eğitimi Türkiye’nin her yerine götürmek. Bu amaçla, şu anda Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Olgunlaşma Enstitülerinde İstanbul dışında 13 ilde 8 ayrı bölümde mesleki eğitim veriyoruz. Gençlerin uluslararası standartlarda mesleki eğitimi kendi şehirlerinde, ailelerinin yanında alabilmesini sağlıyoruz.
Ülkemizde Meslek Yüksekokullarına ilgiyi arttırmak için neler yapılması gerekmektedir? Bu konuda yaptığınız çalışmalar var mı?
Her şeyden önce toplumdaki Meslek Yüksekokulu isim bilinirliğinin arttırılması ve “2 yıllık okuyacağına hiç okuma daha iyi” cümlesini ve algısını değiştirmek gerekiyor. Toplumda meslek eğitimi ve meslek yüksekokulu faaliyetleri ile ilgili bilgi eksikliği var. Mesleki eğitim alanların aslında daha kolay iş bulabildiğini de anlatmak gerekiyor. Birçok genç ve ailesi kolay ve kısa yoldan iş hayatına atılmayı önemsiyor, ancak bunun yolunun 2 yıllık mesleki eğitimden de geçebildiğini göremiyorlar. Hala “Hukuk, Tıp, Mimarlık, Mühendislik, Öğretmenlik” gibi bölümler en çok talep gören bölümler olmaya devam ediyor ve bunun asıl sebebi insanların “itibarlı – saygın” meslekler arıyor oluşu. Saygının, itibarın 2 yıllık – 4 yıllık üniversite ile değil, insanın kendisine ve işine olan saygısı ile kazanıldığını anlatmak gerekiyor. Biz tüm bunları örnekleriyle lise öğrencilerine, öğretmenlerine ve ailelerine anlatmak için eğitimler veriyoruz. Gençleri yükseköğrenime ve mesleki eğitime teşvik ediyoruz. Daha çok gencin Meslek Yüksekokullarına gitmesi için her türlü desteği sağlamaya yönelik sosyal sorumluluk projemiz ile bu alanda öncülük ediyoruz.
Ayrıca üniversite sanayi işbirliğinin arttırılması gerekmektedir. Bu işbirliği çerçevesinde, öğrencilerin doğru işyerinde doğru departmanda staj yapmasının sağlanması ve uygulama yapabiliyor olması önemli bir yer teşkil etmektedir. Ayrıca programların tasarımında işveren beklentilerine göre ders programlarının ve içeriğinin tasarlanması da, mesleki eğitimin çıktılarının daha verimli olmasını, yani önlisans mezunlarının iş hayatına kolayca girip adapte olmalarını sağlayacaktır.
Son olarak eğitim sistemimizdeki sorunlara çözüm bulmak için hangi adımlar atılmalıdır? Bu konudaki düşüncelerinizi de paylaşabilir misiniz?
Türkiye’de eğitim sisteminin en büyük ve tek problemi merkeziyetçi ve bürokratik yaklaşımımızdır. Bu tür merkezi yaklaşım ile tüm eğitim sistemini kontrol etmeye, denetlemeye ve yönetilmeye çalışıyoruz. Bu nedenle Türkiye’de eğitim, eğitim isteyenlerin ve toplumun ihtiyaçlarından ziyade ideolojik, doktrinasyon veya sosyal mühendislik eylemine dönüşüyor. Eğitimde özerk ve özel kurumların teşvik edilerek geliştirilmesi hem bireyin hem de toplumun istek ve ihtiyaçları doğrultusunda bir eğitim sisteminin oluşumunu sağlayacaktır.
Biz gençlere iş garantisi vermiyoruz ancak CV hazırlama, mülakat teknikleri ve iş arama yöntemleri gibi konularda verdiğimiz eğitimlerle nasıl iş bulacaklarını öğretiyoruz. Uygulamalı bir eğitimle öğrenmelerini sağlayarak iş bulmada daha avantajlı konumda olmalarını sağlıyoruz.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Plato Meslek Yüksekokulu Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Tolga Yazıcı, toplumdaki Meslek Yüksekokulu isim bilinirliğinin arttırılmasını ve “2 yıllık okuyacağına hiç okuma daha iyi” algısını değiştirmek gerektiğini belirtti.
Toplumdaki Meslek Yüksekokulu isim bilinirliğinin arttırılması ve “2 yıllık okuyacağına hiç okuma daha iyi” cümlesini ve algısını değiştirmek gerektiğini ifade eden Plato Meslek Yüksekokulu Mütevelli Heyet Başkanı Dr. Tolga Yazıcı, “Mesleki eğitim alanların aslında daha kolay iş bulabildiğini anlatmak gerekiyor. Birçok genç ve ailesi kolay ve kısa yoldan iş hayatına atılmayı önemsiyor, ancak bunun yolunun 2 yıllık mesleki eğitimden de geçebildiğini göremiyorlar” diye konuşuyor.
Plato Meslek Yüksekokulu hakkında bilgi alabilir miyiz? Özellikle meslek yüksekokulunuzun iş dünyası ile ilişkileri nasıl? İş dünyası ile ne gibi çalışmalara imza atıyorsunuz?
Meslek Yüksekokulumuz; sanatçılar, iş adamaları ve akademisyenler tarafından 2009 yılında, seçilmiş sektörlere nitelikli insan kaynağı yetiştirmek amacıyla kuruldu. Öğrencilerimize; sektörle iç içe öğrenme, farklı alanlarda staj yapma ve mezun olduklarında kolayca iş bulabilme imkânı sağlıyoruz. Ayrıca sahip olduğumuz Birleşik Krallık BTEC Edexcel akreditasyonu ile mezunlarımıza kariyer ve lisans tamamlamada yurtdışı alternatifleri de sunuyoruz. Öğrencilerimizin %86’sı belli bir oranda burs desteği almaktadır. Bunu sağlamak için birçok burs alternatifi ve burslu kontenjanlar oluşturuyoruz. Özellikle Meslek Lisesi mezunlarının alanları dışındaki kontenjanlara ücretli yerleşmesi durumunda %40 burs imkânı sağlıyoruz.
İş dünyası ile oldukça yakın ilişkiler içerisindeyiz. Akreditasyona sahip olduğumuz Edexcel sistemi öğrencilerin bilgiyi ne kadar ezberlediklerini ölçen sınavlar yerine, ne kadar uygulayabildiklerini ölçen projeler yoluyla uygulanmakta ve öğrencilerin sahip oldukları beceriler bakımından iş dünyasının ihtiyaçlarına daha uygun mezunlar olarak yetişmelerini sağlamaktadır. Kariyer Merkezi bünyesinde yaptığımız çalışmalar ile öğrencilerimize eğitim dönemlerinde staj ve işyeri uygulamaları, mezuniyetlerinde ise daha fazla iş imkânı sağlayabiliyoruz. Sektörlerin alanlarında bilgi sahibi ve tanınmış temsilcilerini okulumuza çağırarak öğrencilerimizle buluşmalarını sağlıyor; bu yolla öğrencilerimizin sektörlerin güncel sorunları ile ilgili bilgi sahibi olmalarına ve sektörle yakın ilişkiler kurmalarına yardım ediyoruz. Bunun yanı sıra bahar döneminde Kariyer Günleri düzenleyerek bir hafta içerisinde 50’ye yakın sektör temsilcisini ağırlıyoruz. Bu etkinlikte öğrencilerin şirketlerle bire bir iletişim kurmalarını ve mülakatlara katılmalarını sağlıyoruz. Sektör deneyimine sahip dinamik eğitmen kadromuz ve modern eğitim teknolojileri ile öğrencilerin öğrenmesini kolaylaştırarak sektörde aranılan mezunlar yetiştiriyoruz.
Öğrencileriniz iş bulma aşamasında sıkıntı çekmiyorlar diyebilir miyiz?
Biz gençlere iş garantisi vermiyoruz ancak CV hazırlama, mülakat teknikleri ve iş arama yöntemleri gibi konularda verdiğimiz eğitimlerle nasıl iş bulacaklarını öğretiyoruz. Uygulamalı bir eğitimle öğrenmelerini sağlayarak iş bulmada daha avantajlı konumda olmalarını sağlıyoruz.
Öğrencilerimiz için Kariyer Merkezi bünyesinde, mezunlar için ise Mezunlar Ofisi bünyesinde birçok çalışma yapıyoruz. Öğrencilerimizin %50’si daha okurken çalışıyor. Mezunlarımızın ise %60’ı çalışıyor. %55’i DGS ile lisans tamamlıyor. Yaklaşık %25’i ise lisans tamamlarken çalışmaya devam ediyor. Sonuç olarak mezunlarımızın ancak %10’u iş arar konumdadır.
MESLEKİ EĞİTİMİ TÜRKİYE’NİN HER YERİNE GÖTÜRMEYİ HEDEFLİYORUZ
Peki, firmalar ile gerçekleştirdiğiniz görüşmelerde ihtiyaçlarına uygun alanlarda yeni bölüm açmanız konusunda sizlere talep yöneltiyorlar mı? Yeni bölüm açarken hangi kriterleri gözetiyorsunuz?
2009 yılında 4 program ile başladığı eğitim hayatına, bugün 23 programda devam ediyor. Medya, Tasarım, Teknoloji, İletişim ve Sağlık alanlarında Türkçe ve İngilizce, 1. ve 2.öğretim ve uzaktan eğitim alternatifleri sunuyor. Hedefimiz Medya – Tasarım – Teknoloji – İletişim ve Sağlık alanlarında nitelikli insan kaynağı yetiştirmek. 2014 – 2015 eğitim – öğretim yılında yeni programlar da açmayı planlıyoruz. Bunun için gerekli başvuruları yaptık. Yeni açmayı planladığımız programları açarken tabii sektörün talep ve ihtiyaçları doğrultusunda yeni program başvuruları yapıyoruz.
Gelecekte en büyük hedefimiz uluslararası standartlarda mesleki eğitimi Türkiye’nin her yerine götürmek. Bu amaçla, şu anda Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Olgunlaşma Enstitülerinde İstanbul dışında 13 ilde 8 ayrı bölümde mesleki eğitim veriyoruz. Gençlerin uluslararası standartlarda mesleki eğitimi kendi şehirlerinde, ailelerinin yanında alabilmesini sağlıyoruz.
Ülkemizde Meslek Yüksekokullarına ilgiyi arttırmak için neler yapılması gerekmektedir? Bu konuda yaptığınız çalışmalar var mı?
Her şeyden önce toplumdaki Meslek Yüksekokulu isim bilinirliğinin arttırılması ve “2 yıllık okuyacağına hiç okuma daha iyi” cümlesini ve algısını değiştirmek gerekiyor. Toplumda meslek eğitimi ve meslek yüksekokulu faaliyetleri ile ilgili bilgi eksikliği var. Mesleki eğitim alanların aslında daha kolay iş bulabildiğini de anlatmak gerekiyor. Birçok genç ve ailesi kolay ve kısa yoldan iş hayatına atılmayı önemsiyor, ancak bunun yolunun 2 yıllık mesleki eğitimden de geçebildiğini göremiyorlar. Hala “Hukuk, Tıp, Mimarlık, Mühendislik, Öğretmenlik” gibi bölümler en çok talep gören bölümler olmaya devam ediyor ve bunun asıl sebebi insanların “itibarlı – saygın” meslekler arıyor oluşu. Saygının, itibarın 2 yıllık – 4 yıllık üniversite ile değil, insanın kendisine ve işine olan saygısı ile kazanıldığını anlatmak gerekiyor. Biz tüm bunları örnekleriyle lise öğrencilerine, öğretmenlerine ve ailelerine anlatmak için eğitimler veriyoruz. Gençleri yükseköğrenime ve mesleki eğitime teşvik ediyoruz. Daha çok gencin Meslek Yüksekokullarına gitmesi için her türlü desteği sağlamaya yönelik sosyal sorumluluk projemiz ile bu alanda öncülük ediyoruz.
Ayrıca üniversite sanayi işbirliğinin arttırılması gerekmektedir. Bu işbirliği çerçevesinde, öğrencilerin doğru işyerinde doğru departmanda staj yapmasının sağlanması ve uygulama yapabiliyor olması önemli bir yer teşkil etmektedir. Ayrıca programların tasarımında işveren beklentilerine göre ders programlarının ve içeriğinin tasarlanması da, mesleki eğitimin çıktılarının daha verimli olmasını, yani önlisans mezunlarının iş hayatına kolayca girip adapte olmalarını sağlayacaktır.
Son olarak eğitim sistemimizdeki sorunlara çözüm bulmak için hangi adımlar atılmalıdır? Bu konudaki düşüncelerinizi de paylaşabilir misiniz?
Türkiye’de eğitim sisteminin en büyük ve tek problemi merkeziyetçi ve bürokratik yaklaşımımızdır. Bu tür merkezi yaklaşım ile tüm eğitim sistemini kontrol etmeye, denetlemeye ve yönetilmeye çalışıyoruz. Bu nedenle Türkiye’de eğitim, eğitim isteyenlerin ve toplumun ihtiyaçlarından ziyade ideolojik, doktrinasyon veya sosyal mühendislik eylemine dönüşüyor. Eğitimde özerk ve özel kurumların teşvik edilerek geliştirilmesi hem bireyin hem de toplumun istek ve ihtiyaçları doğrultusunda bir eğitim sisteminin oluşumunu sağlayacaktır.
Biz gençlere iş garantisi vermiyoruz ancak CV hazırlama, mülakat teknikleri ve iş arama yöntemleri gibi konularda verdiğimiz eğitimlerle nasıl iş bulacaklarını öğretiyoruz. Uygulamalı bir eğitimle öğrenmelerini sağlayarak iş bulmada daha avantajlı konumda olmalarını sağlıyoruz.
Son Güncelleme: Perşembe, 20 Şubat 2014 09:22
Gösterim: 4099
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük, “Pahalı olan okul iyi okuldur” yaklaşımının doğru olmadığını ve son yıllarda bazı okulların sadece sınav başarısını ön plana çıkardığını söyledi
Özel okullarda okuyan öğrenci sayısının 569 bine ulaştığını belirten Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük, buna karşın stratejik planda hedeflenen yüzde 5 oranına ise 2014’de ulaşmanın zor olduğunu söyledi. Özellikle OSB’lerde başlatılan teşvik uygulamasına dikkat çeken Küçük, bu tür teşviklerin özel okul sektörünü büyüteceğini söyledi. Eğitim alanında yaşanan rekabete de dikkat çeken Küçük, “Ölçülü ve ilkeli bir rekabetin sektöre olumlu katkı yapacağını düşünüyorum. Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olursa yaparız. Ama şu anda böyle bir ihtiyaç gözükmüyor.” diye konuştu.
Özel okul sektörünün bugün için geldiği noktayı değerlendirebilir misiniz? Türkiye’de özel okulların gelişimini yeterli görüyor musunuz?
Son yıllarda özel okul sektöründe çok önemli gelişmeler olmasına rağmen bugün geldiğimiz nokta yeterli değildir. Bakanlığımızın 2010-2014 stratejik planında genel eğitimimiz içerisindeki özel okul öğrenci oranı % 2,76’dan % 5’e çıkarılması hedeflenmektedir. Şu an itibariyle % 3,5’i yakalamış durumdayız. Bu artış hızı ile önümüzdeki yıl stratejik plandaki % 5’lik hedefe ulaşılamayacağı görülmektedir.
Diğer taraftan bardağın dolu tarafını da görmek gerekir. 2002-2003 eğitim yılında özel okullarda toplam 223.000 öğrenci eğitim görüyorken bugün itibariyle bu sayı % 155’lik artışla 569.000’e çıkmıştır. Bu önemli miktardaki artış resmi okullarda son yıllarda derslik başına düşen öğrenci sayısının azalmasına, fiziki yapılarda ve donanımlardaki iyileşmeler olmasına rağmen gerçekleşmiştir.
SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİNDE VELİ ÖZEL OKULA GÜVENDİ
4+4+4 uygulamasının özel okulculuk sektörü üzerindeki etkisi nasıl olmuştur? Bu çerçevede bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Son on yıldır özel okullardaki öğrenci sayıları her yıl % 5 ile % 10 arasında artmakta idi. Bu öğretim yılındaki artış diğer yıllara göre bir miktar daha fazla gerçekleşti. Bu artışın bir kısmı birinci sınıfa devam edecek öğrencilerin yaş aralığının bir miktar artmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca sistem değişikliklerinde veliler sistemin uygulanması konusunda bir miktar tedirgin olmakta ve özel okulları değişikliğe daha kolay adapte olacak gördüklerinden özel okullara yönelmektedirler. Bunları bir bütün olarak değerlendirdiğimizde özel okullara olumlu etki ettiğini değerlendirebiliriz.
DAHA FAZLA SERMAYE DAHA FAZLA OKUL DEMEK
Özel okulların eğitimden aldığı payın üç yıl içinde en az ikiye katlanacağı öngörülürken, bu kapsamda özel sermaye fonlarının da bu alana ilgisinin arttığını görüyoruz. Sizce sektördeki yabancı sermayenin artışı beraberinde hangi artıları/eksileri getirir?
Bugünkü yapı ile üç yıl içinde özel okulların eğitimden aldığı payın iki katına çıkması imkansız gibi. Büyük sermaye gruplarının özel okul işine girmeleri tabii ki sektördeki öğrenci sayısının hızla artmasına sebep olur. Çünkü şu anda ülkemizde özel okul ücretleri bir hayli yüksek. Daha fazla sermaye daha fazla okul demek. Bu durum da öğrenci ücretlerinin rekabetten dolayı bir miktar aşağıya inmesi ve böylece daha fazla öğrencinin bu imkandan yararlanması anlamını taşıyor.
Özel okullar arasına rekabetin giderek arttığı bir dönem yaşıyoruz. Bu rekabeti doğal buluyor musunuz? Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz?
Günümüzde bütün alanlarda rekabet var. Eğitim alanında da rekabet olması gayet doğal. Ölçülü ve ilkeli bir rekabetin sektöre olumlu katkı yapacağını düşünüyorum. Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olursa yaparız. Ama şu anda böyle bir ihtiyaç gözükmüyor.
KENDİNİ İSPATLAMIŞ OKULLAR DEVAM EDECEK
Zincir okullar olgusu ön plana çıkıyor. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de bütün sektörlerde markalaşma ve zincirleşme hızla devam ediyor. Bu süreç yaklaşık on beş yıl önce dershanelerde de başlamıştı ve yavaşlayarak devam ediyor. Belirli markaların biraz daha kurum sayılarını artıracağını ama yerelde kendini ispat etmiş bazı okulların da faaliyetlerine devam edeceğini düşünüyorum. Bu durumun olumlu ve olumsuz yanları vardır. Sistem kendi içinde bunları dengeleyecektir diye düşünüyorum.
PAHALI OKUL İYİ OKUL DEĞİLDİR!
Velilerin özel okullara ilgisi artıyor mu? Çocuklarını özel okula gönderecek velilere neler tavsiye dersiniz? Veliler özel okul seçerken nelere dikkat etmeliler?
Velilerin özel okullara ilgisi her geçen gün artıyor. Özel okullardaki öğrenci sayısının artışı bunun en önemli göstergesidir. Veliler özel okullardan aldıkları hizmeti çok iyi irdeleyip çocuklarını buna göre okullara göndermeliler. “Pahalı olan okul iyi okuldur” yaklaşımının doğru olmadığını düşünüyorum. Son yıllarda bazı okulların sadece sınav başarısını ön plana çıkardığını görüyoruz. Bu durum da doğru değildir. Okullarımız öğrenciyi sosyal ve sportif yönden de geliştirip hayata hazırlamalılar. Çocuklarını kendilerine, ailelerine, ülkelerine ve bütün insanlığa faydalı bireyler olarak yetiştiren okullar tercih edilmeli.
OSB’LERDE ÖZEL OKUL SAYISI ARTACAK
Türkiye’deki özel okul sektörünü dünya ile kıyasladığınızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Özel okulların gelişimi için teşvik mekanizmaları üzerinde nasıl iyileştirmeler yapılmalı?
Ülkemizdeki özel okul sektörünün tarihi çok eskidir. Hatta Cumhuriyet öncesinde kurulup günümüze kadar devam eden özel okullar vardır. Buna rağmen özel okullardaki okullaşma oranımız dünyanın birçok gelişmiş ülkesine göre çok gerilerdedir.
AB ülkelerine ve OECD ülkelerine baktığımızda özel okul oranlarının ülkemize göre 5 kat civarında fazla olduğunu görüyoruz. Yani bu ülkelerde öğrencilerinin yaklaşık %15’i özel okullara gidiyor. Bu ülkelerin hemen hemen tamamında farklı şekillerde özel okullara veya özel okullara devam eden öğrencilere parasal destek vardır. Ülkemizde de son on yılda bu konuda çeşitli denemeler yapıldı ve bazı sebeplerden dolayı uygulanamadı. Ama bu alanda 2012 yılı Temmuz ayı içerisinde 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda yapılan değişiklikle Organize Sanayii Bölgelerinde açılan Özel Meslek liselerine devam eden her bir öğrenci için alanlarına göre okula ücret ödenir hükmü getirildi. Bu Kanun çerçevesinde daha sonra alt düzenlemeler yapıldı. Bu yasal çerçeve doğrultusunda OSB’lerde açılan özel meslek liselerinde okuyan her bir öğrenci için ilk defa bu yıl okullara alanlarına göre 4000, 4500 ve 5000 lira olmak üzere hesaplanan paraların % 75’i ödendi. Kalan %25’lik kısım da Haziran ayında ödenecek. Bu teşvik sistemi ile önümüzdeki süreçte OSB’lerde önemli ölçüde özel okul açılacağını düşünüyoruz. Eğer bu ve benzeri teşvik sistemi diğer okul türleri için de yapılabilirse özel okul ve öğrenci sayısında hızlı artış olacağını değerlendirmekteyiz.
Üst Kategori: ROOT Kategori: EĞİTİM Dosyası
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük, “Pahalı olan okul iyi okuldur” yaklaşımının doğru olmadığını ve son yıllarda bazı okulların sadece sınav başarısını ön plana çıkardığını söyledi
Özel okullarda okuyan öğrenci sayısının 569 bine ulaştığını belirten Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürü Mehmet Küçük, buna karşın stratejik planda hedeflenen yüzde 5 oranına ise 2014’de ulaşmanın zor olduğunu söyledi. Özellikle OSB’lerde başlatılan teşvik uygulamasına dikkat çeken Küçük, bu tür teşviklerin özel okul sektörünü büyüteceğini söyledi. Eğitim alanında yaşanan rekabete de dikkat çeken Küçük, “Ölçülü ve ilkeli bir rekabetin sektöre olumlu katkı yapacağını düşünüyorum. Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olursa yaparız. Ama şu anda böyle bir ihtiyaç gözükmüyor.” diye konuştu.
Özel okul sektörünün bugün için geldiği noktayı değerlendirebilir misiniz? Türkiye’de özel okulların gelişimini yeterli görüyor musunuz?
Son yıllarda özel okul sektöründe çok önemli gelişmeler olmasına rağmen bugün geldiğimiz nokta yeterli değildir. Bakanlığımızın 2010-2014 stratejik planında genel eğitimimiz içerisindeki özel okul öğrenci oranı % 2,76’dan % 5’e çıkarılması hedeflenmektedir. Şu an itibariyle % 3,5’i yakalamış durumdayız. Bu artış hızı ile önümüzdeki yıl stratejik plandaki % 5’lik hedefe ulaşılamayacağı görülmektedir.
Diğer taraftan bardağın dolu tarafını da görmek gerekir. 2002-2003 eğitim yılında özel okullarda toplam 223.000 öğrenci eğitim görüyorken bugün itibariyle bu sayı % 155’lik artışla 569.000’e çıkmıştır. Bu önemli miktardaki artış resmi okullarda son yıllarda derslik başına düşen öğrenci sayısının azalmasına, fiziki yapılarda ve donanımlardaki iyileşmeler olmasına rağmen gerçekleşmiştir.
SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİNDE VELİ ÖZEL OKULA GÜVENDİ
4+4+4 uygulamasının özel okulculuk sektörü üzerindeki etkisi nasıl olmuştur? Bu çerçevede bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Son on yıldır özel okullardaki öğrenci sayıları her yıl % 5 ile % 10 arasında artmakta idi. Bu öğretim yılındaki artış diğer yıllara göre bir miktar daha fazla gerçekleşti. Bu artışın bir kısmı birinci sınıfa devam edecek öğrencilerin yaş aralığının bir miktar artmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca sistem değişikliklerinde veliler sistemin uygulanması konusunda bir miktar tedirgin olmakta ve özel okulları değişikliğe daha kolay adapte olacak gördüklerinden özel okullara yönelmektedirler. Bunları bir bütün olarak değerlendirdiğimizde özel okullara olumlu etki ettiğini değerlendirebiliriz.
DAHA FAZLA SERMAYE DAHA FAZLA OKUL DEMEK
Özel okulların eğitimden aldığı payın üç yıl içinde en az ikiye katlanacağı öngörülürken, bu kapsamda özel sermaye fonlarının da bu alana ilgisinin arttığını görüyoruz. Sizce sektördeki yabancı sermayenin artışı beraberinde hangi artıları/eksileri getirir?
Bugünkü yapı ile üç yıl içinde özel okulların eğitimden aldığı payın iki katına çıkması imkansız gibi. Büyük sermaye gruplarının özel okul işine girmeleri tabii ki sektördeki öğrenci sayısının hızla artmasına sebep olur. Çünkü şu anda ülkemizde özel okul ücretleri bir hayli yüksek. Daha fazla sermaye daha fazla okul demek. Bu durum da öğrenci ücretlerinin rekabetten dolayı bir miktar aşağıya inmesi ve böylece daha fazla öğrencinin bu imkandan yararlanması anlamını taşıyor.
Özel okullar arasına rekabetin giderek arttığı bir dönem yaşıyoruz. Bu rekabeti doğal buluyor musunuz? Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyor musunuz?
Günümüzde bütün alanlarda rekabet var. Eğitim alanında da rekabet olması gayet doğal. Ölçülü ve ilkeli bir rekabetin sektöre olumlu katkı yapacağını düşünüyorum. Rekabet koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç olursa yaparız. Ama şu anda böyle bir ihtiyaç gözükmüyor.
KENDİNİ İSPATLAMIŞ OKULLAR DEVAM EDECEK
Zincir okullar olgusu ön plana çıkıyor. Bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Son yıllarda dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde de bütün sektörlerde markalaşma ve zincirleşme hızla devam ediyor. Bu süreç yaklaşık on beş yıl önce dershanelerde de başlamıştı ve yavaşlayarak devam ediyor. Belirli markaların biraz daha kurum sayılarını artıracağını ama yerelde kendini ispat etmiş bazı okulların da faaliyetlerine devam edeceğini düşünüyorum. Bu durumun olumlu ve olumsuz yanları vardır. Sistem kendi içinde bunları dengeleyecektir diye düşünüyorum.
PAHALI OKUL İYİ OKUL DEĞİLDİR!
Velilerin özel okullara ilgisi artıyor mu? Çocuklarını özel okula gönderecek velilere neler tavsiye dersiniz? Veliler özel okul seçerken nelere dikkat etmeliler?
Velilerin özel okullara ilgisi her geçen gün artıyor. Özel okullardaki öğrenci sayısının artışı bunun en önemli göstergesidir. Veliler özel okullardan aldıkları hizmeti çok iyi irdeleyip çocuklarını buna göre okullara göndermeliler. “Pahalı olan okul iyi okuldur” yaklaşımının doğru olmadığını düşünüyorum. Son yıllarda bazı okulların sadece sınav başarısını ön plana çıkardığını görüyoruz. Bu durum da doğru değildir. Okullarımız öğrenciyi sosyal ve sportif yönden de geliştirip hayata hazırlamalılar. Çocuklarını kendilerine, ailelerine, ülkelerine ve bütün insanlığa faydalı bireyler olarak yetiştiren okullar tercih edilmeli.
OSB’LERDE ÖZEL OKUL SAYISI ARTACAK
Türkiye’deki özel okul sektörünü dünya ile kıyasladığınızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor? Özel okulların gelişimi için teşvik mekanizmaları üzerinde nasıl iyileştirmeler yapılmalı?
Ülkemizdeki özel okul sektörünün tarihi çok eskidir. Hatta Cumhuriyet öncesinde kurulup günümüze kadar devam eden özel okullar vardır. Buna rağmen özel okullardaki okullaşma oranımız dünyanın birçok gelişmiş ülkesine göre çok gerilerdedir.
AB ülkelerine ve OECD ülkelerine baktığımızda özel okul oranlarının ülkemize göre 5 kat civarında fazla olduğunu görüyoruz. Yani bu ülkelerde öğrencilerinin yaklaşık %15’i özel okullara gidiyor. Bu ülkelerin hemen hemen tamamında farklı şekillerde özel okullara veya özel okullara devam eden öğrencilere parasal destek vardır. Ülkemizde de son on yılda bu konuda çeşitli denemeler yapıldı ve bazı sebeplerden dolayı uygulanamadı. Ama bu alanda 2012 yılı Temmuz ayı içerisinde 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununda yapılan değişiklikle Organize Sanayii Bölgelerinde açılan Özel Meslek liselerine devam eden her bir öğrenci için alanlarına göre okula ücret ödenir hükmü getirildi. Bu Kanun çerçevesinde daha sonra alt düzenlemeler yapıldı. Bu yasal çerçeve doğrultusunda OSB’lerde açılan özel meslek liselerinde okuyan her bir öğrenci için ilk defa bu yıl okullara alanlarına göre 4000, 4500 ve 5000 lira olmak üzere hesaplanan paraların % 75’i ödendi. Kalan %25’lik kısım da Haziran ayında ödenecek. Bu teşvik sistemi ile önümüzdeki süreçte OSB’lerde önemli ölçüde özel okul açılacağını düşünüyoruz. Eğer bu ve benzeri teşvik sistemi diğer okul türleri için de yapılabilirse özel okul ve öğrenci sayısında hızlı artış olacağını değerlendirmekteyiz.
Son Güncelleme: Pazartesi, 20 May 2013 14:59
Gösterim: 4130

